BİZİ KOYUN YERİNE KOYDULAR

 

“Alıntı Film Kaynak:

http://www.turkcealtyazi.org/mov/5618256/manhunt-unabomber.html”

 

Bir dakika… size gelen postayı düşünmenizi istiyorum.

Halinizden memnun ve uyurgezer bir koyun gibi kabullenmeyi bırakın.

Bunu gerçekten düşünün.

Söz veriyorum, postasınızı düşünmeye değer bulacaksınız.

Bir parça kağıt, sınıfta not uzatır gibi bütün kıtayı dolaşabiliyor.

Size dünyanın diğer ucundan kurabiye gönderebilirim ve tek yapmam gereken kutunun üstüne ismini yazmak, üstüne pul yapıştırmak ve göndermek.

 Ve işte bunun işe yaramasının tek nedeni zincirdeki her bir kişinin akılsız bir robot gibi hareket etmesi.

 Bir adres yazıyorum ve onlar itaat ediyorlar.

 Soru yok.

 Sapma yok.

 Durup düşünmüyorlar, sonsuzluğu ya da güzelliği   ya da ölümü.

Siz bile, özgür irade iddialarınıza rağmen üstünde isminiz yazan bir kutu gelirse buna itaat etmekten başka bir şey düşünemezsiniz bile. Hemen açıverirsiniz

 -Posta var

– Günaydın.

 – Hey.

 Buyurun.

 – Teşekkürler.

 – Teşekkürler.

 Bu sizin hatanız değil.

 Sizi bu hale getiren toplum.

Evet siz…siz koyunsunuz ve koyunlar dünyasında yaşıyorsunuz.

 Ve hepiniz koyun olduğunuzdan, sadece itaat ettiğinizden uzanıp herkese her yerde dokunabilirim.

 Uzanabilirim   ve size dokunabilirim   şimdi.

“Posta elinizde şimdi patladı”

**

 

İTAAT ETMENİ İSTİYORLAR.

 Koyun gibi olmanı istiyorlar, kendilerine benzeyen bir koyun, itaatkar, sorgulamayan bir makine parçası.

 Otur dediklerinde oturmanı, kalk dediklerinde kalkmanı.

 İnsanlığından ve özerkliğinden, maaş, altın yıldız, daha büyük televizyon için vazgeçmeni istiyorlar.

 İnsan olmanın tek yolu, özgür olmanın tek yolu isyan etmek.

 Seni ezmeye çalışacaklar.

 Seni ellerindeki bütün yöntemlerle itaatkâr, uysal, köle yapmaya çalışacaklar ama onlara izin veremezsin.

 Kendinin efendisi olmalısın, ne gerekirse gereksin.

 Makinelerinde amaçsız bir çark olmaktansa insan olarak ölmek daha iyidir.

**

Kendinize, kontrolün sizde olduğunu söylüyorsunuz.

 Size, teknolojinize ve makinelerinize itaat ediyorlar.

 Ama arabanız ya da telefonunuz olmasa ne yapardınız?

 Ya bütün uçaklar dursa?

 On yıl önce, bilgisayarlar pahalı oyuncaklardı.

 Bugün, onlar olmadan bildiğimiz haliyle uygarlık çöker.

 Elektrik kesintisi, bilgisayar çökmesi, arabanın çalışmaması, telefonun çalmaması korkusuyla yaşıyorsunuz.

 Bunun olmaması için hayatınızı ve toplumu düzenliyorsunuz.

 Her şey onların ihtiyaçları etrafında dönüyor, sizin değil.

 Sinyal veriyorlar, zıplıyorsunuz.

 Ses veriyorlar, cevap veriyorsunuz.

 Kendinize sorun, kontrol gerçekten kimde?

 Sizde mi yoksa onlarda mı?

**

Modern toplumda sizden beklenen tek şey itaat.

**

Biliyorum.

 Ne zaman bu kadar güçsüz hissetmeye başladığımı bilmiyorum.

 Hepimiz böyle hissediyoruz.

 Herkes.

 Herkes böyle hissediyorsa bu konuda ne yapıyoruz?

 Hiçbir şey.

 Aslında bu hoşumuza gidiyor.

 Tuzağa düşmüş hissetmek…ezilmiş.

 Sanırım özgürlük kölelikten çok daha korkutucu.

 Ama yapacak bir şey yok.

 Hayat böyle.

 Kabullenip yaşıyorsun.

 Bu hayat değil.

 Bu yaşamak değil.

 Bu, uyurgezerlik.

 Televizyon izlemek, çerçöp yemek, başka birisi için bir şey olmaya çalışmak.

 Kimse bu konuda bir şey yapmıyor.

 Kimse denemiyor.

 “Sen deneyebilirsin”

 Evet, sana kötü diyecekler…

 Kötü birisi.

 Fakat sen hep biraz ilerisi olacaksın.

**

SANAYİ TOPLUMU VE GELECEĞİ

 

 – Teknoloji çok kötü?

 – Pekala, teknoloji çok kötü.

 Ve hapı yutmuş durumdayız.

Zihnine doğru bir kapı aç.

 Biz de oradan girmeliyiz, yani  “Endüstri Devrimi ve sonuçları insan ırkı için bir felaket oldu.”

 Teknolojinin bizi özgürleştirmesi gerekiyordu, öyle değil.

Araba gibi.

 Arabalar icat edildi ve istediğimiz yere gidebilir hale geldik.

 Ama sonra araba sahibi olmak neredeyse zorunlu hale geldi.

 Daha fazla sınırlandık ve kısıtlandık.

 Yani, bütün şehirler arabalar üstüne kuruldu.

 Arabaya binmeden yiyecek alamayacak hale gelene kadar.

 Zorunlu bıraktılar.

 Televizyon zararsız görünüyordu, biz değiştirene kadar.

 Her yere kamera koyup bizi izleyen bir şeye dönüştürdük.

 Acelemiz varsa hızlı süremiyoruz ya da rahatlamak için yavaş.

 Önce kontrol bizdeydi.

 Şimdi kendi teknolojimizin kölesi olduk.

İnsanlar sosyal makinedeki ürünlere ve çarklara indirgeniyor.

 Onurdan, otonomiden ve özgürlükten yoksun.

Tek seçeneğimiz itaat.

 Kafesteki farelere dönüşüyoruz 

Peşinden koştuğumuz peynirin şaşkınlığıyla dikkatimiz dağılmış.

 Statü, promosyon, para, daha iyi araba, daha büyük ev, daha çok televizyon.

 Eğlenceyle tükenmiş, terapi ve Prozac ile düzeltilmiş bir toplum.

 Artık özgür olmak istemeyene kadar.

 Ya da düzeltilemiyorsan   akıl hastanesi.

 Ya da hapishane.

 Tek alternatif, tek umudumuz, özgür olmanın tek yolu   her şeyi… havaya uçurmak.

**

Sen farklı bak

Özgür olmanın ilk adımı, bakış açısını değiştirmek.

Guguk kuşu bahçede ötmeye başladı, sesinden taşan güveni biliyorsundur ve 

Sonra fark edersin ki, araba alarmı sesi çıkarıyordu.

 Biliyor musun?

 Ve sen  Orada oturup ve bir saat boyunca zavallı kuşu dinlediğini düşün…

Kuş özgürlüğünü kaybetmiş…

Ne yaptık biz?

” Ne kadar yanlış  yapıldı.

 Sürekli bunu düşün, bu kadar yanlış ne yapmış olabiliriz ki işler bu noktaya vardık.

Kuş ötüşünü bile unuttu…

 Her arabaya bindiğinde şunu düşün.

 Daha çok sürdükçe daha çok anlam kazanmalıydı.

 Bir akşam işten eve dönerken ve dışarıda kimse yok, gerçekten de hiç kimse.

 Ve kırmızı ışıkta durdun, bekledin.

 Ve hiçbir yerde araba yok.

 Ama yine de bekledim.

 İtaat ettin.

 O zaman fark ettin ki, mesele teknoloji değildi, makineler değildi.

 Bize ne yaptıklarıyla ilgiliydi.

 Çünkü kalplerimiz özgür değildi.

 – Ve özgür olmak istedin.

 – Evet.

 İnsanlık onurunu, özerkliğini istedin.

 – Evet.

 – Bunu herkes ister.

 O kadar çok istiyoruz ki, insanlıklarının bir kısmını kurtarmak için her gün öldürüyoruz, savaşlar çıkıyor.

 Bie seri katil için şunu düşün, hayatı boyunca öldürdüğünü söyledikleri insan sayısından fazlası intihardan öldü.

 Antidepresan, estetik ameliyat ve fast food yüzünden daha çok kişi öldü.

 Neden herkes benden bu kadar korkuyor?

 Kendine şunu sor: Neden o takım elbiseliler çaresizce bu şekilde düşünenin deli olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar?

Çünkü haklı olduğunu biliyorlar.

Birde uyanırsa diye.

 Onlar uyuyorlar ve bir gün uyanıp telefonlarını, televizyonlarını ve video oyunlarını kapatıp senin ve kendileriyle yüzleşmekten korkuyorlar.

 Sen ve ben?

 Sen ve ben.

 “Sanayi toplumunun olumsuz etkilerini yok etmeye gelince, keki hem yiyip hem de ona sahip olamazsınız.

“Keki hem yiyip hem de ona sahip olamazsınız.”

Mesele de bu.

 Aslında tam tersi olacak.

” Keke hem sahip olup hem de yemek.”

 1500’lerde değişmiş ve o zamandan beri yanlış söylüyoruz.

Onunla ilgili trajik bir şey var.

 Böyle düşünebilen bir adam, böyle bir kavrayış ve tutkuyla ama söylemesi gerekenleri duyurabilmenin tek yolunun insanları havaya uçurmak olduğunu mu düşünmeli?

 Ya da kapana kısılmış, yok sayılmış ve güçsüz.

 Ama aslında korkunç bir şekilde yalnız olmakla ilgili.

 Konuşabileceği, onu anlayan ve olduğu gibi kabul eden tek bir kişinin olmasıyla ilgili.

 Herkes bunu ister, değil mi?

**

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.