RASÛLÜLLAH SALLALLÂHÜ ALEYHİ VE SELLEMİ, MÜSLÜMANLAR NİYE KISKANIYOR?

 

Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem hakkında son dönem modern ilahiyatçılar pozitivizm etkisinde kalarak, dini akıl süzgecine uydurmak gayretleri sonucu çıkmış fikirlere ödün vermektedirler. İslâm dünyasında başarıya ulaşan bu provakatif proje tarzı yakın zamanda Yahudiliği de sıçramış gibi görünüyor. 

Gündem filmlerden olan [HZ. MUSA -YAHUDİ EZOTERİZMİ İLE EXODUS: GODS AND KİNGS- Göç: Tanrılar ve Krallar (2014) ] de Yahudi göçü ve Hz. Musa aleyhisselâmın mucizeleri birer birer tabiat olaylarına endeksleniyor.  Makul bakılacak bazı yönler bulunan harika olayların külliyen tabiat olayı ekseninde farzedilmesinin nübüvvete zarar verdiği kesindir. Önceleri İslam’a yapılan taşkınlık, ehli kitaba ve skolastik Yahudi düşüncesine dahi saldırıya geçiyorsa “bir şeyler oluyor” demek akla gelmiyor değil.

Bu fikirleri ilk önce müsteşrikler İslâm için sunmuştu, bizim dediğimiz insanlarda kabullenmişlerdi. Şimdi sıra onlarda biz Müslümanlar dayandık ehli kitap nasıl dayanacak bilemiyoruz.

Bu meyanda “Sen, Kitab’ın sana verileceğini ummazdın; fakat Rabbinden sana bir rahmet ulaştı…” Şura suresi, 52 ayetini Hz. Muhammed Peygamber Olacağını Bilmiyordu-H.O  (Bu makale yazarı tarafından kaldırılmıştır-sormak lazım) yazısında indirgemeci/düzeltmeci/akla uygun hale getirme vb.. tavırla Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin şahsiyetine karşı taarruz kılanlara ne denilir. Biz onlara bir şey demiyoruz. Bizimkiler zaten kopyacı/mukallit, fazla söze hacet yoktur. Kurdukları tuzak kendilerine dönen müsteşriklerin biz neden bu hatayı yaptık demelerini bekliyoruz.

Günümüzün dünyasında, etliye sütlüye karışmak istemeyen, kendilerini şahsen ilgilendirmediği takdirde, hayatî önemi haiz konu ve meselelerde dahi ses çıkarmaksızın köşelerine sinen pek çok insan var. Bu kimselere, Nazi Almanya’sında yaşamış bir Protestan papazının hâtıra defterindeki şu satırları hatırlatmak isterim:

“Önce Yahudiler’i götürdüler, aldırmadım; ben Yahudi değildim.

Sonra, Katolikler’i götürdüler, yine aldırmadım; ben Katolik değildim.

Ardından, Protestanlar’ı götürdüler; çevreme baktım, bana yardım edecek kimse kalmamıştı.”

[Kaynak: Nejat Muallimoğlu, Bütün Yönleri ile Hitabet, Yeni Binyıl (Altıncı) Baskısı 2000, İstanbul]

**

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi bir şekilde tenkit etmek, O’nu şirk babında Allah Teâlâ’ya rakip görmek günümüzde moda oldu.

 O’nun yüce şahsiyetini görmemek.

Görmemek ne kelime,  O’nu müsteşrik edasıyla dinden silip atmak bir vazife addediliyor?

Ne oldu bu Müslümanlara!

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme karşı olmak yoksa dinden dönmenin başka bir şekli midir?

Gün geçtikçe adı Müslüman, kendi de  Müslüman (!), fakat Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme düşman kişiler artıyor ve eksilmiyor.

Neden?

Diyebilirsiniz, hayır öyle bir şey yoktur.

Var Efendim var!

Onların işine bak; kulluğuna bak; cemaatine bak, liderine bak; hocasına bak; şeyhine bak ; dergisine bak, …

Baktıkça bakın …hiçbirinde Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme dair  az da olsa “minnet babından” duyulan bir söz ve halleri  var mı ?

Yoktur.

Bazılarında da ise, Kur’ân-ı Kerim dillerine dolanmış duruyor.

Ne oldu?

 Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem nerede?

Niçin peygambere karşı hased edici  oldu bu Müslümanlar?

Tabi ki sebebi var.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, “kulluğun” simgesi.

Tanrı olmak varken kul olmak kimin neyine..

Uçmak varken, kaçmak varken, gökler varken, sefahat varken; yerlerde durup, kulluk etmek, malını mülkünü paylaşmak,  namaz kılmak, insanların çilelerine talip olmak;

Kimin neyine.

Onlara ulaşmak için, Fenâ’ya çıkarsın, bekâya varırsın, o da yetmez, nasıl olsa peygamber gelmeyecek ya;

Yeri gelir Mehdi olurlar, yeri gelir İsâ olduklarını kabul etmeye mecbur ederler, o da olmazsa meşruiyyeti pazarlayarak köşebaşı ağası olurlar.

İşin garibi günümüzde “şeytan tatile çıktı diyorlar”dı da inanmazdım.  Meğer doğru imiş.

Şeytan bu günlerde istirahat ediyor.

İşin latifesi bir yana biz nerede hata yapıyoruz?

Cevabı yukarıda söylediğimiz gibi kimse “KUL” olmaya neden yanaşmıyor.

Kulluk zor iştir.  

Melek olsan bile kulluk zor iştir.

Cebrail aleyhisselâm meleklerin peygamberi iken Azâzil’in (Şeytan) düştüğü durumlardan her zaman rahatsız olmuş ve sıkıntısını içinde hissetmiştir. Öyle ki Kur’ân-ı Kerim’i indirdiği güne kadar kendini emniyette hissetmeyip, âlemlere rahmet olan Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem ile ancak huzura kavuşabilmiştir.

Bir gün Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Cebrail’e:

“Yüce Allah, ‘seni âlemlere rahmet için gönderdim’ (Enbiya 107) buyuruyor. Bu rahmetten sen de istifade ettin mi?” demiş. O da:

“Evet, akıbetimden korkuyordum. Allah, bana: ‘O elçi güçlüdür, Arş’ın Sahibi katında yücedir. Orada (kendisine) itaat edilen ve güvenilendir’ (Tekvîr 81/20-21) şeklinde övgüde bulunduğu için sana iman ettim, demiş.”[1]

İsmail Hakkı Bursevî kaddesellâhü sırrahu’l azîz bu konuyu izah ederken şu görüşlere yer vermiştir:

“Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin rahmet oluşu mutlak, tam, kâmil, her şeyi içine alan, cami’, gaybî, ilmî, aynî, vucûdî, şuhûdî, geçmiş ve gelecekle ilgili tüm kayıtları kuşatan, ruhlar ve cesetler âlemi gibi diğer tüm akıllılarla ilgili âlemleri de içine alan bir rahmettir…

Ey akıllı insan, iyi düşün ve anla ki Yüce Allah Teâlâ bize şunu haber vermektedir: Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin nuru, Allah’ın ilk önce yarattığı şeydir. Daha sonra tüm mahlûkatı nurunun bir bölümünden Arş’tan toprağa kadar yaratmıştır…” [2]

Yine tahrif edilen Yuhanna İncil‘inde Hz. İsâ aleyhisselâm için söyleniyor denilse de “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” müjdesine kavuşmuş Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hakkında da şu şekilde söylendiğini hatırlatmakta yarar görmekteyiz:

“…Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı…”[3]

“…O, hep dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu (gerçeğiyle) tanımadı…”[4]

Bu sözlerle maksadımız şudur ki kıskançlık ve hased duygusu insanın fıtratından doğmaktadır. Bu duyguların imanî çerçevedeki durumu terbiye ile alakalıdır. Bu nedenle Müslüman olması kişiyi bu huylardan uzak tutmaz. Yine Allah Teâlâ buyurdu ki;

 “Onlar mı Rabb’inin rahmetini taksim ediyorlar?”[5]

Ebu’l Leys Semerkandî, buradaki ifadeyi açıklarken “risâlet ve nübüvvetin anahtarları onların ellerinde mi ki onları diledikleri yere koyuyorlar? Risâlete, kullarımızdan dilediğimizi ancak biz seçeriz” demiştir.[6]

Fahreddin Râzî, buradaki rahmet kelimesini izah ederken bu âyetin, bir önceki âyette müşriklerin “Kur’ân, iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?”[7] şeklindeki ifadelerinin cevabı olarak indirildiğini, dolayısıyla onların peygamber olarak bekledikleri kişilerin de Mekke’den Velîd b. Muğîre Tâif’ten de ‘Urve b. Mes’ûd es-Sakafî olduğu ancak bu kişilerin Allah Teâlâ için bir mana ifade etmediğidir..[8]

Allah Teâlâ Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemi kendisine rasül ve kul seçmiştir. Bu seçimde hata arayanlar dikkat etmelidir. O’nun habibini incitenler bir gün Hallac-ı Mansur’un akıbetine uğrayacağını bilmelidirler. (Aman Ya Rabbî!)

Aşağıdaki alıntılar ile  Müslümanların Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hakkında dikkatli olmaları edep ve tazimde durumlarının ne olması gerektiğini anlamalıdırlar.

Mevlana Cami kaddesellâhü sırrahu’l azîz Nefehât’ında ” Hallac ne için i’dam edilmişdi?”  konusunda bir rivayeti şu şekilde aktarıyor.

‘Bir gün Hallâc’ın kalbinden şöyle bir hâtıra geçti ki, Hazreti Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem, mi’râc esnasında “niçin yalnız mü’minlerin affını diledi de bütün insanların affını dilemedi?”

O anda rûh-ı Nebî mütecessid (zahiren bedene bürünmüş) olarak kapıdan içeri girdi ve

“Bizim kalplerimiz Allah Teâlâ’nın ilham mahallidir, oraya her ne ilham edilirse öyle hareket ederiz. Eğer bütün insânların afvını dilemem ilham edilmiş olsaydı öyle istirham ederdim” buyurdu. Bunun üzerine Hallaç, hata etmiş olduğunu anladı ve özür dilemek üzere başından sarığını çıkarıp tezellül (aşağılanma- özür) tavrı aldı.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz;

“Sarığını çıkarmak kâfî değil, benim rızâmı kazanmak için başını da vermelisin” buyurdu. Hallâc da bu teklife rızâ gösterdi. Onun için dâr ağacı üzerinde bulunduğu sırada,

“bu işin sebebini ve kimin muradı olduğunu biliyorum, fakat itâ’at ediyorum” demişti.[9]

Durumun inceliğini fark etmek gerektiğini daha iyi anlamış bulunmaktayız.

Fatih’in Hocası Hz. Akşemseddin, evliyaullahdan bu duruma düşmüşler  hakkında buyurdu ki:

Evliyadan bazıları zahir güzelliğe nazar etmezler, daima o mübarek ruha nazar ederler. Hayran olurlar. Çünkü Evliyaullahın, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin mübarek ruhuna aşık olmaları gerekir ki Hakk’ın inayeti erişip “cemâl”e müşahit olanlar. Zira Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin mübarek ruhu “Cemâlûllah” a âyine düşmüştür. Ondan başka bir şeyden müşahede edilmez.

Evliyanın bu makamda çok durmalarına sebep de budur. Baksana, dünya sevgililerinin aşkından âşık olanlar —Mecnun gibi Ferhat gibi— meşhurdurlar. Hâlbuki o (âşıkların) maşukları bütün sultanların sultanıdır.

Sevgililer sevgilisidir. Hepsi onun hüsnünün nurundan bir nurdur. İster Yusuf aleyhisselâmın güzelliği olsun ister başkasının güzelliği olsun, sadece aslî nur Ruh-ı Muhammedidir. (veya aslı Ruh-ı Muhammedinin nurudur). O, zattan feyizlenir.

Her ne kadar, bunun gibi güzelliğe karşı hayran olmak bedî’i (beğenilen) değilse de Evliyaullah o makamda kalmışlardır. Onlardan her birine de “Cemâl ehli” derler. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek ruhuna nazar ettiklerinden dolayı o makamda zât’ı müşahade etmezler. Sadece Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin mübarek ruhuna nazar ederler. Onun için buna aşk makamı derler. Zira, Evliyaullah bu makamla aşkın galebesinden kendilerini helak ederler. Yahut parlak sözler söylerler. Hallac-ı Mansur’un hakkı olmayan ve Şeriat-ı Muhammediye’ye münasip bulunmayan sözleri gibi – Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhundan edep etmezler.

(Böyle hallerde) Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ruhu bir defada hakikât kılıcı ile helak eder. Şüheda mertebelerini bulurlar. [10]

Hulasa; Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin  hakkında ileri geri konuşanlar ve O’ndan başkasının peşine gidenlerin akibetlerinin perişan olma ihtimali içinde olabileceğini hatırlatmak gerekir.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi incitmekten Allah Teâlâ’ya sığınırız.

İhramcızâde İsmail Hakkı

 

 


 

[1] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Beyrut 1985, V, 527. Tabresî de benzer ifadeler kullanarak bu konuşmayı nakletmiş, sonunda Cebrail’in:  “Allah, bana ‘O elçi güçlüdür, Arş’ın Sahibi katında yücedir’ kavliyle övgüde bulununca ben de sana iman ettim” dediğini belirtmiştir” (Ebû Ali el-Fadl b. el-Hasan et-Tabresî, Mecme’u’l-Beyân fı Tefsîri’l-Kur’ân, Beyrut 1994, VII, 106).

[2] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Beyrut 1985, V, 528

[3] Yuhanna, Yeni Ahit, Yeni Yaşam Yayınlan, İstanbul 2000, 1: 3.

[4] Yuhanna 1:6-10.

[5] Zuhruf 43/32.

[6] Semerkandî, Bahr’ul Ulum, III, 256.

[7] Zuhruf43/31.

[8] Râzî, Mefatihul Gayb, XXVII, 209.

[9] Bkz:Tahirü’l-Mevlevi’nin”Hallac-ı Mansur’a Dair” Risalesi

[10] Akşemseddin Makâmât-ı Evliya, 12. Bab

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.