AKLI BAŞA ALMA ZAMANI GEÇMEDEN

 

Arifim, âlimim
diyen

tekinsiz biri,

yaşarım diye

orta yerlerde

halka akıl verici [!]

kurtarıcı

diye dursun dediler. 

Şakşakçılar,

Din bu mu,

değil mi, derken 

aşure günü şerbeti,

şeker yerine tuzla

kaynattılar.

Şaşırtan Allah değil ya.

Şaşkınların

aklı karıştıranların

sonunda şeytanları da

terk etmişti.

**

*“Kendini keskin kılıç

üstüne atma.

Aklını başına al,

padişah ve sultanla

savaşa girişme.

   *Havuz ,deryaya omuz vurur,

onunla boy ölçüşmeye

 kalkışırsa mahvoldu gitti.

   *O, öyle bir deniz değil ki

ucu, kıyısı bulunsun da

sizin pisliğinize bulansın!

Cilt II, b. 3317-3319

 “ Gel bakalım

zalim ahmak.

   Saçma sapan lâfları

bırak azgın herif.

Aklını başına al,

kendine gel!

Cilt III, b.2315-2316

Daima suda kalmak

 balığın harcıdır.

Yılan, nereden balıkla

yoldaşlık edebilecek?

   Fakat dağlarda

öyle düzenbaz yılanlar

 vardır ki bu denizde

balıklık etmeye kalkışırlar.

   Hileleri halkın

aklını başından alırsa da

denizden nefretleri,

nihayet kendilerini

rezil eder gider.

Cilt III, b. 3595-3597

Hadi yürü,

yiğitliğini bırak,

bu ham sevdayı

pişirmeye kalkışma.

Zuhal yıldızı

arşınla ölçülemez!

   Senin gibi çokları bahttan,

talihten dem vurdular ama

sonunda birer birer,

 tutam tutam

sakallarını yoldular!

   Aklını başına al da

bu dedikoduyu

kısa kes, yürü git…

kendini de vebale sokma,

bizi de!”

Cilt III, b.4085-4087

Gönül der ki:

Sus, aklını başına al…

yoksa gayret,

varlık nescini

çeker, yırtar!

   Fakat ne çare.,

padişahlık gururu,

 öğüt dinletmiyordu;

nihayet öğüdü

gönlünden koparıp attı.

   Tanrı   gayretinin  

yüzlerce   gizli   hilmi   vardır…

 yoksa bir anda yüzlerce cihanı yakardı!

  [O ise] Mutlaka   Haman’la   görüşüp  

danışmam   lâzım…

ülke ona dayanmaktadır,

 ben onunla kuvvet,

 kudret bulmaktayım, dedi.

   Mustafa’nın meşveret ettiği zat,

Tanrı Sıddıkıydi..

Ebucehl’e fikir veren Ebuleheb’di!

Cilt IV, b. 2650-2654

  Aklı kulağına bağ olmada.

Ey Tanrı şaşkını,

aklını Tanrı’ya ver.

Mustafa aleyhisselam’ın

“Bütün dertlerini

bir dert yapanı,

 Tanrı başka dertlerden kurtarır.

 Fakat dertlerini dağıtan,

birçok şeylere dertlenen kişiyi,

hangi vadide helak olacaksa

Tanrı kayırmaz”

hadisinin tefsiri

Aklını bir çok yerlere dağıttın.

Halbuki

o saçma sapan uğraşman,

o beyhude mırıldanman,

bir tereye bile değmez.

Aklının suyunu her diken,

çekip durdukça akıl suyun,

meyvelere nasıl ulaşabilir?

Cilt V, b. 1082-1085

Ey can bu hikâye,

Tanrı hükmüne razı olasın

 diye sana ibrettir.

   İbret al da

kötü bir işe düşünce

aklını başına devşir,

ye’se düşme,

hüsnü zanda bulun!

Cilt III, 3255-3256

Mevlana’nın sözü burada bitti,

O kişi/ler

söz dinlemediler.

Sonlarını inkârda

bıraktılar

ve gayyalarına

yuvarlanıp gittiler.

“Hiç şüphe yok ki o zikri/Kur’ân’ı
Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biziz.”(Hicr,15/9).

“Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur;
eğer bunu yapmazsan, O’nun mesajını duyurmamış olursun.

Allah seni insanlardan korur.
Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu yola iletmez.” (Mâide, 5/67)

 

Unutmayalım ki, İslâm’ı, Kur’ân-ı Kerim’i ve Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemi bugüne kadar Allah Teâlâ korumuştur.

İnsanların korumasına bir ihtiyacı yoktur.

Allah Teâlâ, eğer bu dine biri zarar verecek/zayıflatılacak olsa, dilerse onu bir kafirle de yüceltir. Sözde müslümanım diye geçinenleri bir çırpıda siler atarda, kimsenin haberi olmaz. Bu nedenle Hz. Mevlâna’nın dediği gibi

Ey can bu hikâye, Tanrı hükmüne razı olasın  diye sana ibrettir.
İbret al da kötü bir işe düşünce aklını başına devşir, ye’se düşme, hüsnü zanda bulun!

Sonu ölüm olan bu hayatta çokta ileriye gitmekten vazgeçelim.

GAYYA: Cehennemin beşinci tabakasındaki çok korkunç bir kuyunun adı. İçine düşenin kolay kolay kurtulamayacağı korkunç yer.

 

KAVGACI KUŞLAR VE SOPA

Kuran’da onların hallerini oku

haris adam:

“Bütün şehirlerde gezip dolaştılar,

her tarafı elde ettiler.”

Bak hele “ Bir kurtuluş var mı?”

   Türk, Rum ve Arabın kavgasından

Üzüm, engûr ve inep

(hangisini diyelim)

şüphelerine düşmekten

başka bir şey çıkmaz.

   Mânevi dilleri bilen

Süleyman gelmedikçe

bu ikilik kalkmaz.

   Kavgacı kuşlar,

hepiniz doğan gibi

şehriyarın [Hükümdarın]

şu davulunu duyun!

   Aranızdaki ihtilâfı bırakın da

ruhunuzu her yandan şâdedin.

Nerede olursanız olun,

yüzünüzü o tarafa dönün.

O Süleyman,

sizi kendine teveccühten

men etmedi ki.

   Fakat kör kuşlarız,

terbiyeden hayli uzağız.

O Süleyman’ı

bir an bile tanımadık

gitti!

   Baykuşlar gibi

doğanlara düşmanız,

sonunda

viranelerde kalmışız.

   Bilgisizliğimiz,

körlüğümüz son derecede.

Bu yüzden de

Tanrı azizlerini

incitmeye kastediyoruz.

   Süleyman’dan aydınlanan kuşlar,

nasıl olur da suçsuz, sebepsiz

bir kuşun kanadını yolarlar?

Cilt II, b. 3740-3749

Tanrın onlara

merhamet ve inayet kılmasaydı

onların istidlâl [delil] değnekleri

hemencecik kırılırdı.

   Bu sopa nedir?

Kıyaslar, deliller.

O sopayı onlara kim verdi?

Gören Tanrı!

   Sopa, mademki

savaş ve kavga âletidir;

ey kör, o sopayı kır,

paramparça et!

   O size sopa verdi de

öyle meydana çıktınız.

Sonra da kızgınlıkla

o sopayı yine ona vurdunuz.

   Ey körler güruhu!

Ne iştesiniz,

ne yapıyorsunuz?

Aranıza bir gören kişi alın!

Cilt I, b. 2136-2139.

Herzevekillerin herzelerini,

manasız sözlerini

saçma gururlarını az dinle,

bu çeşit adamlarla

savaş safına girme.

   Tanrı, bunlar hakkında

“ Onlar size uyunca sayınızı çoğaltmazlar,

ancak aranıza nifak sokar,

hile ve fesadı çoğaltırlar”

dedi.

   Er olmayan

kaypak arkadaşlara uyma,

çevir onların yaprağını!

   Çünkü

onlar sizinle yoldaş olurlarsa

gaziler de saman gibi

içsiz bir hale düşerler.

   Size uymuş görünür,

sizinle beraber safa girerler

ama sonra kaçarlar,

safı da bozar

perişan ederler.

   Bu çeşit adamdansa…

münafıklardan

pek kalabalık kişinin

size uymasındansa

azlık asker daha iyi.

Cilt III, b. 4020-4024

Kaynak: Mesnevî-i Şerif

 

DİKENDEN GÜLE DOĞRU

**

Şehirde basiret sahibi,

gönül gözü açık kim var diye

dolaşıp araştırıyordu.

Tanrı, “ Sefer esnasında nereye varırsan

önce bir er araman gerek” dedi.

Hazine elde etmeye çalış,

çünkü kâr, zarar,

işin ardından gelir,

sen bunları fer’i (uzantısı) bil.

Biri buğday elde etmek için ekin ekerse

sonunda saman da elde eder.

Fakat saman ekersen buğday elde edemezsin ki.

İnsanların gözbebeği olan insanı ara,

insanların gözbebeği olan insanı,

insanların gözbebeğini!

Cilt II, b.2220-2225

**

[Dersen ki]

Yılar yılıdır yol görüyoruz,

fakat sonunda yine ilk konakta esiriz.

   Musa’nın kavmi bir hayli yol aldıkları halde

sonunda yine kendilerini ilk adım attıkları

yerde buldular.

   Musa’nın gönlü bizden razı olsaydı,

bu çöle bir yol, bir uç [son] bulunurdu.

   Fakat bizden tamamıyla usanmış olsaydı

hiç yemeğimiz gökten gelir miydi?

   Bir taş parçasından kaynaklar coşar mıydı,

çölde canımızı kurtarabilir miydik?

   Hattâ bundan vazgeçtik,

yemek yerine üstümüze ateş yağar,

konduğumuz bu konakta alevlenir,

yanardık.

Cilt II, b.2485-2489

**

[Ey basiret sahibi]

Gölgeye doğru ok atarsın.

Bu araştırman yüzünden

okluk bomboş kaldı.

   Ömrünün okluğu boşaldı.

Gölge avı ardında ömür gitti;

koşmada yandı eridi! 

Bir kişinin dadısı,

Tanrı gölgesi olursa

onu gölgeden ve hayalden kurtarır.

   Tanrı’ya kul olan,

 Tanrı gölgesidir.

O bu âlemden ölmüş,

Tanrı ile dirilmiştir. 

Fırsatı kaçırmadan ve şüphe etmeksizin

O’nun eteğine sarıl ki

âhir zamanın sonundaki

fitnelerden kurtulasın.

Cilt I, b.420-424

 

**

Zenginliği defineden,

hazineden, maldan mülkten değil,

O’ndan dile.

Yardımı amcadan, dayıdan değil

O’ndan iste.

Çünkü sonunda bütün bunları

bırakıp gideceksin.

Kendine gel de

o zaman kimi çağırıyor,

kimden imdat istiyordun,

bir düşün!

Şimdi de onu çağır,

ondan başkalarını bırak.

bırak da cihan mülküne varis ol.

Cilt V, b. 1496-1499

**

Adam, biri zâhidim dese,

dünyadan elimi ayağımı çektim,

burada otlarla kanaat edip gidiyorum.

   Zahitliği kendime yol yordam yaptım.

Çünkü ecelimi önümde görmekteyim.

   Komşumun ölümü,

bana, vaiz edici yeter.

Bu öğüt, benim kazancımı,

dükkânımı yıktı mahvetti.

   Sonunda mademki yapayalnız kalacağım,

her kadınla, her erkekle

düşüp kalkmaya alışmamak lâzım.

   Mademki sonunda mezara yüz tutacağım,

tek Tanrı’ya alışmam daha iyi.

Güzelim, sonunda değil mi ki

çenemiz bağlanacak,

çenemi az oynatmam

daha doğru.

   Ey altın sırmalı esvaplar giymeye,

altın kemerler takınmaya alışmış adam,

nihayet sana da bir dikilmemiş elbisedir

giydirilecek.

   Yüzümüzü toprağa tutalım,

ondan bittik, geliştik.

Neden gönlümüzü vefasızlara verelim?

   Bizim atalarımız akrabalarımız,

eskiden beri dört tabiattır.

Öyle olduğu halde biz,

eğreti akrabalara tamah ettik.

   Yıllardır insanın cismi,

unsurlarla görüşmede, konuşmada.

Cilt VI, b. 440-449

**

Şu halde gönlün reyine,

gönlün dileğine

neden emin olur da ahdeder,

sonunda da pişman olur,

nedamete düşersin?

   Fakat bu yine de

Tanrı’nın hükmündendir.

Tanrı’nın takdiridir.

Kuyuyu görürsün de

çekinmeye kudretin olmaz.

   Uçan kuşun tuzağı görmeyip

hapse düşmesine taaccüb edilmez ki.

   Şaşılacak şey şudur:

Hem tuzağı görür,

hem mıhı görür de

yine sonunda ister istemez

o tuzağa düşer!

   Gözü açık kulağı açık, tuzak önde…

yine de kendi kanadıyla

tuzağa doğru uçar!

Cilt III, b.1645-1649

**

Şimdi sağlam ve semizken bile

doğru şeyi bir hayal için

verip duruyorsun.

     Çocuk gibi her an

madendeki inciyi satıp

yerine ceviz almaktasın.

     Ecel gününün o hastalığında

böyle bir şeyi yaparsan

şaşılmaz artık.

     Hayalinde bir surettir coşmuştur.

Fakat sınama zamanında

ceviz gibi çürümüş bir şey.

     O hayal ilk zuhur ettiği zaman

dolunay gibidir.

Ama sonunda yeni aya döner.

Cilt VI, b.3465-3496

**

Her hayal, başka bir hayali yemekte,

her düşünce, başka bir düşünceyi otlamaktadır.

Cilt V, b. 729

Ahdi, tövbeyi bozmak,

sonunda insanı lanete uğratır.

Cilt V, b.2594

Mustafa, o kutup,

o padişahlar padişahı,

o temizlik denizi

bize ne doğru buyurmuştur:

   “ Cahilin sonunda göreceği şeyi

akıllılar önce görür.”

Cilt III, b.2196-2197  

Peygamberlerin bu yüzden

bizim üstümüzde çok hakkı vardır.

Onlar bizim sonumuzdan haber vermişlerdir.

     Ektiğin tohumdan ancak diken biter,

bu tarafa doğru uçarsan

buradan öteye yol yoktur, 

başka uçacak yer bulamazsın.

    Tohumu benden al ki mahsul versin.

Benim kanadımla uç ki ok,

o tarafa fırlasın gitsin.

    Sen onun mutlaka var olduğunu,

varlığının vacip bulunduğunu

bilmezsin ama sonunda

yine dersin ki hakikaten

varlığı vacipmiş.

    O hakikatte sensin, 

fakat sonunda hakiki varlığı

anlayıp terk edeceğin

bu mevhum senliğin o değildir ha!

Cilt VI, b.3770-3374

**

Oluş der ki: İzim kutludur…

ardımdan gel!

Bozuluş da git der,

ben hiçbir şey değilim!

   Ey baharların güzelliğine

şaşırarak dudağını dişleyip duran,

güzün sapsarı benzine

ve mevsimin soğukluğuna bak!

   Gündüzün güneşin

yüzünü güzel görmektesin

ama onun bir de batma zamanında

ölümünü düşün!

   Dolunayı şu güzelim

çardakta bir hoşça seyredersin ama

 ay sonunda bir de hasretine bak onun!

   Bir oğlan,

güzellikle halkın efendisi olur…

olur ama yarın da bunar,

 halka rezil rüsvay olur!

Gümüş bedenli güzellerin vücudu,

seni avladıysa ihtiyarlıktan

sonra bir de pamuk tarlasına

dönen bedene bak!

   Ey yağlı, ballı yemekleri

gören, yiyen,

onların fazlasını git de helâda seyret!

   Pisliğe nerede senin o güzelliğin…

nerede senin tabaklarda

o hoş görünüşün,

yerken senden duyulan o zevk,

o lezzet, de!

   O sana der ki: o taneydi…

ben de onun tuzağıydım…

sen avlanınca o tane gizlendi!

   Nice parmaklar vardır ki

üstatlar bile onları kıskanır ama

sonunda iş işlerken tirtir titrer!

Can gibi güzel baygın gözler,

nihayet görmez olur,

onlardan su damlamaya başlar!

   Aslanların safında giden

aslan gibi yiğit er,

sonunda bir fareye mağlûp olur!

   Sanat sahibi ve çevik istidatlı kişiye

sonunda bak!

İhtiyar eşeğe döner, bunar gider!

   Akıllılar alan siyah ve miskler saçan

kıvırcık saçlar,

nihayet boz eşeğin çirkin kuyruğuna döner!

   Önce açıla saçıla oluşuna güzelce bir gör,

sonunda da bozuluşunu,

rüsvay oluşunu seyret!

Önce sana tuzağını

apaçık gösteren şey,

sonunda ona kapılan

hamların bıyığını, sakalını yoldu!

   Artık dünya, beni hileleriyle aldattı..

yoksa aklım, onun tuzağından kaçardı elbet deme!

   Altın gerdanlığı, hamaili bir gör de bak…

hakikatte nasıl bir tomruktur, bir zincirdir o!

   Böylece bütün âlem cüzlerini say dök…

hepsini önünden ve sonundan bir gör!

   Kim daha ziyade sonu görürse o, daha kutludur…

fakat kim ahırı görürse

o daha fazla kovulmuş, sürülmüştür!

Cilt IV, b.1595-1614

**

Eğer alemde halkın

sana şu cefasını bilsen

bu, sence gizli bir altın hazinesi sayılır.

Halkı, sana karsı kötü huylu eder de

sonunda çaresiz kalırsın,

hepsinden yüz çevirirsin.

Şunu iyice bil ki nihayet

hepsi de düşman olacak,

baş kesici hasım kesilecektir.

Sen de mezarda tek Tanrı’dan

 “Yarabbi, beni tek bırakma”

diye feryat edeceksin.

Cilt V, b.1521-1524

**

Halkı kendine davet ediyorsun ama

 iş aksi çıktı.

Sana aykırı hareket etmekten

başka çareleri kalmadı.

   Ben de senin şerrinden kaçıyor,

sana aşikâre karşı durmuyorum

ama aleyhine çömlek kaynatıp duruyorum.

   Beni aldatmayı gönlünden çıkar,

arkandan, gölgenden başka

kimsenin geleceğini umma.

   Bir iş becerdim,

halkın gönlüne bir korkudur saldım

diye mağrur olma.

   Bunun gibi yüzlerce iş becersen sonunda yine rüsvay olursun,

hor hakir bir hale gelirsin,

seninle alay eder,

sana gülüşürler.

Cilt III, b.1070-1074

**

Aklının suyunu her diken,

çekip durdukça akıl suyun,

meyvelere nasıl ulaşabilir?

Kendine gel de o kötü dalı kes, bu da.

Bu güzel dala su ver de tazelendir.

Şimdi ikisi de yeşil ama sonuna bak.

Bu sonunda bir şeye yaramaz,

öbürüyse meyve verir.

Bağın suyu buna helaldir, ona haram.

Aralarındaki farkı sonunda görürsün vesselam.

Adalet nedir?

ağaçlara su vermek.

Zulüm nedir?

dikeni sulamak.

Cilt V, b.1085-1089

**

Şu halde canla başla

sevgilinin vuslatını iste.

Dilsiz damaksız olarak

Tanrı’nın adını an!

   An da şu fâni dünya hapsinden kurtul,

can âleminde ebedî ol.

   Ömür tohumlarını

çorak yere ekiyorsun,

sonunda da helak olup gideceksin.

   Böyle değer biçilmez

 aziz ömrü neden her an

hiçbir karşılık olmaksızın

zâyi ediyorsun ?

   Ey iş eri!

Gül bahçesini veriyor,

diken alıyorsun.

Bu, sence ziyan değil mi ki?

Dünyaya sarf edilen

ömür biter gider.

Kendi aslını dileyen kişiye ne mutlu!

   Sayılı ömrü,

Tanrı yoluna verirsen

sonsuz bir hale gelir.

   Tanrı ibadetiyle geçen

on günlük ömür,

sayısız, hadsiz bir hal alır.

   Kendine gelir de

şu pazarda bu alışverişe giriş;

bir dikenden

yüz binlerce gül elde et.

   Bu çeşit bir tohum ekersen

Tanrı lûtfiyle

yüz binlerce tane elde edersin.

Cilt VI, b.13-24

 

 

Gönül, acaba

Süleyman Mührünü mü

 ele geçirdi ki

bu beş duygunun

yollarını istediği gibi

işaret etmekte!

   Beş zâhirî duygu

dışarıda kolayca

onun mahkûmu olmuş,

 beş bâtınî duyguda

içeride onun memuru…

   On duygu

bunlardan başka

yedi endam…

Daha da dille

Söylenmeyecek

 kadar çok kuvvetler…

Gayri sen say.

   Gönül mademki

ululukta sen de

bir Süleyman’sın…

Parmağındaki saltanat

 yüzüğüyle perilere,

şeytanlara hükmet!

   Bu saltanatta

hileye sapmazsan

o üç şeytan,

senin parmağından

yüzüğü alamaz.

Gayri adın, sanın,

bütün dünyayı tutar.

Cismin gibi iki cihan

senin hükmüne uyar.

   Fakat şeytan

elindeki yüzüğü alırsa

padişahlık bitti,

bahtın öldü demektir.

   Tanrı kulları,

eğer iş böyle olursa

bundan böyle

kıyamete kadar

ancak ve ancak

“ Ah hasretlik!” der,

 durursunuz.

   Hadi, tutalım,

kendi hileni inkâr

edersin;

canını teraziyle

aynadan

nasıl kurtaracaksın?”

Cilt I, b. 3575-3587

Eğer Kenan’san,

sana bunun gibi

iki yüz nasihat

versem yine

bana inanmazsın!

   Bu sözü Kenan’ın

kulağı nereden

kabul edecek?

Onu Tanrı

mühürlemiş gitmiş.

   Tanrının mühürlediği

kulağa öğüt mü girer?

Sonradan olan şey,

ezeli hükmü

nasıl değiştirir?

Cilt IV, b. 3365-3366

**

Şu halde kalbini

Min Ledün ululuğunun

havasıyla doldur,

ağzını da bağla,

mühürle!

   Çalışma da haktır,

deva da haktır,

dert de hak.

Münkir kimse

çalışmayı inkârda

ısrar eder durur.”

Cilt I b.990-991

**

Peygamber dedi ki :

 “ Tanrı’nın sesi,

kulağına diğer

sesler gibi gelmekte.

   Hak, kulaklarınızı

mühürledi de

Tanrı sesini

duymuyorsunuz.

Cilt II, b.2880-2881

İşin sırlarını

kime öğretirlerse

ağzını mühürlerler,

dikerler.

Arif,

tuhaf tuhaf güldü de

dedi ki:

A içi kötü adam,

bildiğin, gönlünde

tuttuğun şeyden

Tanrı seni kurtarsın.

Cilt V, b.2240-2441 

Peygamberlerden

kalan mühürleri,

Ahmed’in dini

hürmetine kaldırdılar.

   Açılmamış

kilitleri vardı;

onlar, “İnna fettehna”

eliyle açıldı.

   O, bu dünyada da

şefaatçidir,

o dünyada da,

bu dünyada

insanı dine götürür,

o dünyada cennetlere.

   Bu dünyada

“Sen onlara yol göster” der;

o dünyada “Sen onlara

ay gibi yüzünü göster” der.

   Onun gizli,

aşikâr işi, daima

“Yarabbi, sen kavmime

doğru yolu göster,

onlar bilmiyorlar”

demektir.

Onun nefesiyle

iki kapı da açıktır.

Duası, iki âlemde

de müstecap olur.

   Ona benzer

ne gelmiştir,

ne de gelecek.

Bu yüzden

son peygamber olmuştur.

   Sanatında

son derece ileri gitmiş

bir üstadı görünce

bu sanat, sende bitmiştir

demez misin?

   Ey peygamber,

mühürleri kaldırmak,

kapalı kapıları açmaktasın,

Hatem’sin,

bu iş, seninle

ve sende bitmiştir.

Can bağışlayanlar

âleminde bir Hatem’sin sen.

   Hâsılı mühürleri kaldırma

ve kapıları açmada

Muhammed’in işaretleri,

tamamıyla açıklık

içinde açıklıktır,

açılık içinde açıklıktır,

açıklık içinde açıklık.

Cilt VI, b.165-179

Tanrı, kullarıyla

beraber olduğunu anlattı,

sonra da bu sırrı

gönlün aksetsin,

bununla kanaat etmesin,

bu sırrı araştırsın

diye gönülü mühürledi.
Gönül seferlere

düştü yollar aştı…

Ondan sonra gönüldeki

mührü açtı.

Cilt VI, b.4180-4181

 

Kaynak: Mesnevî-i Şerif

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s