ALBERT SCHWEİTZER- Yaşama Saygı Felsefesi

 

Doğum

14 Ocak 1875
Kayserberg, Alman İmparatorluğu

Ölüm

4 Eylül 1965
Lambaréné, Gabon

Meslek

Tıp Doktoru

Ödülleri

1952 Nobel Barış Ödülü 1959 Sonning Ödülü

Albert Schweitzer (d. 14 Ocak 1875, Kayserberg, Alman İmparatorluğu – ö. 4 Eylül 1965, Lambaréné, Gabon), 1952 Nobel Barış Ödülü sahibi Alman humaniter doktor, filozof, müzisyen, teolog, hayvansever ve anti-nükleer aktivistti.

Schweitzer, iki doktorasına rağmen tıp doktoru olmaya karar verdi; Afrika’da doktorluk yapma amacıyla 30 yaşından sonra tıp tahsili yaptı; Gabon‘da bir hastane kurdu ve yaşamını yöre halkının sağlığına adadı. Geliştirdiği “yaşama saygı felsefesi” ile günümüzdeki çevreci ve hayvansever hareketlerin öncüsü kabul edilir.

Hayatı

Albert Schweitzer, o dönemlerde Almanya’nın günümüzde ise Fransa’nın bir parçası olan Alsace‘da (Alsas), bir papazın oğlu olarak dünyaya geldi. Schweitzer, Jean-Paul Sartre‘in annesinin kuzenidir. Küçük yaştan itibaren orga karşı büyük tutkusu ve yeteneği vardı, Avrupa’nın en iyi orgcuları tarafından eğitildi; zamanla org yapımı konusunda dünyanın en iyi uzmanlarından birisi oldu.

1893’te Strasbourg Üniversitesi‘nde felsefe öğrenimine başladı ve 1899’da doktorasını tamamladı. Aynı yıl Strasbug’daki St. Nicholas Kilisesi’nde din görevlisi olarak atandı. Ertesi yıl teolojide doktorasını tamamladı ve çeşitli dini okullarda yöneticilik yaptı. 29 yaşına geldiğinde biri teoloji alanında, bir başkası Kant hakkında ve bir diğeri Bach‘ın yaşam öyküsü hakkında olmak üzere üç kitap yazarak müzik, din ve felsefe alanlarında değerli katkılarda bulunmuştu; ayrıca org yapımı hakkında da eserler verdi.

Hep insanlığa doğrudan hizmet etmek için büyük bir istek duyan Schweitzer, 1904’te tesadüfen Paris Misyoner Topluluğu’nun yayınladığı bir dergide Fransız kolonisi Gabon‘da çalışacak doktor arandığını okudu. Bu ilan üzerine yaptığı araştırma onu, “beyaz adamın” “siyah adama” yaptığı kötülükler ve haksızlıklar üzerine düşünmeye sevk etti.

Uzun süredir kendini adayacağı bir insanlık hizmeti arıyordu. Yetimhane kurma ve benzeri girişimleri bürokratik engeller yüzünden gerçekleşememişti. Misyoner çalışmalara hiçbir zaman ilgi duymamıştı; Afrikalılara vaaz vermeye niyeti yoktu ancak doktorluk yaparak beyaz adamın onlara verdiği zararı telafi etmeye çalışabilirdi.

Afrika, o yıllarda kara kıta olarak anılıyordu; Avrupa’dan Afrika’ya gitme yürekliliğini gösteren araştırmacı ve misyonerlerin çoğu orada hastalanarak yaşamını yitiriyordu. Buna rağmen Avrupa’daki konforlu yaşamını terkederek Afrika’da doktorluk yapmaya karar verdi. 1905’te dostlarına ve akrabalarına yazdığı mektuplarda tıp eğitimi almaya başlayacağını ve istikametinin Afrika olduğunu söylüyordu. Bu değişikliğin nedenini ise artık elleriyle çalışmayı arzulaması, yıllardır kelimelerle uğraşmaktan ve sevgi dininden bahsetmekten bıkmışlığı, artık onu uygulamaya geçirmek isteği olarak açıklıyordu. Çevresi onun bu düşüncelerine olumsuz tepki verdi. Kendisini anlayan ve destek olan tek kişi o yıllarda yakın bir arkadaşı olan Helen Bresslau idi.

Tüm itirazlara ve tepkilere rağmen Schweitzer 30 yaşında tıp eğitimine başladı; 38 yaşında eğitimini tamamladı. Ne var ki tüm hayatını Paris Misyoner Topluluğu’nun ilanındaki ihtiyaca cevap vermek üzere yeniden düzenlediyse de göreve talip olduğunda geri çevrildi. Geri çevrilmesinin nedeni, onu bu göreve almanın Misyoner Topluluğu aracılığı ile Afrika’ya gitmek isteyecek ve yerlilierin kafasını karıştıracak başka liberaller ve radikal kişilere örnek olmasından duydukları kaygı idi. Topluluk, bu gerekçe ile ona maddî destek olmayı reddetti. Bu tavır, Schweitzer’i yıldırmadı. Bu sefer ücret karşılığı bu göreve talip olan bir doktor olarak değil de, kendi kaynakları ile profesyonel hizmetlerini sunan bir doktor olarak yeniden başvurmayı planladı.

1912’de Schweitzer ile evlenen, hemşire olarak kendini yetiştiren Helen Bresslau, gönüllü olarak ona eşlik edecek; hastane kurmak için gelir sağlama kampanyasını sürdürecek ve ilk 2 yıl tüm masrafları üstlenecekti. Yardımcı olabilecek arkadaşlarının listesini yaptılar. Eğer para toplayabilirlerse, topluluk kendilerine hiçbir masraf getirmeyecek projeleri için onları reddedemeyecekti. Sekiz yıl seyahat hazırlığı ile geçti. Üniversitedeki görevini bıraktı. Uzun dönemli konser anlaşmalarını iptal etti. Küçük bir arkadaş grubunun desteği ile hazırlıklarını sürdürdü. Sonunda, çalışmalarının kesinlikle topluluğun misyonuna zarar vermeyeceğini kabul ettirebildi. 1913’te Gabon’daki Lambaréné’de bir hastane kurmak üzere eşi ile beraber yola çıktı.

Çift, sağlık hizmetleri vermeye bir tavuk kümesinde başladı, zamanla yeni binalar yaptı. Hastane yüzlerce hastaya hizmet verir hale geldi. Lambaréné’e gelişlerinden 1 yıl sonra I. Dünya Savaşı başladı. Almanya vatandaşı olarak bu Fransız kolonisinde düşman kabul edilmekteydiler. Savaş esiri olarak Fransa’ya götürüldüler. Götürüldükleri yer ülkenin güneyinde, bir zamanlar akıl hastanesi olarak kullanılan ve ressam Van Gogh‘un da intiharından önce 4 yıl kaldığı bir mekandı.

Schweıtzer ve eşi 1918’de Alsace’a dönebildiler ve 1919’un başında kızları Rhena doğdu. Alsace’da Schweitzer’in annesi, birlikte büyüdüğü pek çok genç ölmüş, her yer yakılıp yıkılmıştı. Karı-koca Schwetzer’in ikisinin de sağlığı bozuktu; bir zamanlar yıldız öğretim üyesi ve öğrenci olduğu Strausbourg Üniversitesi’nde Schweitzer’i hatırlayan yoktu ve maddî açıdan zor durumdaydılar. Ne var ki İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde onu hatırlayan birisi çıktı ve 1920’de ders vermek için ailesi ile birlikte İsveç’e gelmek üzere bir davet aldı. Orada, 1915’te geliştirdiği yaşama saygı felsefesini hakkında ilk defa resmi konuşma yaptı.

“İnsanın ahlakı insanla bitmemeli, evrene yayılmalıdır; bir parçası olduğu büyük hayat zincirinin yeniden farkına varmalıdır. Tüm varlığın bir değeri olduğunu anlamalıdır. Hayat, bencil veya düşüncesizce hareketler nedeniyle yok edilemeyeceği gibi daha yüce bir değer veya amaç için de feda edilemez.”

İsveç‘te Afrika deneyimlerini anlatan bir konuşma turu yapmak teklifi alması üzerine borçlarını ödeyebildi ve bu konuda bir kitap yazarak Afrika’ya yeniden dönecek parayı kazandı. Fakat 1924’te Afrika’ya döndüğünde sağlık durumu iyi olmayan eşi ile kızı ona eşlik edemediler, ancak sık yazışmalarla ilişkilerini sürdürebildiler. Çocukluğunda babasını pek az görebilen Rhena, büyüyüp kendi çocukları olduğunda onlarla birlikte Afrika’ya gitti ve hastanenin laboratuvarında babası ile birlikte çalıştı. Rhena, babasının ölümünden sonra da hastanenin yönetimini üstlendi. Hastanede gönüllü çalışan Amerikalı doktor David Miller ile evlendi ve 1997’de ölümüne kadar Georgia kırsalında onunla yaşadı.

Dr. Schweitzer’in ünü yıllar içinde artmıştı ve pek çok gazeteci ve meraklı onun çalışmalarını görmek için Lambaréné’e gitmişlerdi. Ziyaretçilere herkesin kendi Lambaéné’sini bulması gerektiğini söylediği rivayet edilir. Dr. Schweitzer, 1953 yılında 1952 Nobel Barış Ödülü‘nü aldı. Ödülü aldıktan sonra, ömrünü politikadan uzakta geçirmeye çalıştıysa da nükleer silahlanma ve Hiroşima vr Nagazaki’nin bombalanma olaylarından duyduğu rahatsızlık onu bu konuyu araştırmaya ve arkadaşlarının da teşviki ile 1957 Bilinç Deklarasyonu adlı dünyaca ilgi gören deklarasyonunu yayınlamaya yöneltti. 1958’de ise “Barış mı yoksa Atom Savaşı mı?” adlı bir kitap yazdı.

Dr. Schweitzer 1965’te 90 yaşında hayatını kaybettiğinde hastanenin bahçesine gömüldü. Öldüğünde hastanesi 72 binalı[kaynak belirtilmeli] 600 yataklı 6 doktor ve 35 hemşireli bir hastane olmuştu.

Yaşama Saygı Felsefesi

Yaşama Saygı, hayatta emin olduğumuz tek şeyin yaşadığımız ve yaşamımızı sürdürme isteğimiz olduğunu söyler. Bu, kendimizden başka tüm canlılarla (fillerden yerdeki otlara kadar) paylaştığımız bir şeydir. Öyleyse tüm canlıların kardeşleriyiz ve kendimize gösterilmesini istediğimiz ilgi ve saygıyı onlara göstermek zorundayız.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Albert_Schweitzer

 

İYİ İNSANLIĞA OLAN İHTİYAÇ

Albert SCHWEİTZER’den

 Gözlerini aç ve biraz zamana, biraz dostluğa, biraz sempatiye, biraz arkadaşlığa, biraz İnsanî emeğe ihtiyacı olan birini ara, bul! Yahut insanlık yararına yapabileceğin bir iş araştır ve yap!

Belki o yalnız kalmış biridir, belki o yaşamaktan usanmış, kırılmış biridir, veya bir kötürümdür, veya hayatında hiç bir başarı gösterememiş olan bir talihsizdir. Sen onlara bir şey olabilirsin. O bir ihtiyar veya bir çocuk olabilir. Belki de iyi bir işin, boş bir gecesini ona verecek veya onun için koşacak gönüllülere ihtiyacı vardır.

Kim insan denilen o paha biçilmeyen heyecan ve enerji kaynağının yapmağa muktedir olduğu şeyleri sayabilir. Her köşe ve bucakta ona ihtiyaç vardır. Onun için sen de insanlığın hizmetine verebileceğin bir şeyin olup olmadığını araştır! Eğer beklemek ve denemek zorunda kaldığını görürsen, onu geleceğe bırakıp ihmal etme!

Hayal kırıklığına uğrayacağına daha işe başlamadan emin ol ve buna kendini alıştır! Kendini insanlara bir insan olarak teslim etmedikçe, tatmin edilmiş sayma!

Eğer sen tam bir ruhla buna sarılırsan, göreceksin ki seni bekleyen muhakkak biri vardır.

Albert Schweitzer

Türkçeye çeviren: Nüvit OSMAY
Kaynak: Mimar Sinan Dergisi 2.Sayı (1967) sh: 69

 

 

“HAKİKAT ÜZERİNE” GÜZEL DÜŞÜNCELER

Hakikat Allah’ın kanunudur. Elde edilen hakikat da insanın kanunudur. Hiç bir gayret sarfetmeden doğru olan şeyi bulan ve düşünmeden bilmek istediği şeyi anlayan kimse iç güdüsü ile hakikati anlamış kimsedir. Onun hayatı kolay ve tabiî bir şekilde ahlâk kanunları ile ahenklidir.

İşte böyle bir adam aziz veya ilâhı mizaca sahip dediğimiz kimsedir.

Hakikati idrak eden kimse iyi olan şeyi bulan ve ondan ayrılmayan kimsedir.

Hakikatin idrakine vasıl olabilmek için dünyada şimdiye kadar söylenmiş ve yapılmış olan şeyler hakkında geniş ve derin bilgi sahibi olmak, onların içine tenkit edici bir surette nüfuz etmek, üzerlerinde büyük bir dikkat ve itina ile fikir yormak, berraklık kazanıncaya kadar onları incelemek, nihayet onları ciddî bir surette tatbik etmek lâzımdır. Bu şekilde elde edilen hakikat tahrip edilemez. Tahribi imkânsız olduğu için de ebedîdir. Ebedî olduğu için de kendiliğinden vardır. Kendiliğinden var olduğu için de sonsuzdur.

Sonsuz olduğu için de geniş ve derindir. Geniş ve derin olduğu için ulu ve insan aklının kavraması güçtür.

Geniş ve derin olduğu için bütün mevcudiyeti içine alır. Sonsuz ve ebedî olduğu için de bütün mevcudiyeti tamamlar ve tekâmül ettirir. Genişlik ve derinliğinde dünyaya benzer. İnsan aklının kavrayamadığı ululuğunda ise gökyüzü gibidir. Sonsuz ve ebedî oluşunda da sonsuzluğun kendisi gibidir.

Mutlak hakikatin mahiyeti böyle olduğu için o göze görünmeden tezahür eder, hareket etmeden tesirini gösterir ve faaliyette bulunmadan gayelerini tamamlar.

Konfuçyüs

**

Hakikat hiç bir vakit ölü olarak sokaklara düşmüş değildir. O insan ruhu ile o kadar ilgili ve ilişkilidir, yayılan tohumları orada tutunur ve yüzlerce katını üretir.

Theodore Parker

**

Evrenin içinde hakikat ve güzellik vardır ve o bu bakımdan değerlendirilmelidir. Bizim hakikat ve güzelliği bulmak için göstereceğimiz çaba, doğru olan şeyi yapmak için göstereceğimiz çabadan daha az kıymetli değildir.

Eğer evrenin hakikat ve güzelliğinin farkında değilsek, kendi kendimize doğru olan şeyi yapacak bir idrak durumunu elde edemeyiz.

A. Gluttan – Brock

Kendi düşüncene inanmak, kendi öz kalbinde hakikat olan şeyin bütün insanlar için de hakikat olduğuna inanmak… İşte deha budur.

Kendi içinde saklı kanaatını söyle, o evransel bir mana taşıyacaktır, çünkü daima en içte olan şeyle en dıştaki aynıdır ve bizim ilk düşüncemiz mahşer gününün borazanlarından aksederek tekrar bize geri gelir.

Ralph Waldo Emerson

**

Hakikat herkes için başka bir yüz taşır. Herkesin onu kabul etmesini beklemek çok can sıkıcı olurdu. Onun bir kuyunun dibinde olduğu söylenmişse, belki bu, kim onu orada ararsa, suda kendi hayalini görsün diye söylenmiştir ve o hakikat tanrıçasını yalnız görmüş olduğuna değil, hatta onun sanıldığından daha da güzel olduğuna kanidir.

James Russel Lowell

**

Bir tek ihtiyacımız vardır: Hakikat.

Bir tek kudretin bulunması da bundandır, Hak. Hakikat ve Hak olmadan elde edilen başarı bir hayaldir. Zalimler uzağı göremezler ve bu hataya düşerler. Hileli oyunlarda kazandıkları başarı onlara zafer gibi görünür, fakat bu zafer acı küllerle örtülüdür. Suçlu suçunun bir başarı olduğunu sanır. Katil, sonunda kendi bıçağı ile kendisini yaralar.

Hainler meydana daima hıyanet çıkarır. Canileri hiç beklenmeyen bir anda kendi günahlarının görünmeyen hayaletleri ele verir. Kötü bir hareket hiç bir zaman cevapsız kalmaz.

Victor Hugo

 Türkçeye çeviren : Nüvit OSMAY
Kaynak: Mimar Sinan Dergisi 3.Sayı (1967), sh: 47-49

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s