HAİNLER HAYVAN DEĞİLSE, N’ELER?

 

 

MECNUNA ŞİKÂYETE GELEN HAYVANLAR

Mecnun kendi halinde otururken, çakallar yanına geldi. Serzenişte bulundular. “Bazıları vatana ihanet edenler için çakallar yazıyor”. “Biz çakallar vatan ihanet eden insanların etlerini yemeyiz, onları bize benzetmeyin” dediler.

Sonra itler geldi, aynı şeyleri söylediler. En sonunda domuzlar geldi, “biz de en sevilmeyen hayvanlarız, pislik yeriz fakat vatan haininin değdiği erzakı  yemeyiz”

Bütün hayvanlar: “Adımızı kullanarak onları bize benzetmeyin, onları toprak bile kabul etmez”  dediler.

Mecnun düşündü, bir türlü karar veremedi peki bunlara hayvan adı dahi veremiyorsak ne diyeceğiz.

Gizliden bir ses Allah Teâlâ’nın ayetini okuyarak bütün sahrayı kapladı:

أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

“Em tahsebu enne ekserahum yesmeûne ev ya’kılûn(ya’kılûne), in hum illâ kel en’âmi bel hum edallu sebîlâ(sebîlen).”

“Yoksa onların çoğunu hakikaten (söz) dinlerler yahut akıllanırlar mı sanıyorsun? Onlar, başka değil, dört ayaklı hayvanlar gibidir. Belki yolca daha sapıktırlar/aşağıdırlar.”  Furkan, 44

O zaman vatan hainleri hayvan da değilse, neler?

****

TOPRAĞIN KABUL ETMEDİĞİ CESET

Mekke’nin fethinden sonraki Huneyn günleriydi. Bir sahâbe müfrezesi civarda geziyor, düşmanın ânî baskınlarına mâni olmaya çalışıyordu. İşte bu sırada müfreze çölde bir atlı ile karşılaştı. Atlı, hemen selâm verdi; onlar da selâmını aldılar. Bu demekti ki; selâm veren Müslüman, alanlar da selâmına mukabele etmekle, aramızda bir düşmanlık yok, “Sen bizden emin ol, korkma” demekti.

Ama buna rağmen müfrezede bulunan Muhallim bin Cessâme okunu çekmiş ve adamı atından düşürerek orada öldürmüştü.

Öldürülen Âmir bin Azbat’ın yakınları da toplanıp, savaş meydanında bir ağacın altında istirahat etmekte olan Resûlüllah Efendimiz’e geldiler. Kısas talebinde bulundular, dediler ki; “Bu Muhallim bin Cessâme nasıl bizim kadınlarımızın ciğerini yakıp, gözlerinden yaşlar akıttıysa, biz de onu öldürmek suretiyle çoluk-çocuğunun gözlerinden yaşlar akıtacağız. Bu bizim hakkımızdır. Muhallim’i bize teslim et” diye ısrar ettiler.

Ancak Muhallim’in lehinde şâhitlik yapanlar da vardı. Mes’ele pek net değildi. Selâm verenin aslında Müslüman olmayan bir düşman savaşçısı olabileceği de söyleniyordu. “Korkudan selâm verdi.” Deniliyordu. Bundan dolayı sevgili Peygamberimiz: “Size diyetini vereyim, kısastan vaz geçin” diyerek ölenin yakınlarını razı etmeye çalışmış, bunda da muvaffak olarak 100 deveye sulhu temin etmişti.

Ama Muhallim için mesele bitmemişti. Çünkü selâm veren bir adamı öldürmüştü. Bu öyle geçiştirilebilecek bir hadise değildi. Dostları telkinde bulundular: “Git Resûlüllah’tan özür dile; senin için Allah’tan af talep etsin, belki kurtulursun.” Dediler. O da huzur-u Peygamber’e gelip yaptığından özür dileyerek, affını istedi. Ama bu suç basit bir şey değildi. Cinayetti. Nitekim Resûlüllah Efendimiz, af isteyen Muhallim’e karşı hiç görülmedik tarzda bir tavır ortaya koyarak şöyle buyurdu:

“Selâm veren adamı nasıl olur da öldürürsün? Sana bu salâhiyeti kim verdi!”

Muhallim, “Özür dilerim yâ Resûlellah, benim için Allah’tan af dile” diye üç defa yalvardıysa da, Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) onu reddederek:

-“Selâm vereni öldüreni Allah affetmesin, çık git buradan!” diye huzurundan kovdu.

Böylece huzurdan uzaklaşan Muhallim bir haftadan fazla yaşamamış, üzüntüsünden ölmüş, yakınları da onu bir mezarlığa defnetmişlerdi. Ne var ki haksız yere adam öldüren Muhallim’i mezar da kabul etmemiş, sabahleyin bakanlar, toprağın onu dışarıya attığını görerek, gelip Resûlüllah’a haber vermişlerdi.

Sevgili Peygamberimiz: “Siz onu gömün” buyurdu. Öyle yaptılar. Gel gör ki, toprak bir türlü kabul etmiyor, gece yine dışarıya atıyordu. Çaresiz kalan yakınları gelip durumu Resûlüllah’a bildirdiklerinde;

“Siz yine onu mezarına gömün; toprak ondan daha kötülerini kabul emiştir, onu da kabul edecektir.

Ancak Allah size ders vermek istiyor, mâsum bir adamı öldürmenin Allah indindeki kötülüğünü göstermek için size ibret örneği veriyor.

“Sakın haksız yere cana kıymayın, selâm vereni öldürmeyin”

buyurdu.

**

Milletini korumak için nöbet tutan askere, polise, devlet görevlisine haince tuzak kuranlar, vatanın imkânlarından sosyal yardımlarından faydalanıp, elektrik suyunu harcayıp, parasını ödemeyip kaçak kullananlar, milletin eşyasını kırıp dökenler, toprak bizi neden kabul etmez derler ki.

Hayvanlar haini kabul etmezken bizler haine nasıl güveneceğiz.

Hainler için yaşasın cehennem.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.