HUMANO  – 2013

 

 

Oyuncular: Alan Stivelman.

Tür: Belgeseller, Sosyal ve Kültürel Belgeler.

Yönetmen: Alan Stivelman …

Alt yazı çevirmeni: Hayrullah Doğan

Özet:

Canlı çekimleri ve animasyonu birleştiren bu belgesel, aydınlanmanın arayışında genç bir adamın Andean dağlarına varoluşun arayışını izliyor.

 

Filmin Altyazı

KUZEY DENİZİ AMERİKA VEYA HİNDİSTAN YENİ İSPANYA

Bence hayatın gizemini çözmenin tek bir yolu var: Kim olduğumuzu bilmek.

Kimim, nereden geldim ve nereye gidiyorum?

Bilmiyorum.

Kimdik, kimiz ve kim olacağız?

Bunu da bilmiyorum.

Tabii bir şey olacaksak.

 Geçmiş fotoğraflarıma bakarken bugünkü varoluşumu kavrama mücadelesinin ve ihtiyacının izlerini gördüm.

 Bu resim dizisine “Sarılmanın Gerilemesi” ya da “Gülümsemeyi Nasıl Bıraktım?” adını koydum.

 Gülümseme.

 Sarılma.

 Sarılma.

 Sarılma.

 Gülümseme.

 Daha az sarılma.

 Gülümseme çabası.

 Pek bir şey kalmamış.

 Yok olma isteği.

 

DİKKAT!

 Hayatın çelişkileriyle karşılaşmamışsanız lütfen bu filmi daha fazla izlemeyin, çünkü muhtemelen kendi varoluşunuzun farkında değilsinizdir.

 BUENOS AİRES, ARJANTİN HAZİRAN 2011

Rehber Plácido’yla buluşacağım.

 And dünya görüşünü anlatmak için geldiği Buenos Aires’te tanışmıştık.

 O sırada And Dağlarının gizemleri üzerine bir senaryo yazıyordum.

 Kimsin?

 Ve ne arıyorsun?

 Yanımda soruyla dolu bir defter var.

 Mümkün olduğunca çok cevap bulmayı umuyorum.

 Bazen kendi kalbine, kendi özüne bile kulak veremezsin.

 Bir süreliğine zihnimi kapatacağım.

 Öğretmenden çok arkadaşın olacağım.

 Hayatını mutluluğu bekleyerek geçirme.

 Elindekilerle mutlu ol.

 Bu kararı verdikten sonra mutlu olacaksın.

 Bazı şeyler çok basit olur.

 Bu şeyleri daha fazla sorgulama.

 Sadece yaşa.

 Yaşamak çok daha iyidir.

 Bazen bazı sorulara hazır olmayız.

 Hazır olduğumuzda da cevaplar çok rahatsız edici olabilir.

 Bazı sorular o kadar barizdir ki cevap sorunun içindedir.

 Bu nedenle onu kabullenmezsin.

 Kendini çok soru sormaya değil, yaşamaya ada, çünkü bazı hakikatler çok rahatsız edicidir.

 Henüz hakikati bilmeye tam hazır değiliz.

 Eyvah!

 Geçmişin izlerinin aynen korunduğu bir yerdeyim.

 Bu köyün bu gelenekleri sürdürdüğünü görmek bir rüya gibi.

 Bu insanların her birinin içinde atalarının ve şamanların binlerce yıllık bilgisi saklı.

 Mirasları bütün insanlığa ait.

 Sonuçta İnkalar burayı hiç işgal edememiş.

 Plácido’yu arıyorum.

 İşte geldin.

 İyi bir başlangıç, değil mi?

 Ortaya çıkmaya karar vermeleri yüz yıl bile olmamış.

 Dünyayla ilk kez iletişim kurmuşlar.

 Bu bilgileri bu kadar uzun süre korumakla gurur duyuyorlar.

 Farklı şeylere maruz kalmayı sevmem.

 Genellikle mümkün olduğunca yüzümü göstermekten kaçınırım.

 Ne arıyorsun?

 Varoluşumuzun nedenini.

 Neden yaşıyoruz?

 Bu, güzel bir soru.

 Ama sonuçta bu sadece kelimelerle açıklanamaz.

 Bunun yerine  Bu soruları gerçekten cevaplamak istiyorsan bir yolculuğa çıkmalıyız.

 Bu yolculuk atalarının seni çıkmaya zorladığı bir yolculuk.

 Atalar genellikle bazı sorular sorar ve bir şeyler görürler, ama bunlara cevap veremedikleri için bu görevi sana bırakırlar.

 Asıl amacım, insanın kökenini öğrenmek.

 İnsanlığı bilebilmen için önce insan olmalısın.

 Görünen o ki insanlık durumunun her birimizde bilinçli olarak tezahür etmesi gerekiyor.

 Sanırım hepimiz insan doğsak da bazılarımız tam insan değil.

 Bu, ulaşmak isteyenlerin ulaşabileceği bir durum.

 Bu çok basit.

 Ama bütün bunlar kelimelerle yapılamaz.

 Bu nedenle işe bazı ritüellerle başlayacağız.

 Çok uzaklaşma.

 Zor koşullara rağmen kendimi göle verdim.

 Bu şekilde çıktım.

 Bu sular adeta antik zamanlara ait.

 Doğrudan eriyen buzullardan geliyor.

 Sanki zamanın dışında gibi.

 Bu nedenle karlı dağların kutsal olduğuna inanılır, çünkü bilgiyi saklarlar.

 Su ya da başka bir şey olarak.

 Dondurarak saklarlar.

 Dolayısıyla, bu ritüelleri yerine getirmek için dağlara gelmek zorundayız.

 Bakalım  Sözgelimi bunu nasıl açıklayabiliriz?

 -Alan.

 -Efendim?

 Dün gece sıcaklık eksi on dereceye kadar düştü ve Alan soğuğa dayanmaya çalıştı.

 Neden?

 Vücudumun soğuğa dayanamadığını hissettim.

 Yani farklı boyutları deneyimliyorsun.

 Burada pek çok boyutu deneyimleriz.

 Binlerce boyutu.

 Aklı başında hiç kimse, en azından şehirliler, buraya gelip eksi on derece soğuğa dayanmaya çalışmaz.

 Ama sen farklı bir boyuttasın.

 Bu olabilir.

 Boyutlar sadece farklı anlama yollarıdır.

 Farklı türde meydan okumalardır.

 Yani şu anda başka bir boyutta olduğunu söyleyebilirim.

 Sadece burada olarak.

 Buluştuktan birkaç saat sonra, köyünün bir hikâyesini anlattı.

 Anneannesi, çocukken, kutsal bir vadide misarumi’lerle oynuyormuş.

 Yani bilginin kapılarını açan büyülü ayin taşlarıyla.

 Bunlarla bir süre oynadıktan sonra gizemli bir şekilde kaybolmuş.

 Ailesi bütün vadiyi ev ev aramış.

 Küçük kız, hiç iz bırakmadan ortadan kaybolmuş.

 Altomisayoc’tan yardım istemeye karar vermişler.

 Yani apu’larla konuşabilen tek kişiden.

 Apu’lar, dağların koruyucu ruhları ve Dünya’nın muhafızlarıdır.

 Ayinde apu’lar kızın başka bir dünyaya gittiğini ve altı ay sonra döneceğini söylemiş.

 O gün gelmiş, ama kız dönmemiş.

 Durumdan haberdar olan apu’lar kızın ertesi gün, üç çan sesi duyulduktan sonra döneceğini açıklamış.

 Dağların ardında güneşin ilk ışıkları belirdiğinde güçlü bir çan sesi toprağı titretmiş.

 Sonra dağın kalbinden ve zirvesinden iki çan sesi daha gelmiş.

 Altomisayoc, çaresizlik içinde apu’lara yalvarmış.

 Kız geceyi tek başına geçirmiş.

 Ertesi sabah, apu’lar, wallata’lara kızı derhal indirmelerini emretmiş.

 Apu’lar kızın döneceğini tahmin etmiş, ama bunun sonuçları konusunda uyarmamış.

 Kız uyurgezer durumdaymış.

 Apu’lar kızın boğa üç kez böğürünce uyanacağını söylemiş.

 Daha önce kızla iletişim kuramamışlar.

 Kız kendi dilini unutmuş.

 Plácido’ya göre, başka bir gezegende on yıl geçirince Quechua dilini unutmuş.

 On yıl, bizim uzay ve zaman anlayışımızda altı aya karşılık geliyormuş.

 Kız birden her şeyi hatırlamış.

 İnsanların uyum içinde yaşadığı ve her isteğin gerçek olduğu büyülü bir dünyaya gittiğini söylemiş.

 Bu hikâye, hayat formumuzla bağlantılı başka hayat formlarının var olabileceğini düşünmemi sağladı.

 Pachamama nedir?

 Pachamama, çok geniş bir kavramdır.

 Evreni bile içine alır.

 Ama bu kavramı, Aipa ya da Aipamama üzerinden ele almak daha doğru olur.

 Bu kavram çok daha özgüldür ve Dünya’yı ifade eder.

 Yani Dünya ya da Dünya Ana sadece evimiz değildir.

 Dünya bizin vücudumuzdur ve hepimiz Dünya’yı vücudumuz olarak tasavvur edebilirsek ona zarar vermemiz imkânsız hale gelir.

 Doğayı nasıl tanımlarsın?

 Onu tanımlamak biraz güç çünkü hayatı tanımlamak kolay değil.

 Bunu nasıl anlayabiliriz?

 Bu, yavaş bir titreşimdir.

 Yani doğa hayatlarımızı tamamlayan bir şeydir ve evrilmemize ya da geriye evrilmemize yardımcı olur.

 Doğayla bağlantılı olarak insanın amacı ya da işlevi nedir?

 Dünya’daki farklı varlıkların evrimini sağlamak.

 Varoluşumuzun nedeni ne?

 Varoluş ışık ile maddeyi karıştırmanın bir yoludur.

 -Neden buradayız?

 -Neden buradayız?

 -Şans eseri mi?

 -Hayır, bir nedeni var.

 -İnsanlar neden güneşe tapar?

 -And Dağlarında kimse tapmaz.

 -İnsanın ne gibi güçleri var?

 -İnsanın güçlerinden biri 

Hissedebilen varlıklar olarak buradayız.

 Buraya çalışmaya geldik.

 Öyle ya da böyle.

 Sadece toprağı ekip biçerek öğrenebileceğin şeyler vardır.

 -Bu, kurtulmanın gücüdür.

 -Ruh ölümsüz müdür?

 Ruh ölümsüzdür.

 Sen ölümsüzsün.

 Daha fazlasını özümseyebileceğimi sanmıyorum.

 Öğrendiklerimi konudan ve bağlamından kopuk bir şekilde özümsemem çok güç.

 Kasten öldürdüğümüz şeylerin evrilmesine nasıl yardım edebiliriz?

 Kendimle bile tam bir iletişim kuramazken bir ağaçla, bir dağla, Dünya’yla ya da bir taşla nasıl kurabilirim?

 Şamanizm, zihni yeniden yapılandırmanın bir yoludur.

 Şamanizmde, duygusal olandan maddi olana doğru çalışmayı başlatmaya yönelik bazı teknikler vardır.

 Duygularını anlayamazsan ne kadar çok ya da az çalışman gerektiğini açık bir şekilde görmen güç olur.

 Puma gibi yürü.

 Bir puma olduğunu hisset.

 Puma gibi kokla.

 Dünyayı bir puma gibi hisset.

 Şamanizm bir şeyleri gerçekleştirmekle, güven oluşturmakla ya da zihni aldatmakla uğraşır.

 Aslında zihinle oynar.

 Daha sonra bir Şaman ritüelini ya da reçetesini uygulayabilir miyiz?

 Olur.

 Wachuma kutsal bir bitkidir.

 Bu bitkiye San Pedro da denir.

 İspanyolların ilk geldiği dönemde Cizvitler de wachuma tüketiyordu.

 Yani cennetin anahtarının Aziz Pedro’da olduğuna inandıkları için bu bitkinin İspanyolları cennete götürdüğü söylenebilir.

 Bu nedenle öyle deniyor.

 Bazen, bazı bitkilerin yardımıyla gerçekte olmayan şeyleri gördüğünü düşünürsün.

 Bu kadar çok insanın bu bitkileri tüketmesinin nedeni görülemeyeni görmektir.

 Çoğu zaman görmediğimize inanmayız.

 Yani bu bize yardımcı olur.

 Görmemize yardımcı olur.

 Görünmeyen dünyanın varlığına inanmamızı sağlar.

 Sence bu, doğanın kendisini daha iyi anlamamız ve tedavi olmamız için verdiği bir hediye mi?

 Bu bitkiler kutsaldır.

 Tütün 

Kutsal bitkiler insana bağlıdır.

 Ona yardım etmek için.

 Ama insan bu bitkilere bağımlı olursa insan olmaktan çıkar.

 O bitki için yaşamaya başlar.

 And Dağlarında wachuma kullanmayız.

 Sadece çok özel durumlarda, bir kişi anlamayı ya da görmeyi başaramıyorsa kullanırız.

 Andlarda daha çok koka yaprağı kullanılır.

 Yine aynı amaçla.

 Farkındalık yaratmak için.

 Halüsinojen bir bitki mi?

 Evet, kısmen.

 Gördüğümüz şeyden nasıl emin olabiliriz?

 Hayal gücümüzün ürünü mü, yoksa gerçekten var mı?

 Yani açıkçası hayal gücün ya da ona ne dersen hayatında olumlu bir değişiklik yaratıyorsa bu durumda bence bunun iyi bir şey olduğunu söyleyebiliriz.

 Ama gördüklerin, pek çok kez hayatında olumsuz bir değişiklik yaratır.

 Yolculuğunun şu ana kadarki kısmı sadece hazırlıktı.

 Sadece hazırlıktı.

 Kendini hazırlamanın en iyi yolu, doğa üzerine kafa yormaktır.

 Yani aslında bunu sadece hayal etmediğini göreceksin.

 Dışımızda başka varlıklar var.

 Bunlar belki sana yol gösterir ve belki bir şeyler öğretir.

 Hepsini mi?

 Bitki, ilk kez içmeden önce bile zaten içinde.

 Bu adak Dünya’yı sadece evimiz değil, aynı zamanda annemiz olarak görmeye dayanıyor.

 Bu nedenle bazen, yılda birkaç kez ya da bir kez “Sağ ol, anne,” demek iyi olur.

 “Verdiğin her şey Dünya’dan aldığım her şey için.”

Şu anda nasıl Dünya’ya bir şey verebilirsin?

 Nasıl ya da ne şekilde yapacağını, Dünya’nın ne tepki vereceğini ya da neyi sevdiğini bilmiyorsan veremezsin.

 Dünya’ya bir şey veriyor musun?

 -Hayır, çünkü nasıl vereceğimi bilmiyorum.

 -Aynen.

 Ama Dünya için yaşarsan ve Dünya da senin için yaşarsa onun neyi sevdiğini bilirsin.

 Dünya’yla nasıl konuşacağını bilirsin.

 Dünya üzerinde ne olduğunu ve bizi neyin çevrelediğini anlarsak başka hangi dünyaların olduğunu da anlamaya başlayabiliriz.

 Despacho yapımı bilgisini kim verdi?

 Bilgiyi mi?

 Yani, bu bilgiyi saqra’lar insan rahiplere sağladı.

 Savaşabilmeleri için.

 Wiracocha’lara karşı mı?

 Wiracocha’lara ve chullpa’lara karşı.

 Dolayısıyla bunu saqra’lardan öğrendik.

 Dünya bir değişiklik geçirirse ya da Dünya doğal süreci dışında zarar görürse insanlık da zarar görür.

 Belki insanlık da bir şekilde yok olur ya da kendisini yok eder.

 İşte geldik.

 Despacho ayinini bitirdik ve dağların ortasındayız.

 Qeros’tayız.

 Hava çok soğuk.

 Despacho ayinleri genellikle dağlarda, bir göl kenarında yapılır.

 Pachamama’ya bir adak sunduk.

 Hocamın öğrettiği kavramları yavaş yavaş anlamaya başladım.

 Batılılar ya da, buradaki adıyla, gringo’lar için And dünya görüşünü anlamak kolay değil.

 Ama ben bu kavramlarla özdeşleşebildiğimi hissediyorum.

 Hadi be.

 Bildiğim tek şey, güvenmeyi öğrenmek zorunda olduğun.

 Başla.

 Korkuyu yenebilecek tek şey eylemdir ama bu eylem mümkün olduğunca yavaş olmalıdır.

 Korku ortaya çıkarsa bunu göz ardı etmeye çalışacağım.

 Korku ancak var olmasına ihtiyaç duyduğun sürece var olur.

 Evet.

 Kendine güven.

 Soğuk da uyumun bir parçası.

 Doğru yöne mi gidiyorum?

 Kesinlikle.

 Doğru yolda mıyım?

 Mağaraya girmişim.

 Vay be!

 Olamaz.

 -Bak, korku kayboldu.

 -Çok güzel.

 Korku kaybolunca her şey çok güzeldir.

 Korku, görmemize izin vermez.

 -Gerçeği görmemize.

 -Evet.

 İnsanların, hayatlarında bir kez olsun açıklayamadıkları bir şeye güvenmelerini isterdim.

 Vay be!

 Az önce ne hissettiğimi tam olarak açıklayamıyorum.

 Korkuyla adrenalinin karışımıydı.

 Korkuyu anlamak.

 Karanlıkta korkuyu anlayabiliyorsunuz.

 Her şey güçleniyor.

 Korkuyu görebiliyordum.

 Bir form kazanmıştı.

 Burası inanılmaz derecede büyülü.

 Bazen korkuyu kelimelerle açıklamak zor oluyor.

 Çünkü bazen adı olmayan bir imge ya da duygu olabiliyor.

 Sanırım korkuyu ve onu yenmenin sevincini bugün ilk kez gerçekten anladım.

 Her şey çok basit.

 Böyle yerler korkuyu yenmek, başka huaca’lar sevgiyi ve başkaları kahkahayı anlamak için var.

 Her şey çok basit ama bazen korkularımızın kökeni çok karmaşık oluyor.

 Bunlar başka bir yerden  Kim bilir nereden geliyor.

 Korkularımız.

 Çoğu zaman taşıdığımız yük, babamızın, dedemizin, dedemizin dedesinin taşımamızı istediği yüktür.

 Benim arkamda bu şekilde yedi kuşak var.

 Beni destekliyor ve kendi yollarına yönlendiriyorlar.

 Bu, benim yolum değil.

 Dolayısıyla, taşıdığımız çantalar ya da taşıdığımız yükler, çoğu zaman kalıtsal etkilerden başka bir şey değildir.

 Çoğu zaman kalıtsal, bazen de duygusaldır.

 Bu bir tür kapı.

 Öyle mi?

 -Bak, burada bir hayalet var.

 -Evet.

 Bu bir hayalet.

 Peki.

 İstediğim senin  -Bunu gördün mü?

 -Evet.

 Yedi kez “Beni affet.

 Seni affediyorum.”

İnsan vücudu o kadar basit değil.

 Çok karmaşık.

 Muhtemelen bunun her şey olduğu bir dönem vardı.

 O zaman, o da buradaydı.

 Atalarla birlikte çalışmak bir zamanlar ne olduğunu anlamaktır.

 Beni affet.

 Seni affediyorum.

 Beni affet.

 Seni affediyorum.

 Bir zamanlar burada bazı varlıklar yaşıyordu ve burayı onlar inşa ettiler.

 Belli bir amaç için.

 Bu amacı kimse bilmiyor.

 Ama bunu yaparsan bunu öğrenme fırsatın olabilir.

 Bu toprak buradaki evrimin tamamını belgeliyor.

 Atalarımız bu toprağın üstündeydiler.

 Konuştular, yediler, çalıştılar.

 Her şey burada kayıtlı.

 Al.

 Ye.

 Pachamama’nın bir dili vardır.

 Ateşin bir dili vardır.

 Mesela “Merhaba, ateş,” dersen sence ateş anlar mı?

 Umarım.

 Onunla nasıl konuşacağımı bilmiyorum.

 Niye anlamaz, biliyor musun?

 Çünkü ateş hiç İspanyolca öğrenmedi.

 Bu yüzden anlamaz.

 Okula gitmedi.

 Ne okula ne üniversiteye.

 İcaro’yu hiç duydun mu?

 Hayır.

 Vay be.

 Hangi dünyada yaşıyorsun?

 İcaro bir şarkıdır ama formu yoktur.

 Form  Konuştuğumuz İspanyolca mesela  Bir formdur.

 Yalnızca İspanyolca bilenler seni anlayabilir.

 Bilmeyenler anlayamaz.

 Ateş tabii ki İspanyolca bilmez ve bu yüzden seni anlayamaz.

 İcaro, Dünya’daki maddi her şeyle iletişim kurmanı sağlayan bir dildir.

 Şarkı şöyle 

Nasıl istersen öyle söyle.

 -Ne istersem mi?

 -Ne istersen.

 İşte  -Bir şey anladın mı?

 -Evet.

 Bir gece rüyamda Cuzco’daki bir vadide yürürken kana susamış köpekler bana saldırdı.

 Plácido’ya rüyamı anlattım.

 Bana o gece bütün eski kavramlarımı öldürdüğümü söyledi.

 İnsanlığın bilinçlenmesini önemsiyorum.

 Bir kişinin nihai olarak evrilmesinin tek yolu, insanlığı, Dünya’nın insanlarını bilinçlendirmektir.

 Bu nedenle sanırım benim amacım, benim istediğim şey bu.

 Bunu başaramayabileceğimi biliyorum ama kendi içimde başaracağım.

 Bundan eminim.

 Gidelim.

 Acele et.

 Hadi.

 -Niye burada kalmıyorsun?

 -Nerede?

 Burada.

 Sence burada kalmak ve sükuneti yaşamak daha kolay olmaz mı?

 Evet, olur.

 O zaman neden yapmıyorsun?

 Sanırım sınırları zorlamak istediğim için.

 Şunu taşı.

 -Kamera ne olacak?

 -Ben alırım.

 Sana yardım edeyim.

 Hadi koş.

 Daha hızlı!

 Bu taş yığını  Başkaları da buraya taş getirmiş.

 Buraya uyum sağlamak için.

 Şuraya koy.

 Ve burada kal.

 Böyle gerçekten yaşayan az insan var.

 Gerisi uyuyor.

 Eski çağlarda tapınakların pratik işlevleri vardı.

 İnsanlar buralarda sevgi, tıp ve içlerindeki farklı varlıkları anlamak gibi farklı konularda eğitim alırdı.

 Plácido, bana her tapınağın son derece özgül bir çalışma alanına ayrıldığını söyledi.

 Örneğin, hepsi bağlantılı olan üç And dünyasını anlamak.

 Tiahuanaco’da Güneş Tapınağı var.

 Burası, kondorun ve geleceğin dünyası Hanaq Pacha’yla bağlantılı.

 Bu dünya, farklı Tanrı fikirlerini içeren göksel krallıktır.

 Yakınlarda Puma Punku var.

 Bu tapınak, pumanın ve şimdinin dünyası Kay Pacha’yla bağlantılı.

 Bu dünyada, apu’larla ve doğayla birlikte yaşıyoruz.

 Plácido’nun kayıp ya da saklanmış bir tapınaktan daha bahsetmesi ilginç.

 Burası, yılanın, geçmişin, maddi şeylerin dünyası Uju Pacha’nın tapınağı.

 Öncelikle yılanı ya da maddi şeyleri yenmediğimiz sürece puma ya da kondor tapınağına giremeyiz.

 Kimse bir anda Tanrı’nın huzuruna çıkamaz.

 Nedense bu tapınaktan geriye bir şey kalmamış.

 Bunları görünce merak ettim.

 Acaba konkistadorlar bu muhteşem yapılar karşısında ne hissetmiştir?

 Bunların amaçlarını anlayınca ürkmüşler midir?

 Bu yüzden mi kutsal And tapınaklarının olduğu yerlere kiliseler diktiler?

 Güneş Kapısı’ndaki yazılar ne anlama geliyor?

 İnsanlığın uyanmasına yardım edebilir mi?

 Günümüzde tapınaklar daha çok insanları kontrol etmek ve hipnotize etmek için.

 -Eskiden öyle değil miydi?

 -Değildi.

 Tapınaklar insanı insanlıktan özgürleştirmek içindi.

 Andlardaki hayat tarzı bir din değildir.

 Farklı dinler bizi dışımızdaki tanrıları aramaya yöneltti.

 İçimizdeki tanrının sorumluluğunu üstlenmemize ya da onu kabullenmemize izin vermediler.

 Bize hep başka bir şeyi aramayı öğrettiler.

 Din hakkında ne gibi şüphelerin var?

 Şüphe değil de, niye var olduklarını, ne işe yaradıklarını anlamaya çalışıyorum.

 Gördüğüm kadarıyla, insanları birleştirmekten çok bölüyorlar.

 Bu, canımı sıkardı, ama artık sıkmıyor.

 Kendi dinimi reddetmemeyi de öğrendim.

 Anlaman gereken tek şey her eylemin reddetmen ya da yargılaman için değil, öğrenmen için var olduğudur.

 Yargılamaya başladığın anda ikiliğe girersin.

 Mutlak barış istiyorsak Dünya’nın başka bir yerinde mutlak savaş olmalıdır.

 Elbette.

 O zaman mutlak barış olur.

 Sevgiyi öğütleyenler doğrudan ışığa gider.

 Katolik dini gibi ölümü öğütleyenler ışık yerine Dünya’ya gider.

 Bu yüzden, “Mutluluğu bulman için ölmen lazım” ya da “Cennete gitmek için ölmen lazım,” derler.

 Ama bu iki durum, yani Dünya ve ışık, daima, var olmamızı mümkün kılan durumlardır.

 Bunu anlarsak insan olabiliriz.

 Ancak o zaman.

 Aksi takdirde ya saqra yani Katoliklerin dediği gibi “şeytan” ya da bir tür tanrı ya da bu tanrıların rahipleri olabiliriz.

 Bu kadar basit.

 Asla insan olamayız.

 Dağlarda tanrısallığı deneyimlemeye şehirde olduğundan çok daha yakınım.

 Herkes tapınaklarda, kendisini ve niyetlerini bilmediğim bir Tanrı’ya tapıyor.

 Doğadaysa her şey ortada.

 Bilginin bir kısmı bir şekilde koruma altındadır, çünkü Andlardaki bilgiler öncelikle kıskançlık yoluyla korunur.

 Sadece görebilenler bunları görür.

 Çünkü Andlarda bilgi bir anahtar gibidir ve anahtarını tanımadığın birine vermek istemezsin.

 Ve bu anahtar doğrudan boyutları açar.

 Bu, başkalarına çılgınca bir şey, hayal ürünü ya da yanılsama gibi görünebilir ama birisi oraya ulaştıysa bazıları için gerçektir.

 Andlarda geçirdiğim süre boyunca, herkes sürekli apu’lardan bahsediyordu.

 Bunlar bizim için görünmez olan ve Dünya’yı gözeten varlıklar.

 Dağlar onların vücutları.

 Onlarla ilgili deneyimleri dinleyince, bunu kaçırmak istemedim ve korkuyu unuttum.

 Apu’larla karşılaşmak istedim.

 İki ay boyunca altomisa’yı aradık ve nihayet bulduk.

 Bu görüşmeyi filme çekemedik.

 María çok yaşlıydı ve eski gücünü kaybetmişti.

 Yaşı yokmuş gibi görünüyordu.

 Tek kelime etmeden beni inceledi.

 Çok korktum.

 Hiç çiğnemediğim kadar çok koka yaprağı çiğnedim.

 Bir türlü sakinleşemedim.

 Başta ne işittiğimi anlayamadım.

 Bu ses şamandan mı çıkıyordu, yoksa başka bir şeyler mi vardı?

 Herkes bir ağızdan “İyi akşamlar, baba,” diyordu.

 Bu, apu’ydu.

 Onu selamlamakta geciktim.

 Benden bir soru sormamı istedi.

 Titreyerek apu’ların Dünya’da ne rol oynadığını sordum.

 Yarım saat kadar bu şekilde kaldık.

 İlk beş dakikadan sonra, zihnimi kapatmayı başardım.

 Bilincim ile bilinçdışımın konuşmasını istemiyordum.

 O deneyimi doya doya yaşadım.

 Hayatımda dinlediğim en güzel senfonilerden biriydi.

 İnan ya da öl.

 Andlarda atalardan kalan uygulamaların şeytanın işi olduğu düşünülür ve bazen söylenir.

 Bu doğruysa Şeytan’ın yardımcıları muhteşem varlıklar.

 Apu deneyimim, nihayet bütün köpeklerimi öldürdü.

 Ayine gelen apu daha az konuşmamı ve insan dengesinin yolu olan allynkausay’ı uygulamamı önerdi.

 Ayrıca, kişisel apu’mun Champaquí olduğunu söyledi.

 Beynimden vurulmuşa döndüm.

 Champaquí, Arjantin’deki kutsal bir dağın adıdır.

 Verdikleri için, apu’lara minnettarım.

 Köpeklerimizin ölümü için.

 Sence hayat mı bu?

 Bence hayat.

 Ama sadece senin için.

 Herkes için olduğunu açıklayabilir misin?

 Her şeyin hayat olduğunu mu?

 Tek kelimeyle mi?

 Her şeyin hayat olduğunu açıklayabilir miyim?

 Nasıl?

 Hayır, açıklayamam.

 Bu taşın hayatı olduğunu anlatabilir misin?

 Ancak örneklerle anlatabilirim.

 Uygulamayla.

 Apu’lar da öyledir.

 Onlarla bir deneyim paylaşmadığın sürece onlarla yaşamadığın sürece bir hikâyeden ibarettir.

 Açıkçası, hiçbir şeyi yarım bıraktığımı hissetmiyorum.

 Ne mutlu ki.

 Peki bütün bunlarla ne yapacaksın?

 Film.

 Senin apu’n Champaquí için.

 Üç kez mi üfleyeceğim?

 Üfle ve bugün apu’nla bağ kurmayı talep et.

 Burası Dünya’nın bağ kurduğun parçası.

 Burası.

 Burada yapalım.

 Ayağa kalk.

 Peki.

 İç dünya  Bizim için adı Uju Pacha’dır.

 -Yılanın dünyası mı?

 -Öyle diyebiliriz.

 Burası oldukça  Burası, üzerinde çalışacağımız dünya.

 Bir zamanlar Dünya denen bir gezegen vardı.

 Bu gezegenin çeşitli yerlerinde androjenler yaşardı.

 Chullpa’lar diye, elleriyle değil, sesleriyle bir şeyler inşa eden varlıklar vardı.

 Bir gün Wiracocha diye bir varlık geldi.

 Bu varlık, gezegende olan her şeyi görüyordu.

 Apu diye bir gezegenden gelmişti.

 Bu nedenle ona “Apu Illa Teqsi Wiracocha” adını verdiler.

 Bu adam, o varlıklara ikiliği öğretti.

 Sonra saqra diye başka bir varlık geldi.

 Uzak bir gezegenden ya da yıldızdan.

 Bu varlık, hayat enerjisi için gezegenden altın çıkarmaya başladı.

 Bu varlıklar bu enerjiyi tüketiyordu.

 Saqra, yeni bir varlık yaratmaya karar verdi.

 Erkeği ve kadını yarattı.

 Chullpa’lar yok oldu ve nihayet insanların hayatı başladı.

 Erkek ve kadın ikiliği içinde.

 Dünya’nın çeşitli yerlerinde.

 Yani bizler saqra’ların yarattığı varlıklarız ve sonuçta onların kölesi gibiyiz.

 Daha sonra başka varlıklar geldi ve bu varlıklar bu yeni varlıkların neden yaratıldığını öğrenmek istedi.

 Ceza olarak, saqra’yı toprağın derinliklerine gönderdiler.

 Böylece, yarattıklarına bakacak ve gerçekten onun kölesi olup olmadıklarını görecekti.

 Bu yüzden kötü bir varlık olarak bilinir ama aslında ne iyi ne kötüdür.

 Bizimle aynı durumda, aynı Latincede Lucifer, “ışığın taşıyıcısı” demek.

 Olumsuz bir varlığın ışığı taşıması garip.

 Hâlâ olumsuz olarak görülüyor, çünkü yapmaya çalıştığı tek şey, en azından bir bakış açısına göre, Dünya’daki bütün enerjiyi, yani altını toplamaktır.

 Dolayısıyla, büyükleri de dahil, bütün dinler, ona karşı çıkar, ama kendileri de altını bulmaya çalışır.

 Başka bir isim kullansalar bile.

 “Onlar kötü, biz iyiyiz,” derler.

 İki enerji de altının peşinde mi?

 İki enerji de altının peşinde.

 Ama bilinçten bahsetmiyorum.

 Bilinçdışından bahsediyorum.

 Bilinçdışında bunun doğruluğunu biliyorlar.

 Doğruluğunu anlayacaklar çünkü öyle.

 Yaradılış hikâyesini nasıl biliyoruz?

 Yaradılış hikâyesi biliniyor, çünkü insanların erişebildiği belli frekanslar var.

 Taşlar konuşuyor.

 Bütün bilgiler taşlara nüfuz eder.

 İlginç.

 Kökenlerimizi bilmenin önemli olup olmadığı sorusunu ilk yazdığımda bunun en önemli soru olduğunu düşünüyordum.

 Şimdi öğrenince o kadar önemli gelmiyor.

 Şu anda daha önemli gelen soru şu: Kimdik, kimiz ve kim olacağız?

 Bunu anlamak, kim olduğumu bilmekten daha kolay.

 Kim olduğunu bilmek herkesin kendisine kalmış.

 Hikâyemizi başkası anlatamaz.

 Çünkü bu bir hikâye.

 Hikâyeleri anlamak kolaydır.

 Gir lütfen.

 Şu anda filin karnının içindeyiz.

 Formunun içinde.

 -Simgelediği şey  -Simgelediği şey  – anne karnı.

 – anne karnı.

 Senin annenin karnı.

 Annenin karnına dönemeyeceğin için bir alternatif bulmalıyız.

 İçine yeniden girebilmek ve zihinden bilinçli olarak yeniden doğabilmek için.

 Cenin pozisyonunda yat.

 Bağ kurmak için soğuktan yararlan.

 Kalbinin atışını dinle.

 Ve Dünya’nın kalbinin atışını.

 DİKKAT!

 İNSAN GÖZLERİNİ KAPAT

Her şeyin parçası ol.

 Ağaçlardan, taştan, okyanustan nefes al.

 Sadece içeride olduğunu hayal et.

 İçeride olduğuna ikna ol.

 Tek anlaman gereken, Dünya olduğun.

 Daima.

 Hepsi bu.

 Sadece şunu anlaman lazım: Dünya’nın bir hücresinden ibaretsin.

 Dünya’nın bir parçası olduğunu anlayınca Dünya’ya bağlı olarak yaşamaya başlayacaksın.

 Ama bunu anlamazsan sadece bir virüs olacaksın.

 Şunu anla: Vücudun var olan en evrilmiş maddedir.

 İnsanlığın hayatı, Dünya’nın hayatına sıkı sıkıya bağlıdır.

 İnsanlık, bir bütün olarak Dünya’ya olumsuz bir şey yaparsa bütün evrim boşa gider.

 Zihinden ikinci doğuşun ne olduğunu anlamak nerede durduğumuzu anlamak demektir.

 Kim olduğumuzu anlamak demektir.

 Bu noktaya kadar gelmen, gayret ettiğini gösteriyor.

 Artık buradasın.

 Tek yapman gereken, bu noktaya gelmekti.

 Bir insan olarak uyan.

 Yeniden doğmaya bilinçli olarak karar ver.

 Bir karışımız.

 Dört DNA’nın karışımı.

 Bu yüzden kim olduğumuzu bile bilmiyoruz.

 Nereye gittiğimizi de.

 Ne arayacağımızı bile bilmiyoruz.

 Bu yüzden iyi bir şey yaptığında kötüymüş gibi geliyor.

 Kötü bir şey yaptığındaysa iyiymiş gibi geliyor.

 Yapman gereken tek şey almak.

 Atalarından kalan ve içinden gelen her şeyi almak.

 Bunlar dört DNA’dır.

 Ve buna dayanarak insanlığını ilan etmelisin.

 Asıl vücudunun Dünya olduğunu da unutma.

 Evin de orası.

 Buna saygı gösterdiğin sürece her şey iyi olur.

 Aksi takdirde yaratılan her şey türümüzün tamamı yok olup gider.

 Bir gün bu maskeyi takmaya karar verdim.

 Sana hayatın çok basit olduğunu açıklamak için.

 Bir eylem olarak hepsi bu.

 Hepsi benim için.

 Apu’lar ve Pachamama senden paylaşma bilinci dışında bir şey istemez.

 Bunu hayata geçirdiğinde Dünya’yla ve apu’larla ilişki içinde yaşamaya başlarsın.

 Onlar da seninle.

 Hayat beni karşına çıkardı.

 Sana kim olduğunu hatırlatmam için.

 Bunu yaptın, değil mi?

 Umarım insan denen bir varlık olduğunu hiçbir zaman unutmazsın.

 Aslında kimsin?

 Aslında ne arıyorsun?

 Kimsin?

 Aslında nesin?

 İÇİMİZDE YAŞAMAYA DEVAM EDEN ATALARIMIZA.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.