NÜVİT OSMAY- D.K.D. [DÜŞÜN, KONUŞ, DİNLE] KURUCUSU

 

HAKKINDA

1910 yılında İstanbul’da doğdu. Almanya’da makine mühendisliği öğrenimi gördü. Kaynak mühendisliği üzerine ihtisas yaptı. Bu ihtisasın sonunda Nüvit Osmay’m çizdiği projeye göre, “Türkiye’nin biricik kaynakçı yetiştirme merkezi”  Eskişehir Cer Atölyesinde kuruldu. Buradan yüzlerce kaynakçı yetişti. Kendisinin en çok iftihar ettiği çalışma budur.

Otuzyedi yıl Devlet Demiryollarında Makine Mühendisi olarak görev yapan Osmay, Personel Dairesi Başkanlığı, Müdürler kurulu Üyeliklerinde de bulundu.

1969 yılında emekliye ayrıldı. 1980 yılına kadar kısa adı TÜBİTAK olan, Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu’nun yayınladığı “Bilim ve Teknik” dergisinin editörlüğünü yaptı. Derginin tirajını 15 binden, 95 bine çıkardı.

“İnsanı insan yapan, okuldan sonra edindiği bilgilerdir” diyen Nüvit Osmay’m yürekten severek, başarıyla sürdürdüğü çalışması, 1964 yılında Halkevleri Genel Merkezinde başlattığı D.K.D. (Düşün, Konuş, Dinle) Toplum Önünde Söz Söyleme Kurslarıdır. Amerika’da iken ünlü “Dost Kazanma” yazarı Dale Carnegie ile tanışmış, orada onun bütün kurslarına katılmış ve öğretmen sertifikası almayı başarmıştır. İşte D.K.D., bu çalışmaların bir ürünüdür.

Hayatının her basamağında, kendisini insanlar yetiştirmeye adayan Nüvit Osmay’ın en büyük dileği, D.K.D.’nin yurt çapında yayılmasıdır. Çünkü, D.K.D., asgari insan ilişkilerinde birleşmeyi, toplumun çok büyük ihtiyacı olan toplum önünde iyi konuşmayı, mantıklı düşünmeyi, hoşgörüyü, karşılıklı sevgi, saygı ve dostluğu öğretmektir.

Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Nüvit Osmay’m iki kızı, bir torunu vardır.

Otuz küsur yıllık meslek hayatımda bir mühendis olarak makinelerden çok insanlarla, onların eğitimi, yetişmesi, yönetimi ile uğraştım. Şu kanıya vardım ki, en ileri otomasyon, elektronik beyinler ve şu anda daha adlarını bile bilmediğimiz, fakat laboratuvarlarda şekillenmekte olan binlerce fikir, makine ve metodlar bile insanın değerinden en ufak bir parçasını azaltamayacaktır. Filozof Spinoza’nın asırlarca önce söylediği gibi “insan için en kıymetli olan şey yine insandır.” Bu, dünyanın sonuna kadar böyle kalacaktır.

Masasının başında, tezgâhının arkasında veya deney tüpünün yanındaki insanın, mesleği, kabiliyeti, karakteri ne olursa olsun, tatmin edilmesini istediği arzu ve ihtirasları, kırılabilecek gururu, bozulabilecek sinirleri ve gerçekleşebilecek ümitleri vardır. O kendi yarattığı makinenin, aletin veya tesisin bir cıvata veya transistor gibi bir parçası değildir. Bütün insani ilişkiler işte bu anlayışın bir sonucudur. Yalnız bu anlayışa varmak için insanları anlamak gerekir. Onun için de onları sevmek lazımdır. Çünkü, Goethe’nin dediği gibi “insan bir şeyi sevmeden anlayamaz”.

İşçinin, memurun, amirin, şef ve liderin beraberce bir takım, bir ekip halinde çalışmaları ve belirli bir amaca yönelmeleri ancak devamlı bir anlayış ve insani problemlere psikolojik, sosyolojik, kısacası bilimsel açıdan yaklaşmakla olur. Bugünün mühendisi ast ve üst olarak beraber çalıştığı kişilerin her şeyden önce bir insan olduğunu bilmemezlikten gelemez, işte “insan ve Mühendis” ona bu konuda bazı şeyleri hatırlatacaktır.

Bir eleştirmen tarihçi, Hendrik Van Loon ve kitaplan için, “o bize klasik tarih öğretmez, belki pek bilmediğimiz yeni bir şey de öğretmez, fakat o bizi düşündürür ve bize tarihi sevdirir,” der. Eğer türlü makale serilerinden teşekkül eden “İnsan ve Mühendis” de aynı yolda ufak bir katkıda bulunursa görevini yapmış demektir.

Bu kitabın birinci baskıdan 15 yıl geçti. Bu sûre içinde garip bir şey oldu. “İnsan ve Mühendis” yalnız mühendislerin değil bütün meslektaşların, düşünmesini seven büyük bir kitlenin kitabı oldu. Onu bulmak için hâkimler, savcılar, fabrika müdürleri, tezgâhtarlar, öğretmenler, Milli Eğitim Müfettişleri, ev hanımları bile bana telefon ettiler.

Artık o herkesin kitabıydı ve bunu düşünerek adını “İnsan Mühendisligi”ne çevirdik. Böylece kitap “içindekiler”e daha uygun bir ad kazanmış oldu.

Bazı ufak değişiklikler dışında, onda fazla bir değişiklik yapmadık. Zaten “zaman” onu çoktan işlemiş ve süzmüştü.

Ünlü yazar Steinbeck son kitaplarından biri için şöyle der: “Bu kitap, içinde bütün bilgi ve yeteneklerimi saklamış olduğum bir sandığa benzer, o benim her şeyimdir.”

Büyük bir tevazu ile ve okuyucunun hoşgörüsüne güvenerek ben de “İnsan Mühendisliği” için aynı şeyi söylemek isterim. Onda elinde hamlaç tutan kaynakçının ne kadar hakkı varsa, demiryollarında geçirdiğim ayrı ayrı her görevin, her âmir ve memurun, her yabancı uzmanın, okuduğum bütün yeni ve eski kitapların payı vardır. Bütün bunların yanında 20 yıldan beri öğretmenliğini yaptığım DKD (Düşün, Konuş, Dinle) kurslarının o pınl pırıl genç erkek ve kızların, “Bilim ve Teknik” dergisinin editörlüğünü yaptığım zamanda, beraber çalıştığım bütün yazar ve okuyucuların da hakları vardır.

Bir ömür böyle geçti, yatağımın yanındaki küçük masanın üstünde duran bu kitap, her ümitsizlik anında bana kuvvet verdi. Onun her parçasını yeniden okudukça kendime olan inancım arttı. Bir taraftan da kusurlarımı ve toplumca kusurlarımızı daha yakından görmek olanağını buldum.

Umarım ki siz de onda birçok yenilikler bulur ve onu içten bir dost gibi yanınızda bulundurursunuz.

Bu kadar kısa bir zamanda üçüncü baskıyı yapabileceğimizi pek tahmin etmemiştik. Bunda zamanla memlekette böyle bir kitaba ihtiyaç duyan ve onu takdir etmesini bilen bir çevrenin büyümüş olmasının çok büyük bir rolü olmuştur. Bilindiği gibi eskiler “Marifet iltifata tabidir.” derlerdi.

Belki ikinci bir neden de, 21 yıldır bütün güçlüklere rağmen devam edebilen ve 3.000’e yakın mezun veren DKD kurslarının büyük katkıları olmuştur.

Biz, gerek DKD kurslarında ve gerek bu kitabımızda gençlerin düşünebilmelerini ve kendi kendilerine hakikati araştırmalarını teşvik etmişizdir. Hani garip bir söz vardır: “Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kere tattı mı, artık ondan bir daha vazgeçemez.”

Nüvit OSMAY, 12.10.1997 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

DOSTLARIN YANINDA
Karanlık gecelerde
Parlayan yıldızlar gibi,
Her dost
Birer yıldızdır
Karanlık günlerimizin,
Kalbimizde parlayan.
Uzak bile olsak onlardan,
En kuvvetli ümittir
Düşünmek onları,
Hayat bir zevktir
Yanında onların.
Konuşulurken,
Dinlerlerken,
Hatta susarlarken bile onlar,
Hissederiz içimizden,
Ta derinden,
Evet onlar
Birer parçadır bizden.
Dinlediğimiz müzik bile
Yumuşar ve incelir,
Derinleşir ve renklenir,
Başka bir mâna taşır,
Adeta farklıdır
Her zamankinden.
Düşüncelerimiz bile
Kaybeder sertliklerini,
Gösterir hayatı bize
Daha pembe
Daha ümitli
Bir ışık içerisinde.
Biliriz,
Çünkü hepimiz,
Onlar varken kalbimizde,
Yalnızken bile
Yalnız değiliz.

Nüvit OSMAY

BEKLEMEK SANATI        

Ünlü Alman şairi Schiller der ki,

“Dünya ihtiyarlar, sonra gene gençleşir, insan daima daha iyiyi ümit eder ve bekler”.

İnsan hayatı devamlı bir beklemedir, bize daima daha iyiyi ümit ettiren bir bekleme. Çocukken genç olmamızı bekleriz. Akşam olur ertesi günü bekleriz. Hasta oluruz, iyi olmayı bekleriz. Canımız sıkılır, mutsuzluk içindeyiz, gelecek mutlu günleri bekleriz. Kış soğuk geçer, ilkbaharı bekleriz. Yaz kurak olur, yağmuru, sonbaharı bekleriz.

Sevdiğimiz birinin gelmesini bekleriz, aynı zamanda sevmediğimiz birinin de gitmesini.

Genellikle istasyona kan ter içinde koşan ve orada trenin kalkmasını saatlerce bekleyen insanlara benzeriz. Boş yere yorulur, acele ve telaş gösteririz, bütün heyecanımız yollarda geçer. Kervansaraya vardığımız zaman dinlenemeyecek kadar yorgun, düşünemeyecek kadar bitkin ve etrafımızdan zevk alamayacak kadar bıkkınız.

Neden, çünkü beklemek denilen o güç sanatı bilmiyoruz.

Halbuki beklemek bir ümidin ifadesidir ve bizi insanların, yaşamak için, yaşamaktan zevk alabilmek için, bekleyecek bir şeye ihtiyacımız vardır.

Yabancı bir şehirde yapayalnız kalanlar, “Keşke bir dostum olsaydı da, onu boş yere bekleseydim!” hissini çok defa duymuşlardır. Çünkü bu boş yere beklemekte de bir ümit vardır ve bu o sıkıcı yalnızlık içinde belki en parlak ümitlerden bile daha parlak ve ısıtıcıdır.

Beklemek tabii bir kanundur. Her şey bir zamana bağlıdır. Toprağa ekilen her tohumun bir gelişme süreci vardır, bunu bekleyebilmek lazımdır. Baharda çiçek açmadan hiçbir ağaç meyve vermez.

Beklemesini bilmek işi bir sanat, bir kültür ve sonunda bir eğitim konusudur. Çocuklar bekleme kavramını anlayamazlar, huysuzlanır, ağlar ve bağırırlar. Ancak zamanla her yemeğin bir pişme sürecine ihtiyaç gösterdiğini, babanın güneş batarken ancak eve geleceğini öğrenirler.

Fakat beklemesini bilmek fertlerin eğitimlerinin de üstüne çıkan bir nitelik gösterir, burada cemiyetin de önemli bir rolü vardır. Cemiyet fertlerine derinliğine bir güven telkin edebilmişse, fert o kuvvetli güven hissinin yumuşattığı şüphesini yenmesini bilir ve gelecekten emin bekler.

İşte fert eğitimi ile cemiyetin yerleşmiş geleneğinin ortak sonucu bekleme sanatı dediğimiz şeyi, şuurlu, sonundan emin olarak hazırlıklı ve aradaki zamanı israf etmeden beklemeyi bize öğretebilir.

Bu bekleme, sabır ve tevekkül tavsiye eden şark felsefesinin, batının akılcı ve realist görüşü tarafından süzülmesinden sonra meydana gelen bir sanattır.

Affedersiniz!

Aşağıda okuyacağınız liste mazeretlere ait bir genel değerleme listesidir. Gerek bana ve gerek kendinize zaman kazandırmak için lütfen mazeretlerinizi bana numara ile bildiriniz.

1. Ben size bunu söylediğimi sanmıştım.

2.         Eskiden beri bu işi daima böyle yapmışızdır.

3.         Kimse işe derhal başlamamı bana söylemedi.

4.         Ben bunun bu kadar önemli olduğunu düşünmemiştim.

5.         Şimdi o kadar meşgulüm ki bu işi de üzerime alacak vaktim yok.

6.         Ne diye uğraşayım. Amiral nasıl olsa onu kabul etmez.

7.         Sizin bu işi bu kadar acele istediğinizi bilmiyordum.

8.         Bu onun işidir, benim değil.

9.         Unuttum.

10.       Ben onayın çıkmasını bekliyorum.

11.       Bu iş benim şubemde değildir.

12.       Bunun değişik bir iş olduğunu nereden bilebilirim?

13.       Amirim gelinceye kadar bekleyin ve ona sorun.

Sh:231-233

GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN ON BASİT KURALI

1.         Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başla! Bu şekilde o bütün dünyanın onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.

2.         Kötü sözler söylediği zaman, gül. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.

3.         Ona manevi, ahlaki hiçbir eğitim gösterme, “21 yaşına gelince kendisi karar versin”, diye bekle.

4.         Yerde bıraktığı her şeyi kaldır, kitapları, ayakkabılarını, elbiselerini. Onun için her şeyi sen yap ki, o bütün sorumlulukları başkalarına yüklemeye alışsın.

7.         Onun önünde sık sık kavga edin. Bu sayede bir gün aile parçalanırsa o da o kadar şaşırmayacaktır.

8.         Çocuğa istediği kadar harçlık ver. Hiçbir zaman kendi parasını kendi kazanmasın. Hayatta karşılaştığın güçlüklerle onun da karşılaşmasına ne lüzum var?

9.         Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir. İstediklerini yapmamak tehlikeli soğukluklara sebep olur.

10.       Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı daima onun tarafını tut. Onların hepsinin çocuğa karşı peşin hükümleri vardır.

11.       Günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse, ona bir şey yapmadın diye kendinden özür dile.

12.       Onu felaket ile dolu bir hayat için hazırla. Muhakkak om bulursun.

Hazırlayan: Houston Polis Müdürlüğü

Sh: 238

Dr. Albert Schweitzer diyor ki;

“Çocukluğumda büyükbabamın iş yerine giderdim. O, müşterileriyle hiçbir belge ve bağlantı imzalamazdı ve “ben size bir Türk gibi güveniyorum, başka bir şey gerekmez.”

Voltaire ise; “Uzun zaman devam eden bir anlaşmazlık, her iki tarafında haksız olduğunu gösterir.”

Sh: 60

KONUŞMAK

Ünlü İngiliz başvekili Disraeli, “insanlar kelimelerle idare edilir” der. İkinci Dünya Harbinde Winston Churchill için şu sözleri söylenmişti: “Eğer o bu kadar güzel bir İngilizce’ye sahip olmasaydı ve bu kadar iyi konuşmasaydı, İngiltere İkinci Dünya Harbini kazanamazdı. O kelimeleri seferber etti, harp meydanlanna yolladı ve zaferi kazandı.”

Çiçero, Roma’nın neden yıkıldığını soran birine şu cevabı verir:

“Çok güzel konuştular, fakat bilgisizdiler”.

Dil ile her şey yapılabildiği gibi, her şey de yıkılabilir. İyi bir konuşma karşı tarafa olumlu bir şey verebilen, onu olumlu yola yöneltebilen ve düşündürebilen bir konuşmadır.

İyi konuşabilmenin birinci şartı, insanın söyleyeceği, söylemek istediği, yetkiyle söylemek kudretine sahip olduğu bir şeyi olmasıdır. Sırf konuşmak için konuşmak, “yemek yemek için yemek yemek”ten daha tehlikelidir.

Sh:154

Bir Fransız dergisi İngiltere ile ilgili olarak çıkardığı özel bir sayısından lngilizler hakkında şu sözleri söylüyor:

“Ingilizler prensiplerinden ziyade neticelere önem verirler ve devamlı başarılarının sebeplerini de burada aramak yerinde olur. ” Çünkü başarının bir tarifi de netice almak, başlanan işi bitirmek sanatıdır. Sh:67

Her şeyin kötü taraflarını görmeye, her şeyi tenkit etmeye alışmış insanlar da kolay kolay, mutlu olamazlar. Bu davranışlarını haklı göstermeye çalışan insanlar, her şeyin en iyi şekilde yapılması gerektiğine inandıklarını bir mazeret olarak ileri sürerler. Bu gibilere Shakespear, Kral Lear’de şöyle yazar: “En iyiyi bulmak için uğraşırken iyiyi kaybediyorsunuz.”

Sh:69/148

Karınca’nın Hayvan Görüşü

Tartışmalar bana bir psikoloji profesörünün şu hikâyesini hatırlatır. Profesör bir test sorusu, olarak öğrencilerinden bir karıncanın çevresindeki hayvanları nasıl ayırabileceğini düşünmelerini istemiştir, işte sonuç: Karınca hayvanlar âlemini iki sınıfa ayırmaktadır.

a)            Aslan, kaplan ve çıngıraklı yılan gibi şefkatli ve iyi huylu hayvanlar ve

b)            Piliçler, ördek ve kazlar gibi yırtıcı hayvanlar

Her şey sizin görüşünüze bağımlıdır.

Jimm Powers

Sh: 152

Kaynak: Nüvit Osmay, İNSAN MÜHENDİSLİĞİ, ALFA Basım Yayım Dağıtım I – 2. Baskı: 2002 3. Baskı: Şubat 2003,İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s