COME SUNDAY (2018) / HERETİCS/

 

Süre: 106 dk

 Yönetmen: Joshua Marston

Senaryo: Marcus Hinchey

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 01 Nisan 2018      (ABD)

Müzik: Marc Streitenfeld, Tamar-Kali

Kelimeler:gerçek hikayeye dayalı

Nam-ı Diğer: Heretics

Oyuncular: Chiwetel Ejiofor, Jason Segel, Lakeith Stanfield, Danny Glover, Martin Sheen

Alt yazı çevirmeni: Özgür Salman

Özet

Gerçek olaylardan uyarlanan filmde, dünyaca ünlü vaiz Carlton Pearson kilise doktrinini sorguladığında her şeyi riske eder ve çağdaş bir sapkın olarak yaftalanır.

Carlton Pearson hâlen Tulsa’da yaşıyor ve düzenli olarak kilisede vaaz veriyor. Kaynaşma konusundaki vaazlarına devam ediyor. Yurt çapındaki kilise ve seminerlerde konuşmalar yapıyor. Takipçileri düzenli olarak artıyor.

Film Altyazısından

-Kiliseye gitmez misin?

 Gençken giderdim ama ben Katoliğim.

 Ne oldu?

 Gitmeyi neden bıraktın?

 Bilmiyorum.

 Galiba en sevdiğim yanı aile olmaktı.

 Evli misin?

 Teknik olarak.

 Yani  Karışık mesele.

 İşimi bitirmem gerek.

 Belki bu, tesadüf değildir.

 Senin orada, benim burada oturmam.

 Kader gibi mi?

 Veya amaç.

 Çocuğum olmuyor.

 Kocam çocuk istedi, ben de onu oyaladım.

**

Açıkçası, evlenip çocuk yapmak istemiyordum.

 Ailenin insanı Tanrı’dan uzaklaştırdığına inanırdım.

 Bu fikirle boğuştum.

 Hâlâ boğuşuyorum.

 Gerçi şu an gözümde en kıymetli şey, onlar.

 Ben  -Affedersiniz, ben  -Sorun değil.

 -Berbat durumdayım.

 -Herkes öyle hissediyor.

 İşler iyiyken sen de iyisin.

 Değilken dünyan yıkılıyor.

 Bir an bir şey hayal etmeni istiyorum.

 Ama gerçekten hayal edeceksin.

 Her şeyin bir sebebi vardır.

 Ve basit bir seçim vardır.

 İstersen seni şu anda “kurtarabilirim”.

 -Bu tam olarak ne demek?

 -Benimle dua et.

 Günahlarını terk et.

 Tanrı’yı yaşamına kabul et.

 Tulsa uçağında mı?

 Elimi tut.

 Ve oradaydı 

Ben de onun yanındaydım.

 Bir şey yapmazsam o kadının cehenneme gideceğini biliyordum.

 Daha önce kurtarılmamıştı.

 Dine dönmemişti.

 Ama ben yorgunum, Tanrım.

 Dört günde yedi kiliseye gittim.

 Dün geceyi vaaz vererek geçirdim.

 Ve Tanrı şöyle dedi: “Hayır, pes etme.” Amin! “Bekle.

 Sevgine ihtiyacı var.” dediğini duydum.

 Sert bir sevgiden bahsediyordu.

 Kadın, bunu duymak istemiyordu.

**

Seviyoruz çünkü İsa bize sevmeyi öğretiyor.

 Anne-babamı sevebilirim.

 Çocuklarımı sevebilirim.

 Eşimi sevebilirim.

 Seni seviyorum canım.

 Hepinizi sevebilirim.

 Seni sevebilirim.

 Seni de.

 Seni de.

 Bu güzel koroyu da.

 Bu müziği sevebilirim.

 -Seni seviyorum Reggie.

 -Ben de sizi efendim.

 İsa “Size sevme yetkisi veriyorum.” dedi.

 Yetkiniz var.

 Onun sevgisini yaymak için atandınız ve görevlendirildiniz.

 Evet! Bu yüzden her kapıyı çalıyoruz.

 Her taşın altına bakıp insanları uçakta rahatsız ediyoruz, kitapçık verip atıp tutuyoruz.

 Herkesi kurtarana dek sarsıyoruz.

 Hoşumuza gitmeyebilir.

 Bıkıp usanabiliriz ama bizim işimiz bu.

 Birine bakıp “Bizim işimiz bu.” deyin.

 -Bizim işimiz bu! -Çünkü dünya, kurtarılmalı! Dünya, kurtarılmalı! Onları neşelendirip “Çok şükür” deyin! Çok şükür! “Ben bir askerim” deyin.

 -Ben bir askerim! -“Ben bir askerim” deyin! -Ben bir askerim! -Ben bir askerim Tanrı’nın Ordusunda Ben bir askerim Tanrı’nın -Ben bir askerim -Tanrı’nın Ordusunda Ben bir askerim Tanrı’nın -Ben bir askerim -Tanrı’nın Ordusunda -Ben bir askerim -Tanrı’nın -Ölürsem bırakın öleyim -Tanrı’nın Ordusunda -Ölürsem bırakın öleyim -Tanrı’nın -Ölürsem bırakın öleyim -Tanrı’nın Ordusunda -Ölürsem bırakın öleyim -Tanrı’nın Savaş giysimi kuşandım Tanrı’nın Ordusunda Savaş kıyafetimi kuşandım -Tanrı’nın -Evet, ben bir askerim Tanrı’nın Ordusunda Tanrı’nın Ben bir askerim Ben bir askerim Ben bir askerim Ben bir askerim Ben bir askerim Ben bir askerim Ben bir askerim Aziz

**

-Seni gördüğüme sevindim.

 -Anlat bana, Quincy dayı.

 -Her şeyi öğrenmek istiyorum.

 -Çok dua ettim.

 Evet, düşündüm.

 Galiba benim için ettiğiniz dualar kabul oldu.

 Seni buradaki kiliseye mi aldılar?

 Evet, güzel bir kilise var.

 Bir buçuk kilometre uzakta.

 Good Shepherd Kilisesi.

 Her pazar otobüs var.

 -Çok şükür.

 -Evet.

 Çok şükür.

 Altı hafta.

 Altı hafta sonra çıkıyorsun Quincy dayı.

 Evet.

 Bir şey daha var.

 Odamda uyuşturucu buldular.

 Benim değildi ama mesele o değil.

 Şartlı tahliyemi yakacaklar.

 Altı yıl.

 Şartlı tahliye memurum yardım edebileceğini söyledi.

 Yani, kurula mektup yazıp kim olduğunu ve kimleri tanıdığını söylersen görmezden gelebilirler.

 Beni bunun için mi çağırdın?

 -Hayır, dedim ya  -Kurtarılmak istediğini söylemiştin.

 Evet, istiyorum.

 Carly.

 Dostum.

 Bir hayal gördüm.

 Çok net ve güzeldi.

 Memur, bu mektup işini ne zaman söyledi?

 Carly.

 Hayır.

 Mektubu ne zaman söyledi?

 İki hafta önce.

 Beni aramadan önce mi?

 Altı yıl, Carly.

 İster altı olsun, ister 60.

 Bu şekilde yaşarsan ilelebet cehennemliksin.

 O zaman kurtar beni.

 Seni şartlı tahliye için kurtaramam.

 -O iş öyle değil.

 -Daha fazla yatamam, dostum.

 -76 yaşında çıkacağım.

 -Tekrar gelirim.

 Sana yardımcı olurum.

 Ama gerekeni yapmalısın.

 San yardım etmek istiyorum Quincy dayı.

 Gerçekten.

 Bildiğim tek yol bu.

 -Seni yine de seviyorum.

 -Peki.

 Seni seviyorum, Quincy dayı.

 Her zaman.

 Cazibeni kimden aldığını unutma.

**

 Carlton?

 İyi misin?

 -Beni kabul ettiğin için sağ ol.

 -Tanrı seni kutsasın.

 Richard.

 -Seni görmek güzel.

 -Seni de.

 Elbette o senin dayın ve onu çok seviyorsun.

 Hayır, mesele sadece o değil.

 Birlikte büyüdüğüm kişiler ve onların çocukları.

 Hepsi yanlış istikamette.

 Kötü yoldalar.

 Ben bunun için ne yaptım?

 Ben sanki  Evden kaçıp ömrümü yabancıları kurtarmaya adadım.

 Sen kaçmadın.

 Buraya gelip üniversitemize girdin ve ömrünü Tanrı’ya adadın.

 Ama hislerini anlıyorum.

 Sevip de kurtaramadıklarını düşünüyorsun.

 Ronnie öldüğünde ben de aynı şeyleri hissettim.

 Çaresiz ve suçlu.

 Peki ama ne yapacaktım yani?

 Eş cinsel bir oğlu nasıl kabul ederdim?

 Ronnie’nin intihar haberi geldiğinde hissettiğim o berbat suçluluktan daha kötüsü, hayatım boyunca televizyonda ve gezilerde insanları iyileştirmiş ve kurtarmış ama öz oğlumu bir türlü hizaya sokamamış olmamdı.

 Cevap bulmak için ne dualar ettim.

 İnancımın o zamana kadarki en büyük imtihanıydı.

 Bunun bir imtihan olduğunu anladığımda her zamankinden daha da güçlüydüm.

 Çok şükür, Tanrı bana seni verdi.

 Seni hep oğlum olarak gördüm Carlton.

 Herkese böyle söylüyorum.

 Sen benim siyahi oğlumsun.

 Hangi yıl gelmiştin, 70’te mi?

 -71.

Seni gördüğüm anda Kutsal Ruh beni sana itti.

 Bir gün, belki de yakında Tanrı beni yanına çağıracak.

 Ama senin öncülük edeceğini bilmek beni rahatlatıp mutlu ediyor.

 Evet.

**

Ne oldu?

 Quincy dayı kendini asmış.

 Evet.

 Evet, tamam.

 Bizi bir bakıma Quincy yetiştirdi.

 Üniversite parasını biriktirmeme yardım etti.

 Bir kısmı bu kilisedendi.

 Geri kalanının nereden geldiğini merak etmişimdir.

 Kendince entrikaları olduğunu bilirdik.

 Ama insanları hep güldürürdü.

 “Cazibeni kimden aldığını unutma” derdi.

 Tanrı’yı hiç bulamadı.

 Tanrı’yı hiç bulamadı.

 Ama ona dua ediyorum.

 Ruhuna dua ediyorum.

 Quincy hakkında söylediklerin iyiydi.

 Duysa hoşuna giderdi.

 Ne kadar çok anımız varmış.

 Az kalsın bizi yarış pistine götürüşünü anlatacaktım.

 -Anma töreninde mi?

 -En sevdiğim anılardan biriydi.

 Ona çok kızmıştım.

 O at kazanınca 

Hiç o kadar bağırmamıştım.

 Sonra gelip sana ne kazandığımı söyleyiverdim.

 Elector senden iyi sır saklardı.

 Sen, “Tanrı her şeyi görür.” deyip durdun.

 -Bana cennetlik olmadığımı söyledin.

 -Kumar oynuyordun.

 Altı yaşındaydım, anne.

 -Beni çok korkutmuştun.

 -Ama işe yaradı.

 -Onu ziyaret ettiğimi biliyorsun.

 -Evet.

 Söyledi.

 Seni gördüğüne sevinmiş.

 Bir mektup yazmamı istedi.

 Söyledi mi?

 Hayır, ne mektubu?

 Cezaevi kuruluna.

 Ona kefil olmam için.

 Çuvalladığını, şartlı tahliyesinin yanacağını söyledi.

 Mektubu yazarsam bırakacaklarmış.

 Reddettim.

 Neden?

 Konu mektup değildi.

 Beni kurtarılmak için çağırdı ama hazır değildi.

 Tekrar geleceğimi söyledim.

 Zamana ihtiyacı vardı.

 Zamana mı?

 70 yaşındaydı.

 **

Savaşta hayatta kaldılar.

 Buraya gelmek için yüzlerce kilometre teptiler.

 Bu sahne, Batı’nın Ruanda krizi karşısındaki davranışını simgeliyor.

 Çok az insanla Ruanda’ya yollanan sınırlı kaynağa milyonlarca insan akın etti.

 BM’ye göre soykırımda ölen kişi sayısı 800 bin.

 Bunların yarısı çocuktu.

 Doktorlar, sorun hızlıca çözülmezse milyonlarca kişinin daha önümüzdeki haftalarda burada öleceğinden endişeli.

 Konuştuğumuz bir sağlıkçı şöyle dedi: “Ya umut vardır ya da hiçbir şey yoktur.”

Sağlıkçılara sorduk  Tanrım.

 Bana yardım et.

 Tanrım.

 Neden?

 Anlamıyorum.

 Tanrım.

 Yüce Tanrım 

Tanrım, bilmiyorum.

 Ama hâlâ inanıyorum.

 **

İnanıyorum.

 Dedim ki “Tanrım, hem insanların böyle acı çekmesine izin verip hem de kendine nasıl şefkatli ersin?

” Tanrım. Hiçbiri kurtulamadı. İsa’yı tanımıyorlar. Yeniden doğamadılar. Öldüklerinde de onları cehennemine postalayacaksın. Tanrım.

 Tanrım.

 Sonra kendiminki kadar net bir ses duydum.

 “Öyle mi sanıyorsun? Onları cehenneme postaladığımızı mı?” Evet, dedim.

 “Sen bu konuda ne yapardın?” dedi.

 -“Onları kurtarmalıyız.” dedim.

 -Doğru.

 “Onlara İncil’i anlatmalıyım.”

“Onların böyle kurtulacağını düşünüyorsan bebeğini bırak, büyük ekran televizyonu kapat .

hemen bir araca atlayıp onları kurtar.” dedi.

 “Tanrım, bu suçu bana yükleme.” dedim.

 “Ömrümün en iyi 40 yılını sana adadım. Ayrıca ben tüm dünyayı kurtaramam.” “Kesinlikle.” dedi.

 “Dünyayı kurtaramazsın.

 Onu biz yaptık.

” Beni dinleyin.

 Hayatım boyunca bana bu öğretildi.

 Bildiğim her şey cennet-cehennem seçimine işaret ediyor.

 Sevdiğim birçok kişi ailemin fertleri cehenneme gitti ve orada kalacak.

 Buna asla razı gelemem ama kabullenirim.

 Seçme şansları vardı.

 Ama Afrika’daki bu insanlar Tanrı’dan ne zaman ayrıldı?

 Ne zaman seçim yaptılar?

 Ve nasıl kurtulurlar?

 Dedi ki “Kurtulmalarına gerek yok. Onlar zaten kurtarıldı. Ben onları yanıma aldım. Hep benimle olacaklar cennette.”

**

Oraya çıkıp sana güvenen 6.000 kişiye inandıkları her şeyin ve 2.000 yıllık tarihin yanlış olduğunu söyledin. Ben öyle demedim. O zaman ne dediğini açıklar mısın?

 Ben anlamadım da.

 Karışık olduğunu biliyorum Henry ama Tanrı’nın sevgisini hissettim ve sesini duydum.

 Carlton, Afrika’daki o insanlar Katolik veya Müslümansa ve hepsi kurtulmuşsa o zaman herkes kurtulmuş mu oluyor?

 Nasıl yaşarsa yaşasın herkes kurtulur mu?

 -Eş cinseller, katiller, tecavüzcüler?

 -Bilmiyorum.

 Bilmiyorum.

 Ama Tanrı, Afrika’daki o insanları cehenneme atmıyor.

 Şefkatli bir Tanrı, seçme hakkı verir.

 Kitapta yazan bu, değil mi?

 Müjde bu.

 -Tanrı’yı aramayı “seçersek”.

 -O insanlar da mı?

 -Bunu konuştuğumuza bile 

-Sadece sordum.

 -Evet.

 O insanlar da.

 -Issız bir yerde çocuğunun koleradan, açlıktan ölüşünü izleyen anneler  Ne durumda olurlarsa olsunlar.

 Ne durumda ve nerede olurlarsa olsunlar Tanrı’yı gerçekten arıyorlarsa O, onları bulur.

 Bir misyonerle, bir rüyayla, bir görüntüyle.

 Öyle ya da böyle İsa’ya getirilirler.

 Bundan emin misin?

 İsa’nın sözü bu.

 25 yıldır insanlara anlattığın söz bu.

 Beni neden aramadın?

 Veya toplantı istemedin?

 Oraya çıkmadan önce biraz düşünmedin?

 Bence  Yapma, bana bu kadarını borçlusun.

**

  Piskopos Pearson bile Tanrı’nın sözünü yorumlayamaz.

 Şu anki vaazıyla ilgili istediğinizi söyleyin.

 Bu adama haksızlık etmeyin.

 Pentakostal Hareket’e çok emeği geçti.

 Kimsenin cehenneme gitmesini istemiyorum.

 Ancak İncil, Mahşer Günü için şöyle der: “Herkesin kalbindeki gizleri O yargılayacak.” Ve herkes inansa da inanmasa da kurtulacak.

 Bu  Hayır.

 Ama inanç birliğimizin temeli şu: İsa’nın kanı üzerinden hepimiz Tanrı’nın evladı olacağız.

 Piskopos Pearson’ın dediği bu.

 Söylediğinle aynı şeyi söylüyor.

 Herkes cennete girsin istiyorum çünkü Tanrı şefkati bunu gerektirir.

 Onu seviyorum ama kesinlikle yanılıyor.

 Okuyarak yetiştiğin İncil’in kendisiyle tartışmaya başlarsan

**

**

 Yok, yani dediklerim hakkında ne düşünüyorsun?

 Siz söylerken hoşuma gitti.

 Yani  Cehennem beni hep dehşete düşürmüştür.

 Ama Henry, böyle giderse insanları kaybedebileceğimizi 

Henry fazla endişeleniyor.

 Bu kilise olmasa ne yaparım bilmem.

 -Tamam mı?

 -Ne diyorsun?

 Yani başka bir şeyim yok.

 Artık daha güçlüsün.

 Hepimizde olduğu gibi sende de şeytanlar vardı.

 Ama artık aynı olmadığını biliyoruz.

 Aynı şekilde savaşıyorsun.

 Yani  Evdeyken annem düzeleyim diye kaç kez uğraştı, bilseniz.

 Tamamen düzelemeyebilirsin.

 Ama eş cinsel olmak ve öyle yaşamak aynı şey değildir.

 Önemli olan nasıl yaşadığın.

 Tanrı’yı bırakmazsan o da seni bırakmaz.

 Seni güçlü ve sağlıklı tutar.

 **

Carlton, neler oluyor?

 Her sabah kendimi eskisi gibi hissetmeyi bekliyorum.

 İnsanları kurtarmayı istemek gibi.

 Ama  Hissetmiyorum.

 Artık bunu hissetmiyorum.

 Önce mesele sadece Afrika’dakiler sandım ama değil.

 Herkes.

 Herkes.

 Onun kanı herkesi kapsamıştı.

 Hayır, bu sapkınlık oğlum.

 -Şef

 -İnan bana sapkınlık.

 Dinle beni lütfen.

 Kiliseni ve vaizliğini oluşturmanı izledim.

 Sana ne kadar çabuk geldiklerini görmek beni en gururlandıran şeydi.

 Siyahiler ve beyazlar bir arada.

 Çok nadir bir olaydır.

 Şimdi de televizyonda seni çok daha fazla kişi dinliyor.

 Sana bir şey sormam gerek oğlum.

 Bunu bir düşün.

 Duyduğunun Tanrı’nın sesi olduğundan emin misin?

 Şeytanın hilelerini bilirsin.

 Dayının kurtarılmadan öldüğünü gördü.

 Seni ağlarken, savunmasızken gördü ve duymak istediklerini söyledi.

 Sevdiklerin o küçük kapıdan içeri giremiyorsa o da girmeleri için genişletecekti.

 Mantıklı geliyor çünkü mantıklı gösteriyor.

 Şeytan bir yılandır.

 Bir vantriloktur o.

 Ve senin üzerinden konuşmayı seçti.

 Ama insanları bu yola sürüklemeye devam edersen hem kendinin hem de onların kurtuluşunu riske atarsın.

 Bu da şeytanın zaferi demek.

 Tekrar soruyorum.

 Duyduğun şeyin şeytanın sesi olmadığından emin misin?

 Riske attığın her şeyi düşünmelisin.

 Sadece kendin için de değil.

 Meseleleri sonra çözümleriz ama önce şunu halledelim.

**

Neden?

 Nerede olduğumu biliyordu.

 Benimle konuşmaya geldi.

 Sinirlerinin bozuk olduğunu düşünüyor.

 Oral ne dedi?

 Vazgeçmemi istiyor.

 Öyle mi yapacaksın?

 Sence benimle konuşan Tanrı mıydı?

 Benim veya başkasının ne düşündüğü ne fark eder?

 Benim için eder.

 Öyle mi?

 Ne zamandan beri?

 Henry ev yaşamımızı öğrenmek istiyor.

 Ve seninle konuşup konuşmayacağımı.

 Sen sanıyorsun ki 

-Ne bileyim işte.

 -Neden kızgınsın?

 Sen konuştuğuna inandın.

 Emindin.

 O kadar basit değil.

 Tanrı seninle konuştu ya da konuşmadı.

 Başkalarının, Oral’ın, Henry’nin ve kilisenin buna inanıp inanmaması önemli değil.

 -Senin için kolay, Gina.

 -Neden kolaymış?

 Çünkü ben birçok şeyden ve kişiden sorumluyum.

 Julian, Majesty ve sen de dâhil.

 Sen kilisenin kül olmasını yeğlersin.

 Kendin söyledin.

 Vay canına.

Avukat konusunu mu açacaksın?

 Gerçekten o konuyu mu açacaksın şimdi?

 Onunla sadece belki dinlersin diye konuştum.

 Belki varlığımı fark edersin diye.

 Sen ve bu kilise için çocuk doğurdum.

 Carlton, neden kül olmasını isteyeyim?

 Seninle olmak Tanrı’nın yolunda olmaktır diye düşündüm.

 Anlamlı bir şeyin parçası olmaktır diye düşündüm.

 Evet, umarım birinin ruhu Alev alır

Alev alır -Alev alır -Alev alır Umarım birinin ruhu Alev alır -Yanar -Kutsal Ruh’la yanar Umarım birinin ruhu Alev alır -Alev -Alev alır -Alev alır -Alev alır Umarım birinin ruhu Alev alır Kutsal Ruh’la yanar

**

Konuya doğruca gireceğim.

 Şimdi, geçen pazar, ben size Tanrı’nın benimle konuşup Afrika’da açlıkta ölenlerin kurtarılmamış olsalar da cennete gideceklerini söylediğini anlattım.

 Şimdi  İddialı bir beyan bu.

 Buraya gelip o şekilde söylediğim için pişmanım.

 İnsanlar bütün hafta boyu benimle konuşup neyi neden duyduğumu bana anlatmaya çalıştı.

 Eminim çoğunuz bu konuşmaları yapıyorsunuz.

 “Onlar kurtulmuşsa herkes kurtulmuş mu sayılır?

” diyorsunuz.

 Bu doğruysa, İsa’yı kabul etmek gerekmiyorsa kiliseye neden gidelim?

 İncil sadece İsa’yı kabul edenlerin kurtulacağını söylüyorsa o zaman hepsi tek bir anlama gelir.

 Duyduğum Tanrı’nın sesi değildi.

 Başka bir şeydi.

 Şimdi, Romalılar  Romalılar 10:9 şöyle diyor  Ben  Ben bütün hafta okuyup dua ettim ve anlamaya çalıştım.

 Romalılar 10:9 diyor ki  Henry?

 Henry, buraya gelip bir şey okur musun?

 Sakıncası yoksa.

 Elbette.

 1.

 Yuhanna, 2. Bölüm’den.

 Burada.

 “Sevgili çocuklarım.” “Sevgili çocuklarım.

 Bunu, günah işlemeyin diye yazdım.

” “Sevgili çocuklarım, bunu günah işlemeyin diye yazdım.”

“Ama biri günah işlerse bizi savunmak için Baba’yla konuşacak biri var. ”

“Ama biri günah işlerse bizi savunmak için Baba’yla konuşacak biri var.

” “Adı, İsa. Doğru olan.” “Adı, İsa. Doğru olan.” Devam et.

 “Ve o, bütün günahlarımızın kefareti olan kurbandır. Ama sadece bizim değil.”

“Ama sadece bizim değil bütün dünyanın günahları için.” Bu, İsa herkes için öldü demek.

 Kelime anlamı bu.

 Affolunmaya herkes dâhil.

 İsa’yı kabul etmemiş olanlar bile.

 Tanrı’nın sözünü duymamış, kiliseye gitmemiş olanlar.

 Afrika’dakiler ve diğer herkes.

 Herkes zaten kurtulmuş durumda.

 Ve bu haçın tamamlanmış işidir.

 **

-Doğru değil bu.

-John.

Sorularınızı cevaplayacağım.

 Hayır, İncil’i baştan yazamazsın.

 Baştan yazmıyorum.

 Sadece okuyorum, John.

 Hayır, bu kilisede Tanrı’nın sözünü anlatıyorsun! Otur! Bırak da bitirsin.

 Hayır.

 Sen bir elçisin, Piskopos.

 -Otur.

 -Tamam, sakin olun.

 -John, Ben, oturun lütfen.

 -Hayır, bu kadar yeter.

 Hadi gidelim.

 Biliyorsun  – bu kiliseyi biz kurduk.

 -Peki.

 Biz kurduk! Bunu unutma.

 Hayır, tamam.

 Bırakın çıksınlar.

 Bırakın çıksınlar.

 İsa, “Kutsal metinleri özenle çalışın -çünkü bana tanıklık ederler.” der.

 -Amin.

 Eğer onları özenle çalışırsak çelişkiler olduğunu anlamak zorunda kalırız.

 İncil cennetin tek yolunun İsa’yı kabul etmek olduğu kadar buna gerek olmadığını da söyler.

 Önce Birinci Yuhanna’yı okudum ama o Korintliler’de, Timoteyus’ta da var.

 Petrus.

 Al, Timoteyus 4:9.

 Timoteyus 4:9.

 “Tanrı, bütün insanlığın kurtarıcısıdır. Bilhassa inananların.” Ve devam ediyor.

 Ve  İşte Pavlus ve Korintliler.

 -Teşekkürler.

 -Bunu dün gece tekrar okudum.

 “Her insan öldüğü gibi, İsa’yla canlandırılır da.” Her insan! Burada kalamam.

 Hayatımız boyunca okuduğumuz İncil bu. Yani diyor ki  Anlamıyorum.

 Minnie, ben  Minnie, zor olduğunu biliyorum.

 Zor olduğunu biliyorum ama  Seni veya buradaki herhangi birini dinleyeceğimi bilirsin.

 Sizden de benim için aynısını yapmanızı istiyorum.

 Benim cehenneme inanmayı bıraktığım söyleniyor.

 Bunu düşündüm ve bu konuda dua ettim.

 Bizim taptığımız Tanrı İncil’in halihazırda odaklandığımız kısımlarına göre bir canavar.

 Gerçekten Tanrı’nın milyarlarca insanı sırf bir konuyu anlamadı veya başka bir yerde doğdu diye cehenneme attığını söylersek Tanrı bir canavar demektir.

 Hitler’den, Saddam Hüseyin’den bile daha canavar demektir.

 Ama bizim Tanrımız bu değil.

 Bizim taptığımız Tanrı bu değil.

 Hayır, o Tanrı hepimizi sever!

Onun elini tutun Tanrı’nın değişmez elini

Onun elini tutun Tanrı’nın değişmez elini Umutlarınızı inşa edin Sonsuz olana Tanrı’nın değişmez elini tutun Herkes tutsun  Affedersiniz, geçmeye çalışıyorum.

 Ne gösteriydi.

**

 Üzgünüm.

 Ben sana kefil oluyorum.

 Bütün hafta sözler veriyorum ve beni kukla gibi dışarıda bırakıyorsun.

 Bunu görmezden gelemem.

 Tanrı’nın sesi olmadığına kanıt mı lazım?

 Cemaatin yarısı gitti.

 Al sana kanıt.

 Başka kanıta gerek var mı?

 Şu anda Carlton Pearson’la ilişkiniz tam olarak nedir?

**

 

Üzgünüm birini bu kadar uzun zaman tanıdığınızda, Piskopos Pearson gibi  Bu çok zordur.

 Yani, esasında ikiniz birlikte büyüdünüz.

 Baban onu alıp üniversitesinde yetiştirdi.

 Doğru.

 Onu hep kollamam gereken kardeşim olarak gördüm.

 Şimdi de bunun şeytanın işi olduğunu düşünüyorsun.

 Karanlık meleklerin.

 Evet, onun içine şeytan girdiğine inanıyorum.

 -Kontrol edildiğini.

 -Yoldan çıkarsın diye mi?

 Doğru.

 Güçlü ve güvenilir bir ses.

 Bu, tehlikeli bir durum.

 Baban ne söylüyor?

 -Herhalde konuşmuşsundur.

 -Elbette.

 Babam kırgın.

 Bir oğlunu kaybetti.

 Sana böyle saldırdığına inanamıyorum.

  Tanrı’nın yardımı.

 Hepimiz şifa bulabiliriz 

-Bu fırsatı 25 yıl bekledi.

 – kimseyi tamamen kaybetmezsin, bunu biliyorsun.

 Sana sahip olduğu gibi, Richard.

 -Selam.

 -Nasılsın?

 Seni gördüğüme sevindim.

 Selam, Henry.

 Selam, nasılsın?

 Girin lütfen.

 -Merhaba, Gina.

 -Henry.

 Kahvemiz var, isteyen içebilir.

 Bir şey yemek isteyen?

 Bence herkes tok.

 Tamam.

 Sen bir şey söylemeden önce bilmeni isterim ki bazı şeyleri farklı yapmalıydım.

 Tamam mı?

 Seninle konuşmalıydım.

 Paylaşmalıydım.

 -Carlton.

 -Hayır, farklı yapmalıydım.

 Değiştirmemi istediğin bir şey varsa  Ne olursa.

 Halledelim.

 Üst Boyut’tan ayrılıyoruz.

 Bu konuda dua ettik.

 Kendi kilisemizi kuruyoruz.

 Henry.

 -Böyle gidemezsiniz.

 -Hayır, gitmiyorlar.

 Konuşup çözeceğiz.

 Bunun 

-Bunun için çok geç.

 -Çok geç değil.

 Anlamak için zamana ihtiyacım var.

 Tamam mı?

 -Şekillendirmek için.

 -Gemiyi batırmak için mi?

 Duyduğun, Tanrı’nın sesi değildi.

 -Nereden biliyorsun?

 -Nereden  Gina

 -Ona karşı birlik oldunuz.

 -Yanılıyorsa?

 Bilemezsin.

 Hiçbirimiz bilmiyor.

 Sana güvenmemi ve insanlara İsa’yı kabul etmenin şart olmadığını söylememi istiyorsun.

 Günah işlemelerinin de.

 Ya yanılıyorsan ve cehennem varsa?

 Ve sorumluysak?

 Haklı olduğunu düşünsem bile ki düşünmüyorum bu riske girmek istemem.

 Beni, bizi veya herhangi birini düşünmeden bu yola girdin.

 Gece gündüz bunu düşünüyorum.

 Gitmeyin.

 Giden biz değiliz.

 Sensin.

 Bize sırtını döndün.

 İhtiyaçlarını 20 yıl benimkilerden üstün tuttum.

 Gina’nınkileri de Maggie’ninkilerden.

 Çocuklarını çocuklarımdan üstün tuttum.

 Sana 20 yılımı verdim.

 Bu yüzden unutma, sırtını dönen ben değilim, tam tersi.

 Bence kendine uzun uzun bakıp Tanrı’nın neden böyle bir şey yapmak isteyeceğini sormalısın.

 İşin en zor kısmı da önceden inançlı olman.

 -Tanrı’nın yolundaydın.

 -Tanrı’nın yolunda 

Çok saftı.

 -Gerçekti ve sen bunu reddediyorsun.

 -Şu anda Tanrı’ya her zamankinden yakınım.

 Seni her şeyden çok severim, bilirsin ama şu anda ne söylesem duymayacaksın.

 Sonsuzluğu O’ndan uzak yaşayacaksın.

 Bu konuda ne yapmalıyım bilmiyorum.

 -Hayır.

 Tamam, hayır.

 -Lütfen işi zorlaştırma.

 Hadi, Henry.

 Biziz bu.

 Bu, biziz.

 Jackson’ı hatırlasana.

 Oraya beyazları getiremezsiniz, demişlerdi.

 Üst Boyut’u asla dolduramazsınız 

Tanrı bizi bir araya getirdi.

 Birlikte, daha önce olmayan bir şey inşa ettik.

 Beyazla siyahı birlikte dua ettirdik.

 Tulsa’da.

 Gurur duymuyor musun?

 Bu his benden gitti sadece.

 Ben sadece 

Kontrolünü kaybettim.

 Yeniden kazanacağım.

 -Geri mi getireceksin?

 -Geri getireceğim.

 Dediklerinden vazgeçecek misin?

 Tanrı benimle konuştu, Henry.

 Burada kal.

 Kalamam.

 Buradan olabildiğince uzak bir yer bulmaya çalıştım ama görünüşe göre tek yer Memorial Bulvarı’ydı.

 51. Cadde’de.

 İstediğim o değil.

 -Üzgünüm.

 -Sorun değil.

 Sorun değil.

 Gidelim.

 Fikrini değiştirebilirsin.

 Sen de.

 -Biliyorum ki Tanrı -Biliyorum ki Tanrı Bir yol açacak Bir yol açacak Evet, açacak -Evet.

 -Biliyorum, açacak İnanıyorum, açacak Evet -Açacak -Evet, açacak Evet, açacak -Evet, açacak -Evet -Açacak -Evet, açacak Evet, açacak Evet, açacak -Evet, açacak -Evet, açacak -Evet, açacak -Evet, açacak -O’nu kendim denedim -Evet, açacak Evet, açacak -Evet, açacak -Evet, efendim Evet, açacak Evet, açacak -Biliyorum ki Tanrı -Biliyorum ki Tanrı -Bir yol açacak -Bir yol açacak Evet, açacak Selam.

**

  Doktorlar beni gece hastanede tuttu.

 Antibiyotik verdiler.

 Ve  T hücresi sayım azmış.

 Niye bir şey söylemedin?

 Niye bana kötüleştiğini söylemedin?

 Bilmiyorum.

 Sadece  Galiba her şeye anlam vermeye çalışıyorum.

 Biriyle görüşmeye başladım.

 Ve sonunda biriyle beraber olup bunu sorun etmemek bana çok iyi geldi.

 Sorun etmelisin.

 Piskopos, bu ne şimdi?

 Tanrı beni cezalandırıyor mu?

 Cehennemin olmaması günah işlemeyi haklı çıkarmaz.

 Öylece canının istediğini yapamazsın.

 Söylediğimiz bu değil.

 Mesaj bu değil.

 Mesaj ne peki?

**

Merhaba anne, ben Carlton.

 Ne?

 Ne oldu?

 Hayır, herkes iyi.

 Geç aradığım için üzgünüm.

 Seninle konuşmak istedim sadece.

 Quincy dayıyı düşünüyordum.

 Ona yardım etmeliydim.

 Kurtulma konusunda değil.

 Sadece yardım etmeliydim.

 Mama George ve Patrick’i düşündüm.

 Rudy’yi.

 Yüzüstü bıraktığım herkesi.

 Tanrı’yı bıraktılar çünkü O, onları bıraktı sandılar ama bendim.

 Carlton.

 Şimdi dinle beni.

 Ve iyi dinle.

 Quincy ve Mama George ve Patrick’i kimse yaptıklarını yapmaya zorlamadı ama yaptılar.

 Onları cehenneme Tanrı atmadı.

 Kendi kendilerini attılar.

 İncil’i oku ve başını dik tut.

 Onu oku ve öğret.

 Hep yaptığın gibi.

 Duyuyor musun?

 Evet, anne.

 Teşekkürler.

 **

  Teolojisi beni şaşırtmıyor.

 Neden şaşırtsın ki?

 On yıldan fazladır bu tür bir kaynaşmadan bahsediyorduk.

 Tek şaşırtan, vaaz eden kişi.

 Piskopos Pearson, kilisedeki birçok kişinin fikrini dillendiriyor.

 Bana katılacağı hiç aklıma gelmezdi.

 Kimin aklına gelirdi?

**

 Julian’a onu maça götüreceğimi söylemiştim.

 Piskopos Ellis hatta.

 Tamam, bağla.

 Piskopos Ellis, nasılsınız?

 Kabul ettiğiniz için teşekkürler.

 Rica ederim.

 Sizin için ne yapabilirim?

 Önümüzdeki ay senelik konferansımız var.

 Vaazlarınızı takip ediyoruz.

 Yeni konumunuzu açıklamak için size bir şans vermemiz gerektiğini düşünüyoruz.

 Resmî bir ortamda.

 Davetiniz için minnettarım.

 Sağ olun.

 Ama bağlamı bilmem gerek.

 Bağlamı mı?

 Evet, format nedir?

 Tartışma mı?

 Piskopos, bizce bunu İsa’ya borçlusunuz.

 Meslektaşlarınızla doğrudan konuşma fırsatı tanıyoruz.

 Balıklama atlayacağınızı düşünmüştük.

 Siz ne derseniz deyin.

 Bu bir duruşma.

 Sapkınlık duruşması.

 Nasıl bir sirk kurduklarına dair fikriniz var mı?

 Geçen hafta J.D. Ellis şöyle dedi: “Piskopos Pearson düşündüğümüz konumu aldıysa Afrika-Amerika kürsülerinde Louis Farrakhan’dan daha fazla hoş karşılanmaz.

-Onlardan korkmuyorum.

 -Mesele bu değil.

 -Görmezden gel.

 -Gelemem.

 O zaman meşruiyetlerini bir beyanatla reddet.

 Afrika-Amerikalı Piskoposlar Kurulunu mu?

 -Meşruiyetlerini ret mi edeyim?

 -Hayır ama onlara ihtiyacımız yok.

 Sayılar dengelendi.

 Kilise şu anda normal.

 -Onlara şunu anlatabilirsem 

-Öyle bir şey olmaz! Buradaki üyeler size sadık.

 Ama bunun çoğu ırkla ilgili.

 Henry bütün beyazları aldı.

 Eğer bu yola girip mücadele eder ve kaybederseniz kiliseyi kaybedebiliriz.

 Bu, Tanrı’nın isteği.

 Kilisemi almaz.

 Ya alırsa?

 İsa kaç kişi kaybetti?

 Bir günde 5.000.

 Pes etti mi?

 Tanrı benimle konuştu.

 Ve ben pes etmeyeceğim.

 Benimle olursun veya olmazsın ama güçlü değilsen Reggie  Bu bir hediye.

 Cemaati böyle geri kazanacağız.

 Tamam mı?

**

Piskopos Pearson?

 Bugün buraya gelmemem öğütlendi.

 Bu konu hakkında çok düşündüm.

 Dua edip oruç tuttum.

 Net bir şekilde konuşabilmek için Tanrı’dan yardım istedim.

 Çalıştım.

 Piskopos Ellis?

 Bir şey soracağım.

 Kendi yaşamınızda sevdiğiniz kimse oldu mu?

 Yakın olduğunuz kimse?

 Bir dayı?

 Bir kardeş?

 Bir dost?

 Yoldan çıkan ve şu anda cehennemde olan?

 Konu ben değilim, Piskopos.

 Basit bir soru.

 Konuya geleceğim.

 Babam cehennemde.

 Ne olacak?

 Nereden biliyorsunuz?

 -Sadece anlamak  -Burada bir şey yapıyoruz.

 Cehennemde olduğunu nereden biliyorsunuz?

 Cevap veremiyorsanız ya emin değilsiniz ya da korkuyorsunuz.

 Öldüğü güne kadar günah işledi.

 Buradan biliyorum.

 Ne zamandır orada?

 -15 yıldır.

 -15 yıldır.

 Onu sever miydiniz?

 Elbette.

 O benim babamdı.

 Ama annemi döverdi.

 Beni de.

 -Zina yapardı.

 -Şimdi de cezasını çekiyor.

 Cehennemde acı çekiyor.

 İlelebet işkence görecek.

 Size bir şey sorayım.

 Elinizde olsa onu oradan çıkarır mıydınız?

 Bu, bana bağlı değil.

 Ya olsaydı?

 Tanrı’yla ve İsa’yla pazarlık etmenin bir yolu olsaydı babanızı oradan çabucak çıkartmaz mıydınız?

 -Buna cevap veremem.

 -Verirsiniz.

 Herkes verir.

 Kendimize sormamız gereken soru şu: “Tanrı’dan daha mı merhametliyiz?”

Hayır.

 O ahlaksız, cehennemde olduğu için Tanrı’ya şükrederim.

 -Onu sevdiğinizi söylediniz.

 -Ona hayrandım.

 Ama oradan çıkarmaz mıydınız?

 Cehennem bulunduğu ve ait olduğu yer.

 Bu aptallık  Bu kibir  Hepimize yanıldığımızı söylemeye mi geldiniz?

 Tanrı’nın cezalandırmadığını savunmaya mı?

 Vaaz ettiğiniz, yanlış bir doktrin ve buna kiliselerimizde izin verilmeyecek.

 Amin.

 İsa’yı sözleriyle kabullenip Tanrı’nın onu dirilttiğine kalpten inananın kurtulacağına inanırız.

 Ve kurtulmanın tek yolu budur.

 Amin.

**

Şef.

 Carlton.

 Aradığına çok sevindim.

 Otur lütfen.

 İster inan, ister inanma ama seni soruyorum.

 Nasılsın?

 Richard’la ilgili haberi izlemişsindir.

 Zimmetine para geçirmekle suçlanıyor.

 Burada işler çok karıştı.

 Seni özlüyorum.

 Nasılsın?

 Boşluktayım.

 Dua ediyorum ama bir şey duymuyorum.

 Bir şey hissetmiyorum.

 Tanrı’dan ayrıyım.

 Son zamanlarda Ronnie’yi çok düşündüm.

 Ne kadar boşlukta olduğunu.

 Onu nasıl ittiğimi.

 Anlattığın her şeyi düşünmemi sağlayacak bir şey olduysa, bu Tanrı’nın öz evlatlarını inkâr ederek ne kadar yalnız kalacağıdır.

 Sana sırtımı döndüm oğlum.

 Bunun için üzgünüm.

 Belki de sana seçme şansı tanımadım.

 Vaazları bıraktığını duyduğuma şaşırdım.

 Ve hayal kırıklığına uğradım çünkü bu senin görevindi.

 Buna hâlâ inanıyorum.

 Bize dönmeye hazır olduğunda burada bir yerin olduğunu bilmeni isterim.

 Tanrı tarafından görevlendirilip bunun seni kibirlendirmesine izin vermemek çok zordur.

 Çok önemli bir derstir.

 Kibir bizi Tanrı’dan ayırır.

 Ve dikkat etmezsek bizi en sevdiklerimizden de ayırır.

**

 Canım?

 Selam dostum.

 Nasılsın?

 Nasıl gidiyor?

 Burada ne işiniz var?

 Nasılsın?

 Bildiğiniz gibi.

 Doktorlar yeni bir ilaç verdi.

 Lenfoma teşhisi kondu.

 Öyle işte  Nicky bana mektubunu verdi.

 Özür dilemek istiyorum.

 Sana yalnız olmadığını söylemek istedim.

 Bunu Tanrı mı söyledi?

 Hâlâ kulağınıza fısıldıyor mu?

 Kaç kilo olduğumu söyledi mi?

 Ben bir sonuca vardım.

 Bana hep şöyle derdiniz: “Reggie, güçlü kal. Eş cinsel olmak ve öyle yaşamak aynı şey değildir.” Tam bir saçmalıkmış.

 Ben eş cinselim.

 Bu bir seçim değil.

 Böyleyim.

 Ben buyum.

 Kimliğim bu.

 Ama Tanrı beni bunun için cehenneme atacak.

 Karşımda oturduğunuza emin olduğum gibi beni cezalandıracağından da eminim.

 Çok uğraştım.

 Kurtulmak için çok uğraştım.

 Birçok farklı kişi denedi ama işe yaramadı.

 Ama siz beni kurtarabilirdiniz, değil mi?

 Yani, yapacak biri varsa o da sizdiniz.

 Bunu yapar mısınız?

 Piskopos?

 Yapar mısınız?

 -Çünkü Tanrı beni cehenneme atacak.

 -Reggie.

 -Artık bunu hissedebiliyorum.

 -Beni dinle.

 -Kurtarılmana gerek yok.

 -Bilemezsiniz.

 Emin olamazsınız.

 Hayatımda hiç bu kadar emin olmamıştım.

 Bana bak, Reggie.

 Zamanı geldiğinde Onunla olacaksın.

 İsa beni seviyor Bunu biliyorum Çünkü İncil Öyle diyor Küçükler O’na aittir Onlar zayıftır Ama O, güçlüdür Evet, İsa beni seviyor Evet, İsa beni seviyor Evet, İsa beni seviyor İncil öyle diyor İncil öyle diyor Piskopos Pearson.

 Papaz Flunder beni davet ettiğinde  Bugünkü konuğumuzu ikna etmek için çok uğraştım.

  aslında korktum .

Piskopos Carlton Pearson.

 Söyleyeceklerimi dinlemek istemiyorlar onlara ne anlatabilirim ki?

 Ama sonra düşündüm ki yaşadığım onca şeyden sonra dışlanmanın ne olduğunu gayet iyi biliyorum.

 Ve ben Tanrı’nın sevgisine layık olmadığını duymanın nasıl bir his olduğunu biliyorum.

 Ömrümün büyük bir kısmını Tanrı’dan korkarak geçirdim.

 Ve bu korkuyu anlattım.

 Sürekli anlattım.

 O kadar ki onu anlatmamaktan korkmaya başladım.

 Bu korkudan kurtulmak neden bu kadar zor?

 Tanrı herkesi koşulsuzca sevdiği için biz de mecburuz diye mi?

 Bu yüzden mi?

 Birbirimizi koşulsuzca sevmek neden bizi bu kadar korkutuyor?

 Bilmiyorum.

 Ama bildiğim bir şey var.

 Beni bu salona getiren şey Tanrı’nın sevgisiydi.

 Amin.

 Beni buraya İsa’nın sevgisinin getirdiğini biliyorum.

 Bir “Amin.

” alabilir miyim?

 Amin.

 Belki bir “Çok şükür.

” de alabilirim.

 Biraz geldi, tamam.

 Hayatım için şükrediyorum.

 Gerçekten.

 Eşim için şükrediyorum.

 İsa, benim için yaptıklarını Asla unutmayacağım İsa, beni özgür bırakışını Asla unutmayacağım İsa, beni oradan çıkarışını Asla unutmayacağım İsa, asla unutmayacağım Hayır, asla İsa, benim için yaptıklarını Asla unutmayacağım İsa, beni özgür bırakışını Asla unutmayacağım İsa, beni oradan çıkarışını Asla unutmayacağım İsa, asla unutmayacağım Hayır, asla 

||

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s