ÖMER HAYYAM GİBİ ÖLMEK

Mey ve Sâki olmadıkça. bu cihan bir hiçtir.
Ney ve mahbup olmadıkça, yine dünya hiçtir,
İçelim, eylenelim, zevk edelim, durmayalım.
Çünkü bunlar olmadıkça, bu cihan bir hiçtir.

 

Hayyam’a zahidân ta’n etti.

Kalender meşrebine aldanıp sonuna bakmadan itti …

Secdede rabbine kaç yiğit can teslim etmişti?

Harabatın sarhoşluğu,  kalbim temiz diyene..

Bildirseydi zevkini küp dibini mescid eylerdi ?

……

Son namazını bittikten sonra Hayyam, ellerini semaya kaldırdı:

—  İlâhî!..

diye hitaba başladı. Hem söylüyor, hem titriyor, hem de gözlerinden yaşlar dökülüyordu.

— İlâhî!..

Bilirsin ki., ben seni, aklımın erebildiği hadde kadar bildim.

Seni ancak, idrakimin ölçüsü nisbetinde tanıdım..

Benim seni tanımaklığım, sırf sana ulaşmak içindi.

O hadde vâsıl oldum ve orada kaldım…

Beni mağfiret et Yarabbi!..

dedi.

Secdeye kapandı ve öylece kaldı.

Hayyam dostuna giderken sözlerini bize hediye olarak bıraktı.

******

İnsan kalbine asla gam ve kasavet fidanları dikmemelidir..

Daima saadet ve şâdümânının kitabını okumalı..

Daima şarap içmeli ve zevk ile yaşamalıdır..

Malûm ya, şu fânî dünyada ne kadar kalacağımız belli değil..

***

Daima şarap ile hoş geçin..

Çünkü (saltanat Mahmudî) budur..

(Davud) un meşhur olan ahenk ve ilhamı budur..

Geçmiş ve geleceği düşünme, vaktini hoş geçirmeğe bak, zira yaşamaktan maksat budur..

***

Daha gelip zuhur etmemiş olan bir iş için bu kadar düşünür ve keder edersin?

Sen zevkine bak, dünyayı gönlüne dar etme.

Zira düşünme ve keder etme insanlarla,

rızk ve hayat ne azalır ve ne de çoğalır.

***

Düşün ki, bir gün gelecek (ruh) tan ayrılacaksın ;

(Âdem) in esrar perdesi arkasında kalarak görünmez olacaksın..

Madem ki nereden geldiğini bilemiyorsun ve mademki nereye gideceğini de keşfedemiyorsun..

O halde, iç şarabı, zevkine bak..

***

Farz et ki, dünyada istediğin gibi mes’ut ve bahtiyar yaşamışsın.

Fakat sonu ne?..

Farz et ki, bu ömür denilen kitabı baştan başa okuyarak hatmetmişsin..

Sonu ne?..

Farz et ki, bu dünyada yüz sene bütün arzularına muvaffak olarak ömür sürmüşsün.

Sonu ne?..

Farzet ki, yüz sene daha muammer olacaksın bunun da

sonu ne?

***

Bir insanın hatır ve gönlünü şâd etmek,

yeryüzünü baştan başa imar eylemekten daha üstündür.

Bir adamı, lütuf ve ihsanla kendine kul etmek ise,

Esir olan bin kulu âzat eylemekten daha evlâdır..

***

[Ya Rabbî!

Sen. İnsanların kalbindeki, aşk ve muhabbet ilişlerini arttıran, dilberlerin çehresini sümbül gibi büklüm büklüm, amber gibi mis kokulu saçlarla süslemiş ve sonra da!

— Onlara bakmayınız, diye emretmişsin. Senin bu emrin:

— İç bâde dolu bir kadehi eğri tut., lâkin “içindekini dökme” demeğe benzemiyor mu?.

***

Mehtabın nurları gecenin esmer tüllerini yırttı..

Şarap iç. zira

—belki

— bir daha böyle lâtif bir zaman ele geçiremezsin..

Sen, bugün, keyfine bak.

çünkü bir gün gelecek,

bu mehtabın nurları ikimizin kabrine ayrı ayrı nurlar yağdıracak..

***

Geçmiş olan bir günü yâd etme..

Henüz gelmemiş olan günlerden de şikâyet etme..

Vaktini hoş geçirmeye bak.

Kıymettar olan ömrünü, israf eyleme…

***

Bir cidalgâhtan başka bir şey olmayan bu dünyada,

mademki insanların nasibi mihnet ve meşakkat içinde can çekişmekten ibarettir..

Şu halde, bu dünyadan erken gidenlere..

Hele, cihana hiç gelmeyenlere ne mutlu..

***

Gerek bu dünyaya yeni gelenler ve gerek bu dünyada bir müddet kalıp ta eskiyenler,

Birer birer bu dünyadan çıkıp giderler.

Bu köhne dünyada ebediyen kalmak, kimseye nasip olmaz.

Gelenler, gittiler. Gidenler, yine gelirler, tekrar giderler..

***

Bir çömlekçinin dükkânına girdim; gördüm ki, adamcağız, tezgâhının önünde durmuş, testiler ve ibrikler yapıyordu.

Bunları yapmak için kullandığı çamurun toprağı neden mürekkepti, biliyor musun?..

— Padişahların kafalarının ve dilencilerin âzalarının — ayni toprakta çürüyerek biribirine karışan zerrelerinden oluşuyor.

***

Ey çömlekçi!… Eğer zeki bir adamsan, aklım başına topla.. İnsanların çürümüş topraklarından mürekkep olan önündeki çamura, hakaretle bakma… O, önünde, çevire çevire testi ve çömlek yaptığın çamur, eski hükümdarlardan — (Feridun) un parmağı ile (Keyhusrev) in elinin topraklarından hâsıl olmuştur. Sen onların bu toprağını kalıba koymuşsun çeviriyorsun; ne zannettin?

_ Gel… Günün birinde, — senin ve benim toprağımızdan bir çömlekçi çömlek yahut testi yapmadan evvel, şu sürahideki şaraptan birer kadeh doldur. Birini sen iç? birini de bana ver.

***

İster iki yüz, ister üç yüz, istersen bin sene yaşa.. Nihayet bu köhne dünyadan çıkıp gideceksin. İster, padişah ol; ister, bir sokak dilencisi… Ölüm karşısında, bunların ikisi de ayni şeydir.

Kaynak: Ziya şakir, Selçuk Saraylarinda Ömer Hayyam’in Hayat ve Maceraları, Neşreden :Üstün Eserler Neşriyat Evi-Bedri Arıkök-Yüksek İktisat-Ticaret ve İtalyan Ticaret Mektepleri

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.