DUÂ KAPISI

 

Aşağıdaki görüşler “Kim kapıyı çalar ve ısrar ederse içeri girer” mazmununa muhalif olduğu düşünülebilir. İsmâil Hakkı Bursevî kuddise sırruhu’l-âlî bunu şöyle açıklar. Burada dört i‘tibâr vardır.

•  Birincisi taleb ve matlûbdur ki, isteyen istediğini elde eder.

•  İkincisi, taleb ve lâ-matlûbdur ki, taleb eden istediğini elde edemez. Nitekim Peygamberler (aleyhimüsselâm) bazı şeyler istediler, ancak herbirinde mücâb olmadılar. Zirâ hikmete muhalif idi.

•  Üçüncüsü, lâ-taleb ve matlûbdur. Bunda bilâ-taleb maksada ulaşılır.

Meczûbların hali böyledir.

•  Dördüncüsü lâ-taleb ve matlûbdur ki, insanların çoğu bu taifedendir. Zirâ sebebleri yerine getirmediklerinden dolayı muradları hasıl olmaz. Vesîletü’l-Merâm, vr. 47a

İşte buradan anlaşıldıki her duâ edip talepte bulunanın duâsına icâbet edilmez. Belki ekserîdir (çoğunluk), ancak küllî değildir. Mesalâ bir kişi Hakk’tan nübüvvet taleb etse, ancak ol mânâya uygun bir durumda olmasa, emr-i âdî üzere vücûdu hâricte muhaldir. Mümkindir demek yetmez, çünkü her mümkin olan nesnenin hâriçte meydana gelmesi gerekmez. Vesîletü’l-Merâm, vr. 47b

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Vesîletü’l-Merâm

BİR MÜRŞİDİ GÖRMEK HAKK’I GÖRMEKTEN EVLÂDIR

Ve ârif-i mezkûrun vücûdu kalîl olmakla vicdâna dek, seyyâh olmak lâzım geldi. Pes seyyâh olmak Hakk’ıtaleb için değildir. Zîrâ Hak dâimâ seninle biledir.

Ve sefer ve ikāmet bu hususta birdir. Belki Hakk’ıbulanıbulmak içindir. Zîrâ vâcid-i Hak bulunmadıkça mevcûd-i hakîkî bulunmaz. Onun için bir üstâd şâkirdine dedi ki;

“Yâ gulâm, bir kerre Bâyezîd’i görmek, bin kerre Hakk’ı görmekten evlâdır. Zîrâ Hakk’ıdâimâ görürsün velâkin bilmezsin.”

Var imdi bir bilire mukārin ol, tâ ki gördüğün zâtısana ta‘rîf ede ve rü’yetin sahîh olduğu zuhûra gele. Pes padişâhı tebdîl-i câmede gören kimse padişâh idüğünü bilmeyicek; padişâhıgörmüş/5/ olmaz.

Ve buradandır ki bilkuvve ile bilfiil berâber değildir. Zîrâ kuvvede zuhûr yoktur. Nitekim bilfiil ile bilfiil dahi müsâvî olmaz. Zîrâ bilfiil pâdişâhı mutâlaa eden kimse, o idiğün bilmeyicek, bilfiil görmüş olmaz. Belki ol ru’yet ona bilkuvve gibi olur.

Nitekim a‘mânın dâire-i başarı küşâde olsa dahi hatkesi görmeyicek, yine a‘mâdır.

Bu sebebten mahal kifâyet etmedi. Belki mahalde nûr olmak dahi lâzım geldi. Ve bundan fehm olundu ki, insân-ı kâmil ve şeyh-i vâsıl müridin basîretine kehle’l-cevâhir gibi sürme-i tevhîd çeker. Ve kesrette vahdeti ona mutâlaa ettirir.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Vesîletü’l-Merâm

 

ZİNANIN ZARARLARINDAN  EN ÖNEMLİSİ VELÂYET NOKSANLIĞIDIR

İsmail Hakkı Bursevî kuddise sırruhu’l-âlî -Kitab-ı Netice

Ve bu takrîrâttan velâyet ve merâtib-i velâyet ve maânî-i redd ve kabûl ve emsâli ma‘lûm oldu. Zîrâ, ba’zı küsurlar ki bir şeyhden bir şeyhe intikâl ederler. Eğer kasırdan kâmile ve kâmilden ekmele intikâl ise mahall-i kabûldedir ve eğer kâmilden nâkısa ise mâhall-i reddedir. Zîrâ, eğer kâmil onu redd ettiyse nâkisın kabûlüne i’tibâr yoktur. Şol cihetten ki kâmilin merdûdu kâmil-i âharın dahî merdûdu olıcak nâkıs onu ne veçhile islâh eder ki nakıs dahî bir kâmil elinden terbiye ve ıslâha muhtâcdır. İşte bu nâkıs taıîk-ı kâmilde olan nâkısdır ki tarîki netîcesi kemâldir, ve illâ bi-lâ-tarîk olan nâkısa aslâ i‘tibâr yoktur ki, o makuleler nikâh-ı sahîhden gelmemişlerdir.

Nikâh-ı tarîkat ise nikâh-ı şeriat gibi dürüst gerektir. Onun için veled-i zinâ dâire-i velâyete kadem basmaz.

 

Zîrâ, asl-ı şeriat fâsid olıcak tarîkat onu ıslâh etmez. Bü sebebdendir ki, ehl-i velâyet kıllet üzerinedir. Zîrâ, ehl-i şerâit geçinenlerde muhâfaza-i nikâh az bulunur.

 

Ve bundan malûmoldu ki, usûl-i şeriatı olmayanın usûl-i hakikati dahî olmaz. Zîrâ, miyânında vesile vâki* olan tarîkat fâsiddir. Pes, netîce-i hakikate vusûle tarîkat lâzımdır ve tarîkat dahi şeriat üzerine mebnîdir. El-hâsıl ahkâm olmayan yerde hikem olmaz. Nitekim süt olmayıcak yağ bulunmaz.

Ve bu a‘sârin hâli ziyâde tenezzüldedir ki, lisân ve kaleme gelmez.. Zîrâ, bir hatab pâyesinde kimseyi istihlâf ederler ki ilm-i hâlden bihaberdir, maa-hâzâ hatab değil belki şecere-i semere-i cebeliyye pâyesinde olsa bile hayr etmez. Şol sebebden ki, telkîha muhtâcdır, tâ ki şecere-i semere-i sehliyye ola ve herkes onun meyvesinden lezzet ala. îşte hilâfet bu şecere-i mülakkahanın sırrıdır. Pes, şol yerde ki aslından sırr telkîh olmaya, ol meyvede lezzet olmadığı gibi yaban ağacı hükmünde olan kimsenin dahî ne hâl ve hilâfeti ola. / El-hâsıl, şol ki gerçek halîfedir, şecere-i meyve-i lezîze gibi mükrem ve merğübdur, ve şol ki yalandan halîfedir, yaban ağacı gibi mühân ve menfûrdur.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevî, Kitab-ı Netice, hzl: Ali Namlı- İmdat Yavaş,  sh: 436 Cilt 1, Sh:219

 

 

ARİFLER ÖMÜRLERİNİN SONUNDA KİTABİYATLA MEŞGUL OLURLAR

Ve şol ki Şeyh Bedreddîn’in Vâridât nâm kitâbında gelir: 

(Dersle meşgül olduğun müddetçe Hakk’ı idrâkten uzaklaşırsın.]

Bu söz ilm-i hâlden ziyâdesine göredir, lâ-siyyemâ [özellikle] esnâ-i sülükte her yüzden terk-i şuğul [meşguliyet-işler] lâzımdır. Hattâ demişlerdir ki:

[İlâhı keşf, ancak Allah Subhanehû’ya tam teveccüh ve iftikâr ile ve kalbi bütün kevnî alâkalardan, şeklî ilim ve kurallardan boşaltmak ve arıtmakla meydana gelir.)

İmdi, levh-i dilden nakş-ı gayr mutlakan silinmedikçe nakş-ı İlâhî sabit olmaz. Ve “Ârif-i billâha okumak ve yazmak lâzım değildir” dedikleri esnâ-i sülûke ve emr-i zâyide göredir. Ve şunlar ki müntehilerdir. evâhir[de] kitâbet ile mübtelâ olur ve kitabet onlara hicâb olmaz. Zîrâ. mukaddem hicâbı hark etmişlerdir ve hayr-ı müteaddî ehli olup menâfı‘-i süllâk için yazarlar, velâkin zamânlarında halkı sırlarından âgâh (459) etmezler, belki şerlerinden havf ederler. Zîrâ, ahâlî-i zamâne insâna kıyarlar, her kim olursa olsun. Zîrâ, enbiyâya taarruz olunduğu sûrette şâirler bi-tarîkı’l-evlâdır. Pes, netîce ilm-i hakikat ehlinin gayrıdan setr etmektir ki râhat ve nccât ve sırr-ı emânet ondadır. Ve demişlerdir ki:  herkes hâmil-i emânet olmaz, belki kâmilü’d-diyâne olan hâmil olur. Pes, ifşâ-i râz edenin diyâneti nâkısdır ve kendi hâindir ve bu makule terk-i muhâfaza-i emânet eşrâtu’s-sâatten ma’dûddur.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevî, hzl: Ali Namlı- İmdat Yavaş, Kitab-ı Netice, cilt:II, Sh: 403

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s