BEŞİNCİ KOL

 

JACK KİNG VAKASI/ The Jack King Affair 2015

Süre: 52 dk

Yönetmenler: Benjamin Cohen , Nicolas Cotto

Ülke: Fransa

Dil: İngilizce | Fransızca

Altyazı çevirmeni Hakan Paşalı||

Özet:

Bu belgesel, bir MI5 ajanının çalınan belgeleri ele geçirmek için faşist bir örgüte sızdığı cüretkâr bir 2. Dünya Savaşı operasyonunu inceliyor.

Şubat 2014’te MI5 olarak da bilinen Birleşik Krallık karşı istihbarat teşkilatı, İkinci Dünya Savaşı’ndaki çok gizli bir operasyonun sırlarını açığa çıkaran bir dosya yayınladı.  25 yıl önce deseydiniz ki MI5 dosyalarını ifşa edecek, size delisiniz derdiler

 MI5 gayet bürokratik bir kurumdur.  Son derece ketumdur. Her şey kayıt altındaydı. Yani şüphelendikleri herkesin, potansiyel tehdit gördükleri herkesin tüm bilgileri dosyalarına giriyordu.

 Teşkilatın çoğu dosyası imha edilse de bir kısmı tarihin süzgecine giriverdi. Açıkçası bu dosya bayağı bir dikkat çekti. Çünkü önceden bilinmeyen ya da umulmadık bir şeyi ifşa ediyordu. Bugüne dek hiç anlatılmamış “Jack King Operasyonu”nu bu dosya ayrıntılı açıklıyor. Birleşik Krallık tarihinin gözden ırak tutulmuş az bilinen bir sayfasıdır.  Kapalı kapılar ardında Britanya karşı istihbaratının ipleri elinde tuttuğu roman olacak bir olaydır. Görünmeyen bir düşmana, beşinci kola karşı savaş ilan edilmişti.

 

Film Metni

 

KV2/3800 katalog numaralı “Jack King Operasyonu” kayıtlarına İngiliz Ulusal Arşivleri’nden artık ulaşmak mümkün.

 Savaş boyunca sürdürülen çok gizli operasyonun ayrıntıları, Britanya karşı istihbaratının sırları, sızma, manipülasyon, blöf ve kandırma teknikleri ortaya çıktı.

 Elemanlar görevlerini başarmak için çeşitli stratejilere başvuruyordu.

 Büyük Britanya’da Güvenlik Teşkilatı olarak da bilinen MI5, çok özel bir görevi olan karşı istihbarat kurumudur.

 PROFESÖR, BORDEAUX ÜNİVERSİTESİ

Yabancı ajanların Britanya’nın hayati çıkarlarına saldırmasını ve zarar vermesini önler.

 Teşkilatın yegâne hedefi Britanya’yı ve çıkarlarını korumaktır.

 Bu çıkarlar, “Jack King Operasyonu”nun başladığı 1940 yılı kadar büyük bir tehdit altına hiç girmemişti.

 Britanya ordusu ilk yenilgiyi haziranda Dunkirk’te yaşamıştı.

 Yurtdışı kuvvetlerden 68.

000 asker ya kayıptı ya da ölmüştü.

 Kurtulanlar derme çatma teknelerle Manş’ı geçerek Alman ordusundan kaçmıştı.

 Bir süre sonra, Temmuz 1940’da İngiltere Savaşı resmen başlamıştı.

 Alman uçakları gökte hâkimiyet kurmuştu ve Londra yanıyordu.

 1940’ın başında Britanya’da panik vardı.

 İNGİLİZ İSTİHBARAT UZMANI

Almanya’nın Fransa’yı işgalini görmüşlerdi.

 Polonya’yı yere serdiğini de.

 TARİH PROFESÖRÜ CHRIST CHURCH ÜNİVERSİTESİ

Norveç’i hızla ele geçirdiğini de.

 Bir sonraki aşama Britanya’nın işgaliydi.

 Almanların eli kulağında görünen Britanya çıkarmasının adı “Deniz Aslanı” idi.

 Alman işgali olacağından çok korkuluyordu.

 JOHN BINGHAM’IN BİYOGRAFİ YAZARI

Pas-de-Calais, Boulogne ve Oostende’de gemiler toplanıyordu.

 Biz de bekliyorduk.

 Nazi Almanya’sı tüm Avrupa’yı işgal etme hedefiyle Britanya’ya çıkarma yapmayı planlıyordu.

 Unutmamak lazım, Avrupa kıtasının kuzeyindeki Britanya adaları, Atlantik Okyanusu’nda kilit bir noktaydı ve Manş Denizi’nde mutlak hâkimiyet kazanmak demekti.

 19. yüzyılın başından itibaren dünyada hâkimiyet kurmuş bir dönemin büyük emperyal gücünü fethetmenin sembolik değerinin yanında doğrudan askeri ve stratejik avantajları da olacaktı yani.

 Britanya sahil savunmasına dair kapsamlı bilgi olmadan Nazi ordusu karaya çıkamazdı ama.

 Uçaksavar bataryaları ve garnizonların tam konumuyla, karaya ayak basınca savaşılacak asker sayısına dair bilgi edinmeleri gerekiyordu.

 Geri sayım başlamıştı.

 MI5 bu bilginin Nazi Almanya’sının eline geçmesini engellemek zorundaydı.

 Gerilim had safhadaydı.

 İngiltere sahilleri, Haziran 1940.

 Bu kara günde Britanya halkı başbakanlarının yanında vatan savunmasına koşuyor.

 Sahillerde, tarlalarda, sokaklarda ve tepelerde savaşacağız.

 Asla teslim olmayacağız.

 O ara MI5 duruma hâkim değildi.

 Neler dönüyor bilmiyorlardı.

 Ve o korkuyla, insanı daima dehşete düşüren o işgal beklentisiyle, paraşütçü görüldüğü ihbarları gibi halktan sürekli gelen bazı bilgiler vardı.

 Ürküten haberlerdi.

 Öyle bir durumdu ki… MI5’ın sıkıntısı teşkilatın savaş öncesinde tam hazırlıklı olmamasıydı.

 Almanların hâlihazırda Britanya’da bir casusluk şebekesi var mı yok mu aslında bilmiyorlardı.

 Alman işgali öncesinde diğer ülkelerde bu şebekenin kurulduğuna inanıyorlardı çünkü.

 Gel gör ki savaş kızışınca birden Belçika’dan, Hollanda’dan, Fransa’dan, tüm Batı Avrupa’dan, kimin geldiğine dair hiçbir kontrol mekanizması olmadan mülteci akını olmuştu.

 Görünüşte Nazilerden kaçan Fransız mültecisi kılığında ama aslında beşinci kol faaliyeti için Britanya’ya gelmiş beşinci kol ajanlarının varlığı MI5’e göre kuvvetle muhtemeldi.

 Bu tehdidi önlemek için MI5 cephe hattındaydı.

 Beşinci kolu tespit etme rolü her zamankinden daha hayatiydi.

 “Beşinci kol” terimi, İkinci Dünya Savaşı’nda karşı istihbarat teşkilatlarının, özellikle ülkesi artık tamamen izole olmuş MI5 olarak da bilinen İngiliz askeri istihbaratının, potansiyel hedefleri belirleme ve bilgi toplama amaçlı ülke toprağına sızabilecek Nazilere çalışan Alman ve İngiliz ajanlarını tanımlamakta kullandığı bir terimdi.

 Savaş başladığında diğer ülkelerde ne yaşandığına baktılar.

 Ve MI5’ın analizi şuydu: Almanların işgallerde başarılı olmasının sebeplerinden biri, MI5’ın yorumudur, illa doğru olması gerekmiyor, onların yorumuna göre birçok ülkede çok sayıda Nazi sempatizanı olmasıydı.

 Norveç bunun tipik örneğiydi.

 MI5’ın korktuğu şey, faşizm yanlısı, Nazi sempatizanı olan bilmedikleri bir grup şahsın olabileceği ve herhangi bir aşamada bilgi sızdırabilecekleriydi.

 Yani beşinci kol görünmeyen bir tehditti.

 Tam belirlemek mümkün değildi.

 Bir miktar kuruntu payı hep olmuştur ama 1940 yazında olduğu gibi bir gerçekti de.

 Mihver güçlerine çalışan Alman ve Britanya vatandaşları gerçekten de vardı.

 Savaş arifesinde, aşırı sağ bir parti, giderek daha çok destekçi toplayarak İngiliz siyasetinde yerini almıştı.

 1930lar boyunca, Britanya Faşistler Birliği Oswald Mosley’in liderliğinde birleşmişti.

 Britanya Faşist Birliği, Nazilerle temasa geçti.

 Mosley’ye yakın birçok kişi gizlice Almanya’ya gitti ve Nazi örgütleriyle irtibata geçti.

 Goebbels ile de tanıştılar.

 Ve Mosley şahsen Hitler’le tanıştı.

 Büyük ulusların yaşamlarında er ya da geç o karar anı gelir.

 O kader anı gelir.

 Ve ulusumuz kaderinin eşref saatlerinde pek çok defa düzeni silip atmış, ayak bağı olan laf ebesi küçük adamı bir köşeye süpürüp seferberlik çağrısı yapan liderleri ve akımları izlemeye karar vermiştir! Parti yasaklandı.

 Savaş başlayınca liderleri hapse atıldı.

 Militanları dağıtıldı.

 MI5 onları potansiyel hain olarak görüyordu.

 İstihbarat üst düzey alarmdaydı.

 Düşman casusları her yerde olabilirdi.

 Sükût artık daha çok altındı.

 Asker, sivil her yerde seferberlik ilan edildi.

 Emir herkes için geçerliydi: Çok konuşmayın!

BİR ARKADAŞA SÖYLEMEK DÜŞMANA SÖYLEMEK OLABİLİR

Gizlilik ve sansür hükumetin ısrarla vurguladığı şeylerdendi.

 Potansiyel beşinci kola hiç bilgi sızmamalıydı.

 “Boşboğazlık Canlara Mal Olur” kampanyası gereğiydi.

 Birçok afişte görüyordunuz.

 Kimi zaman konuştuğunuz bu kişi askerin arasındaki güzel bir kadın olabiliyordu.

 Herkes çok iyi vakit geçiriyordu falan.

 Mesaj şuydu, kime ne söylediğinize dikkat edin.

 Bu kadın bile olabilir.

 Bilgiyi düşmana iletecek şuh bir kadın görünümündeydi.

 Bu aralar bir yere gidince gözümüz açık ağzımız sıkı oluyor.

 Casuslar bulunabilir.

 Önemli biriyseniz, tedbiri elden bırakmamalı.

 Kulağınıza küpe olsun.

 ESKİ İSTİHBARAT SUBAYI

Britanyalılar ülkede Almanlara çalışan birileri olabileceğinden uzun zamandır şüpheleniyordu.

 Almanlar geldiğinde… …onlara yardımcı olacak bir beşinci kol.

 Almanların gönderdiği casus değillerdi.

 Britanyalıydılar.

 Ne olup bittiğini öğrenmek için bu potansiyel beşinci kolla temasa geçip örgütlerine sızmak o yüzden çok önem arz ediyordu.

 Ülkede Alman casusları mevcuttu ama aralarında temas var mıydı gibi şeyler.

 MI5 aralarına sızmak için kolları sıvadı.

 Kim olduklarını öğrenecek ve Jack King adlı birinin liderliğinde bir örgüt altında toplayacaktı.

 Nazi sempatizanı gruplara sızmak MI5 için öncelik olmuştu.

 Jack King o noktada devreye giriyor.

 Arşive göre operasyonun ilk ayağı, Britanya’daki Alman fabrikalarını takip faaliyetleri olarak tasarlanmış.

 İsim vermek gerekirse en büyüklerinden biri Siemens.

 TARİHÇİ VE İSTİHBARAT UZMANI

O dönemin en büyük Alman şirketi elektronik firması Siemens.

 Alman şirketlerinin Britanya şubeleri etkileme gücü yüksek ajanların bir kılıf uydurulup gönderilebileceği potansiyel alanlardı.

 Zaten tamamen sızdıkları bir şirketti bu.

 Kısmen Alman Askeri İstihbaratı Abwehr tarafından yönetiliyordu.

 Bence Siemens, ticari kılıfa tipik bir örnektir.

 Kesinlikle Truva atıdır.

 Ve MI5, hem fiziki hem teknik farklı birçok yöntemle Siemens’i takip ediyordu.

 Siemens’e gelen ve giden tüm posta elden geçiriliyordu.

 Her koli, her mektup, her telgraf MI5 ajanları tarafından açılıp inceleniyordu.

 Çok etkileyici, seri bir sistemle.

 Mektuplar, Londra’daki merkez dağıtım dairesi olan Mount Pleasant’a yönlendiriliyordu.

 Özel bir birim zarfları fotoğraflayıp gizlice açıyor, içini de fotoğraflayıp yerine geri koyuyordu.

 Hiç gecikme yaşanmıyordu.

 Çok etkileyici bir organizasyondu.

 Takip faaliyetleri zamanla işe yaradı.

 MI5, bir Siemens çalışanı ve kız kardeşi Dorothy Wegener diye biri arasında şüpheli yazışmalar tespit etti.

 KONU: NAZI AJANI DOROTHY WEGENER UYRUK: BRİTANYA GÖRÜŞ: FAŞİZM SEMPATİZANI

Teşkilat şüphe uyandırmadan bilgi edinmeye çalıştı.

 Araştırmada kadının yalnız kalpler mektup kulübü üyesi olduğu anlaşıldı.

 Çok geçmeden Jack King’den mektuplar almaya başladı.

 Mektup arkadaşına güveni arttıkça Dorothy açılmaya başladı.

 “Sevgili Dorothy, Mektubundan Yahudileri sevmediğini anlıyorum.

 Doğrusu ben de sevmem.

 Sevmediğim yönleri insanları sömürme yöntemleridir.

 Jack.”

 “Çok açık olmak gerekirse onlardan nefret ediyorum ve bu savaşın sorumlusunun herkesten çok onlar olduğundan adım gibi eminim.

 Dorothy.”

 HİTLER NE DEDİ

 İstihbarat servisi bir buluşma ayarladı.

 Kadın daha sonra Jack’i Nazi sempatizanı arkadaşlarıyla tanıştıracaktı.

 Çoğu, Britanya Faşist Birliği’nin eski üyesiydi.

 MI5, Nazi sempatizanlarını tespit edip şüpheli listesi çıkardı.

 Bunlar beşinci kol adaylarıydı.

 Ve böylece gerçek bir poker oyunu başladı.

 Ama masaya oturmadan önce “Jack King” için sağlam bir geçmiş kurgulamak lazımdı.

 MI5 için çalışan her ajanın bir kılıfa ihtiyacı olur.

 Ve bu kılıf titizlikte hazırlanırdı… …bizzat MI5 tarafından.

 Kim olduğun, nereli olduğun, geçmişin, yeteneklerin ve askerlikte ne yaptığına kadar bir öykü yaratılırdı.

 Jack King’in Gestapo ajanı olmasını planladıklarından, insanların içtenlikle Almanya ile irtibatımız diye kabullenebileceği ve MI5’ın kendince en akla yatkın bulduğu şeyler üstüne temellendireceklerdi.

 Bu konuya bayağı kafa patlatıldı.

 İnandırıcı bir karakter yaratmak için çok çaba sarf edildi.

 Gestapo’nun Britanya temsilcisi tavrına sahip olmasına karar verdiler.

 Görevi, Alman askerinin gelişine gizlice hazırlık yapmaktı.

 Bunun için, vakti geldiğinde Nazi kuvvetlerine yardım edecek bir gönüllü ağı oluşturacaktı.

 Gestapo ajanı kılıfı özellikle seçilmişti.

 Bu sayede her türlü ajana şöyle diyebilecekti: “Casusluğa kalkışmanızı istemiyorum.

 Sabotajla ilgili işlere kesinlikle bulaşmayacaksınız.

 Sizden tek istediğim işgal durumunda Alman güçlerine yardıma hazır Nazi sempatizanlarının isim ve adresleri.

 Askeri bilgi toplamanızı istemiyorum.

 Benim organizasyonum casusluk ve sabotaja bakmıyor.

 Bu Abwehr’in işi.

 Ben Gestapoyum.

 İngiltere’ye geldiklerinde Alman paraşütçülere yardım edeceğinden emin olduğum siyasi açıdan güvenilir insanlar istiyorum.”

 İşgal durumunda düşman, işbirlikçi desteğine güvenemeyecekti.

 Karşı istihbaratın temel önceliği buydu.

 MI5 karargahının koridorlarından teşkilatın beyinlerden biri “Jack King Operasyonu”nu ustaca yönetiyordu.

 Adı Maxwell Knight idi.

 “M” kod adını kullanırdı.

 Maxwell Knight, baş ajan yöneticisiydi.

 MI5’ta ajan eğitmeni olarak efsanedir.

 Özellikle ajanları sağcı örgütlere yerleştirmede.

 Max Knight’ın becerisi ajan devşirmekti.

 Muhtemelen MI5 tarihinin gelmiş geçmiş en iyi ajan devşireni ve eğitmenidir.

 Sızma görevinin başarısı için Maxwell Knight ekip kurmalıydı.

 Gerçek kimlikleri mühürlü bir evrakta saklanan 10 adam seçti.

 Listedeki ilk isim daha sonra operasyonun payandası olacak John Bingham’dı.

 Maxwell Knight’ın takma adı King’di.

 Yani John Bingham’ı devşirirken yanına gidip elini sıkıp “Ben Yüzbaşı King” diyor.

 Maxwell Knight, King adını sık kullanıyor şüphesiz.

 Soyadının kısmen bir anagramı zaten.

 Maxwell Knight her rolü özenle atadı.

 Gestapo temsilcisi kılığına girecek ajan “Jack King” adını kullanacaktı.

 King adının çeşitli kişilerce kullanıldığı açıktır sanırım.

 King’e dair bildiklerimiz Bingham’ın da King olabildiğini düşündürüyor.

 Gizli kimlikle çalışmak, Alman ajanı rolü yapmak tam da Bingham’ın yaptığı türden işlerdi.

 JOHN BINGHAM’IN KIZI

Takma isim çok sıktı.

 Bir kişi bir takma isim kullanan da vardı, iki kişi tek isim de.

 10 ismin de olabilir.

 Böylece John Bingham, Jack King kimliğine büründü.

 Knight onu devşirmeden önce bir gazeteci.

 Dosyası az bulunur bir zekâ diye tanımlıyor onu.

 MI5’in en iyi memurlarındandı.

 Majestelerine hizmet eden mert bir ajandı.

 Ajan bir babaya sahip olmak çok tuhaf bir şeydir.

 Geçen gün bir arkadaşım demiş ki, “Hatırlıyor musun okula gitmek için Victoria istasyonundan trene binerdik?

 

 Hatırlıyor musun, babana rastlamıştın.

 Onu gördüğüne şaşırmıştın.

 O ise seni itmiş ve beni görmedin demiş, yürümeye devam etmişti.”

 Sonra ben okuldan eve dönünce demişti ki, “Sokakta daima beni tanımazdan geleceksin.”

 Bingham savaş öncesinde Almanya’da aylarca yaşamıştı.

 Akıcı Almanca konuşurdu ve Alman siyasi, kültürel tarihini büyük merakla okumuştu.

 Ama becerileri düşmanı tanımasıyla sınırlı değildi.

 Varlığını hissettirmezdi.

 Onu hiç fark etmezdin.

 Bu konuda dehaydı.

 Büyük bir aktör gibiydi.

 Burada yokum derdi ve olmazdı da.

 Sürekli konuşulanları dinlerdi.

 Her konuda bilgi toplayabilirdi.

 İşin tuhafı, tehlikeli işleri sağ eliyle yapması gerektiğinden, barlarda hep sol eliyle içerdi.

 İşte böyle şeyler.

 Bence çok iyi bir dinleyici olduğundan çok iyi bir mülakatçıydı.

 Sesi… …güven telkin ederdi.

 Pes, tatlı bir ses tonuydu.

 Dinler ve sonra yumuşak sesiyle sempati uyandırırdı.

 Ya da uyandırmazdı.

 Sesi silahıydı.

 İçeri giriyor, çok sevimli.

 Yanında bir şişe skoç getiriyor.

 Adamın ev hayatını, eşini, metresini ya da çocuklarını falan soruyor.

 20 dakika geçmeden adam her şeyi anlatmaya başlıyor.

 İnsanlar kendini anlatmayı sever.

 Mükemmel Almanca konuştuğundan ona hep güvenirlerdi.

 Bu sayede uzun bir Nazi şüphelileri listesini yetkililere verebilmişti.

 SANA BİR ŞEY DİYECEĞİM, JACK…

MI5’ın ajan yetiştiricisi olarak John Bingham, Almanlara sempati duyan ve bilgi vermek isteyen bu küçük grubu bir araya toplar.

 Kontrol altında tutmak için bir araya toplamak istiyorlardı.

 Bu sayede, Alman işgali olursa bir şekilde onlardan kurtulacaklardı.

 O yüzden Nazi sempatizanlarını bir yerde toplamak için plan yapmalıydı.

 Bir antika dükkânının bodrumunda imkân yarattı.

 Gelip onu görmeye ve “Hitler’in yanındayız” demeye teşvik etti onları.

 “Nazilerin yanındayız.

 Sen de Nazi’sin, değil mi?

 

” Bu tür sohbetler.

 Ve polisle bir mizansen kurdu.

 Hitler işgal ederse, bu şahıslar kendilerini tanıtmak için rozet takacaktı.

 Rozeti aldılar.

 Almanlara tanınmak için iyi bir şey diye düşündüler.

 Ama aslında polisin onları bulur bulmaz diyeceği “Hayır, hapse giriyorsunuz” idi.

 MI5 operasyonuydu ama fikir onundu.

 Bingham bu tür mizansenlerin yanında daha riskli görevler de yürüttü.

 Bunlardan biri Irma Stapleton diye biriyle ilgiliydi.

 Dedikoduları MI5’ta şüphe uyandırmış bir kadındı.

 UYRUK: İNGİLİZ

Stafford dışındaki askeri teçhizat fabrikasında çalışıyordu.

 İngiliz’le evli Alman kökenli biriydi.

 Alman yanlısı düşüncelerini ifade ederek fabrikada şüphe uyandırmıştı.

 Usulüne uygun şekilde MI5’e ihbar edilmişti ve Bingham gönderildi.

 Oraya gidecek, Stafford dışında onunla buluşacak ve kadından fabrika dışına çıkarmasını istediği Oerlikon kovanıyla bazı teçhizat parçalarını alacaktı.

 Bingham’ın Gestapo ajanı olduğuna inanan Irma Stapleton, tehlikeli bir silah olan VT tapanın prototipini el altından ona verdi.

 Bingham’ın isteklerini eksiksiz yerine getirmişti.

 Stafford dışında buluştular.

 Sanırım bir perşembe akşamıydı.

 Ve… …çantasından çıkarıp kovanı ona verdi.

 Kadının bilmediği, bu takasa tanıklık edip onu tutuklamak üzere özel bir polis biriminin oraya getirildiğiydi.

 Apar topar polis aracına bindirildi.

 Bingham da tutuklanma süreçlerinden geçti.

 Şüphesiz sonra salıverildi.

 Zira kadını tuzağa düşürmüştü ve o da özel birimle aynı saftaydı.

 BRAVO, BAYIM! Prototip Almanların eline geçseydi sonuçları felaket olurdu.

 TAZE EKMEK HER ZAMANKİ GİBİ

VT tapa, uçaksavar mermisinin ucuna yerleştirilen ve sinyal gönderebilen çok gizli mühimmattı.

 Sinyal bir hava aracından geri yansıyınca mermi patlıyordu.

 Savaşı kazandırabilecek bir mühimmat olarak görülüyordu.

 Yani, Jack King bu uçaksavar mermisinin Almanların eline düşmesini engellemişti.

 Modern, topyekûn savaş sadece bir askeri çarpışma değildir.

 Her şeyden evvel teknolojik bir savaştır.

 O yüzden hep bir gizli savaş yürütülür.

 Taraflar düşmanın teknolojilerini ele geçirmeye çalışır, ki bu da kesinlikle belirleyici olur.

 Ve bu teknolojik savaşta MI5’in faaliyetleri son derece kritikti.

 Britanya’nın güvenliği, askeri sırlarını koruyabilmesine bağlıydı.

 Jack King’in yasadışı gruplardaki rolü giderek önem arz ediyordu.

 Bir profil yaratırken, bir kılıf hikayesi yaratırken, ondan ne beklediğinizi de kendinize sormalısınız.

 Yani Jack King’in Gestapo subayı olduğu, Almanya ile direkt ilişkide olduğu falan gibi kılıf hikayeleri yaratıyorsanız, iki işe yarar.

 Birincisi bu şahısları, yani potansiyel beşinci kolu ortada gerçekten bir irtibat olduğuna ikna eder.

 Ve kontrol altında tutulurlar.

 Çünkü dış dünyayla, Almanlarla bağlantı odur.

 Sonra, sizin istediğiniz şeyin savaşta Almanlara daha faydalı olacağına onları ikna edersiniz.

 Ve her şeyin kaynağı da budur.

 Tüm örgütü kontrol edersiniz.

 Bizce… John Bingham… …bu grubu gerçekten yönetiyordu.

 Grup genişledikçe ve MI5 bu küçük Alman casusu şebekesini yönetmekte daha da başarılı oldukça bu işi yapacak gerçek birine ihtiyaç duydular.

 Yani bizzat Jack King’in ortaya çıkması lazımdı.

 Artık Bingham ve Knight bunu yapamazdı.

 Diğer ajanları yönetmekle fazlasıyla meşguldüler.

 Yaptıkları bir sürü şey vardı.

 Ve ajan olarak eğitilmiş birini buldular.

 Adı Eric Roberts’dı.

 MEMURUN İMZASI ERIC A. ROBERTS, 6/7/40

MI5 tekrar görev dağılımı yaptı.

 Memur John Bignham, Jack King rolünü üstlenecek ajan Eric Roberts’ten yardım istedi.

 En başarılısıydı.

 Yetiştirdikleri en iyi ajandı.

 Galiba Roberts, 1940’tan çok önce MI5 için çalışmaya başlamıştı.

 Resmi olarak 1940’ta devşirilmiş ama sızma ajanı olarak Maxwell Knight için eskiden beri çalışıyordu.

 Maxwell Knight’ın prensibi, babamın anlayışı öyleydi ve Roberts ona çalışırdı, ajan olarak, casusluk işlerinde, çok sıradan insanları seçmek gerektiğiydi.

 James Bond gibi ajanı kim ne yapsın derdi hep.

 Onun Max Knight’ın ilk ajanlarından biri olması kuvvetle muhtemel.

 Bence Eric Roberts ajan yetiştiricisi değildi.

 Diğer ajanları yönetmezdi de.

 Sadece sızma ajanıydı.

 Ajan ve memur olmak arasında fark vardır.

 Memurlar tam zamanlı işe alınmışlardır ve MI5 için çalışırlar.

 Teşkilat çalışanıdırlar.

 Kimin gözetlenip kimin gözetleyeceğine, kimin dinlenip kimin takip edileceğine karar verirler.

 Ajan olarak çalışmak istediklerini seçip onlara kılıf hazırlarlardı.

 Ajan ise sahadaki kişi olurdu.

 Onları memurlar işe alırdı.

 Eric Roberts eğitimli bir MI5 ajanıydı.

 Uyuyan ajan olarak fiilen görevdeydi.

 Doğal kılıf denilen bir kılıfı vardı.

 Banka memuruydu.

 Herkeste banka memuru izlenimi yaratıyordu.

 MI5’e çalıştığını kimse bilmiyordu.

 Her gün bankaya gidip çalışıyor, işini düzgünce yapıyordu ve akşam da evine gidiyordu.

 Eric Roberts’in sahip olduğu avantajın aşırı sağ örgütlere erişim olduğu aşikâr.

 Şüpheli konumundaki şahıslarla tanışabilirdi.

 Ne kadar ileri gideceklerini öğrenmeye çalışıyordu.

 Yani bu şahıslar, onun zararsız bir banka memuru kılığındaki Gestapo ajanı olduğunu düşüneceklerdi.

 Burada da o oldu.

 Bunu yarattılar ve Eric Roberts devreye girdi.

 Bu grubun lideri oldu.

 Aslında MI5 ajanı olan ama onların Gestapo ajanı sandıkları biri tarafından yönetilen bir casus grubu vardı yani ortada.

 Muhtemelen üç tane “King” olduğunu artık biliyoruz.

 King adını kullanan Maxwell Knight’ın kendisi.

 Aslında John Bignham olan ikinci bir King.

 Ayrıca diğer ajan Eric Roberts.

 Dosyalarda ona dair kapsamlı bilgi var.

 Buradan da gerçekte onun asıl King olduğu ortaya çıkıyor.

 “Jack King” belli bir ajanın adı değildi.

 Dosyalarda bu adı kullananların kimliğine dair bilgi olmamasına rağmen, sızma görevinin nasıl yürütüldüğüne dair pek çok bilgi var.

 King’in devşirdiği sempatizanlar arasında bir kadının rolü stratejik.

 UYRUK: İSVEÇ

Britanya Faşist Birliği’nin eski üyesi Marita Perigoe, King için önemli bir kazançtı, onu baş yardımcısı yapacaktı.

 Dosyasına göre soğuk, azimli ve son derece tehlikeli bir kadın.

 Onun gözünde Gestapo ajanı, harekete geçmek için altın bir fırsattı.

 Bu tehlikeli kadını vazgeçilmez kılan telefon defteriydi.

 Bu sayede King çok sayıda Nazi sempatizanı çekebilmişti.

 King, Marita Perigoe aracılığıyla bir alüminyum fabrikasında çalışan Avusturyalı bir mühendisle tanışmıştı.

 Britanya vatandaşlığına geçse de Hans Kohout, Alman Nasyonal Sosyalist Partisi üyesiydi.

 Hans Kohout ile ilgili görsel sonucuNazilere sadakati sır değildi.

 MI5’in dinleyip kaydettiği bir karşılaşmada Kohout, Jack’in Almanlara yardım için casus şebekesi kurduğuna ikna olmuştu.

 Jack’in tavladığı hainler içinde hiç şüphe yok Kohout en tehlikelisiydi.

 Çünkü Berlin’le direkt temastaydı.

 Jack’in hata lüksü yoktu.

 En küçük yanlış adım ölümcül olabilirdi.

 Kohout hiç şüphelenmedi.

 Jack’e Britanya’nın anti-radar cihazı “Window”a dair bilgi sağladı.

 Jack mühendisi içtenlikle tebrik ederek Berlin raporunda bu kahramanca tavrını anlatmaya söz verdi.

 Bu sistemin kod adı “Window” idi.

 Ve radarın çok etkili bir panzehriydi.

 Çok da gizliydi.

 Radar, hem Britanya hem Almanya için olmazsa olmazdı.

 Hareket hâlindeki kuvvetleri, yani hava araçlarını tespit etme yöntemiydi.

 Radar, büyük uçak filolarının rotasını tahmin etmeyi mümkün kılıyordu.

 Bu çok hassas bilginin sızmasını engelleyerek Jack King ve MI5 ajanları… Birleşik Krallık’a net bir üstünlük sağlamıştı.

 Esasen Almanlar, silahlı kuvvetlerde düşmanın “savaş düzeni” denilen şeye dair güncel kayıt tutmak istiyordu.

 Bu da birliklerin konumu, hava ve yer güçlerinin durumu, ve ek olarak, Britanya’nın elindeki çeşitli saldırı ve savunma güçleri dağılımının haritalanması demekti.

 Bu yüzden beşinci kol, Britanya toprağında Nazilere çalışan muhbirler grubu, bu tür bilgiyi gözden kaçırmamalıydı.

 Özellikle de limanlarda.

 Çünkü erzak konusu Britanya için son derece kilit konumdaydı.

 King, grubundakileri Berlin’e ulaşmasını istedikleri bilgileri ona vermeye teşvik etti.

 Ülkeyi korumak için Alman ajanlarından bir adım önde olmalıydı.

 Kolayca unutulmuş olabilir ama Britanya toprağı savaş alanıydı.

 Britanyalılar 1940 Eylül’ünden başlamak üzere büyük hava saldırılarına maruz kalıyordu.

 Muhbirlerin Luftwaffe’ye hedefleri bildirdiğine şüphe yoktu.

 SIĞINAKLAR

Almanlar Londra’yı bombalamış ve binlerce insan ölmüş olsa da Jack King’in dostları her zamankinden kararlı ve halkın acılarına kati suretle duyarsızdı.

 Üçüncü Reich’a askeri sırları vererek Almanlara katkıda bulunmaya devam ettiler.

 Marita Perigoe’nun Petrol Kurulu’nda çalışan arkadaşı Hilda Leech diğer bir tehlikeli devşirmeydi.

 Ülkenin petrol rezervlerinin tam konumlarını her hafta Jack’e rapor ediyordu.

 Savaş süresince başlıca jeostratejik ve jeopolitik risklerin teknolojik eksiklerle doğrudan ilintili olduğunu unutmamak lazım.

 Perde arkasında bir savaş devam ediyordu.

 Bir casusluk savaşı ve bu savaş, teknoloji çalmak ve kopyalamak demekti.

 Savaş sırasında Britanyalıların başarılı olduğu şeylerden biri bilimsel buluşlardı.

 Mesela, ilk jet avcı uçağı, jet motoru, aslında Britanya yapımıydı.

 İlk atom bombasının yapımına ciddi katkıları olmuştu.

 Bilgiyi içeride tutmak önemliydi.

 Her teknolojik avantajı, fabrikalarda olan bitene dair her bilgiyi, her silahı vesaire.

 Bütün bunlar korunmalıydı.

 Çünkü Almanlara karşı her taktik avantaj, her türlü savaş ortamında stratejik avantaja dönüşebilirdi.

 Alman stratejisi değişmiş Britanya sahilini işgal planı bırakılmıştı ama.

 Hitler’in önceliği başkaydı.

 Hitler 1941 Haziran’ında doğuya yöneldiğinde, Britanya ancak o zaman gerçekten rahatlamış ve herhâlde işgal edilmeyeceğiz demişti.

 Tehdit artık yakın olmasa da savaş bitmekten çok uzaktı.

 1941 güzünden başlayarak MI5, hedeflerini gözden geçirdi ve dikkatini müttefiklerin saldırısına çevirdi.

 Askeri operasyonların lojistik sırlarını ve materyal kaynaklarını teşkilatın nasıl korumak zorunda kaldığı dosyada anlatılmış.

 Marita Perigoe, Jack King’e ve krallığa bilmeyerek bir kez daha yardım ediyor.

 Britanya Faşist Birliği’nin eski bir üyesi Edgar Whitehead, gizli bir silahı öğreniyor.

 Müttefik güçlerin karaya çıkarken kullanacağı 30 kişi kapasiteli amfibi bir tank.

 Whitehead’in gözlemlerini Jack’e aktaran Perigoe oluyor.

 Ve bu MI5’ın başka bir zaferi oluyor.

 Ne kötüler, derdi o insanlar için.

 İngiltere’den ne çok nefret ediyor, Hitler’in gelmesini nasıl da istiyorlar.

 Bir ara Marita Perigoe öyle hevesli, öyle enerjikti ki, ajan devşirme dehası Max Knight “Keşke benim için çalışıyor olsa” demişti.

 “Şey, tuhaf bir şekilde çalışıyor da.

 Farkında olmadan.”

 Marita Perigoe gibi muhbirler nadir bulunurdu.

 MI5 onu Jack’in grubunda tutmaya kararlıydı.

 Teşvik amacıyla onu bir Alman madalyasıyla ödüllendirmeyi planladılar.

 Savaş Başarısı Haçı.

 Gizli servisler ajanların aktif kalması için illüzyonun mükemmelliğinde sınır tanımazdı.

 İlla da tutuklamak gerekmez.

 Tutuklarsan, kimliğin ortaya çıkar, örgüt dağılır.

 Örgütü kontrol edemezsin.

 Ama devam edersen örgüte dair istihbari şemayı kurabilirsin.

 Düşmanın ne bildiğini öğrenip ona dezenformasyon yaparak neleri başarabileceğinizin istihbari ve stratejik değeriyle bir kişiyi hapse atmak ya da asmak mukayese dahi edilemez.

 Savaş sırasında teşkilatın imkânları genişti.

 Sadece karşı istihbarat işine bakan 15.000 kadar personel olduğu tahmin ediliyor.

 1930’larda teşkilatta çalışan birkaç yüz memurla arasında dağlar kadar fark var.

 Bu 15.000 kişinin işi, Mihver güçlerinin yarattığı tehdidi takip etmekti.

 MI5 içinde bir daire spesifik olarak yanlış bilgi yaymakla görevliydi: Aldatma Mekanizması.

 İkinci Dünya Savaşı’nda yürütülen bu operasyonun tek görevi vardı.

 Düşman güçlerini aldatmak ve sekteye uğratmak.

 Aldatma Mekanizması, Amerikan ordusunun iki farklı zamanda iki farklı noktaya çıkarma planladığına, aynı zamanda müttefiklerin Norveç’e de çıkarma yapacağına dair Almanları kandırmakta işe yaramıştı.

 Müttefiklerin saldırı hazırlığı yaptığını düşünseler de Almanlar iki kilit bilgiden yoksundular.

 Zamanı ve mekânı.

 İşte bu noktada Aldatma Mekanizması hünerini konuşturacaktı.

 Gerçek bir poker oyunuydu.

 Oyundasınız, iyi bir eliniz var, ama dünyanın da en iyi eli değil.

 Fakat rakibin arkasında duran biri “Senin elinin iyi olduğunu düşünüyor, senin elinin onunkinden iyi olduğunu sanıyor” diyor.

 Ve blöfü sürdürebileceğinizi öğreniyorsunuz.

 Çünkü kazanacağınızı biliyorsunuz.

 MI5 ile Almanlar arasında da aynı şey oluyordu.

 Britanyalılar, ülkeye gelmiş bir Alman ajanı yakalamaya karar vermişti.

 Amaç şuydu, yakalarlarsa bu ajan MI5’ın eline geçmemiş gibi yapabilir ve o ajanın kılığına girerek onun istihbarat toplama görevini sürdürebilir ve bu istihbaratı Almanlara gönderebilirlerdi.

 Elbette sahte istihbarat olacaktı.

 Britanyalılar, Alman mektuplarını okuduklarından aslında Almanların, Britanya ve Amerika’nın Normandiya değil de Pas-de-Calais’ye çıkarmaya yapacağına inandığını biliyordu.

 O yüzden Almanlar Pas-de-Calais’de çok sayıda asker bulundurmak zorundaydı.

 Müttefikler çıkarma yapacak diye inandıklarından Alman kuvvetleri kuzey Fransa’ya yoğunlaşmıştı.

 İnanmaları için de iyi sebepler sunulmuştu.

 Bu inancın ardında Aldatma Mekanizması’nın parmağı vardı.

 MI5’ın bu dairesi, savaşın en büyük aldatmaca stratejilerinden birini yaratmıştı.

 Kod adı: “Metanet”.

 Büyük Hollywood prodüksiyonlarının dengi bir kurgu.

 Britanyalılar kimi mukavvadan, kimi şişme kauçuktan bir sürü tank ve çıkarma aracı mankeni hazırlamıştı.

 Hepsi sahteydi şüphesiz.

 O mukavva tankların, o kauçuk tankların hiçbiri elbette çalışmıyordu.

 O çıkarma araçlarının hiçbiri gerçek değildi.

 Tüm bunları İngiltere’nin doğusunda, East Anglia’da, Kent’te hazırlamışlardı.

 Bunları yerdeki birlikleri fotoğraflayan Alman keşif uçakları görmekle de kalmıyordu.

 Aldatma Mekanizması ajanları mesajlarında bu tür şeyleri bütün her yerde gördüklerini Almanlara bildiriyordu şüphesiz.

 Ayrıca sanki orada gerçekten birlik varmış gibi açık ve kullanılır hâlde telsiz istasyonları vardı ve telsiz trafiği yapıyorlardı.

 Yani Almanlar telsiz operatörlerinin görüşmelerini dinleyip şöyle diyordu: “Baksana, burada birlik varmış.

 Şurada bölük karargâhı varmış.”

 Aldatma ajanları aslında Normandiya’ya giden Dorset ve Hampshire’daki çoğu birlik için de söylenti çıkarıyordu ayrıca.

 Bir bakıma bu kadar askeri aracı görebilmelerinin imkânı yoktu zaten.

 Yani bütün vurgu, Patton’un emrindeki ve Almanların ana saldırıyı yapacağını düşündükleri… …ilk ABD ordu grubu, FUSAG’a yapılıyordu.

 Bu sayede müttefiklerin Normandiya Çıkarması başarılı olmuştu.

 Aldatma mekanizmasının yaptığı işin asıl saiki buydu.

 Bugün artık biliyoruz ki Haziran 1944’te çıkarma zamanı Almanların kendilerine çalıştığını sandığı ama aslında Britanya’ya çalışan 120 ajan vardı.

 Normandiya Çıkarması’nın başarıya ulaşmasının arka planında bu 120 Alman ajanının yanlış bilgilendirme faaliyetleri bulunuyordu.

 Müttefik işgalinin başarılı olma sebeplerinden biri olduğu su götürmez.

 İngiltere’deki tüm Alman casusluk örgütünü kontrol altında tutuyorlardı.

 Sıra dışı bir başarı hikayesidir.

 Savaşın en önemli saldırılarından birinin başarısını MI5 garantiye almıştı.

 6 Haziran 1944’te bitap Alman ordularına karşı müttefik güçleri Normandiya sahiline çıktı ve yeni bir cephe açtı.

 MI5 ajanlarının yürüttüğü çoğu operasyona dair az şey bilinir.

 Birçoğu da sır olarak kaldı.

 Muazzam bir manevi güce sahip erkek ve kadınlar savaşta yer aldı.

 Gölgede kalan kahramanlar çabaları karşılığında madalya almadı.

 İstihbarat teşkilatlarına çalışmanın bedeliydi bu.

 Eric Roberts, MI6’ya geçti ve Soğuk Savaş döneminde Viyana’ya gönderildi.

 O dönemin düşmanı olan Sovyet ajanlarını manipüle etmekle görevliydi.

 1950’lerde teşkilattan ayrılıp Kanada’da küçük bir adada sakin bir hayat sürdürdü.

 Aynı yerde 1972’de 65 yaşında vefat etti.

 John Bingham, Soğuk Savaş boyunca MI5 memuru olarak görevine devam etti.

 Casusluk kariyerinin yanında, 1950’lerde casus romanlarıyla başarılı bir yazar oldu.

 1988’de 79 yaşında vefat etti.

 Maxwell Knight, namı diğer “M”, bir yandan hobisi zoolojiyle ilgilenerek istihbarat teşkilatlarına çalışmayı sürdürdü.

 BBC’de başarılı birçok program yaptı.

 1968’de 68 yaşında vefat etti.

 Marita Perigoe ve Jack King’in şebekesinin diğer üyeleri hiç tutuklanmadı.

 Almanların savaş faaliyetlerine katkı sağladıklarını düşünerek öldüler.

 Savaştan sonra uzun süre boyunca MI5 tarafından takip edildiler.

 Kandırıldıklarını ve şebekelerine sızıldığını hiç öğrenemediler.

 MI5’in dolaplarında tutulan gizli raporların sarı sayfaları haricinde, bu hikayenin kahramanları yaklaşık 70 yıl boyunca resmi olarak asla tanınmadı.

 Burada daha kaç tane Jack King var?

 

 Yıllar boyunca, MI5 milyonlarca dosya biriktirdi.

 Kişilerin dosyaları olduğu gibi operasyon dosyaları da.

 Şimdi Kew’deki arşivde gördüklerimiz bu dosyaların sadece küçük bir kısmı.

 Esasen gizli servislerde ve özellikle karşı istihbaratta, belgelerin bir nevi bir ömrü, bir kullanım süresi vardır.

 Ve son derece uzun bir süredir bu.

 Britanya özelinde, bu son derece hassas arşivlere birden ulaşılabilir olması bayağı şaşırtıcı aslında.

 Yani Britanya karşı istihbaratının Jack King karakterine ait bu dosyaları günümüzde kamuya açmasında belli bir çıkarı olduğunu düşünebiliriz.

 Çünkü tarihin belli bir dönemine ait teşkilatın bazı faaliyetleri gün yüzüne çıkıyor.

 Yani aslında, üstünden geçip nelerin kamuya açılacağına karar vermek bayağı zaman alan bir iş.

 Bu işi yapmaya ayıracak fazla insan kaynağı yok.

 Muazzam kaynakları olduğunu düşünebiliriz ama aslında yok.

 Karşı istihbarat teşkilatına potansiyel olarak ne gibi fayda sağlayacağı değerlendirilmeden bu dosya kamuya açılmazdı.

 İNGİLİZ ULUSAL ARŞİVLERİ

MI5 ifşa edeceği dosyalara tam nasıl karar veriyor bilmiyoruz.

 Bu dosyanın normalde 50 yıl olan gizlilik süresinin sonuna yaklaştığı aşikâr.

 Bu durumda normal süreç itibariyle de kamuya açılmış olabilir.

 Bu dosyayı kamuya açmakla beklenen bir kazanç var mıdır hiç bilemiyoruz.

 Büyük Britanya, diğer çoğu ülke gibi kayda değer bir terörizm tehdidi altında.

 Terörle savaşta Britanya karşı istihbaratı ön cephede yer alıyor ve gözetleme faaliyetlerini öylece açık etmez.

 Yani bir nevi açıkça bir şey demeden, bir kriz ya da ulusal buhran durumunda dün bu tehdit faşizmdi, bugünse terörizm, istihbarat teşkilatları bir şey demese de çok şey yaparlar diyor.

 MI5’den sadece küçük bir kesit görüyoruz.

 Kontrollü bir kesit.

 Bir bakıma tarihçiler karar verecek diyebiliriz.

 Teşkilatın gerçek hikayesini değil, tarihinden bazı dosyaları sundular.

 Birleşik Krallık tarihinin bir kısmı Ulusal Arşivler’de.

 Sadece bir kısmı.

 Milyonlarca sayfada ne olduğunu belki de hiç öğrenemeyeceğiz.

 İstihbarat teşkilatları asla ellerini göstermezler.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.