“KITMİR”İN ŞİKAYETİ ÜZERİNE

 

Şiir:

Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki,
Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye.

Makalat-ı Şems , 185

 

İçeriği güzellik ve sevgi ile dolu bir sitede rastladığım fotoğraf üzerine tefekkür etme ihtiyacı duydum. Fotoğraf ve altındaki yazı gerçekten insanı düşündürmekten geri bırakmıyordu. Fakat unutulan bir husus vardı. Ledünnî boyut ve Rahmet peygamberi Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellemin bize emanet bıraktığı hayat ilkeleri. Daha önce bu köpek konusunda geniş bir yazı hazırlamıştım.

Sevgi yaratılışın madenidir. Ancak Allah Teâlâ, yaratılışta sınırlar koymuştur.

“Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.” (Rahman Suresi, 19-20) 

Sınırlar. Aşılmaya çalışıldığında sorunlar çıkaran berzah.

Bu meyanda “Vücud Vilâyetinde” kıtmır (köpeklerin reisi), melekler, cinler ve insanların vekilleri arasında temsilî bir mahkeme kurulmuştur.

Huzurda  geçen diyaloglar şu şekilde gerçekleşmiştir.

Kıtmır:

-Biz köpekler, neden bazı insanlar tarafından aşağılanıyor.

Bizler kıymete haiz birer mahluk değil miyiz?

Bizim için Ebuyezid Bestâmi hazretleri 70 haccını feda etmedi mi?[1]

Bir hadisi şerifte bir fahişe kadın cenneti bizim yüzümüzden bulmadı mı?[2]

Allah Teâlâ, Ashabı Kehfin yanında bizi anmadı mı?

Biz insanların köpeği değiliz. Siz bizim insanları mızsınız?

İnsanların vekili:

-Sevgideki yönü karıştıyor gibisiniz, sevmek, acımak, hayatı paylaşmak. Bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Biz size karşı zulüm edersek haklısınız, fakat siz ayrı bir ümmet biz ise Allah Teâlâ’nın yeryüzünde seçtiği halifesi olma sıfatı bahşedilmiş kullarız.

Köpek olarak bizler sizi aşağılamayız. Ancak köpeklik vasfı bir çok meziyetlere haiz olsa da insan vasfına hiçbir zaman erişemez. [Dışı insan içi hayvanlar müstesna] Bu Allah Teâlânın kanunudur. Bizler gibi değilsiniz. Neticede hayvan sınıfı kıyamette toprak olma ile cezalandırılacaktır. Biz insanlar ise birçok sorumluluk içerisinde ya cennet ya cehennem ile karşıkarşıyayız. Bir canlı olarak benim taşıdığım haklara sahip olmak isteyebilirsin ama aramıza berzah çekilmiş. Bu takdiri ilahiyi neden kabullenmiyorsun?

Mahkeme reisi meleklerin vekiline sordu:

-“Siz, neden burada bulunuyorsunuz?”

Meleklerin vekili:

-Burada bir şikayeti dile getirmek için mecburen geldik. Allah Teâlâ bizleri iyilik üzerine yaratmıştır. Ayrıca görevimiz olarak insanlara hizmet etmemiz gerekiyor. Fakat köpekler hakkında Allah Teâlâ’nın koyduğu ve Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem ile tebliğ ettiği bir emir var. Bu hususta insanlar sınırları aşıyor. Aştıkları için cinler ile sorun yaşıyorlar, başlarına olur olmaz sıkıntı açıyorlar.  Şimdi bulunduğumuz zamanda cinlerin hayat alanları gitgide daralınca insanların nevrotik hastalıkları daha da arttı. İnsanlar, dua etsede bu sıkıntıları aşamıyorlar ve zarar görüyorlar.

Şöyleki; Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki:.

“İçerisinde cünüb (boy abdestsiz) kişi ve köpek bulunan eve melekler girmez.”[3]

“Melekler, köpek ve resim  bulunan eve girmezler.”[4]

Bizim yaratılışımıza zıt olan bu durum,  nedenleriyle insanlara yakınlaşamıyoruz. Bu bazen yıllar bile alıyor. Çünkü yine Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdular  ki;

‘‘Köpek bir yemek kabını yalarsa, o yemeği dökün o kabı da önce toprakla olmak üzere yedi defa yıkayın’’[5]

Bu konuda Allah Teâlânın emrinde cansız eşyanın temizlenmesinde toprak ile tekrar kavuşması gerekiyor. Bunun ise bir şekilde yapılamaması ile yıllarca o eşya, o insan veya ev halkı için zulmet ve karanlık oluşuyor. [6] Neticede bulunmadığımız alanlara cinler ve şeytanlar, bu kirli yerlerden sürekli giriş yapıyorlar.

İnanç konusunda bu tür bilgiye karşı itaat gerekmiyor mu?.

Tabii ki evet. Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem insanlara köpek konusunda açık bıraktığı kapı “bekçilik-hizmeti izni”

Bu yerlerde ruhsat bulunduğundan ve dış mekanda bizim içinde sorun yoktur. Çünkü dış mekandan insanlar bir şekilde mazur bırakılımıştır.

Bu arada cinlerin vekili söze karıştı.

-Evet. Biz insanlardan çok rahatsız oluyoruz. Yeşil alanlar istila edildi. Boş mekanlar bırakılmadı. O sebeble, bahsedilen hususa dikkat edilmeyen evleri mekân etmek zorunda kalıyoruz. [7]

Aynı mekanı paylaşınca tabiki huzursuzluklar çıkıyor. Sıkıntıları olunca okuyorlar. Bundan ençok rahatsız olan yine bizleriz. [Nefes bizim düşmanımız.] Biz müslüman cinler insanlar zarar görmesin diye mekanı terk edince azgın ifritler evlere yerleşiyor. [Veya müslüman cinler zikir yapanları severler. Zeka seviyeleri 12 yaş üzerinde olduğu için tıpkı çocuklar gibi iyilik yapayım derken kötülükleri dokunuyor.] Birde bulundukları yerdeki insanlar zayıf yaratılışlı evhamlı ise daha çok zarar vermeye başlıyorlar.

Kıtmır söze atıldı.

-Bütün kötülüklerin sebebi köpekler mi?

Meleklerin vekili;

-Hayır, fakat birçok konuda parçalanmanın sebebi sizler kadar insanların emr-i ilâhiyi hafife almaları. [Bakıma muhtaç köpekler konusu ayrı bir mevzudur.]

Kıtmır:

-Biz insanlara yakınlaşmamızın bedeli olarak bu aşağılanmayı haketmiyoruz ki,

İnsanların vekili söze karıştı:

-Manevi ve büyük ahlak sahibi insanlar sizi aşağılamadıkları gibi bir değer mertebesi olarak görürler. Ancak Allah Teâlâ’nın koyduğu berzahı hiçbirimizin aşmaya hakkı yoktur. Çünkü sizinde mükellef olmasanızda uymaya mecbur olduğunuz ilâhi emir vardır. Onun için insanlara teslim olmamanız gerekiyor. Fakat Ademe itata emri de bir yerden sizi bağlıyor. Biliyoruz ki Allah Teâlâ’nın koyduğu emirleri Hz. Rasûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem dahi aşamaz. O hevasından sözde söylemediğine göre O da kul makamındadır. Bunu izah için  İsmail Hakkı Bursevî kuddise sırruhu’l-âlî bir hikaye nakleder.

Ma’lûm ola ki, bir beldede bir meczûb uryân (çıplak) gezerken o  belde hâkimi o  meczûbu darb (dövdükten) ettikten sonra Rasûlullâh’ı ma’nâsında (rüyasında) görür, “incitme” diye emr alır.

Hakimde; Getirdiğiniz şeriatta nehy (yasak buyurduğunuz  için darb ederim dedikten sonra yine ol meczûb uryân gezmekte  ısrar edince [470-b] hakim yine darb etmeye başlayınca, meczûbun keşfi açık olduğundan, Rasûlullâh sana tenbîh etmedi mi? Der.

Hakim, şer’de nehy ettiği için yine darb ederim dedi. Sonra Rasûlullâh o   meczûba “Bir daha uryân gezme” diye emr ettiler.  (Hakimin hükmü geçerlidir.)[8]

 Bu cevap karşılığında Kıtmır söyleyecek söz bulamadı.

Son sözü hakim ele alıp dedi ki:

-Köpeklerin insan hayatına girmesi konusunda iradeleri olmadığından, suçları yoktur. Fakat onların boyunlarına tasma takıp sahiplenen insanların başlarına bir musibet geldiğinde, bu sıkıntı ister cinler veya başka bir nedenlerden ötürü oluşan olaylar hakkında; 

İnsanların yaşam tarzlarındaki noksanlıkları ve duaları yüzünden cinlerin gördükleri sıkıntıya karşı verdikleri tepkilerden dolayı (dua nedeniyle oluşan enerji alanlarıyla cinlerin saçmalamaları ile beliren sıkıntılar da] cinlerin sorumlu olmadığı;

Meleklerin görevlerine engel olacak ortam hazırladıklarından ve manevi hırz korumalarının kalktığı için, insanların sıkıntılı bir hayat yaşamaları ile cezalandırıldıkları;

tespit edilmiştir.

Bu meyanda yapılması gereken müeyyide Allah Teâlâ’nın koyduğu sınırı zaruretlerin dışında aşmanın geticeği külfetten dolayı sorumlu olmaktan kurtulmak için tedbir alınması ve bilgilendirilmenin gerekli olduğudur..

Allah Teâlâ buyurdu ki:

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

AHZAB ,72

 


[1] Bayezidi Bistami kuddise sırruhu’l-âlî hacca çok defe yaya olarak giderdi. Yetmiş defa hac etmişti. Bir gün hac yolcularının, çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Bayezid’e ilham geldi. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar? (M.282)

Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı, altı, yedi derken yetmiş hacc sevabına kadar artırdılar. O ben vereyim diye seslendi. Bayezid’in hatırından şöyle geçti. Ne mutlu bana ki, bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım.

Suyu hemen bir çanağa döktü, köpeğin önüne koydu. Köpek yüzünü çevirdi. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Kendisine ilahi bir ses geldi:

Allah için yaptığın bir iş dolayısıyla, daha ne kadar zaman, şunu yaptım, bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor.

Bunun üzerine Bayezid, Yarabbi! dedi; tövbe ettim. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı, suyu içmeyebaşladı.

Şiir:

Sen öyle bir sevgilisin ki,

yüz türlü şefaat dileklerim,

yüz türlü yalvarışlarımla,

Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun.

Makalat, 281-282

[2] “Miracta Hz. Muhammed salla’llâhu aleyhi ve selleme cennet, gösterilir.  Orada fahişe olan bir kadını görünce, Cennete girme nedenini  sorar. Kendisiyle  beraber olan melek  şöyle cevap verir:

Bu kadın bir köpeğin çok susadığını görür.  Eteğini çıkarır ve kuyuya salar. Daha sonra ıslattığı eteğini köpeğin boğazına  sıkar.  Bunu köpek doyana kadar devam eder. Bu nedenle cennete girmiştir.”

Tûsî,  Şeyhu’t-Tâife Ebû Cafer Muhammed b. Hasan,  el-Mebsût fî Fıkhi’l-İmâmiyye,  Tahrân: el-Mektebetu’l-Murtaziyye, 1387, VII s.47.

[3] Ebû Dâvud, Tahâret, 90 / 227, Libâs45; en-Nesâî, Tahâret, 168, Sayd11. 

[4] Abdurrezzak, Musannef,X, s.433 

[5] (Tirmizi Taharet:91)

[6] Köpeğin yediği veya içtiği kabın temizlenmesinde, necasetinin gitmesi için yedi kerre yıkamak lâzımdır. Ancak Ebû Hanîfe’ye göre böyle olmayıp, eğer bir defa ile içindeki şey izâle ediliyorsa, bir defa yıkamak yetişir, yoksa zann-ı gâlib ile temizleninceye kadar onu yıkamak lâzımdır isterse yirmi defa olsun; ille yedi dememelidir, buyuruyor, imam Mâlik ise, temizdir, yediği kabı yedi defa yıkamak gerekir. Bu necis olduğundan değil, emir böyle olduğundandır; sebebi bilinmez.

Köpek, bir uzvunu kaba soktuğu zaman da aynıdır. Çünkü köpeğin bir uzvunu, yiyecek veya içe­cek kabına sokması, ondan yemesi ve içmesi gibidir. İmam Mâlik ise, buna muhalif olarak, yedi defa yıkamağı, sadece köpeğin yediği ve içtiği kab için buyurmuştur.

Böylece iş, Mîzânın (hükmün] iki mertebesine râci’ oldu. Ayn ve sıfatı birlikte söyleyip, her iki bakımdan necistir diyen, sıfatın zâttan ayrılması söz konusu edilemez yönünden demiştir. Zatî olarak temiz oldu­ğunu söyleyenin veçhi[yönü] ise, eşyada asıl olan temizliktir, necaset ise arızî­dir. Çünkü o, temiz ve her ayıbdan mukaddes olan Allahü Teâlâ’nın yaratmasından sâdır olmaktadır. Aynının temiz olması sözümüz edebdendir. Ama eserlerini, alâmetlerini bedene veya dîne zararlı görürsek, ondan sakınırız, Keşf sahihleri, sözbirliği ile bildiriyorlar ki, köpeğin artığını yemek veya içmek, kalbe kasvet, katılık verir. Hattâ bir va’z nasîhat karşısında incelmez ve hayırlı bir iş yapmaz.

[7] Müslüman Cinler tuvaletleri tercih ederler. Hiç olmazsa insanları ifritlerden biraz korumak için.

[8] (Hitab-ı Hakkı Efendi ) Kaynak: İhsan KARA, Tasavvuf Istılâhları Literatürü Ve Seyyid Mustafa Râsim Efendi’nin Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil’i, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim Dalı, Doktora Tezi I-II, 2003, İstanbul

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.