MONTY PYTHON’UN BRİAN’IN HAYATI

 

Vikipedi, Özgür Ansiklopedi

Kaynak: 

Monty Python’un Brian’ın bilinen hayatı 1979 yapımı bir İngiliz dini hiciv komedi filmi…

Dinin dogmatik sistemini eleştiren, bununla beraber absürd mizah anlayışla pekişten bir yapım.

Monty python and the holy grail filminden daha başarılı olduğu kesinlikle söylenemez. Din temelli esprileri beraberinde getirmesi ve sadece 6 oyuncunun 40 farklı karaktere can vermesi gibi farklılıklar olunca dikkat çekiciliği daha fazla oluyor. Komedi grubu Monty Python ( Graham Chapman , John Cleese , Terry Gilliam , Eric Idle , Terry Jones ve Michael Palin tarafından yazıldı. Jones tarafından yönetildi.

Film, gösterime girdiği zaman tartışmalı olan dini hiciv temalarını küfür suçlamaları içerdiği için  bazı dini gruplardan protestolar edildi. Birleşik Krallık’taki otuz dokuz yerel makam ya tamamen yasakladı ya da X (18 yıl) sertifikası verdi , dağıtıcıların gösterilmemesini ve orijinalini taşımadıkça gösterilemediğini söyleyerek filmin gösterilmesini etkili bir şekilde engelledi. AA (14) sertifikası. İrlanda ve Norveç de dahil olmak üzere bazı ülkeler, bu yasakların bir kaç on yıl ile gösterilmesini yasakladı. Film yapımcıları, İsveç’teki posterlerle “Norveç’te yasaklandı!”

 

1979’da Birleşik Krallık’taki dördüncü en yüksek gişe hasılat filmi oldu…ve o yıl Amerika Birleşik Devletleri’ndeki herhangi bir İngiliz filminin en yüksek ödülüydü.

Film, çeşitli dergiler ve televizyon ağları tarafından “tüm zamanların en büyük komedi filmi” seçildi ve daha sonra fikir birliği ile Rotten Domates üzerinde% 96 “Taze” notu aldı…

Konu

Brian Cohen, İsa’nın doğduğu bir evin bitişiğinde , Yahudilerin Kralı’nın geleceğini övmek için gelen üç bilge erkeği ilk olarak karıştırdığı bir doğuştan doğar .

Brian, devam eden Romalı Yahudi işgaline direnen idealist bir genci yetiştiriyor . İsa’nın Sermon Dağı’na katılırken , Brian çekici bir genç asi olan Judith ile birlikte yüceltilir. Romalılara olan tutkusu ve Romalılara duyduğu nefret onu, Romalılardan daha çok birbirleriyle savaşmak için daha fazla zaman harcayan çok sayıdaki kırılgan ve çekişen bağımsızlık hareketlerinden biri olan “Judea’nın Halk Cephesi” ne katılmasına neden oldu.

Birkaç sakatlıktan sonra ve Pontius Pilatus’tan kaçan Brian, kalabalığın içinde bir kalabalığın içinde dolaşan mistik ve peygamberler dizisi içinde yükselir. Brian, uyumu sağlamak ve muhafızları sırtından uzak tutmak için makul bir şey bulmak zorunda kaldığı için, İsa’nın duyduğu bazı şeyleri tekrarlıyor ve küçük ama ilgi çekici bir seyirciye kavuşuyor.

Gardiyanlar bir kez ayrıldıktan sonra, Brian, ardındaki ardına koymaya çalışır, ama istemeden bir harekete ilham verdi. Bazı insanların onu takip etmeye başladığını fark ettiğinde çılgınca büyür, en ufak bir olağandışı olay bile bir mucize olarak kabul edilir.. Onların tepkileri, şiddetten ve şiddetten artar, ondan uzaklaşmak için daha da zorlaşır, ancak mafyanın keşfettiği ‘mucizeler’ üzerindeki heyecanı yüzünden, en sonunda Brian’ın kendisini tamamen göz ardı eder. Judith, gitmeyen tek kişi; Brian ve Judith daha sonra geceyi birlikte geçirirler. Sabahları, tamamen çıplak olan Brian, annesinin evinin dışında Mesih olduğunu ilan eden muazzam bir kalabalığı keşfetmek için perdeleri açar . Brian’ın annesi protestolar, o kalabalık söylüyorum hiçbir Mesih var burada”, “O Mesih değil, o çok yaramaz bir çocuk” vb. Bir karmaşa Tamam, ama Mesih yok.

”Tüm kalabalığı dağıtmaya yönelik tüm girişimleri reddedildi, ayrıca Brian onlara bir kez hitap ettiğinde, zihnini değiştiremediğini de fark etti.Onun takipçileri tamamen Brian’ın ilahiyatına olan inançlarına bağlılar. Onlar derhal söylediği her şeyi ele alır ve doktrin noktaları olarak yaparlar.

Hırssız Brian, istenmeyen “öğrencileri” rinden kaçamaz; annesinin evi bile muazzam, esrarengiz bir kalabalıkla çevrilidir. Kendilerine bulaşan bedenlerini savururlar, mucizevi tedaviler ve kutsal sırlar talep ederler . Arkadan gizlice çıktıktan sonra, Brian sonunda yakalanır ve çarmıha gerilmek üzere planlanır . Bu arada, yine başka bir kalabalık kalabalık sarayın dışında toplandı. Pontius Pilatus (ziyaret eden Biggus Dickus ile birlikte), kendilerine affedilecek bir kişinin seçimini vererek devrim duygusunu bastırmaya çalışır. Kalabalık, Pilate’nin rhotacistic alaycısı olan “r” harfini içeren isimleri haykırıyor Sonunda Judith kalabalığın içinde görünür ve Brian’ın serbest bırakılması için çağrıda bulunur. Pilatus “Bwian’ı rahatlatmayı” kabul eder.

Onun emri sonunda muhafızlara nakledildi, ama Spartacus filminin doruk noktasını pahasına sahneleyen bir sahnede , çeşitli çarmıha gerilmiş insanların hepsi “Nasıralı Brian” olduğunu iddia ediyor ve yanlış adam serbest bırakılıyor. Brian’ın bir geri dönüşü için başka çeşitli fırsatlar, tek başına, “müttefikler” (Judith ve annesi dahil), neden sıcak güneşin altında asılı olan “soylu özgürlük savaşçısı” ndan ayrıldığını açıklamak için ileri sürülüyor. “Judean People’s Front” dan (Judea Halk Cephesi ile karıştırılmaması gereken) bir çatlak intihar ekibi Romalılara karşı gelmek yerine, Brian ya da diğer mahkumları serbest bırakmak için savaşmaktan ziyade, kitlesel intiharda bulunurlar , siyasi bir protesto olarak umut yenilenir.. Uzun ve acılı bir ölüme mahk Condm olan Brian, “ Her zaman Hayatın Parlak Tarafına Bakın ” Always Look on the Bright Side of Life ile şarkı söyleyen arkadaşlarının çektiği ruhlarıyla buluşur .

 

MONTY PYTHON’S LIFE OF BRIAN

Süre:      92 dakika

Tür:        Komedi

Senaryo: Monty Python

Yönetmen:          Terry Jones

Oyuncular:         Graham Chapman , John Cleese , Terry Gilliam , Eric Idle , Terry Jones , Michael Palin

Gösterim:     1 Ağustos 1979 

Özet

İngiliz komedisinin belkide en çok tartışmaya yol açan filmi Brian’ın Hayatı, İsa’yla aynı gece doğan köylü bir çocuğun uzun hikayesini anlatıyor. Hayatları kesiştikçe kahkalar yükseliyor. M.S 33 yılında geçen filmde sahte mesih Brian sizleri düşündürecektir. Efsanevi İngiliz komedi grubu Monty Python’ın gelmiş geçmiş en komik filmlerden birine imza attığı bir yapım.

 

Film Metni

-Siz kimsiniz?

 -Üç bilge adamız.

 -Ne?

 -Üç bilge adamız.

 Gecenin ikisinde niye ahırda dolaşıyorsunuz?

 Hiç bilgece bir şey değil.

 Astroloğuz.

 Doğu’dan geldik.

 Şaka mı yapıyorsunuz?

 Bebeğe tapmak istiyoruz.

 Ona bağlılığımızı göstermeliyiz.

 Bağlılık mı?

 Sarhoşsunuz siz!

 İğrenç!

 Çıkın!

 Hadi, çıksanıza!

 Doğulu falcılarla ilgili palavra sıkmalar falan.

 Çıkın, gidin!

 Onu görmemiz gerek.

 Gidin de başkasının piçine tapın!

 Bizi yıldız yönlendirdi.

 İçki şişesi yönlendirmiştir.

 Çıksanıza!

 Onu görmeliyiz.

 Hediye sunacağız.

 -Çıkın!

 -Altın, sığla yağı ve mür getirdik.

 E, öyle desenize!

 Gelin, şurada.

 Kusura bakmayın, ortalık dağınık.

 Mür nedir ki?

 -Değerli bir reçine türü.

 -Reçine mi?

 Çocuğa niye reçine veriyorsunuz?

 Ya ısırırsa?

 -Ne?

 -O hayvan çok tehlikeli!

 -Hemen yalağa at.

 -Hayır, değil.

 Gayet de öyle.

 Böyle kocaman  Hayır, bu bir merhem.

 “Reçine” isminde hayvan da var.

 Yoksa bana mı öyle geldi?

 Astrologsunuz, öyle mi?

 Çocuk ne peki?

 Burcu ne yani?

 Oğlak.

 Oğlak demek  Nasıl olur onlar?

 -O, Tanrı’nın oğlu.

 Mesih’imiz.

 -Yahudilerin Kralı!

 Oğlak burcu öyle mi oluyor?

 Hayır, çocuktan bahsediyorum.

 Ha, ben de diyorum ne çok kral var.

 Ne isim verdiniz?

 Brian.

 Ey hepimizin Rabb’i Brian, sana tapıyoruz.

 Ey Brian, bizler sana ve yüce babamız Tanrı’ya taparız.

 Âmin.

 -Bunu çok yapar mısınız?

 -Ne?

 -Tapınma falan.

 -Hayır.

 Yolunuz yine düşerse buyurun.

 Altın ve sığla yağı için çok teşekkürler ama gelecek sefere mür getirmek için zahmet etmeyin.

 Teşekkürler.

 Güle güle.

 Ne iyiler, değil mi?

 Kafayı yemişler ama yine de şuna baksana.

 Ne yapıyorsunuz?

 Benim o!

 Hey!

 Kapa çeneni.

 Brian Brian denilen bebek Büyüdü Hem de nasıl büyüdü!

 Büyüyünce de Büyüyünce de Brian adında bir çocuk oldu Brian adında bir çocuk oldu Vardı kolları ve bacakları Ve de elleriyle ayakları Bu oğlan İsmi Brian Ve büyüdü Hem de nasıl büyüdü!

 Büyüdü de büyüdü Aynen öyle, büyüdü Brian adında bir ergen oldu Brian adında bir ergen oldu Yüzü sivilceli Evet, yüzünde onlarca sivilce Sesi de kalınlaştı Büyümeye başladı bir şeyleri İyice kabardı Brian’ın bir yerleri Belirginleşti Değildi asla Brian isminde bir kız Brian isimli bir kız değildi Tıraş olmaya başladı Bir de otuzbir çekmeye Ve istiyordu kızlarla görüşmek Ve dışarı çıkıp sarhoş olmak Brian adında bir adam Brian isimli bu adam Brian denilen bu adam Herkes der ona Brian!

 YAHUDİYE, MS 33 CUMARTESİ ÖĞLEDEN SONRA YEMEK VAKTİNE YAKIN

Ne mutlu onun Tanrı’nın oğlu olduğunu bilenlere!

 Ne mutlu kederlilere, teselli bulacaklardır.

 Ne mutlu tatlı yürekli olanlara, dünyanın tamamı onların olacaktır.

 Ne mutlu doğruluğun hükmüne acıkıp susayanlara, ihtiyaçları giderilecektir.

 Ne mutlu kalbi temiz olanlara, Tanrı’yı göreceklerdir.

 (Rivayetlerin değişik gelme şeklinin duyumsama ile alakalı oluşu)

Az daha bağır!

 Sussana anne.

 Hiçbir şey duyulmuyor.

 Recme gidelim.

 Recme her zaman gidersin.

 Hadi Brian.

 Susar mısın?

 Burnunu karıştırma!

 Karıştırmadım, kaşıdım.

 Karıştırdın.

 Bir yandan da kadınla konuşuyordun.

 -Karıştırmadım!

 -Kes artık.

 Dur biraz.

 Pardon ama ne söylediği duyulmuyor.

 Bana “pardon ama” falan deme.

 Kocamla konuşuyordum.

 Git de başka yerde konuş o zaman.

 Bir bok duyulmuyor.

 Karımla düzgün konuş.

 Bir çenesini kapatsa da konuşulanı duysak demiştim Koca Burun.

 Kocama asla “Koca Burun” deme!

 Burnu kocaman ama.

 Sessiz olur musunuz?

 Ne dedi?

 Bilmem ki, Koca Burun’la konuşuyordum.

 Sanırım “Ne mutlu peynircilere.”

 dedi.

 Peynircilerin özelliği ne?

 Olaya çok sığ, kelime anlamıyla bakma.

 Tüm süt ürünü yapanları kastediyor.

 Bak, dır dır etmesen duyardık Koca Burun.

 Bak, bir daha öyle dersen kafanı kırarım.

 Dinlemeye devam edelim, belki “Ne mutlu koca burunlara.”

 der.

 Üstüne gitme.

 Sen de fena değilsin ha Kazulet Profil.

 Burun Şehri’nden mi geldiniz?

 Son uyarım, seni dayaktan gebertirim lan!

 Düzgün konuş!

 Burnunu da karıştırma.

 Burnumu karıştırmayacaktım, adama vuracaktım.

 Duydunuz mu?

 “Ne mutlu Yunan’a.”

 dedi.

 Yunan’a mı?

 Dünya, Yunan’a kalacakmış.

 Adını duyan oldu mu?

 Kimseye vuracak değilsin.

 Bana Koca Burun derse ona vururum.

 Kes be Koca Burun.

 Uyarmıştım.

 Sana öyle bir çakacağım ki  Meğer “yanan” demiş.

 “Ne mutlu yanana.”

 demiş.

 Ne güzel, değil mi?

 Çok acı çekiyorlar, bari bir kazançları olsun.

 Bak, tek yaptığım doğruyu söylemek, burnun çok büyük.

 Oğlum bak, seni öyle bir döverim ki işim bittiğinde burnun olur bir metre.

 Senin burnuna kim vurdu?

 Golyat’ın abisi mi?

 Bak, son uyarım.

 Lütfen sus artık.

 Aptal karı, araya girdi.

 Ayrılın!

 -Hadi, recme gidelim.

 -Tamam.

 Vallahi ne mutlu herkese, yeter ki statükocu olsunlar.

 Öyle değil mi Reg?

 Evet.

 İsa’nın bir türlü anlayamadığı şey şu ki asıl problem yanan mazlumlar.

 Evet, kesinlikle katılıyorum Reg.

 Hadisene Brian, recmi kaçıracağız.

 Geliyorum.

 Kalk üstünden.

 İğrençleşme.

 Yapma şunu.

 Memur Bey, duruma müdahale edin.

 Tecavüze kalkışıyor.

 Hepsi koca burunlu elemanın suçu.

 Her şeyi o başlattı.

 Bu sakalları takmayı hiç sevmiyorum.

 Recimlere kadınlar niye gidemiyor anne?

 Kural öyle de ondan.

 Sakal vereyim hanımım?

 Recme gidecek vaktim yok.

 Yine durumu kötüleşti.

 Taş vereyim beyim?

 Yok, yerde bir sürü var.

 Bunlar gibi değil ama.

 Baksanıza.

 Şunun kalitesine bakın.

 İşçiliğine.

 Tamam.

 İki tane sivri bir tane de büyük, düz alalım.

 Düz alabilir miyim anne?

 Pardon.

 Baba.

 Peki.

 İki sivri, iki düz, bir paket de çakıl.

 Bir paket çakıl.

 -Bugünkü güzelmiş.

 -Öyle mi?

 -Yerli bir çocuk.

 -Ne güzel.

 Tadını çıkarın.

(Dini yorumlamada, din adamalarının kendi kazdıkları çukura düşüşü)

 Matthias, Gath’lı Tesniye’nin oğlu  “Evet” diyecek miyim?

 -Evet.

 -Evet.

  şehrin yaşlıları tarafından Rabb’imizin adını söylemekten suçlu bulundun ve bir kâfir olarak   recim cezasına çarptırıldın!

 Yahu, sadece yemeği beğenince karıma dönüp şöyle dedim: “Bu balık Yehova’ya bile layık.”

 Küfür!

 Yine söyledi!

 -Duydunuz mu?

 -Evet!

 Duyduk!

 Gerçekten!

 Burada hiç kadın var mı?

 -Hayır.

 -Hayır.

 Peki madem.

 Bana verilen yetkiye dayanarak  Dur biraz!

 Daha başlamadık.

 Kim attı bakayım onu?

 Kim attı o taşı?

 Bu kadın!

 Bu adam.

 Pardon, başladık sandım.

 -Sıranın arkasına geç.

 -Aman be.

 Hep bir çıkıntı oluyor.

 Nerede kalmıştık?

 Sırf “Yehova” demek küfür sayılmamalı.

 Yine dedi!

 Durumunu daha da kötüleştiriyorsun!

 Kötüleştirmek mi?

 Nasıl?

 Yehova!

 Bak, uyarıyorum!

 Bir daha Yehova dersen  Kim attı onu?

 Söylesenize.

 Kim attı?

 Bu adam.

 -Sen mi attın?

 -Evet.

 -Bak  -Yehova dedin.

 Dursanıza be!

 Durun!

 Bakın şimdi.

 Ben şu düdüğü çalana kadar kimse kimseyi taşlamıyor.

 Anladınız mı?

 Hatta üstüne basarak söylüyorum, biri “Yehova” demiş olsa bile.

 İyi vurdun!

*************

 -Benim burnum büyük mü anne?

 -Seks düşünmeyi bırak artık.

 -Seks düşünmüyordum ki.

 -Hep düşünürsün.

 Sabah, öğle, akşam.

 “Kızlar şunu mu sever, kızlar bunu mu sever  Çok mu büyük, çok mu küçük “

 -Cüzzamlıya sadaka.

 -Cüzzamlıya sadaka.

 Eski cüzzamlıya sadaka.

 Eşek sahibi kancıklar.

 Hepsi aynı.

 Sorsan bozukları yok.

 Şuna bakın.

 Eski cüzzamlıya bir talent verseniz?

 Git be!

 Eski cüzzamlıya bir talent verseniz?

 Bir talent mi?

 Aylık kazancı o kadar yok.

 -Yarım talent olsun.

 -Olmaz, git işine.

 -Hadi Koca Burun, pazarlık edelim.

 -Ne?

 Kısa keselim, sen bir şekel demiş ol, ben 2.000 şekel diyeyim, 1.800’de anlaşalım.

 -Olmaz.

 -1.750?

 -Git başımızdan!

 -1.740?

 Gitsene be!

 Tamam, iki şekel olsun.

 Ne eğlenceli.

 Bak, sana para falan yok.

 Yürü git!

(Peygamberler hayatı değiştirirken yeni düzene uyum bozuluyor)

 Peki, son teklifim, şu eski cüzzamlıya yarım şekel.

 “Eski cüzzamlı” mı dedin?

 Evet bayım.

 16 yıl maskeyle gezdim.

 Gurur duyuyorum.

 -Sonra ne oldu?

 -İyileştim.

 -İyileştin mi?

 -Evet, mucize eseri.

 -Tanrı sizi korusun.

 -Kim iyileştirdi?

 İsa iyileştirdi.

 Kendi başıma dolanıyordum.

 Birden gelip beni iyileştirdi.

 İşinde gücünde bir cüzzamlıydım, ekmeğimi elimden aldı.

 “Müsaadenle” bile demedi.

 “İyileştin.”

 dedi.

 Ne iyiliksevermiş!

 O zaman gidip tekrar cüzzamlı olmak istediğini söylesene.

 Olabilir aslında, söyleyebilirim.

 Aslında şey istemeyi düşünüyordum, hafta ortasında tek ayağımdan sakat kalmayı.

 Dilenmeme yetsin ama cüzzam olmasın, affedersiniz de cüzzam insanın hayatını sikiyor.

*********

 Brian, gel de odanı topla.

 -Al bakalım.

 -Teşekkürler.

 Çok  Tüm hayat hikâyemin karşılığı yarım dinar mı?

 Bazılarına da yaranılmıyor.

 İsa da öyle demişti.

 İyi günler.

 Merhaba Memur Bey.

 Hemen geliyorum, tamam mı?

 Burada ne işi var?

 Başlatma şimdi Brian, git odanı topla.

 Lanet Romalılar.

 Onlar olmasa tüm bunlara sahip olmazdık.

 Unutma bunu.

 Romalılara hiçbir şey borçlu değiliz anne!

 Pek doğru bir laf sayılmaz Brian.

 O ne demek?

 Hani bana şeyi soruyordun ya  -Burnumu mu?

 -Evet.

 Öyle olmasının bir nedeni var Brian.

 Nedir?

 Sana çok daha önce söylemeliydim ama  Söyle.

 Bak Brian   senin baban Bay Cohen değil.

 -O sanmamıştım ki?

 -Terbiyesizlik etme!

 O bir Romalıydı Brian.

 Roma ordusunda centurio idi.

 Yani tecavüze mi uğradın?

 Başta öyleydi, evet.

 Kim yaptı bunu?

 Adı Azgunus Beterus idi.

 Bana dünyaları vadetti.

 Roma’ya gidecek, Forum’un yakınında eve yerleşecek, bir sürü kölem ve eşek sütüm olacak, yiyebildiğim kadar altın sahibi olacaktım.

 Ama benimle işi bitince hemen tüydü, gitti.

 Vay piç!

 Evet.

 Yani Romalılara saydırırken onlardan biri olduğunu unutma.

 Ben Romalı değilim anne.

 Hiç de olmayacağım.

 Ben Yahudi, Musevi, kanca burun biriyim.

 Ben koşerim anne.

 Kızıldeniz’den yaya geçenlerdenim.

 Bununla gurur duyuyorum.

 Varsa yoksa seks.

 Nasılsınız Memur Bey?

 KOLEZYUM, KUDÜS ÇOCUK MATİNESİ

Hanımlar ve beyler, sıradaki mücadelede Makedonyalı bebek katili Frank Golyat ve Boris Mineburg karşı karşıya.

 Sağ olun hanımefendi.

 Tarlakuşu dili.

 Çalıkuşu ciğeri.

 İspinoz beyni.

 Jaguar kulak memesi.

 Kurt memesi cipsi.

 Sıcak sıcak.

 Doyum olmaz.

 Deve krakeri, sadece yarım dinar.

**************

(Zulme karşı duruşun bir sembolü ve  Gerçeklerle yüzleşememesinin sembolünü üretmek)

 Toskana kızarmış yarasa  Reg, bana kalırsa bizim gibi emperyalizm karşıtı bir grup seçmen kitlesindeki her sese kulak vermelidir.

 Katılıyorum.

 Francis?

 Evet, bence Judith’in söyledikleri çok mantıklı Reg.

 Tabii şunu aklımızdan çıkarmayalım, bazı haklar, kayıtsız şartsız her adamda

 -Veya kadında.

 – veya kadında vardır, adam 

-Veya kadın.

 – veya kadın

 -Aynen.

 -Sağ ol birader.

 -Veya bacı.

 -Veya bacı.

 Ne diyordum?

 Diyeceğini demiştin.

 Doğru.

 Ayrıca sırf insan olduğu için her adamın  Veya kadının.

 Kadınlara amma kafayı taktın Stan, can sıkıyorsun.

 Kadınların, hareketimize dâhil olmaya hakları var Reg.

 Niye kadınlara takıksın Stan?

 Ben de olmak istiyorum.

 Ne?

 Kadın olmak istiyorum.

 Bundan sonra bana “Loretta” deyin.

 Ne?

 Ben bir adamım, buna hakkım var.

 Ama neden Loretta olmak istiyorsun Stan?

 Doğurmak istiyorum.

 Doğurmak mı istiyorsun?

 Her adamın doğurmaya hakkı vardır.

 Ama doğuramazsın ki.

 Üstümde baskı kurma.

 Baskı falan değil Stan.

 Sende rahim yok.

 Bebek nerede oluşacak?

 Kutuda mı?

 Bak, aklıma bir şey geldi.

 Bebek doğuramayacağını kabullendik diyelim.

 Rahminin olmaması kimsenin suçu değil, Romalıların bile.

 Ama doğurma hakkına sahip olabilir.

 İyi fikir Judith.

 Zalimlere karşı doğurma hakkını savunacağız birader.

 -Bacım.

 Pardon.

 -Ne anlamı var?

 -Ne?

 -Madem doğuramayacak doğurma hakkını savunmamıza ne gerek var?

 Zulme karşı duruşumuzun bir sembolü.

 Gerçeklerle yüzleşememesinin sembolü.

*********************

(Piyasayı zenginler oluşturur.)

 -Çık buradan.

 -Orası tehlikeli.

 Tarlakuşu dili.

 Su samuru burnu.

 Oselo dalağı.

 -Kuru yemiş var mı?

 -Hayır, yok, üzgünüm.

 Çalıkuşu ciğeri, porsuk dalağı  Yok, kalsın.

 -Su samuru burnu?

 -O Roma boklarını istemiyorum.

 -Düzgün yiyecek satsana.

 -Düzgün yiyecek mi?

 Evet, o zengin işi emperyalist şeylerden ziyade.

 Suç bende değil ki, bunları satmayı ben istemedim.

 Tamam, su samuru burnu ver o zaman.

 -İki tane olsun.

 -İki.

 Sağ ol Reg.

 Siz Halkın Yahudiye Cephesi misiniz?

 -Siktir git!

 -Ne?

 Halkın Yahudiye Cephesi’ymiş!

 Biz Yahudiye Halk Cephesi’yiz.

 -Halkın Yahudiye Cephesi, ha?

 -Piçler.

 Grubunuza katılabilir miyim?

 Hayır, siktir git.

 Bunları satmak istemezdim.

 İş işte.

 Ben de Romalılardan nefret ederim.

 Emin misin?

 Tabii eminim.

 Romalılardan nefret ediyorum.

 YHC’ye katılmayı istiyorsan Romalılardan nefret ediyor olmalısın.

 Ediyorum.

 Ne kadar nefret ediyorsun?

 Çok.

 Tamam, alındın.

 Bak, Romalılardan daha çok nefret ettiğimiz tek grup şu lanet Halkın Yahudiye Cephesi.

 -Evet.

 -Şerefsizler.

 Bir de Solcu Halkın Yahudiye Cephesi.

 -Evet.

 -Şerefsizler.

 Bir de Yahudiye Halk Cephesi.

 -Şerefsizler.

 -Ne?

 Yahudiye Halk Cephesi, şerefsizler.

 Yahudiye Halk Cephesi biziz.

 -Biz Solcu Cephe değil miydik?

 -Halk Cephesi’yiz.

 Solcu Cephe’ye ne oldu Reg?

 Şurada.

 Şerefsiz!

********************

 Kalp krizi geçireceğim.

 Ne berbat iş.

 Bravo kardeşim!

 Adın ne?

 Brian.

 Brian Cohen.

 Sana bir iş verebiliriz Brian.

 ROMALI

Bu ne?

 “Romanes eunt domus”?

 “Romanes insanlar gider ev.”

 “Evinize dönün Romalılar.”

 yazıyor.

 Hayır.

 Latincede “Romalı” nasıl denir?

 -Söyle.

 –Romanus?

 -Sonu nasıl?

 -Anus?

 Peki “anus”un çoğulu ne?

 Ani?

 Romani.

 “Eunt” mu?

 O ne?

 Gitmek.

 Gitmek fiilini çekimle.

 Ere, eo, is, it, imus, itis, eunt.

 Yani eunt ne oluyor?

 Üçüncü çoğul şahsın şimdiki zaman haber kipi.

 “Giderler.”

 Ama “Evinize dönün Romalılar.” talimat verdiğine göre ne kullanman gerek?

 -Emir kipi!

 -Nedir peki o?

 -I.

 -Kaç Romalı var?

 -Birden çok.

 Ite.

 -Ite.

 Domus mu?

 Yalın hâlde mi?

 “Gider ev” ne demek?

 Bir yere gidilir, değil mi?

 Yönelme durum eki!

 Yönelme değil efendim!

 Belirtme durum eki.

 Ad domum olacak efendim.

 Ama domum kelimesi ne olacak?

 -Bulunma hâli olacak.

 -Yani?

 -Domum!

 -Domum.

 “Um” ile bitecek.

 -Anlaşıldı mı?

 -Evet efendim.

 -Şimdi 100 kere yaz.

 -Emredersiniz.

 Sağ olun.

 -Çok yaşa Sezar.

 -Çok yaşa Sezar.

Romani ite domum= “Evinize dönün Romalılar.”

 

 Sabaha kadar yazamazsan taşaklarını keserim.

 Sağ olun.

 Çok yaşa Sezar.

 Bitti.

 Tamam.

 Bir daha sakın yapma.

 Lanet Romalılar.

**

(Tamamda Romalılar bize çok şey getirdiler…)

 Yer altı ısıtma sisteminden gireceğiz, sonra ana salona geçeceğiz, Pilatus’un karısının odası burada.

 Karısını alınca Pilatus’a haber vereceğiz ve hemen taleplerimizi sunacağız.

 -Sorusu olan?

 -Taleplerimiz neler?

 Pilatus’a iki gün müddet vereceğiz, Roma İmparatorluğu’nun tüm aygıtlarını derhâl dağıtmazsa karısını öldüreceğiz.

 Kafasını mı keseceğiz?

 Her yerini keseceğiz.

 Saat başı bir parçasını yollayıp ciddi olduğumuzu göstereceğiz.

 Ve şunu da belirteceğiz ki kadını kesmemizin tüm sorumluluğu onların üstündedir ve şantaja boyun eğmeyiz.

 Şantaj yok!

 Bizi sülük gibi emdi o piçler.

 Her şeyimizi aldılar.

 Sadece bizden de değil.

 Babalarımızdan, dedelerimizden.

 -Dedelerimizin babalarından da.

 -Evet.

 Babalarımızın dedelerinin babalarından da.

 Tamam Stan, abartma.

 Peki karşılığımız ne oldu?

 Su kemeri?

 -Ne?

 -Su kemeri.

 Evet, onu verdiler, doğru.

 Bir de temizlik.

 Evet, temizlik de var Reg.

 Şehrin eski hâlini hatırla.

 Tamam, kabul.

 Su kemeri ve temizlik Romalıların verdiği şeyler.

 Bir de yollar.

 Yollar da var tabii.

 Onlardan bahsetmeye gerek yok.

 Ama temizlik, su kemeri ve yollar dışında  -Sulama.

 -İlaç.

 Eğitim.

 -Tamam, haklısınız da  -Şarap.

 -Evet.

 -Doğru.

 Romalılar giderse şarabı cidden özleriz.

 Hamamlar.

 Artık geceleri yolda yürümek de güvenlidir Reg.

 Evet, düzen kurmayı biliyorlar.

 Böyle bir yerde bir tek onlar kurabilirdi.

 Tamam ama temizlik, ilaçlar, eğitim, şarap, düzen, sulama, yollar, tatlı su sistemi ve halk sağlığı dışında Romalılar bize ne verdi?

 Barış getirdiler?

 Barışmış!

 Sus be!

 Fakir bir adamım.

 Zor görüyorum.

 Bacaklarım yaşlı, bükük.

 Sorun yok Matthias.

 Sıkıntı yok!

 Reg nerede?

 Reg.

 Reg, Ne sorun çıktı?

 İlk darbe vuruldu.

 -Sloganı yazdı mı?

 -Yüz kere.

 Metreler boyu harflerle, sarayın her bir yanına.

 Süper.

 Harika.

 Brian, hareketimizde eylem yapacak insanlar lazım.

 Ama katılmadan önce şunu bil ki Romalıları bu ülkeden göndermek için her birimiz canımızı feda ederiz.

 Bir kişi hariç.

 Evet, biri hariç.

 Ama onun dışında iyiyiz.

 Katılıyor musun?

 Evet.

 Bundan böyle sana “Brian, namıdiğer Brian” diyeceğiz.

 Pilatus’un ev baskınını anlat Francis.

 Tamam.

 Şimdi planımız  Bu, Sezar Meydanı’ndaki saray.

 Komando birimimiz, Balık Sokak’tan gece karanlığında gelecek ve kuzeybatıdaki ana kanalizasyona gidecek.

 Soru soran olursa toplantıya giden kanalizasyon işçileriyiz.

 YHC’nin kurucusu ve haşmetli liderimiz Reg kanalizasyon başında koordinasyonu sağlayacak.

 Ama kendisi terör eylemine karışmayacak çünkü beli sakat.

 -Bizimle gelmiyor musun?

 -Birlik ol.

 Evet.

 Birlik Reg.

 Lağıma girince zamanlama çok önemli olacak.

 Romalılar ziyafet düzenleyecek, o yüzden çabuk olmalıyız.

 En sevdiğiniz sandaleti de giymeyin.

 Oradan sola dönüp Sezar Augustus Hatıra Lağımı’na gireceğiz.

 Oradan da direkt ısınma sistemine gireceğiz.

 Daha yeni döşendi.

 Bu yüzden silahlarınıza dikkat edin ey teröristler.

 Pilatus’un salonunun hemen altına varacağız.

 Habbakuk, sivri uçlu aletini çıkaracak.

 (Sen ben davası çıkmadan isyan etmeli…)

Celile Özgürlük Ordusu.

 Yahudiye Halk Cephesi.

 Yetkiliyiz.

 Ne işiniz var burada?

 Pilatus’un karısını kaçırıp talepte bulunacağız.

 -Biz de.

 -Ne?

 Bizim planımız bu.

 -Biz daha önce geldik.

 -O ne demek?

 -Önce biz düşündük.

 -Öyle mi?

 Evet, iki yıl önce.

 -Öyle mi?

 -Tamam, hadi.

 Tüm taleplerinizi buldunuz mu?

 -Tabii bulduk.

 -Nedir?

 -Sana söylemem.

 -İşe bak.

 Olay o değil, biz daha önce düşündük.

 -Yalan.

 -Doğru.

 -Düşünmediniz.

 -Düşündük işte!

 Bunu aylardır planlıyoruz ulan!

 Çok da umurumdaydı balık suratlı.

 -Yahu  -Seni var ya  Kardeşlerim, birlikte mücadele vermeliyiz!

 Veriyoruz da.

 Aramızda kavga etmemeliyiz.

 Ortak düşmana karşı birleşmeliyiz.

 Halkın Yahudiye Cephesi’ne mi?

 Hayır, Romalılara.

 Doğru.

 -Evet, haklı.

 -Dikkat!

 Dikkatli olun.

 -Nerede kalmıştık?

 -Bana yumruk atacaktın.

 Doğru.

 -Kardeşlerim!

 -Çekil.

 -Şanslı piç.

 -Kim konuşuyor?

 -Seni ballı piç.

 -Ne?

 Gardiyanın orospusu olmuşsun iyice.

 O ne demek?

 Birkaç şekel vermişsindir.

 Şekel vermek mi?

 Görmedin mi, adam yüzüme tükürdü!

 Yüzüme tükürülmesi için neler vermezdim!

 Bazı geceler uyanıyor, yüzüme tükürülmesini düşlüyorum.

 Dostane bir şey değil.

 Prangaya vurdular beni.

 Pranga mı?

 Birkaç saatliğine prangaya vurulsam cennetteyim sanırım!

 Pek matah bir bok olduğunu düşünüyorlar herhâlde.

 Git başımdan, çok zorlandım.

 Sen mi zorlandın?

 Ben beş yıldır buradayım, daha düne kadar baş aşağı asılmıştım.

 Yani gelip de  Tamam.

 Seni Tanrı sanıyor olmalılar.

 Bana ne yapacaklar?

 Çarmıhla yırtarsın bence.

 -Çarmıh mı?

 -Evet.

 İlk suçun sonuçta.

 Çarmıhla “yırtmak” mı?

 Romalıların bize en büyük lütfu.

 -Ne?

 -Aynen öyle.

 Çarmıha germe olmasa bu ülke şimdi sürünüyordu.

 -Gardiyan!

 -Çak çiviyi!

 -Gardiyan!

 -Çiviyle akılları başlarına gelsin.

 Ne var?

 Başka hücreye götürün beni.

 Şuna bak!

 Adam kayırıyorlar!

 -Kes sesini be.

 -Pardon.

 Benim durumuma bak.

 Beş yıl önce buraya astılar.

 Her akşam 20 dakikalığına indirip tekrar asıyorlar.

 Yaptıklarımı düşününce gayet adil bir durum.

 Ve bana öğrettiği en önemli şey de Romalılara saygı duymak ve doğru dürüst bir ücretle doğru dürüst iş yapmadığın sürece bu hayatta ilerleme kaydetmenin imkânsız  Sus be!

 -Pilatus seni görmek istiyor.

 -Beni mi?

 Hadi!

 Pilatus beni ne yapacakmış?

 Ne şekilde çarmıha gerilmek istediğini soracak.

 İyi laftı centurio.

 Sevdim.

 -Kes sesini!

 -Tamam.

 Şu Romalılar ne iyi.

 Müthiş.

 Güzel bir oturma odası.

 -Çok yaşa Sezar.

 -Çok yaşa.

 Sadece biri kurtuldu.

 Atın yere.

 -Anlayamadım?

 -Adamı yere atın.

 Adın nedir ey Yahudi?

 -Brian efendim.

 -Brian, öyle mi?

 Hayır, Brian.

 Bak sen şu haytaya.

 -Efendim?

 -Hayta dedim.

 Evet, öyle efendim.

 Yok, hayta diyorum.

 Haddini aşan, cüretkâr.

 11 civarı efendim.

 Peki

 -Bize saldırdınız, öyle mi?

 -Ne yaptık?

 Vur şuna centurio, hızlı vur.

 Yere de atalım mı?

 -Ne?

 -Tekrar yere atalım mı?

 Evet, yere atın bakalım.

 (Hayatı kurtaran sır)

Seni Yahudi zibidi 

Yahudi değil, Romalıyım.

 -Romalı mı?

 -Hayır, Romalı.

 Baban Romalı mıydı?

 Kim?

 Kudüs birliğinde centurio idi efendim.

 Öyle mi?

 -Adı neydi?

 -Azgunus Beterus.

 Centurio, o isimde biri birlikte var mı?

 Hayır efendim.

 Çok kesin konuştun.

 Baktın mı?

 Hayır, ama  Şaka yapıyor bence.

 “Sillius Soddus” veya “Büyükus Sikus” gibi.

 Büyükus Sikus’un nesi komik?

 Komik bir isim efendim.

 Roma’da Büyükus Sikus diye iyi bir arkadaşım var.

 Sessizlik!

 Ne bu küstahlık?

 Böyle davranmaya devam edersen gladyatör okulunu boylarsın.

 Gidebilir miyim artık?

 Büyükus Sikus’a anlatayım da gör.

 Yeter!

 -Alın şunu buradan!

 -Efendim  Bir haftaya kalmadan vahşi hayvanlarla dövüşsün.

 Emredersiniz.

 Gel bakalım.

 Avam tabakasından askerler arkadaşlarıma laf atamaz.

 Başka kimse var mı   gülmek isteyen?

 Arkadaşımdan bahsettiğimde yani.

 Büyükus   Sikus.

 Peki ya sen?

 Sence komik mi şu ismi söylemem  Büyükus   Sikus.

 Karısı da var.

 Adı ne, biliyor musunuz?

 Adı  Tutamayanus.

 Tutamayanus Götunus.

 Kesin!

 Nedir bu böyle?

 Yetti bu saçma davranışlar!

 Susun!

 Centurio muhafızları olacaksınız bir de!

 Yakalayın şunu!

 Gülmeyi kesin de yakalayın!

 

 Şanslı piç.

(Herkes konuşuyor)

 Canavarın kafası kapkara, kocaman ve gözleri de başka canlıların kanından kıpkırmızı!

 Babil fahişesi, üç başlı yılanla çıkagelecek ve onca topraktan geçerken sürtünme olacak.

 İbliste dokuz jiletli kılıç olacak.

 Dokuz jilet!

 İki, beş veya yedi değil.

 Dokuz!

 Tüm günahkârlara günlerini gösterecek.

 Sizin gibi günahkârlar işte.

 Kafasındaki boynuzları da  Yardımcısı Hebediah aracılığıyla işlerin zıvanadan çıkması gibi dedikodular yayılacak ve işler gerçekten nerede, kimse tam anlayamayacak.

 Ve kimse o rafya gibi tabanı olan eklentili o şeylerin nerede olduğunu kimse bilmeyecek.

 Bu zamanda birisi, arkadaşının çekicini kaybedecek ve gençler, babalarının sahip olduğu ve bir gece öncesinden babalarının saat sekizde oraya koyduğu şeylerin nerede olduğunu bilemeyecek.

 Cyril kitabında yazıldığı gibi, üçüncüsü o zamanda

*************

(Yahudi Pazarlığı)

 -Kaç para?

 Çabuk.

 -Ne?

 Karıma alıyorum.

 Yirmi şekel.

 -Tamam.

 -Ne?

 -Al işte.

 -Bir dakika.

 -Ne oldu?

 -Pazarlık yapacaktık.

 -Yok, gitmeliyim  -Ne demek, “yok”?

 -Zamanım yok.

 -Geri ver o zaman.

 -Parasını verdim ya?

 -Burt.

 -Efendim?

 -Bu adam pazarlık yapmıyor.

 -Pazarlık yapmıyor mu?

 -Tamam, zorunda mıyız?

 -Bak, ben yirmi istiyorum.

 -Yirmi verdim zaten.

 Sence yirmi şekel etmez mi yani?

 -Hayır.

 -Baksana.

 Kalitesine bak.

 Sıradan bir şey değil.

 Tamam, 19 vereyim o zaman.

 Olmaz.

 Düzgün yap.

 -Ne?

 -Düzgün pazarlık yap.

 19 etmez.

 Yirmi ettiğini söyledin.

 Adama bak.

 -Hadisene, pazarlık yap.

 -Tamam, on veririm.

 İşte böyle.

 On mu?

 Hakaret mi ediyorsun sen bana?

 Benim ninem ölüm döşeğinde sen bana on diyorsun.

 -Tamam, 11 olsun.

 -Kaptın işi.

 11 mi?

 Doğru mu duydum?

 11 mi dedin?

 Bana gelişi 12 zaten.

 Batıracak mısın beni?

 -17?

 -Hayır.

 17’ymiş!

 -18 olsun?

 -Yahu, önce 14 diyeceksin.

 -Tamam, 14 vereyim.

 -14 mü?

 Dalga mı geçiyorsun?

 -Öyle dememi söyledin.

 -Adama bak.

 Ne diyeceğimi söylesene.

 -14 teklif et.

 -14 vereyim.

 -Bana bunun için 14 veriyor.

 -15 olsun.

 17 olsun, o da son, aşağısı kurtarmaz, tek kuruş az alırsam ne olayım.

 -16.

 -Anlaştık.

 Yine bekleriz.

 Eşantiyon olarak şunu da vereyim.

 -İstemiyorum ama sağ ol.

 -Burt.

 -Efendim?

 -Tamam.

 -16 verecektin, nerede?

 -20 verdim ya.

 Doğru ya.

 Benim sana dört borcum var.

 Yok, önemli değil.

 Yok, şurada olacaktı.

 Su kabağı dört olsun.

 Bu su kabağına dört mü dedin?

 Dört mü?

 Bir baksana, edecekse on eder.

 Beleşe verdin ya.

 Evet, ama ederi aslında on.

 Tamam.

 Hayır, ederi on değil.

 Pazarlık edeceksin.

 “Şu şey on eder mi hiç?

 Delirdin mi?”

 Memlekette keriz bitmiyor.

*************

 -Daniel.

 -Daniel.

 -Eyüp.

 -Eyüp.

 -Eyüp.

 -Yuşa.

 -Yuşa.

 -Yuşa.

 -Judges.

 -Judges.

 -Judges.

 -Ve Brian.

 -Brian.

 -Brian.

 Bu sayılan eski kardeşlerimizi kayıtlara şehit olarak yazmayı öneriyorum.

 -Katılıyorum Reg.

 -Sağ ol Loretta.

 Kabul edilmiştir.

 Kardeşlerim, moralimizi bozmayalım.

 Böyle dünyamızın başımıza yıkılması daha başlangıç.

 Onların şanlı ölümleri, hepimizi  Dikkat!

 Kimse var mı?

 Matthias?

 -Reg.

 -Git buradan.

 Reg, benim, Brian.

 Çık git.

 -Stan?

 -Siktir git.

 -Evet.

 Siktir git.

 -Defol.

 Siktir!

 Geliyorum.

 Emin olun ki Obadiah Kitabı’nda yazana göre bir adam önce eşeğini, sonra yeğeninin eşeğini, sonra da yeğeninin veya eşeğin yakınındakileri dövecek.

 Gözlerim iyi görmüyor.

 -Sen Matthias mısın?

 -Evet.

 Nasıralı Brian’ı sakladığın yönünde şüpheler var.

 Kendisi Yahudiye Halk Cephesi isminde bir terörist grubun üyesi.

 Ben mi?

 Ben zavallı, yaşlı bir adamım.

 Kanun kaçaklarına vakit ayırmam.

 Ne bacaklarım sağlam, ne kulaklarım ne de gözlerim  Kes!

 Aptal adam.

 Muhafızlar, evi arayın.

 Roma hukukuna göre suçluya yataklık etmenin cezasını bilir misin?

 -Hayır.

 -Çarmıha gerilme.

 Kötüdür.

 Daha kötüsü de var.

 Ne demek daha kötüsü?

 Bıçaklanmak mesela.

 Bıçaklanmak birkaç saniye sürer.

 Çarmıhta saatlerce ızdırap içinde ölürsün.

 En azından açık hava var.

 Ne garipsin.

 Bulamadık efendim.

 Bizi daha çok göreceksin  garip adam.

 -Koca burunlu.

 -Ne dedin?

 Şanslıydık.

 Üzgünüm Reg.

 Sorun yokmuş kardeşlerim, üzgünmüş.

 Beşinci Lejyon’u merkezimize getirdiği için üzgünmüş.

 O zaman sıkıntı yok Brian.

 Otur da bir şeyler ye.

 Rahat ol.

 Aptal herif!

 Ahmak, kuş beyinli, taş kafalı   arkada da kocaman bir kavun.

 Ne bacaklarım tutar ne gözlerim görür.

 Buyurun?

 Bakmadığımız bir yer kalmıştı.

 -Muhafızlar!

 -Ben yaşlı bir adamım.

 Gözlerim görmez, burnum yorgun.

 Çarmıha gerilen birini gördün mü?

 Çarmıh kolay iş.

 Şöyle deyip durma.

 Bu kaşığı bulduk.

 Bravo asker.

 Geri döneceğiz  tuhaf şey.

 Açın.

 Saklanmalık vakit bırakmadın.

 Başkalarını yargılamayın yoksa siz de yargılanırsınız.

 Ne?

 Dedim ki siz başkasını yargılarsanız onlar da sizi yargılar.

 -Ben mi?

 -Evet.

 Çok sağ ol.

 Sadece sen değil, hepiniz.

 -Su kabağı güzelmiş.

 -Ne?

 -Su kabağını kaça satarsın?

 -Al, senin olsun.

 -Benim mi olsun?

 -Evet.

 Zambakları düşünün.

 -Pazarlık yok mu?

 -Hayır.

 Tarlalarda.

 -Ne sorunu var?

 -Hiç.

 Al işte.

 -Zambaklar mı?

 -Kuşlar da olur.

 -Ne kuşu?

 -Fark etmez.

 -Neden?

 -Onların işi var mı?

 -Kimin?

 -Kuşların.

 “Kuşların işi var mı?”

 mı?

 Adamın derdi ne?

 Kuşlar beleşçiymiş.

 Hayır, diyorum ki kuşların bir sıkıntısı yok, değil mi?

 -Kuşların yolu açık olsun.

 -Evet, çok güzeller.

 Tamam.

 Siz de kuşlardan çok daha önemlisiniz, değil mi?

 O zaman ne bu kaygı?

 Gördünüz mü, bu kadar işte.

 Kuşlarla derdin ne ki senin?

 Kuşlarla bir derdim yok.

 Zambakları düşünün  Bir de çiçeklere sardı.

 -Çiçekleri rahat bırak.

 -Bir tane versem?

 -Senin olsun!

 -Tamam, iki.

 Bakın, bir adam varmış ve iki hizmetkârı varmış  -İsimleri neymiş?

 -Ne?

 -Adları neymiş?

 -Bilmem.

 Onlara biraz para vermiş  -Bilmiyor musun?

 -Fark etmez ki.

 İsimlerini bilmiyor!

 Tamam, isimleri Simon ve Adrian.

 Şimdi  Hani bilmiyordun?

 Fark etmez ki.

 Sonuçta iki hizmetkâr  Kafasından uyduruyor.

 Uydurmuyorum.

 Adam da onlara  Bir saniye, üç kişi mi vardı?

 -Berbat.

 -Aslında üç hizmetkâr varmış.

 İn şuradan!

 Dinleyin beni!

 Ne mutlu komşusunun ineğini imana getirene çünkü onlar, eyerini miras alacaktır.

 -Saçmalık!

 -Ve sadece onlara verilecek olan  Ve sadece onlara verilecek olan  Ne verilecek?

 -Ne verilecekmiş?

 -Hiç.

 -Ne diyecektin?

 -Hiç.

 Diyecektin bir şey.

 -Yok, bitmişti.

 -Bitmedi.

 -Gitmeden söyle işte.

 -Bir şey demeyecektim.

 -Bitmişti.

 -Bitmemişti.

 -Niye söylemiyor?

 -Söylese ya.

 -Sır mı bu?

 -Hayır.

 -Öyle mi?

 -Sır herhâlde, yoksa söylerdi.

 -Sırrı söyle bize.

 -Gidin başımdan.

 -Sırrı söylesene.

 -Ölümsüzlüğün sırrı mı?

 -Söylemiyor ki!

 -Tabii söylemez!

 Ölümsüzlüğün sırrını bilsem ben de söylemezdim.

 -Gidin başımdan.

 -Bir tek bana söyle.

 Hepimize söyle, ilk biz geldik.

 -Beş.

 -Gidin başımdan!

 -Söyle bize efendimiz.

 -Beşten fazla vermem.

 -Onun su kabağı mı?

 -Evet ama hâlâ pazarlık ediyoruz.

 -Bu onun su kabağı.

 -On!

 Onun su kabağı.

 Senin için taşıyacağız efendimiz.

 Efendimiz?

 Gitmiş.

 Göğe yükselmiş!

 -Göğe yükselmiş!

 -18!

 Yok, şuradaymış.

 Bakın!

 Bize bir işaret verdi.

 Bize ayakkabısını verdi.

 Ayakkabı bir işaret.

 Onun yolundan gidelim.

 -Ne?

 -Tıpkı onun gibi bir ayakkabı elimizde, diğeri ayağımızda olsun.

 Onun müritlerinin bunu yapacağının bir işaretidir!

 Hayır, bu ayakkabının simgelediği şey tüm ayakkabıları toplamamız gerektiği.

 Ayakkabıları kenara atıp su kabağını izleyin!

 Hayır, ayakkabıları toplayalım.

 -Ben yaparım!

 -Çekil!

 Hayır, simgelediği şey tıpkı onun gibi vücudu değil de yüzü ve kafayı düşünmemiz gerektiği.

 -Ver ayakkabını.

 -Çekil git!

 Kudüs’ün Kutsal Su Kabağı’nı izleyin!

 Su Kabağı!

 Sandaletinizi çıkarıp aynı onun gibi  -Ayakkabı o.

 -Hayır, sandalet.

 -Değil, ayakkabı.

 -Atın onu!

 -Giy onu!

 -Git buradan.

 Ayakkabıları alıp onu izleyin!

 Su Kabakçıları beni izlesin!

 Durun dedim!

 Durun da   dua edelim.

 Bize gelişi mezara düşen tohum gibi  Efendimiz!

 İnmek için başka yol var mı?

 Nehre inen başka yol var mı?

 Lütfen, yardım et.

 Benim  Ah, ayağım!

 -Lanet olsun.

 -Pardon.

 Lanet olsun, kahretsin.

 -Pardon, sus şimdi.

 -Bana sus diyemezsin.

 18 yıl tek kelime etmedim, bir de sus diyorsun!

 -Ne?

 -Yeminimi 18 yıl tuttum.

 Ağzımdan tek bir anlaşılabilir ses çıkmadı.

 Lütfen bir beş dakika daha sus.

 Artık fark etmez.

 Tadını çıkarayım bari.

 18 yıldır bağırıp çağırmak, şarkı söyleyip adımı haykırmak istedim.

 Hayattayım!

 Hava nagila Hava nagila Hayattayım!

 Merhaba kuşlar, selam ağaçlar.

 Yaşıyorum!

 Çekil.

 Hayattayım!

 Efendimiz!

 Efendimiz burada!

 -Ayakkabısı.

 -Su kabağı sayesinde.

 Bizi ayakkabı getirdi.

 (Olmayan oldu)

Konuşun bizimle efendimiz.

 Gidin buradan!

 Bizi kutsadı!

 Nasıl gidelim efendimiz?

 Gidin işte başımdan.

 Bize bir işaret ver.

 İşaret verdi ya zaten, bizi buraya getirdi.

 Sizi ben getirmedim, beni takip ettiniz.

 Bence yine de iyi bir işaret.

 Efendimiz, müritleriniz sizinle olmak için onca yol katetti.

 Çok yorgun ve açız.

 Yemek yememeleri benim suçum değil.

 Bu dağın tepesinde yiyecek yok.

 Şu ardıç çalılarını görmüyor musun?

 Mucize!

 Konuşarak meyve çıkardı!

 Ardıç yemişi oluştu!

 Ardıçtan başka ne çıkacak?

 Ardıç yemişi çıkar tabii.

 -Ne bekliyordunuz?

 -Bir mucize daha göster.

 Üstüne gitmeyin sığ insanlar!

 Ardıç mucizesi yeterli değil mi?

 Onlar benim ardıçlarım.

 Tanrı’dan bir lütuf!

 Benim tek yiyeceğim onlar.

 Çekilin çalının başından.

 Gidin diyorum.

 Efendimiz, bende kelleşme sorunu var.

 İyileştim!

 Efendimiz beni iyileştirdi!

 Ona dokunmadım bile.

 Kördüm, artık görüyorum.

 Mucize!

 Söyle, dursunlar.

 Bu adam gelene kadar 18 yıl tek kelime etmedim.

 Mucize!

 İşte Mesih!

 Ayağımı incitti.

 Ayağımızı incit efendimiz!

 -Çok yaşa Mesih’imiz!

 -Mesih değilim.

 Bence öylesiniz.

 Ayıptır söylemesi, Mesih takip etmekte üstüme yoktur.

 Çok yaşa Mesih’imiz!

 Mesih değilim!

 Dinleyin beni, Mesih falan değilim, anlıyor musunuz?

 Gerçekten.

 İlah olduğunu ancak gerçek Mesih reddeder.

 Ne?

 İki ucu boklu değnek!

 Tamam, Mesih’im o zaman.

 Mesih’miş!

 Siktirin gidin şimdi.

 Nasıl siktirip gidelim efendimiz?

 Gidin işte başımdan.

 Ardıç yemişlerimi yemelerini söyledin.

 Ayağımı ezdin, sessizliğimi bozdun, ardıç yemişlerimi de tükettin!

 -Bırak beni!

 -Mesih o, seçilmiş kişi.

 -Hayır, değil.

 -İmansız!

 İmansız!

 Cezasını verelim.

 Öldürelim kâfiri.

 Evet!

 Öldürelim!

 -Öldürün!

 -Bırakın adamı!

 Bırakın adamı!

 Bırakın adamı!

 Yere bırakın.

**************

 Lütfen.

 Brian?

 Judith?

 Günaydınlar.

 İşte, orada!

 Seçilmiş kişi uyandı!

 Brian!

 Anne!

 -Brian!

 -Bekle anne.

 -Merhaba anne.

 -Merhaba anneymiş!

 Bu insanlar ne yapıyor?

 Şey, ben  Ne yaptın, söyle hadi.

 Öylesine uğramışlardır belki.

 Uğramak mı?

 Akın etmişler, akın.

 Dışarısı insan kaynıyor.

 Dün beni takibe başladılar.

 Şimdi de takibi kessinler.

 Oğlumu takip etmeyi kesin.

 Kendinizden utanmalısınız.

 Mesih!

 Mesih’i göster!

 Kimi?

 Mesih!

 Burada Mesih yok.

 Her bok var ama Mesih falan yok.

 Gidin şimdi!

 Brian!

 Söyle bakalım, ne yaptın sen oğlum?

 -Hiçbir şey.

 -Hadi, söyle.

 Beni Mesih sanıyorlar anne.

 Ne söyledin onlara?

 Hiçbir şey.

 Sadece  Durumu kötüleştiriyorsun.

 Bak, açıklayabilirim.

 Ben açıklayayım Bayan Cohen.

 Oğlunuz doğuştan lider.

 Dışarıdakiler oğlunuzu takip ediyor çünkü ona inanıyorlar Bayan Cohen.

 Umut ışığı olacağına inanıyorlar.

 Yeni bir hayat, yeni bir dünya, daha iyi bir gelecek için.

 -Bu kim?

 -Judith o anne.

 Judith, bu annem.

 Mesih’i gösterin!

 Dinleyin beni.

 Mesih falan değil.

 Yaramaz bir çocuk.

 Gidin şimdi.

 Sen kimsin?

 Ben annesiyim.

 Çok yaşa annesi!

 Önünde eğiliyoruz Brian’ın annesi!

 Tanrı seni kutsasın!

 Hosanna!

 Her daim yerin göğün sahibi!

 Böyle gönlümü alamazsınız.

 Dışarı çıkmayacak.

 Son sözüm budur.

 Gidin hadi!

 Hayır!

 Ne dediğimi duydunuz mu?

 Evet.

 Peki.

 Bu mudur yani?

 Evet!

 Tamam, bir dakikalığına görebilirsiniz.

 Ama bir saniye daha fazla değil.

 Anlaşıldı mı?

 Evet.

 Söz mü?

 Eh, tamam hadi.

 Tamam, çağırıyorum.

 Gel Brian, konuş onlarla.

 -Ama anne  Judith  -Bırak o Galli kaşarı.

 Bırakmak istemiyorum anne.

 Günaydın!

 Çok şükür!

 Lütfen, dinleyin.

 Bir iki şey söyleyeceğim.

 Söyle.

 İkisini de söyle.

 Bakın, yanılıyorsunuz.

 Beni takip etmeniz gerekmiyor.

 Kimseyi takip etmeniz gerekmiyor.

 Kendiniz düşünmelisiniz.

 Hepiniz bir bireysiniz.

 Evet, birer bireyiz.

 Hepiniz farklısınız.

 Evet, hepimiz farklıyız.

 Ben değilim.

 Sorulara kendiniz cevap bulmalısınız.

 Evet.

 Sorulara kendimiz cevap vermeliyiz.

 Aynen öyle.

 Bir şeyler daha söyle.

 Hayır, olay da bu zaten.

 Kimse size ne yapacağınızı söylemesin!

 -Yoksa  Hayır!

 -Yeter bu kadar.

 Bir dakika dolmadı.

 Gayet de doldu.

 Hayır, dolmadı.

 Susun, dağılın buradan.

 -Affedersiniz.

 -Efendim?

 Bakire misiniz?

 Anlayamadım?

 Çok özel bir soru değildir umarım, bakire misiniz?

 “Özel bir soru değildir umarım.”

 mı?

 Daha ne kadar özel olabilir?

 Siktir git.

 -Bakire.

 -Kesin öyle.

 Günaydın kurtarıcımız.

 Dokun bana!

 Hadi!

 Seçilmiş kişiyi rahatsız etmeyin lütfen.

 Kurtarıcımızın gözüne bebeği sokma.

 Sonra dokunur.

 Karıma bir bakabilir mi?

 Başı ağrıyor da.

 Maalesef beklemek zorundasın.

 Çok ağrıyor, yemek randevumuz vardı.

 Bak, cüzzamlılar geliyor.

 Eniştesi, Gath’ın eski belediye başkanı.

 Pazar günü bize binek sağlayacak adamı takdim edebilir miyim Brian?

 -Merhaba.

 -İttirmeyin!

 Gürültüyü kesin lütfen!

 İçine şeytan girenler, lütfen herkes şeytanına sahip çıksın.

 Çaresizler, birkaç dakika beklemeniz gerekecek.

 Günahkâr kadınlar, duvara karşı sıra olun lütfen.

 Brian?

 Brian, harikaydın!

 Sen de fena değildin.

 Yok, söylediklerini diyorum.

 Olağanüstüydü.

 Ne?

 Öyle miydi?

 Lidere ihtiyacımız yok, çok haklısın.

 -Reg’in bizi oynattığı yeter artık!

 -Evet  Söylenmesi lazımdı, söyledin Brian.

 Çok çekicisin.

 Devrim bizim devrimimiz, birlikte başarabiliriz.

 Bence  Hepimiz arkandayız Brian.

 Devrim senin ellerinde.

 Ne?

 Hayır, öyle demedim.

 Tutuklandın yavrum.

 Emredersiniz!

 Yapmasana.

 Hakkını yememek lazım Brian, iyiydin.

 Ne?

 Bu sefer emin ol ki asla kaçamayacaksın.

 Muhafız  bugün çarmıha germe var mı?

 139 adet efendim.

 Pesah Bayramı’na özel kutlama var.

 Tamam, artık 140 oldu.

 İyi yuvarladık, değil mi Büyükus?

 -Çok yaşa Sezar!

 -Sen de.

 İzleyiciler sabırsızlanıyor efendim.

 Dağıtalım mı?

 Dağıtmak mı?

 Daha konuşma yapmadım bile.

 Biliyorum ama  Pesah Bayramı’nda konuşmam çok önemlidir.

 Arkadaşım Büyükus Sikus, ta Roma’dan konuşmamı dinlemeye geldi.

 -Çok yaşa Sezar.

 -Çok yaşa Sezar.

 Yani  Bu yıl es geçmeyi düşünmüyor musunuz efendim?

 Es geçmek mi?

 Bugün biraz garipler de efendim.

 Öyle mi centurio?

 Üç beş isyancının seni korkutmasını beklemezdim.

 -Hava biraz rüzgârlı.

 -Götürün şunu.

 Ben Romalıyım.

 Kanıtlayabilirim!

 Çarmıha iyi gerin.

 Büyükus.

 Rica ediyorum çıkmayın.

 Çekil önümden centurio.

 Seninle geleyim Pontius.

 Kriz çıkarsa yardımcı olabilirim.

 Tamam.

 Dördüncü madde, önümüzdeki beş yıl içinde tüm dünyayı ele geçirmek.

 Francis, çalışmaların mı vardı?

 Evet.

 Sağ ol Reg.

 Kardeşlerim, açıkçası bence beş yıl biraz iyimser.

 Roma İmparatorluğu’nu 12 ay içinde devirmemiz gerekir.

 -12 ay mı?

 -Evet, 12 ay.

 Unutmayalım ki bu epey büyük bir imparatorluk.

 Ve boş konuşmayı bırakıp harekete geçmemiz gerekiyor.

 Aynen öyle!

 Katılıyorum.

 Sözler değil, eylemler önemlidir.

 Eyleme geçelim.

 Aynen öyle!

 Haklısın.

 Burada tüm gün oturup konuşup karar alabiliriz, akıllı konuşmalar yapabiliriz ama Romalı askerlere faydası olmaz.

 Öyleyse gevezeliği keselim.

 Hiçbir yararı yok, bize faydası da yok.

 Evet.

 Katılıyorum.

 Sadece zaman kaybı.

 Brian’ı tutukladılar.

 -Ne?

 -Ne?

 Sürükleyip götürdüler.

 Çarmıha gerecekler.

 Pekâlâ.

 Derhâl tartışalım o zaman!

 -Evet.

 -Ne?

 -Derhâl!

 -Evet.

 -Yeni madde mi?

 -Tamamen yeni.

 Derhâl eyleme geçilmeli  -Oylama sonuçlanınca.

 -Tabii, oylama sonuçlanınca.

 Oylama olmadan harekete  -Reg, ne olursun, gidelim!

 -Pekâlâ.

 Judith kardeşimizin getirdiği yeni bilgiler ışığında  -Biraz yavaşla Reg.

 -Reg, Tanrı aşkına!

 Gayet basit.

 Tek yapman gereken şu kapıdan şu an çıkmak ve Romalıların onu çarmıha germesini engellemek.

 Şu an oluyor Reg.

 Olay şu anda gerçekleşiyor Reg.

 Anlamıyor musun?

 İşe bak.

 Feminist egosu yine gözler önünde.

 -Ne?

 -Pardon Loretta.

 Yazılanı okur musun?

 Sıradaki!

 -Çarmıh mı?

 -Evet.

 İyi.

 Kapıdan çıkınca hemen soldaki kuyruk, herkese tek çarmıh.

 Sıradaki.

 -Çarmıh mı?

 -Evet.

 İyi.

 Kapıdan çıkınca hemen soldaki kuyruk, herkese tek çarmıh.

 Sıradaki.

 -Çarmıh mı?

 -Hayır, özgürlük.

 -Ne?

 -Özgür bırakıldım.

 Suçsuz olduğumdan serbest kalıp bir adaya falan yerleşecekmişim.

 Ne güzel.

 Peki o zaman, gidebilirsin.

 Yok ya, şaka yapıyorum.

 Çarmıha gerileceğim.

 Anladım.

 Şakacı seni.

 Kapıdan çıkıp  Evet, biliyorum.

 Soldaki kuyruk, tek çarmıh  Soldaki.

 Evet.

 Teşekkürler.

 -Çarmıh mı?

 -Evet.

 İyi.

 Ey Kudüs halkı!

 Roma sizin dostunuzdur.

 Dostluğumuzu kanıtlamak için de hapishanedeki bir suçluyu serbest bırakmak, âdettendir.

 Kimi bırakmamı istersiniz?

 Roger’ı bırak!

 Roger’ı bırak!

 Pekâlâ, Roger’ı bırakacağım.

 Roger diye biri yok efendim.

 -Ne?

 -O isimde biri yok efendim.

 Roger yokmuş!

 -Roderick olsun o zaman.

 -Evet!

 Roderick’i bırak!

 Centurio, bunlar niye gülüyor?

 Yahudi şakaları yapıyorlar efendim.

 Benimle alay mı ediyorlar?

 Hayır efendim.

 Peki o zaman.

 Roderick’i serbest bırakacağım!

 Efendim, Roderick diye de biri yok.

 -Roger yok, Roderick yok.

 -Üzgünüm efendim.

 Kim bu  Kim bu Roderick dediğiniz adam?

 Hırsız!

 Ve tecavüzcü!

 -Ve kapkaççı.

 -Evet!

 Azılı bir suçlu gibi.

 Burada değil efendim.

 Hapishanede hiç tutuklu var mı?

 Samson diye biri var efendim.

 -Samson mı?

 -Saduki Soyguncu Samson efendim.

 Suriyeli Suikastçi Silas da var.

 Kayseryalı sinsi isyancılar da var.

 67 adet  Ben konuşayım Pontius!

 -Hayır.

 -İyi fikir Büyükus.

 Vatandaşlar!

 Saduki Soyguncu Samson, Suriyeli Suikastçi Silas ve Kayseryalı sinsi isyancılar var  Sıradaki.

 Çarmıh mı?

 -Evet.

 -İyi.

 Kapıdan çıkınca hemen soldaki kuyruk, herkese tek çarmıh.

 -Gardiyan  -Pardon?

 -Bir hata oldu.

 -Bir saniye lütfen.

 Gardiyan  -Kaç kişi geçti?

 -Ne?

 Kaç kişi geçti?

 Ne?

 Biraz daha   yüksek sesle konuşmanız lazım.

 Kulakları hiç duymuyor.

 Kaç kişi geçti?

 -İşe bak.

 -Toplam doksan  Doksan  96 oldu efendim.

 İnsan hayatı hiçe sayılıyor, değil mi?

 Hayır efendim.

 Bunlar   insandan sayılmaz.

 Çarmıh onlara bir lütuf.

 Lütuf da sayılmaz, epey kötü bir şey.

 Ama   aklıma   daha kötü şeyler geliyor.

 Çarmıh mıydı?

 Konuşabileceğim biri var mı?

 -Yani  -İstediğini temin edebilirim.

 -Ne?

 -Bırakın onu efendim.

 O   sağır ve deli efendim.

 Bu işe nasıl girdi?

 Pilatus’un köpeği.

 Acele et koca burunlu.

 Çarmıh için bekleyen var burada.

 Bir avukatla görüşsem?

 Avukatın var mı?

 Hayır, ama Romalıyım.

 Baştan yargılanalım, nasılsa vakit var.

 -Kes sesini!

 -Ah şu lanet Romalılar.

 Espri anlayışı sıfır.

 Üzgünüm, biraz acelem var.

 Şuradan çıkıp soldaki kuyruğa gir, herkese tek çarmıh.

 Şimdi  Komik bir şey mi dedim?

 Susun!

 Bu adamın emrinde koca lejyon var.

 Roma’daki en yüksek rütbe onda.

 Çarmıha gerilecekler.

 Günaydın.

 Kasabadan geçerken gösteri yapacağız, kimseyi hayal kırıklığına uğratmayalım.

 Dümdüz, sıra hâlinde, önünüzdekine çok yaklaşmadan sabit adımlarla yürüyün.

 Çarmıhlar sol kolda.

 Kambur durmadan dimdik olursanız hiç zorlanmadan oraya varırsınız.

 Pekâlâ centurio.

 Çarmıha gerilecekler!

 Daha yürüyün demedim.

 Çarmıha gerilecekler!

 Soldan!

 İleri!

 Şanslı piçler.

 Sizi ballı piçler!

 Sana destek olayım kardeşim.

 Teşekkürler.

 -Hey!

 -Ne yapıyorsun sen?

 Benim çarmıhım değil.

 Kes sesini, yürü hadi!

 Kandırdı seni.

 Dersini aldın mı?

 Pekâlâ.

 Bir şans daha veriyorum.

 Bu sefer düzgün isim söyleyin.

 Ruben, Reginald, Ren geyiği Rudolph falan olmasın.

 Spencer Tracy de olmasın.

 Yoksa kimseyi serbest bırakmayız.

 -Brian’ı serbest bırak!

 -Evet.

 Güzel isim.

 Brian’ı serbest bırak!

 Peki o zaman.

 Yetti artık.

 -Efendim, bir Brian var.

 -Ne?

 Çarmıha yolladınız ya hani?

 Durun.

 Brian varmış.

 -Git de serbest bırak hemen.

 -Emredersiniz.

 Pekâlâ.

 Brian’ı serbest bırakıyorum.

 Hızlan hadi!

 -Yoksa ne yaparsın?

 -Başın derde girer.

 Aman aman, akşamları çarmıh sefamdan olmayayım da  -Kes sesini!

 -Yoksa üzülürüm yani.

 Canım sıkılır.

 Teşekkür ederim.

 Gittiler mi?

 Arka tarafta bir sürü var.

 Ne?

 Onu boş verin efendim, o   delidir.

 Gittiler mi?

 -Öf be.

 -Evet efendim.

 E, sonra ne oldu?

 Zaten pek hoşlanmıyordum, o yüzden  Tek çekimser oyla eylem planı kabul edilmiştir.

 Daha fazla konuşmadan gitmeyi öneriyorum.

 Bir saniye lütfen.

 -Gidelim.

 -Tamam, hadi.

 -Lanet Romalılar!

 -Lafına dikkat et.

 Boşta çarmıh var.

 Çık bakalım koca burunlu!

 Sana bunu ödeteceğim.

 -Öyle mi?

 -Evet, hiç merak etme.

 -Kimsenin yüzünü unutmam.

 -Öyle mi?

 Seni uyarıyorum Romalı şerefsiz.

 Seni yumruklayacağım.

 Sus be Yahudi boku.

 Sen kime Yahudi diyorsun?

 Yahudi değil, Samiri’yim.

 Samiri mi?

 Burası Yahudi bölümü.

 Fark etmez.

 Hepiniz bir iki güne öleceksiniz!

 Bak Romalı, senin için fark etmese de bizim için fark ediyor.

 Çok haklısın.

 Roma işgal şartlarına istinaden tamamen Yahudi olan bölgede çarmıha gerilebilmeliyiz.

 Farisiler, Sadukilerden ayrı olacak.

 İsveçliler de Gallilerden.

 Tamam.

 İşi çözeceğiz.

 Burada çarmıha gerilmek istemeyenler el kaldırsın.

 Tamam.

 Sıradaki!

 Bakın, bu çarmıh benim değil.

 -Ne?

 -Benim çarmıhım değil.

 Başkasınınkini taşıyordum.

 Yat yere, seninle uğraşamam.

 Anlıyorum tabii ama  Bak, bugün çok yoğunuz, 140 kişi asacağız.

 -Yahudi mi o?

 -Sessiz olur musun?

 Daha fazla Samiriyeli istemiyoruz.

 Kes be!

 O adam dönerse beni bırakır mısınız?

 Evet, bırakırız.

 Sıradaki!

 Buna mecbur değilsiniz.

 İtaat etmek zorunda değilsiniz.

 İtaat etmeyi severim.

 Bak, çarmıha çıkınca çok kötü değil.

 Seni kurtarıyorlar mı yani?

 Artık çok geç, değil mi?

 Daha burada birkaç gün dururuz.

 Vakit bol.

 Bir sürü insan kurtuluyor.

 Evet.

 Genelde beni kardeşim kurtarır.

 Tabii iki dakika karı kız peşinde koşmayı keserse.

 Azgın herif.

 Asur İmparatorluğu gibi bir orada bir burada.

 Merhaba.

 Ailen geldi herhâlde?

 Reg!

(Bütün sır burda)

 Merhaba Brian kardeş.

 İyi ki geldiniz Reg.

 Bak Brian, açık konuşmak gerekirse biz kurtarma komitesi değiliz.

 Fakat hareketimizin adına açıklama yapacağım.

 “Biz, Yahudiye Halk Cephesi olarak, parantez içinde yetkililer, bu vesileyle, senin şehadetin üzerine kalbî duygularımızla seni selamlıyoruz Brian.”

 -Ne?

 -“Senin ölümün bir simge olarak ana vatanımızı emperyalist Romalılardan canla başla kurtarma mücadelemize yön verecek.

 Bahsi geçen Romalılar içinden kanalizasyon, tıp, yol ve ev yapımı, eğitim ve bağcılık gibi her iki cinsiyetteki veya hermafrodit olan Yahudilerin refahını gözetenler ayrı tutulacaktır.

 İmza, YHC.”

 falan.

 Ayrıca kişisel bir not olarak da senin için her ne kadar zor olsa da bizim için yaptığın şeye olan hayranlığımı belirtmek istiyorum Brian.

 Reg!

 Ne yapacaksınız?

 Elveda Brian.

 Teşekkür ediyoruz.

 Görüşürüz Brian, arkandayız.

 Süpersin Brian.

 Ha bir de  Ah, ne iyidir o Ah, ne iyidir o Ah, ne iyidir o Hepimiz hemfikiriz Hepimiz hemfikir  Şerefsizler!

 Şerefsizler!

 -Nasıra’dan Brian nerede?

 -Kendinizi bir bok sanıyorsunuz!

 Serbest bırakılacak.

 Aptal piçler!

 Nasıra’dan Brian benim.

 -Ne?

 -Evet, ben Nasıralı Brian.

 -İndirin adamı.

 -Nasıralı Brian benim!

 Brian benim!

 -Ben Brian’ım.

 -Brian benim.

 -Brian asıl benim.

 -Benim de adım Brian karımın da.

 Hadi, adamı indirip bırakın.

 Şaka yaptım.

 Asıl Brian ben değilim.

 Hayır, Brian değilim.

 Sadece şakaydı.

 Sizi kandırdım.

 Şaka yaptım!

 Ben Brian değilim, şakaydı.

 Geri koyun beni!

 Lanet Romalılar espriden de anlamıyor.

 Halkın Yahudiye Cephesi!

 Halkın Yahudiye Cephesi!

 Herkes ileri!

 Dikkat!

 Halkın Yahudiye Cephesi!

 Halkın Yahudiye Cephesi!

 Biz Halkın Yahudiye Cephesi’yiz, yetenekli bir intihar timiyiz.

 İntihar timi, saldırın!

 Gösterdik günlerini.

 Aptal herifler!

 Brian!

 Judith!

 Harika!

 Reg bana her şeyi açıkladı, yaptıkların muhteşem.

 Teşekkürler Brian.

 Seni asla unutmayacağım.

 Buradasın demek  Böyle olacağını tahmin etmeliydim.

 Seni boşuna okşayıp sevmişim.

 Ömrünün sonbaharındaki zavallı yaşlı annene böyle davranıyorsan ne diyeyim, git, çarmıha geril.

 Gör bak, umurumda mı  Anne!

 Dünya nereye gidiyor?

 Gülümse Brian.

Eric Idle – Always Look On The Bright Side Of Life

Some things in life are bad

-Hayatımdaki bazı şeyler kötü

They can really make you mad

-Gerçekten seni çıldırtabilir

Other things just make you swear and curse.

-Diğer şeyler yalnızca yemin ettirip ah çektirir.

When you’re chewing on life’s gristle

-Sen hayatın kıkırdağını çiğnerken

Don’t grumble, give a whistle

-Şikayet etme, bir ıslık çal!

And this’ll help things turn out for the best…

-Ve bunlar en iyi şeylere dönecek…

 

And…always look on the bright side of life…

-Ve her zaman hayatın parlak yanına bak!

Always look on the light side of life…

-Her zaman hayatın aydınlık yanına bak!

 

If life seems jolly rotten

-Hayat bozulmuş gibi duruyorsa

There’s something you’ve forgotten

-Unuttuğun birşey vardır

And that’s to laugh and smile and dance and sing.

-Gül, gülümse, dans et ve şarkı söyle!

When you’re feeling in the dumps

-Çöpükte gibi hissedersen kendini

Don’t be silly chumps

-Aptal olma!

Just purse your lips and whistle – that’s the thing.

-Sadece dudaklarını büz ve ıslık çal, işte bu!

 

And…always look on the bright side of life…

-Ve her zaman hayatın parlak yanına bak!

Always look on the light side of life…

-Her zaman hayatın aydınlık yanına bak!

 

For life is quite absurd

-Hayat için biraz absürd

And death’s the final word

-Ve ölüm son sözcük…

You must always face the curtain with a bow.

-Bir yayla ölümle yüzleşmen gerek

Forget about your sin – give the audience a grin

-Günahlarını unut, dinleyicilere bir gülümse!

 

Enjoy it – it’s your last chance anyhow.

-Zevk al, ne de olsa bu senin son şansın.

 

So always look on the bright side of death

-Bu yüzden her zaman ölümün parlak yanına bak!

Just before you draw your terminal breath

-Sadece son nefesini almadan önce…

 

Life’s a piece of shit

-Hayat bir saçmalığın parçasıdır

When you look at it

-Ona baktığında

Life’s a laugh and death’s a joke, it’s true.

-Hayat bir kahkahadır ve ölüm bir şakadır, bu doğru!

You’ll see it’s all a show

-Herşeyin bir gösteri olduğunu göreceksin

Keep ’em laughing as you go

-Gidene kadar gülmeye devam et!

Just remember that the last laugh is on you.

-Sadece son gülenin sen olduğunu hatırla!

 

And…always look on the bright side of life…

-Ve her zaman hayatın parlak yanına bak!

Always look on the light side of life…

-Her zaman hayatın aydınlık yanına bak!

(Come on guys, cheer up!)

-(Hadi millet, şerefe!)

Always look on the bright side of life…

-Her zaman hayatın parlak yanına bak!

Always look on the bright side of life…

-Her zaman hayatın parlak yanına bak!

(Worse things happen at sea, you know.)

-(Denizde daha kötü şeyler olur, bilirsin)

Always look on the bright side of life…

-Her zaman hayatın parlak yanına bak!

(I mean – what have you got to lose?)

-Demek istediğim… Kaybedecek neyin var ki?

(You know, you come from nothing – you’re going back to nothing.

-(Bilirsin hiçlikten geliyorsun, hiçliğe geri döneceksin.

What have you lost? Nothing!)

-Ne kaybettin? Hiçbirşey…)

Always look on the right side of life…

-Her zaman hayatın doğru yanına bak!

 

 

*************************

 Film bitti.

 Ayrıca bu albümü çıkışta bulabilirsiniz.

 Bir şekilde para kazanmamız gerek.

 Bu saçmalıklara kim para veriyor ki?

 Paralarını geri alacak değiller.

 Söyledim onlara.

 “Bernie, paralarını geri alamazlar.”

 dedim.

 Her daim bak hayatın iyi tarafına

Bu filmi sevdiyseniz La Notte’ye de bakmanızı öneririz.

 Altyazı çevirmeni: Ahmedşah Bilgi||

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.