RİMETTİ A NOİ İ NOSTRİ DEBİTİ (2018)  “Bizim borçluları affettiğimiz gibi”

 

Tanrım adın kutsal kılınsın, egemenliğin gelsin.

 Cennetini dünyaya getir.

 Bize günlük ekmeğimizi ver ve borçlarımızı affet.

 Bizim borçluları affettiğimiz gibi.

 Bizi günaha sürükleme ve kötülüklerden koru.

104 dk

Yönetmen: Antonio Morabito

Senaryo: Antonio Morabito, Amedeo Pagani

Ülke: İtalya, İsviçre, Arnavutluk, Polonya

Tür: Dram

Vizyon Tarihi:01 Mayıs 2018      (ABD)

Dil: İtalyanca

Nam-ı Diğer: Forgive Us Our Debts

Oyuncular: Claudio Santamaria, Marco Giallini, Jerzy Stuhr, Flonja Kodheli, Leonardo Nigro

Özet:

Borçların ezici ağırlığı altında mücadele eden bir adam, alacaklılarını ödemek için borç tahsildarı olarak çalışmayı kabul eden bir adamın hikayesidir. Her ne kadar kendi alacaklılarını ödeyebilse de, yakında bu anlaşmanın beklenmedik maliyetleri olduğunu keşfediyor.

Filmden

Profesör, hâlâ uyanık olduğunuzu gördüm.

 20 yaşımdan beri uykusuzluktan mustaribim, bir düşün.

 Müzik fazla yüksek, değil mi?

 Şimdiye kadar şikâyet eden olmadı.

 Ettiler ama onları duymadın.

 Onları duymak istemiyorum.

 ..

 -Ne?

 Bilardo masasında neredeyse hiç kullanılmayan alanlar vardır.

 -Bazı kurallara uyarsan yani.

 -Neymiş o kurallar?

 İlki, senden daha güçlü bir ülkeye önden saldırma.

 Örnek olarak, yedi numaralı top Almanya ve üç numaralı top ABD.

 Bir başka politik-balistik teorisi.

 Beş numaralı topla oynarsam, o top da İtalya  Portekiz!

 Deliği boylayan hep fakir ülke olur.

 Ve şuraya bak!

 Tütün endüstrisi, ilaç endüstrisi ve bankalar, silah sanayisi, hepsi sapasağlam!

 Manevrada bile dokunulmadılar.

 Ne manevrası?

 -Bana inanmıyor musun?

 -Hayır.

 Bakalım sen yapabilecek misin?

 Yedi ve üç tarafından korunuyorlar.

 Almanya ve ABD, İtalya’nın onları yıldırmasına asla izin vermezler.

 -Sen neden bahsediyorsun?

 -Dene öyleyse.

 Dene.

 Pekâlâ.

 Hedef sigara paketini indirmek.

 Değil mi?

 Evet.

 Hayır!

 Dur!

 Tütün ve ilaç gibi büyük sanayileri doğrudan vuramazsın.

 Neden?

 Güçlü bir ülke değil.

 Kural  Farklı kurallar var.

 İkincisi fraktallara bağlı.

 -Fraktallar ne biliyor musun?

 -Hayır.

 Fraktal sonsuza kadar tekrar eden matematiksel bir sistemdir.

Fraktal; matematikte, çoğunlukla kendine benzeme özelliği gösteren karmaşık geometrik şekillerin ortak adıdır. Fraktallar, klasik, yani Eukleidesçi geometrideki kare, daire, küre gibi basit şekillerden çok farklıdır. Bunlar, doğadaki, Eukleidesçi geometri aracılığıyla tanımlanamayacak pek çok uzamsal açıdan düzensiz olguyu ve düzensiz biçimli tanımlama yeteneğine sahiptir. Fraktal terimi parçalanmış ya da kırılmış anlamına gelen Latince “fractus” sözcüğünden türetilmiştir. İlk olarak 1975’te Polonya asıllı matematikçi Benoit B. Mandelbrot tarafından ortaya atılan fraktal kavramı, yalnızca matematik değil fiziksel kimya, fizyoloji ve akışkanlar mekaniği gibi değişik alanlar üzerinde önemli etkiler yaratan yeni bir geometri sisteminin doğmasına yol açmıştır.

 Karnabahar gibi aynı yapıya sahiptir.

 Karnabahardan bir parça koparırsan bu yeni parça, ana yapının özdeş küçük bir versiyonu olacaktır.

 İtalyan politik ekonomik sistemi fraktal gibidir.

 Tüm yaptığı daha önce denenmiş modelleri tekrar üretmek.

 Bir karnabahar.

 İlaç veya silah sanayisine doğrudan bir vuruş yapamazsın.

 Öylece yapamazsın!

 Daha önce hiç yapılmadı.

 Eğer yapmak istiyorsan dolaylı yoldan yapmalısın.

 Ama asla bir yere varamayacaksın.

 Yani, oraya zıplatırsam yedi numarayı vurabilirim, değil mi?

 Almanya’yı dolaylı olarak vurabilirsin!

 Sabahtan beri yapmaya çalıştığım şey bu.

 -Yunanistan’ı yuttun!

 -Ne yani?

 Zavallı Yunanlar, sen gerçekten duygusuzsun!

 Zaten onca sorunları var.

 İnanıyorum ki mümkün olan tek yol bir karambol.

 Evet.

 Olması gereken güçleri vurmanın tek yolu onlara katılmaktır sevgili Guido.

 Saf kaos, kontrol edilemez entropi.

 Bir karambol!

 Profesör sana bayılıyorum ama sen çılgın bir komplocusun.

 Evet!

 Ben çılgın bir komplocuyum!

 Haklısın, bu doğru.

 Buraya gel, sana bir bardak meyan kökü likörü vereyim.

 İyi olup olmadığını söyleyebilirsin.

 Benim gibi komplocular için bir yer var.

 -Çin’de mi?

 -Çin’de!

 Paranın hiç bu kadar korkutucu biçimde yakalanmadığı uzak bir şehir var.

 Takasın sosyal ilişkilerin kalbinde yattığını bir düşün.

 Para kullanmayan bir yer mi?

 Belki de insanları, bizimkiler gibi dışarıda bırakmayan başka bir sistem var.

 Birinin sistemde nasıl durduğunu merak ediyorum.

 Hiç anlamadım.

 Hiç başarmadım ve başarmayacağım.

 Ne zaman oradaydın?

 O ölmeden üç ay önce.

 İtalyan pasaportumla ilk yolculuğumdu.

 Profesör, Çin’e giderseniz eşyalarımı buzdolabına kim koyacak?

 Seni depoya almaya karar verdiler öyleyse?

 Henüz değil.

**

-Adı Sergio Gavarino.

 90’larda Arap Emirlikleri’ndeki binaları döşemiş bir mühendis.

 Artık iflas etti.

 2009’da bizden toplamda 260 bin euro borç aldı.

 Biz sadece 60 görüyoruz.

 Yapabileceğimiz bir şey yok.

 Geçen hafta bunu sildik.

 -Ne kadar peki?

 -A Kategorisi bir borç.

 Ne kadar?

 -19 binden az değil.

 -19 bin mi?

 Harika potansiyel sunuyor.

 Potansiyeli çoksa bunu yapması için kendi alacak tahsildarlarını kullan.

 16 bin için yapabilirim.

 Söz konusu olamaz.

 Yüzde dörtten fazla kimseyi almam.

 Evet ama bu rutin bir dava değil.

 Bu 200 bin euro!

 Yani asla geri dönemeyebiliriz.

 Eminim parayı almanın bir yolunu bulursun.

 Bir kuralımız var, yüzde dört ya da hiç.

 Peki öylseyse, yüzde dört.

 Ve üç ilginç iş adamımız daha var.

 Neden bana birkaç yazman, işçi ya da kaybeden gibi kişilerden vermiyorsun?

 Yürüyen ölü.

 Düşüncelerimi biliyorsun, değil mi?

 Çekirdek kadro.

 Onlardan epey var, bak.

 Maurizio Pegollo adında bir müşterimiz var, ara sıra inşaat işçisi olarak çalışıyor.

 Mahkeme masrafları için borcu 30 bin tutarında.

 Daha sonra Bay ve Bayan Massi var.

 İkisi de işsiz ama miras kalan evleri var.

 Çocukları doğduğunda iki farklı zamanda kredi çekmişler.

 Önce çocuk sahibi oluyorlar, sonra krediye başvuruyorlar.

 Bu delilik.

 Peki ya bu?

 Tatile gitmek için 15 bin!

 Tamam, hepsi için yüzde üç.

 -Sen bir dolandırıcısın.

**

Borç yiğidin kamçısıdır.

 Ben borcumu ödeyemem.

 Yanlış anlamışım, bunun için geldiğinizi düşünmüştüm.

 Başka bir sebep göremiyorum.

 Asla öyle bir param olmayacak.

 Başka borçlarım da var ve işimi yeni kaybettim.

 Bu oldukça sinir bozucu Bay Rabaglia.

 Sakıncası yoksa ne işinden bahsediyoruz?

 Depoculuk.

 Depoculuk mu?

 Borcunuzu bize nasıl ödemeyi düşünüyorsunuz?

 Size dürüst olacağım.

 Umarım bu miktarı silmemizi beklemiyorsunuzdur.

 İşler bu şekilde olmuyor.

 Size çalışmak istiyorum.

 Bizim için mi çalışmak istiyorsun?

 Hiç param yok.

 Sadece vaktimle ödeme yapabilirim.

 Borcum ödenene kadar ücretsiz çalışırım.

 Nasıl yaptığınızı gördüm, ben de yapabilirim.

**

Beni dinle.

 Willy.

 Sana neden Willy dedim biliyor musun?

 Biliyor musun?

ağzından pense ile laf almalıyım.

 Kolay.

 Bir soru sordum, biliyorsan evet dersin yoksa hayır dersin.

 -Biliyor musun, bilmiyor musun?

 -Hayır.

 Wile E. Coyote izlemedin mi?

 Evet.

 Wile E. Coyote her şeyi bildiğini düşünür ama bir bok bilmezdi.

 Sonra Road Runner ortaya çıkardı.

 Deve kuşu, onu her zaman becerirdi.

 -O bir deve kuşu değil.

 -Ne öyleyse?

 Filozof musun?

 Ne demek istiyorsun?

 Tam sekiz yıl önceki durumumdasın Willy.

 Şu anda güzel bir evim ve harika bir ailemin olması hariç.

 Ve ben saygın biriyim.

 Evli değilim, çocuğum yok ve bir çöplükte kendi başıma yaşıyorum.

 Masraflar daha az.

 Para biriktirebilirsin.

 Firma iflas ettiğinde bir dizi kısa süreli işte çalıştım.

 Kısa süreli işler mi?

 Ona kısa süreli işler denmez, bok süreli işler denir.

 Leş işler.

 Bunun aksine biz leş almıyoruz.

 **

Şöyle çalışıyor

  Bu işte üç aşama var.

 Birinci aşama onları bulmak, tamam mı?

 Onları izleyeceksin, tüm filtrelerden geçeceksin.

 Sekreterler, asistanlar falan.

 Sonra onları rahat bırakmayacaksın.

 -Ama aşırı fazla.

 -Taciz ettiğin için ihbar etmezler mi?

 Her zaman ihbar ediliriz.

 Özellikle ikinci aşamadaki insanlar tarafından.

 İkinci aşama nedir?

 Onları utandır.

 Katılmıyorum.

 Borçlu olmaktan dolayı utandıkları bariz, ben de utanıyorum.

 Gösterdiğimde daha iyi anlayacaksın.

 Şu çokbilmişlerin birinden borcu geri almalıyım.

 -Alabilir miyim?

 -Teşekkürler.

 -Hayır, bitirmedim.

 -Sadece kabuk.

 -Ona yeni bir dilim getir.

 -Burası self servis.

 Hayır, bu yeterli.

 Self servis olduğunu biliyorum ama getiremez misin?

 Hayır, üzgünüm.

 Yapamam.

 Bizim için bir ayrıcalık yaparsan üstü sende kalabilir.

 Arkadaşıma bir dilim pizza getir.

 -Bir peynirli dilim daha mı?

 -Doydum dedim sana.

 Ne tür istersin?

 Peynirli mi?

 -Daha fazla istemiyorum.

 -Nasıl?

 -Hadi!

 -Peynirli.

 Pekâlâ, peynirli.

 Bunu neden yaptın?

 O kızın üzerinde bir anlığına gücünün olması hoşuna gitmedi mi?

 Dürüst ol.

 -Hayır, hiç de bile.

 -Yazık.

 Yardımı olabilirdi.

 Senin gibi değilim.

 Benim gibi değilsin demek.

 Her neyse, eğer borçlular hâlâ ödemeyi reddederse onları başka şekilde ikna etmelisin.

 -Anladın mı?

 -Ya paraları yoksa?

 Ölülerin parası yoktur, onların var.

 Benim hiç param yok ama sen beni mahvettin.

 Onların parası var dediğim zaman bana inanmalısın.

 Ama insanların artık  Onlar insan değil.

 Onlar borçlu.

 Seni daha sonra fakir zavallılarla tanıştıracağım.

 Ama bunlar kurnaz olanlar, tamam mı?

 Bunların içlerinde kan var ve biz onu çıkarmalıyız, tamam mı?

 İşte pizzan.

 Güzel!

 Sağ ol.

 Para üstü nerede?

 -Ama siz dediniz ki 

-Ne dedim?

 Bu pizza en fazla birkaç euro eder.

 18 euro bahşiş mi istiyorsun?

 Hayır, işte para üstünüz.

 Takılıyorum.

 Üstü sende kalabilir demiştim.

 Çok sağ ol.

**

Bunu neden yaptın?

 O kızın üzerinde bir anlığına gücünün olması hoşuna gitmedi mi?

 Dürüst ol.

 -Hayır, hiç de bile.

 -Yazık.

 Yardımı olabilirdi.

 Senin gibi değilim.

 Benim gibi değilsin demek.

 Her neyse, eğer borçlular hâlâ ödemeyi reddederse onları başka şekilde ikna etmelisin.

 -Anladın mı?

 -Ya paraları yoksa?

 Ölülerin parası yoktur, onların var.

 Benim hiç param yok ama sen beni mahvettin.

 Onların parası var dediğim zaman bana inanmalısın.

 Ama insanların artık  Onlar insan değil.

 Onlar borçlu.

 Seni daha sonra fakir zavallılarla tanıştıracağım.

 Ama bunlar kurnaz olanlar, tamam mı?

 Bunların içlerinde kan var ve biz onu çıkarmalıyız, tamam mı?

 İşte pizzan.

 Güzel!

 Sağ ol.

 Para üstü nerede?

 -Ama siz dediniz ki 

-Ne dedim?

 Bu pizza en fazla birkaç euro eder.

 18 euro bahşiş mi istiyorsun?

 Hayır, işte para üstünüz.

 Takılıyorum.

 Üstü sende kalabilir demiştim.

 Çok sağ ol.

 Bir çift peçete.

 Yapabilirsen gidip bir çift peçete getir.

 İşte burada.

 -İşte.

 -Çok teşekkürler.

 Al bakalım.

 Hadi, soğuyacak.

 Pizzanı ye.

 -Kız güzel.

 -Artık aç değilim.

 Aç değil misin?

 Tamam, o zaman ben yerim.

 Biraz eğleneceğiz.

 Hadi işe koyulalım.

 Utanması gereken o mu?

 Mühendis şu kapıdan çıkacak.

 Nasıl biliyorum?

 -Onu inceliyordun.

 -Aferin Willy.

 Aferin.

 Meclis üyesiyle buluşuyor.

 Restoranda, 1.30’da öğlen yemeği yiyecekler.

 İşte geldiler.

 Beni izle.

 Yavaş ve sakin Willy.

 Bay Caprera!

 Bizi yalnız bırak.

 Elbette sizi yalnız bırakacağım.

 Ama siz müvekkilimin şirketine olan borcunuzu ödemeden olmaz.

 -Seni tanımıyorum!

 Git buradan!

 -Haziran 2013’te ödünç alınmış 95 bin euro.

 -Tanıyor musun?

 -Daha önce hiç görmedim.

 Beni daha önce görmediğin doğru değil.

 Bay Caprera sizi üç kez görmeye geldim!

 Sizi başka zaman ararız.

 -Ve sizinle  -Sizi arayacağız.

  ödenmemiş borcunuz hakkında konuştuk Bay Caprera.

 Bu 95 bin euroluk borç hâlâ ödenmedi.

 Kredi 2013’te çekilmişti!

 -Bay Caprera!

 -Seni piç!

 Beni takip etmeyi bırak!

 Sizi takip etmeyi bırakacağım ama siz müvekkilimin şirketine olan  Eğer durmazsan polis çağıracağım!

 Tabii, biz yasa dışı hiçbir şey yapmıyoruz.

 Polisle müvekkilimin şirketine ödenmemiş olan borcunuzu konuşmaktan mutluluk duyacağım.

 -Canın cehenneme!

 -Haziran 2013’ten beri!

 Bay Caprera!

 Müvekkilimin şirketine toplam 95 bin euro borcunuz Haziran 2013’ten beri var!

 Bay Caprera!

 Şunu bir saniye tut.

 -Sigara içer misin?

 -Evet.

 İşte bu kadar.

 Şimdi ne olacak?

 Şimdi bizi başından savdığını düşünmesine izin vermeliyiz.

 Ne düşünüyorsun?

 Bu delilik, onu herkese rezil ediyorsun.

 Rezil mi ediyorum?

 Ne demek istiyorsun?

 Onu utandırıyorum, olan bu!

 İşe yarıyor mu?

 Hayal edebileceğinden daha fazla.

 Bunu bana yapmadın.

 Ne olmuş?

 Sen fakir bir zavallısın Willy.

 Bu farklı.

 Hadi, içeri girelim.

 Geliyor musun?

 Şu sigaradan kurtul.

 Söyleyeceğim yere otur.

 Oturabilir miyim?

 Teşekkür ederim.

 **

Bay Caprera, buraya ödenmemiş borcunuzu hatırlatmak için geldim.

 Lütfen!

 Beni mahvetmek mi istiyorsunuz?

 Sizi mahvetmek mi istiyorum?

 Şaka mı yapıyorsunuz?

 Lütfen, önemli birini bekliyorum.

 Bay Caprera buraya borcunuzu hatırlatmak için geldim.

 Meclis üyesi de geldi.

 Kalayım mı yoksa sizi yalnız mı bırakıyım?

 Bunu konuşacağız.

 Şimdi git!

 -Bay Caprera merhaba.

 -Bay Cherubini, nasılsınız?

 -İyi ya siz?

 -Her şey yolunda.

 -Lütfen, oturun.

 -Teşekkür ederim.

 -Hemen geleceğim.

 -Tamam.

 Tamam, yarın sabah ofisime gelin ve borcumu nasıl ödeyeceğimi konuşuruz.

 Söz veriyorum.

 Söz veriyorsun demek.

 Ne düşünüyorsun Willy?

 Bir borçlunun sözüne güvenebilir miyiz?

 Bir borçlunun elinde kalan son şey sözüdür.

 Onu da riske atacak kadar aptal olabilir, değil mi?

 Bu aptallık olur.

 Gidelim.

**

 

 Profesör.

 Profesör kim?

 Bir arkadaş, komşu.

 -Bara gelir mi?

 -Hayır.

 Bilardo masası gittiğinden beri buraya gelmedi.

 -Profesöre mi düşkünsün?

 -Evet.

 O tam bir deli.

 Profesör sayılmaz.

 Ne demek istiyorsun?

 Öyleyse hayır.

 Kimsem yok.

 Gerçekten gitmek istiyor musun?

 Neden kalayım?

 İtalya’da evimdeymiş gibi hissetmiyorum.

 İnsanlar bıkkın ve üzgün.

 Ve ben de üzgün olmak istemiyorum.

 **

-Bay Fantinari.

 -Evet, benim.

 Kimsiniz?

 Müvekkilime olan 80 bin euroluk borcunuzu hatırlatmak için geldim.

 Nasıl ödemeyi düşünüyorsunuz?

 Borcum yok, kredi çektim.

 Çünkü yürütmem gereken bir işim var.

 Kredilerime bakarım.

 Şimdi, beni rahat bırakmazsan avukatlarımı ararım ve onlar senin kıçını yırtar.

 Şimdi bir randevum var çünkü gerçek bir işim var.

 Anlaşıldı mı?

 Ne yapıyorsun lan?

 Gitmesine izin mi veriyorsun?

 -Ne yapayım?

 -Batırdın.

 Hadi.

 Bay Fantinari istediğiniz kadar saklanabilirsiniz ama sizi bulacağım.

 Ve ödemeye niyetiniz yoksa müvekkilim parasını öyle ya da böyle geri alacaktır.

 Hayır, zayıf noktamı hedefle.

 Daha kararlı ol!

 Baştan başla!

 Bir adam yüzünü değiştiremez.

 Şık yeni bir takım elbise alınca kokusunu gizlediğini sanan fakir işçi sınıfından biri gibisin.

 Ama gizlenmiyor.

 Fakir birer zavallı oldukları alınlarına yazılmış.

 Bay Fantinari.

 Daha iyi.

 -Franco biralar geldi.

 -Teşekkürler Fabrizio.

 Neye bakıyorsun?

 Neye bakıyorsun?

 Burası senin gibi fakir zavallılar için değil.

 Tekrar yap!

 Seni daha kararlı göreyim.

 Kanlanmış gözlerini görmek istiyorum!

 -Bay Fantinari!

 -Daha yüksek!

 -Bay Fantinari!

 -Hadi!

 Bay Fantinari!

 -Bay Fantinari!

 -Yine mi!

 Müvekkilimden Temmuz 2010’da ödünç aldığınız  -Buna inanmıyorum!

 – 80 bin euroyu ödemeniz için geldim!

 -Kim bu adamlar?

 -Kim bunlar?

 Deli!

 Bir çift deli!

 Tüm gün beni rahatsız ettiler.

 Sana söyledim, onlar deli!

 Aslında bir çift palyaço.

 Beyler, bugünlük yeter.

 Bay Fantinari’nin müvekkilimden Temmuz 2010’da ödünç aldığı 80 bin euro borcu ödemesini istiyoruz.

 Bu yüzden Bay Fantinari borcunuzu nasıl  Dinle, şimdi fazla ileri gittin!

 O ne lan?

 Daha kötüsü var, genelde yumruk atarlar.

**

 Söyle oğlum, ne günah işledin?

 Karımla birkaç kez tartıştım.

 Çocukların önünde mi?

 Hayır.

 Asla çocukların önünde değil.

 Başka?

 Nedenini bile bilmeden otoyoldaki bir kafeden gazete çaldım.

 Evet.

 Başka?

 Bir garsona kötü davrandım.

 -Çok mu sinirlendin?

 -Hayır.

 Hoşuma gitti.

 Suçlu hissetmedim.

 Gerçek şu ki şimdi bana bunu anlatman suçlu hissettiğini gösterir.

 Başka bir şey yok mu?

 Hatırladığım bir şey yok.

 Sen kendini affedersen Tanrı da affeder, hürmetkâr kulu aracılığıyla seni affedecek.

 Kefaret için dua et.

**

-Beni yalnız bırakın çocuklar.

 -Sorun ne?

 Profesör benimle gel.

 Onu rahat bırakın.

 Bakın kim gelmiş!

 Hayatta yükseliyorsun.

 Eski arkadaşını unuttun.

 Unutmadım, sadece işler şu an biraz karmaşık.

 -Bugün kazandın mı profesör?

 -Genelde kayıp mı ediyorum?

 Borç için teşekkürler.

 Şimdi geri ödeyebilirim.

 Bu nedir?

 Bir arkadaştan hediye kabul edemez misin?

 Geri ödemeyi tercih ederim.

 Değiştin mi sen?

 Guido?

 Profesör.

 Hadi, içeri gel.

 Başka zaman profesör.

 Al!

 Sorun ne Guido?

 İş nasıl gidiyor?

 Depoculuk işi iyi.

 Guido, neden yalan söylüyorsun?

 Dün gece nihayet nasıl yapıldığını fark ettim.

 -Neyi nasıl yaparsın?

 -İçinde ol!

 Sistem, elbette!

 Sistemin içinde olmak için içinde de sistemi biraz barındırmalısın.

 Tek yolu bu.

 Aksi hâlde hepsi sadece beceriksiz girişimlerdir.

**

Tamam, anladım.

 -Bayım, beni utandırıyorsunuz.

 -Aptal olma.

 Sen garsonsun, şu parayı al ve bize yiyecek bir şey getir.

 Ne yapıyorsun?

 Rina.

 -Nereye gidiyorsun?

 -Sana eşlik ediyorum.

 İçecek bir şey ister misin?

 Bar kapalı.

 Hadi, sadece bir tane.

 Bu da ne?

 Bana da mı bahşiş teklif edeceksin?

 **

 Bunu duydun mu?

 Birisi şikâyet etti diye aziz gibi davranıyorlar.

 Ama onlara borç verdiğimizde ses çıkarmıyorlar.

 Dinle, bir dahaki sefere bayan arkadaşımıza daha çok baskı yapın.

 Benim için bir zevk.

 **

 Arkadaşlarınla bir gün geçiremedikçe  Çünkü biz arkadaşız.

 Bir şey göstermek istiyorum.

 Sana borcunun ödendiğini resmî olarak bildirmek istiyorum.

 İşte.

 Kolay değildi.

 Çok çalışmam gerekti Willy.

 Artık borcun benimle olmak.

 Arkadaşız sanıyordum.

 Elbette.

 Sana bunu da vermemi istedi.

 Bizimle kal ve bu aylık maaşın olsun.

 Kendini beğenmiş biri olmalısın.

 **

Yarın seni bankaya götüreceğim.

 -Bankaya mı?

 -Bankaya.

 Borçlularımızı nereden aldığımızı sanıyorsun?

 Öyleyse kabul ediyor musun?

 Bu adam 2010’da 50 bin borç almış.

 Bir zamanlar batmış bir inşaat firması.

 Kurnaz biri ama parası var.

 Yüzde dört.

 Bu kez borcun gerçek olmasını umalım çünkü geçen sefer Fantinari ile hukuki bir ayrılığa düşmüştük.

 Tamam, yüzde dört öyleyse.

 Alanında en iyilerden biri tarafından eğitildin.

 Biliyorum.

 -Yakında bana ticareti öğretecek.

 -Evet, tabii.

 Toplam miktar.

 Rinaldi’nin dosyasını verebilir misin?

 Rinaldi.

 İşte burada.

 Buraya mı gidiyoruz?

 Fabrikadaki kıza değil mi?

 Hayır.

 Önce Rinaldi’ye gidiyoruz.

**

 Günlerdir ertelediğim bir davaydı.

 Bir restoranda yarı zamanlı çalıştığınızı sanıyordum Bay Rinaldi.

 Beşte birini alıkoyabileceğimizi düşünmüştüm.

 -Zaten beşte birini alıyorlar.

 -Anlıyorum.

 Aylık 600 euro kazanıyorum ve 120’sini alıyorlar.

 İki çocuğumla aylık 480 euroya yaşamalıyım!

 -Nasıl yaşadığımızı göremiyor musunuz?

 -Başka geliriniz yok mu?

 Hayır, iki yıl önce işimi kaybettim ve başka bulamadım.

 -Herhangi mülkünüz?

 -Yok.

 -Bir akrabanız?

 -Hiçbir şey!

 Hiçbir şeyimiz yok!

 Böyle yapmayın Bay Rinaldi yoksa fikrimi değiştirteceksiniz.

 Ne demek istiyorsunuz?

 Anlamadım.

 Borcunuzun geri alınamaz olduğunu bildirmeyi düşünüyorum.

 Beni bağışlayın, bu ne demek?

 Borcumuzu silebilirsiniz mi demek?

 İnanıyorum ki mali durumunuzu düşününce borcunuzun bir kısmını bile ödeyemezsiniz.

 Utanıyorum, biliyorsunuz.

 Çok utanıyorum.

 Ne kadar utandığınız umurumda değil Bay Rinaldi.

 Gerçi borcunuzu ödememek utanılacak bir şey.

 Evet.

 Şey  En azından biraz şükran bekliyordum.

 Elbette.

 En azından  Bilemiyorum.

 Bana ve meslektaşıma güzel bir yemek ısmarlarsınız.

 Ve sen güzel bir yemek için ne kadara ihtiyacın var?

 100 euro mu?

 150 mi?

 200 euro mu?

 Ne dersin Guido?

 Tahminimce 200 euro yetecektir.

 200 yapalım.

 -İşte.

 -Hayır, meslektaşıma verin.

 İşte  Yeterli değil mi Guido?

 Değilse etrafına bak, alabileceğimiz bir şey olmalı.

 Pekâlâ.

 200 euro yeter öyleyse.

 Ama ben de onu istiyorum.

 Evet.

 Hayır, yanlış anladınız.

 Size çerçeveyi bırakacağım, fotoğrafı istiyorum.

 Fotoğrafı mı?

 Evet, borcunuzu silmek için koşullarım bunlar.

 Fotoğrafı istiyorum.

 Çünkü gülerken olan bir resminiz bende olsun istiyorum.

 Arkana bak.

 Penceredeler mi söyle.

 Evet, pencereden bakıyorlar.

 Borç silmenin bana bir bedeli var, onlara da bir bedeli olmalı.

**

 Peki ne yapıyorsunuz Bayan Lorace?

 Temizlik şirketi için çalışıyorum.

 Bina merdivenlerini mi temizliyorsunuz?

 Anlıyorum.

 Burada Bay Sergio Listri ile yaşadığınız yazıyor.

 -Bu doğru mu?

 -Evet.

 Ev giderlerine katkıda bulunuyor musunuz?

 Yapabilirsem.

 Çünkü burada durumunuzun gerçekten kötü, feci, karmaşık olduğu yazıyor.

 Ne diyorsun Guido?

 Bayan Lorace  Zor bir zaman yaşıyor, belki de  Bayan Lorace  Borcunuz toplam 15.

800 euro.

 Bununla araba almışsınız.

 Borcunuzu nasıl ödeyeceksiniz?

 Bilmiyorum.

 Şu anda ödeyemem.

 -Arabaya ihtiyacım var çünkü 

-Arabaya ihtiyacın olduğunu biliyorum.

 Herkesin arabaya ihtiyacı var.

 Ama şu akrabanız var.

 Ilenia Lorace.

 Avellino bölgesinde apartmanı var.

 Teyzemin bununla hiçbir ilgisi yok.

 Bunu yapamazsınız.

 Hayır, yanılıyorsunuz.

 Yapabileceğimize inanıyorum.

 Ailede varlıklı olan tek akrabanız.

 Yapabiliriz, değil mi Guido?

 Elbette yapabiliriz.

 Bir araba için evi cidden kaybettirebilir misin?

 Elbette hayır ama onu aldattık.

 -Ama demiştin ki  -Ne?

 Onu korkuttuk, bize inandı.

 Bir zamanlar bana bu işin en zor yanını sormuştun.

 İşte bu!

 Kendini işe karıştırmamak!

**

Guido!

 Profesör!

 Onu tanıyor musun?

 Kim o?

 Baban mı?

 Amcan mı?

 Arkadaşın mı?

 Evet, bir arkadaşım.

 Arabaya bin, bana bırak.

 -Ona dokunmamalısın!

 -Dokunmayacağım, arabada bekle!

 Burada ne yapıyorsun Guido?

 -Bekle, burada bir hata olmalı.

 -Ne hatası?

 Profesör güzel evini yenilemek için borç istedi ve şimdi geri ödemiyor.

 Hepsi bu, görüyorsun ya.

 Telefon ettiğimde o kapadı.

 Değil mi?

 -Şimdi kim olduğunu biliyorum.

 Merhaba.

 -Merhaba.

 Bir hata var.

 Evi güzel değil, benimki gibi çöplük.

 -Üzgünüm.

 -Sorun değil.

 Aldığın borçla ne yaptın öyleyse?

 Guido açıklayacak mısın?

 Ne yapıyorsun?

 -Ceset taşıyıcılarla mısın?

 -Ceset taşıyıcılar mı?

 Depoda çalışmıyor muydun?

 Artık depoda çalışmıyor.

 Beni bir dakika dinle.

 Franco  20 bin euro ile ne yaptı?

 Dinlemeyeceğim!

 -20 bin euro nerede?

 -Biliyor musun gerçekten sinir bozucusun.

 Öyle miyim?

 Seni mahvedeceğim.

 Seni biz ezeceğiz!

 Borç ile ne yaptığını söylemeni istiyorum.

 Karım hastaydı.

 Ama banka, döşemeye yatırım yapmayı doktor tedavisine kıyasla daha akıllıca bulmuş gibiydi.

 -Senin için ne fark eder?

 -Fark eder!

 Çok fark eder.

 Karına olanlar için üzgünüm.

 Onun için Babamıza dua edeceğim.

 Meryem adına.

 Ama sen ödeme yapmalısın.

 Bir saniye konudan çıkmamın sakıncası var mı?

 1400’lerin sonlarına doğru İsa’nın öğrettiği duayı etmene izin verilmezdi.

 Alacaklıların bazı sözleri söylememesi beklenirdi.

 “Bizim borçluları affettiğimiz gibi.”

Bunu gerçekten yapmadan söyleyemezsin.

 Bir yalancı, sahtekâr olarak değerlendirildi.

 -Lütfen.

 -Bir palavracı!

 Kötü bir niyetim yok, sadece bir şeyi düzeltiyorum.

 İşlerin pozisyonu önemlidir.

 -Bilirsin, matematikte fraktallar  -Profesör, bekle.

 -Lütfen, bir saniye bekle.

 -Şimdi ne var?

 Onun yaşlı deli bir adam olduğunu görmüyor musun?

 -Bilardoyu politika olarak analiz ediyor.

 -Beni uyuz ediyorsun.

 Bize geri öde, paran var!

 Param yok!

 Paran var, 640 euro emekli maaşın var!

 Oturalım ve nasıl çözeceğimize bakalım.

 Guido söyle ona, lütfen!

 Ne yapabiliriz?

 Umarım söylediklerime alınmamıştır.

 Ne yapacağım?

 Bu insanlarla nerede tanıştın?

 Merak etme profesör.

 Halledeceğim.

 640 euro ona nasıl ödeme yaparım?

 Bu karın mı?

 -Bu karın mı?

 -Hayır, bunu yapamazsın!

 -Guido!

 Bırak!

 -Bu o mu?

 -İn!

 Bu ne lan!

 -Ne yapıyorsun lan?

 Al, git.

 Artık borcun yok.

 -Yok mu?

 -Daha önce yaptık, onu da bırak.

 Buna nasıl cüret edersin, seni küçük bok!

 -Artık onu yalnız bırak!

 -Hayır, dur!

 Bu kâğıdı al!

 -Halledeceğim!

 -İstemiyorum.

 Alabilirsin.

 Sen de şu işe yaramaz adamlardan birisin.

 Şu bir sike yaramaz adamlardan.

 Kâğıt kalsın!

 Artık gidebilirsin, özgürsün!

 Ama borç silmenin bana bir bedeli var!

-Evine git.

 -Sen de geliyor musun?

 -Hayır, eve git.

 Sonra konuşuruz.

 -Lütfen  -Profesör!

 Eve git!

 -Benimle gel Guido.

**

 Franco!

 Franco!

 Git yoksa  Bekle!

 Buna inanamıyorum!

 Seni beladan kurtardım.

 Sana ticareti öğrettim.

 Sana arkadaşlığımı teklif ettim.

 Bekle, lanet olsun!

 Seni evime davet ettim.

 Beni bekle.

 Çocuklarımla tanışmana izin verdim!

 Ve o bir kahraman gibi davrandı.

 Arkadaşının borcunu sildi ve nazik hissetti.

 Sen neler diyorsun lan?

 Daha üç gün önce bir adam dövdün.

 Ve bunu yapmakta haklıydın.

 Çünkü işler böyle işler.

 Bu bir iş değil!

 Öyleyse ne?

 Çarpık, anormal bir bok.

 Ama bir iş değil.

 -Daha önce endişelerin yoktu.

 -Endişelerimi nereden biliyorsun?

 Oğlunun önünde bir adamı rencide etmeni engellememişti.

 Şimdiyse tanıdığın biri olunca masum gibi davranıyorsun.

 O zavallı, yaşlı bir adam!

 Bir arkadaş!

 Bunu göremeyecek kadar mal mısın?

 Gerçekten arkadaşının borcunu silmek istemediğimi mi düşünüyorsun?

 Gerçekten zavallı, yaşlı, ölmüş bir adamdan para koparmak istediğimi mi düşünüyorsun?

 Çünkü bunların hepsi ölü.

 Bunların hepsi ölü!

 Bütün şu borçlulara bak!

 Onlara para veriyoruz ama onlar ölü.

 Çoktan öldüler!

 Sen ve ben de çoktan öldük!

 Denedim  Ama bunu yapamam.

 Ben senin gibi değilim.

 Bunu bir daha düşün.   

 Sen zavallısın.

 Kendini kurnaz ve para dolu biri olduğuna ikna etmişsin.

 Zavallı.

 Umurumda değil lan.

 İşimi yapıp evime temiz kafayla gittiğimden emin oluyorum!

 Sana güvenmiştim.

 Durma.

 ***

 Tanrım adın kutsal kılınsın, egemenliğin gelsin.

 Cennetini dünyaya getir.

 Bize günlük ekmeğimizi ver ve borçlarımızı affet.

 Bizim borçluları affettiğimiz gibi.

 Bizi günaha sürükleme ve kötülüklerden koru.

 Âmin.

 Alt yazı çevirmeni: Canan Örmen 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s