27: GONE TOO SOON (2018) / (27 Kulübü/ Çok Erken Gitti)

 

Yönetmen: Simon Napier-Bell

Yazar: Simon Napier-Bell

Yıldızlar: Steve Blame , Paul Gambaccini , Dan Gillespie

Altyazı çevirmeni: Melih Akbalik

Özet:

27 Kulüp tuhaf bir fenomendir. 1967-1971 yılları arasında Janis Joplin, Jimi Hendrix, Jim Morrison ve Brian Jones’un ölümlerinden doğmuş olan sayı, her sanatçının ölüm anında yaşını ifade eder. Terim daha yakın zamanda Kurt Cobain ve Amy Winehouse’un ölümleriyle yeniden ortaya çıktı.

Bu sanatçıların her birinin nadir görüntüleri, Simon Napier-Bell’in yönettiği 27 Gone Soon adlı yeni filmde bir araya getirildi ve 27 yaşındayken sonsuza dek donmuş olan bu ikonların hayatlarını, müziklerini ve etkilerini gösteriyor. Olly Alexander (Yıllar ve Yıllar) ve Gary Numan gibi diğer atistlerin görüşmeleri ile serpiştirilmiş. İkincisi, daha önce La La Land’deki mükemmel Android ile, ruh sağlığı ve güvensizliğin birleştiği endüstrinin baskılarını gösteren, şeytanlarını filmde paylaştı . The Independent’e, “Yıllardır tanıdığım insanlarda yeterince imha gördüm” dedi. ‘İnsanları böylesine korkunç bir yola yönlendiren şeyin içine büyüleyici bir bakış. ‘

Film, müzik endüstrisinin tuzakları ile birlikte uyuşturucu kullanımı ve zihinsel sağlık sorunlarındaki artışı vurgular. 27 Kulübün orijinal dönemi, tüm LSD renkli renklerinde, bu sorunlardan etkilenecek pek çok başka sanatçı ve eseri ortaya çıkardı (Barrett, Bowie, Townshend, Ray Davies… devam etmeli miyim?) Ama Film, daha bilinçli olarak bildiğimiz bir sosyal medya çağında bile, yüzeyin altında yatan bir sorun üzerinde hala tartışma yapılması gerektiğini gösteriyor.

“27 yaşındayken, ya başarmışlardır ya da kariyerlerinde düşüş yaşayacakları zor bir aşamadadırlar.

 27’ye kadar başaramadıysan, başaramazsın. ”

Belgeselde müzik yıldızları, eleştirmenler, tıp uzmanları ve görünmeyenler gibi bunları bilen kişilerle yapılan görüşmeler yoluyla 27 yaşında hayatını kaybedenlerin hayatları, müzikleri ve sanat eserleri ile cevap bulunmaya çalışıldı…

https://fourculture.com/27-gone-too-soon-new-documentary-on-mental-health-and-the-music-industry/

Film Metni

27 Kulübü, o yaşta hayatını kaybeden altı özel müzisyen için verilen kabul görmüş bir isim.

 Brian Jones, Jimi Hendrix, Janis Joplin ve Jim Morrison.

 Üç yıldan az bir arayla hayatlarını kaybettiler.

 Bu, bu söylemin oluşmasına sebep oldu.

 20, 30 yıllık bir aranın ardından da Kurt Cobain.

 Son olarak, Amy Winehouse.

 Bu sektör çok kısa ömürlüdür ve insanların ünlü olma arzusunu sömürür.

 Sizi alır ve bir sonrakine geçer.

 27 yaşındayken, ya başarmışlardır ya da kariyerlerinde düşüş yaşayacakları zor bir aşamadadırlar.

 27’ye kadar başaramadıysan, başaramazsın.

 20. yüzyılın, 21. yüzyılın müziğine bakın.

 Aslında 27 yaşında ölen 50 ünlü müzisyen var.

 26 ve 28’e bakarsanız 100 kişi var.

 Popüler müzik alanında, şöhretin zirvesindeyken hayatını kaybeden herkese bakacak olursanız, binden fazla kişi 35 yaşından önce hayatını kaybetti.

 Hatırlıyorum da bir akşam, bir ödül töreni yemeğindeydim.

 Bir menajer yaklaştı ve dedi ki, “O sanatçı senin değil, benim kontrolümde.

 Ona sabahın üçünde uyuşturucu götüren benim. ”

 Bazı uyuşturucular çok yıkıcıdır.

 Sorun şu ki uyuşturucu aldığınızda, amacınızı, dengenizi kaybedersiniz.

 Duymak istediğinizi duyarsınız.

 Mesele bu, müzisyenler çok hassas.

 Sahnedeyken, doğanız gereği savunmasızsınız, yani bu aslında insanların size ne yansıttığıyla ilgili.

 Sonunda, üç unsur olur; alkol, uyuşturucu ve depresyon.

 Ve biliyoruz ki travma aileden geçebilir, önlem alınmazsa da, tekrar edebilir.

 Eğer aklı başında, çok güçlü biri değilsen ve bütün bunları elde edebiliyorsan o zaman gerçekten gitmelisin.

 Bu, hassas insanlara göre bir iş değil.

 Ben RCA’da A&R’ın başındayken çok da iyi durumda olmayan bir sanatçı geldi.

 Konuşamıyordu, iyi değildi.

 Sorunları vardı, belliydi.

 Ayağa kalktı ve eroin iğnesi yere düştü.

 Bu korkunç olay gerçekten yaşandı mı?

 Rock’ın Bermuda Üçgeni’ne cevabı.

 Bu sanatçı, toplum ve    para kazananların gönüllü anlaşması.

 Birçok önemli rock yıldızını genç yaşta kaybettik.

 Neden özellikle bu yaşta?

 Mitoloji.

 Rock and Roll’un Loch Ness Canavarı.

 27 Kulübü’nden fazla yaşamayı başardım, ama zar zor.

MÜZİK ŞİRKETİ YÖNETİCİSİ A&R & MÜZİSYEN

LSD ÇİZGİ ROMAN Müzik sektörü, 60’lı yıllarda birden büyük bir değişim geçirdi  ve bir anlamda iç görülü oldu.

 Hanımlar ve beyler, bu Londra; “Hareketli Londra” olarak anılıyor.

 Hendrix, Janis Joplin ve Jim Morrison gibi kişiler  bir anlamda bilinçaltlarını keşfetmeye başladılar.

 Müzik dünyası bir şekilde entelektüel hale geldi.

 Oxford Üniversitesi’nde öğrenciyken, Rolling Stone dergisine, Londra’ya geliyordum.

 O günlerde müzik dünyası bir köy gibiydi.

RADYO VE TV SUNUCUSU 

Sosyal medya yoktu, bu yüzden resepsiyonlarda, konserlerde, lansmanlarda buluşmak zorundaydınız.

 Herkes birbirini tanırdı.

 PINK FLOYD’UN ESKİ MENAJERİ 

Bilirsiniz, bu, tüketim toplumunun  başlangıcıydı.

 Gençlerin ailelerine benzemek yerine kendileri gibi olmalarının başlangıcı.

 Bugünlerde modanın zirvesinde olmak için böyle ayakkabılar giymek zorundasın dediler.

 Müzik son derece önemli bir kültürel güç olma yolunda gelişiyordu.

 ALBÜM YAPIMCISI

Savaş sonrası müzik kolektifinin aniden farkına vardığı şey  

 PSİKOLOG VE PSİKOTERAPİST

insanların kendi yatak odalarında çaresizce çektikleri acının birden dönemin ruhuyla birleşebileceğiydi.

 Radyoyu açarsınız, ya da bir albüm satın alırsınız ve birden yatak odanızda birisi tam da tek başınıza çektiğiniz acıyı hiç duyulmamış bir şekilde ifade eder.

 Bence bu jenerasyonun insanları ciddi anlamda hoşgörülüydü.

 GAZETECİ VE KÖŞE YAZARI

Yakın tarihte, hiç hayattaki asıl amacı kendilerini mutlu etmek olan bir başka jenerasyon daha olmamıştı.

 Müzik şirketleri, dünyada olup bitenlere bakıyordu.

 ÇOCUĞUNUZ KENDİSİNİ Mİ ÖLDÜRÜYOR?

 UYUŞTURUCU KULLANIMI DERNEĞİ

Önce esrar içiyorlar, sonra aside geçiyorlardı.

 Müzik ve esrar arasındaki ilişki aleniydi ama uyuşturucuyla ilişkisi gizliydi.

 EĞİTİM HEDEFLERİ

ŞARKICI, SÖZ YAZARI, RADYO SUNUCUSU 

Psikedelik ilaçlar sizi değiştirilmiş bir bilinç düzeyine taşıyabilir  ama her zaman bilincin farklı düzeylerine girip çıkarız.

 Başarılı sanatçılar ya da gerçekten iyi sanatçılar, o düzeylere çıkıp, onları yaratıcılıkları için kullanabilenlerdir.

 Tamamen bilinçli bir aşamaya geldiklerinde çalışmalarını rasyonelleştirip iki yönü de olan  hem bilinçaltının derinliklerinden gelen vahşi ve biraz mantıksız hem de ustalık gerektiren bir iş çıkarırlar.

 İnsanların ölçüsüz olduğu bir önceki döneme bakarsanız, caz dönemine, caz işinde para yoktu bu yüzden de insanlar umursamadılar.

 Rock and roll’da çok para vardı ve geçmişte benzeri yoktu.

 Sürekli alem yapmak, uyuşturucu kullanmak istediler ve bağımlı oldular.

 Şimdi insanlar çok daha dikkatli ve ihtiyatlılar çünkü 50 yıllık rock and roll geçmişimiz ve bu 50 yılın rock and roll kayıpları var.

 Kokainin çıkışıyla aynı döneme denk geldi.

 Sık sık yaşanıyordu ve dün gece yeniden yaşandı.

 Miami Uluslararası Havaalanı’nda kokainden tutuklanan biri.

 Bir Kanadalı, üç çift platform ayakkabının içinde, ülkeye bir buçuk kilo kokain sokmaya çalışmakla suçlanıyor.

 Johnny Depp’in Beyaz Şeytan filmini izlediyseniz kokain dağıtım yollarının, Kuzeydoğu Amerika ve Avrupa’ya 1970’lerin başlarına kadar ulaşmadığını biliyorsunuzdur.

 Ulaştığında, tam anlamıyla ulaştı.

 Kokain çok sinsi ve tehlikeli bir uyuşturucu çünkü  o kadar hızlı ki, ruh halinizdeki değişim çok çabuk oluyor ve sınırsız bir enerjiye sahip olduğunuz yanılsamasını yaratıyor.

 Bazı uyuşturucular çok yıkıcıdır.

 KRALİYET KOLEJİ PSİKİYATRİSTLERİ

Sorun şu ki uyuşturucu aldığınızda, amacınızı ve dengenizi kaybedersiniz.

 Duymak istediğinizi duyarsınız.

 Plak şirketlerinin sanatçıyla ilişkisi, sanatçının arkadaşı haline gelmekti.

 Bunu da onlara her istediklerini vererek yaparsınız.

 Alkol kullanıyorlarsa, alkol alırsınız.

 Esrar içiyorlarsa esrar alırsınız.

 Eroin isterlerse eroin alırsınız.

 Kokain isterlerse, kokain alırsınız.

 Haftada on binlerce dolar kazanıyorlardı.

 Yani, bankadaki bakiyeniz yükseldikçe insanlar bununla orantılı olarak, fiziksel dayanıklılıklarının da arttığını düşündüler.

 Çok açık bir şekilde herkes muazzam miktarda kokain tüketiyordu.

 Henüz yeni olduğu için kimse doğru kullanımın ne olduğunu bilmiyordu.

 UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI KONTROL KOMİSYONU

Sadece karşılayabilecekleri şeyleri yapıyorlardı.

 Bu da çok şey demekti.

 Çok farklı bir durumdu ve sanatçıların çok fazla istismar edildiği bir manipülasyon şeklini görebilirdiniz.

 MÜZİK AVUKATI

Sektörümüzdeki kokain kültürü, o manik durumu korkunç bir şekilde körüklüyordu.

 Kokain kullanımından kaynaklanan kişilik bozulmasının en bilinen örneği David Bowie’ydi.

SELAM VE VEDA

 Victoria İstastasyonu’nda faşist selamı verdi. Sonradan aşırıya kaçtığını kabul etti.

 Peki bunu yaptıran neydi?

 Henüz bilmiyorsanız, ne olduğunu anlamak için aşırıya kaçan insanlar tanımanız lazımdı.

 Uzun saçlı kafalarında akla yatkın hiçbir fikir olmayan, çığlık atan, taşkın, pop yıldızlarına hayran ergenler.

 Böyle bir şeyin içindeyken hayattan çok şey istiyorsunuz.

 ŞARKICI SÖZ YAZARI VE ALBÜM YAPIMCISI

 Ünlü ve zengin olmayı senin için deliren insanların olmasını, hepsini istiyorsunuz.

 Aptal olamazsınız.

 Dünyadan istediğiniz, büyük bir şey.

 Ama başlamak için hak etmek zorundasınız.

 Uzun bir kariyer için, bunu sürdürmelisiniz.

 Elbette poptaki başarının geçici doğası gereği art arda hit şarkılar yazmazsanız, hemen kötü yorumlar almaya başlarsınız.

 İzleyiciler sürüler halinde uzaklaşmaya başlar.

 Sonra da başarının geçerliliği uçup gider.

 Dolabımda bir çeşit çözülebilir ağrı kesici stoğum vardı.

 Birkaç yıl önce bir arkadaşım bununla kendini öldürmeyi başarmıştı.

 Tam da bana göre bir  kaçış planı.

 Hepsini bir arada düşünebilirsin, sektörün çılgınlığı, elinin altında olan içki, uyuşturucu, kadınlar, isteyebilecekleri her şey.

 Bir sürü kişiyle sevişiyorum, her çeşit uyuşturucu var.

 Harika bir şey.

 Bu yolculuğa çıkacağım ve 18 ay uyuşturucu alıp muhteşem vakit geçireceğim.

 Müzik ve bağımlılık arasında doğrudan bir bağlantı var mı?

 Aslında müziğin hepimize sunduğu şey, sıkıntılardan uzaklaşmak, kafanın içindeki düşüncelerin kıskacından çıkmak.

 “NEVER ENOUGH: A WAY THROUGH ADDICTION” YAZARI

Kendi dertlerinden uzaklaşmak.

 Sanırım sanatçıların bir taraftan zor buldukları şey, gecenin geç saatlerinde, bu duygular yükseldiğinde gidip yatmak.

 Onları köreltmek için çok fazla içmeden ya da uyarıcı madde almadan nasıl üstesinden gelebilirsiniz?

 Günlük hayatınızı kontrol etmek için çok fazla ilaç almak tehlikelidir.

 Ara sıra takılmakta sorun yok, fakat bir alışkanlığa dönüştüyse hayatınızı kontrol etmeye başlar.

 Aynı etkiyi görebilmeniz için hep daha fazlası gerekir.

 Sonunda da yıkıcı hale gelir.

 Bu olguyu tanımlayan şeyler nelerdir?

 Aslında bu insanlarda ortak görülen her şey.

 Hepsi kötü bir çocukluk geçirmiş, hayatlarının çok erken dönemlerinde korkunç şeyler yaşamış kişiler.

 Aşmaları için destek görmemişler.

 Yani endişe dolular ve yaratıcılık onlar için çıkış noktası.

 Genellikle genç yaşta, yanlış anlaşılmış, üstün zekâlı kişiler.

 Asi bir yaradılışları var.

 Toplumdan dışlanmış, kaybolmuş, yanlış yönlendirilmişler.

 YAZAR & YAYINCI

Nihayetinde, kendilerini iyileştirmek için yaptıkları şeyden çok para kazandıklarından, alkol ve uyuşturucunun keyfini sürdüler, bunlar da onları öldürdü.

 CHILLI JESSON PALMA VIOLETS SOLİSTİ 

Bence, tarihte sık sık rastladığımız büyük sanatçılar  kendimden bahsetmiyorum, ama muhtemelen bazı travmalar yaşamışlar.

 13 yaşındayken babam öldü.

 O öldüğünde, bilirsiniz, sanırım bende doldurulması gereken bir boşluk oluştu.

 Babasız büyüyen bir ergendim.

 Bir şeyler yaratmaya ihtiyacım vardı.

 Sanırım 14 ya da 15’tim.

 Tam hatırlayamıyorum, 14’tü.

 Asperger olduğum söylendi. (Asperger sendromu diğer insanlarla etkileşimi oldukça zorlaştıran gelişimsel bir bozukluktur. )

 İlaç verdiler.

 Bir ya da iki yıl sakinleşmek için   Nardil ve Valium kullandım.

 Çok endişeli biriydim.

 Asperger yüzünden saçma bir düzeyde konsantre ve takıntılıyım.

 Bir şeylere kafamızı takıyoruz.

 Eğer kariyer olarak müziği seçmişseniz, taktığınız şey bu oluyor.

 Brian, ne kadar süre Rolling Stones’la birlikteydin?

 İlk üyelerden biri misin?

 Evet, ilk üyelerdenim.

 Bundan önce ne yapıyordun?

 Bir şey olmasını bekleyip amaçsızca dolaşıyordum.

 Brian Jones zor bir başlangıç yaptı.

 18 aylık kız kardeşi öldüğünde, o üç yaşındaydı.

 Tabii ki de bilişsel işlevler tüm çocukluğumuz boyunca gelişiyor.

 Yani, sofistike bir şekilde kaybı kavramsallaştırmasak da, onu varlığımıza deneyimle işliyoruz.

 Her sanatçı, çocukluğunda bir şekilde boka batmıştır.

SENARYO YAZARI VE TV SUNUCUSU 

Çoğu zaman buna sebep olan şey  en iyi eserlerini yaratmalarını sağlar.

 Sakince görmezden gelinen bu otostopçular şov dünyasının en ünlü beş genç adamıydı.

 Rolling Stones.

 O şoförlerin bazıları, onlarla tanışma şansını kaçırdıklarını öğrendiklerinde çıldıracaklardı.

 Brian Jones, Mick’le ve Stones’un geri kalanıyla tanışmadan çok önce de çok yol kat etmişti.

 Alkol ve uyuşturucu haplar kullanıyordu.

 19 yaşındayken, üç farklı kadından üç çocuğu vardı.

 14-15 iken, ilk çocuğu oldu.

 GAZETECİ, YAYINCI & YAZAR

Başka bir aile yaratıyor gibiydi.

 Okulu bıraktı, seyahate çıktı.

 Sokak çalgıcısı oldu.

 Londra’ya geldikten ve Alexis Korner ile tanıştıktan sonra Blues ile ilgilenmeye başladı ve kendini insan kalabalığına kaptırdı.

 MARİHUANA

Brian Jones en başından beri kötü çocuktu.

 Stones’un kötü çocuk imajının Andrew Oldman tarafından yaratıldığı söylense de, bunu yapan Brian’dı.

 YAZAR VE GAZETECİ 

O, Mick ve Keith’in Ealing Blues Kulübü’ne girdiğinde  gördüğü kişiydi.

 “İşte bu.  Böyle olmak isteriz. ”

 Her şeyi vardı.

 Çok iyiydi çünkü doğasında vardı.

 O zamanlar Brian’a delice aşıktım.

 Sonuçlarını düşünmedim.

 Aslında, dürüst olmak gerekirse yedi aylık hamile olduğum zamanda bile hamile olduğuma inanamıyordum.

 Brian Jones için çok üzülüyordum.

 Görünen o ki, grubun fikir adamı oydu.

 İNGİLTERE’NİN YENİ SANSASYONU THE ROLLING STONES

Grubu o kurdu.

 KONSER EFSANEVİ ROLLING STONES ŞOV

SADECE BİR GECELİĞİNE, CANLI İNGİLTERE’NİN YENİ YILDIZLARI

 Bir çeşit Blues özentisi görünümlerinden uzaklaşıp rock and roll’a geçmelerine  tek başına karar verdi.

 Brian, Anita Pallenberg ile sanırım Almanya’da tanıştı.

 Bir anda Avrupa’daki en gözde çift haline geldiler.

 Britanya’da gelmiş geçmiş en büyüleyici, en havalı, en iyi giyinen rock and roll yıldızları onlardı.

 Örnek bir rock and roll çifti.

 Keith Richards, Anita Pallenberg’i ondan kaptığında, 1967’de, sanırım kız kardeşini yeniden kaybetmiş gibi hissetmiştir.

 Değil mi?

 Annesini yeniden kaybediyor.

 Son derece güvensiz olduğu için gösteriş ve çalımın kabuğuna sığınıyordu ve Stones’a katıldı.

 Kısa zamanda Mick’in daha çekici bir yanı olduğu ortaya çıktı  ve tüm ilgi ondan uzaklaşıp Mick’e yoğunlaştı.

 Çok kıskanmış olmalı.

 Ama sonra menajerleri, Andrew Loog Oldham geldi ve “Keith ve Mick, şarkı sözleri yazmaya başlamalısınız, parayı böyle kazanabilirsiniz. ”

 dedi.

 Brian biraz kenara itilmiş oldu.

 Hayatları ve başarıya giden yol farklı baskılar oluşturuyor.

 BMG BAŞKAN YARDIMCISI

Bazen söz yazarları inanılmaz varlıklı olurken, diğer üyeler olamıyor.

 İşlerin nasıl yürüdüğüne bağlı.

 Bu duruma çok içerledi çünkü grubu o kurmuştu, grup onun bebeğiydi.

 Ellerinden kayıp gitmişti.

 Brian Jones, ölümü ve Brian Jones hikâyesi gerçek bir trajedi çünkü grubu ondan alınmıştı  ve buna rağmen  grubu temsil eden semboller ve grubun görünüşü bakımından, hâlâ çok önemliydi.

 Müzik anlamında uzun süre hiçbir katkısı olmadı, ve ölümü  sanırım, bir anlamda kaçınılmazdı.

 Pop yıldızı olmak çok tehlikeli bir iş.

 Kendini riske atıyorsun.

 Çok fazla psişik enerjiyi salıveriyorsun.

 Brian Jones bunun iyi bir örneğiydi çünkü eğer Mick Jagger ve  Keith Richards’a bakarsanız, onlar rollerine alışmışlardı.

 Keith ilk zamanlarında biraz anti-sosyal bir tipti.

 Büyük kulaklarıyla çok da havalı değildi.

 Zamanla Brian Jones’a dönüştüğünü görürsünüz.

 Çünkü Brian Jones tipik bir asiydi ama günün sonunda bu maskeyi çıkarıp kenara koyamadı.

 Reddedilme ile karşılaştığında, sorunlarını unutmak için uyuşturucu almaya başladı.

 Rolleri nasıl oynayacağını bilemedi.

 Sorunlarından bazıları ailesine, çocukluğuna, içinde büyüdükleri ortama kadar uzanıyor ve bazıları da genelde konuşulmayan, istismar içeren bir ilişkiden kaynaklanıyor.

 Rolling Stone’un geleceği çok belirsiz.

 Hayattaki hedefim asla bir pop star olmak olmadı.

 Hoşuma gitti  ama tereddütlerim vardı Pek tatmin oldum denemez.

 Kendini uzaklaştırmaya başladı.

 Örneğin, yola çıkacaklarsa, diğerlerinden ayrı seyahat ederdi.

 Başka bir otelde kalırdı.

 Grup arkadaşlarıyla konuşmaz, onlarla birlikte takılmazdı.

 Hayatını çok zorlaştırmaya başladı.

 Müzisyenler yaratıcıdır.

 Yaratıcı ve kırılgandırlar.

 İlle de tam olarak ne yapmak istediklerini, ne hissettiklerini ifade etme yeteneğine sahip olmaları gerekmez.

 Brian çok açık bir şekilde, birlikte çalışılması imkânsız biri haline gelmişti.

 Böyle düşündüler  Sanırım durum bundan çok daha karmaşıktı.

 Muhtemelen ayırıyorlardı  Stüdyoya girdiklerinde  enstrümanının sesini kısıyor ya da neredeyse kapatıyorlardı.

 O bunun farkına bile varmıyordu.

 Müzik grupları çete gibidir ve bazı çetelerin baskın üyeleri vardır.

 Sanatçılarda ve gruplarda da baskın üyeler vardır.

 Bazen gerçekten bir çeşit zorbalığa dönüşebilir.

 Bariz bir şekilde alkol ve uyuşturucu kullanmaya başladı.

 Birkaç kez yakalandı.

 Stones, 1969’da yeniden turne için Amerika’ya gitmek istedi.

 Brian uyuşturucudan dolayı ceza aldığı için vize alamadı.

 Diğerlerinin canına tak etti ve onu gruptan attılar.

 Baggers Banquet’i kaydettikten sonra, sanırım her şey tahammül edilemez hale geldi.

 Ayrıldığında şok olmuştum.

 Sanırım bütün hayranları öyleydi.

 Çünkü Rolling Stones dendiğinde aslında Mick Jagger’ı düşünmezsin, Keith Richards da aklına gelmez, Brian Jones’u düşünürsün.

 Halkın gözündeki simge oydu.

 Mick, sahnede Mick Jagger kişiliğini oluşturduğunda çoğunlukla Brian Jones’dan biraz da Keith Richards’dan esinlenmişti.

 Ama tabii ki, Keith Richards zamanla Brian’ın kıyafetlerini giymeye başlıyor.

 Metafor olarak değil, gerçek anlamda.

 Aynı şallar, aynı kıyafetler ve şapkalar.

 Bu biraz tuhaf çünkü Brian’ın yenik düşmesine ve ardından ölümüne kadar bunda pek başarılı görünmüyor.

 Sanki Brian’ın en iyi özelliklerini alıp bunu kullanıyor gibiydiler.

 O muhteşem Winnie the Pooh hikâyelerinin yazarı olan A.

 A. Milne’in evini, Cotchford Çiftliği’ni satın aldı.

 Bu her şeyi anlatıyor.

 Çocukluğunu geri almak isteyen genç bir oğlan bu.

 Gece yarısı, Jones, İsveçli kız arkadaşı Anna Wohlin ve arkadaşı  Mick ve Marianne’den  Frank Thorogood’la yüzmeye gitti.

 Bir süre sonra, Bay Thorogood ve Anna eve geri döndü.

 Döndüklerinde Jones’un havuzun dibinde olduğunu gördüler.

 Şaşırdık mı?

 Gece yarısı onu havuzun dibinde bulmuş.

 Muhtemelen kayboldu, yüzmeye gitti ve alkol ve uyuşturucudan dolayı orada sızdı.

 Onu havuzdan çıkardılar.

 BRIAN JONES’U KURTARMAYA ÇALIŞAN KIZ 

Çıkardıklarında ölmek üzereydi  ve kısa süre sonra öldü çünkü kızın İngilizcesi kötüydü.

 Yardım için kimseyi çağıramadı.

 Hastaneye götürdüklerinde ölmüştü.

 Brian boğuldu, tabii ki  kendi yüzme havuzunda  Bunun, yeni mevcudiyetinin başlangıcı olması gerekirdi.

 Ama bir hafta geçmeden Rolling Stones en az 250 bin kişiye Hyde Park’ı çalıyordu.

 Mick Jagger kalktı ve Shelley’nin Adonais şiirinin bazı dizelerini okudu.

 “Huzur, huzur, o ölmedi.

 O yatmadı ebedi uykuya.

 Yaşam rüyalarından uyandı.

 Fırtınalı düşlerde kaybolan da biziz hayaletlerle, kazananı olmayan savaşlarda olan da.

 Ve delice bir transta, ruhlarımızın bıçaklarıyla saldırıyoruz. ”

 Mick açık bir şekilde kendisini Jones’un yakın arkadaşı olarak gösteriyordu ama yaşarken yanında olmamıştı.

 Mick Jagger bir anda Rolling Stones’un başına geçmişti.

 Bay Fish’in tasarımları içinde çarpıcı görünüyordu.

 Hatta Brian anısına kelebekler saldıklarında yarısı ölmüştü çünkü kelebekleri karton kutularda tutmuşlardı.

 Öyle bir anda bile olanlara bak.

 Stones’un Hyde Park konseri, ölüm ve diriliş gibiydi.

 Kelebek sembolü de çok ilginçti.

 DOĞUM 28 ŞUBAT 1942 ÖLÜM 3 TEMMUZ 1969 (YAŞ 27)

Hendrix, 60’ların psikedelik neslini kucaklayan özel biriydi.

 Bu anlamda bir muammaydı.

 Jimi’nin yetişme tarzının ne kadar sorunlu, ne kadar feci olduğunu fark ettiğinizde, Dickens oranlarının ötesinde olduğunu görürsünüz.

 Hendrix’in durumunda, o  çok gençti ve tahmin edeceğiniz gibi, aşırı derecede hırpalanmıştı.

 Annesi onu doğurduğunda 17 yaşındaydı.

 Daha kendisi çocuktu.

 Bir parti kızı, yani Electric Lady’nin başlangıç modeli oldu.

 Annesi onu, babası II. Dünya Savaşı’ndayken doğurdu.

 Hepsi birbirini takip etti.

 Ciddi doğumsal bozukluklara sahip üçüncü erkek kardeş oldu.

 Ardından doğan iki kız kardeşten birisi kör doğdu, diğerinde de yine doğumsal bozukluklar vardı.

 İnsanın aklına, bunların annenin hamileliğinde tükettiği bir şeyden dolayı olduğu geliyor.

 Sonra anne ortadan kayboluyor.

 Küçük kardeşine bakmak zorunda kalıyor.

 Burası onu tetikleyen yer, yaratıcı güdülerinin geldiği yer.

 Jimi’nin bir dizi dönüşümden geçtiğini düşünmek büyüleyici bir şey.

 Mutlak kaostan askeriyenin tam zıttı olan kısıtlamalarına ve tenkitlerine geçiş yapıyor.

 Oradan, grubun diğer üyelerini dikkatlice dinlemeniz gereken, kendinizi topluluğun gücüne adamak zorunda olduğunuz bir swing grubuna.

 Bence Jimi’nin, varoluşunun bariz çılgınlığının aksine, çok çalışmasının ardında büyük bir disiplin yatıyordu.

 Böyle çok çalışan insanların hepsi aynı zamanda inanılmaz derecede zekidirler.

 Oradan, diğerleri ile birlikte çalmanın muhteşem tecrübesinden sonra aniden İngiltere seyahatine gidiyor.

 Bir anlamda, merak ediyorum, belki de bir hata yaparsanız yevmiyenizin kesildiği o gerçekten zor gruplarda çaldıktan sonra, bu gidiş ve kendi başına çalması  Hızlı bir arabası olan bir oğlan gibiydi, deliriyordu.

 Keith Richards’ın, sevgilisi sandığı Linda Keith adlı bir kızla ilişkisi vardı ve hatta kız onun gitarlarından birini ödünç vermişti.

 Chas Chandler onu İngiltere’ye getiriyor.

 Onu New York’ta, Cafe Wha’da görmüştü.

 Gerisi malum zaten.

 İnanılmaz hızlı bir şekilde yükselişe geçti.

 Bu kadar hızla yükselmesine neredeyse şaşırmıştım ama kesinlikle dönemin ruhunu yakalamıştı.

 Kendisini Londra’da ispatlıyor ve swing grubunda edindiği müzik disiplininin ihtişamını alıp ifade etmenin yeni bir yolunu bulduğu bu tamamen farklı dünyayı keşfediyor.

 Görünüşü, çalış şekli.

 O, yeraltı müziğinin Tanrısı gibiydi, değil mi?

 Yani, 66 yılının sonunda, tam o sırada ortaya çıktı.

 Merhaba, herkese iyi günler.

 Bugün, Beat Club olarak Londra’dayız.

 Soho’nun ortasında, Water caddesindeyim.

 Bu giriş birçok izleyiciye tanıdık gelebilir.

 Burası Londra’daki gençlerin en gözde kulübü, Marquee.

 Birlikte büyüdüğüm sanatçı Hendrix, birkaç kişinin desteklediği  olağanüstü bir yaratıcılık ve müzikaliteye sahipti, ama bunlardan uzaklaştı ve etkisini yitirmeden evvel  hızlı bir yıkım sürecine girdi Sanatsal kabiliyeti hâlâ yerindeydi.

 Söyle bakalım Jimi, sigara içiyor musun?

 Hayır.

 Ama bu adamda  sıradan olan hiçbir şey yoktu.

 Dişleriyle gitar çaldı.

 Gitarı tellere dokunmadan çaldı.

 Bir şov adamıydı, sahneye çıkıp sevdiği müziği yapmaktan biraz daha fazlasını yapmak isteyen doğuştan bir şovmen.

 O müziğe taptı ama hava atmak istedi.

 Jimi, reklam için hile yapmaya ne diyorsun?

 Hile, yine başlıyoruz.

 Bunu söyleyip durmanızdan yoruldum artık.

 Ne bu?

 Dünya büyük bir hileden başka bir şey değil.

 Savaşlar, napalm bombası, hepsi.

 İnsanlar TV ekranlarında yakıldı ve bu da büyük bir hile.

 Woodstock için bir araya getirdiği grup harikaydı.

 Tarihte yerini aldı.

 Efsaneydi çünkü “Star Spangled Banner” şarkısını çaldı ve insanlar bunun Amerikalı olmaktan ne kadar gurur duyduğunu duyurmak için olduğunu düşündü.

 Aslında, Amerikan Hükümeti’ni Vietnam’da yaptıkları sebebiyle eleştiriyordu.

 Tüm dünyaya sesleniyordu, tüm dünya izliyordu, “Ülkemden tiksiniyorum ve artık Vietnam’dan çıkmamızı istiyorum. Bu acının son bulmasını istiyorum. ”

 Bu çok önemli bir ifadeydi ve tarihe geçti.

 Asla unutulmayacak.

 Belki de bu yegane sebeple Jimi Hendrix’i hatırlıyoruz.

 Başarı size hayranlığı getirir.

 Yani sevgiyi, çok fazla insanın hatta uç örneklerde milyonlarca insanın sevgisini.

 Ama siz bunu aldıkça ve daha çok insan size hayran oldukça sizi yalnızca siz olduğunuz için seven insanı bulma şansınız azalır.

 Gerçek bir müzisyendi ve bence müziği gerçekten önemsedi.

 Gösterişli bir müzisyendi ve yalnızca gitarı uç bir noktaya taşımak istedi.

 Jimi Hendrix’le  orta vadeli bir dağılma söz konusuydu.

 İstismarcı insanların çevrelediği bu dahi sanatçı  istediğini yapabileceği paraya sahipti.

 Görebildiğim kadarıyla kendini kaptırmıştı.

 Yevmiyeyle çalışan birine anormal gelecek şeyler, normal gelene kadar.

 Sanıyorum  1968 ya da 1969’du, çantasında eroinle Kanada’ya giderken yakalandığında  ki görünüşe göre vardı  New York’ta takıldığı dünya uyuşturucu kullanan tiplerle doluydu.

 HENDRIX BERAATİNİ HEDİYE OLARAK GÖRDÜ

Londra’dakinden çok daha fazla uyuşturucuya bulaşmıştı.

 Jimi’nin kız arkadaşı Monika Dannemann, Alman bir buz patencisiydi.

 Kızın uyku sorunu vardı, uyuyamıyordu.

 Ağır uyku ilaçları kullanıyordu.

 Jimi bunları buldu.

 Kafası güzeldi, uyarıyı okuyamadı.

 Almanca yazılmıştı.

 Sadece bir hapın yarısının içilmesi gerektiğini anlamadı.

 Yarım tablet.

 O gece, dokuz tane içti.

 Jimi Hendrix Experience sona erdi.

 Asit rock müzisyeni bugün aşırı doz uyuşturucudan Londra’daki bir hastanede hayatını kaybetti.

 Kısa süren kariyerinde Hendrix, sıra dışı bir müziğin, sıra dışı sesleriyle gitarını konuşturdu.

 Dehşete kapılmıştım.

 Jimi Hendrix’i tüm o şovlarıyla gitarını çalarken izlemiştim.

 “Sanırım, bunu görmek için gelmiştin. ”

 dedi.

 Tam bir dahiydi.

 Kim bilir daha neler yapacaktı.

 Ama vücudu bir insan vücuduydu.

 DOĞUM 27 KASIM 1942 ÖLÜM 18 EYLÜL 1970 (YAŞ 27) ÖZGÜRLÜK!

NAACP, DALLAS ŞUBESİ

Janis Joplin, sıradan bir evde yaşayan ve sıradan bir okula giden bu zavallı kız, beş yaşından beri zulüm görmüş biriydi.

 40’lı yıllarda güneyde, Port Arthur, Teksas’ta büyüdü.

 Irkçı bir bölgeydi ve sanırım buna içgüdüsel olarak tepkiliydi.

 Ailesi liberal görüşteydi, ve muhtemelen Janis’in karşılaştığı zorbalık, bu taşralı kültürde liberal düşünceleri ifade etmesinden kaynaklanıyordu.

 Ergenlik yıllarında, rahatlamak için alkol kullanmaya başlamıştı.

 Yani, sanatçı olmadan önce, kendini sakinleştirmek için çoktan alkol kullanmaya başlamıştı.

 Bir keresinde kampüsteki en çirkin kişi seçilmişti.

 Lise mezuniyetine gitmedim

 -Davet edilmiştiniz, değil mi?

 -Hayır, edilmemiştim.

 Yani onlar  Benimle gitmek istediklerini sanmıyorum.

 Janis Joplin, bence çok cefa çekmiş bir karakterdi.

 Çığlığının asıl sebebi  Ne için çığlık atıyordu?

 1963’te San Francisco’ya gitti.

 Sonra hemen büyük şair Lawrence Ferlinghetti’nin sahibi olduğu City Light Books’a gitti.

 Bu yaşam biçimini bir şekilde seviyordu.

 HİPPİ KIZLARLA YAŞAM AŞK

Ve tabii ki, kendini uyuşturucu dünyasına kaptırdı.

 Eroin enjekte etmeye, çok fazla kokain ve başka türde uyuşturucu haplar kullanmaya başladı.

 Müzik dünyasındaydı, müzisyenlerle iç içe olmaya başladı.

 Monterey ve Woodstock’ta sahne aldı, kötü bir halde.

 Pete Townsend Woodstock’taki performansından sonra şöyle söyledi; “Unutmayın, Janis Joplin kötü bir gecesinde bile herkesten daha iyi. ”

 Bilirsiniz, bu sadece müzik.

 Müzik– Müzik böyle bir şey değildir.

 Bence Janis Joplin gibi birine baktığınızda  Janis’le çalışan, onunla yakın olan insanlarla konuştum ve hepsi aynı şeyleri söyledi.

 “Bocaladığını, başının belada olduğunu görüyorduk ama şu an bildiklerimizi o zaman bilmiyorduk. ”

 Rehabilitasyon ya da bağımlılık nedir kimse bilmiyordu.

 Böyle birine baktığında, söyle düşünürsün; Neden sadece daha az içmiyor ki?

 Neden bir şişe Jack Daniels içmek zorunda?

 Neden  Neden eroin kullanıyor?

 Keşke durdurabilseydik.

 Janis plak şirketiyle anlaştığında zaten tam bir alkolikti.

 Sizce bugünün gençleri ne istiyor?

 20-25 kelime.

 Radyo için.

 Dürüstlük ve iyi vakit geçirmek.

 Bulabiliyorlar mı?

 Seni bilmem, babalık.

 Ben iyiyim, en azından iyi vakit geçiriyorum.

 Her pop yıldızı  yalnız kaldığında beklenmedik bir an yaşar.

 Ne tür bir çevren olduğu fark etmez, bir anda birkaç saatliğine yatak odanda kendi kendine kalırsın.

 Ne yaparsın?

 Eğer eroin kullanırsanız, ruh halinizdeki bu sıra dışı değişim öyle etkilidir ki, bir anlığına, sizi içinizdeki çaresizlik ve boşluktan uzaklaştığınız bir yere götürür.

 Yaşananlardan dolayı çok endişelenirdim.

 Böyle ciddi anlamda eroin bağımlılığı olan biriyseniz bırakmak zorundasınız.

 Sona yaklaşırken, bildiğiniz gibi, Janis çok daha sık ve daha ağır haplar aldı.

 Bu, 27 Kulübü’nde ya da her ne demek isterseniz, defalarca tekrarlanmış bir hikâyeydi.

 Janis… Janis Joplin bir keresinde kendi yoğun duygularının kurbanı olduğunu söylemişti.

 Çoğu sanatçının, sanatın doğasıyla ilgili derin düşünen herkes gibi, bir kat derisi eksiktir.

 Bazı şeyleri diğer sanatçılardan fazla hissederler.

 Ben  lisede ressamdım ve kendi kabuğuma çekilmiştim.

 Değiştim.

 Arınmaya çalıştı.

 Evine döndü.

 Şapka takmaya, normal elbiseler giymeye başladı ve biriyle nişanlandı.

 Ama içinde, biliyordu ki bu o değildi, Janis bu değildi.

 Zavallı Janis, kendisine çeki düzen verdi.

 Albüm yapmaya geri döndü, Hollywood’a geri döndü.

 Motel Landmark’a giriş yaptı.

 Bu motel anlaştığı kayıt stüdyosuna çok yakındı.

 Gidecek, prova yapacak ve yeni bir albüm yapacaktı.

 Düşündü taşındı ve karar verdi  Hayır, toparlan ve otele git.

 Bu insanlardan uzak dur.

 Oraya gidersem uyuşturucudan uzak kalamam, bu albümü düzgünce yapacağım.

 Sorun şuydu, uyuşturucu Janis’i daima buldu.

 O otel odasında, aşırı doz eroinden hayatını kaybetti.

 DOĞUM 19 OCAK 1943 ÖLÜM 4 EKİM 1970 (YAŞ 27)

EROİN VE UYUŞTURUCUDAN ÖNCE MARİHUANA KULLANIMI

20 EYLÜL 1970 TOPLUM MERKEZİ 

Biliyoruz ki Jim Morrison askeri makamlara karşı çok asiydi.

 Babası bir amiraldi ve buna paralel olarak her konuda çok katıydı.

 Bunu aşırı şekilde klostrofobik buluyordu.

 Jim Morrison’ın ailesinin aldığı karar çocuk yetiştirirken onlara fiziksel ceza vermemek ve çocuklarına vurmamaktı.

 Ama bunu yerine, askeriyedeki gibi azarladılar.

 Bu da babanın bir çocuğunu önüne alıp çocuk utançtan titreyip ağlama krizi geçirene kadar ona bağırması demekti.

 Yani, şiddetin başka bir türü.

 Kontrol edemeyeceksen, bir kişiliği kullanmak, tehlikeli bir iştir ve Jim Morrison, kendini bir şaire dönüştürmenin esas örneğidir.

 Jim Morrison için kayda değer olan, sanırım dört yaşındayken New Mexico’da yaşadığı şey.

 Ailesiyle bir yere giderken, içinde bir sürü Amerikalı yerli olan  ters dönmüş bir kamyon görüyorlar.

 Bu onu rahat bırakmayan ve bazı şarkı sözlerinde ortaya çıkan bir görüntü.

 Amerika kesin olarak ikiye bölünmüştü.

 Vietnam Savaşını destekleyenler ve bu fikirden dolayı dehşete düşmüş özellikle genç insanlar.

 Böylece The Doors, tabii ki de, bu protestonun vücut bulmuş hali oldu.

 Bu durum, Jim’in kafasını çok karıştırmış olmalı.

 O dönemde, The Doors Amerika’daki en büyük grup haline geliyor.

 Babası Vietnam’ı bombalayan uçak gemisinin başında.

 Bu kaçınılmaz bir çatışma demek.

 Eğer biyografisini okuduysanız, partilerde ya da sosyal ortamlarda bazen antisosyal davrandığını bilirsiniz.

 Şairane metaforlar ve görüntüler konusunda hünerliydi.

 Bunlar bazen ticari, bazen de “Horse Latitudes” gibi sanatsal formda ifade edildi.

 Ama asıl konu şu ki  popüler olmasının bir sebebi de antisosyal olmasıydı.

 Mutsuz olduğu için antisosyaldi.

 Jim Morrison UCLA film okuluna gitti.

 Oradayken LSD’yi keşfetti.

 Aslında ilk Doors şarkısı bu dönemde yazıldı.

 Grup uyuşturucu kullanıyordu.

 Ergenliğimde Jim Morrison’ın yaptığı her şey muhteşem gelirdi.

 GAZETECİ VE YAYINCI

Ve onun  nihilist aşırılıkları, ama savunulamayacak bir şeyi göklere çıkarmak yaşamı sürdürmek için pek de uygulanabilir bir yöntem değil.

 Ve  Yani ben de gençken bir şekilde hoşuma giden farklı farklı sebeplerle bundan keyif aldım.

 Elbette, kadınlar başına toplanınca erkekler ne yapar?

 Hayır demezler, değil mi?

 Yani bir sürü kız arkadaş.

 Bir noktada, hakkında açılan 20 tane babalık davası vardı.

 Önce LSD, marihuana ve alkol alıp üzerine eroinle kafayı bulursun.

 Eroin 60’ların sonunda, o Paris’e gitmeden başlıyor.

 Bir süreliğine kız arkadaşı Pamela ile Paris’e gittiğinde.

 Bir anlamda Paris’e kaçmıştı.

 Ama Paris  gidilecek iyi bir yer değil.

 Hele ki uyuşturucu sorununu aşmaya çalışıyorsan.

 Paris’teki uyuşturucu bataklığının içine düştü.

 Kanunun Kuvveti filminden öğrendiğimiz gibi, eroin Fransa’da  yaygın bir uyuşturucuydu.

 Paris bir anlamda Avrupa’daki eroin ticaretinin merkeziydi.

 Jim Morrison, Paris’te kontrolden çıkmıştı.

 Kendini öldürene kadar içmeye karar vermiş görünüyordu.

 Hatta kısa süre içinde.

 Morrison’ın çok kısa süren kariyerindeki en sıra dışı şeylerden birinin dış görünüşünün ne kadar değiştiği olduğunu düşünüyorum.

 Fakat bunu da kasten yapmış olabilir, kendi imajını yok etmek istemiş olabilir.

 Depresyonda olduğu açıkça görülüyor.

 Çünkü 1966, 1967 yılında, The Doors’un muazzam cazibesinin onun olağanüstü görünüşünden kaynaklandığına hiç şüphe yok.

 Aslan yelesi gibi saçları, yakışıklılığı ile her anlamda son derece karizmatik.

 Ama 1971’de öldüğünde, bir canavardı ve bundan keyif alıyor gibiydi.

 Paris, Saint Germain’deki barlarda geziniyordu.

 Tam anlamıyla ölümüne içiyordu.

 Aşırı dozdan hayatını kaybetti.

Kazara olmuştu, bundan daha fazlası değildi.

 DOĞUM 8 ARALIK 1943 ÖLÜM 3 TEMMUZ 1971 (YAŞ 27)

Brian Jones, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jim Morrison 

Hepsi üç yıldan az bir arayla öldüler.

 27’ler Kulübü mitolojisi böyle oluştu.

 Bir süreliğine unutulmuş olabilir, hatta unutuldu da çünkü yeniden yaşanana kadar uzun zaman geçti.

 Neredeyse 25 yıl sonra, Kurt Cobain.

 Yaşının tipik bir örneği olan bir çocuktu.

 Ebeveynleri boşanmış.

 Aslında, Nirvana’nın bütün üyelerinin ebeveynleri boşanmıştı.

 Anne babasının ayrı yollara gitmiş olmasından hep utanmıştı.

 Ayrıldıkları için onlara kızgındı.

 Annesi bir süre velayetini aldı fakat onunla baş edemedi ve onu babasına gönderdi.

 O da baş edemedi ve bakmaları için akrabalarına ve arkadaşlarına bıraktı.

 Okulda sorun çıkarmaya başladı.

 Kurt Cobain’in ailesinde intihar yaygındı.

 Kurt Cobain ruhsal bozuklukların olduğu bir aileden geliyor.

 İki amcası kendilerini vurarak öldürmüşlerdi.

 Büyük amcalarından biri de kendini vurmuştu.

 Biliyoruz ki travma aileden geçebilir ve önlenmezse nesilden nesle tekrar edebilir.

 13 yaşındayken içmeye başladı.

 Köylerinde yaşlı bir ayyaş vardı, bu yaşlı adama onlara içki alması için rüşvet verirlerdi.

 Küçükken, ormanda kendisini asmış bir çocuk görmüştü.

 Derdi ki, “Bende intihar geni var mı?”

 Nirvana’nın müziğini nasıl tanımlarsınız?

 Limon sıkmak gibi.

 Çok yakışıklı, çok küçük ve çelimsiz, punk rock’dan Sex Pistols’dan, Beatles’dan Monkees’den ve farklı müzik türlerinden tam anlamıyla etkilenmiş bir müzik tutkunu.

 Bence Nevermind, dahiyane.

 Rock albümü ama harika bir de pop albümü.

 Şarkılar muhteşem.

 FEELING GRUBU SOLİSTİ

Karışık ahengiyle mükemmel üç dakikalık pop şarkıları tarzındalar.

 Tutkularıyla ve enerjisiyle de öyleler.

 Kurt Cobain’in Abba’yı çok sevmesi ilginç.

 Yoğun melodilere sahip inanılmaz şarkıları yaptılar.

 Hem de bunu hayal edilebilecek en sıkıcı şekilde, küçük bir stüdyoda mesai saatleri gibi çok uzun saatler çalışarak yaptılar.

 Sanırım Kurt uzun zamandır eroin kullanıyordu.

 Bence Nirvana’nın başarılı olmasından önce de kullanıyordu.

 Beklediğim gibi, eroine başlamadan önce, şunu fark ettim  en başından beri onun da marihuana kadar sıkıcı olmaya başlayacağını biliyordum.

 Bütün uyuşturucular gibi, birkaç ay sonra hava solumak kadar sıkıcı olur.

 Bütün sanatçılar, devam ettirebilmek için ilk adım testini geçmek zorundalar.

 Kurt Cobain’in sınavı, yaptığı bu sarsıcı ve kaba müzikten kaymış olmasıydı.

 Nirvana ızdırabın sevincini yaptı ve onu dünyaya söyledi.

 Dünya da eşlik etti.

 YAZAR

Kurt Cobain rock’ın ahengini değiştirdi.

 Kimse o değişiklikleri yapmamıştı.

 Kimse bu denli orijinal olan o akortları ve muhteşem dizileri kullanmıyordu.

 Bir şekilde, uyumsuz dizileri anlamlı hale getirmekte melodik bir yeteneği vardı.

 Nirvana’nın tadını çıkardığı maddi başarı, hem onun büyük çapta bir yıkıma uğramasına hem de  kültürel tahribata sebep oldu.

 Onunla röportaj yaptığımda, gelecek 10 yıldan beklentilerini sordum.

 Dedi ki “Gelmiş geçmiş tüm popüler müzik türlerinin itibarını yok etmek istiyorum. ”

 Bence oldukça  Bulunduğu konumdan dolayı duyguları çok karışmıştı ve ne kadar yükselirse, bir şirketin rock yıldızı olmanın suçluluğunu o kadar hafifletmeye çalışıyordu.

 Bence çelişkiler yaşayan biriydi.

 İki tarafı da istedi.

 Zengin ve ünlü olmak istedi, başarılı olmak istedi.

 Aynı zamanda da hiçbir şeyle alakası yokmuş gibi görünmek istedi.

 İçinden çıktığı sanatçı topluluğundaki itibarını sürdürmek istedi.

 Punk-rock özgürlük demek olmalı.

 Hoşunuza giden her şeyi sevip kabul etmek ve istediğiniz her şeyi, tutkulu ve iyi olduğu sürece, kafanıza göre çalmak.

 Nirvana’nın son albümü In Utero Steve Albini tarafından yapıldı.

 Steve Albini, tüm dünyaya artık bir şirketin fahişesi olmadığınızı kanıtlamak isterseniz gideceğiniz türde bir yapımcı.

 Çok zeki bir kadın olan Courtney Love ile birlikte olmaya başladı.

 Farklıydı biriydi, o da kendi sorunlarıyla boğuşuyordu.

 Ama Kurt’e arınması için yardım etmeyi denedi.

 Gerçekten de düzgün bir ebeveyn olabilmek için bir yol çizdi.

 Rehabilitasyon merkezine yattı ama arkasını getiremedi.

 Eroin ve fahişe bulmak için  gidilecek bir yer olan Seattle’a geri döndü.

 Kurt bu dünyayı gerçekten sevdi.

 Bu akşam vakitsiz bir ölümü aktaracağız.

 Kurt Cobain, Nirvana grubunun solistiydi.

 Albümleri çok sattı, şarkıları umutsuzluk ve şiddet sembolleriyle doluydu.

 Bir dizesi, “Güneş battı ama ışığım var, gün bitti ama eğleniyorum. ”

 Başarının bir başka kaybı olarak cansız bedeni bu sabah evinde bulundu.

 Kaldıramadı çünkü buna hazırlanmamıştı.

 Altyapısı yoktu, hiç bir desteği yoktu.

 Kız arkadaşı, eşi, o da onun kadar bağımlıydı.

 Yani tutunacağı bir şey yoktu, bir bağı yoktu, kendisini ölçebileceği bir kıstas yoktu.

 Açık bir şekilde kafasına sıktığı bir kurşunla ölmüş.

 SEATTLE POLİS SÖZCÜSÜ

Evinde bir intihar notu vardı.

 Independent’ın ilk sayfasında Kurt Cobain’in ölümünü gördüğümde gerçekten şok olmuştum.

 Neden mi şaşırmıştım?

 Çünkü ilk sayfadaydı.

 Yalnızca bir hit şarkısı vardı ama  tapılan bir adam haline gelmişti.

 Jenerasyonu için bir semboldü.

 O insanlar için, yalnızca bir büyük albümünün olmasının bir önemi yoktu.

 Nirvana’yı gerçekten sevdim ve hayranı oldum.

 Bence bunu yapmış olması çok utanç verici.

 Herkes gerçekten çok üzgün ve şaşkın.

 Anlayamıyoruz, bunun olduğuna inanamıyoruz.

 Akıl almaz bir şey.

 Kurt Cobain gitar çalmada yepyeni bir tarz icat etti.

 Bir anlamda, gitar akortlarındaki evrilme, mükemmel oldu.

 Birçok anlamda neredeyse Stones ya da Beatles kadar etkili oldu.

 Hayrete düşmüştüm çünkü Bing Crosby’den Elvis Presley’e kadar birçok insanın ölümlerinde rol almalarına alışmıştım.

 Ama hayır.

 Bu bir kanıttı.

 Pop müzikte, bir büyük şarkıyla, insanların seni on yıldır hit şarkılar yapanlar kadar ciddiye aldıkları evreye ulaştığımızın bir kanıtıydı.

 Annesi Wendy, o öldüğünde yerel bir gazete röportajında dedi ki, “Gitti ve o aptal gruba katıldı.

 Ona, o aptal gruba katılma demiştim. ”

 Bu, 27 Kulübü olarak anlaşıldı ama aslında o intihar eden amcalarını kast ediyordu.

 Basın bunu yakaladı ve 27’ler Kulübü efsanesi yeniden patladı.

 DOĞUM 20 ŞUBAT 1967 ÖLÜM 5 NİSAN 1994 (AGE 27)

Plak şirketinin kurtarmaya çalışıp başaramadığı kişi, Amy Winehouse’du.

 Çünkü Lucian Grange onunla konuştu ve kendini toparlaması için Bahamalar’a gönderdi.

 YAZAR

İnsanlar Amy’nin sorunlarını konuşuyordu  ve biliyorum ki, Island Record’ın sahibi onu bırakacağız ve sorunlarını çözecek diye düşünüyordu.

 Ama sorunları çok fazlaydı.

 Yani Back to Black milyonlarca sattı.

 En yetenekli sanatçını bırakacak mısın?

 Eğer bu ikiyüzlülüğe yüzeysel olarak bakarsanız, tabii ki sanatçımıza yardım etmek isteriz ve mutsuz olmalarını ya da bağımlı olmalarını istemeyiz 

Bilirsiniz, kaosun içinde bir yatırım olur, felaketin anlatımında bir yatırım olur.

 Reçeteli ilaçlar! Hayır, beni ne delirtti?

 Alkol bana iyi gelmedi.

 Korkunç bir ayyaşım.

 Çok korkunç bir ayyaşım aslında.

 Büyüleyiciydi çünkü içten içe kaynıyordu.

 Isle of Wight Festivali’nde sahneye çıkıp 50 bin kişinin önünde mikrofonu aldığında korunmasızdı, kırılgandı ve deneyimlerinin ona kattığı bütün o farklı duygular yüzünden hayranlık uyandırıyordu.

 Amy’nin çektiği bütün acılar, ister alkol sorunu olsun, ister madde kullanımı, ister çevresel sorunlar, o gün, sahnedeyken o sorun her ne ise, onu muhteşem kılıyordu.

 Amy babasının göz bebeğiydi.

 Babası Mitch taksi şoförü, annesi eczacıydı.

 Doğu Londra’dan Yahudi bir aileydi.

 Amy’nin kaygıları anne ve babasının ayrılmasından kaynaklanıyordu çünkü mutlu bir kızdı.

 Oturup babasının albümlerini dinler, babası da onu kapıp yakın olduğu babaannesine götürürdü.

 Bu sevimli, küçük Yahudi aile hiçbir şeyi umursamadan hayatlarını sürdürüyordu.

 Babasına bayılıyordu ama babası annesini aldatıyordu.

 Yani bu, Amy’nin hatası olmalıydı.

 Bunun kendisinin yaptığı bir hatadan başka bir sebeple gerçekleşmiş olabileceğini anlayamadı.

 Amy’de ısınmak diye bir şey yoktu, birden şöhret oldu.

 ALBÜM YAPIMCISI

 Amy Winehouse gibi yetenekli birisi ara sıra gelir.

 2006 yılında, Back to Black çıktığında sesini bulmuştu.

 Öfkeliydi, tepkiliydi.

 Babasından, annesine yaptıklarından dolayı tiksinmesi gerektiğini biliyordu.

 Bu sırada 20 küsur şarkıyla, dünyaca tanınıyordu.

 Çok belirgin bir şekilde de bağımlıydı.

 Alkolle başlar, esrarla devam eder sonra kokaine geçer.

 Acı çekiyordu, yaralıydı, her şarkısında ortaya çıkıyordu.

 Ama yaşından ve kültüründen dolayı gurur duyuyordu.

 Dışarı çıkmayı ve kafa dağıtmayı gerçekten çok seviyordu.

 Saçını çok çirkin bir şekilde tepeden topladı, dövmeler yaptırdı.

 Kendine zarar vermenin bütün sinyallerini veriyordu.

 Kendinden nefret etmeden, bu mümkün mü ki?

 Amy’nin trajik ve erken ölümü hakkındaki görüşler herkesi oturup düşünmeye sevk etti ve daha fazlasını yapmamız gerek demelerini sağladı.

 Toplumun bu kadar gözü önünde olması benzeri olmayan bir durumdu ve biz bunu unuttuk.

 Ünlülerin dünyasında hatırlayabileceğimiz bazı ölümler oldu.

 Amy’nin hayatını farklı kılan şey, tüm bunları bilgi çağında yapıyor olmasıydı.

 Yani, aldığı her nefes, her fazla doz, içtiği her şarap manşetlerde ve insanların bloglarında yer alıyordu.

 Hiç şansı yoktu.

 Basınla ilk tanıştığımda oldukça korkunç zamanlar geçirdim.

 Basınla uzun bir zaman gerçekten kötü bir ilişkim oldu.

 Asperger olduğum için sık sık yanlış zamanda yanlış şeyler söyledim ve bunu anlayamadım.

 Birkaç yıl boyunca tam bir kabus gibiydi.

 Çünkü oraya çıkar çıkarmaz, oradasınızdır.

 Bundan kaçış yok, ya o insansınızdır-

– Mistik bir durum yok, her yerde kameralar var.

 Belgrad konserinde, o görüntülerin çıkıp yayıldığı yer, insanlar gördüklerinin felaket olduğunu düşündü.

 Kim yani?

 Eğer onun babası, annesi ya da sözüm ona arkadaşıysanız o kadının o sahneye çıkmasına izin verir miydiniz?

 29 yıl boyunca Ivor Novello ödüllerini sundum.

 O 29 yıl içindeki en üzücü olay peş peşe üç yıl ödül kazanan Amy’nin kötüye gitmesini izlemekti.

 İlk yıl, sahneye çıktı.

 Şen şakrak ve gençti ve bu çok heyecanlıydı.

 Bu, ödül kazanan, yaşıtları tarafından onurlandırılan bir pop yıldızından görmek isteyeceğiniz tipik bir hareketti.

 İkinci yıl, sahneye çıktı, çakırkeyifti.

 Tam olarak kendinde değildi ama evet, mutluydu.

 Üçüncü yıl  adı anons edildi, o yoktu.

 Bu, öğle vakti yapılan bir ödül töreni.

 Adı, 14.

30’da anons edilmiş olmalı, ama o henüz kendine gelememişti.

 O fiyakalı öğle yemeğine gitmemiş olabilir ama bütün konuşmalar, üç dalda adaylığı ile lider olan Amy Winehouse hakkındaydı.

 Şöyle düşündüm, eğer 14. 30’da bir yere gidemeyecek kadar dağıldıysan, başın belada demektir.

 Aman Tanrım dedim, birisi buna son vermezse, her şey bitecek.

 Burada ne yaptığımı bilmiyorum, ama maalesef Amy gelemedi, ama iyileşiyor.

 Babasına dedi ki, “Bunlardan uzaklaşmam lazım, tatile çıkmak istiyorum.

 Sadece sen ve ben gidebilir miyiz baba?”

 O da “Tabii, Karayipler’e gidelim. ”

 dedi.

 Yalnızca ikisi, bir tatil planladılar.

 Bir film ekibi getirdi, onlar geldiğinde Amy dehşete kapılmıştı.

 Film ekibiyle çıkageldiğinde “Neden buradalar?”

 diye sordu.

 Babası, “Düşündüm de belki bir tür  ‘Amy Tatilde’ yapabiliriz. ”

 “Ama benim istediğim bu değil, ben hepsini geride bırakıp sadece seninle biraz vakit geçirmek istedim. ”

 dedi.

 Ama tatilde bile o vakti geçiremedi.

 Bence Amy, herkesin onun nasıl olduğunu görebildiği bir aşamaya geldiğinde, tutunacak birilerini aradı.

 Ailesi tarafından yüz üstü bırakılmıştı  etrafındaki insanlar tarafından, hatta plak şirketi tarafından.

 Doğru kararlar alabiliyormuş gibi görünmüyordu.

 Onu koruması gerekenler, onu ihmal etmişti.

 Amy öldüğünde yasal alkol sınırının beş kat üstünde alkol almıştı.

 Soruşturmadaki adli tabip talihsiz biten macera sonucu ölüm hükmü verdi.

 Bence, babası Mitch’in bunda bir rolü var çünkü o  Sanki Amy’nin arkasında, kendi kariyerine lansman yapıyor gibiydi, ki öyle de yaptı.

 Kızının bale ayakkabısından sızan kanlı fotoğraflarına bakmak, kendine verdiği zararı düşünmek ve “Amy’nin bana ihtiyacı var, onun babasıyım, onu kurtarmam gerek. ”

 demek yerine, o ne yaptı?

 Müzik kariyerini başlattı.

 Bir çakma Frank Sinatra olarak, hayallerini gerçekleştirmeye çalıştı.

 Yaşadıklarından uzak durmak için bu desteklere ihtiyacı vardı.

 Fakat o odasında, cep telefonuyla tek başına kaldı.

 Garip bir evliliği vardı ya da evlilik değildi, kimse o ilişkiyi tam anlamıyla bilmiyor.

 Amy Winehouse’un kötüye gidişinden neler çıkarabiliriz?

 Bir tanesi, eğer aşağı doğru gidiyorsa birini durdurmak zordur çünkü kalplerini kontrol edemezsiniz.

 Zihinleri, duyguları kendilerine aittir.

 28. yaş gününden önce, kendisini alkolle zehirledi ve hayatını kaybetti.

 Eski arkadaşları ve plak şirketi bir anda bütün kötü şeyleri karşılayabilecek kadar parası olan dibe doğru giden birini kurtarmak için yeterli değildi.

 Neden kimse onunla ilgilenmedi?

 Bir koruması vardı, neden kimse onun ne içtiğine bakmadı?

 Alında kimse onlara bakmıyor.

 Neden kimse onlara göz kulak olmadı?

 Demek istediğim Amy’nin kapısının önünde bir koruması vardı ve o içeride ölüyordu.

 DOĞUM 14 EYLÜL 1983 ÖLÜM 23 TEMMUZ 2011 (YAŞ 27)

Komplo teorilerine inanmıyorum.

 Sektör, sanki Tanrıların ziyafet masasında oturup “Aşağıda en dibe batmış olan kim?”

 dediği bir yer gibi.

 Benim için, sanırım ben kendi değerimi tamamen müzikte başarı sağlamaya bağlamıştım.

 Eğer çok fazla insan beni severse onaylandığımı hissedecektim.

 21 yaşındayken tek yaptığım sabahları kalkıp, şarkılar yazmak, düşünmek, hayal kurmak ve uyumaktı.

 Hayatım bundan ibaretti.

 Kimsenin umursamamasının harika bir yönü var.

 Sadece yaratıyorsunuz, bir şeyler yapıyorsunuz, bir çocuğun oyun oynaması gibi oynuyorsunuz.

 Kendinizde değilsiniz.

 Sonra o baloncuk, insanların sizin hakkınızda fikirleri oluştukça küçülüyor ve yaptığınız işte para var.

 Yaptığınız işte para olduğu sürece herkesin bir fikri olur.

 Bir insan  bir kâr kaynağı, altın yumurtlayan tavuksa  20 EYLÜL 1970 gerçek arkadaşlar dışında, etrafındaki herkes, kendi istediklerini temin edecektir.

 Uyuşturucu, yalnızca sanatçılarla kalmaz.

 Bazen plak şirketinden sanatçıya geçer.

 Dürüstçe söyleyebilirim ki, sektördeki bazı insanlar aynı sebeplerle acı çekiyorlar.

 Sanatçıyla, öncelikle bağ kurmalısınız.

 Ne yapılacaklarını söylemeden evvel onlarla bir köprü kurmalısınız.

 Bazen şöyle söylüyorum; “Gidip kötü bir şey alman yerine sana ilaç yazdırsam daha iyi. ”

 İlk yaptığınız şey GMC lisansınızı koruduğunuz sürece istikrarı hedeflemek.

 Şüphesiz, bir yönetici olarak bazen insanları düşündüklerimi yapmaları için cesaretlendirmek kariyerleri için en iyisi oluyor.

 Kariyerleri için mi, yoksa cüzdanım için en iyisi olduğu için mi?

 Ticaretle arada bir çizgi var, değil mi?

 Bu o çizgi ve benim için kalın bir çizgi var.

YEARS AND YEARS GRUBU SOLİSTİ 

Sektörün başarı olarak tanımladığı şey  albümlerin satması, ki hepimiz onu istiyoruz, ama kültürel anlamda uygunluğu sürdürebilmek, radyoda çalınmak, albümlerinizi satmak bence ulaşılamaz bir şey.

 Şöhret travmatiktir çünkü herkes istediğini düşünür ama kapınızı çaldığında, baş etmesi zordur.

 Gördüklerime bakarak kesinlikle bir yıldız olmak istemezdim.

 Bu çok hassas ve kısa ömürlü bir hayat.

 Bir süre eğlenceli olabilir, ama ruhunuzu kaybedersiniz.

 Sosyal hizmet görevlisi olmak, müzik sektörünün işi değildir ama sahip olduğu şartlar sebebiyle, müzik sektörü bunu mümkün kılar.

 Bence müzik sektörünün bir sorumluluğu var.

 Genç bir yetenekle çalışırken kesinlikle bir sorumluluğumuz var.

 Unutmayın, müzik sektörü olarak çok para harcıyoruz.

 Sanatçılara yatırım yapıyoruz.

 Eğer 300, 400 ya da 500 bin pound yatırım yapacaksam ki bu bazen bir buçuk milyon pounda ulaşabiliyor, parayı kazanmaya başlamadan önce bu büyük bir yatırım.

 Yatırım yaptığımız sanatçının sağlam olduğunu bilmek isteriz.

 Odada tek başına kalmış, ağlayan sanatçılar gördüm.

 Yürüyüp gittim ve şöyle dedim; “Ne yapacağım?

 Bu bir sanatçı. ”

 JOPLİN KONSERDE

Kimse onları rahatlatmıyor.

 Dünya ne kadar korkunçlaştı.

 Eğer paralarını alacaksanız, size bedavaya vermeyecekler, hayır kurumu değiller.

 Karşılığını isteyecekler.

 Daha az sanatçı var ve çok para kazanan daha az sanatçı var.

 Benim düşünceme göre rock and roll’un anlatım şekli bir anlamda sona geliyor.

 Şirketlerin tanınmayan sanatçıları bulup  onları bir kalıba soktukları günler artık bitti.

 Tabii ki kimse bir zarara yol açmak istemez, bu isteyerek yapılmaz ama onlar bu şirketler için ham materyaller.

 Sanırım onlardan makul bir şekilde güvene dayanan bir iş bekleyebilirsiniz.

 Ahlaki bir vazife bekleyebileceğinizi sanmıyorum.

 Bence çoğu sanatçıda, genel anlamda diyorum, bir şeyler eksik.

 Sektör onlarla devam etmenin yolunun istediklerini vermekten geçtiğini biliyor.

“GELECEK BELİRSİZ AMA SON HEP YAKINDA”

 Jim Morrison

MİCHAEL JACKSON – GONE TOO SOON

Like A Comet

Blazing ‘Cross The Evening Sky

Tıpkı bir kuyrukluyıldız gibi gece gokyüzünde alevlendi

Gone Too Soon

Cok erken gitti

Like A Rainbow

Fading In The Twinkling Of An Eye

Göz açıp kapayıncaya kadar kayboldu

Gökkusagı gıbı

Gone Too Soon

Cok erken gitti

Shiny And Sparkly

Parlak ve parıltılı

And Splendidly Bright

ve ihtisamlı aydınlık

Here One Day

Bır gun

Gone One Night

Bır gece gitti

Like The Loss Of Sunlight

Güneş ışığının zararı gibi

On A Cloudy Afternoon

Bulutlu bir öğleden sonra

Gone Too Soon

Çok erken gitti

Like A Castle

Built Upon A Sandy Beach

Bir kumsala inşa edilmiş şato gibi

Gone Too Soon

Çok erken gitti

Like A Perfect Flower

Mükkemmel bir çıcek gıbı

That Is Just Beyond Your Reach

Sadece senın erişebılecegının ötesınde

Gone Too Soon

Çok erken gitti

Born To Amuse, To Inspire, To Delight

İlham vermek Eglendırmek Sevındırmek ıcın doğmus

Here One Day

Bır gun

Gone One Night

Bır gece gıttı

Like A Sunset

Dying With The Rising Of The Moon

Ayın yukselısıyle öluyor

Gün batımı gibi

Gone Too Soon

Cok erken gitti

Gone Too Soon

Cok erken gitti

***

JİM MORRİSON

Faydalanılan Kaynak: https://listelist. com/jim-morrison/

Doğumu: 8 Aralık 1943 Melbourne, Florida, ABD

Ölümü:3 Temmuz 1971 (27 yaşında)Paris, Fransa

2. Dünya Savaşı’na katılan bir amiral olan George Stephen Morrison ile Clara Clark Morrison 1942 yılında Hawaii’de tanıştı. Oğulları James Douglas Morrison 8 Aralık 1943’te Florida’da doğdu.

Henüz dört yaşındayken, ailesiyle birlikte New Mexico otoyolunda giderlerken, kaza yapıp ters dönmüş bir kamyon ve bu kamyondan çevreye saçılmış ölmek üzere olan yaralı Pueblo yerlilerini görür. Gördüğü bu manzaradan çok etkilenir. Bunu yıllar sonra şu şekilde anlatacaktır:

“Ölümü ilk keşfettiğim an… Ben, annem, babam, büyükannem ve büyükbabam gün batarken çölde ilerliyorduk. Bir kamyon dolusu Kızılderili başka bir kamyona ya da bir şeye çarpmıştı. Kızılderililer bütün ana yola dağılmıştı ve kanlar içinde ölümü bekliyorlardı. Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi. Ben daha çocuktum, o yüzden arabada oturup beklemem gerekiyordu. Ben bir şey görmedim. Tek gördüğüm şey garip, kırmızı boya ve yerde yatan insanlardı, ama bir şey olduğuna emindim. Çünkü onların yaydığı dalgaları hissedebiliyordum. Birden yerde yatan insanların da olay hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmediklerini fark ettim. İşte o an ilk kez korkuyu tattım. ”

Morrison daha sonra arkadaşlarına, o gün ölen Kızılderili’nin ruhunun kendi ruhuna geçtiğini söyleyecekti.

UCLA’de sinema öğrencisiyken Highway adlı bir film çekti.

The Doors’un adı nereden geliyor?

Grup adını Aldous Huxley’nin kafası güzelken (Bkz. Meskalin) yazdığı The Doors Of Perception adlı kitaptan alır. Hatta Huxley’nin kitabının adını koyarken de, William Blake’in “kapıların ardında bilinen ve bilinmeyen gerçekler vardır” dizelerinden etkilendiği söylenir. Morrison, UCLA’i bırakıp bohem bir şekilde takılırken (tam olarak kumsalda güneşlenirken) Manzarek’le karşılaşır, ki Manzarek zaten Morrison’ın sınıf arkadaşıdır. Jim, Ray’a kendi yazdığı Moonlight Drive adlı şarkıyı söyler. Ray bu şarkıyı çok beğenir ve grup kurmayı önerir. Robby Krieger ve John Densmore’un da gruba katılmasıyla 1965’te The Doors resmen kurulur.

6 yılda 6 albüm

 

Jim Morrison’lı The Doors altı yılda altı albüm yaptı: The Doors (1967), Strange Days (1967), Waiting For The Sun (1968), The Soft Parade (1969), Morrison Hotel (1970), LA Woman (1971).

Morrison sonrası

 

Grup Jim’den sonra da çalışmalarını sürdürmüş olsa da, Jim’le olduğu gibi bir başarı yakalayamamıştır. Bu “physcodelic blues rock” grubu, Morrison’dan sonra Other Voices adlı tek bir albüm yapabilmiştir.

An American Prayer / Bir Amerikan Yakarışı

Jim Morrison şiirlerinden derlenmiş bir şiir kitabıdır. Kitaba da adını veren şiirden…

 

Ilık ilerleyişin farkında mısın yıldızların altındaki?

Varolduğumuzu biliyor musun?

Anahtarlarını unuttun mu krallığın?

Gerçekten doğdun mu acaba

ve sağ mısın acaba?

Hadi icat edelim yeniden tanrıları,

tüm çağların tüm mitlerini, sembollerini kutlayalım, derin mürver ormanlarının

(Unuttun mu yoksa derslerini eski savaşların?)

Büyük altın döllere muhtacız

Babalarımız gülüşüyor ormandaki ağaçların bağrında,

anamız ise ölü yatıyor denizde

Katliama sürüklendiğimizin farkında mısın…

 

Sadece bir solist değil

 

Aynı zamanda bir şair olan Morrison’ın şiirleri “Tanrılar, Yeni Yaratıklar” adlı bir kitapta toplandı.

The Lizard King

Bir şarkısında geçen “I am the lizard king, I can do anything” sözünden dolayı “Lizard King”, yani “Kertenkele Kral” adıyla da anılır. Kendisine bu lakabı uygun görmesinin sebebinin, Morrison’ın, kertenkelelerin tamamının yok olmasının bile ekosisteme bir zarar vermediğini öğrenmesi olduğu söylenegelir. (Gerçekten böyle olup olmadığı tartışmaya son derece açıktır tabii. )

Bir bakıma istediği oldu aslında

 

Grup arkadaşı Ray Manzarek’e “Ben bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum. Herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız. Sonra? Boooooom ve ben yokum. Bir daha hiçbir zaman böyle bir şey görmeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar” demiştir.

Nasıl öleceğini seçebilseydi

https://youtu. be/wuY1EI26n8Q

Ölüm konusunda bir seçim yapma şansı verilseydi, ne şekilde ölmeyi tercih edeceğini şu sözlerle anlatmıştı:

“Bir uçak kazasında ölmek güzel bir gidiş olurdu. Uykumda, yaşlanınca ya da aşırı doz uyuşturucudan ölmek istemiyorum. Ölümü hissetmek, koklamak, tatmak, duymak istiyorum. Ölüm bize yalnızca bir kez gelecek, bu fırsatı kaçırmak istemem. ”

Öldü mü, ölmedi mi?

Elvis Presley, Michael Jackson gibi Jim Morrison’ın da ölmediğine dair efsaneler hâlâ dolaşıyor. Hatta grup arkadaşı Ray Manzarek bile “Otopsi bile yapılmadı, öldüğüne inanmıyorum” açıklaması yapmıştı. Ray Manzarek’in iddiasına göre, Jim’in sevgilisi Pam ona kokain yerine eroin vermiş, bunu da alkolle karıştırıp burnundan çekmesini istemiştir. Morrison bunu yaptıktan sonra kan kusarak ölmüştür. Hazırlanan resmi rapora göre ölüm nedeni kalp krizidir. Sevgilisinin kendisini aldatmasına dayanamayıp intihar ettiği de iddialar arasındadır. Konuyla ilgili şu haber ilginizi çekebilir.

“Kata ton daimona eaytoy”

Jim Morrison’ın mezar taşında yazan bu yazı “içindeki kendi şeytanına dair” ya da “içindeki şeytana doğru” anlamına gelir. Paris’teki mezarından alınıp Los Angeles’a nakledilmesi düşünüldü ama buna izin verilmedi. Mezarı halen Paris’te birçok büyük ismin de gömülü olduğu Pere Lachaise mezarlığındadır.

Akıllara zarar sahne şovları

Sahne şovlarında kendi döneminin en çılgın şarkıcısıydı Morrison. Sahne ekipmanlarını darmadağın ettiği bir konserinde hızını alamadığı, seyircilere penisini gösterip mastürbasyon yaptığı söylenir. İçinde bulunulan dönemi düşündüğümüzde, bu davranışları herkes için marjinaldi. Sadece sahne şovları değil, şarkı sözleriyle de sınırları zorladı. Şiddet, seks, alkol, uyuşturucu, intihar gibi temaları içeren şarkı sözleri sebebiyle hukukçular ve polis peşini bırakmadı.

Sahnede tutuklanan ilk şarkıcı

Sahnede tutuklanan ilk şarkıcıdır. Hem de iki kez! İlki sahne arkasında bir kadınla zorla ilişkiye girmeye çalıştığı iddiasına, ikincisi sahnede soyunduğu ve seyircilere penisini gösterdiği iddiasına dayanıyordu. Bu tutuklamalardan sonra Morrison’ın sahneye çıkması 21 eyalette yasaklandı.

Deri ceketli Rimbaud

 

“Ben deri ceketli Rimbaud’yum.

Başkaldırı, düzensizlik ve kaosa ilişkin her şey ilgimi çekiyor, özellikle de görünüşte hiçbir anlamı olmayan eylemler.

Özgür hareket, davranış…

Olduğundan başka hiçbir şey olmayan eylemler.

Sonuç yok, sebep yok.

Yönlendirilmemiş, özgür eylem.

Eğer bu akışa kapılıp özgürce yaşarsanız çevrenizdeki insanlar farklı bir hareket yaptığınızı düşünür ve huzursuz olurlar, ya sizden kaçarlar ya da size engel olurlar. ”

Babaya ölüm, anneye küfür

The End şarkısı grubun en bilinen parçalarından birisidir. Bu kadar bilindik olmasının sebeplerinden birisi de annesine babasına nefret kusmasıdır:

Father

Yes son?

I want to kill you

Mother, I want to…

Bununla ilgili bir değerlendirme okumak isteyenler şuraya bakabilir.

Oyuncağını da yaptılar

 

Mcfarlane Toys adlı oyuncak firması Jim Morrison’ın oyuncağını üretti. Morrison bunu görse pek de hoşnut olacağını sanmıyoruz tabii.

The Doors movie

 

Oliver Stone’un yönettiği The Doors adlı filmde, grubu ve Morrison’ı anlattı.

The Doors documentary

 

Johnny Depp’in seslendirdiği bir belgesel de var grupla ilgili.

“Jim Morrison olmak istiyorum”

Radiohead – Anyone Can Play Guitar

Thom Yorke bu şarkıda “Grow my hair, I wanna be Jim Morrison” diyor. Bu şarkının Türkçeleştirilmiş halinde ise öykü de Türkiye’ye adapte edilmiş, Jim Morrison’ın saçlarının yerini Orhan Gencebay ve bıyıkları almıştır:

(Bknz. Sakareller – Herkes Bağlama Çalamaz)

Morrison’a ithafen

https://youtu. be/81vzKbTuUbs

SÖZLERİ

Medyayı kim kontrol ediyorsa zihinleri de onlar kontrol ediyor.

Şiddet her zaman kötü değildir. Kötü olan şiddete duyulan tutkudur.

Kendinizi en derin korkunuza maruz bırakın,o andan sonra, korkunun hiçbir gücü kalmaz ve özgürlüğün korkusu küçülüp kaybolur. İşte o zaman özgürsünüzdür.

Bilinen vardır ve bilinmeyen, ve bu ikisinin arasındaysa kapılar vardır.

Kaybolmuş cenneti arayan bir adam, diğer dünyayı hiç düşlememiş birine aptal gözükebilir.

İçindeki şeytanı yak.

Hayalet katiliyim ben, tanıklık eden kutsal cezama. işte böyle;  yok artık, tüm zevklerin ölümü geldi.

Zeki ve duygulu bir insanım, ama en olmayacak yerlerde ortaya çıkan bir palyaçonun ruhuna sahibim.

Çatıları, duvarları yık, bütün odaları aynı anda gör!

Bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra. . . . Ansızın bir patlama ve ben yokum.

Bir daha hiçbir zaman böyle bir şey göremeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar. . .

Ölümü ilk keşfettiğim an. . . ben, annem, babam, büyükannem ve büyükbabam gün batarken çölde ilerliyorduk. Bir kamyon dolusu kızılderili başka bir kamyona ya da bir şeye çarpmıştı. Kızılderililer bütün ana yola dağılmıştı; ve kanlar içinde ölümü bekliyorlardı. Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi. Ben daha çocuktum, o yüzden arabada oturup beklemem gerekiyordu. Ben bir şey görmedim. Tek gördüğüm şey garip, kırmızı boya ve yerde yatan insanlardı, ama bir şey olduğuna emindim. Çünkü onların yaydıkları dalgaları hissedebiliyor ve birden yerde yatan insanların da olay hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmediklerini farkettim. İşte o an ilk kez korkuyu tattım.

***************

ŞİİRLERİ

 

kapıda biri var. .

bir mütecaviz içeriye dalıyor kapıyı kırıp.

ne acı, ne de ölüm. .

biziz sadece,tekrar tekrar.

içeri geliyoruz. .

tamam,arayın bakalım etrafı 

hiç bir şey bulamıyacaksınız. . .

tüm perspektifleri bir anda görmek. .

herşey donduğunda 

ve sanki kendine doğru

***

Buraya kadar güzel dostum

buraya kadar tek dostum

ayrıntılı planlarımız buraya kadar

başka ne varsa buraya kadar

ne güvenlik, ne sürpriz buraya kadar

gözlerine bakmayacağım bir daha

neler olacağını tahmin edebiliyor musun

böylesine sınırsız ve özgürce

umutsuz bir ülkede

umutsuzca bir yabancının eline muhtaç

buraya kadar güzel dostum

buraya kadar eski dostum

buraya kadar ilgisiz dostum

buraya kadar tek dostum

buraya kadar

acı veriyor seni bırakmak 

ama beni izlemeyeceksin artık

gülüşler ve tatlı yalanlar buraya kadar

ölmeye çalıştığımız geceler buraya kadar

buraya kadar

**

Bilinçaltına kaymadan önce

Sevindir beni bir öpücükle.

Sonsuzda parlayan bir şans

Bir öpücük, bir başka öpücükle.

Günler parıldayan, acıyla dolu

Zarif yağmuruna iliştir beni.

Çok çılgın peşinde koştuğun zaman

Karşılaşacağız, karşılaşacağız gene.

Ah, Özgürlük yalanların nerde söyle

Caddeler ki hiç ölmeyen alanlardır.

Nedenlerden yana ulaştır beni.

Sen ağladıkça, çırpınırdım ben de.

Binlerce genç kızla dolu kristal gemi,

Binlerce titreme. Milyonlarca yol zamanı

harcamak için. Döndüğümüzde,

Bir satır yazarım ben de.

Çeviren: Gökhan OFLAZOĞLU.

**

Sex, yalanlarla dolmuş, 

Beden, gerçeği görmeye çalışsada, 

Kurallarla bastırılmış olduğundan, 

Beceremiyor! !

Bedenlerimizi, laflarla sakatlıyoruz, 

Toplum, gerçekten hissettiğimizi, 

SÖYLEYEMEMENİN, başarı olduğunu, 

öğretmiş bize.

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.