MEPHİSTO [Şeytan, İblis, Kötü Ruh, Ecinni] (1981) Film

 

“Ben sadece bir aktörüm. Beni sahneden uzaklaştırmasınlar diye benliğimi almalarına izin verdim, geri dönemiyorum. Perde kapanıncaya kadar onlarla bu oyunda yer alacağım. Onlar için Hendrik Höfgen, Mephisto’dan başka bir şey değil. Size tavsiyem zamanlar, dönemler ve iktidârlar için kişiliğinizden ödün vermeyin.”

HENDRİK HÖFGEN

                   

Yönetmen: István Szabó     

Ülke: Batı Almanya, Macaristan, Avusturya

Tür: Dram

Vizyon Tarihi: 01 Ekim 1990 (Türkiye)

Süre:144 dakika

Dil: İngilizce, Macarca, Almanca

Senaryo: Péter Dobai, Klaus Mann, István Szabó,

Müzik: Zdenkó Tamássy     

Görüntü Yönetmeni:Lajos Koltai   

Yapımcılar:Manfred Durniok

 

Oyuncu                                 Rol

 

Klaus Maria Brandauer        Hendrik Hoefgen

Krystyna Janda                     Barbara Bruckner

Ildikó Bánsági            Nicoletta von Niebuhr

Rolf Hoppe                 Tábornagy

György Cserhalmi     Hans Miklas

Péter Andorai            Otto Ulrichs

Karin Boyd                 Juliette Martens

Christine Harbort      Lotte Lindenthal

Tamás Major             Oskar Kroge, színigazgató

Ildikó Kishonti                       Dora Martin, primadonna

Mária Bisztrai                       Motzné, tragika

Sándor Lukács                       Rolf Bonetti, bonviván

Ágnes Bánfalvy                    (as Bánfalvi Ágnes)

Judit Hernádi             Rachel Mohrenwitz, drámai szende

Vilmos Kun                Ügyelõ

 

Özet

Hendrik Hoefgen, çok başarılı bir tiyatro sanatçısıdır. Dünyanın hızla yeni bir dünya savaşına savrulduğu 1930’lu yıllarda, büyük kitleleri coşkuyla tiyatro salonuna çeken temsillerde rol almakta ve büyük başarılar elde etmektedir.

Nazi’lerin iktidara gelmesi sonrası ülkede yaşanan kargaşa ve dikta rejiminde, pek çok arkadaşı ve sevdiği insan Nazi terörüne maruz kalırken Hendrik, sadece kariyerini düşünerek çok politik bir tavır alır. Ama zaman ilerledikçe içinde yaşadığı baskıcı ortam sanatına da müdahale etmeye başlar ve sanat, politika, bireysellik ve hayatı üzerine önemli sorgulamalara girer.

Usta Macar yönetmen István Szabó’nun baş yapıtlarından biri olan Mephisto, Taraf Tutmak ve Hanussen’de olduğu gibi politika ve sanat arasındaki ayrımlar ve politik baskılara maruz kalan bir sanatçının yaşadığı çelişkiler üzerine oldukça etkileyici bir film. Usta oyuncu Klaus Maria Brandauer’un da, unutulmaz bir performans ortaya koyduğunu eklemeyi unutmayalım.

Mephisto`nun Düşündürdükleri

Esra Sezer- 19 Ocak 2013

 Sürgün edebiyatın önemli temsilcisi olarak kabul edilen ünlü alman yazar, Thomas Mann’ın oğlu, Klaus  Mann’ın  1936 yılında yayınlanan romanı, “Mephisto:  Bir Kariyer Romanı” Macar yönetmen Istvan Szabo ve Peter Dobai tarafından senoryalaştırılarak, sinemaya uyarlandı.

1938 yılında, bir savaş zamanı çocuğu olarak doğan Istvan Szabo,  Macaristan’ın geçirdiği çeşitli evrelere ve faşizmden komünizme karşıt ideolojilerin her iktidara geldiklerinde uyguladıkları baskı politikalarına tanıklık ettiği için, filmlerinde sanat ve politika ilişkisini irdeleyen, “baskı dönemlerinde sanatçının tutumu ne olmalıdır” gibi sorularla karşımıza çıkar. Özellikle bu konu ile karşımıza çıktığı filmlerin başında da “Mephisto” gelir. Her ne kadar bu konuyu bir başka filminde, “Taraf Tutmak”,  ele almış olsa da bu filmde Mephisto’dan  daha yumuşak bir tutumla, sanatçıyı kendisini iktidara ve düzene satan biri olarak değil de, seçim yapmanın sıkıntısıyla cebelleşen biri olarak perdeye yansıtmıştır.

Politika ile sanatın birbirinde ayrılamayacağını savunan, Szabo bu anlamda Mephisto’yu filme çekmekle doğru bir tercih yapmıştır. Zira filmde, Hendrik Höffgen adlı karakter, başarılı bir tiyatro sanatçısıdır.

Dünya’nın hızla yeni bir dünya savaşına savrulduğu 1930’lu yıllarda, büyük kitleleri çoşkuyla tiyatro salonuna çeken temsillerde rol almakta ve büyük başarılar elde etmektedir.  Nazilerin iktidara gelmesi sonrası ülkede yaşanan kargaşa ve dikta rejiminde, pek çok arkadaşı ve sevdiği insan Nazi terörüne maruz kalırken Hendrik Höffgen, sadece kariyerini düşünerek çok politik bir tavır alır. Ama zaman ilerledikçe, içinde yaşadığı baskıcı ortam sanatına da müdahale etmeye başlar ve sanat politika ve hayatı üzerine önemli sorgulamalara girer.

Szabo, benim esas temam her zaman çağımız nedeniyle yazgısal hale gelen insan karakteridir, derken adeta Hendrik Höffgen’den bahsediyor gibidir. Zira Hendrik Höffgen, tek tek başarı basamaklarını çıkarken, içinde bulunduğu dönem itibariyle, ülke Nazi yönetiminin baskısı altındadır. Höffgen’in etrafındaki insanlar, sevdikleri, bir bir bu baskının kurbanı olurlar,  Nihayetinde de sıra Höffgen’e gelir. Hayallerinden git gide uzaklaşan bir hayatın içinde kendini bulan, Höffgen dört bir yanı saran baskı rejiminin etkisini, kendi hayatında hissedene kadar bencilce davranır. Filmin sonunda, beni neden izliyorlar, ben bir şey yapmadım ki. Hem ben sadece sıradan bir oyuncuyum diyerek, vicdan muhasebesi yapar. Başkalarının üstünde yükselen bir insanın kendi kendine yenilip ezildiği de, filmin son sahnelerinde Höffgen’in hayatını karartan, baskı ışıklarının altında izleyiciye göz kırpar.

 Hendrik Höffgen  rolüyle karşımıza  Alman aktör Klaus Maria Brandauer çıkar ki performansının gözden kaçması gibi bir şey asla söz konusu değildir. Brandauer’in olağanüstü mimikleri, Szabo’nun sıklıkla tercih ettiği yakın çekimlerle, seyirciyi, karakterin gerçekliğine inandırmakta hiç zorluk çekmez; Hendrik Höffgen’in hırsı, çelişkileri, yalnızlığı, iktidarla ilişkisi perdenin dışına taşarak izleyiciye kadar başarıyla ulaşır. Bu başarı da karşılıksız kalmaz ve filmin gösterildiği 1981 yılında, en iyi yabancı film dalında Oscar, Cannes’da  Fipresci ödülünü alır. Mephisto’dan sonra Edes Emma Draga Böbe/ Tatlı Emma Sevgili Böbe ile Berlin Altın Ayı Jüri özel ödülünü alan Szabo, diğer filmlerinde Mephisto’daki başarıyı yakalayamamıştır. Ancak yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir film yaratmıştır.

Kaynak:

http://www.zls.web.tr/2013/01/19/mephisto-film-elestirisi.html

http://www.sineterapi.com/2013/01/19/mephisto-film-elestirisi.html

Hendrik Höfgen ile yapılmış iki ayrı dönem röportajları:

(Naziler İktidara gelmeden önce yapılan röportaj)

Bir aktör olmak ne demektir?

Bir aktör, insanların arasında  bir maskedir. Tek meselen insani ifadeden yoksun olan kendi yüzün.

O bir maske ise, duyuyor musunuz?

Benim de senin gibi derim, kemiklerim, ağırlığım  kaşlarım ve tırnaklarım var. Ben de soğuyu hissediyorum. Acıkıp susayabiliyorum. Ben de annemi düşünüyorum. Ve de Filistin’in ve Komünistlerin olduğunu biliyorum. Fakat gözlerim benim gözlerim değil. Bacaklarım benim değil, yüzüm benim değil. Adım benim adım değil, çünkü ben bir aktörüm!

**-

Gerçek tiyatro ve düşünceleriniz nedir?

Hamburg Sanat Tiyatrosu’nun geleceği benim. Yani ikimiziz. Buradaki çoğu oyuncu yüzeysel burjuva tiplerdir. Fakat biz tiyatronun herkesi kapsadığını düşünebiliriz,  işçileri, rıhtım işçilerini, herkesi.

Bu tiyatroyu nerede oynayacaksınız?

Hiç farketmez. Rıhtımlarda, fabrikalarda, mahzenlerde. Bana oyunu sordular. Geçen hafta buna söz verdik. Bırak ilk önce açılış gecesini yapalım. Tiyatronun politik bir işlevi olduğunu kanıtlamalıyız. Ama oyun politik ya da devrimci olmaktan önce, öncelikle iyi olmak zorunda.

Bu tarz bir tiyatroda hangi aktörler oynar?

 Bizim gibi düşünen herkes. Hatta işçiler bile. Ne söylediğimiz önemli, nasıl söylediğimiz değil.

**-

Sizi ürperten hatıralarınız oldu mu?

 On iki yaşımdayken okul korosuna katılmıştım. Çok sevinçliydim. Diğer oğlanlardan daha iyi şarkı söylediğimi düşünüyordum. Kilisede bir düğünde şarkı söyleyecektik. Gösteriş yapmak istedim. Soprano sesimle çok gurur duyuyordum. Harika bir fikir düşünmüştüm. Diğerlerinden bir oktav yüksek söyleyecektim. Orada dikilmiş gururla söylerken  müzik hocası onaylamamaktan öte iğrenir bir ifadeyle bana baktı .ve yumuşakça dedi ki: “Sen sadece sus.” Anlıyor musun?

 Yumuşakça ve kuru bir şekilde, “sen sadece sus” dedi. Bense bir melek gibi şarkı söylüyorum sanıyordum. Sizilerinde böyle anıları var mı? Belki yoktur veya hayatınızda hiç utanç hissetmediniz. Ben çok fazla hissettim. Bu ilkiydi. Sıkça kendimi kendimden müthiş utanır hissederim. Öyle bir utanç ki, cehennemin dibine gidebilirim. Beni anlıyor musunuz?

**-

Tiyatro salondaki her şey konuştuğumuz şeyi ifade etmeli midir?.

Seyircilere dik dik bakarlar. Ve bu pasif izleme sonunda, aktörler ve halk birbirlerinden izole olurlar. Halk aktif rol oynamalı. Dikizleme günleri sona erdirmek gerekir. Aktör bu oyunun sadece tek bir ögesidir merkez noktası değildir. Salon, ışıklar, duvarlar, hareketler, sesler, hepsi bütün haline gelmelidir. Sadece o zaman gerçek bir tiyatromuz olur. İşçilerin tam bir tiyatroya gereksinimi var. Şok eden ve harekete geçirene.

**-

Devrimci Tiyatro nasıl olmalıdır?

Devrimci Tiyatro taşralı amatörlerle yapılamaz. Amatörlerle herhangi bir tarz tiyatro yaratamazsın. Devrimler bile profesyonellere ihtiyaç duyar!

**-

Zamanımızda Naziler iktidâr kavgasında var olmaya başladılar?

Bütün Nazi’ler katildir. Onlarla arkadaşlıktan kaçınmalıyız. Pislilikleri üstüne bulaşır. Anlayamıyor olabilirsinzi. Mesela sizlerin ailenin meşhur liberalistirler. Onların politik inançları yok, sadece merakları vardır. Aslında İdeolojiler pisikolojik garipliklerdir ( “izmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Cemil Meriç). Rezil bir piç için ne çok anlayış bu. İktidara gelseler bizi nasıl ezeceklerini biliyor musun?

Sizler, burjuva toleranslılığı, düşmanına anlayış göstermek iktidârın faşist terörizmi bile mazur görebilirsiniz. Öyleki liberalizmin diktatörlüğe bile alışabilirsiniz. Diyebilirim ki yumurtayı tuzlayıp kabuğundan yemek genel adettir.

**-

Ne olmak sizin için daha önemlidir?

Bir gün adımı dikkate almak zorunda kalacaklar. Anlamaya çalışın. Kendimi kısıtlayamam ve kısıtlamayacağım. Kontrat altında olmak çok zorlayıcı bir şey. Özgür olmak zorundayım. Özgür. Taşralı bir matine idolü olamam.

**-

Sahnede daha değişik bir hal içerisindeniz.

Gerçek yaşamda biraz tuhaf görünebilirim ama sahnede öyle değilim. Beni anlmasa da kayınpederim bir kez yerinde bir tespitle yeteneğimin beni dönüştürdüğünü söylemişti.

**-

Şu an hüküm süren Bolşevik kültüründen etkilenmiş gibisisniz. Ne demek istiyorsunuz?

 Alman kültürü sadece ulusal köklerine dönerse yenileştirilebilir  öz ırkına ve öz yurduna dönerse. Rus saçmaları ya da Fransız komedileri ulusal ihtiyaç ve ruha yabancıdır. Doğrudur. Her kültür kendi orijinal kökünü bulmak zorundadır. Alman kültürü şu anda güçlü bir ulusal bilinç taşıyor Neyse, Hölfgen olmadan da sanırım Alman kültürü emin ellerde..

**-

Bir zamanlar meşhur olmuş Hendrik Höfgen olarak Devlet Tiyatrosu’nun en ünlü aktörlerindendiniz. O zamanlar hangi düşünceler sizi etkiliyordu?

 Devlet Tiyatrosunu da şöhreti de unutun. Ben sizin yoldaşınız Hendrik Höfgen’im.

İşçi sınıfı ne ister? 

Kimse hükmetmemeli!  Kimse emretmeyecek Kimse köle olmayacak Özgürlük ve eşitlik tüm insanlar için biz ulusumuzun gücüyüz!

**-

Mephisto’yu oynamak için doğdunuz diyorlar.

Bunu kötü niyetle söylemiyorsunuzdur zannediyorum.  Ben oldukları şeyden dolayı insanlardan nefret etmem.

**-

Hamburg’daki yabancılar da Almanya için çok endişeliler bir numaralı papağanı olduğun Alman kültürü için de sanki bir tehdit varmış gibi. Mesela Yahudiler Almanya’ya karşı planları olabilir mi?

Fahişeler bile merak ediyorlar, ki onlar için fermuarı olduktan sonra pantolonun rengi fark etmez.

Çoğunluğun görüşü benimkinin tersidir. Kelimeler her şeyi söylemez.

**-

(Naziler İktidara geldikten sonra yapılan röportaj)

Nasyonal Sosyalistler seçimi kazandılar. Başkanın kim oldu biliyor musunuz?

Bohemya’lı bir onbaşı mı Başkan oldu diyorlar.

 Nahoş sonuçları olabilir mi veya şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Aklımızı toplayıp, panik içinde olmamalıyız. Avusturya’lı soytarı Reich’ın başkanı oldu yani. Fakat halen bir muhalefet var değil mi?

 Komünistler, Sosyal Demokratlar.

Onlar Onun boyundan büyük işlere kalkışmasını engelleyeceklerdir. Belki de silahlı bir direniş bile olabilir. Ayrıca Naziler hep güçlü kalsalar bile bu beni neden endişelendirsin?  Ben Rhineland’lıyım. Ailem de öyle. Bize ne olabilir ki?  Her şeyin ötesinde, ben bir aktörüm, değil mi?  Tiyatroya giderim, oyunumu oynarım, sonra evime dönerim. Hepsi bu.

Bugün sanatta bir kariyer yapmanın mümkün olmadığı bu ülkeyi bazı insanlar terk ediyor.

İnsanlar spot ışıklarının dışında hiçbir şeyi önemsemediğini düşünecekler. Demokratik bir ülkede seçimler yapıldı ve bir parti kazandı, hepsi bu. Politikayla hiç ilgim olmadı, şimdi niye olsun?

Bu bir çözüm mü?  Kendini içeri kilitlemek, gizlemek, bir şeylere karışmamak? Kesin bir tavır almaktansa düşünebildiğiniz tek şey bu mu?

Kesin  benim cevabım bu! Hamlet! Shakespeare! Taraf tutalım ya da gidelim, özgürlüğümüz tehlikede. Benim için, bir aktör için özgürlüğün tek şekli bu.

Sahnede Shakespeare’in, arkasına saklanabilirsiniz, fakat…

Ben bir aktörüm. Her zaman için Almanya’da bir aktör. Herkes birşeyler yapabilir.  Fakat benim Almanca’ya gereksinimim var! Anavatanıma ihtiyacım var, bunu göremiyor musunuz?

**-

Size bu günlerde ne teklifler geldiğini söyleyebilir misiniz?

Evet, muhalif arkadaşlar tekrar bizimle oyna diyorlar. Bu olaylara sadece böyle cevap verebiliriz. Hepimiz ortak bir cephede görünerek. Böylece geleceğimizi yitirmeyiz. Bende

“Seyircileri bölmek mi istiyorsunuz?” dedim. Onlar,

“ Taktiklerimizi geliştirmeliyiz. Taktikler bizi dize gelmeye zorlayacak. Bu ezici demagoji ile savaşmalıyız. Tereddütü olanlara bunu söylemek bizim görevimiz. Şimdi diktatörlüğe karşı direnme zamanı!” dediler. Bende; 

“Arkadaşlar, öncelikle biz birer aktörüz. Hayır, caddelerde bir protestodan değil, sahneden söz edelim. Yine  birşeyler yapmak istiyorsanız biraz beklemeliyiz. Hemen bir şeyler yapmamalıyız. Eğer siz bir şey yapacaksınız “yedek olarak kalmayı tercih ederim” dedim.

**-

 Lotte Lindenthal isimli aptal bir inek bir aktriste “aptal bir inekmiş” diyordunuz şimdi onunla sahne yapacağınız söyleniyor?

Bilmiyorum, fakat öyle. Onu bu iktidardan aşağıladığı biliyorum. Fakat O, Nasyonal Sosyalist liderin arkadaşlarından birisi ile ilişkili. Şimdi Alman sanatını icra ediyoruz. Lotte Lindenthal sahnelenecek komedisinde beni partner olarak istedi. Onu gücendirmek istemedim.

**-

İktdidâr sizin için bizim Mephistoteles’imiz diyor.

Evet, Mephistoteles’imiz diyorlar. Bu maske “Kutsal kötülüğün” “mükemmel kötülüğün” ta kendisidir. Size öyle garip  görünebilir.  Oyunculuğun sırrı, zayıf olsanız da güçlüyü canlandırabilmek. Tüm hayatım boyunca bu role çok uzun bir süre hazırlanmıştım.  Tek yol bu işte. İyi işler yapmaya devam etmenin ve büyük oyunculuğun sırrı da bu. Aktörler çok yaşamalı! Tiyatromuzun bir çok unsuru var ki, bunların Almanya ile ilgisi yok. (Yeni iktidâr gözümüzü açtı) Alman edebiyatını ve tiyatrosunu zehirleyen yabancı unsurları durdurmalıdır. Kültür kaçakçılığına karşıda bir gümrük kontrolü oluşturmalıyız. Bu büsbütün sınır muhafızlarına bırakılamaz. Herkes bu kontrol mekanizmasında işbirliği yapmalıdır.  Anlatabiliyor muyum? Öyle ya her Alman’da bir parça Mephisto’luk yok mu?  Eğer Faust’un ruhundan başka bir şeyimiz olmasaydı düşmanlarımız buna bayılmazlar mıydı? Evet  Mephisto aynı zamanda bir Alman ulusal kahramanıdır. Sadece bunu herkese söylememeliyiz. İşte bu oyunculuk.

**-

Sizin sahnedeki halinizde bir sırrınız var gibi. Sürpriz etki, diyorlar. Her zaman farklı. Bazen hızlı, düzensiz. Sonra yavaş, sonra ani, seyirci sessizleştiğinde. Fakat daima şaşırtıcı ve ne yapacağın belli olmaz şekilde. Böylece orijinal bir şey olduğu duygusu yaratıyorsunuz hatta seyirciler oyununu ezbere bilseler bile. Ve ikna edici dilin, kasıtlı susuşların, kusursuz vurgularınız var. Sanırım sizden yeni bir şeyler öğreniyoruz gibi oluyoruz. Ne yapacağının belli olmaması önemli bir şey. İzleyicilerin bir sonraki adımını ya da nereye gideceğimi bilmelerine gerek yok. Hazır olmadıkları için, bu bir şok oluyor.

– Kesinlikle. Bu sadece bir adım değişikliği veya biraz uzayan bir duraklamayla oluyor. Tiyatroda kralı kral yapan diğerleridir. En önemli şey rolü inşa etmek; çok güçlü sesten çok hafif sese dalgalı geçiş gibi. Doğal olarak, belli bir beceri ve sanatsal yeteneğiniz olmalı ve her zaman söylediğim gibi, yüksek bir kültür düzeyiniz olmalı. Dünya kültürü hakkında ne zaman bir şey duysam, tabancama uzanırım. Burjuva saçmalığı! Boşevikler öğretmenleri kendi taraflarına çekmek için vaaz verirler. Sanatçılar bir yana. Öyle değil mi?  Ben de Bolşevik eğilimine bulaşmamış değilim. Ve itiraf etmeliyim, bir süre için sol ile flört ettim. Herkes bazı aptallıklar yapabilir. Onlar huzursuz zamanlardı. Benim yaptığım aptallığı yapmış olan başka değerli sanatçılar da var. Ben cömertçe bağışlanmışken, onların suçlarının cezasını ödüyor olmalarını unutamıyorum.

**-

Bu fikirlere sahip iken niçin onlarla görünmek zorundasınız?

Çünkü bunu benden istiyorlar. Başkalarından da isterler. Reddedemezsin, hiç birimiz reddedemeyiz. Yapabileceğini söyleyen yalan söyler. Bunun yanında, uslu olmayı seviyorum. Korkuyorsun, diyebilirsin. Tiyatroyu seviyorum. Farklı olmamak için yapabileceğim hiçbir şey yok. Sokakta insanlar yüzüme tükürebilir. Bunun için hiçbir şey yapamam. Başka bir şey istesem bile, burnum, saçlarım aynı kalır.

**-

Bu günlerde bir şeyleri protesto ediyor musunuz?

 Haklarımızı önemsemeyen liderliği. Fakat görüşüm ne olursa olsun, bugün Alman aktörlerine liderlik ediyorum. Şunu söyleyeyim ki kimsenin beni kışkırtmasına izin vermeyeceğim. Zayıflığın yok olduğu yerde insanlık sağlığına kavuşur. Politika da tiyatro gibi bir mücadeledir. Nitekim, her yeniden yapılanma yeni bir savaşın başlangıcıdır. Fakat şimdi konumuz bu değil. İktidârın bana ihtiyaçları var. Göç etmeyi düşünüyordum  ve Prusyalı başbakan benden tiyatroyu kurtarmamı istedi. Besbelli Tanrı’nın benim için büyük planları var.

**-

Siz diğer yöneticiler gibi değilsiniz. Siz bir aktörsünüz.

Anlarsınız. Sanki önemli bir şeyler söylemiyormuş gibi davranmalıyım. Tüm bunları niçin yapıyorum, biliyor musunuz? Çünkü bundan zevk alıyorum.  İkdidarın isteği olsun diye amatör oyunları oynadık ve çoğu tamamen yeteneksiz, sarışın ama yeteneksiz aktörleri kullandık.. Frankfurt seyircisi Markiz Posa’nın “bize düşünce özgürlüğü verin” sözlerini alkışladı diye gösterim durduruld, oyun iptal edildi. Münih’te “Haydutlar” iptal edildi. Schiller, ulusal şairimiz! Alman yazarlarının oyunlarının oynanmasını istiyorlar. Ama hangi yazarların? Göç etmemiş olanların yazmalarına izin verilmiyor veya verilmeyecek. Birkaç eski kaba güldürüyü, bütün o Rococco perukları ve beyaz yüzleri deşip çıkarmadıkça, tiyatroda değerli isimleri teklif etmek gerçekten mümkün değil. Şaka şu ki, rejim Shakespeare’i bizimkilerden biriymiş gibi görüyor. Birisi daha iyi bir dünya için değerlerimizi korumak zorunda. Ben Hamlet’i oynuyorum. İktidardakiler Shakespeare’den hoşlansın ya da hoşlanmasın. Shakespeare onlar için “düşündüğünüz kadar kötü değiliz”i kanıtlayan bir süs. Bence kıskanılması gereken biriydi. Danimarka Prensi, mevkiinden, gençliğinden ve aşkından vazgeçer. O Kuzeyin kurtarıcısıdır. Yüce ülkülerin ve ideal kan ve ırk saflığının Yalnız Şövalye’sidir. Hamlet aynı zamanda karmaşık bir karakterdir. Büyük ve sade bir adamdır. Tekrar etmek olacak; o kuzeyin bir insanıdır. O öldürür. Ve bu intihara eş savaşında bize geleceğin yolunu gösterir. Saf bir yaşama ulaşmamız için bize komuta eder. Bu bugün bize onun mirasıdır. O zayıf değildir, ama aktörler sıklıkla onu nevrotik biri olarak,  marazi bir devrimci olarak canlandırırlar, böylece gözden düşen bir tip olur. Hamlet çetin bir adamdır. Onu enerjik ve azimli bir kahraman olarak göreceksiniz. O aynı zamanda Almanlar için bir tehlikedir. Onu sürekli analiz ediyoruz. Sadece düşüncelerini değil tüm eylemlerini de. En azından ayartılmış hayallerini de. Hamlet eylem ve hareketsizlik arasında bir çatışmadır. “tereddüt”, “düşünme” ve “yapma” arasında bir çatışmadır. Ve biz, Alman kültürünün taşıyıcıları bundan ne yaratacağımızı biliyoruz. Hamlet halkçı bir oyundur. Ne dinci, ne aristokrat ne de burjuvadır.  Fakat Yunan Tragedyaları gibi bir yapıttır.

Hendrik Höfgen, bu spotlardan zevk almak nasıl?

“Ben sadece bir aktörüm, Bunlar hakiki ışık değil, yaratılış zevkim budur. Beni sahneden uzaklaştırmasınlar diye benliğimi almalarına izin verdim, geri dönemiyorum. Perde kapanıncaya kadar onlarla bu oyunda yer alacağım. Onlar için Hendrik Höfgen, Mephisto’dan başka bir şey değil. Size tavsiyem zamanlar, dönemler ve iktidârlar için kişiliğinizden ödün vermeyin.”

 

 

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.