TOUCH (2012–2013)

 

Tv Dizisi 43 dk

Fikir: Tim Kring

Yönetmen: Nelson McCormick, Milan Cheylov, Michael Waxman

Senaryo: Tim Kring, Carol Barbee, Rob Fresco

Ülke: ABD

Sezon:2.Sezon

Tür: Dram, Gizem, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:25 Ocak 2012        (ABD)

Dil: İngilizce

Müzik: Lisa Coleman, Wendy Melvoin

Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD

Oyuncular: Kiefer Sutherland, David Mazouz, Gugu Mbatha-Raw, Lukas Haas, Saxon Sharbino

Özet

Jake, erkek ismi (Jacob’ın bir şekli)

Jake Bohm
Doğumu: 26.10.2000
Yaşıyor

“Dul olan Martin Bohm (Kiefer Sutherland), otistik olan ve konuşamayan 11 yaşındaki oğlu Jake ile zorlu bir hayat yaşamaktadır. Kendi dünyasında yaşayan Jake, babası Martin’in dahi kendisine dokunmasına izin vermeyen, kullanılmayan telefonları ustalıkla söküp parçalarını kullanabilen özel bir çocuktur. Okulda uyum sorunları yaşayan Jake ve babasına yardımcı olabilmek için, mesleğine yeni başlamış sosyal hizmet görevlisi Clea Hopkins devreye girer ve ailenin yaşamına dahil olur. Olaylar ise Martin’in, oğlu Jack’in özel bir yeteneğe sahip olduğunu anlamasıyla başlar.

Jake’in özel yeteneği; olacak olayları önceden bilebilmesidir. Ancak bunları sözlerle değil sayılarla babasına aktarmaktadır. Artık Martin için sayıların sırrını çözme vaktidir. Martin’in yardımına koşacak kişi ise özel çocuklarla ilgilenen Prof. Dr. Arthur Teller. (Danny Glover ). Bakalım sayılar bizi hangi olaylara sürükleyecek…”

Filmden alıntılar

1. SEZON

1. Bölüm

Oran sürekli aynı. 

Her zaman tekrar tekrar 1’e 1.618.

Şablonlardaki matematiksel tasarım gerçeğin arkasına gizlenmiştir.

  Sadece nereye bakacağınızı bilmelisiniz.

  Çoğu insanın kaos olarak gördüğü, aslında hareketlerin ince bir çizgide birbirini takip etmesidir.

  Galaksiler, bitkiler, deniz kabukları.

  Şablonlar gerçeği yansıtır.

  Ama içimizden sadece bazıları parçaların birbirini nasıl tamamladığını görebilir.

  Bu küçük gezegende 6,919,377,000 kişi yaşıyor.

  Bu, onlardan bazılarının hikâyesi.

  Çin mitolojisinde Kaderin Kırmızı İpi adında bir inanış vardır.

  İnanışa göre; Tanrı her insanın ayak bileğine kırmızı bir ip takar ve kaderleri birleşecek insanları bu ipler sayesinde birbirlerine bağlarmış.

  Bu ip esner, kördüğüm olur, fakat asla kopmazmış.

  Matematiksel hesaplamalar sayesinde tüm bunlar önceden hesaplanırmış.

  İşte bütün bu sayıların kaydını tutmak ve birbirlerine rastlayıp hayatları kesişecek insanların bağlantılarını sağlamak benim işim.

**

Benim adım Jake.

  Bundan tam 4.165 gün önce, 26 Ekim 2000’de doğdum.

  Bu gezegende diğer 7.080.360.000 insanla birlikte yaşıyorum.

  Bu, o insanlardan bazılarının hikâyesi.

  Bugün normal birisi 7.4 bireye 2.250 kelime söyleyecek.

  30 milyar e-mail 19 milyar sms yollanacak bunların hepsi devasa büyüklükteki mozaiğin parçalarını ve oranlarını oluşturacak.

  Şablonlardaki matematiksel tasarım gerçeğin arkasına gizlenmiştir.

  Sadece nereye bakacağınızı bilmelisiniz.

  Ama sadece içimizden bazıları bu parçaların birbirine nasıl uyum sağladığını görebilir.

  Bunların hepsi matematiksel olasılıklar sayesinde önceden belirlenebilir benim görevimse bu sayıları izlemek birbirlerine ihtiyacı olan insanlar arasında bağlantı kurmak ve hayatlarında bir dokunuşa ihtiyacı olan insanları bulmak.

  Ben 26 Ekim 2000 yılında doğdum.

  11 yıl 4 ay, 25 gün ve 13 saattir hayattayım ve bunca zaman boyunca da tek bir kelime bile konuşmadım.

  Ama bu önemli değil.

  Artık beni duyan biri var.

 Onu oraya geri götürmeyeceğim.

 Size arka çıktım ve onlara bu gece yanınızda kalmasının daha iyi olacağını söyledim, ama oraya geri dönmesi gerekiyor.

 Benimle iletişim kurmaya çalışıyordu.

**

 Derler ya hani  Tanrı kaldıramayacağı yükü kuluna vermezmiş.

 Ama bu defa farklı sanki.

 Yemin ederim ki, çok çabaladım.

 İletişim kurmak için çok uğraştım.

 Fakat ona ulaşamıyorum.

 İkinizi de hayal kırıklığına uğrattım.     

**

Tahmin edeyim, senin oğlan sürekli baz istasyonuna tırmanıp duruyor.

 İçeri geliyor musun?

 İnsanlığın bütün evrensel döngüsü, sadece elektromanyetik enerjiye ve bağlantılara indirgeniyor.

 Aramızdan bazılarının, genellikle çocukların tek amaçları bu bağlantıyı sağlamak için iletici vazifesi görmeleridir.

 Oğlum konuşamıyor bile.

 Gereği de yok, önemsiz.

 Gelişim sırasındaki bir aksaklık.

 Tıpkı serçe parmağın gibi.

 – Matematiksel formüllerle uğraşıyor mu?

 – Hayır, niçin?

 Bay Bohm, o da o çocuklardan biri.

 Fibonacci serisini kendi başına keşfeden çocuklardan.

 – Neyi?

 – İşte.

 Fibonacci adında bir matematikçi tarafından 12.

 yy’da keşfedilmiş matematiksel bir seri.

 Aynı şablon doğada defalarca görüldü.

 Dalga eğrisi, kabuğun sarmallığı ananasın her bir diliminde.

 Evren kusursuz bir oran ve şablon ürünü.

 Dört bir yanımız.

 Bizim gibiler bunu göremez, fakat görebilseydik hayat en muhteşem rüyamızdan daha büyüleyici olurdu.

 Sebep ve sonuç ilişkisinin kuantum tabanında birbirine dolanması sayesinde herkesin birbiri üzerine yansıması.

 Her bir hareket, her bir soluk her bir düşünce birbiriyle ilintilidir.

 Oğlunun gördüğü tüm bu güzellikleri hayal etsene.

 – Konuşamamasına şaşmamalı.

 – Oğlum tüm bunları görüyor mu?

 Bay Bohm, oğlunuz her şeyi görüyor.

 Geçmişi, günümüzü, geleceği.

 Hepsinin birbiriyle olan bağlantısını görüyor.

 – Ne yani, oğlum ileriyi mi görüyor?

 – Hayır, bu bir yol haritası diyorum ve senin işinse, asıl yapman gereken, onun peşinden gitmek.

 Bu senin kaderin Bay Bohm.

 Alın yazında bu var.

 Bir sıraya dizmeye çalışıyorsun anlaşılan.

 Birlikte sayalım mı?

 Şurada iki tane var ve şurada bir tane  Şurada iki tane.

 Dokuz.

 İki.

 Altı, dokuz, iki, iki.

 212-920-6922.

 Bu annemin telefon numarası.

 Yıllardır bu numarayı düşünmemiştim.

**

  Oran sürekli aynı.

  Her zaman tekrar tekrar 1’e 1.

618.

  Şablonlardaki matematiksel tasarım gerçeğin arkasına gizlenmiştir.

  Sadece nereye bakacağınızı bilmelisiniz.

  7,080,360,000 insan ve sadece birkaçımız aradaki bağı görebilir.

  Bugün 30 milyar e-mail 19 milyar SMS yolladık.

  Fakat yine de kendimizi yalnız hissediyoruz.

  Normal birisi 7.

4 bireye 2.

250 kelime söyleyecek.

  Bu kelimeler incitmek için mi yoksa gülümsetmek için mi?

 Çin mitolojisinde Kaderin Kırmızı İpi adında bir inanış vardır.

 Aşağıya bakma.

 Aşağıya bakma.

  İnanışa göre; Tanrı her insanın ayak bileğine kırmızı bir ip takar ve kaderleri birleşecek insanları bu ipler sayesinde birbirlerine bağlarmış.

  Bu ip esner, kördüğüm olur  Bunu yapabilirsin.

   fakat asla kopmazmış.

 Jake, beni dinle.

 İstediğini yaptım.

 Sayıların peşinden gittim.

 Otobüsteki çocuklar senin sayende kurtuldu.

 Jake.

 Dediklerimin tek kelimesini anlıyor musun bilmiyorum.

 Beni duyup duymadığını dahi bilmiyorum.

 Fakat ben seni duyabiliyorum Jake.

 Anlıyor musun?

 Artık seni duyabiliyorum.

 Anlayamıyorum.

 O da nedir?

 Bir yol haritası.

**

2. Bölüm

  Ama bu önemli değil.

  Artık beni duyan biri var.

 Onu oraya geri götürmeyeceğim.

 Size arka çıktım ve onlara bu gece yanınızda kalmasının daha iyi olacağını söyledim, ama oraya geri dönmesi gerekiyor.

 Benimle iletişim kurmaya çalışıyordu.

 Dün gece bunu kendin de gördün.

 Evet, gördüm ve Jake’in yapabileceklerinin inanılmaz olmadığını söylemiyorum, ama bu durumunu değiştirmiyor.

 Bu her şeyi değiştiriyor.

 11 yıldır tek kelime bile etmemişti, ona hiç dokunamamıştım bile ama şimdi onu duyabiliyorum.

 Ne istediğini biliyorum.

 Dün gece baz istasyonundayken bu numarayı aradı.

 Benden bu adamı bulmamı istedi.

 Nedenini bilmiyorum.

 Adamı tanımıyorum bile.

 Tek bildiğim bunu yapmam gerektiği.

**

Bunu yapmana izin vereceklerini sanmıyorum.

 Ama izin vermek zorundalar.

 Ona söz verdim.

 – Eminim bunu anlayacaktır.

 – Hayır bayan, anlamaz.

 – Kötü bir evlat olduğumu kanıtlamış olurum.

 – Ama sen harika bir evlatsın.

 Onun için onca yoldan geldin.

 Hayattayken seni çok sevmiş olmalı.

 Sevmek mi?

 Hayır, benden hoşlanmazdı bile.

 Onun için büyük bir hayal kırıklığıydım.

 Kız kardeşimi bana tercih ederdi.

 O zaman neden bunca zahmete katlanıyorsun?

 Oğlu olarak bunu yapmak benim görevim bayan.

 Bir çocuğun babasına saygı duyması gerekir.

 Değil mi?

 Yanlış bir şey mi söyledim?

**

Bu hiç mantıklı değil.

 Mantık mı?

 Aradığın şey mantık mı yoksa?

 Bunları çözmeye çalışıyorum.

 Birkaç cevaba ulaşabilsem iyi olur.

 Bu seninle ilgili yani?

 Bu da ne demek?

 Beni dinlemiyorsunuz Bay Bohm.

 Oğlunuzun size mantıklı gelmeyecek şeyler görebildiğinden daha önce de bahsetmiştim.

 Bakın.

 Ne görüyorsunuz?

 Sayılar.

 Sayılar görüyorum.

 Jake buna baktığında tüm evreni görüyor.

 Onun için her şey sayılardan ibaret.

 Geçmiş, şu an, gelecek.

 – Birbirleriyle olan bağlantılarını görüyor.

 – Bunu daha önce de söylemiştiniz.

 Yol haritası, kader, bağlantılar.

 Bunların ne anlama geldiğini bilmiyorum.

 Gayet basit.

 Bazen sayılar bir araya gelmediğinde bu, iyileştirilmesi gereken kozmik bir acının olduğu anlamına gelir.

 – Acı mı?

 – Oğlunuzun hissettikleri, sezdikleri.

 Kâinattaki çözümlenmemiş, tamamlanmamış bazı şeyler.

 Oğlunuz acıları sayı olarak görüyor.

 Sizin göreviniz de onların gösterdiği yolu takip etmek.

 – Körü körüne mi?

 – Gerekirse evet.

 Ne yapacağım o zaman?

 – Şu anda ne yapmam gerekiyor?

 – Sadece oğlunuza güvenin.

 O size söyleyecektir.

**

Arnie?

 Ne yapıyorsun?

 – Tanrım.

 Yine mi sen.

 Beni nasıl – Kanser olduğunu biliyorum ayrıca bu sabah seni soymak için dükkâna gelen adama bıraktığın zarftaki 10.000 dolardan da haberim var.

 Soygun olayını sen ayarladın.

 – Oraya seni soymaya değil, öldürmeye gelmişti.

 – Sen gelene kadar.

 Kimsin sen?

 Neden bana bunu yapıyorsun?

 Sana söyledim, seni bulmam gerekiyordu.

 – Yardım etmek için.

 – Kimse bana yardım edemez, ölüyorum ben.

 Bunu henüz bilemezsin.

 Tedavini bitirmemişsin bile.

 Her iki türlü de bu kimsenin umurunda değil.

 Masana bıraktığın notu okudum.

 Senin için önemli biri var.

 Becca ne olacak?

 Bir baba istemiyor o.

 Mektuplarıma cevap bile vermiyor.

 En azından bir soygunda ölürsem sigortadan ona para kalır diye düşünmüştüm.

 Onu bile yapmayı başaramadım.

 – Geldiğim gibi de yalnız gideceğim.

 – Yalnız değilsin.

 Ben buradayım.

 Beni tanımıyorsun bile.

 Haklısın, tanımıyorum.

 Yaşaman ya da ölmenin de umurumda olmaması gerek ama umursuyorum.

 Çünkü bunun bir önemi var.

 Olmak zorunda.

 Seni bulmamın sebebi de bu.

 Bugün seninle iki kez karşılaştık.

 Bunun tesadüf olması çok zor.

 Öleceğin günün bugün olduğunu hiç sanmıyorum Arnie.

 Lütfen.

 Lütfen.

 Hayır! Bırak beni!

– Bırak beni! Bırak!

– Hayır.

 – Lütfen bırak beni.

 – Kimsenin umurunda olmadığını söyledin hiç arkadaşın olmadığını da.

 Benim umurumdasın.

 Senin arkadaşın olacağım.

 Senin arkadaşın olacağım Arnie.

 Lyov?

 Lyov! Baba! Becca?

 Aman Tanrım.

 Sen.

 Sen.

  7 milyar insan bu küçük gezegende uçsuz bucaksız olan bu yerde yapayalnız yaşamaya mahkûm.

  Hassas varlığımızın bile büyük bir gizem olduğunu nasıl anlayabiliriz ki?

  Belki de evrende yalnız olmak bizi birbirimize bağlıyordur.

  Bir başkasına küçücük bir şey için bile ihtiyacımızın olmasını sağlıyordur.

  Bir kuantum dolanıklığı yaratıyordur 

Senin için benim için, bizim için.

  Eğer nu gerçekten doğruysa o zaman hiçbir şeyin imkânsız olmadığı bir dünyada yaşıyoruz demektir.

 Sana öğretmek istediğim o kadar çok şey var ki.

 Bunun her zaman nasıl olması gerektiğini düşündüm.

 Baba olmanın anlamı budur işte.

 Sana bir şeyler öğretmem.

 Şimdiyse bu senin bana bir şeyler öğretmene dönüştü.

 Bu konuda bir sorunum olmadığını bilmeni istiyorum.

 Tamam mı Jake?

 Sorun yok.

 Artık anlıyorum.

 Bu bir yol haritası.

**

3. Bölüm

Tropikal yağmur ormanlarında yaşayan 3 milyon hayvan türü bulunmaktadır bunlardan biri olan ateş karıncaları, toprağın altında sürekli su baskınıyla yok olma tehdidi altında yaşar.

  Doğa buna aldırmaz.

 Eğer bir canlı türü hayatta kalmak istiyorsa bunu hak ettiğini ispatlamak zorundadır.

  Sel bastığında, ateş karıncaları birbirlerine tutunarak su geri çekilene kadar yüzen canlı bir sal oluştururlar.

  Gerekirse aylarca bu şekilde kalırlar.

  Böylesine bir şeyi bir canlı türü nasıl başarabilir peki?

  İçgüdüleriyle mi?

  Deneme yanılma yöntemiyle mi?

  Yoksa günün birinde su akıntısına kapılan bir ateş karıncası başka bir karıncaya tutunup, ancak bu şekilde birlikte yüzebileceklerini mi fark etmiş?

  Ya siz yapılması gereken şeyin ne olduğunu biliyor ama bir şey söyleyemiyorsanız?

  Diğer insanların bunu anlamasını nasıl sağlarsınız?

  Nasıl yardım istersiniz?

**

Ne anlama geliyor bu?

 Jake’in sosyal hizmet görevlisine göre önemli olan bu sayı değilmiş sorun sürekli onun peşinde olmammış.

 Evet, başka seçeneğin yok ama.

 Bu mu yani?

 Bundan sonra hayatım Jake’in rastgele yazdığı sayıların peşinde koşmakla mı geçecek?

 – Hayır, rastgele değiller.

 – Peki ya bu sayıları görmezden gelirsem?

 – Onları görmezden gelebilir miyim?

 – İstediğini yapabilirsin.

 Ama kötü şeylerin de olacağı aşikâr; tabii Jake’e olacaklardan söz etmiyorum bile.

 Jake acı duyuyor.

 Bu sayılar evrendeki bir düzensizliği işaret ediyor.

 Jake, bu sayılara bağlı olan insanların acısını hissediyor.

 İşler düzelene kadar da acı çekmeye devam edecek.

 Yani sayıları görmezden gelebilirim ama bu sefer de oğlum acı içinde olacak.

 Bu bir seçenek değil.

 Çocuk hizmetleri Jake üzerinde bir değerlendirme yapıyor.

 Benim için de bir değerlendirme yapıyorlar.

 O sayıların peşinde koşmaya devam edersem, onu benden alacaklar.

 Belki de ben bir araştırma yapmalıyım.

 Hayır, olmaz, lütfen.

 Teşekkür ederim.

 Benim yeterince deli olduğumu düşünüyorlar zaten.

 Ben Özür dilerim, sadece dikkatleri üzerime çekmemem gerektiğini söylemeye çalışıyordum.

 Gözünü dört açman gerekiyor.

 Oğlunun çok önemli bir amacı var ve inan bana bunu tek fark eden sen olmayacaksın.

**

Bu gezegendeki en güçlü canlı türü insan değildir.

  En hızlısı hatta belki de en zekisi bile değilizdir.

  Tek avantajımız, birbirimize yardım etmek için işbirliği yapabilme yeteneğimizin olmasıdır.

  Davacılar bugün, Morton-Starling dolandırıcılık davasını kazandıktan sonra Main Street Wall Street’e egemen oldu.

  Finans devi, yeni kanıtların gün ışığına çıkmasından sonra anlaşma yapamadı  Kendimizi bir başkasının benliğinde buluruz ve şefkat kahramanlık aşk için programlanmışızdır.

  Bu şeyler de bizi daha güçlü daha hızlı ve daha zeki yapar.

  İşte bu yüzden hayatta kalırız.

  Hatta bu yüzden hayatta kalmayı isteriz.

 Tamamdır.

 Girin.

 Rahatsız ettiğim için üzgünüm ama sanırım Jake bunu geri isteyebilir.

 Koridorun ortasında buldum.

 Ona sen verebilirsin.

 Bu sabah Jake her aradığında gelmenizle ilgili söylediğim şey O şablonların kolayca bozulmayacağını biliyorum.

 Onu seviyorsunuz ve iyi olmasını istiyorsunuz.

 Evet.

 Bunu ben de öğreniyorum.

 İleride biraz daha anlayışlı olmaya çalışacağım.

 Teşekkür ederim.

 Bir zamanlar Sessiz Kral’a hizmet eden görünmez bir şövalye varmış İkisi birlikte nerede olduklarını bilmedikleri insanlara yardım etmeye başlamışlar.

4. Bölüm

İlk Atlantik ötesi telgraf kablosu 545.000 km uzunluğundaki bakır ve demir tellerinden oluşmaktaydı.

  Ve okyanus tabanında 4600 km’lik alanda olacak şekilde tasarlanmıştı.

  Kablo hazır olduğunda elektriksel impulslar ve sinyal kodları yardımıyla dünyanın öteki tarafına istediğiniz mesajı gönderebilirsiniz.

  İnsanoğlu fikirlerini paylaşabilmek için birbirine itici bir güçle bağlıdır.

  Yeni mesajınız bulunmuyor.

  Ve duyulabilmeyi arzu ederler.

  Bu, toplum içindeki ihtiyaçlarımızdan biridir.

  İşte bu yüzden sürekli sinyaller ve işaretler göndeririz.

  Diğer insanlarda da bu sinyal ve işaretleri aramamızın sebebi budur.

  Her zaman gelecek mesajları bekleriz.

  Bir bağlantı kurabilme umuduyla.

  Bir mesaj alamamış olsak bile bu bize mesaj gönderilmediği anlamına gelmez.

  Bazen bu yeterince iyi dinlemediğimiz anlamına gelir.

 **

Burayı hatırlıyor musun?

 Bazen insanlar öldüğünde sadece giderler.

 Arkalarında hiçbir şey bırakmazlar fiziksel herhangi bir şey.

 Annen de böyleydi.       

 Ama onu hatırlamak için en azından burası var, öyle değil mi?

 

**

Bir arkadaşım birer birer adım atarak istediğim her yere gidebileceğimi söylemişti.

 Senle ikimiz bunun doğru olduğunu ona kanıtlayacağız.

**

  Tüm o kullandığımız iletişim teknolojilerine rağmen insan sesi kadar etkili hiçbir şey icat edilememiştir.

  Bir insan sesi duyduğumuzda, onu anlayabilme umuduyla içgüdüsel olarak dinlemek isteriz.

  Konuşmacı söyleyeceği doğru sözleri bulmaya çalışırken bile.

  Tüm duyabildiğimiz bağırtı, çığlık, hatta şarkı olsa bile.

  İşte bu yüzden insan sesi evrendeki diğer her sesten daha farklı yankılanır.

  Bu yüzden koca bir orkestraya rağmen şarkıcının sesini duyabiliriz.

  Etrafında ne olursa olsun, şarkıcıyı daima duyabiliriz.

**

Normalde bu tip parçaları yıllarca elimizde tutmayız ama ne de olsa bu bir alyans.

 Bu karımın alyansı.

 Demek bu yüzden takmıyordu.

 Üzerine yazı yazılacağı için takmıyordu.

 “Bir artı bir üçe eşittir.”

 Oğlumuz doğduğunda bunu söylemişti.

 Jake bizi bir aile yapmıştı.

 Bir artı bir üçe eşitti.

5. Bölüm

Bugün tam 490.000 bebek dünyaya gelecek.

  Her biri birbirinden eşsiz olacak.

  Ve her biri muhteşem yaşam zincirinin bir parçası olacak.

  Göbek bağları vücutlarından ayrıldığı anda kendi umutları, hayalleri ve arzuları olan bireylere dönüşecekler.

  Babam bu adamla evlenmem gerektiğini söyledi.

 10 dakikaya görüşürüz.

  Ama aslında her birimiz farklı sistemlerden oluşmaktayız… bu sistemler de 60 trilyon hücreden oluşmaktadır ve bu hücreler sınırsız sayıda protein DNA ve organelle doludur.

  Yani bir birey, aynı zamanda bir iletişim ağı gibidir. Her birimiz aslında yaşayan, nefes alan organizmalarız ama olay burada da bitmez.

  Neden bitsin ki?

  Beslediğiniz her umudun kurduğunuz her hayalin gerçekleştirdiğiniz her tutkunun tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük bir etkisi vardır.

  En azından benim için bunlar bu şekilde görünüyor.       

**

Sayılar– Sayıları anlamaya başlıyorum.

 Şimdi de şablonlar mı?

 İşte.

 Kullandığı madde neydi?

 Akçaağaç pekmezi ve şeker poşetleri.

 Elbette.

 Gözümle göremediğim ama var olduğunu hissettiğim acısını durdurmak için onunla çaresizce iletişim kurmam gerektiğini söyle.

 Bunu sana söylememi neden istiyorsun?

 Çünkü bugün Jake için en iyi şey sadece babası olabilmem.

 Jake için en iyisi, çizdiği yol haritasını takip etmen.

 Şuna bir bak.

  Bırakmamı ister misin?

**

Matematikçiler daha mağara duvarlarına çizilen ilk resimlerden bu yana sanata geometri penceresinden bakmıştır.

 Yani Jake’in yaptığı o şablon aslında bir sayı mı?

 Sadece olayın formatını değiştiriyor.

 Görüyor musun, dairelerde 22 nokta var.

 Merkezi yedigen bir sayıda tekrarlanan bir bağ.

 Yirmi iki.

 Jake’in sana söylemeye çalıştığı sayı 22.

 O zaman neden eskisi gibi sayıyı yazmıyor?

 Neden çizmesi gerekiyor?

 Zamanla görülecek.

 Hâlâ belirsizliğini koruyor.

 Bu çok iyi.

 Jake gelişim gösteriyor.

 Normalde bundan etkilenmem gerekirdi ama tam da iletişim kurmaya başlamışken anlaşabildiğimiz dili değiştirmek istiyor.

 Evet ama ilgini çekmeyi başarıyor.

 Belki de kullandığınız eski dil ulaşmak istediği şeyi yeterince iyi anlatamıyordu.

**

Ya kaderimizi biz belirleriz ya da kaderimize razı geliriz.

  Bu saçmalıkları sana kim öğretiyor?

  Sen öğrettin baba.

**

  Merhaba Jake.

  Benim annen.

  Orada olabilseydim, daima ama daima yanında olurdum.

  Ama işimi biliyorsun yanında olamadığım geceler olacak, o yüzden bu gecelerde, bunu dinleyebilir ve sanki yanından hiç gitmemişim gibi hissedebilirsin.

  Sanki tam orada yatağının ucunda oturuyormuşum gibi.

  Benim küçük uykucu oğlum saatin kaç olduğunun farkında mısın?

  Bizi birbirimize bağlayan şeyler zaman ve mekanla sınırlı değildir.

  Farklı bakış açılarında, insana kaderin cilvesi olarak görünen şeyler bu sıkıca sarılmış bağlardan başka bir şey değildir.

  Bunca zamandır gerçekleşen olaylar da bunlara bağlıdır.

  Siz olmasaydınız, bu çocuklar kaybolurdu.

  Burada farklı, evrimsel bir şeyler, yüksek bir bilinç durumu söz konusu.

 Bu çocukların burada olmalarının bir nedeni var.

 Bize bir şeyler öğretmek için buradalar.

  Siz olmasaydınız, bu çocuklar kaybolurdu.

  Siz olmasaydınız, bu çocuklar kaybolurdu.

  Bu çocuklar kaybolurdu.

  Bu bağlar tamir edilemeyecek bir biçimde yıpransa bile asla ama asla kopmazlar.

  – Benim küçük uykucu oğlum.

 – Tamamen değil.

  Saatin kaç olduğunun farkında mısın?

  Uyku vaktin çoktan gelip geçti bile  Her ne kadar uyumak istemesen de  Ama bazen en önemli bağlantı bulunduğumuz yer ve zamandır.

  Uykunun kollarına teslim oluyorsun.

  İyi geceler benim canım oğlum.

  Seni seviyorum.

6. Bölüm

89 derece, 15 dakika ve 50.8 saniye.

  Bu kutup yıldızının bulunduğu noktadır.

  Kuzey yıldızı.

  Başka bir gezegenden bakıldığında diğerlerinin arasında kaybolur.

  Ama Dünya’dan bakıldığında eşsiz bir önemi vardır.

  Bir yere sabitlenmiş gibi durur.

  Kuzey yarımkürenin neresinde olursanız olun yüzünüzü kutup yıldızına çevirdiğinizde kuzeye dönmüş olursunuz.

  Nerede olduğunuzu bilirsiniz.

  Ama kaybolmanın başka yolları da vardır.

  Verdiğimiz kararlarla.

  Bizi etkileyen olaylarla.

  Hatta kendi zihnimizde bile.

  Peki ya o zaman sabitleyicimiz nedir?

 Bizi karanlıktan aydınlığa çıkaracak yol göstericimiz ne olabilir?

  Ya yol göstericimiz diğer insanlarsa?

  Hayatımıza uzun ya da kısa süre de olsa bir şekilde girebilmiş olanlar.

  Çünkü kutup yıldızının aksine, onların bize sağladığı ışık asla sönmeyecektir.

**

Senden istediğim şeyi getirdin mi?

 Evet, getirdim.

 Jake’in bana 18 Mart’tan beri verdiği bütün sayıları yazdım.

 Anormallikler.

 – Bu neyle ilgili böyle?

 – Oku sen.

 3, 18 5, 2, 9 6 3, 2, 8, 7 9, 5, 2, 2.

 Bunu nasıl bilebildin?

 Oğlunun sana verdiği bu sayılar yeni değil Bay Bohm.

 Onlar her zaman vardı.

 Amelia Dizisini bulmuş.

 Bu sayılar benim için her şeyi değiştirdi.

 Bu ilk kez 10 yıl önce oldu.

 İmgelemleri görmeye başladığında kol ve bacaklarımı hissedemiyorum.

 Sanki bir vücudum yokmuş gibi oluyor.

 Sanki Sanki her şeyle bir bütün gibi oluyorum.

 Bu sayıları ilk gördüğün zaman yani?

 Yol haritası.

 Her şeyi ve herkesi birbirine bağlayan dizi Bir anlığına da olsa tüm bu olaylara vakıf olmuştum.

 Bana bunun bir anevrizma olduğunu, beyin fonksiyonlarımı yitirdiğimi söylediler.

 Ama ben hiçbir şeyi yitirmemiştim.

 Amacımı bulmuştum.

 Ama buna devam edemedim.

 Sende bulunan dizide Jake’in dizisinden farklı 3 sayı daha var.

 – 9, 7, 5.

 – Bir sonraki anomali.

 – Ne anlama geliyor bu?

 – Seni buraya bu yüzden çağırdım.

 Bunlar imgelemimin son sayılarıydı.

 Sanırım bir şey bulmanın eşiğindeyiz.

 Oldukça kritik bir aşamadayız.

**

George ölmüş atalarımızdan birinin bize kızgın olduğunu söyledi.

 Bu yüzden hamile kalamıyorum.

  Ona böyle mi söyledin?

  Ruhlar insanların dikkatini çekmek için kötü şansa sebebiyet verirler.

  Mesajlarının duyulmasını isterler.

 Onu buraya bu yüzden getirdim.

 Eğer ruhun bir mesajı varsa bunu duymak istiyorum.

**

7. Bölüm

Sayılar sabittir.

  Ama onlar da değişir.

  Sonuca etki edemeyişimiz harika bir dengeleyicidir.

  Dünyanın adil olmasını sağlar.

  Bilgisayarlar olasılıklardan anlam ortaya çıkarmak amacıyla rastgele sayılar üretir.

  Hiçbir kalıba uymayan sonsuz nümerik diziler.

  Dehşet verici küresel olayları sırasında tsunami, deprem 11 Eylül saldırıları bu rastgele sayılar birden rastgele olmaktan çıkar.

  Ortak bilincimiz senkronize olurken sayılar da olur.

  Bilim bu fenomeni açıklayamaz ama din açıklar.

  Buna dua denir.

  Hep bir ağızdan gönderilen ortak bir istek.

  Müşterek bir umut.

  Sayılar sabittir  Ama onlar da değişir.

**

Görüyor musun?

 Buna Amelia Dizisi diyordu.

 Başlarda bunun delilik olduğunu düşündüm ama bu gördüğüm hiçbir şeye benzemiyordu.

 İlahi bir şey gibiydi.

 Deterministik bir algoritma.

 Bir anda Schrodinger denklemine dönüşüyor.

 Geçmiş, bugün ve geleceği kapsıyor.

 Bunun pokerle ne ilgisi var peki?

 Olasılık.

 Şans.

 Özüne ayrışıyor.

 Texas Hold ‘Em’i kazanmak için kusursuz bir formül.

 Tüm dizileri çözene kadar 200.000 dolar borca battım.

**

Dehşet verici küresel olayları sırasında ortak bilincimiz senkronize olur.

  Bu nümerik diziler rastgele sayılardan meydana gelir.

  Bilim bu fenomeni açıklayamaz ama din açıklar.

  Buna dua denir.

  Hep bir ağızdan gönderilen ortak bir istek müşterek bir umut hafiflemiş bir korku bağışlanmış bir hayat.

  Sayılar sabittir  ama onlar da değişir.

  Trajedi zamanlarında ortak sevinç zamanlarında bu tip kısa anlarda düzeni daha az rastgele yapan tek şey müşterek duygusal deneyimlerdir.

  Belki hepsi tesadüftür.

  Belki de dualarımızın bir karşılığı.

8. Bölüm

  İki nokta arasındaki en kısa yolun düz bir çizgi olduğunu söylerler.

  Peki ama ya bu yol engellenirse?

  Tortul tabaka nehrin akışını engellediğinde, akıntı yön değiştirir düz bir yol izleyeceğine zikzaklar çizerek ilerler.

Bu yeterli değil.

  Menderesli akıntıyı ele alalım başlangıçtan sonuca ulaşmayı başaran en etkili madde sudur.

  Doğa kendine başka bir yol bulur.

   İki noktanın birbiriyle temas etmesi gerektiğinde ancak direkt bir bağlantı olması mümkün değilse evren daima başka bir yol bulacaktır.

**

  İki noktanın birbiriyle temas etmesi gerektiğinde evren bu bağlantının gerçekleşmesi için bir yol bulacaktır.

  Tüm umutlar suya düştüğünde kati bağlantılar asla kopmaz.

  Bu bağlantılar kim olduğumuzu tanımlar.

  Nasıl birine dönüşeceğimizi de.

  Uzay genelinde Zaman genelinde öngörüde bulunamayacağımız yollar olacaktır doğa her zaman yolunu bulur.

 

 Her şeyin yolunda gittiğini bilmeni istiyorum.

 Jake, ben Bir fark yarattığını bilmeni istiyorum.

 Birlikte bazı şeyleri değiştirdik.

 Bir sonraki hamleyi yapmamı mı istiyorsun?

**

9. Bölüm

  Kromatik gam 12 tondan oluşur.

  Birbirini takip eden dizilerden oluşan bu basit 12 ton sonsuz çeşitlilikte bir müzik oluşturur.

  Harmoni ve ahenksizlik, gerilim ve çözülme tüm bunlar tonlar arasındaki matematiksel oranla tanımlanabilir.

  Tüm bu oranları sese dönüştürebilir miyiz?

  Alanların harmonisini duyabilir uçsuz bucaksız evrenin gücünü hissedebilir tek bir taşın sessizliğine tanık olabiliriz.

  İnsan kalbinin o cezbedici gücü.

  Bazıları için müzik, ruhu, sınırları aşan bir güzelliğe yükseltir.

  Diğerleri ise bu güzelliği sayıların içinde duyarlar.

**

O şeyi gayet iyi kullanmaya başladın, değil mi?

 Vay canına, müzik yapmak için sayıları kullanıyorsun.

 Onunla başka ne yapabilirsin biliyor musun?

 Sayıları kullanarak kelimeler yapabilirsin.

 Göstermemi ister misin?

 Ver bakalım Jake.

 Bak.

 Gördün mü?

 Her sayı bir harfi simgeliyor.

 Bir A’yı, iki B’yi, üç C’yi ve böyle devam ediyor.

 Hadi “Soğuk” yazalım.

 Üçe, on beşe, on ikiye ve dörde basman gerek.

 Böylece “Soğuk” yazdık.

 Kelimeleri kullanırsan ne istediğini neye ihtiyacın olduğunu bilirim.

 Üşürsen sana bir kazak getirmem gerektiğini anlarım.

 Denemek ister misin?

**

İnsanlar yaşar ve ölür.

**

– Bu da kim?

 – Gizemli oda, gizemli adam.

 Adı Avram.

Demek çocuk bu.

 36’dan biri.

 Anlayamadım?

 Jake gibi 35 kişinin daha olduğunu mu söylüyorsunuz?

 Kabala onlara “Lamed Vav Tzadikim” diyor 36 Erdemli Kişi.

 Dünyada 36 erdemli kişi olduğu sürece Tanrı insanoğlunun var olmasına izin verecektir.

 Affedersiniz.

Bu Gizli 36’nın nerede olduğunu kimse bilmiyor.

 Ama aramızda kutsanmış bir şekilde, insanların acısını derinlerde hissederek dolanıyorlar.

 Bu acıyı dindirmek, dünyanın döngüsünde ufak değişiklikler yapmak ve kâinatı düzeltmek için çabalıyorlar.

  Kâinatın Islahı.

 Jake’in o 36 kişiden biri olduğunu mu düşünüyorsunuz?

 Evet.

 Belki de değildir.

 Kim bilir?

 Ya da eski bir kitapta yazılan hurafelerden biridir.

**

Dünya dönerken 7.83 hertz’lik bir frekansla bir müzik notası yayar.

  Ancak bu frekans bilinmeyen bazı nedenlerden ötürü bir parça değişime uğrar.

  Bunun sebebi, bazı farazi güneş patlamaları ya da atmosferdeki elektriksel bozulumdur.

  Ama belki de bunun daha basit bir açıklaması vardır.

  Belki de gezegenimizin sesi etrafında dönen 7 milyar ruhun yarattığı müziklerden ve açığa çıkardıkları harmoniden etkileniyordur.

**

O alet Jake’in konuşmayı öğrenmesine yardımcı olabilir.

 Belki de konuşmak istemiyordur.

 Belki de onun babası olarak görevim bunu bu şekilde kabullenmektir.

 

10. Bölüm

 

  Simetri evrenin dilidir.

  Matematiksel olarak ifade edilmiştir harfler, üçgenler, daireler ve tüm diğer geometrik şekiller simetri olmadan insanoğlu tarafından kesinlikle idrak edilemezdi.

  Ama bazılarımız bunu anlayabilir.

  Onu belirgin şablonlarda mozaiklerde görürüz.

  Bu geometrik şekiller dönüştürülmüş ve yansıtılmış sonsuz bir tekrar içindedir.

  Konuştuğunuzda ise bu mantığı izlersiniz.

  Bir sonraki adımı öngörebilirsiniz.

  Sadece yolun nereye gideceğine güvenmeniz gerekir.

**

Burada ne yapıyoruz sanıyorsun?

 Size bunu anlatmaya çalışıyordum işte.

 Oğlun dünyadaki dengesizliği düzeltmeye ve kutsal güçleri hayata geçirmeye çalışıyor.

 Kutsal demekle neyi kastediyorsun?

 – Bu sadece bir teori.

 – Oldukça büyük bir teori ama.

 Jake’i şimdilik sadece 11 yaşında bir çocuk olarak görmeye ne dersin?

 Görünüşe göre öyle değil.

 Her iki türlü de oğlun sana bir şeyler anlatmaya çalışıyor.

**

Bu daha ne kadar devam edecek?

  Ay’a gidip gelene kadar.

 Tam bir hayalperestsin.

  Neden olmasın?

 Çünkü senin halkın benimkileri, benimkiler de seninkileri öldürüyor.

**

Âşık olduğum kızı onaylamadı.

 Filistinli.

 Sanki boynuzları varmış gibi söyledin.

  Nasıl hissettiğimi biliyorsun ama Tevrat yargılamayı daima Tanrı’nın yapması gerektiğini söyler.

  O yüzden bu işe karışmayacağız.

  Arkadaşım Moshe’yi arayacağım.

 Sana o yüzüğü alacağım.

  Sağ ol kuzen.

**

Mesaj nedir?

 9808 değişti.

 Yenisi 2545.

 – Anlamadım.

 – Anlaman gerekmiyor.

 – Sen sayıları hatırla yeter.

9808, 2545 oldu.

Kardeşime Mikhail’in doğum gününü kutladığımı söyle.

 Bu gece! Bu gece gitmeli! Mikhail’i bu gece aramalı! Yüzüğü alabildin mi?

 Moshe’ye sana uygun bir fiyat vermesini söyledim.

 Gayet iyi bir fiyattı Avram.

 Ama işler planlandığı gibi gitmedi.

 Kabala’da sayıların belirli anlamları olduğu anlatılıyor değil mi?

  Evet.

 Kabala’da numeroloji üzerine yazılar vardır.

 Ortada bir şey varsa, doğru olup olmadığına kendin karar vermelisin.

 İletmem için bana bir mesaj verildi.

 Mesajın iyi mi yoksa kötü bir şeye mi neden olacağını bilmiyorum.

 9808’in 2545 olması ne anlama geliyor?

 Dokuz anlaşmazlığı ve öfkeyi; sekiz ölümü ve yıkımı simgeler.

 Sekizi istemezsin değil mi?

 Diğer yandan iki cazibe, duygusal güçtür.

 Dört; Venüs’e bağlıdır ve bu da aşkın gezegenidir.

 Beş; güç ve bilgeliktir.

 Yani 9808’in 2545 olması Bunun iyi bir şey olduğunu söyleyebilirim

**

– Bunların ne olduğunu biliyor musun?

 Teller’ın oyuncakları.

 Eflatunun beş cismi.

 Eflatun bunların hayatın temel taşları olduğunu ileri sürerdi.

 Her bir şekil temel bir elemente karşılık geliyor.

 Ateş, toprak, hava, su, eter.

 Evet.

 On iki yüzlü.

 12 tarafı bir yıl içinde güneşin geçtiği 12 Zodyak simgesini gösteriyor.

 Evrenin kendisini tanımladığını söylüyor Teller bu yüzden onu seçti.

 Bunu nereden buldun?

 Yöneticim.

 Oynaması için Jake’e vermişti.

 Teller’ın bireylerdeki zihinsel bağlantıları ölçmek için geliştirdiği metodun bir parçasıydı bunlar.

 Bu ne demek oluyor?

 Sanırım Teller Lamed-Vav’ı arıyordu.

 Martin’e bahsettiğin 36 Erdemli kişi.

 Bu 36 kişiyi anlayabilmek için yapılan bir test mi bu yani?

 En nihayetinde başarısız olan bir test.

 Çalışma başarısız mıydı yoksa denek yüzünden mi öyle oldu?

 Teller bu testi, hastası olan Amelia’nın üzerinde mi denedi?

 Zavallı kız.

 Onlar Onun sınırlarını zorlamışlardı.

 Teller kendini suçladı, sonrasında da ne olduğunu biliyorsun.

 Sence yöneticim Jake’in o 36 kişiden biri olup olmadığını mı test ediyordu?

 Buna cevap veremem.

 Ama kendine sorman gereken asıl soru ne bilmek istediği olmalı.

 Çünkü bir yerlerden emir alıyor.

 Bir kamera vardı.

 Onları izleyen biri vardı.

 Onları izleyen kişinin kim olduğunu öğrenmem gerekiyor.

**

Bunu açıklamaya kalksam bana inanmazsınız.

 Ama sana yardım etmem gerekiyor.

 Güvenilir biri olduğundan nasıl emin olacağım?

 Olamazsın.

 Bazen hayatta başarılı olacağını umarak cesur adımlar atmak gerekir.

 Ayrıca, o geminin nereye gittiğini tek bilen benim.

 Bana ihtiyacın var.

**

  Hepimiz bu sonsuz mozaiğin birer parçasıyız bal peteğinde bulunan her bir hücreyle eş değeriz.

  Bu yapbozun her bir parçası fiziksel olarak birbirine temas etmese de hepsi aynı büyük mozaiğin birer parçasını oluşturur.

  Sayıları arttıkça duvarı daha da sağlamlaştıran tuğlalar gibi.

  Birini yerinden oynattığınızda hepsi yerle bir olur.

  Bu duvarın sağlamlığının her gün test edildiğini fark etmiyor olabiliriz.

  Ama duvar her bireyin ortaklaşa yardımları sayesinde direnir.

11. Bölüm

  1992’de Çin’den Amerika’ya gitmekte olan gemiden denize bir konteyner düştü ve Pasifik Okyanusuna tam 29.000 plastik ördek yayıldı.

  10 ay sonra, ilk plastik ördekler Alaska Sahiline vurdu.

  O zamandan beri ördeklere Hawai’de, Güney Amerika’da, Avustralya’da hatta Kuzey Kutbunda bile rastlanıyor.

  Ancak 2000 kadar ördek, Japonya, Alaska, Kuzeybatı Pasifik ve Aleut Adası arasında kalan akıntının oluşturduğu Kuzey Pasifik Girdabına yakalandı.

  Girdaba yakalanan nesneler çoğunlukla girdabın içinde kalır aynı yolu izlerler sürekli aynı sularda dolaşıp dururlar.

  Ama bu her zaman olmaz.

  Yolları, hava değişimlerinden, denizdeki fırtınalardan ya da bir grup balinanın yollarına çıkmasıyla değişebilir.

  Plastik ördeklerin kaybolmasından 20 yıl sonra bile hâlâ dünyanın pek çok sahiline vuran ördekler vardır girdaptan çıkan ördek sayısı arttıkça, serbest kalmanın mümkünatı artar.

  Yıllar boyu aynı sularda geziyor olsanız bile elbet bir gün sahile ulaşmanın yolunu bulursunuz.

**

– Ondan tam olarak ne istiyorlar?

 – Bilmiyorum.

 İlk başlarda sadece öğrenmesini, hafızasını, sayılarla ilişkisini araştırıyorlar sandım.

 Ama bu adamlar gezegendeki herkesten kırk adım öndeler; her şeyin içindeler.

 İklim değişiklikleri, küresel ısınma, nüfus şablonları.

 Martin, onlar çok azimli.

 Sadece güçleri de yok, bu başka bir şey.

 Sheri Strepling onların adamı, ama onun tek olduğunu sanmıyorum.

 Bekle bir dakika Clea Hopkins’in de mi onlarla olduğunu ima ediyorsun?

 Hayır.

 Ona güveniyorum.

 Hiç kimseye güvenemezsin.

 Jake’in velayetini de o inceleme kurulunun eline bırakamazsın.

 Anlıyorum.

 Tüm bunları oğlumun velayetini almak için yapıyorsun.

 Sana o kurulun bir kandırmaca olduğunu söylemeye çalışıyorum.

 Kaybedeceksin.

 Ama Jake’in velayetini sen alırsan her şey düzelecek.

 Önlerine geçmiş olacağız.

 Hiçbir yargıç benim şartlarımı ya da yeterliliğimi sorgulamaz.

 Olmaz.

**

Hayır, hayır Mükemmelliğe doğru bir gelişim göstermiyorsun.

 Lütfen ama, mükemmeliyet diye bir şey yoktur.

 Gelecekte belki ama şu anda, uyum gösterip ilerliyoruz.

 Affedersiniz, rahatsız ettiğim için üzgünüm.

 Bu da neydi böyle?

 Bir sorun çıktı.

 – Tartışmak için toplanmıştık.

 – Nasıl bir sorun?

 Sorun sizsiniz Bay Bohm.

 Sizinle ne yapacağımız.

 Şu 36 kişi hakkında olan konuşmamızı hatırlıyor musunuz?

 Bunun benimle ne ilgisi var?

 Kabala felsefesine göre bu 36 kişinin kendinden bihaber olması gerekir.

 Ama oğlunuz bunun tam tersi.

 Jake sizi aracı olarak kullanıyor.

 Bu daha önce hiç olmamıştı.

 Arkadaşların da bundan mı korkuyor?

 Onları suçlayabilir misin?

 Binlerce yıllık inançlarını hiçe sayıyorsun ve arkadaşın da o 36’dan birini daha aramaya geliyor.

 Amelia.

 Pek çok insan iki Lamed Vav’ın bağlantısının tehlikeli olduğuna inanır.

 Peki ya ben?

 Ben tüm bunların çağdışı düşünceler olduğuna inanıyorum.

 İnsanlık gelişiyor.

 Kutsal yazıtların da onunla birlikte gelişmesi gerek.

 Dünya şu anda 4000 yıl öncesiyle aynı durumda değil.

 – Meslektaşlarınla aynı fikirde değilsin yani?

 – Düşüncemi onaylamıyorlar ama dinliyorlar.

 Sana sadece Jake’in beni Amelia’ya yönlendirdiğini söyleyebilirim.

**

Amelia ile bağlantı kurmak bu kadar tehlikeliyse bunu neden istiyor?

 Buna verilecek en basit cevap, Jake’in olayları bizim gibi algılamadığı olacaktır.

 Ona inanmak istiyorum, ki bu size de inanmam gerektiğini gösteriyor.

 Sanırım bana inanmak konusunda pek de emin değilsin.

 Buraya bir nedenden ötürü geldin.

 Sana nasıl yardımcı olabilirim söyle.

**

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

 İşe gitmeyi bıraktım kurtulanların haberlerini takip etmekle kafayı bozdum sonra da enkaz alanını duydum.

 Bu eşyaları satmıyorum.

 Bunları internete koyarak, belki hayatta kalanlardan bazıları onları geri alabilir umuduyla bekliyorum.

 Ama şimdiye kadar Ne yaptığımı bilmiyorum.

 Sadece böyle yapmalıymışım gibi hissediyorum.

 Bunu anlamanı beklemiyorum.

 Anlıyorum.

**

Aferin Amelia.

  – Gülümsediğini görüyorum.

 Hoşuna giden bir şey mi var?

 – Yapboz metaforun ta kendisi.

  Amelia?

 İnanamıyorum.

 Amelia?

 O az önce  – Bunu tekrar söyleyebilir misin?

 – Belki.

 Bu olağanüstü Amelia.

 Onca yıl boyunca neden hiç konuşmadın?

 Gerek yoktu.

 Bu sadece evrimsel bir tümsek.

 Tıpkı küçük parmağımız gibi.

 – Aman Tanrım.

 – Çok zekice.

 Hava haritalarına olan ilginin ilk ne zaman başladığını hatırlıyor musun?

  – Hastaneden sonra.

 – Hastaneden mi?

  – Neden hastanedeydin?

 Testler ve beyin taramaları için mi?

 – Apandisit yüzünden.

  Altı yaşındaydım.

 İzi bile var.

**

Kızımız kayboldu ve eski kocam onun öldüğüne inanıyor.

 Ama sen inanmıyorsun.

 Amelia gelgitler konusunda saplantılıydı.

 Global gelgit şablonlarına dayanan bir denklem bulmuştu ve belirli bir sayı dizisine kafayı takmıştı ve bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu, bunu biliyorum.

 – Ne gibi?

 – Bilmiyorum.

 Ama ortadan kaybolduktan sonra bir şeyler çözmeye başladım.

 Diziyi ilerleterek denkleme dönüştürdüm ve bu beni tam bu tarihte, bu saatte bu koordinatlardaki bu kumsala tam bugün getirdi.

 Zaman doldu ama burada değil.

 Burada değil ve ben Buraya geleceğini hiç sanmıyorum.

 Buraya hiçbir zaman gelmeyecek.

**

Bu akıntı, yılın tam bu zamanında kumsalın burasında olan akıntı.

 – Ama tsunami bunu değiştirdi.

 – Ne?

 Enkaz alanı o kadar geniş bir alana yayıldı ki, suyun akışını değiştirdi.

 Takip ettiğin akıntı şu anda daha güneyde.

 Tam burada.

 Henüz her şey bitmedi.

 Yani bu gerçekten de olabilir mi?

 Asıl önemli olan, buna sen inanıyor musun?

 Sence o yaşıyor mu?

 Bana bak.

 Sence o yaşıyor mu?

 Evet.

 O zaman pes etme.

 Yeni bir rota belirle.

 Hadi, sana yardım edeceğim.

  Girdaba yakalanan nesneler, çoğunlukla girdabın içinde kalır aynı yolu izlerler, sürekli aynı sularda dolaşıp dururlar.

  Ama bu her zaman olmaz.

  Yolları, hava değişimlerinden, denizdeki fırtınalardan ya da bir grup balinanın yollarına çıkmasıyla değişebilir.

  Yani serbest kalmak mümkündür.

  Yıllar boyu aynı sularda geziyor olsanız bile elbet bir gün sahile ulaşmanın yolunu bulursunuz.

**

12. Bölüm

  Bir yılda 31.530.000 saniye var.

  Bir saniyede 1000 milisaniye var.

  Milyon tane mikrosaniye.

  Milyar tane nanosaniye.

  Nanosaniyeleri yıllara bağlayan tek sabit şey değişimdir.

  Atomdan galaksiye kadar tüm evren sürekli değişime uğrar.

  Ama biz insanlar değişimden hoşlanmayız.

  Ona karşı koyarız; bizi korkutur.

  Hayali bir durağanlık yaratırız.

  Dünyanın sabit kaldığına şimdiki gibi olduğuna inanmak isteriz.

  Ama bu büyük paradoks hiç değişmez.

  Bir ana yapışıp kaldığımızda o an çoktan geçmiştir.

  Anlık görüntülere yapışıp kalırız.

  Ama yaşamdaki görüntüler sürekli değişir.

  Her nanosaniye bir öncekinden farklıdır.

  Zaman bizi gelişmeye zorlar.

  Uyum sağlamaya.

  Çünkü gözümüzü her kırptığımızda ayaklarımızın altındaki dünya değişir.

**

– Bunun için çok geç.

 – Yapma, hiçbir zaman çok geç olmaz.

**

Sen de rakamları görüyor musun?

 Beni göremediğini biliyorum.

 Ben görünmez prensim.

 Sorun değil, kimse göremiyor.

 Ben de rakamları yazıyorum.

 Bak, gördün mü?

 İmparatorluğun bekçileri.

 Seni mi arıyorlar?

 Bir şey demene gerek yok.

 Bu geçiş biletini al.

 Bununla güvenle geçebilirsin.

 Ben bekçileri oyalarım, sen sınırı geç.

 Tamam mı?

 Önce görünür olmam lazım.

 Evet.

 Hazırım.

**

Sen iyi birisin Martin Bohm ama seni tanımanın bir bedeli var.

 Neden bahsediyorsun?

 Her şey gitti.

 Teller’ın kayıtları, Amelia’yla ilgili dosyası bütün çalışmaları.

 Elmaslarımla ilgilenmemişler.

 Bunu kim yaptı?

 Kart bırakmamışlar.

**

Gerçekten bunu daha önce 50 kez yaptın mı?

 48 kez ama evet, amacım bu.

 Farklı ülkelerden 50 müzisyene aynı şarkıyı söyletmek.

 Bütün dünyayı dolaştım.

 İki buçuk yıldır bu proje üzerinde çalışıyorum.

 Neden?

 Babam plak yapımcısıydı.

 Hayatı boyunca harika müzisyenlerle berbat anlaşmalar yaptı.

 Becko Kardeşler gibi insanlarla.

 O plaklara yüreklerini koydular ölümsüz sanat eserleri yarattılar ama o paralarını aldı.

 Bana biraz para bıraktı.

 Sanırım onun yanlışlarını düzeltmeye çalışıyorum.

 Çok aptalca geliyor, değil mi?

 Hayır, hiç değil.

 Hayallerinin peşinde koşmalısın.

 Bir zamanlar elimde makineyle dünyayı dolaşıp tren resimleri çekmeyi düşünüyordum.

 Gerçekten.

 Tüm o çelik ve metallerde beni çeken bir şey vardı.

 Onları resimlemek istiyordum.

 İstediğimi yapamadım ama belki bir gün.

 Umarım aradığını bulursun.

 Umarım sen de bulursun Lucy.

 Yardımcı olabilir miyim?

**

Thomas’ın onu neden böyle bıraktığını anlamıyor.

 Müzisyenleri anlamak zordur.

 Jimar kardeşiyle tekrar şarkı söylemeyi her şeyden çok istiyor.

 O güzel melodileri nasıl özlediği gözlerinden belliydi ve bunu gerçekleştirebilirim.

 O sesleri neredeyse dünyanın bir ucundan tekrar bir araya getirebilirim.

**

Her gün her an, her nanosaniye dünya değişir.

  Elektronlar birbirine çarparak reaksiyona girer.

  İnsanlar çarpışır ve diğerlerinin yolunu değiştirir.

Değişiklik kolay değildir.

  Çoğunlukla insana zor gelir.

  Ama belki bu iyi bir şeydir.

  Çünkü değişiklik bizi güçlendirir.

  Esnek olmamızı sağlar.

Bize gelişmeyi öğretir.

13. Bölüm

  Bir insanın dünyada ne kadar değişikliğe neden olabileceğini merak etmeden yapamayız.

  Kendimize dönüp bakar ve acaba kahramanlık yapabilecek yeterliliğe sahip miyiz diye düşünürüz.

  Ama gerçek şu ki her harekete geçtiğimizde, bir etki yaratırız.

  Yaptığımız her bir şeyin etrafımızdaki insanlar üzerinde bir etkisi vardır.

  Yaptığımız her seçimin dünyaya bir yansıması olur.

  Küçücük bir iyi niyet gösterimiz bile daha önce hiç karşılaşmadığımız insanlar üzerinde beklenmedik faydalara neden olabilir.

  Tüm bu olanlara her zaman tanıklık edemeyiz ama hepsi aynı şekilde gerçekleşir.

**

Sizlere bugünün Toplum Hizmeti Günü olduğunu hatırlatayım.

 Bugün biraz durun ve diğer insanları düşünün onlara yardım etmeyi ve dünyanın daha iyi bir yer olması için çabalamayı.

**

Öğrettin.

 Gerçekler her şeyden önce gelir, değil mi Henry?

 Gerçekler her şeyden önce gelir.

**

  İşin özü, hiçbir şey imkânsız değildir.

  Verilen bir karar ya da yapılan bir eylem.

  İlk adımı atmadan önce aldığımız nefes.

  En daimi zincirleme reaksiyonlar, bu anlarda bu eylemlerle bu kararlarla ortaya çıkar ve hepsinin de kaynağında sevgi vardır.

2. SEZON

 

1. Bölüm

  İletişim kurmanın sonsuz yolu vardır.

  Bazıları diğerlerinden daha iyidir.

  Günümüzde ortalama bir insan 7.4 bireye yaklaşık 17.520 kelime söylüyor.

  Bir sınırdan diğer sınıra geçişte dil değiştiği için umutsuz kalıyoruz.

  En basit kavramları bile açıklamakta zorluk çekiyoruz.

  İsteklerimizi  Kim olduğumuzu  Sevgimizi.

**

Benim adım Jake.

  26 Ekim 2000’de doğdum.

  Tam 11 yıl sekiz ay ve 16 gündür hayattayım.

  Ve bunca zaman boyunca, tek bir kelime bile konuşmadım.

  Ama bu değişmek üzere.

 Aman Tanrım.

 **

Aster Şirketler Grubunda, geleceği beklemeyiz bunu her gün düşünürüz.

  İnsanların kullandığı enerjiyi ürettiğimizde ürünlerimizi dünyanın dört bir yanına ulaştırdığımızda.

 Kârımızın büyük ölçüde yükseldiğinin altını çizmen gerçekten çok önemli.

 Yeni girişimlerimizin başarılı, güçlü ve yenilikçi olduğundan.

**

Frederick LeMay adında bir besteci duydun mu?

**

Hayat Ağacı.

 Evrenin mükemmelliği.

 Her birimiz Tanrı’ya başka bir yoldan ulaşırız.

 Kader.

 Önceden belirlenmiştir.

 Bunu inkâr etmek en büyük günahtır.

 Tıpkı başka bir beste yapmayan arkadaşınız gibi.

 O benim arkadaşım değil.

**

Herhalde algoritma projesinden bahsetmiyorsun çünkü şu noktadan sonra bunu sonlandırman söz konusu bile olamaz.

 O yüzden konuşmandan söz edelim lütfen.

 Aster Şirketler Grubu’nun asıl hissedarları Midas Dokunuşu’na sahip adamı dinlemek istiyor.

 Karşılığında ise çalışmalarımıza destek olmaya devam edecekler.

 Bu da oldukça fazla para anlamına geliyor.

 Birbirimize konunun asla para olmayacağı hususunda söz vermiştik.

 Ama şirketimizi 42 milyon dolar karşılığında Aster Şirketler Grubu’na sattık.

 – Konu her zaman paraydı.

 – Dünyayı değiştirecektik.

 Değiştireceğiz.

 Hayır, değiştirmeyeceğiz! – Tek yaptığımız şey zengin olmak.

 – Bu hakkımız.

 Dostum algoritmaların Aster Şirketleri’nin tüm müşteri ilişkilerine yeniden şekil verdi.

 Onlara 40 milyar dolar kazandırdın.

 Şurada yaptığın tüm bu garip karalamalar sayesinde.

 Bana tüm bunların neyle ilgili olduğunu ne zaman anlatacaksın?

 Üniversitenin ilk yılından beri birbirimizin en yakın arkadaşıyız.

 Seni tanırım Calvin, bir derdin var.

 Tekrar ediyor.

 Ne?

 Üzerinde çalıştığım sayı dizisi.

 Önünde sonunda başa, 3-1-8 sayılarına geri dönecek, biliyorum.

 Ve?

 Bu Tanrı Dizisi.

 İnsanlığı sonsuza kadar değiştirecek.

 Bu yüzden Aster Şirketi’nin onu almasına izin veremem.

 Affedersin.

 İnsanlık mı?

 – Şu anda bundan mı bahsediyoruz?

 – Bu komik değil.

 Anlamıyorum.

 İstediğin şey ne Calvin?

 Anlaşmayı iptal etmelisin Tony.

 Beni bu anlaşmadan çıkarmalısın.

 Sen benim dostumsun.

 Lütfen, bunu yapamam.

 İçim içimi yiyor resmen.

 Tamam.

 Tamam, onlarla konuşuruz.

 Bunu halledeceğiz dostum.

 Gel hadi, halledeceğiz.

**

Web tabanlı bir haber şirketi.

 Dünyada milyarlarca akıllı telefon var ve hepsinde de internet bağlantısı ve kamera bulunuyor.

 Bu da dışarıda milyarlarca potansiyel haberci olduğu anlamına geliyor.

 Doğru zamanda işten ayrıldığımı biliyordum.

**

Çalışırken sohbet edeceğim birinin olması hoşuma gider.

 Zaman zaman insanlar beni bulur.

 Bazı şeylerin nasıl bir araya geleceğini görebilme konusunda bir yeteneğim vardı.

 Uzun zaman önce.

 Tanrı’nın sesiyle konuşabilme yeteneğine sahip çok nadir kişiler vardır.

 Bende de aynı yetenek var.

 Sizi bu sayede buldum.

 Sizi Tanrı’ya olan yolunuzdan ayırabilmek için uzun yollar kat ettim.

 Ama ben sizin yolunuzda değilim.

 Hayır, hayır dostum.

 Sen O’nun yolundasın.

 Sen yoldan çıkmış, Tanrı’nın gözünde kutsal şeylere küfür eden birisin.

 Anlayamadım?

 Bu senin suçun değil.

 İleri doğru küçük bir adım atabilir misin lütfen?

 Affedersin.

 Biraz gerginim de.

 Neden?

 Buna hâlâ alışamadım.

  Benden başka Tanrı’n olmayacak.

 Onlarla oynamak mı istiyorsun?

 Oyna hadi, bir şey diyeceklerini sanmam.

**

  Amacımız basitti.

 Tüm bu algoritmayı kullanıp İşin doğrusu, Aster Şirketler Grubu bu algoritmayı makineleri bizden daha akıllı hâle getirmek için kullanıyor.

 Bu makineler kendilerinden daha zeki makineler yaratmak için kullanılacaklar ve bu döngü artarak devam edecek, ta ki tüm fikirlerimiz ve beyinlerimiz işe yaramaz birer parça hâlini alana dek.

 Kâr ve kurumsal hırsın sürüklediği distopyan bir kâbus yapım aşamasına gelmiş durumda.

**

– Türlerin nümerik bir yapıda gelişimi.

 Doğru bir düzende ve uygun şekilde hayata geçirilmiş basit nümerik bir denklemle tüm hastalıklara, kansere, umutsuzluğa son verilecek.

Burada Tanrı’nın öngörüsünden bahsediyorum!

**

Bu gezegende geçirdiğim vakit dahilinde öğrendiğim üç şey var.

  Bir.

 Herkesin birbiriyle bir bağı var.

 Burası çok güzel.

 New York’taki kuzenim Avram’dan bir telefon aldım.

 İyi insanlar olduğunuzu söyledi.

 O iyiyse ben de iyiyim, sizler de iyisiniz.

  İki.

 Sizin bittiğiniz yerde ben başlarım.

  Ya da tam tersi.

  Üç.

 Ne kadar kontrol etmeye çalışırsak çalışalım hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

 Vay canına.

 – Evet.

 – Çok garip bir durum.

2.Bölüm

Binlerce yıldır denizciler nerede olduklarını anlayabilmek için yıldızlara bakmıştır.

  Okyanus altlarında kayıp giderken kutup yıldızının o sabit yerinin rahatlığını yaşadılar.

  Ama burada her şey hareket hâlinde.

**

  Karşılaşacağımız şey ya da yakınsamanın bize getirisi bilinemez.

 İnsanlar kati sonuç için yıldızlara bakmaya devam eder.

  Ama tek mutlak gerçek yaşadığımız her gün boyunca kaderimize an be an yaklaşıyor oluşumuzdur.

Işık ve gölge kullanımlarınıza hayran kaldım.

 Aydınlatma ve gölgeler arasındaki kontrastlık oldukça hüzünlü.

 – Hüzünlü mü?

 – Evet.

 Tanrı’dan ne kadar uzakta olduğumuzu bize hatırlatıyor.

 Işığından.

Evet, hüzünlü.

 Ve sevgi dolu.

 Kilise cemaatinin üzerine düşen şu ışık huzmeleri adeta İsa’nın Doğumu’nu hatırlatıyor.

 Beytüllahim’in yıldızı sıradan insanlara ışık tutuyor.

 Evet.

 Merhametle dolusunuz.

 Yine de merak ediyorum.

 Neyi?

 Söyleyebilirsiniz.

 Sorun değil.

 Bizi ışığa yönlendirmeye mi yoksa gölgeler arasında saklanmaya mı teşvik ediyorsunuz?

 Demek istediğim, dünyanın bilmesini istemediğiniz bir şeyler var mı?

**

Toledo Katedrali’nde gizli bir tavan penceresi var, ve burası o kadar yüksekte ki gerçekte orada ne olduğunu sadece kaynağını arayanlar görebilir.

 Peki ne var orada?

 Cennetin kapısı.   

 Bu dine küfretme olmaz mı?

 Nasıl olsun ki?

 Eğer insan Tanrı’nın yerine göz dikerse Tanrı’yı sinirlendirir ve bunun cezası da ölümdür.

 Bizi cennete buyur eden daha şefkatli bir ilahi güce inanıyorum.

 Cennete sandığımızdan daha da yakınızdır aslında.

 Hikâyesini anlat.

 – Neyin hikâyesini?

 – Yara izinin.

 Derin bir yaraymış.

 Acı ve utanç verici bir hatırası var.

 Utanç verici mi?

 Çünkü bir kadınla alakalı.

 Bunu hak etmiş miydin?

 Evet.

 Ona büyük acılar çektirdim ve bundan derin pişmanlık duyuyorum.

 Yani yara izi amacına hizmet etti.

 Başkalarına yaşattığımız acıları hatırlatması onları kendi acılarımız yapıyor.

**

Hepimiz kendi seçimimiz dışında gelişen ve kaçamayacağımız kaderimize doğru bir devinim halindeyiz.

**

Bedenler uzay boşluğunda hareket edip birbirlerine yaklaştıkça hızları artar.

  Yakınlaşma kaçınılmazdır.

**

Binlerce yıldır denizciler nerede olduklarını anlayabilmek için yıldızlara bakmıştır.

  Okyanus altlarında kayıp giderken kutup yıldızının o sabit yerinin rahatlığını yaşadılar.

  Ama burada her şey hareket halinde.

3. Bölüm

  En küçük amipten en büyük galaksilere kadar kendimizi sınırlar dahilinde tanımlarız.

  Sınırlarımız.

  Ben benim, bu sebeple ben sen değilim.

  Kendi sınırlarımızın içinde güvendeyizdir.

  Ama bu sınırlar kararsızlık ve korkuya yakın olabilir.

  Soğuk sıcak ile çarpışır.

  Dinamik enerji açığa çıkar.

  Buna rağmen bu sınırlar, aramızdaki bu mesafeler fikirlerin değişmesine, bilginin kazanılmasına yol açar.

  Ben benim.

 Ama seni gerçekten tanıyabilmem için sınırlarımı zorlamam gerekir.

**

Yalanları gerçeklerden ayıran bir algoritma üzerinde çalışmıştım.

 Gerçeklerin hesaplanmasının imkânsız olduğu ortaya çıktı.

 Sayılara dökülmesinin.

 Ama bunun birkaç belirtisi var.

 Gözlerini dikip sabitçe bakmak ya da kollarını kıpırdatmamak gibi.

**

O inanılmaz sezgileri olan bir gökbilimciydi.

 Bu konuda hiçbir eğitimi yoktu.

 Birden sessizleşir ve günlerce tek bir kelime bile etmezdi.

 Ve bir anda şu galaksiyi çizerdi.

 Yıldızlardan oluşan bir kümeyi sonra da gece dışarı çıkıp teleskop ile gökyüzüne bakar ve onu bulurdu.

 Bu tıpkı bir sihir gibiydi.

 En büyük keşfi Corliss Kuyrukluyıldızıydı.

 Yörüngesini tahmin etmişti.

 Bir kuyrukluyıldız demek.

**

Kurgusal olmayan hikâyeleri tercih ederim ama sevdim.

 Tamamını okudun mu?

 Scout’un şu sözleri söylediği kısmı sevdim “Bir insanı gerçekten anlamanın tek yolu dünyayı onun gözleriyle görmektir. Onun derisinin içine girip içinde dolaşmaktır.”

 Bunu hatırlamıyorum.

 177. sayfa, alttan 12 satır.

**

Tek işlevi terörist kayıtları oluşturmak.

 Sistem nasıl işliyor peki?

 Sınırlarından geçen her birey için büyük yoğunlukta veri depoluyor.

 Seyahat modelleri, telefon rehberlerindeki kişiler GPS üzerinden tespit edilen yerleri.

 Tüm bilgileri öğütüp gerekli isimleri ortaya döküyor.

 İnternette de bunlarla alakalı bazı söylentiler var.

 Masum insanların talepleri engelleniyor ama doğrulayacak bir şey yok.

**

Gerçekten.

  Sınırları aşar yeni sınırlar keşfederiz kalbin sınırlarını, ruhun sınırlarını ve yeterince şanslıysak seyahatlerimizin içsel ve dışsal amacına yönelik ortak kaderimizle alakalı harika dersler çıkarıp evimize döneriz.

  Sadece görülmeyenleri görmek için değil bu hayalleri sevdiklerimizle paylaşıp anlamalarını sağlamak için.

 Belki de ebeveynliğin amacı hükmünü yitirmektir.

 O kitabı ben de okudum.

**

4.Bölüm

 

Bazen fırtınalar tam gelişmiş bir biçimde yaklaşmazlar.

  Bazen hazırlık safhaları günlerce hatta haftalarca sürer.

  Arktik fırtına güneye doğru ilerler ve bir anda kuzeye doğru yönelen tropik bir kasırgayla çarpışabilir.

  Hava sistemindeki bu çarpışmalar gerçekleştiğinde fırtınanın patlamasına neden olur.

  Yıkıcı enerjilerinin toplamı her birinin daha önce sahip olduğu enerjiden çok daha büyüktür.

  Böylece meteorolojistlerin de dediği gibi ölümcül bir fırtına için mükemmel durumu yaratırlar.

* *

36 erdemli kişiyi arayan grubun bir üyesi olduğunuzu biliyorum.

 O da onlardan biri.

 Bunu nereden biliyorsunuz?

 Ben de onlar üzerine araştırma yapıyordum.

 Tehlikede olduklarını biliyorum.

 Üzgünüm.

 Size yardım edemem.

**

Numaralar, birbirlerine bağlı paralel ve dağıtımlı sistemlerin tekrarlayan bağlarını tanımlıyor.

 Güzellik ve eksiksizlik üzerine uğraşan tüm yapılar, biçimler ve bölümlerin kozmik, tekil, organik inorganik akustik ya da görsel öğeler bazında nüfuz edilmelerine olanak sağlayan sistemler.

 Kobalt niyobat kristaller içindeki kayışların manyetik rezonansı atomik ölçekte var olduklarını kanıtlıyor.

 Ama bu bölümlerin insan genom DNA’sında olduğu apaçık ortada.

 Bu sistemler fark edilebilir biyolojik ortamlarda da görünüyor ağaçların dallanması yaprak dizilim sistemi, ve ananasların meyve filizlemesi gibi.

**

Din adamları her zaman doğruyu söylemelidir.

 Kesinlikle.

 Benim görevimse Tanrının doğal düzeninin yeniden sağlanması için dünyayı 36’lardan temizlemek.

 Ama onların varlığı, Tanrı için dünyanın kurtarılmaya değer olduğunun kanıtı niteliğinde.

 Bu ölüm ilanları, bu insanlar rastgele ve şuursuzca öldürülmüş.

 Rastgele değildi.

 Görevini tamamlamayacaksın.

 Eğer yoluma çıkarsan bunu yapmak zorunda kalırım.

 Görevin 36’yı öldürmek.

 Eğer bu görevden saparsan Tanrısız bir katil olursun.

**

Guillermo Ortiz mi?

 Odasında bir takım öldürülmüş insanların fotoğrafları vardı hepsi de Jake gibi özel yetenekleri olan insanlar.

 Bir kalem bulayım.

 Adlarını söyle.

 Claudia Corliss, Santiago’dan bir gök bilimci.

 Frederick LeMay, Brüksel’li bir besteci.

 Bir de Rosemary Mathis Barcelonalı bir mimar.

 Frederick LeMay, Rosemary Mathis.

**

Adı Guillermo Ortiz’miş.

 Haklıydın.

 İnsanları öldürüyormuş.

 Avram adamın Jake’in de peşine düşmesinden endişeleniyor.

**

Bu kusursuz fırtınalar darbeyi vurduğunda onları oldukları gibi kabul etmek gerekir.

 Üzgünüm.

  O muazzam güçlerinin farkına varıp sıkıca tutunmak da.

5. Bölüm

  İnsanlar arasındaki bağlar sağlamdır.

  Birbirimize kimyasal bir uyumla çekiliriz.

  Aradaki yakınlığı oluşturan bağlılık hormonlarını üretiriz.

  Bizi birbirimize bağlayan sinirsel köprüler kurarız  Beyinlerimiz arasında kalplerimiz arasında.

   Bu bağlar bir kez kuruldu mu, bir daha asla kopmaz.

**

Açıklayacağım.

 Ama önce bana kutsal itiraf mührüne bağlı kalacağınız hususunda söz vermelisiniz.

 Elbette.

 Ama eğer o mührü kırarsan aforoz edilme ve Tanrı’nın yolundan sapma riskiyle karşı karşıya kalırsın.

 Ben bunun için yemin ettim evet.

 Güzel.

 Ben ölümcül bir günah işledim.

 Hangi günah bu evladım?

 Cinayet.

**

Eğer gideceğin yoldan bu kadar eminsen neden bana geldin?

 Tanrının hizmetkârı olarak, yapmam gerekeni biliyorum.

 Ama bir insan olarak canımı yakıyor.

 Bana sadece Tanrı’nın verebileceği o huzur ve gücü arıyorum.

 Huzur istiyorsan yaptıklarına bir son vereceksin.

 Hayır, Tanrı dünyayı kendi adil ellerine alana ve o 36 kişi ölene kadar duramam.

 Neden tüm bu yük senin omuzlarında?

 Çünkü ben de onlardan biriyim.

 Ben de o 36 kişiden biriyim.

 Benden ne istiyorsun peki?

 Günahlarım için af, böylece yoluma devam edebilirim.

 Peder, orada mısın?

 Günahlarının bağışlanması affedilmeden geçer.

 Seni affedemem oğlum.

**

Birilerini öldürdü ve yeniden öldürme planları yapıyor.

 Bunu hissedebiliyorum.

  Ne yapacağım peder?

  Kilise hukuku bu hususta gayet açık peder.

  Günah çıkarmanın kutsallığına karşı gelmek büyük suçtur.

  Ama peder, daha kötüsü mührü kırmak mı yoksa diğer insanların hayatlarını kaybetmeleri neticesinde sessiz kalmak mı?

  Eğer bana anlattığın, o yapmak istediğin şeyi yaparsan bunun senin için tek bir sonucu olur afaroz edilmek.

**

Yaptığım itirafı kimsenin duymamasını istemiştim.

 Günahlarımın affı için buradayım.

 Bunu yapacak kişi ben değilim.

 Tanrı’yı inkâr etmek gibi bir seçimde bulundun.

 Buna kimsenin hakkı yoktur.

  Cennetteki babamız

**

Beyinlerimiz, tüm sinir sistemlerimiz derin ve kalıcı bağlar kurmamız amacıyla tasarlanmıştır.

  Bu bağlar koptuğundaysa başımıza kötü şeyler gelebilir.

6. Bölüm

Ölümcül bir günah işledim.

 Cinayet.

 Huzur istiyorsan, bu yaptığına son vermelisin.

 36’sı da ölmeden duramam.

 Çünkü ben de onlardan biriyim.

**

Uzay boşluğunda, radyo dalgaları her çeşit elektromanyetik yayımla aynı hızda hareket eder.

  Bu, saniyede 299,792,458 metredir.

  Ama insanlar uzay boşluğunda yaşamaz.

  Her neredeysek, negatif ya da pozitif uyarıcılarla çevriliyizdir.

 Bak, bu sadece parazit.

  Negatif uyarıcılar algılandığında kaynağından gideceği yöne doğru hareket eder saniyede 100 metre hızla duyu korteksine doğru.

  Ama ne kadar yavaş olduğuna aldırmaksızın bu nahoş his bize acı dediğimiz duyguyu yaşatır.

  Ve biz insanlar, bundan kaçınmak için ne gerekiyorsa yapabilecek şekilde şartlanmışızdır.

**

  Yarının ne getireceğini asla bilemeyiz.

  Tıpkı bir buhar gibi, bir anda ortaya çıkıp sonrasında ortadan kaybolabilir.

  Kendinizi Tanrı’ya adayın.

   – Şeytan’a direnin 

 – Böylece o sizden uzaklaşacaktır.

  Tanrıya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır.

– Tanrı’nın önünde kendinizi alçaltın sizi yüceltecektir.

 **

 Tanrım konuş benimle.

  Yolumu kaybettim.

  Lütfen, konuş benimle.

**

Dünya üzerinde kadere müdahale edebilecek belirli sayıda insan olduğunu biliyor muydun?

 Şansa bak ki onlardan biri de benim.

 O zaman söz verdiğin şeyi yap! Birilerinin canına kıyma konusunda ehliyim.

 Ama farklı bir yolu seçtim.

 Burada ölmeme göz yumacağına söz vermiştin.

 Bunu hak ediyorum.

 Tanrı ölmemi istiyor.

 Ne hakla tanrı adına konuşabiliyorsun?

 Bir çocuğun canına kıydım!

**

Yaşlılara aktarılmış o dersleri hatırlayın.

  “Kendinize hakim olun ve tetikte olun.

  Düşmanınız olan şeytan kükreyen bir aslan gibi etrafınızda kol gezer ve yemeye birilerini arar.

  Ona direnin, inancınızla karşısında dik durun çünkü şunu unutmayın ki dünya üzerindeki kardeşleriniz de aynı sıkıntıyı çekmekteler.”

7.Bölüm

Martin, bugün Guillermo Ortiz adında bir adamla tanıştım Odasında cinayete kurban gitmiş insanların fotoğrafları vardı.

 Her biri Jake gibi özel kişilerdi.

**

  Arktik fırtına güneye doğru ilerleyerek bir anda kuzeye doğru ilerleyen tropikal bir kasırgayla çarpışabilir  Hava sistemindeki bu çarpışmalar gerçekleştiğinde fırtınanın patlamasına neden olur.

  Yıkıcı enerjilerinin toplamı her birinin daha önce sahip olduğu enerjiden çok daha büyüktür.

  Böylece meteorolojistlerin de dediği gibi ölümcül bir fırtına için mükemmel durumu yaratırlar.

**

İnsanlarda korkuya verilen tepki 40 milisaniyeden daha kısa sürede gerçekleşir.

  Akabinde önemli miktarda adrenalin salgılanır ve kaslarımızın mücadele için gerilmesini sağlar.

  Kalp atışlarımız hızlanır böylece düşmanlarımızdan sıyrılabiliriz.

  Terleriz, böylece vücut ısımız fazla artmaz.

  Göz bebeklerimiz genişler, böylece karanlıkta görebiliriz.

 Her ne kadar korkuya karşı hepimiz aynı şekilde tepki versek de sinirbilimi henüz korkuyu ölçebilmenin bir yolunu bulamamıştır.

  Ama bazen, bizi bir araya getiren şeyler aslında hepimizin korktuğu şeylerdir.

**

Sayılar ve şablonlar sayesinde bazı şeyler görüyor.

 Hatta neredeyse geleceği görebiliyor.

**

– Korkarım bir sorunumuz var.

 – Ne sorunuymuş?

 Din savaşlarında ikincil zarar diye bir şey yoktur.

 – Sen neden bahsediyorsun?

 – Ama bu gece özel bir durum var.

 Hayatımın son 11 senesi buna hazırlanmakla geçti.

 Şimdiyse sadece yoluma çıkanlar ya da çıkmayanlar var.

**

  Korku; temel, ölümcül korku bizi diğer türlerden ayıran en önemli özelliktir.

  Bunu tanımlamakta ne kadar zorlansak da hiçbir şekilde ölçemeyiz.

  Ama bu değişmez ölçü birimlerinden bizi biz yapan birkaç şeyden birisidir.

  Korkunun üstesinden gelebilecek ölçüdeki tek insani güç sevgidir.

8. Bölüm

  Hareketsiz duran vücutlar, istiflerini bozmazlar ve hareket hâlindeki vücutlar hareketlerine devam eder ta ki dış bir etkiye maruz kalana dek.

 Buradaki planın tam olarak nedir?

 Bir yerleşim yerine ulaşabilmek için bir buçuk gün daha koşman gerektiğinin farkında mısın?

  İnsanlar tıpkı nesneler gibi zoraki gerçekliğe takılıp kendi yollarına engel olurlar.

  Yolumuza devam ederken bir zamanlar sonsuzmuş gibi görünen olası gelecekler bire düşer.

  Kaçınılmaz değiştirilemez mutlak bir gelecek.

  Her birimiz bir yolda ilerliyoruz ve bazen bu yollar karmaşık hâle gelir.

  Diğerlerinin yörüngesine doğru çekilir.

  Ve çarpışır.

**

Aster Şirketi Amelia’nın eşsiz tahmin yeteneklerinden yararlanmak istiyor.

 Eğer onun sinirsel yollarını analiz edebilirlerse, sermaye hareketlerini seçim sonuçlarını, aklınıza gelebilecek her şeyi önceden tahmin edebilirler.

 Yani her şey para yüzünden mi?

**

Buradan başka bir çıkış yolu var mı?

 Yedi tane muhtemel çıkış var, ama nereye gidersek gidelim nereye gittiğimizi görecek ve yolumuzu kesecekler.

 Her tarafta gözleri var.

 O zaman onları kör etmemiz gerekiyor.

**

Her birimizin takip ettiği bir yol vardır.

  Bazıları zorla ayrı düşürülmüş ama tekrar bir araya gelmiştir.

  Eşzamanlıkları kaçınılmazdır.

 Evie, tatlım?

  Bazı yollar birbirleriyle rastlaşır karşılaşmış olmalarının verdiği değişimle birlikte. birbirlerinden sıyrılıp farklı yönlere yönelirler.

  Bazıları zamanın ve mekanın ötesinde amansız bir döngüye girer Anne ama daima birbirlerini bulurlar.

**

  Yolumuza girdiğimiz an bizi saptıracak kısıtlı fırsatlar olur olmadık güçlerin devreye girip sizi yörüngenizden çıkartması için ufak anlar doğar.

  **

Bu sapma gerçekleştiği an kendinizi yeni bir yolda buluverirsiniz ıssız, bilinmedik ve önünüzde boylu boyunca uzanan.

**

9.Bölüm

Tanrı, insanlığın 36 erdemli kişi var olduğu sürece yaşamasına izin verecek.

 Bu saklı 36 kişinin kim olduğunu hiç kimse bilmiyor.

**

Fizikçiler size zamanın var olmadığını söyler zaman insanların yarattığı deneyimlerini sıralamak ve düzenlemek için buldukları bir şeydir.

  Böylece onu ölçebilir, onaylayabilir ve hatırlayabilirler.

  Einstein zamana inanmazdı.

  O zamansızlığa yani geçmiş, şimdi ve gelecek dediğimiz zamanın tümünün aynı anda yaşandığına inanıyordu.

  “Şu an” denen olgunun gerçekliğine inanmıyordu.

  Nasıl yapacağımız bilseydik, tüm anlara aynı gerçeklikte ve eşit şekilde erişebileceğimizi düşünüyordu.

**

Oğlum sayılar ve şablonlar aracılığıyla bir şeyler görüyor ve insanlar arasında bizim yapamayacağımız türde bağlantılar kuruyor.

 Sanırım siz de böyle şeyler görebiliyorsunuz.

 Bay Green siz o 36 kişiden biri misiniz?

 Beni buraya size yardım etmem için oğlum gönderdi.

 Nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum.

 Masumiyetinizi kanıtlamak için kanıt mı bulmam gerekiyor?

 Ya da belki bana enstitüde gerçekleşmiş ve tüm bunların olmasına sebebiyet veren şeyden bahsedebilirsiniz.

 Buraya size yardım etmek için geldiğimi bilmelisiniz.

 İstediğiniz bir şey olursa, lütfen söyleyin.

**

Babamın sayılar ve sembolleri okuyabilme yeteneği vardı.

 Yabancı bir dili, eski bir dili gördüğü anda sadece harf ve sembollere bakarak çözüp tercüme edebiliyor.

**

Bir zamanlar piyano çalardım İlk resitalim sonrası babam çok gururlanmış ellerini sertçe çırpmış ve beni çok sevdiğini haykırmıştı.

 Gerçekten korkutucuydu.

 Ona artık herhangi bir resital, gösteri ya da halka açık bir şeye gelmesine izninin olmadığını söylemiştim o da kendisini cezalandırmamam için yalvarmıştı.

 O yaşadığı coşkuyu dışa vurmayacağına söz vermişti.

 O olaydan sonra artık köşede bir yerde sessizce oturur ben sahneye çıktığımdaysa sadece üç parmağını kaldırırdı.

 Bu onun bir nevi “Seni Seviyorum.” deme şekliydi.

 Seni çok seviyorum.

 İşin doğrusu o aslında düşündüğüm gibi biri değilmiş.

 Bence öyle biri.

10.Bölüm

 

Anahtar, şifreleme için kullanılan algoritmik bir alettir

**

Anahtarın kendine has bir işleyişi var yani bilgi geldiği anda bir sayıya dönüşüyor.

 Ancak hangi bilgiyi gireceğini nereden biliyorsun?

 Ve neden sana verilen sayıları değiştirdin?

 Tabii o sayılar seni bulmadıysa.

 Sayılar seninle konuştu ve onları izlemekten başka bir seçeneğin kalmadı.

**

Şu hiyeroglifler İngiliz bir arkeolog onlar hakkında bir makale yayımlamış.

 50.000 senelik bir mağara yazısıymış.

 Tarihin en eski düzenli numara sistemini bulduğunu düşünüyor.

 Nerede peki?

 Londra’da.

**

Kendi kaderlerimizin yazarları hayatlarımızın öncüsüyüz.

 Numaralar.

 Şifreyi çözmüşsün.

  Ama öte yandan dünyamız şablonlardan oluşmakta.

 Oğlumun numaralar hususunda özel bir yeteneği var.

  Bin yıllık zaman zarfında tekrar ve tekrar görünen ve kendini tekrar eden sonsuz gerçekler.

  Gerçek anlamda geleceğe görebilmemiz geçmişin omuzlarına çıkmamızla mümkündür.

**

Her şey bir yana bazen iki nokta arasındaki en kısa mesafe çok dolambaçlı bir yol olabilir.

 11.Bölüm

Bu tılsım çok önemli bir nesne.

 Bu Hayat Ağacı sembolü kâinatın nasıl var olduğunu simgeliyor.

 Bu tılsımın kutsal ve gizemli hikâyesine göre ona her kim sahip olursa, bir koruyucuya Lamed Vav Zaddikim’in, yani 36 erdemli kişinin muhafızına dönüşecek.

 Bu tılsım Guillermo’daydı.

 Ve onun ellerinde bu ölümün bir aracı hâline geldi.

 Bu tılsımı ondan aldın.

 Neden?

 Bunu neden yaptın?

 “3021.”

 3021.

 Bu babana verdiğin sayı.

 Üç artı iki artı bir altı eder.

 Altı.

 Sevgi ve iyileşmenin sayısı.

 İyileşmenin altı aşaması.

 Altıncı aşama mucizelerin gerçekleşmesi.

**

Bazı şeyler görüyorum.

 Bu da ne demek oluyor, ne görüyorsun?

 Bazı imgelemler.

 İnsanlar.

 Bazen onları bir şeyler olmadan görüyorum.

 Ne sıklıkta?

 Ne zaman görmem gerekiyorsa o zaman.

 Belirli bir sıklığı yok.

12. Bölüm

Aklım diğer insanlar gibi çalışmıyor.

 Bazı şeyler görüyorum.

 Bazen sadece parlamalar bazen de art arda görüntüler.

 İnsanlar.

 Gerçekleşen olaylar.

 Genellikte geçmişteki şeyler.

 Deniyorum ama bunu yok edemiyorum.

 Bunu açıklamaya nereden başlayacağımı bilmiyorum ama

**

Yine de çalışmamızda bir ölüm olduğuna göre bunu araştırmamız gerekiyor.

 Prosedür son derece güvenli.

 Bu insanları tıbbi bir komaya sokuyoruz ve beyinlerini zorlayıp saatlerce yorucu testlerden geçiriyoruz.

 Güvenli kelimesinin bu tanıma uyduğundan emin değilim.

 Bununla sen ilgilenmek isteyebilirsin.

**

Bana, bu 36 kişiyi tespit etmek için kullandıkları bir test verdiler.

 Şimdi kesinkes söyleyebilirim ki onlardan biri değilim.

  Sembol ve sayılarla dolu bir sayfa.

  Bazıları yuvarlak içine alınmış.

 Resmini çekip bana gönder.

**

“Gün geldiğinde Tanrı o fena ve keskin kılıcıyla Leviathan’ı cezalandıracak o hızlı hareket eden iki büklüm ve kıvranan yılanı. Denizin ejderhasını öldürecek.”

 Korkarım bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.

**

O kadar yıkıcı gelecekler var ki onlara karşı ayakta kalmanın imkânı olmaz.

 Mücadele eder ve kaçarsınız  Ama ne kadar uzağa kaçarsanız kaçın ve mücadeleniz ne kadar sert olursa olsun gelecek size bir şekilde yetişir.

  Kaderiniz yakanıza yapışır.

13. Bölüm

Anahtar, şifreleme için kullanılan algoritmik bir alettir.

 Bu tılsıma her kim sahip olursa, 36 erdemli kişinin koruyucusu olacak.

**

Üstad seni görecek.

 Üstad mı?

 Hayır, hayır.

 Ona ihtiyacın olmayacak.

 Doğanın temel güçlerine burnunu soktun Avram Hadar.

 Üstad, ben sadece

Bir dış etken onların kaderlerine karışırsa 36 erdemli kişi var olamaz.

 Onların bilinmemesi gerekir.

 Bir arada bulunmamaları gerekir.

 Güçlü eserlere sahip olamazlar, çünkü bu güçler onlara ihanet edebilir.

 Onları ölümcül gereçlere dönüştürebilirler.

 Neden bahsettiğimi anlıyorsun, değil mi?

 Arınma amacıyla yaratılan ama yanlış ve kutsal olmayan emellere alet olan bir gereç.

 Senin amacın gözlemlemekti bildirmek, dua etmekti.

 Ama sen bunun yerine rehberlik etmeyi, yönetmeyi ve ikna etmeyi seçtin.

 Bu davranışların da bir sonucu oldu.

 Tüm saygımla Üstad bence yanılıyorsunuz.

 Ben 36 kişinin anlaşmasının yaşamak, nefes almak ve büyümek olduğuna inanıyorum.

 Onların değişmesine etki eden faktörlerin insanlığı da değiştirdiğine inanıyorum.

 – Anlıyorum.

 O zaman evrimsel bir tümseğe takıldık demek.

 Değil mi?

 Mesela küçük parmağın gibi.

 Evet.

 Evet Üstad.

 Bahsettiklerinize uyan Jacob Bohm adında genç bir çocuk var.

 – O özel biri.

 O – Özel diye bir şey yok!

Bu sadece senin o 36 kişiye çok yakın olduğun için objektifliğini kaybettiğini kanıtlıyor.

 Hayatı birbirine bağlayan ve bir arada tutan bir dizi var, biliyorsun değil mi?

 Evet.

 Ama daha tamamlanmadı.

 Nasıl olacağını ya da nasıl biteceğini bilmiyoruz.

 – Gerçekten mi?

 Bana dizinin tamamlandığını mı söylüyorsunuz?

 – Tüm dizinin?

Akıl alır gibi değil.

 Bu inanılmaz.

 Ama Üstad, bunun anlamı Evet.

 Bugün bunu tüm dünya da öğrenmiş olacak.

 Söylediğin gibi bazı şeyler değişir.

 İnsanlığın ileri doğru gitmesine izin verilmiştir.

 Ya böyle olacak ya da her şeyin sonu gelecek.

 Hangisinin olacağını bilmiyor muyuz?

 Belki bu şeyler birkaç bin yıldır etkin hâlde değildi.

 Belki de onları dizginleme gücün vardı.

 Ama eğer söylediğiniz gibi her şey bugün sona erecekse o zaman Jake denen bu çocuk tehlikede.

 Üstad, o ölebilir.

 Jacob Bohm, Tanrı’nın bir aracıysa demek ki böyle olması gerekiyor.

 – Evet, ölebilir de.

 – Bu kabul edilemez!

Söylediklerini bir dinle.

 Sen kimsin ki Tanrı’nın yaptıklarını kabul etmiyorsun?

 Bu arada Tanrı bu günü aydınlanma günü olarak seçti.

 Gün bitene kadar burada benim gözetimim altında kalacaksın.

 Gözcü olmanın getirdiklerine saygı duyacak ve işleyişte yer almayacaksın.

 Burada oturacaksın! Otur! Yerin neresi anlayana kadar.

 Hadi.

**

Dizi Fibonacci dizisindeki orbifold adı verilen tekrar eden zincirlere dayanıyor.

 Yedinin tamsayıları.

 Hesaplamalarım başlangıç noktasına, 318 ve onu takip eden sekiz basamağa geri dönüyor.

 

**

  Bugün ortalama bir insan 7.4 farklı bireye 2520 kelime söylüyor.

  Dili değiştirdiğimizde ise yani bir sınırdan diğerine geçtiğimizde, umutsuz birer vaka oluruz.

  En basit kavramları ifade etmekte bile sıkıntı yaşarız:

 “İstiyorum.”

  “Benim.”

  “Seviyorum.”

**

Burada annenin yazdığı bir mektup var.

 “Sevgili oğlum Jake bilmeni isterim ki, eğer mümkünatı olsaydı her zaman yanında olurdum.

 Seni çok seviyorum.

 Hiç bir zaman şunu unutma ki çok cesur ve özel bir çocuksun.

 Binlerce öpücükler, annen.”

**

**

 Aynı anahtar gibi, bunu da onun bulmasının bir sebebi vardı.

 Bunun 36’nın koruyucusu tarafından taşınması gerekiyor.

 Koruyucu mu?

 Daha 12 yaşında bile değil o.

 Evet, o çok genç.

 Bu yüzden bunu sana veriyorum.

 Şu andan itibaren Martin koruyucu olan sensin.

 ***

  Adım Jake.

  26 Ekim 2000 tarihinde doğdum.

17 yıl 6 ay 27 gündür yaşıyorum.

  Tüm bu zaman zarfında sadece birkaç kelime konuştum.

  Ama buna da yavaş yavaş alışıyorum.

  Söylemem gereken bir dolu şey var.

 **

BAŞA DÖN

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.