BRUCE LEE

 

I AM BRUCE LEE (2011) Film

“İşte bu benim Bruce Lee’m. Bundan bağlıyım.”

Yönetmen: Pete McCormack          

Ülke:  Kanada

Tür: Belgesel | Biyografi

Vizyon Tarihi: 09 Şubat 2012 (ABD)

Süre: 94 dakika

Dil: İngilizce

Müzik: Schaun Tozer          

Görüntü Yönetmeni: Ian Kerr         

Yapımcılar:  John Barbisan | Paul Gertz | Derik Murray

 

Özet

Bruce Lee, filmlerdeki dövüş sanatlarını bir sanat biçimine yükselten bir öncü olarak kabul edilmiştir ve bu belgesel, niye Bruce Lee’nin yıldızının bugün otuz sene önce öldüğü günden daha fazla parladığını ortaya koyacak. Bugünün en büyük dövüşçüleri, sporcuları, aktörleri, yönetmenleri ve eğlence sektöründeki yapımcıları bu öncü hakkındaki hislerini paylaşacaklar. Hayatları, kariyerleri ve inanç sistemleri efsanevi ‘Dövüş Sanatları Sineması’nın Babası’ tarafından sonsuza dek değişen bu insanlarla röportaj yapacağız. Kişisel yorumlarla birlikte nadiren görülen arşiv görüntüleri ve klasik fotoğraflarda gösterilecek. İlham almaya hazır olun.

Bruce Lee

Doğumdaki adı:    Lee Jun Fan

Rumuzları:     Ho Chung Tao, Ho Tsung Tao, Hsia-Lung Lei, Little Dragon Lee, Shao-Lung Lee, Siu-Lung Lee, Xiaolong Li

Uyruğu:     Çinli

Doğum:    27 Kasım 1940

Vefat:     20 Temmuz 1973 32 yaşındayken

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bruce_Lee

Belgesel Filmden

Birisi “Ben hiç Bruce Lee filmi seyretmedim” derse, onunla işim olmaz.

Bruce Lee, evrenin mücadelesinin simgesidir.

O, 61 kiloluk ölümcül bir silahtır.

Bruce’un dövüş stili her şeyi değiştirdi.

Başlangıçta ne yaptığımdan haberim yoktu. Ve şu an hala yaptığım şey, beni buna yönlendirdi. [Bruce Lee]

Bruce Lee, Bob Dylan, Ali, Jay-Z, Tiger, Kobe, Jordan. Hepsi aynı ruha sahip. Hiç dublör kullanmadı. Her şeyi tek başına yaptı. Bruce’un fimlerinde gördüğünüz adam, Bruce’un içindeki kişidir. Çileden çıkabilirdi.

Bruce Lee benim idolümdür. Kendisi yazdı, yönetti, oynadı. O’nu Asyalı olarak dahi görmüyorum. O benim idolüm.

Bruce Lee’i düşündüğünüz zaman, Asyalı karateci adam olarak görmezsiniz. Bıraktığı mirası aklınıza getirirsiniz. Onun yaptığı hareketleri, kamera mı hızlı gösteriyordu diye merak ediyorsunuz. Bruce Lee Asyalı milletlerin süper kahramanı gibiydi.

Muhammad Ali’ye sahiptiniz. Malcolm X’e sahiptiniz. Bruce Lee kökten yenilikçiler ile aynı şeyi temsil etti.

Teknik olarak zeki koreografi. Gizemi, aşırı erkeksiliği buluyorsunuz. Bu adam şey gibidir, beng! Çinli erkeklerin popülaritesini arttırdı. Birkaç harika hareketi var. “Vay be, bu süper harika adam benim babam”

– Asla başka Bruce Lee olmayacak.

– Bebeğim işte geldim, dostum. Küçük bir Çinli adam nasıl tüm zamanların en harika dövüşçüsü haline gelir?

Vefatı hakkında;

Eşi:

Bana karşı ihtilaf vardı, onu Amerika’ya geri getirdiğim için. Ama O, tüm bu olanlardan önceki Seattle’daki yaşamını sevmişti. Çocuklarımın babalarının yaşadığı yeri bilmeleri önemliydi.

Öğrencisi:

Ağlamaya başladım. Galiba abartısız cenazeden sonra Seattle’dan, Kaliforniya sınırına.. .oradan Sacremonta’ya kadar tüm yol boyunca ağladım. O’nu Hong Kong’dan ayırmak çok zor zamanlardı. En sevdikleri oğullarını alıp götürmek.

Ölümsüzlüğün anahtarı, ilk olarak hatırlanmaya değer bir hayat yaşamaktır. [Bruce Lee]

Bruce’un çocukluğu başladığı yerden bittiği yere kadar gözden geçirince ilginçtir.

İlk olarak, 2.Dünya Savaşı’nda 1940’ların başlarında, Hong Kong, Japonlar tarafından işgal edilmişti. Bu Bruce üzerinde bir etki bıraktı. Kızı: Bu en başından kendi kendine yeten olmayı öğrenmek için çok önemliydi. Bunu yaparken de biri sürü kişisel sorumluluğu omuzlamalısınız. Çin, Hong Kong ve Japonya arasında çok kötü, kanlı bir tarih vardır. Annesi eskiden bana Bruce’un Hong Kong’a uçaklarıyla gelen Japonlara balkondan nasıl yumruğunu salladığını anlatırdı. Birisi Çin’e karşı bir kelime etse, o asileşirdi.

Bruce babasının Çin operasında ve sonra Kanton filmlerde de rol alıp oynayan bir aktör olmasının etkisiyle çocuk oyuncu oldu.

Tarihçi:

Çoğu insan bunu bilmez. O Hong Kong’taki en büyük çocuk yıldızdı. Çocuk yıldız oyuncu olarak 20 üzerinde filmde rol aldı. O dönemin Macaulay Culkin’i gibiydi. Daha sonra Hong Kong, İngiliz boyunduruğu altına geçti. O nedenle filmlerde İngiltere’yi hedef aldılar. Delirmişsin sen. Orada yaşayan İngilizler ile Çinliler arasında çok fazla rekabet vardı. Aynı zamanda beyaz ırktandı. Çok ayrımcılık gördüğünü düşüyorum. Sadece etrafındakilere değil, bizzat kendisi de yaşardı. İngiliz okul çocuklarıyla münakaşalar falan ederdi. Yani diğerlerinin onun geleceğini belirlediği duygusu hep çok zoruna giderdi. O zaman, 13 yaşındayken, tabii Yip Man’a ders almaya gitti.

Kendimi güvensiz hissetmeye başladığımda, sadece Kungfu çalışırım. Çetem yanımda olmasaydı, ben ne yapabilirdim diye hep merak ederim.

[Bruce Lee]

UFC Başkanı:

İnsanoğlunun DNA’sında kavga vardır, onu anlayıp, sevmeliyiz. Yip Man, Bruce’u Wing Chun dalında eğitti. Yip Man, efsanevi bir kungfu ustasıydı. Bruce’un kanunla, Hong Kong’taki diğer gençlerle çok tartışmaları oldu. Kavgalara karıştı. Sokak dövüşlerini severdi. Sokak dövüşü yapan insanları severdi. Bruce’un dövüş stili, sokakta hayatta kalmaktan doğdu. Hong Kong çatılarında kavgalar ederek büyüdü. Bruce’un eskiden bize gösterdiği birkaç 8 mm filmi vardı. Onların geleneksel kavgalarının olduğu bir film. Bir adam gelirdi, birkaç yumruk atardı. Diğeri geri kaçar, ve kıç üstü düşerdi. Genellikle iki klan vardı. Choy Li Fut klanı ile Yip Man ve öğrencilerinden oluşan Wing Chun klanı. Birbirleriyle kavga ederlerdi. Bütün bu Choy Li Fut ve Wing Chun arasındaki çatı kavgaları gerçekleşmiş bir efsanedir. Ben Hong Kong’taydım. Wing Chun ve Choy Li Fut arasındaki bu düşmanlık duygusu hala var. Yip Man’in Bruce üzerinde büyük etkisi oldu. Onu felsefenin derinliklerine yöneltti. Yip Man, Bruce Lee olmasaydı, efsane olamazdı. Wing Chun, küçük çapta bir dövüş sporu stiliydi. Şimdi Bruce Lee sayesinde dünya çapında yer edindi.

Sonuç olarak dövüş sanatı demek, kendini dürüstçe ifade edebilmektir. Şimdi, bunu yapmak çok zor.

[Bruce Lee]

 Bana göre savaşçıların çoğunun düşünce tarzı gerçekten onurludur. Gerçekten saftır. Her kültür, her dil, her renk ayrımcığını aşar. Bütün mesele tekrar saygı görmek için, bilirsiniz. Bana zarar vermek istiyorsan, bunu hak edeceksin, pislik. Ben 3 biraderin en küçüğüydüm. Bruce Lee ve dövüş sporlarına kafayı taktım. Biraderlerimin kıçlarını tekmeleyip, büyüdüğümü göstermek istiyordum. Birden sağlam bir kavga çıkarsa, heyecanlanmaktan başka bir şey yapamazsınız. Duygularınızı göstermekten başka bir şey yapamazsınız. Bu biraz zaman aldı, çoğu kez benim kıçım tekmelendi. Ama ikisinin de kıçını tekmeledim. Hepsi buydu. Karşılık vermeyi o kadar iyi beceremezdim. Meseleyi anlamazdım. Oradan uzaklaşırdım. Ama sonradan kötü hissedersiniz, utanç duyarsınız. “Bu çocukçaydı.” “Daha iyisini yapabilirdim.” Ama aynı zamanda iyi hissedersiniz. Cinsel ilişkiye giremiyorsanız, kavgaya girersiniz. Pataklayayım şu çirkin pisliği.

Youngstown şehri yaşamak için güzel bir yerdi. Kavgalar aklımı başımdan alır. Ne yaptığım değil, kim olduğum önemlidir. Babam dövüşçü doğulur, olunmaz derdi. Bruce Lee dövüşçü doğandı.

Yumruk atacağım zaman, çok az öne eğilirim. Umarım kamera açısını bozmuyorum. Tüm bedenini kullanmalı ve saniyesinde yumruğu atmalısın. Bütün enerjini oraya boşalt. Vücudunu bir silaha dönüştür.

[Bruce Lee]

 

Bruce Lee Wing Chun eğitimi aldığı genç çocukluğunda, belki 13-14 yaşında Bruce Lee’nin beyaz ırktan olduğunu öğrendiler.

– Çeyrek Alman olduğunu öğrendim.

[Bruce Lee]

 

– Ee?

 Diğer öğrenciler ona Wing Chun öğrenmeye izinli olmadığını söylediler. Çünkü [Bruce Lee] saf kan Çinli değildi.

Farklıysanız, kimse sizi orada istemez. Çünkü sizden dayak yemek istemezler, bu dünyada en büyük yalnızlık duygusudur. Hayattan kesinlikle öğrendiğim tek şey beni kötü yaptığı. Hemen şiddete başvuran birisi yaptığı.

 [Bruce Lee]

Tüm yaşamı Doğu-Batı kültürleri arasındaki çatışmalarla geçti. Japon işgalinde, Çin’e yabancı kuvvetler girince yabancı karşıtı isyan grubu oluştu. Her yerde gördüğü bu ırkçı küçük insanların baskısından nefret etti. Tüm bunların yanlış olduğunu düşündü. İstediği hayatı yaşamak için bununla savaşmak zorundaydı. Yaşayacağı hayatı yok sayıp, bunun için mücadele etmeliydi.

Demek istediğim, benim için bir gösteri sunmak kolay. Kendini beğenmiş olmak, bu beğenmişlikle havalara girmek sonra kendini çok müthiş falan gibi hissetmek kolay. Ya da tüm bu şarlatan şeyleri yapabilirim, anlıyor musunuz?  Kendimi körleştirebilirim. Ya da bayılacağınız hareketler gösterebilirim. Ama kendini dürüstçe ifade etmek, kendine yalan atmamaktır. Kendimi dürüstçe ifade etmek işte budur, arkadaşım.

[Bruce Lee]

Bir bakıma bu öfkenin tam zıttıdır. Güzelliktir, tutkudur, sanattır. Malzemen olmadan bir resmi boyamaktır.

Bruce Lee’nin Çaça şampiyonu olduğunu öğrenmek şaşırtıcıydı ama anlaşılır bir şeydi. Çünkü dövüş stili içinde bunun yansımalarını görüyorsunuz. 1957 yılı Hong Kong Çaça şampiyonuydu. İnsanlar bunu bilmez. Ayak hareketleri kusursuz, inanılmaz bir sambacıydı. Diğerleri gibi hareket etmezdi. Kendi stili vardı. Bir dövüşte ayak hareketleriniz vardır, bir stiliniz vardır. Br duruşunuz, sizi iten bir güç vardır. İşte bu yüzden dans ve dövüş sporları birbirine çok yakındır. Siyahların hep Bruce ve onun dövüş stiliyle kendilerini özdeşleştirmesinin sebebi Bruce’un ayak hareketlerini dansla desteklemesindendir. Bruce’tan bir müzisyen olarak öğrendiğim şey. Bilirsiniz, çoğu sanatçı böyle durur, değil mi?

 Cidden. Ben ise yan dururum. Bruce’tan hep alışık olduğumuz gibi. Savaşmaya hazır vaziyette. Dürüstçe kendini ifade etmek, bana göre dansçı olmaktır. Her şey onun içinde var. Bu bugün hala kullandığım başka büyük, büyük felsefesidir. “Bam, bam! Bam, bam, bam, bam!” gibi dans ederim. Hala kendi içimde derinlere, daha derinlere inmeye çalışırım. Kimsenin aynısını yapamayacağı kıvraklığı bulmak için. Bu Bruce Lee’nin bana öğrettiği bir his. Bunu hep taşıyacağım. Bu Bruce’dan öğrendiğim bir şey.

[Bruce Lee] Bir taraftan çetelerle, diğer taraftan polislerle küçük münakaşalar yaşadı. Bir çocuğu dövdü ama bu çocuğun Hong Kong’taki yüksek rütbeli bir polisin oğlu olduğunu bilmiyordu. 18 yaşındayken bir sürü sokak kavgasına karıştı, babası ona $100 verip Amerika’ya gönderdi. Göçmenlik yasasıyla Amerikan vatandaşı olmak istediyse de, sonra 18’inde geri dönmek zorunda kaldı. Hala bir film yıldızıyken ayrılması çok tuhaftı. Çünkü hala film çevirebilirdi ama onu gitmesini istediler. Çünkü geleceği için en doğru karar buydu.

Amerika 1959

Eşi: “Gemiyle ülkeyi terk eden çoğu Çinli çocuklar gibi onun da ilk işi temizlik ve bulaşık yıkamaktı. Seattle’dayken babam bana dövüş öğretmeye başladı. Hayatta hiç kimseye ırkına mevkisine göre davranmadı. Dövüş Sporlarına içten ilgiliyseniz. o size öğretirdi. Taky Kimura gerçekten onun en iyi arkadaşıydı. Taky onun ilk açtığı okulda ilk yardımcı eğitmeni oldu. Jun Fan Gung Fu Okulu, Seattle, Washington. Bruce eskiden liseme gelirdi. Çin felsefesi öğretirdi. Bizden 5 yaş büyüktü, kalbimin çarpışını hatırlıyorum. “Pır, pır, pır” bilirsiniz. Kesinlikle sevimliydi. Çok sonra değildi. Ondan gung fu dersleri almaya başladım. Onunla ilişkim bir öğrenciden daha öteye gerçek hislere dönüştü. Belki de aramızda zaten bir elektrik vardı. Her ikimiz de Washington Üniversite’sine yazıldık. Kampüse birlikte giderdik. Aynı derslere girerdik. Arasıra gung fu ya da başka bir şey yapmadığımız zamanlar her ikimizin de dersi bittiğinde hemen stüdyosuna geri koşardık. Üniversitenin hemen dibindeki stüdyosuna. Televizyonu açar, her gün “General Hospital” seyrederdik. “Acele etmeliyiz, Saat 3 olmak üzere.” 1960’larda, sadece California’da evlenebilirdiniz. Ülkenin geri kalanında ırklar arası evlilik yoktu. Zor zamanlardı. Evlenmeye karar verdiğimizde, annem çok sevinmedi. İnsanların olumsuzluğundan kızının acı çekmesini istemedi. 1968’de ırklar arası evlilik yasağı kaldırıldı. Ama bu insanların kalplerinden kaldırıldı demek değildi. Bruce söylerken çok netti. “Linda’yla evlenmek istiyorum. Ruh eşi olduğumuzu biliyorum.” Ve böylece evlendik. Annem için gerçekten zordu. Ama Bruce’u çok geçmeden çok sevdi.

[Eşi Linda’nın onun tarafında olduğunu bilmesi çok önemliydi. Eşi onun dayanağıydı. Karı-koca olarak insanların önyargısından muzdarip olmadık. Sanırım bu Bruce’un güçlü karakterinden kaynaklandı. Amcamı kesinlikle harika bir adam olarak tanımlayabilirim.]

[Bruce Lee] Kasıntılıydı. Onun stilini sevdik. Muhammad Ali’nin ringteki stili gibi onun da bir stili vardı. Dövüş sporlarının Elvis’i gibiydi. Bir film yıldızı gibi görünürdü. Hep yerine göre giyinirdi ve çok yakışıklıydı. Çinli erkeklere yön verdiğini duydum. Çinli erkeklerin de seksi, sıcak cazibeli olabileceğini gösterdi. (Dünya Boks Şampiyonu) Saçımı onun gibi yapmaya uğraşıyorum. (Dünya Boks Şampiyonu) O nedenle saçım uzundur. Bruce Lee’den sonra Çinli erkeklerin kendini tanımak için bir modeli vardı. Onlar görünmezdiler. O nedenle dönüşüm şaşırtıcıydı. Türünün tek örneğiydi, çok çekiciydi. Tanıdıdığım birçok gey ve normal kadınlar da bunu kanıtlıyordu. Şu şekilde özetleyeyim. Bence hayatımda şu an eksik olan tek şey Bruce Lee’dir. Bruce Lee gibi bir adam.

1964

 İlk Uluslararası Karate Şampiyonası Long Beach’teydi. Bruce Lee’yi bilgilendirmek için ben eşlik ettim. Çünkü o misafirdi. Yani onun bir tür tur rehberiydim. Hatta o siyah kuşakların önünde benimle gösterisini yapmadan önce onun tekniğini gösterdi. Hotel odasında demişti, “Her şeyi kullanabilirsin, yan yekme döner tekme yapabilirsin, ama ben parmak yumruğu kullanacağım. ” Gösteride beni yere indirdiğinde, kroşe gibi bir vuruş yaptı. Böyle yandan gelen bir vuruştu. O yaparken kolaydı. Bana vururken açıklaması daha kolaydı. Bu benim için akıllara durgunluk vericiydi. Kötü bir rüya gibiydi, kaçamadığınız rüyalar gibiydi. Bruce Lee oraya çıkıp, gung fu performansını gösterdiğinde daha önce hiç görmediğim bir şeyler yapmıştı. Dedi ki

“Özgünlük herhangi bir stilden, teknikten daha önemlidir. ”

[Bruce Lee]

Ben de dedim ki, “Böyle bir adamla antreman yapmam gerek.” O zamanın çok ötesindeydi. Long Beach’te Ed Parker’ın galasına gitmişti, ona Tanrı gibi davrandılar. Tek parmağıyla şınav çekerken, salonda yere iğne atsan duyulurdu. Hızını gösterdi, gücünü gösterdi. 2 buçuk santim mesafeden yumruğunu gösterdi. İnsanlar “Bruce Lee dünyanın en hızlı insanı” diyordu. O kadar gerçekçi bir şekilde yaptı ki. İnsanlar gösteri mi gerçek mi değil mi kimse anlayamadı.

Bruce 1964 yılında gösterisini yaptığı zaman, o an yaşadığımız Oakland’a geri dönmeden önceydi, William Dozier’in ofisinden bir telefon aldım. Jay Sebring, ünlü saç stilisti Long Beach şampiyonasında babamla orada tesadüfen tanıştı. William Dozier’in saçını kesti. Dozier’e dedi ki “Bu adamı görmelisin. Hayret verici birisi.” Bruce eve döndüğünde, ona dedim. “Bu adamı, William Dozier’i, geri aramalısın. ” “O Hollywood’ta bir yapımcı, seninle görüşmek istiyor. ” İlk defa o zaman fark etti. “Vay be, Hollywood’ta bir şeyler yapabilirim. ” Direk kameraya doğru bak. Çok şıktı. Üzerinde takım vardı bilirsiniz, kıravat, beyaz gömlek. Çok zarifti. Ama kendini kobrayla sarılmış gibi hissediyordu.

24 yaşındaydı, oraya girdi. Şöyle bir duruşu vardı. “Beni burada ağırladığın için sen çok şanslısın.” Tek parmak yumruğunu gösterdi. Normal yumruğunu gösterdi. Hep söylediği duruş şeklini gördük. Dirsekten elinin tersi vuruşu gösterdi. O konuşurken her an patlayacak gibi bir doğası olduğunu hissedebilirsiniz. Elbette sonra ayakları kullanırsınız, kasıklara ya da yukarı doğru. Kendine has bir enerjisi vardı.

Şov dünyasında devam etmeye amacında değildi. Onun amacı kendi dövüş sanatını tanıtmaktı. O nedenle Seattle’te okul açtı ve ikinci okulunu Oakland’ta. Planı ülkenin her yerinde bir sürü okullar açmaktı. Açıkçası Wing Chun gibi klasik Çin sporlarıyla başladı. Sonra. 1964’te Oakland’taki herkes onun dövüşünü öğrendi.

1965

Kızı: Oakland’taki Çin Komitesi tarafından O’na meydan okunulduğuna dair meşhur bir hikaye vardır. Çinli olmayan insanlara da sanatını öğretmek için hakkını savunması gerekir. Sen ve tüm cemiyetin bu ülkede işe yaramazsınız. Siz antikasınız. Kendini bizden soyutlamayı düşündüğün için sen bir aptalsın. Çünkü sen sadece seçilebilirsin. Bruce Lee’lin hilekar, sahtekar, haksız olduğunu kanıtlamak için Çinli gelenekçiler onunla dövüşmesi için birini gönderdiler. Çinliler okulu kapatması için ona birini gönderdiler. Kapa ya da meydan oku. Bruce meydan okumayı seçti. Dövüş, Bruce’un okulunda ayarlandı. Bruce kaybederse, Çinli olmayanlara öğretmeyi bırakacaktı. Sizin inançlarınızı sorgulamaya zorlayan herhangi bir şeyi. ..çoğu insan çok iyi karşılamaz. Ben oradaydım, Brandon’a 8 aylık hamileydim. Meydan okumada Bruce ile karşılacak Wong Jack Man liderliğindeki bu büyükler heyeti San Fransisco’dan geldiler. Onlar geldiler ve bu büyük maçı seyrettiler. Maçın nasıl sonuçlanacağı hakkında bir gram kuşkum yoktu. Wong Jack Man, Bruce’tan uzak kalabilmek için sürekli kaçtı durdu. Bruce’un onu yakalayıp yere sermesi 3 dakika sürdü. Ve dedi “Pes ediyor musun? ” Böylece Wong Jack Man ve tüm adamları salonu terk etti. Gözümümün önünde çok net hatırlıyorum. Bruce stüdyosunun arkasında merdivenlerde oturuyordu. Başı ellerinin arasındaydı. Annem dedi “Sorun ne?

” Bu klasik sanatların onun işine yaramadığını anladığı bir dövüştü. Daha kısa zamanda adamı yere sermeliydi. Bruce Lee onu yeteri hızlı deviremedi. O nedenle her şeyi yeniden düşündü. Efsanenin temeline dair tüm masalları. Ustalar hakkında küçük hikayeleri. Dedi ki

“Wing Chun eğitimim, benim klasik sanatım beni bu tür dövüşler için hazırlayamaz.”

[Bruce Lee]

Evolution (Evrim) 1965

Bu dövüş sporlarında, onun kendi tekniğindeki evrimin başlangıcıydı. 1965’te yazmaya başladığı geriye kalan notlarını okursanız.

“Benim stilim batı eskrimi, Batı Boksu ve Wing Chun karışımıdır. ”

[Bruce Lee]

 

Wing Chun’tan öğrendiklerine borçlu olduğunu söyledi. Ama Wing Chun geliştirelemezdi. Bruce Lee bokstan çok şey öğrendi. Boksun daha gerçeğe uygun olduğunu hissetti, yumruklaştığınız için. Boks ayak çalışmasını severdi. Canlı, kıvrak ve değişkendi. Boks maç kayıtlarını izlerken tamamen kendinden geçerdi. Eski Jack Johnson, Gene Tunney, Dempsey maçlarını seyrederdi. Dempsey’den doğru duruşun, bütün kasları, sinirleri çalıştırarak.. .güçlü bir yumruk için gerekli gücü ürettiğini öğrendi. Bu enerji ancak bedenin doğru duruşuyla sağlanabilirdi. Bruce kocaman bir boks filmleri koleksiyonuna sahipti. Muhammad Ali’nin onu eşsiz yapan dünyasının ne olduğunu düşündü. Bir defasında içeri girdim. Tüm ışıklar kapalıydı. 8mm bu filmi izliyordu. Geri sarıp tekrar izliyordu. Ali’nin sol ayak önde bir duruşu var. Bruce’un sağ ayak önde. O nedenle filmi geri sarıp titizlikle bunları çalışıyordu. İzlerken kendi de hareketleri yapıyordu. Aynı anda geri sarıp bir daha gözden geçiriyordu. Enter the Dragon’da başrolü paylaşan John Saxon’un dediğine göre. John ona sorar,

“Neden Ali’nin bütün bu filmlerini aldın? ” Bruce cevap verir, “Çünkü birgün O’nu yeneceğim.”

 Bruce Lee ile dövüşmem gerekse, Bruce Lee çok hızlı, çok esnektir. Ama bir dövüşçünün hızını etkiliyen bir şey vardır, baskı. Bende de o baskı var. (Mickey) Bruce Lee ile dövüşeceksen, içine girip, onu boğazlamalı ve onu yenmelesin. Ama sokakta birisiyle böyle dövüşemezsin. Bruce’un kıç seviyesi uzun tekmelerle dövüşe başladığını biliyorum. Bu Boom Boom’u sinirlendirecektir. Hemen yumruklara başlayacaktır. Ona yakınlaşırsanız, O zaman Bruce, eminim, kafanıza tekme ve diz vurmayı deneyecektir. O anda ben de çenesine aparkat atar, dirseğimle kendimi korurdum. O da bana yumruk atmaya başlayacaktır. O nedenle kafamla zigzag çizmeliyim. Bruce koluyla sararak idam ederek dövüşü bitirir. Harika bir zaman geçirmiş olurduk. İnsanlar şöyle diyecektir.

Düşündüğünden daha beter pataklayacaktır.”

“Bruce Lee’nin karşısına çıkmayı düşündüğü için tamamen aklını yitirmiş olmalısın.”

Ray iyi cüsseye sahip. Eninde sonunda kroşesini yersiniz. Ama bu Bruce’un dövüşü durdurmasına sebeb değil. Niye?  Çünkü hiç pes etmedi.

Sana ben iyiyim dersem, muhtemelen kendimi övdüğümü söyleyeceksin.

[Bruce Lee]

Bruce Lee gerçek miydi?  diye hep sorulur.

Ama sana ben iyi değilim dersem, yalan söylediğimi bilirsin.

[Bruce Lee]

Bruce göz kamaştırıcıydı. Bir adamı Enter Dragon’da perişan edişini gördüm. Ona sıkıntı vermeye başlayan Çin gizli örgütünün bir çete üyesiydi. Bence muhtemelen kendi ağırlığındaki en iyi dövüşçülerden biriydi. O hızı ve ayak hareketiyle bir sürü sokak kavgasına karıştı. O, 61 kilonun cehennemi olurdu. O, 61 kiloluk ölümcül bir silahtı.

Şu şekilde özetleyeyim, ben karşımda duran rakipten korkmam. Benim rahatımı bozmazlar.

[Bruce Lee]

İyi bir savaşçıda olması gereken tüm yeteneklere sahipti:  Çeviklik, denge, koordinasyon, ustalık.

Dövüşmek zorunda olduğuma karar verdiğimde bebek önce sen beni öldürsen iyi olur.

[Bruce Lee]

 

İnsanlar soruyor, Bruce gördüğümüz en çetin adam mıydı? O, 60-62 kiloydu. Onu yakalayıp, pencerenin dışına fıydıklayabilirdiniz. Ama bu onu yere sermezdi. O bir göstericiydi, ve en iyisiydi. O bugün bir MMM dövüşçüsü olmak isteseydi, kolaylıkla herbirimizin korktuğu o dövüşçülerden olurdu. Tekniği harikaydı, kusursuz bir teknik. 61 kiloda ne kadar iyi olduğun benim için önemli değil, Brock Lesnar ile dövüş, kaybedeceksin. Eşit eğitimli iki adamdan hep kısa boylu olan dayak yer. Ama gerçek şu ki, mesele kütle değildir. Çünkü o seni cüssene, boyuna bakmadan yere serecektir. Fakat sonra bir bakarsanız, çeneniz değişmiş, anlıyorsunuz?  Bruce Lee harika bir dövüşçüymüş, değilmiş bu önemli değil. Bu onun yazılan tarihini, kültürünü değiştirmez. Çünkü onun filmleri dünyayı değiştirdi.

1965-1967

Çocukken Bruce için Green Hornet filmini seyrederdik. Green Hornet’la daha az alakalıydık. Uçan bir arabası vardı, ona arabasından dolayı saygı duysam da Kato inanılmaz olandı. Mahalledeki herkes Bruce Lee olmaya çalışıyordu. Green Hornet değil. O filmdeki çoğu dublör, o vuruşlara karşı nasıl rol yapacağını bilmiyordu. John Wayne’e karşı oynarsınız. Bir yumruk atar, kendinizi yere atarsınız. Onunlayken anında kendinizi yere atamazsınız, vuruşları ışık hızında. Bruce’un tekme attığı bir sahnesi var. Göğsüyle kalçasının düzken bir tekmesi. Biz sadece tekmeye bakakalırdık, “Benimle dalga mı geçiyorsun?”

Kızı: Babamın Hollywood’taki kısa macerasında dediği aklıma geliyor. Orada rolünü oynayan deneyimli aktörler vardı. Kendini odada bir robot olarak hissetmişti. Bu benim de hayatımda deneyimlediğim bir şey, rolümü oynuyorken belli kişileri etkilemek için uğraşıp duruyorsun. “Green Hornet filminde, kendim olamıyordum. “Güvenli bir şekilde fazladan kendi tekniklerimi ekleyerek göstermeye uğraşıyordum” “Ama hiç sorulmadı, Bruce ne yapmak istiyor diye” O an hemen, “Artık ben yokum” demesi harikaydı. Onun için bir tür uyanış anıydı. Sözü açılmışken, söylemem gerekir ki, orada gerçekten berbat bir iş yaptım. Gerçekten mi?

 Kendini beğenmedin mi?

 Anlayamadım. Dizi bittiğinde, kendi kendime sordum. “Ben ne halt yiyeceğim şimdi?”

O her zaman tam bir dövüşçü, tam bir filozof, daha iyi bir insan olmaya çalıştı. Çok kültürlü birisiydi. Çok okurdu. Çok çalışırdı. Çok düşünürdü.

Şu adamın nasıl inanılmaz tekme attığına bak.”

[Bruce Lee]

Felsefesi

Yerden tavana kadar kocaman bir kütüphanesi vardı. Aldığım her kitapta uyarılar vardı. Yararlı, pratik, iyi değil diye sayfalara notlar almıştı. Bruce’un “Tao of Jeet Kune Do” kitabında yazıların çoğu Batı kaynaklıydı. Doğrudan eskrim ve boks kitaplarından alıntıydı. Bruce’un kitabındaki paragrafların çoğuna bakıp harfi hafine nereden alındığını bulabilirdiniz. Eskrimci yerine dövüşcü konulup, geri cümle aynen yazılmıştı. İnsanlar diyecektir, “Hey, bu Bruce’un görüşü değilmiş. ” “Burası şu yazarınmış, şurası bu yazarınmış.” Ama önemli olan bu değil. O insanlar kitabın amacını kaçırıyor. Bruce’un yazıları okumak için eğlenceliydi ama onlar nottu. Bir kelimeyi değiştirdiği yerde tırnak işareti görüyordunuz. “Tao” yerine “Jeet Kune Do” kullanıldı.

(Talebeleri) Bruce Lee’den dolayı, Alan Watts okurdum. JD Krishnamurti, elbette Lao Tsu Tao Te Ching okurdum. Bruce Lee bütün kitapları analiz etti. Bütün kitaplardaki düşünceleri doğru, düzgün sıralayıp sonuca vardı. Her gün yaşamınızda. yaralanacağınız şeylerin gerçek felsefesi böyle oluştu. Bruce Lee’nin yaptığı buydu. İşte bu şekilde deha oldu.

 Yani Bruce Lee, bir filozof olarak yeni hiçbir şey getirmedi. Ama dövüş sanatlarınına kökten değişimi getirdi. Kültürler arası ayrımcılığın gereksizliğini gösterdi. Zamanın ruhundan bahsetti. O nedenle herkes Budizm, Yoga gibi Doğu sanatlarıyla ilgilendi. Bruce Lee size hızlı yaşamda zindeliğinizi korumayı gösterdi.

Turnuvalar

Turnuvalarda dövüşen büyük büyük isimler, Bruce’a yeteneklerini geliştirmek için geldiler. Joe Lewis, Bob Wall, Chuck Norris. Chuck Norris herhalde şimdiye kadar gördüğüm en iyi tekmecidir.

– Chuck Norris inanılmazdır.

– Bruce acemilere öğretmek istemedi. Okullarında iyi öğrenciler vardı. En iyilerini aldı. Onları daha iyi yapmaya uğraştı. “Bir kez daha söylüyorum. Hareketi sürekli geliştireceğimizi anlamıyorsun.” “Anladın mı?

” Bu şekilde öğretirdi. Çok şey biliyordu. Bana gung fu öğretti. Joe Lewis, Bruce Lee’den aşırı etkilendi. Joe Lewis, Bruce’la tanıştığında bir dünya şampiyonuydu. Bruce’un, gidip Joe’nun eğitmeni olması çok öte bir şeydi. Onun Bruce Lee ile tanışasıya kadar iyi bir yumruğu olduğunu sanmıyorum. Ama yan tekmesi olağanüstüydü. Joe günde 1000 yan tekme atardı. Dinleyin, Joe Lewis, günümüz dünyasında zaten her şeyi öğrenebilirdi. Ama o zamanki dünyada bu kadar iyi olamazdı. Bruce puanlı karateyi, puanlı dövüş müsabakalarını hiç faydalı görmedi. Ben kesinlikle aynı fikirde değilim. Bruce karateyi izledi ve gerçekliğine inanmadı. O hep ful-kontak dövüşü savundu. Bruce Lee sonuna kadar izledi, ve dedi,

“Bu dövüş sporu değil.” “Saçmalık bu. Bu kurallardan kurtulmalıyız.”

[Bruce Lee]

 

Onun mücadele görmek istemesine saygı duyuyorum. Çünkü karete gerçek bir mücadele değildi. O, kendinizi tanımak için ya da kendiniz için dövüşmüyorsunuz, hakemler, juri, kurallar için dövüşüyorsunuz, derdi.

Dövüşün gerçekçiliği nedir?

 Sizi yere sermek isteyen birisinin olması.

[Bruce Lee]

 

O derdi:

Yüzmeyi öğrenmek istiyorsan, kuru yerde yüzemezsin, suya girmelisin. Dövüşmeyi öğrenmek için de dövüşe girmelisin.

[Bruce Lee]

 

Turnuvalar kazanan o günün dövüş ustaları tarafından çok büyük saygı görürdü. Gerçek kavga ve dövüş sanatları hakkında farklı bir felsefesi vardı. Okuluna “Jun Fan Gung Fu” adını verdi. Arabaya biniyorduk. Eskrimde neyi beğendiğinden bahsetti. Vuruşu durdurma. Bruce asla defans yaparken kapanmazdı. Defansı da vuruş şeklindeydi. Bruce Batı Eskriminde gördüğünüz stratejiye göre ayak değiştirmeyi aldı. Rakibi vuruş yaparken, defans yapacağına aynı anda vuruş yapardı. Rakibin düşüncesinin, vuruşunun yolunu kesip durdurmalıyız, derdi. Daha çok eskrim gibiydi. Yakala ve vur. İşte bu yüzden şöyle söyledi:

“Ben buna yolunu kesip durdurma, ya da durduran yumruk, diyeceğim.”

 [Bruce Lee]

Hadi, dokun bana. İstediğin şekilde. Bana yakınlaşmak için, bana doğru gelmen gerekiyor. Senin atağın, senin geleceğin yolu kesmem için bana bir fırsat sağlar.

“Buna ne ad vereceksin?” diye sordular O, “Jeet Kune Do” dedi. Jeet Kune Do, Kantonca adıdır. O zaman Dan’ın söylediği: “Buna kısaca JKD diyelim.” Bruce da dedi,

“Bunu sevdim.”

– Durduran yumruğun yolu.

– Durduran yumruk?

 Bu Çince gelebilir ama aslında Amerikan Dövüş Sporudur.

Jeet Kune Do, dövüşü en kısa zamanda en etkili bir şekilde nasıl sonlandırabileceğinizdir.

“Jeet Kune Do, herhangi bir organize sporun bir üyesi değildir.“Ya bunu bilin ya da hiç anlamayın, hepsi bu.

[Bruce Lee]

 Bruce Lee’nin felsefesinde:

Münkün olduğu kadar basit, doğrudan rakibe en etkili biçimde.

– Diğer anlamları Hollywood uydurması.

– Öğretilebilirdi.

– Anladın mı?

 – Ama belli bir kalıba sokulamaz. Bu değiştirilemez demek değildir. Ama onun için çok kişiseldi. Bütün düzenbazlar, bütün sahtekarlar kurdukları okula Jeet Kune Do tabelası da astılar. Jeet Kune Do’nun ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Bir dövüş stili olduğunu sandılar. O günlerde bu okulları gördü mü bilmiyorum fakat bu Bruce’u üzerdi.

“Stiller yüzünden insanlar ayrılıyor. “O nedenle birlikte hareket etmiyorlar. Çünkü stilleri yasalaştırmışlar.

  [Bruce Lee]

Bruce Lee tüm otoriteye orta parmağını kaldırmıştı. Bütün dogmalara, bütün geleneklere karşı. Hepinizi alt edeceğim, diyordu. 6O’larda bu adam bir stile bağlı kalamazsınız diye öğütler veriyordu. Hiç kimsenin stili en iyisidir. Her şeyden bir parçanız olsun. 1968’de demişti, “JKD 1969’da farklı olacak. ” Ben dedim, “Ama şu an yaptığımız gerçekten çok iyi.” O dedi, “JKD 1969’da farklı olacak, JKD 1970’de farklı olacak.” Dövüş sanatları son on yılda daha fazla evrim geçirdi. Son 10 bin yılda olduğundan. Çünkü Bruce’un felsefe ve öğretilerinde bahsettiği her şey inandığı her şey sonunda kanıtlanmıştı. Artık bu yeni dövüş sanatı geliştirilip, evrimleştirilebilecekti.

Karma Dövüş Sporlarının Babası.

Dövüş sporlarının tuhaf tarafı insanların tartışıp, kavga etmesi. Tartışacak bir şey yok. Bruce Lee kesinlikle karma dövüş sporlarının babasıdır. Bağlantısı olduğunu sanmıyorum. Jeet Kune Do ve MMA aynı şeyler değildir. Dana White, Bruce Lee karma dövüş sporunun babası diyorsa, .ben eklerim, Bruce yakın zaman için babasıdır. Gene LeBell karma dövüş sporunun babasıdır. 1963’te Gene profesyonel boksçu Milo Savage’i yenişini görecektiniz. Bruce 1963’te karma dövüş sporları içinde değildi. Ben onu boğuyorken, o elimi yakaladı ve ısırmaya başladı. Ona dedim. “Milo, elimi ısırıyorsun, senin gözünü çıkaracağım.” Ağzını açtı, elimi çektim ve onu boğazladım. 22 dakika gibi onu yendim. Gene LeBell, Bruce Lee’ye yakalama hareketlerini öğretti. Onu havaya fırlatırdım, o yine ayağının üzerine düşerdi. Sonra dönerdi ve bana hilal şeklinde bir tekme atardı. Ya da bir judo vuruşu yapardı. Muhteşem bir sporcuydu. Karma dövüşün babası diyorsanız, o Bruce olmalıdır. O herkesden öncedir. O her şeyi bir arada kullanmaya karar veren ilk kişidir. Kısa şort bile giymişti. UFC ve MMA’nın doğuşu 25 yıl sonraydı. 1947’de, ilk Kajukenbo vardı. Farklı dövüş sporlarını bir arada toplayan: KArate, JUdo, KENpo, BOks. Bruce Lee gibi onlar da bütün uygulanabilir şeyleri biraraya topladılar. Bunu ilk Kajukenbo yaptı. Dana White ile aynı fikirdeyim. O karma dövüş sporunun öncülerinden biridir. Gerçek şu ki, herkes bu evrimimin bir parçası oldu. Benny “the Jet” Urquidez’den Joe Lewis gibi tüm adamlara kadar. Joe Lewis aynı zamanda bir boksördür. Bu liste uzayıp gider. UFC doğduğunda, insanlar Bruce Lee’yi konuşmadılar.

– Royce Gracie’yi konuştular.

– Royce Gracie! Gracie ailesi, sadece UFC’nin değil, evrim geçiren dövüş sanatları tarihinin de bir parçasıydı. Kısa bir süreliğine Gracie ailesi UFC’nin patronu oldu. Gracie ailesinin yaptığı, yerde pes ettirme oyununu alıp diğer bütün dövüş sporlarını yenecek hale getirmekti. Bruce, Brezilya Jijutsu’sunu severdi. Sanırım, o Gracie’leri görseydi, onlarla da çalışırdı. O gerçekten güreşi kabul ederdi, gerçekten judoyu benimserdi. Gracie ailesi ve Bruce Lee arasındaki fark. Bruce Lee asla köşeye sıkışmaz, asla pes ediyorum demezdi. Bence herkes Jiujitsu öğrenmeye başlasaydı o zaman orada onları daha fazla insan alkışlardı. Aman Tanrım! Sonradan bence Bruce Lee’den söz etmeye başladılar. Oh, adamım. Bu Karate Kid.

Kafes karma dövüş sporları bir yarışmadır, bir spordur. Ona tam olarak karma dövüşün babasıdır, diyebilirmiydim bilmiyorum. Çünkü altını çiziyorum, o bir spordur, hala kuralları vardır. Bruce Lee müsabaka dövüşçüsü değil, tam anlamıyla sokak dövüşçüsüdür. Brezilya’da Vale Tudo dövüşlerinde hemen hemen hiç kural yoktu. Kafa atma, kasıklara tekme gibi bütün şeyleri yapabilirdiniz. Bruce’un sokak dövüşünde favori silahı parmak yumruktu. Bu el dikkat dağıtacak, o nedenle rakip yaklaştığında. Bunu yaparsanız, görme gücüne hayati zarar verecektir. Karma dövüş sporu, dövüşün en saf şeklidir. Çünkü onu her gün yaşamınızda görürsünüz. Oh! Bir tekmeyle. Ben onu hep gerçek işlenmemiş bir spor gibi hissettim. Ve bir gün boksu geçeceğini biliyorum. O gün geldi gibi görünüyor. Dövüş! Bu rekabet ve dürüstlüğün bulabildiğim en uç saf şekliydi. Ve olmaya can atığım türden bir şey. Carano, ağır yumruklu bir dövüşçü. Korku vardır. Bazen oraya çıkmak istemezsiniz. Size o an korktuklarınızla yüzleşmeyi öğretir. Korku yakıp yok edilmesi gereken bir şeydir. En büyük korkum canımın yanması değildir. Carano yumruklamaya başladı! En büyük korkum, kendimi gerçekleştirememek ve kendimi dürüstçe ifade edememektir. Gerçek dövüşte kendinizi ifade etmeye uğraşmazsınız, hayatta kalmaya çalışırsınız. O anda kendi kendinize, kendimi dürüstçe nasıl ifade edebilerim  diye nasıl sorabilirsiniz ki? Birisini yumruklarken ona yardım ediyor gibi hissediyorum.

– Shogun’dan ciddi yara.

– Jon Jones! Onları daha iyi insan yapmak için zayıflıklarını dövüyorum. Fikrimce bu kendini ifade etmenin en üst noktasıdır. İşte bu kendimi dürüstçe tanımlamadır. Gövdeye çalışıyor. Ve son! Jon Jones, görün, bu gibi adamlar için kendine böyle güveni olması çok önemlidir. Ben buna rakibime, düşmanıma zarar veriyorum gibi bakmıyorum. Bizler birlikte resmi boyamaya çalışan kardeşler gibiyiz. Elbette bu onların gelişimine yardım ediyor, ta ki geçmişte hep gördüğümüz gibi, sonunda ne olduğunu anladığımız yere kadar “Oh, bu eğlence değilmiş.” “Bu gerçekmiş. Orada bir yerimizi sakatlayabilirdik.” Peki birkaç yıl sonra ne olacak?

 Dövüşün kalan etkilerini biliyorsunuz?

 Nörolojiye gitmem gerektiğinde ellerim çalışmıyordu. Sabah arabayı nereye park ettiğimi hatırlayamıyordum. Bunun yönetmelikleri, hakemleri olmalı. Orada uzman tıp ekibi bulunmalı. İnsanların yaralandığını görmek istemezsiniz. Bence babam, dövüş sanatlarına saf ilgisi bakımından dövüşe bakışa açısı bakımından Ufc izlemeyi severdi. Bruce Lee’nin büyük bir hayranı olacağına inanıyorum. Bizim kadar heyacanlanıp, oturduğu koltuktan havaya fırlardı. Galiba karma dövüş sanatının babası olarak adlandırılmasından gurur duyardı. Tamam, dışarıda insanlar var. Bunu anladılar. Diyorlar ki, Bruce Lee karma dövüş sporlarının babasıydı. Bu beni rahatsız ediyor.

[Judo Gene Lebell] O karma dövüş sporlarının babasıysa ben, karma dövüş sporlarının büyükbabasıyım. Bana inanmıyorsanız, sizi boğazlarım. Güzel bir boyun giyotini alırsınız.

Bütün bu dövüş sanatları hikayesini öğrendiğinizde Bruce Lee’den bahsederseniz, çoğu kişi savunmaya geçecektir. İnsanlar kızıp, öfkelenecek, sizi bombalayacaktır. Fakat Bruce yüzde yüz karma dövüş sporunun babasıdır.

“Dövüş sanatçısısı olmak, aynı zamanda yaşam sanatçısı olmaktır.

[Bruce Lee]

 

Kızı:

Düşünce ve inançları konusunda o kadar somut ve o kadar samimiydi ki dışarıya çıktı ve onun arkadaşı George’a ufak bir mezar taşı yaptı. Çok edebiydi ve yazıyordu,

“Bir zamanlar klasik karışıklık içinde sıkıştırılmış ve saptırılmış, bir akışkan adam anısına. “

Klasik karışıklık demek, bütün bu geleneklerin bir klasik karışıklık olmasıydı. “Sağ yumruk geliyor. 30 derece yana kayacağım. ” “Sonra eğileceğim. ” Bu çok karmaşık. Gerçek yaşamda bunu uygulayamazsın. İşte bu yaptığı mezar taşı. Aslında bu taş geriye baktığında akışkan olmayı kendine hatırlatması içindir.

Eşi:

Motivasyon kitaplarından oluşan çok büyük bir kütüphanesi vardı. Her gün orada motive edici düşüncelerini yazardı. Bunun için tuttuğu küçük bir günlüğü vardı.

İnsanlar ona hep derdi, kendine bir hedef bulup, bunun üzerine çalışmalı oraya başaracağın hedeflerini yazmalısın.

[Bruce Lee]

 

Bunun sonucunda yazdığı meşhur satırlar:

Kesin Baş Hedefim. “Ben, Bruce Lee, Amerika’da en çok ödenen Doğulu süper star olacağım. “Bunun karşılığında en heyecanlı performansımı sunacağım, bir aktörün yapabileceği en yüksek kapasiteye ulaşacağım. “1970 başlarında dünyaca ün kazanacağım,  1980 sonlarında elimde 10 milyon dolarım olacak.  “Mutluluk ve huzur içinde başaracağım, keyif alacağım bu hayatı yaşayacağım

1969 onun için çok zor zamandı.

Yaşamına birçok sorun girecekti. Hatırladığım kadarıyla, parası bitmek üzereydi. Bruce çok gelenekçiydi. Çalışmaya başladığım için çok utandı. Bu onun düşündüğü bir yol değildi. O bu zor durum için belki Hong Kong’a geri dönerim diye düşünmüştü. Ve sonra 69 yazında bu korkunç cinayetler başladı. Anlaşılamaz bir katilimiz var. Manson cinayetleri zamanı, dehşet verici, ürperticiydi. Bir müfettiş tarafından olay yeri tarif ediliyordu. Tuhaf dini ayinleri andıran bir şeymiş gibi. Bruce, Jay Sebring ve Sharon Tate ile çok yakın arkadaştılar. Oyuncu Sharon Tate’in de içinde olduğu 5 kişi ölü bulundu. Görüntü yönetmeni Roman Polanski’nin eşi Bayan Tate kendi evinde bulundu. Babam cinayetlerden önceki yaz Sharon Tate ile çalıştı. Wrecking Crew filmi için. Bayan Tate öldüğünde 8 aylık hamileydi. Diğer kurbanlardan biri Hollywood’un ünlü kuaförü Jay Sebring. Jay Sebring babamı William Dozier’le tanıştırmıştı. Batman ve Green Hornet filmlerinin yönetmeni olan. Cinayetler ardarda diğer geceler de devam etti. Kabus gibiydi. Bruce için de çok korkutucuydu. Çünkü Bruce’un tüm amacı bizi korumak, bize bir şey olmamasıydı. Bir memur cinayetleri özetliyordu:

“Tüm görev hayatım boyunca hiç böyle bir şey görmedim.”

1970

60’ları bitirip, 70’lere girmek zor zamanlardı.

Her gün, dövüş sporu çalışırım.

[Bruce Lee]

Maddi açıdan güçlüklerle boğuşuyorduk. Parasına gücümüzün yetmediği ilk evimizi almıştık. Sırtının tam ortasını incitti. Çok tehlikeli olan bir sabah gerilme egzersizi yapıyordu. Fizik uzmanları o hareketi sever. Görüyorsun?

– Dikkatli bak. Herhangi bir sebebten ısınmamıştı. sebebi buydu. Dayanılmaz bir ağrı içindeydi. Dedim, “Bruce nerede? ” Belini incittiğini söylemek istemediler. Ben onu senaryo üzerinde çalışıyordur, sanıyordum. Ona bir daha asla düzgün yüremeyeceğini söylediler. Ve Kungfu yapmayı unutmasını söylediler. Kartvizitinin arkasına şunu yazdı.

“Yürümeye devam et”.

[Bruce Lee]

Banyosunun aynasına, duvarlara, kapıya her yere bunu asardı. Böylece gittiği her odasında bunu görürdü. “Yürümeye devam et”. Sonra aşağı eğildi ve gerilme hareketleri yapmaya başladı. Bruce dikkatli rehabilatasyon süreciyle kendisini iyileştirdi. Ben benzer bir deneyim yaşamıştım. Her hafta Jiujitsu dersim için Torrance’e doğru araba sürüyordum. Onun sözü “Yürümeye devam et”. Benimki “Ön kapıya yürü” idi. Derse gitmemek için için her türlü bahaneye sahiptim. Karnım ağrıyor, kolum ağrıyor, dizim acıyor, gibi. “Ön kapıya yürü. Ön kapıya yürü “ demeye alıştırdım kendimi. 16 yıl ön kapıya yürümenin neticesinde siyah kuşak oldum. Bu hayatımın en büyük başarısıydı bana göre, çocuklarımdan sonra. Sırt problemi, incindiği ilk günden film çekimi boyunca yaşadığı daimi bir problemdi. Dikkatli olmak zorundaydı. Herbir gün işini bitirince tedavi olmalıydı.

Fazlasıyla çok çalışırdı. Çoğumuz sanırım neden çok çalışması gerektiğini anlamıyoruz.

Babam Hindistan’a gitti.

Yanında James Coburn ve yazar Stirling Silliphant vardı. The Silent Flute filminini çekmek için yer keşfine çıktılar. Senaryosunu babam yazmıştı. Bir araya gelmekten çok umutluydu. Çünkü sonunda işleyecek bir projeyle uğraşıyordu. Silent Flute, Bruce’un Hollywood’ta büyük patlamasına sebeb olabilirdi. Bu proje büyük bir adım olacaktı. Mortage gibi şeyleri ödemek için bankaya para yatıracaktı. Fakat istedikleri çekim yerini bulamadılar. Stirling ve Jim, Warner Bros’a geri döndü ve dedi, “Çekim yerinde aradığımızı bulamadık. ” Her şey bir anda suya düştü. Bruce için ümidin boşa çıktığı andı. Çünkü abartısız her şeyi buna bel bağlamıştık.

“Etrafıma bakınca, Hep aynı şeyi öğrenirim. “Ve öğrendiğim, her zaman kendin olabilmektir. “Yapabileceğine inanmak için kendini ifade edebilmektir. “Dışarıya çıkıp, başarılı kişiliği arama ve onu kopyalama.

[Bruce Lee]

Hong Kong – 1971

Bruce, Amerika’dan göç izniyle Hong Kong’taki annesine yardım etmek için kısa bir seyahata çıktı. Brandon’ı yanında götürdü. Brandon beş yaşındaydı. İşi yoktu, parası yoktu. Her şeyi arkasında bıraktı. Onun okullarını kapattı. “Hong Kong’a gideceğim. ” Green Hornet dizisi o zamam Hong Kong’ta TV’de oynuyordu. Tek farkı dizinin ismi Kato Show idi. Van Williams’ı önemsemiyorlardı. Orada en önemlisi Bruce’tu. Bir yıldızın geri dönüşü olarak onu karşıladılar. Düşündüğü ilk şey şuydu, “Vay be, insanlar beni burada tanıyorlar.” “Onlar beni hatırlıyorlar. “

 Televizyon şovlarında birkaç röportaj yaptı. Oh, evet, o adam. O şu an Hollywood’ta büyük bir yıldız. O yüzden bu Hong Kong’ta bir geleceği olabileceğinin ilk ipucusuydu. Ancak Bruce rol oynamaya tam hazır değildi. Bruce Lee’nin küçük bir rolü ya da yardımcı bir rolü vardı.

Longstreet ile çok gurur duyuyordu, Dizide, sanatı ve düşüncelerini ifade edebilmesi onun için çok önemliydi. Ondan anladığım benim en çok, güvendir. Her bir durumda yeteneklerinin varlığına güvenmek. Çoğu zaman oyun gelir, tıkanır. Oyun tıkandığında ileriye dönük planlar yapmaya başlarsınız işte o zaman zayıf olduğunuzu düşünürüm. Onun söylediği şudur,

Çevrenizdekilere, etrafınızdakilere uyum sağlamak zorundasınız.

[Bruce Lee]

 

 James Coburn dedi, “Bak adamım, yapabileceğin en iyi şey Hong Kong’a dönmek, en iyisini yapıp, geri gelince dünyayı sallamaktır. “ James Coburn, Bruce’a TV’de oymamayı bırakmasını söyledi. Bu onun dahiliğini yiyip bitirecekti. Onda dünyaya sunmak için çok daha fazlası vardı, başrol için beklemeliydi. Jimi Hendrix rock yıldızı olmak için, zincirlerini kırıp İmgiltere’ye gitmesi gerekti. Clint Eastwood, Rawhide filmi ile kariyer sahibi oldu. İtalyan bir kovboy filmi ile onun gerçek kariyerini yaptı. Bruce’un insanlara kendini bir film yıldızı olarak kabul ettirebilmesi için eninde sonunda Hong Kong’a dönmek zorundaydı. İşte uçuş bileti. Birkaç yıllığına Hong Kong’a dön. Problem istemezsin, değil mi?

 Bu onda en çok hayran kaldığım şeylerden biridir. O dedi,

“Tamam, tanınmışlık işime yaramayacak. ” “Başka bir şekilde çaresine bakacağım.”

[Bruce Lee]

 

O zaman artık arka kapıyı gitti.

Sadece bekleyin. Ben dünyada en büyük Çinli yıldız olacağım.

[Bruce Lee]

1971

Bruce ilk iki filmini bağımsız yönetmen Raymond Chow ile çevirdi. Her biri 15 bin dolar bütçeliydi. O film. Tayland’ın küçük bir kasabasında çekildi. Bruce Lee işci sınıfının kahramanını oynuyordu. O oralıydı. O halktan biriydi. Ama aynı zamanda, hiç o toplumun düşüncesinden değildi. İşte bu yüzden o film, harika koreografisi kadar çok başarılı oldu. Bruce Lee aksiyon sahnelerine bakış açısını tamamen değiştirdi. Şiddet yapmak güzel gibi göründü. Muhtemelen kulağa paradoks gibi gelecektir. John Woo gibi bir yönetmen, dövüş filmi gibi silahlı film çekiyor. Bu baledir. Usta film yapımcıları açısından kocaman bir değişimdir. Batı filmleri beni çok uyuz eder. Filmi çok fazla keserler. Sahnelerin çoğuna zum yaparlar. O yüzden olanları göremezsiniz. Bu adamlar geçmişe dönüp, Bruce Lee filmlerini izlemek zorunda. Bütün yanlarıyla onların tüm harika hareketlerini görebilirsiniz. Yarım saniye bile sürmeyen bir vuruşu tam gösterebilirsiniz. Haywire filmini yapasıya kadar bunu daha önce hiç fark etmemiştim. Şimdi hep film izliyorken, şöyleyim, “Kesmeyin artık. ” “Oh, işte bu dublör. ” Onları izlemek harikaydı. İpler yok, hile yok, hızlı kesim yok. Rolünü yapabilen bir aktör buluyosunuz, sonra da filmi kırpıyorsunuz. Bruce Lee yeni bir temel oluşturdu. Filmin dövüş koreografisinin her parçasını Bruce Lee oluşturmuştur. Deneyimli çalışanlar olsa da olmasa da.

Biz Hong Kong’a gittik. Big Boss’un galasının olduğu zamandı. Salon tıka basa doluydu. Bruce ve ben arkada oturduk. Bruce Lee’nin ilk filmi Hollywood’ta gösterildiğinde, ben çok gururlandım, çok duygulandım. Çünkü arkadaşlarımı, öğretmenlerimi sahnede görüyordum. Film bittiğinde etraf çok sessizdi. İğne atsan duyulurdu. Bruce şöyleydi, hani “Oh, hayır. Nefret ediyorlar “ Ve durup dururken kocaman bir alkış koptu. İnsanlar tezahürat yapıyor, gülüyor, alkışlıyorlardı. Bu harikaydı. Ne zaman çıkıp bir dövüş filmi yapsa, insanlar alkışladı. İşte o zaman anladık, o artık bir film yıdızıydı. Ve sonra seyirciler orada olduğunu fark ettiler. Onu omuzlarının üstünde taşıdılar. Oh, heyecan verici bir andı. Onun için de heyecan verici bir andı.

“Nihayet yaptığım işte takdir edildim. “

[Bruce Lee]

Bu harikaydı, yaşamında doruk noktasıydı.

Bruce Lee’nin, “The Warrior” adında bir TV şovu vardı. Sonra hepimizin bildiği ve sevdiği “Kungfu” dizisi haline gelen. David Carradine iyi iş çıkarırdı. ama Kung Fu dizisi hep Bruce Lee’nin rolü olmalıydı. Film endüstirisinde her zaman en iyi olan iş bulamaz. Bir çok politik nedeni vardır.

Bruce Lee daha büyük bir yıldızdı, Asya ve Amerika’nın her ikisinde. O birinci sınıf bir dövüş sanatçısıydı. Daha önce Green Hornet’ta oynamıştı. Ama sonra fazla Asyalı olduğu için rol bulamadı. O Hollywood’ta hep böyle küçümsemeler yaşadı. Bütün eski filmlerde Çinli rolünü oynayan doğulu olmayan beyaz insanlar vardı.

Bir filmde birden birkaç klişe sahnenin başlaması kadar kötü bir şey yoktur. “Ama neden?

[Bruce Lee] Varolma Savaşı

Hemen geçin burayı. Çabuk atlayın” “Böyle ahmakça dünyam olacağına bırak olmasın daha iyi. ” Birçok tanınmış öğrencisi vardı. Onlara felsefe ve dövüş sporları öğretiyordu. Yani onlara bildiklerini sattı. Ama zaman Hollywood ve Bruce’un buluşmasına geldiğinde, onu anlamadılar. Bruce’un kim olduğunu anlamak için vakit ayırmadılar. Bu onun savaşıydı.

İlerlemek ister misin? Kendini işe verirsen, burada parlak bir geleceğin olur.

“Yapacağım, efendim.”

[Bruce Lee]

 Hollywood onun için korkunç bir hayal kırıklığıydı. Hele o zaman ırk faktörü de ilave edilince stüdyolar eski büyük bir Çinli yıldızı istemedi. Asyalı kadın şablonu oldukça kötüdür. Erkeleri içinse daha kötüdür. Bence bütün yaşamında bundan yakındı. Bu film dünyasındaki saygısızlığın küçük bir kısmı yeniden yaşamımda belirse şalterlerim atardı. Bu şok edici değil mi, 40 yıldan fazla bir zaman geçti ve hala Asya

-Amerikan bir romantik başrol oyuncusu yok. Ya da hatta o mertebede bir Asya

-Amerikan bir film yıldızı?

 Hiç kimse. Sanmıyorum bir Asyalı erkek romantik başrol oyuncusu söyleyebileceğimi. Amcam burada olduğu zamandan beri hiç kimse olmadı, özellikle Hollywood’ta. Açıkçası Çin dışından Jet Li, Donnie Yen. Harika bir Asyalı seksi erkek başrol oyuncusu olmadı Hollywood’ta. Iı, erkek başrol, Asya

-Amerikan? …. Iıh. Ben ona hiç Asyalı olarak bakmadım. O Bruce Lee’dir. İdolum olan bir şey. Bu üzerinde çok düşünmediğim böyle bir şey, evet. Çinli ulustan birisi Bruce Lee filmi seyrederse, Çinli Milliyetçiliği görecektir. Ama batılı bir beyaz o filmdeki etnik yapının farkına bile varmaz. Belki Dean Cain, doğru mu?

 O biraz Asyalı değil mi?

 Belirli zamanlarda, tenime karşı kesin hükümler vardı. Ama bunun beni etkilemesine hiç izin vermedim, çünkü hep bilinçaltım: “Bana karşı çıkarsan, kıçını tekmelerim” şeklindeydi. Bruce Lee kendi ülkesinde film yaparak tam bir yıldız haline geldi. 40 yıl sonra, düşünceler değişmedi. Yani onun gibi başka bir yıldız görmek istiyorsanız, o kişinin yine sistem dışı film çevirmesi gerek.

1972

Bruce Lee’den aklımda kalan ilk şey Chinese Connection filmindedir. Filmdeki son sahnede bir atış mangası var. O ortaya çıkıp, koşup, atladığında, filmi donduruyorlar. “Anneciğim, ne oldu?” der gibiydim. Ve annem dedi, “O bırakmak istedi artık. ” Bu o andı. Beni ekrana yapıştırdı. Chinese Connection filmini seyrederseniz, kültürel milliyetçiliği aksiyon sahneleri ifade eden Kuğu Gölü’nden farksız bir film olduğunu görürsünüz. Kungfu filmi ile bale arasında hareket yoluyla duygu ve düşünceleri ifade etmek bakımından fark yoktur. Japonlar, Asya’nın hasta adamını sinemaya taşıdığında, bu Çinli’lere uzun yıllar yapılan baskı ve boyun eğmek, 70’lerin Hong Kong Bruce Lee filmlerinde hala yaşayan bir anıydı. “Asya’nın Hasta adamı. İngilizce seslendirmeli film ile orjinal Kanton dilindeki iki aynı filmi seyrederseniz. Göreceksiniz ki ikisinin temeli farklı filmler. Örnekte olduğu gibi, Çinlilerden biri çevirmen Bay Wu’nun yanına gider. İngilizce seslendirmeli versiyonunda Çinli şöyle der: Bak, burada, bu görüşmenin amacı nedir şimdi?

 Çevirmen der: “Sadece Çinli’lerin zayıf bir ırk olduğu, Japon’larla karşılaştıralamayacağı. Kantonca altyazılı versiyonu ise: Çinli misin?

 – Evet, ama sizden farklıyım. Yani ingilizce versiyonunda çevirmen Çinli değil, ama altyazılı Kantonca versiyonunda “Evet, ben Çinli’yim ama gücünden dolayı Japonları seçtim. ” Yani arada dağlar kadar fark var. Çevireceklerin hangi dilde sunacağına karar verdiğine göre, farklı filmleri izliyoruz. Batılar, bu filmleri abartılı komedi olarak izliyor, ama Çinliler son derece politika yüklü bir film olarak izliyor. Çünkü Japonlara kin ve düşmanlık beslemelerinin üzerinden çok geçmedi.

 Şimdi, beni dinleyin, bunu sadece bir kez söyleyeceğim. Biz hasta adamlar değiliz.

[Bruce Lee]

Batıyı Yenen Adam- Ezilenlerin Sesi olmak

Verdiği düşünce çok açık ve netti. Çünkü yaşamının her günü bununla yaşadı. Bruce, ilk iki filminin yönetmeni, Lo Wei ile yıldızları barışmadı. Lo Wei, Bruce’u basit aktörlerden biri gibi parmağında oynatabileceğini sandı. O eski kafalıydı, Bruce’nin hiçbir fikrini dinlemek istemedi. Uzun lafın kısası, Bruce hala istediği özgürlüğü alamadı. Raymond Chow’a dedi,

“Bu filmi yapmak istiyorum, The Way of the Dragon. ”

[Bruce Lee]

Bu filmi yazmak, yönetmek, yol vermek istiyorum. Bunları yapıp, filmde oynayabilirim. O film köylü bir gencin gerçekte basit bir hikayesidir. Dilini konuşamadığı bir yere gider. Ama bir şekilde zirveye çıkar. “Çünkü kendini basit ve dürüst bir şekilde ifade etmiştir. İtalya’ya gider, ve mafya onu dövemez, O nedenle mafya Amerika’yı arar, Amerika onlara Colt’u gönderir. Colt için Amerika’yla görüşmeliyiz.

– Bu Colt iyi mi?

 – Colt iyi mi?

 Colt, Chuck Norris’tir. Bruce Lee gerçek bir Amerikan ile dövüşecek. Bilirsiniz. Çilek modeli sarışın saç. Vücudun her yeri kıllı. Bruce kıllarını ona karşı kullandı. Yani Chuck Norris ile dövüşürken batının baskısı altındaki tüm ırkları temsil ederek dövüştü. Kolezyum Arena’da Bruce Lee ve Chuck Norris arasındaki mücadelede ölümüne klasik bir dövüştü. Ve Bruce Lee onun kıçını tekmeledi. Beyaz ırktan olmayan biriyseniz, bu harikadır. Ufak adam, Amerika’nın yetiştirdiği en iyi adamı yeniyor. Size söyleyebilirim ki, St Louis’de Fox Tiyatrosu’ndaki yüzde yüz siyahların hepsi onu alkışladı. Bizlerden bazılarının politik duyarlılığı vardı. Ama herkes espriyi anladı. Etnik neden veya farklı nedenden dolayı hep baskı altında kalmış herhangi birisine çok çekiciydi. Bruce’un yüceldiği o zamanlar, güçlüye karşı savaşacak karşı kültürden bir kahraman arıyorduk. 40 yıl oldu. İnsanlar onu şimdiye kadar unutamazdı mı?

 Hayır, bence birçok kültür onu kendilerinin bir tür kahramanı yaptı. Muhammad Ali’ye sahiptiniz. Malcolm X vardı. Kara Panter Partisi’ne sahiptiniz. Hala birçok radikalistlerimiz var. Bruce Lee kökten radikalistler ile aynı şeyi size sundu. Amerika, Vietnam’da çok kötü zaman geçiriyorken, Bruce Lee ortaya çıktı. Vietkong birliklerini yenemediği zamanlarda. Şu küçük sarı pijamalı adamları. O nedenle Bruce Lee söz sahibi oldu. Nereye giderseniz gidin, her biri Bruce Lee’dir, onun arkasında toplanır.

O ezilen kişidir.

Yani halkı gaza getirmek için siyasi ve kültürel bildirimlere başlaman gerekmiyor. Kolezyum dövüşü çok kesindi. Chuck Norris’e bir zararı olmadı. Ama bence gerçekte de Bruce Lee galip gelirdi. O dövüş sahnesi Chuck Norris’e oldukça büyük bir kariyer sağladı. İnsanlar deseydi, gerçekte Bruce Chuck Norris’i döverdi, Ben de derdim “Ne kadarına bahse girersin?” Arka cebimde avuç dolusu yeşillik var. Chuck o filmde tam orada yaka paça edildi. O sahne favorilerimden biridir. 70’lerde giyotin boğması. Yani çağın, zamanın ilerisinde. Bruce, Way of the Dragon filmini yapmaya başladığında yükselişte olan, olayların akışını değiştiren büyük bir stardı. Sanırım etrafındaki insanlara güvenmekte zor zamanlar başladı.

Seni piç!

 [Bruce Lee]

Şöhret

Şöhret bir katildir, tam manasıyla. Buna tüm paramla bahse girerim. Birden insaların iyi olan niyetine karşı güveninizi yitiriyorsunuz.

“Şu günlerde “arkadaş” zor bulunan bir kelime haline geldi size arkadaşlık sunan uyanıklığın hastalıklı bir oyunu.”

[Bruce Lee]

Bana arkadaşlarını tanıyamadığını söylemişti. Kime güveneceğini bilmediğini söylüyordu. Şöhretin bedeli olduğunu bilmek, kötü bir uyanıştı.

“Peki, şöyle açıklayayım, dürüst olmak gerekirse. “Ben diğer insanlar kadar kötü değilim, ama kesinlikle aziz olduğumu söylemiyorum.

[Bruce Lee]

Bunun için okula gidemezsiniz. Her gün bununla uğraşmak zorundasınız.

“Artık önceki gibi özgürce konuşamıyorum çünkü her şey yanlış yazılıp, çiziliyor .

[Bruce Lee]

Şöhret aklımı başımdan aldı. Az kalsın ailemi, kariyerimi yok ediyordu. Kendi abartılmışlığıma kendimi kaptırdım. Düşündüm, kendimi kendimden korumak için tek yol geçmişimdeki halime dönmek için bir şeyler yapmaktı. Sağlıklı bir seçim yaptığımı düşündüm. Çünkü viski şişesi gibi sizi batıran şeylerden daha iyiydi. Mesele, insanların onu takip etmeden, evin dışına neredeyse hiç çıkamadığı can alıcı noktaya geldi. Azıcık daha huzurlu bir hayat yaşayabileceği bir insan olmak için can atıyordu. “Bu tuhaf bir duygu, çünkü hapiste gibiyim.

“Hayvanat bahçesindeki bir maymun gibiyim insanların gelip bana baktığı.

[Bruce Lee]

Pekala, normal bir yaşamınız olmayacak ya da normal hatalar yapamayacaksınız. Çünkü herkesin sürekli, bilirsiniz, gözü üzerinizde. Açık büfe restoran gibiydi. Bir seferde 10 tane bulabilirdi, hatta isterse uzaktan.

Süper star kelimesi gerçekten canımı sıkıyor, nedenini açıklayayım. Çünkü süper star kelimesi, dostum, bir göz aldanmasıdır. Halkın seni adlandırdığı bir şeydir.

[Bruce Lee]

Game of Death-1972

Hakikaten filmi sevmiştim. Ben bir sürü saçmalığı kabul edebilirim, ama Game of Death, böyle sonu yok gibi olmamalıydı. Farklı türden rakiplere uyum sağladığı, onlarla dövüştüğü bir mücadele sergiliyordu. Kareem Abdul-Jabbar, Hong Kong’a ziyarete geldi, Bruce’un müthiş bir fikri vardı.

“Bir sahneyi birlikte çekelim. Harika olacak, müthiş bir dövüş sahnesi ”

Bruce’la onun kavgası hakkında Kaream’la konuştum, o dedi: “Onunla maç yaptım ve o çok hızlıydı. “ “Bu yöne dönüyorum, bir bakıyorum, orada yok. ” “Kafanın arkasında seni tekmeliyor. ” “Sonra o yöne dönüyorum. Bu sefer, orada yok. ” Onu yakalayamadığını söyledi. Onu kilitleyebilmesinin imkanı yoktu.

O bir tavşan gibiydi. Cidden kuşak seviyelerini severim, sonraki kuşağa geçip farklı teknikler ile dövüşmek. Diğer dansçılarla kapışan bir dansçı olarak, mentalitesi tamamen aynı. Üçüncü katta silahla eğitim almış birisiyle dövüşülmesi planlandı. O nedenle üçüncü kat dövüşü için beni seçti. Gezegendeki en harika Filipinli’lerden biri olan Dan Inosanto, .aslında Bruce Lee’ye nunçakuyu getiren kişidir.

Nunçaku

1964 yılında Bruce Lee’yi nunçaku ile tanıştırdım. O zaman O değersiz bir çöp parçası olduğunu düşündü. Los Angeles’a taşındığı zaman, ona nasıl kullanılacağını öğrettim. Dedi ki,

“Bunu kesin Green Hornet’ta kullanacağım.”

[Bruce Lee]

Nunçaku hep birkaç annenin evi süpürürken çöpe attığı bir şeydi. Sonra gider birisinin kasıklarında son bulurdu. 3 ay içinde, onu yıllardır yapıyormuş gibi sallıyordu. Onlar geldiğinde, ben Miami’de yaşıyordum. Kasabadaki her çetenin nunçakusu vardı, biliyorlarmış gibi davranıyorlardı. Etrafımda döndürmek, haraketleri öğrenmek için saatlerimi harcadım. Tam buraya omzunun altına aldığı gibi aynısını deniyordum. Ve elimi çıkarmayı. Kısa bir zamanda sanırım neredeyse her çoçuk onu kullanıyordu. Normal bir ev eşyası oldu. Kaliforniya’da şimdi yasaklandı. O filmi izledikten sonra, ben de kullanırdım. Ama hep dirseğime vururdum. Whaaa! En başından çok sert salladım. Hatta Bruce Lee gibi ses çıkardım. Gittim, “Whoo!”,kafama vurdum. Büyük bir fındık tanesi çıktı, belki 2 buçuk santim. Ondan sonra, gürültü yapmayı bıraktım. Ve nunçakuyla oynamayı bıraktım. Ailemi, bana gerçeğini almaları için ikna etmeye uğraştım. İyiki almadılar. Nunçaku yapıyorum. Kafamı tamamen patlatıyorum. Ben lastik olanlarından aldım, bu yüzden iyiyim. Kullanmayı öğrendim çünkü silah taşımayı bıraktım. Yıllarca silah taşımıştım. Bunu itirat etmekten utanmıyorum. Sanırım kendimi tedavi edip, düşündüm. “Başka bir şey taşıyayım.” Bunun benim için ayrı bir yeri var. Bu Game of Death filminde kullandığımız aynı nunçakudur. O bana bunu evde tutmam için verdi. Bu benim için çok özel anıları çağrıştırıyor.

Warner Bros

Warner Bros’un yöneticisi; Fred Weintraub, Hong Kong’ta Game of Death filminin setinde ona ziyarete gelir. Derki “Hey, dostum, yapabileceklerinin farkındayız. ” “Seninle bir film yapmak istiyoruz. Warner Bros’ta yapmak istiyoruz.” Eline bu kadar fırsat geçtiği zaman, tam zamanıydı. Enter the Dragon’u ortak yapmaktan çok heyecanlanmıştı. Dedi ki, “Bu benim Hollywood’a yeniden açılışım olacak. ”

“Benim saplantım, affedersiniz kelime için, .en kahrolası aksiyon filmini yapmaktır.

[Bruce Lee]

Onların hepsi oradaydılar, Hong Kong’ta. Yapımcılar, Fred Weintraub, Paul Heller. Bütün ekibi almaya hazırdılar, Batılı çalışanları, Çinli çalışanları. Hatta çok zor durum yaşatan acemileri de. Ve setler kurulur, Bruce çalışmaya gelmeyecek. Hikayeye uyması için biraz daha Çin felsefesi koymak istiyordu. Bruce, Dragon filmini nasıl çekeceğini biliyordu. Ama onun görüşüne katılmayan insanlarla sorunu vardı. Son derece sertti. Sete gitmeyecekti. Bruce o kadar engellenmiş olduğu için evde sert rüzgarlar esiyordu. Gözü kararabiliyordu. Yaptığn bir şeyi beğenmezse, hemen söylerdi. Linda inanılmaz bir eşti. Ona nasıl öğüt vereceğini, nasıl konuşacağını biliyordu. Sahnelerin arkasında Fred, Paul, ve diğerleriyle konuşuyordum. Diyordum. “O ne söylerse, dinlemelisiniz, çünkü o haklı.” Kariyeri için savaşıyordu. Her şey üst üste geldi, evet, Bruce o filmde istediğini aldı.

-Düşüneyim.

-Düşünme. Hisset.

 [Bruce Lee]

Enter the Dragon

Onlar daha iyi duruma geldiler, zaman harcadığı görüşü için dünya daha iyi duruma geldi.. Başla. Enter the Dragon, dövüş sporları türü için Hollywood’un suya ilk ayak ucunu batırmasıydı. Bruce Lee, kimsenin şimdiye kadar anlamadığı yolda patlamaya hazırdı. Açılış sahnesinde, Bruce Lee filmine başlangıçta karma dövüş sporu koyar. Kenpo eldilevenleri ile dövüş. Açık parmaklı karma dövüş sanatları eldivenleri. Kol yakalama hareketini yaptı. Düz bir kolu yakalmasının çok karizması yoktu. O öyle bir adamdı. Bob Wall’u yere serip, onu öldürdüğünde hepsi bir seferde olan birçok komplike duyguyu görüyorsunuz. Ben bir aksiyon filminde kavga sahnesinin ortasında bütün bu düzeyleri ve ince ayrıntıları yansıtabilen bir aktör görmedim. Ayna sahnesi., bilirsiniz, orada amaçsızca yürüyüp küçük parçalara ayrıldığı zaman, kafasının içinde ustasının sesini duyar.

Görüntüyü yok edersen diyen sesini. Görüntüyü yok edersen düşmanını yeneceksin. Düşmanını yenersin.

[Bruce Lee]

O. o sahne bende yankılanan bir heyacan oldu, çünkü bütün göz aldanmalarının anlaşılmasını sağladı. Bu onun beklediği bir andı. Bu Hollywood’ta Bruce Lee’nin filmiydi.

Hastalanması- 1973

Bruce stüdyoda Enter the Dragon’un seslendirmesini yapıyordu. Tuvalete gitti, yere yığılmıştı. Hastaneyi gelmeleri için aradım. Bilinci yerinde değildi. Onunla konuşuyordum. Sonra bana bir kuyunun dibinde gibi olduğunu söylendi. Ona seslendiğimi duyabiliyordu, “Cevap ver, cevap ver.” Sonra kendine geldi. Beyin ödemiydi, beyin içindeki sıvının baskısı. Nedenini hiç bulamadılar. Ted Wong eskiden bana hep derdi,

 “Bruce Lee asla hiçbir şeyden korkmaz, bir şey hariç, o da yaşlanmak.”

Amerika’ya geldi, tamamen incelendi. Onlar O’nun kusursuz sağlıklı olduğunu açıkladılar. 18 yaşındaki bir gencin vücuduna sahip olduğunu. Doktorlar çok güvence veriyordu. Sadece bir baygınlık geçirdi. Sık baş ağrıları yoktu. Açıkçası o zaman doktorlar beyin dokusunu çekeceği MR’a sahip değildi. Onu haziranda görmüştüm. LA üniversitesinden onay aldığını, bedenin sağlıklı olduğunu söyledi. Kendisi için endişeli değildi, kendine çok iyi bakıyordu.

20 Haziran 1973

Raymond Chow beni aradı ve söyledi, “Hastaneye gitsen iyi olur.” “Bruce’u hasteneye götürüyorlar.” Bruce hastaneye varmadan önce, ben orada yoldaydım. Sonunda ambulans geldi. Uzun sürdü. Her şey çok uzun bir zaman aldı. Hastaneye geldi, onu orada yatarken gördüm. Onları kalbine doğru büyük bir iğne yaparken gördüm. Orada ayakta duran bir sağlıkçıdan yardım istediğimi hatırlıyorum, dedim. Soramadım,

“O öldü mü?” diye. Dedim, “O hayatta mı?

 Başlarını sallıyorlardı, ve dedi “Hayır.”

Bu inanılmazdı. Bir hata olmalı, bilirsiniz, gerçek olamaz. Ne diyebilebilirim?

 Oldu.

Kızı:

Dünyaya gözlerini yumduğu anın nasıl olduğunu anlarsınız, bilirsiniz. Ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Babam için ne kadar zor olduğunu. Babamı şimdiye kadar ağlarken gördüğüm ilk zamandı. Evet, bu doğru. O gerçekten babaydı. Şey, evet. Dedim, “Dan, bu doğru mu?

 Bruce Lee öldü mü?

” “Hatta bir sürü arayan vardı.” Ve o dedi, “Evet, Rich. ” Linda onu Hong Kong’tan aradı, Kendi kendine transa geçmişti, Bruce Lee’yi anıyordu. Çok acılıydı, Bruce’un ölümünden dolayı çok acı çekiyordu. O gerçekten benzersiz bir şekilde herkesten farklı idi. Anılarım daha çok bir anlık görüntü gibi. İlk olarak Hong Kong’ta cenazeyi hatırlıyorum, Çünkü çok büyük çaptaydı, etraf karman çorman olduğundan oradan oraya sürükleniyordum. Annemin babasının bizi şeker almaya götürdüğünü hatırlıyorum. Buna çok sevinmiştim. Bruce Lee öldüğü zaman, doğrusu ben sınıftaydım. Orada çocuklar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Yani, Bruce Lee, O işte. Ölen O’ydu.

Ustanın neden öldüğünü anlatacak mısınız?

[Bruce Lee]

Dünya çapında adli tıpçılar bir sonuca vardılar. Baş ağrılarını tedavi etmek için verilen ilaca aşırı duyarlı reaksiyon göstermişti. Ve bu beyindeki sıvının baskısına neden olmuştu. Buna karşı koyamamıştı. Bu insanların hala inanamadığı bir şeydir.

Sağlığı yerindeydi. Hiçbir sorunu yoktu.

[Bruce Lee]

 Sağlıklı birisi nasıl ölebilir?

 Ve sonra bütün bu saçmalıklar vardı, nasıl öldüğü hakkında kötü ölüm şekli haklında. Damar genişlemesi oldu ya da ölüm onu istedi veya bilirsiniz.

O öldürüldü.

Ona dim mak verdiler, ona ölüm dokunuşu verdiler. Kesinlikle tuhaf bir şey var nasıl öldüğüne dair. Bu yaşta nasıl vefat edebilirdi, ama oluyor. Böyle olunca bununla baş edebilmeyi üstesinden gelmeyi öğrendim. Ama bu hep beni hayrete düşürtür. Hakikat, ailemin lanetli olduğudur. Kardeşimin öldüğü çok üzücü, çok trajik durumu da düşünürsek. Bunlar birden ortaya atılan ana fikirler.

Bir sürü aptal hikayeler yazdılar, Çin Gizli derneğinin onu öldürdüğü gibi. O dergilerin sattığı ilaçlardan öldü. O Betty Ting Pei’nin dairesinde öldü, yani bu inkar edilemez.

Yapımcılar tarafından evde öldüğünün açıklanması kararlaştırıldı. Onun evde ölmediği haberleri dışarı sızdırıldığında, magazin basını çıldırdı. Ama annem toplantıda olduğunu, film çevirdiğini sanıyordu. Bir yandan ölümüyle, bir yandan çoçuklarlarıyla ilgileniyordu. Ve o an bütün bu dedikodular, magazin basının bu olayı olduğundan daha büyük, daha çarpıcı yapmaya çalışmasıydı.

Eşi:

Hong Kong’un gazetecileri ve insanlarından dileğim kocamın ölümü üzerine yapılan spekülasyonların durdurulmasıdır. Lütfen onu sanatı ve düşünce şekliyle hatırlayın. Ve de bizim herbirimize getirdiği sihirle.

[Küçük ejder Bruce hastaneye gittiğinde ölüydü.Acil müdahalede kalp ve solunuma müdahale edildi..Ama bir hayat belirtisi yoktu. Bruce’nin nasıl öldüğü aslında tartışma konusu oldu.Ölümünün beynindeki tümörden olabileceği söylendi. Bunun doğuştan mı yoksa daha sonra mı ortaya çıktığı meçhuldu ama kafasında her an patlamak üzere olan hasar görmüş bir damarla birlikte de çok vakti yoktu. Hatta ölümünden 2 ay önce bir beyin travması geçirdi. Bruce Lee’nin ölümüyle Hong Kong yasa boğuldu..

Binlerce insan sokaklara dökülüp, son yolculuğunda onu yalnız bırakmak istemediler.Kalabalığı durdurmak için polis tarafından barikatlar bile kuruldu.. Diğer bir trajedide oğlu Brandon Lee’nin 31 Mart 1993’te Amerika’nın Kuzey Carolina eyaletinde “The Crow” filminin çekimleri sırasında karnından vurularak ölmesidir.]

 

Bruce Lee Amerika’nın Seattle eyaletinde Lake View mezarlığına gömülmüştür. Daha sonra 3 Mart 1993’te Brandon Lee’de babasının yanına gömüldü..Hergün kendisinin ve oğlunun mezarı dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar tarafından ziyaret edilir.

Enter the Dragon, Bruce’un ölümünden bir ay sonra galası yapıldı. Elbette gidecek, filmini görecek ve onu alkışlayacaktım. Ona hayran olan insanlarla olacaktım. Bu hep benim kafamdaki düşüncemdi, “Bunu Bruce için yapmam gerekir.” Eşi gerçekten inanılmaz bir kadındı. Eleştirilere karşı ağırbaşlılığı ve inceliğiyle inanılmazdı. Bruce’u yeniden görmek müthişti. Ama bir ay sonra bile anılarım çok tazeydi, bilirsiniz. O zaman sevinçten çok acı vericiydi.

850 bin dolar bütçeli Enter The Dragon 90 milyon dolar hasılat yaptı.

Hakkında

Talebeleri, arkadaşları:

Herkesin bunca yıldır dediğini bilirsiniz, Marihunaya alerjisi olduğu, beyin anevrizması geçirdiği. Önemli olan onun nasıl bir hayat yaşadığıdır. Onu gördüğünüz her zaman, hala duygusallaşırsınız. Arkadaşı özlüyorum. Ben şimdi 74’üm, ama şu ana kadar günde en az bir kez belki iki kez onu düşünmeden geçirdiğim kesinlikle bir günüm olmadı. Ya da gün içinde üç kez, dört kez vaya beş kez. Bruce Lee’nin yerini doldurabilecek biz hayatteyken kimse olmadı. Olmayacaktır da. Bu deha zamansız göçüp gitti. Ona sahip olduğumuz 32 yıl için ona minnettar olmalıyız. Bruce Lee her küçük çocuğun olmak istediği her şeyin bir ikonuydu.

Sen ailemi gücendirdin ve sen Şaolin tapınağını utandırdın. Whoo!

[Bruce Lee]

Şu ana kadar yaptığı ve başardığı en önemli şey insanları biraraya getirmesidir. Bruce yaptı. O kültürleri biraraya getirdi. Lütfen onu çok fazla güçlü olmasıyla hatırlayın. Sınırları olmamasıyla. İnsanların onu çarmıha gerdiğinde ayakta kalmasıyla. Hangi ülkeden, hangi renkten olduğunun önemi yok.

Sen bir Bruce Lee hayranı oldun. O insandı. O gerçekti. O kadar çok insanı birbirine bağlaması şaşırtıcıydı. Sadece dövüş sporcularını değil, bütün mesleklerden herkesi de. Bruce bugün burada olsaydı, Yetenek Sizsiniz’de olurdu. Ve çok kolaylıkla kazanırdı. Lanet olsun, bir insanın temel ihtiyacı budur. Nalları dikmeden önce bunun da tadını çıkarbilirim. Bu gibi düşünürdü. Bugün Bruce’u izlemesi çok eğlenceli olduğu için hatırlıyoruz. O mitolojik bir kahraman gibiydi. Benim gücüm Bruce sayesinde bana aktı, o nedenle. Bana bu hediyeyi bıraktıktan sonra gitti.

O anlaşmaya varmazdı. İnsanlar kesimlikle onun yapısını, ondan gelen etkiyi hissetti. Onlar ona bir şekilde bağlanmak istediler. İnsanlar onunla bağ kurmaya çalıştığında dedikleri, “İşte bu benim Bruce Lee’m. Bundan bağlıyım.” Bruce Lee’yi izlerken, Ben Bruce Lee’yim.

– Dragon onun kuyruğunu kıstıracak.

– Dragon onun kuyruğunu kıstıracak. Ben Bruce Lee izliyorum, sen Bruce Lee izliyorsun, ikimiz Bruce Lee oluyoruz. Bruce kendini dürüstçe ifade ettiği için bizim de bunu anlamamızı isterdi.

Eşi:

Tabuya boyun eğmezdi. İnsanları yaşamını sorgulamaya teşvik ederdi. Uğraşıların sizi nasıl kendinize getireceğini görün. Gücünüzü bulun, hayatta bir şeyler deneyin. Sadece öyle oturup, ağırdan almayın. Anlıyorsunuz?

Şimdi onu görmek için geçmişe bakınca, daha komik bile geliyor. Oh! Ne hayret verici biriymiş.

Saygı ile anıyoruz ve seviyoruz.

 

 

BRUCE LEE İLE YAPILAN RÖPORTAJ

Çekim 263-05-224-10. Test X1, kayıt 1.

-Pierre Berton Şov’dasınız. Dünyanın büyük başkentlerinde yayın yapmaya devam ediyoruz. Bu yayın size Hong Kong’tan ulaşıyor. Ve Pierre’nin bu geceki konuğu Çin’in en son süper starı. Onun adı Bruce Lee, hatta o Çin lehçesi konuşamıyor.

-Karşınızda Pierre.

-Bruce, şimdi kameraya doğru bak ve bize adını, yaşını, nerede doğduğunu anlat.

-Benim soyadım Lee, Bruce Lee. 1940 yılında San Francisco’da doğdum. Şu an 24 yaşındayım.

Hong Kong film endüstrisinde çalışıyorsun?

Evet, yaklaşık 6 yaşından beri.

Hong Kong’ta ne zaman fotoğraf çekebildiğinizi anlatır mısın?

-Hong Kong’ta görüntü kirliliği olduğundan çoğunlukla sabahları. Yaklaşık 3 milyon insan yaşıyor. O nedenle her zaman, bir resim çekeceksiniz çoğunlukla gece 12, sabah 5 arası olmalı.

– Hong Kong’tan ne zaman ayrıldın?

– 1959 yılında, 18 yaşındayken.

– Yeni bebeğiniz oldu?

 – Evet. Bundan dolayı biraz uykuzsun, değil mi?  3 gecedir.

Biraz gösteri yaptı.

-Yada biraz geri çekilip, Tamam burada bırakalım. sonra tekrar yaparız.

– Pekala.

– Bizim iş de böyledir.

-Green Hornet dizisinde Şöför Kato’yu oynadınız. Rolü almanızın ana nedeni başroldeki Britt Reid’in adını söyleyebilen tek Çinli görünümlü kişi olmanız.

-Bunu bir şaka olarak alıyorum, tabii ki. Ne lanet isimdi öyle adamım. O zaman hep demişimdir, Ben de ne süper dikkat varmış.

 “Green Hornet filminde, kendim olamıyordum. “Güvenli bir şekilde fazladan kendi tekniklerimi ekleyerek göstermeye uğraşıyordum” “Ama hiç sorulmadı, Bruce ne yapmak istiyor diye” Sözü açılmışken, söylemem gerekir ki, orada gerçekten berbat bir iş yaptım.

-Gerçekten mi? Kendini beğenmedin mi?

-Anlayamadım. Dizi bittiğinde, kendi kendime sordum. “Ben ne halt yiyeceğim şimdi?”

-Dövüş sanatları hayatımda gördüğüm kadarıyla çok çok derin bir anlamı var.

-Sonuçta her tür ilim kendinizi tanımanızı sağlar.

-Bir aktör olarak, bir dövüş sporcusu olarak, bir insan olarak bütün bunları dövüş sanatlarından öğrendim.

-Yani mesele saf doğal olmak ya da hiç doğal olmamak değil. Amaç doğal olurken, doğal olmamak. İkisinin yarı yarıya birleşimi.

– Yin yang.

– Doğru dostum, bütün olay bu.

-Bu çok felsefi gelebilir ama hayatta rolünüzü oynarken rol yapmamak yahut rol yapmadan rolünüzü oynamak.

– Seni takip edemiyorum.

– Öyle mi yaptım, ha?

-Hollywood’ta James Garner, Steve McQueen gibi ünlüler için bir okul kurdunuz. Neden onlar Çin Dövüşü öğrenmek istediler?  Filmdeki rolleri için mi?

– Gerçekte değil. Onların çoğunun kendilerine öğretip öğretemeyeceğimin sorma sebebi  kendilerini korumak değildi. Kendilerini tanımayı öğrenmekti. Birkaç hareket yoluyla öfke, azim gibi unsurları kontrol edip anlamayı öğrenmek istediler. İnsan bedenini tanıma sanatını, dövüş yoluyla onlara göstermem için bana ödeme yaptılar. Arka bahçemiz her zaman bir arka bahçe okulu oldu. Bir baktın Jim Coburn çıkagelmiş. Yahut Steve McQueen uğramış.Tabii bunlar büyük bir sorun değildi.

Öğrencilerinin hepsi meşhurdu. James Garner, Steve McQueen, James Coburn, Roman Polanski. Hangisi en iyiydi?

– Bu değişir? Dövüşçü olarak bakarsanız Steve McQueen, o silahın oğlu. Doğasında bu var. James Coburn barışçıl bir adam.

– Onunla tanıştım.

– Onu tanıyorsun. Gerçekten çok hoş birisi. Süper cana yakın, yumuşak, neyi kastettiğimi biliyorsun?  Onun bir parçası felsefeye yatkındır. Bundan dolayı onun kavrayışı Steve’den daha derindir. Aslında anlıyorsunuz, ikisinin birleşimi. İnsanda bir doğuştan içgüdü, bir de kontrol mekanizması vardır. İkisini ahenk içinde birleştireceksiniz. İçgüdülerinize aşırı sahipseniz, bilimden çok uzaksınızdır. Yanlış sonuca varırsınız. Kontrolcülüğe aşırı sahipseniz hemen makineye dönüşürsünüz. İnsanlıktan çıkarsınız.

-Elinle ya da ayağınla 5-6 parça tahtayı kırabilir misin?

 -Tahtalar sana geri vuramaz. Muhtemelen elimi ya da ayağımı kırarım.

-Artık stile inanmıyorum. Demek istediğim şu tip stillerin var olduğuna inanmıyorum. Çin dövüş stili gibi. Ya da Japon dövüş stili. Dövüşün herhangi bir stili yoktur. Herhangi bir stilniz yoksa, kendi kendinize şöyle sorarsınız: “Kendimi bir insan olarak en iyi hangi stille ifade edebilirim?

” Bu şekilde bir stil oluşturamazsınız. Çünkü stil bir saflaştırma yöntemidir. Kendine has özelliklerin bulunduğu sürekli geliştirilen bir süreçtir.

-Çin boksu diyorsunuz. Bizim boksumuzdan ne farkı var?

– İlk olarak bizde ayak da kullanabilirsiniz. Sonra dirsek kullanabilirsiniz. Oh! Harika dirsek!

– Başparmak da kullanır mısınız?

 – Öyle diyorsun, dostum, kullanıyoruz.

– Bütün parmaklarını kullanıyorsun.

– Öyle yapmak zorundasın. Çünkü hepsi insan bedenine aittir. Yani,her şey. Yani sadece eller değil.

-Müsabakadan bahsediyorsanız. Yani spordan, konumuz ayrı bir şeydir. Yönetmelikleriniz vardır. Kurallarınız vardır. Ama kavgadan falan bahsediyorsanız,

– Kuralsız?

– Hiç kuralsız. Gerçek dövüş. O zaman bebek, vücudunun her bölümünü eğitsen iyi olur.

-Yumruk atmak istiyorsam, yapacağım dostum, yapacağım, diye ifade ederim. Yumruk atmak istemezsiniz, sadece yumrukları savuşturmaya uğraşırsınız. Rakibe karşı koyup, kendinizi ifade etmeyi istemezsiniz. Yani bunlar rakibe karşı koymak için kendinizi eğitmek zorunda olduğunuz bir tür yoldur. Bu belki değişik gelebilir.

-Dışarı itiyoruz, ama her zaman sürekli harekete devam ediyoruz. Büküyoruz, geriyoruz.

-Longstreet dizisinde. İzleyici üzerinde muazzam bir etkisi oldu. Nasıldı?

– Sanırım onun başarısındaki faktör benim Bruce Lee, kendim olmamdır.

– Kendin olman?

 – Kendim, doğru. Şu kısmını yaptım, sadece kendimi ifade ettim, hep söylediğim gibi, o zaman dürüstçe kendimi ifade ettim.

-Dizide Stirling Silliphant’in senaryosunu hatırlıyor musun?

– Öğrencilerimden biridir.

– O da mı?

– Evet.

– Herkes öğrenciniz olmuş. Orada bazı replikler, senin felsefeni betimliyor.

– Hatırlıyor musun bilmiyorum.

– Aklımda. Dedim. Şöyle bir şeydi, tamam mı?

– Düşünmekle zaman harcarsan, kaybedersin. Düşüncelerini boşalt, dedim. Şekilsiz, biçimsiz ol. Su gibi. Şimdi suyu bir kupaya koyarsanız, o zaman su bir kupa olur. Bir şişeye koyarsanız, şişeye dönüşür. Çaydanlığa koyarsanız, çaydanlık haline gelir. Bak su akabilir, ilerleyebilir, akabilir, gürleyebilir. Su ol, arkadaşım.

– Bu gibi. Anlıyorsun?

 – Anlıyorum. Ana fikri anladım.

– Aha.

– Arkasındaki gücü anladım.

– Sinema harekettir.

– Evet. Demek istediğim, diyalogları minumum seviyede tutmalısınız.

-Oldukça çok şanslısın. Amerika’da “Warrior” adında bir TV programı çekeceksin. Batılı bir ortamda dövüş sanatları mı kullanacaksın?

-Film endüstirisinde çıkıp, şöyle diyen insanlar var mı, “Seyircinin Amerikan olmayanlara nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz?”

-Böyle sorular hep soruldu. Aslında, hala tartışılan bir konudur. İşte bu yüzden Warrior muhtemelen TV’ye çıkmayacak.

– Anlıyorum.

– Anlıyorsun?

– Çünkü maalesef dünyada hala böyle şeyler var.

-Çoktan kararımı verdim şu konuda. Bence Amerika’da doğulu şeyler canlandırılacaksa, demek istediğim, gerçek doğulular oynatılmalı.

– Hollywood tabii bunu yapmaz.

– Bundan emin olabilirsin, dostum. Mesele hep at kuğruğu saçlı, oradan orayan sıçrayan çekik gözlü olmak ve bunun gibi şeylerdir.

-Süper star kelimesi gerçekten canımı sıkıyor, nedenini açıklayayım. Çünkü süper star kelimesi, dostum, bir göz aldanmasıdır. Halkın seni adlandırdığı bir şeydir.

Anafikir, akan su asla yosun tutmaz. O nedenle sen akmaya devam etmelisin.

Kendine dürüstçe ifade etmek, kendine yalan atmamaktır. Kendini dürüstçe ifade etmek işte budur arkadaşım, yapılması çok zordur.

Gücünüzü bulun, hayatta bir şeyler deneyin. Sadece öyle oturup, ağırdan almayın.

-Yaşam bundan ibaret değildir. “Yarın ölmem gerekirse Pişmanlık duymayacağım. “Yapmak istediklerimi yaptım. Hayattan çok fazlasını bekleyemezsin.

-Bruce Lee zor bir ikilemle karşı karşıya. O Amerika’da yıldızlığın eşiğinde, ama zaten Hong Kong’ta aktör olarak burada süperstarlığı elde etti. Peki onun seçimi hangisi: Doğu mu yoksa Batı mı? Bu gelişmekte olan çoğu aktörün hoş karşılayacağı bir tür sorun.

-Kendini Çinli mi yoksa Kuzey Amerikalı mı olarak düşünüyorsun?

 -Kendimi ne olarak düşünmek istediğimi biliyorsun?

– Bir insan olarak. Çünkü, “Konfiçyus’un dediği gibi” görünmesini istemiyorum ama gökyüzün altında, cennetin altında tek aileden başkası yoktur. Şu işe bak ki adamım, insanlar başka başka. Zihnini boşalt. Şekilsiz ol, biçimsiz ol. Su gibi. Şimdi suyu bir fincana koy, su fincan olur. Şişeye koy, şişe olur. Demliğe koy, demlik olur. Mademki su akabalir ya da büyük bir gürültü yapabilir.

Su ol, arkadaşım.

 

 

BAŞA DÖN

 

Reklamlar