Abraham’dan beri Yahudiler kendi Tanrı’larından daha akıllıdır. Gerçek dinin ciddi anlamda postmodern bir tarifi: seni kendi Tanrı’ndan daha akıllı hale getiren bir dindir, Musevilik”.

NİETZSCHE’NİN ÖLDÜRDÜĞÜ TANRI

MÖ 930’da Yahudilerde Krallık İsrail ve Judah olarak ikiye ayrılmıştı. İsrail’in ilk Kralı Jeroboam’dı (1 Kgs. 14:20) ve Judah’nIN Kralı da Rehoboam’dı(lKgs.l4:21). MÖ 722’de Hosea’nın yönetimi döneminde Samaria’nın düşmesini, MÖ 586’da Zedekiah yönetimindeki Kudüs’ün düşüşü takip eder (2Kgs. 25:18-8).

Kuzey Krallığı, İsrail’de “Elohim’in Dini” olarak tanınırken, IX. yüzyılda Güney Krallığı’nda Judah’da “Jahweh’nin Tarikatı”na dönüştü. Eloist çizginin yerine geçen Jahweist gelenek, yavaş yavaş İbrani İnancı’nı ele geçirdi ve TANRI’yı (GOD) özelleştirerek Elohim’i “aramızdaki Tanrı (God)”, isim vermek gerekirse “Yahudiler arasındaki Tanrı (God)” şeklinde ilan etti, Yaratılış’a göre her şeyi yoktan var eden TANRI (GOD), Elohim, artık sadece, onların Tanrı’sı (God) olabilmek için Yahudiler’i Mısır’dan çıkaran Tanrı (God [JHWH]) haline gelmişti.

“Adımı zikretmeyin. İsrailliler beni kutsal kabul etmeli. Ben TANRI’yım (LORD), sizi kutsallaştıran ve sizi Tanrı’nız (God) olmak için Mısır’dan çıkaran: Ben TANRI’yım (LORD)” (Lev.22:32). Arkasından Jahvveist geleneğin Tanrı’sı (God), çarpıcı bir şekilde, kıskançlık gibi “İnsanî” karakteristiklerle ortaya çıktı (Exo. 34:14) ve Jahvveist rahiplik tarafından insanlaştırıldı. Elohist geleneğin unutulmuş Tanrı’sı (God) ise tam tersine İnsan’ı, nerede ve nasıl olursa olsun Tanrısallaştırıcı idi. İşte, Jahweist peygamberlerin (Amos, Isaiah, Micah) İnsanlaştırılmış, Kişiselleştirilmiş Kıskanç Tanrı’sidir (God) JHWH.

Nietzsche’nin sürekli inişli çıkışlı bir aşk-nefret ilişkisi yaşadığı ve öldürmek için acımasız cinayet planları yaptığı Tanrı’dır JHYWH.

Nietzsche’nin saplantılı davranışları, genellikle verimli olan görüşlerini pusuya düşürüp ruhunu korkularıyla tutsak alıyordu. Kendi kişisel zindanının kalın duvarları arasında “irade gücünü”, kendini tutsak edeni bulmaya adadı. Dipsiz parmaklıklar ardında, rahatsız kafasının karmaşık labirentleri içinden geçerek, sonunda Kişiselleştirilmiş Tanrı (God) Jahweh’yi, Hıristiyan Tanrı’sı İsa Mesih kılığına girmiş olarak buldu. Ve uzun zamandır beklediği cinayet planını devreye sokarak Roy’u (Mesih’i) öldürdü! Tabii ki İsa, Zavallı Tanrı İsa Mesih, Nietzsche’yi tanımıyordu! Kendi insanları tarafından o kadar çok kereler öldürüldü ki bir kişi eksik ya da fazla onun için fark etmezdi.

“Hıristiyan Tanrı kavramı” diye yazdı Nietzsche, “hastaların Tanrı’sı, örümcek kılığında Tanrı, ruh olarak Tanrı, yeryüzünde ilahi olanın atfedildiği en yozlaşmış haldir.” [Walter Kaufmann, Nietzche, Viking, 1954, s. 585.] Ve kimin Tanrı’ya bu kadar zarar verdiğini de açıkladı: Jahweist Rahiplik. Böylece şunları yazdı:

“Tanrı kavramı asılsızdır, ahlak kavramı asılsızdır; Yahudi rahipliği orada da durmadı. İsrail’in tüm tarihi kullanılamaz halde: bırakın yok olsun. Bu rahipler bir asılsızlık mucizesi gerçekleştirdiler, ve şimdi İncil’in büyük bir kısmı kanıt olarak karşımızda… onlar (rahipler) kendi insanlarının geçmişini dinî olarak tercüme ettiler, yani kurtuluş için bunu Jahweh karşısında aptalca bir suçluluk mekanizmasına, cezalandırmaya; Jahweh önünde ödül-ceza sistemine dönüştürdüler. “[ Deccal (Ant-Christ) için bknz. Kaufmann, op. cit., s. 595-6.]

Hıristiyanlar için YHVH ve İsa’nın bir olduğunu unutmayın. İddialarını, l.Cor.8:6; John 8:24, 8:4-6; Isa.7:14; Titus 2:13; Mat.l2:8; Rev. 2:8; Gen. 1:1; Heb. 1:1, 1:3; Deut. 32:39; Col. 1:15-18 ve 27 gibi İncil metinlerine dayandırdılar. Diğer yanda, Mormon Kilisesi’nin kurucuları Joseph Smith ve Bingham Young’a göre, Elohim ve YHVH iki ayrı Tanrı’dır (God) ve ölümlü İsa ise, Tanrı’nın (God) düşmüş meleklerinden bir olan Lucifer’in erkek kardeşidir. [İsa ve JHWH’nin Tek olduğunu gösteren isimler, başlıklar ve atıflarla ilgili Kitab-ı Mukaddes Sözlüğü listesi için bknz. fesus A Biblical Defence of His Deity, Josh McDovvell ve Bart Larson, Campus Crusade for Christ, 1983, s. 62-64 ve Mormon Kilisesi için bknz. s. 118.]

Nietzsche tarafından acımasızca suçlanan rahiplik aslında kendi Tanrıları JHVH’den daha akıllıydı. Don Cupitt’in bahsettiği gibi,

Abraham’dan beri Yahudiler kendi Tanrı’larından daha akıllıdır. Gerçek dinin ciddi anlamda postmodern bir tarifi: seni kendi Tanrı’ndan daha akıllı hale getiren bir dindir, Musevilik”. [Don Cupitt, After God/The Future ofReligion, Phoenix, 1997, s. 85. ]

Özetle, Jahweist rahiplik kendi insanlaştırılmış Tanrılarından daha akıllıydı. Sezgileriyle –Laban gibi- kendi insanlarını nasıl yönlendirebileceklerini öğrendiler, çünkü okuma yazma biliyorlardı, çünkü onlar elit Yahudileri temsil ediyorlardı. Diğerleri, sözde Öteki’ler, cahildi, eğitimsizdiler, ne okuyabiliyorlardı ne de yazabiliyorlardı. Bu ayrıcalık sadece peygamberlere ve rahiplere aitti. Ebionit’ler gibi eğitimsiz Yahudilere ve yabancılara Talmud Rahipleri aşağılamak amacıyla minim veya minuth (küçük insancıklar) diyorlardı (Rosh Hashanah 17a-22b).Elohist’ler ve Jahvveist’ler arasındaki bu önemli fark, încil metinlerini anlamak ve yorumlamak açısmdan çok önemli olsa da, bir şekilde bilginler bu konunun üstünde çok durmadılar ve bu mesele kategorik olarak hem teologlar hem filozoflar tarafından atlandı.

 

Kaynak:

Tanrı Neden Fikir Değiştirdi? Yazar: Aytunç Altındal, Kitabın Orijinal Adı: Why Did God Change His Mind? İngilizce Aslından Çeviren: Güldehan Aysan POSTİGA YAYINLARI: 91 Din Felsefesi, Dördüncü Baskı Mart 2013, İstanbul, sh: 61-64

 

 

 

GÜNÜMÜZ HIRİSTİYANLARIN İSÂ’SI, TYANA’LI APOLLONİUS

Tyana’lı Apollonius, kendisi İsa ve Havarileri’nin çağdaşıydı. Tılsım yapıcıların gelmiş geçmiş en çok tanınan ismi aslında, bir Haham değil, Pagan bir Roma vatandaşıydı,

Tyana’lı (Kemerhisar/Türkiye) Apollonius, muhtemelen 1. yüzyılın en gizemli ve keskin karakterlerinden biriydi. Bir Kilise tarihçisi olan Karlheinz Deschner’e göre, Büyü ve Kehanet alanında en seçkin üstaddı.[ Karlheinz Deschener, Abermals Krahte der Hahn, 1962-1980, s. 63-4.] Sıradışı hayat hikâyesi ünlü biyografi yazarı Flavius Philostratus tarafından İ.S. 220’de derlenmişti. Bu kitabı yazması için Philostratus’u, Septimus Severius’un (193- 211) karısı “Bilge” İmparatoriçe Julia Domma görevlendirmişti. Philostratus kitabı, İmparator’un ofisinde tutulan arşivlerden faydalanarak yazdı.

Bu belgelere göre Tyana’lı Apollonius, mucizeler yaratan, şifacı, geleceği gören, sihirbaz ve neophytogorian bir filozoftu.

pythagorean(s.), (i.) milâttan altı yüzyıl evvel yaşamış Yunan filozofu Pitagor’a ait; (i.) Pitagor taraftarı kimse. Pythagoreanism (i.) Pitagor tarafından öğretilen ruh göçü felsefesi.

Belgeler ve -Tuscides’in yazdığı kadarıyla İmparator Vespasian ve Domitian gibi görgü tanıklarına göre “mucizeleri” arasında, Apollonius’un kör bir adamı tedavi ettiği, ölmüş bir kızı tekrar hayata döndürdüğü, bir kasabayı kıtlıktan kurtardığı ve kara vebayı sonlandırdığına dair iddialar vardır. İ.S. 302’de Bitnia’nın Valisi Sossius Hierocles, Apollonius’u öven başka bir kitap yazdı ve İsa da dahil tüm sözde “tanrılar” arasından onu yüceltti. İznik Konseyi’nden (İ.S. 325) sonra Constantine, onun kitaplarına ve öğretilerine katı bir yasak getirdi ve adı, Kilise liderleri tarafından istismar edilerek lekelendi. Daha sonraları kitapları ve öğretileri gizlice Arap bilginlere verildi ve 8. yüzyıldan itibaren birçok Arap bilgin tarafından referans verilmeye başlandı, özellikle Razi ve Câbir İbn-i Hayyân tarafından. İbn-i Hayyân, İ.S. 800’de Apollonius’un hayatı, tılsımları ve muskaları hakkında bir kitap yazarak adını “Kitab-el Hacer’ala-Re-i-Balinius” koydu (Araplar onu Balinius/Balyanos olarak tekrar isimlendirdiler).

1160’da Gautier d’Arras, Tyana’lı Apollonius’un Pagan’ların Peygamberi olduğunu yazdı. Philstratus’un kitabının Latince’ye çevrilen ilk kopyası 1504 yılında tamamlandı ve basıldı, ardından bunu başka çeviriler takip etti.

1596’da ünlü şifreci ve casusluk ustası Blaise de Vigenere, Philostraus’un kitabını tercüme etti ve bazı yorumlar ekledi.

1611’de Vigenere’in Fransızca çevirisi, kendisi de gizemli bir yazar ve asi bir “cumhuriyetçi” olan silah arkadaşı Artus Thomas tarafından yayımlandı. 17. yüzyılda Rosycrucian’lar, Philostratus‘un kitabını gizli gizli dağıttılar.

1852’de İsviçreli Jacob Bruckhardt, Apollonius’la Mesih’in mucizeleri arasında çarpıcı bir paralellik olduğunu yazdı ve Apollonius’un daha akla yatkın şekilde belgelendiğini iddia etti.

1865’te A. Reville, Apollonius’u, Pagan Mesih olarak ilan etti.

1900’de yayımlanan, Kenneth S. Guthrie’nin, daha o dönemde bile kötü bir şöhrete sahip “Apollonius’un İncili (Gospel of Apollonius)”, Apollonius’un takipçileriyle New York’taki Kilise başpiskoposluğu arasında şiddetli bir tartışmaya yol açtı.

1947’de Dr. Walter Seigmeister, Tyana’lı Apollonius’un gerçek ve tarihte yaşamış olan İsa Mesih olduğunu yazdı. Ona göre Synoptic İsa hiçbir zaman etten ve kemikten yaşamamıştı ve ilk kilise liderleri Mesih’i “gerçekten” yaşamış olan Tyana’lı Apollonius’un hayatından yaratmışlardır.

Aynı argüman birçok Gnostik tarafından tekrarlanmıştır. Bir Gnostik, “Tanrı’nın insan haline getirilmesi olarak mı algılandı yoksa insanın İlahî bir hale getirilmesi için mi, ama bu karakter (İsa Mesih), bir kişi olarak hiçbir zaman var olmamıştır,” diye durumu özetlemişti. [Gerard Massey, Gnostic and Historic Christianity, Sure Fire Press, 1985, s. 22.]

1954’te Alice Winston’ın dikkat çeken kitabının başlığı, araştırmasını gün ışığına çıkardı: “Hıristiyanlığın Kurucusu: Tyana’lı Apollonius”. Bugün bu konuda, yüzyılın ikinci yansında farklı dillerde yazılmış olan aşağı yukarı 120 adet kitap vardır. Yaşamı sırasında Apollonius, “İnsan Sûretinde Tanrı” olarak anılmaktaydı.[ Aytun Altındal, The Poor God/Which Jesus, 2004, Tyana’lı Apollonius’un hayatı ve yaptığı çalışmalar.]

Hiç şüphe yok ki, Hıristiyan dininin başlangıcından itibaren Tyana’lı Apollonius vardı, hatta belki de Synoptic İsa için bir rol modeli olmuştu. Birçok bilgin ve akademisyen için Tarihî ve Mitsel Mesih belki de “hayatın kendisinden daha büyük olan” Tyana’lı Apollonius’un yaşam portresinin “kolajı”ndan fazlası değildi.

Michael Baigent ve Richard Leigh’ın yazdığına göre, “iki bin yıllık Hıristiyanlık yerine, mesela Tyana’lı Apollonius’un öğretilerine dayanan bir dini iki bin yıl boyunca takip edebilirdik. Ve kesinlikle İsa’nın, Hıristiyan geleneğinde görüldüğü gibi, Apollonius’la çok benzer yanları vardır. “[ Michael Baigent ve Richard Leigh, The Elixir and the Stone, Penguin, 1997, s. 3-4.]

“Kolaj” veya değil, “rol modeli” veya değil, insan için kasabasında veya köyünde bir İsa Mesih mutlaka vardır, tarihî de olabilir efsanevi de, İncil’den çıkmış ya da gelenek yapılmış olabilir, bunlar önemsizdir. İsa’nın gerçekte var olup olmadığı birçok tartışmalara yol açıp hâlâ netlik kazanamamış olsa da olumlu olan tek şey Efsanevi İsa, iki bin yıl boyunca var olmaya devam etmiştir -ve muhtemelen daha uzun yıllar da var olmaya devam edecektir.

İşin aslı, öznel olarak milyonlarca insanı İsa Mesih’in tarihî gerçekliğinden ziyade onun Efsanevi Portresi etkilemiştir. Gerçekten yaşayıp yaşamadığı pek kimsenin umurunda değildir. Onların peygamberi olarak Yahudilerin arkasında yürüyen, Hıristiyanlarla elele ve Müslümanlarla omuz omuza yürüyen İsa’dır etkileyici olan. Ve ateistler için ise İsa Mesih, Tek-Tanrılı dini inkâr etmek ya da reddetmek için “raison d’etre” [var olma nedeni- varoluş nedeni] dir.

Teolojik olarak algılandığında İsa Mesih, kişisel bir varlıktır. Mesih (olmak), ontolojik olarak kişi olmayı ve İsa da kişiliği temsil eder. Kişilik, birçok şekilde kişi olmaktan farklılıklar gösterir.[ Mc Ginn, op. cit., s. 133-34.] 

Martin Buber’in gördüğü gibi, “bir insanı ikinci şahıs “Sen (Thou)” olarak deneyimlememiz aynı kişiyi üçüncü şahıs olarak deneyimlememizden çok farklıdır. “ [Martin Buber, I and Thou, NY, 1988, bknz. spe. Giriş.] Buber’in dediğine benzer olarak Hıristiyanlar için İsa, “Ben-Sen (I-Thou)” ilişkisi içindedir, örneğin bir kişiliktir, ve Yahudilerle Müslümanlar için İsa “Ben-O (I-it)” ilişkisindedir, örneğin kişi olma gibi.”

“Ben-Sen (I-Thou)” ve “Ben-O (I-it)” pozisyonları, en iyi İsa’nın kendisi ve Hıristiyan Theodocy’nin Trinitarian sistemiyle açıklanabilir.

İsa, “Babasıyla” (Elohim) “Ben-Sen (I-Thou)” ilişkisi içindedir ve Jahweist Farisiler ve Sadukilerle “Ben-O (I-it)” ilişkisi içindedir.

Diğer bir deyişle, “Ben-Sen (I-Thou)” ilişkisi içinde İsa, orijinalinde Elohim’le organik bir bağı vardır ve “Ben-O (I-it)” ilişkisi içinde Mesih olarak yapısal anlamda Jahweh ile ilişkilidir. Organik olan yapısal olanı belirler. Gelin, Matthevv’u (22:41-46) okuyalım:

 

“Farisiler bir araya toplandıklarında İsa onlara, Mesih’le ilgili ne düşünüyorsunuz, diye sordu.

O, kimin oğlu?

David’in oğlu dediler hep bir ağızdan.

Onlara dedi ki, O zaman nasıl oluyor da David ona “Lord’um” diye sesleniyor madem Mesih, David’in oğlu?

Hiç kimse cevap veremedi ve o günden sonra hiç kimse ona soru sormaya cesaret edemedi.”

 

Burada, Yeni Ahit’in bu bölümünde İsa, temel ve organik olam temsil eder ve Mesih (olmak) ise ilişkisel ve yapısal olandır. Eski Ahit’teki “Sen-O (Thou-it)” ilişkisi, özellikle Isaiah 51:9-10’daki, dişi şeklinde “Sen dişi (You she)” olarak kullanılır. KJV tercümesinde bu, “Sen-O (Thou-it)” haline gelmiştir, mesela Shekinah. Hıristiyan yorumcularına göre İsa, Shekinah’dır (Mevcûdiyet). İbranice Shekinah kelimesi, bu haliyle Dinci Yazmaları’nda yoktur. Kronolojik olarak Shekinah kelimesi Peygamber-Sonrası döneme denk gelir ve büyük ihtimalle HahamlıkTalmudî kavramsallaştırmasıdır.

Yirminci yüzyılın başında, Gospel’lerin tarihî açıdan araştırılması sırasında, Ana Kilise’nin (Mother Church) içinde hatırı sayılır bir kriz patlak verdi. Pozitivizm, Rölativizm ve Sekülarizm tarafından etkilenmekle suçlanan bu kritik akım Modemizm’di. Modernist yaklaşım temel olarak, “Tarihî İsa” (veya tarihteki İsa) ile “Teoloji’deki Mesih” arasında bir ayırım yapıyordu. Bede Griffiths’in belirttiği gibi, “bu belki de, dördüncü ve beşinci yüzyılların büyük aykırı düşüncelerinden beri en zarar vericisiydi, iki tabiatın, insan ve Tanrı, Mesih’te birleştiğini inkâr ediyordu. Doğal kilise tarafından kınanmıştı, fakat bu tarihî eleştiri akımının doğmasına sebep olmuştu”.(sh:111-115)

“SYNEDRİA” (TARSUS GİZLİ KONSEYİ)

“Yunan geleneğinin başlarında kadir-i mutlak ilahi olanı (kadir-i mutlak, çünkü ilahi) bir figür olarak görüyoruz. Bu figürden, mucize-yapıcılar veya filozoflar veya yöneticiler daha sonraki bir özelleştirme ile İlahî insanlar çıkmışlardır”.[ Paganisme, Judaisme, Christianisme Influences et affrontements dans le mon- de antique/Melanges offerts a Marcel Simon, Paris, 1978, s. 336-7.]

Felsefe son derece teknik bir disiplin haline geldiğinden Theios aner, “eski dönemin ilahi insanları arük filozof olarak değil, kahin, şifacı ve politikacı olarak tanımlanıyorlardı”.[ Morton Smith’in Paganizm, Judaizm…vs. üzerine makalesi, op. cit., s. 339.]

Mark’ın Gospel’inde İsa, ilahi bir mucize yaratıcısı olarak sunulur; Peter onu bir kâhin/peygamber olarak tanımlar ve İsa da “Yahudiler’in Kralı” olarak yaptığı politik iddialar sebebiyle çarmıha gerilir.

Birinci yüzyılda, özellikle birinci yüzyılın ilk yarısında (İ.S. 60’tan önce), Tyana’lı Apollonius yüzünden Theios aner’in hatırası çok tazeydi. Zamanının bilinen en ünlü Theios aner’i Tyana’lı Apollonius idi. Hem İsa hem Paul onun çağdaşlarıydı. Dahası, Paul de, çağdaşı Apollonius’un eğitim gördüğü ve “Synedria”ya (gizli Konsey) kabul edildiği Tarsus şehrindendi. Hiç şüphe yok ki birinci yüzyılın ilk yarısında Theios aner kültü Akdeniz çevresinde çok popülerdi. Morton Smith’in söylediği gibi, eğer durum buysa “İsa, bunu, cemaat tarafından kendisine destek sağlamak için kullanmış veya taklit etmiş olabilir. “[ Morton Smith’in Paganizm, Judaizm…vs. üzerine makalesi, op. cit., s. 337].

İsa gibi Theios aner olanlar, iblisler tarafından ele geçirilmiş sıradışı insanlar olarak tanımlanırlardı (Jn. 10:20; Mk.3:21). İlahi İnsanlar çoğunlukla müritleri tarafından yaşayan-tanrılar olarak tapınılan varlıklardı. Philip, oğlu Alexander ve onun varisi Ptolemy I, hepsi kendi insanları tarafından “tanrı” ilan edilmişlerdi.  (sh:122)

Kaynak:

Tanrı Neden Fikir Değiştirdi? Yazar: Aytunç Altındal, Kitabın Orijinal Adı: Why Did God Change His Mind? İngilizce Aslından Çeviren: Güldehan Aysan POSTİGA YAYINLARI: 91 Din Felsefesi, Dördüncü Baskı Mart 2013, İstanbul,

 

 

TANRI İLE BERABERLİĞİMİZ

Merhum Yazar, Aytunç Altındal, Tanrı Neden Fikir Değiştirdi? İsimli eserindeki sonuç bölümüne kelâm meselelerinde Ehl-i sünnet mezhebinin en çok kullandığı “aynı mıdır- gayrı mıdır?” çözümlemesi ile bitirmiştir. İnsanın yüce yaratıcı karşısında ulaşabileceği yegane sonuç bu olsa gerekir. Sonuç bölümünü okuyalım

  Bu kitaptaki Mevcûdiyet (Presence) terimi, in toto’ya mecazi bir referans olarak Quadditative kavramda TÜMTEK, TÜMÜ-KAPSAYAN, ÖZNEL TEKİL ÇOĞULLUK şeklinde kullanılmıştır. Faaliyet’in Mevcûdiyeti olarak anlaşılmalıdır.

Çıplak Tekillik (ben buna Mevcûdiyet (Presence) diyorum; Gen.1.1’de Tanrı (God)/Elohim denmektedir) esasen her yer ve her şey İLE (içinde değil) birliktedir ve hiçbir şekilde içsel ve/veya dışsal değildir. Mutlak Başlangıcı yoktur, dolayısıyla Mutlak Sonu da yoktur. Şu anki düzenin Mutlak bir Başlangıcı olduğunu tahayyül etmek aykırı bir durumdur, tıpkı Arthur Stanley Eddington’ın 1931’de zaten belirttiği gibi.

[The Book of Cosmos/Imagining the Universe from Heraclitus to Hawking/ Ed. Dennis Richard Danielson, Perseus Pub., 2000. Bknz. Eddington’ın ma¬kalesi, Driven to Admit Anti-Chance, s. 401-406. G. K. Chesterton’ın makalesi için aynca bknz. s. 347-349 ve Richard Feynman’ın makalesi It is not True That “Ali is Relative” makalesi için bknz. s. 366-370.]

Madde, Hareket Edebilirlik, Mekân ve Zaman yazara göre TÜM-TEKİL MEVCÛDİYET (ALL-SINGLE PRESENCE) ve TÜM-TEK HAREKET’tir (ALL-ONE ACTIVITY). Mevcûdiyet (Presence), Mekân’da veya Zaman’da değildir ama ONLAR İLE beraberdir. Tıpkı Elohim’in BİZİM İLE beraber olduğu gibi. Ve -vaad edilen Peygamber’in isminin Immanuel (Bizimle-Olan-Tanrı [God-With-Us]) olması gibi.

İnsanoğulları ve diğer her şey (güneşler, kara delikler, takımyıldızlar, Kuantum parçacıkları, vs gibi) Mevcûdiyet (Presence) İLE beraberdir. Hiç kimse ve Hiçbir Şey Mevcûdiyet’in (Presence) DIŞINDA ya da İÇİNDE değildir.

Her şey, gözle görülen ya da görülmeyen epistemolojik veya ontolojik, felsefî veya teolojik, teknik veya bilimsel her şey Mevcûdiyet (Presence) İLE beraberdir ve TÜMÜ öyle veya böyle HAREKETİN BİR BİÇİMİ’dir; onları İlahî, Kötü, İyi, Aşk, Kader, Erdem, Şeytan… vs olarak isimlendirebiliriz.

Fakat yine de onlar oldukları şeydirler: TÜM-TEK-MEVCÛDİYET (ALL-ONE-PRESENCE). Bu tür sıfatlar hayatlarımıza çeşitli anlamlar katar veya atfeder. Ve biz de bunlara göre yanıt verir ve hareket ederiz, çünkü onların hepsi bizim gerçekliklerimizdir, şu veya bu isimle onlarla beraber yaşarız.

Ne biz ne de bizim endişelerimiz veya mutluluklarımız, kalbimiz ve aklımız Mevcûdiyet (Presence) /Elohim’in dışında değildir.

Biz aslında bu BÜTÜN’ÜN bir PARÇASI DEĞİLİZ, aslında TÜM MEVCÛDİYET (PRESENCE) İLE BERABERİZ.

Mecazi anlamda, Yahudi bir mistik olan Bahya İbn Paquda (11. yüzyıl) “Hidaya” (Hidayet) adlı kitabında şöyle yazmıştır:

“Bedenlerimiz yeryüzünde, kalplerimiz ise semâdadır…”

[Georges Vajda, La Théologie Ascétique de Bahya ibn Paquada, Paris, 1947, s. 128.]

Kaynak:

Tanrı Neden Fikir Değiştirdi? Yazar: Aytunç Altındal, Kitabın Orijinal Adı: Why Did God Change His Mind? İngilizce Aslından Çeviren: Güldehan Aysan POSTİGA YAYINLARI: 91 Din Felsefesi, Dördüncü Baskı Mart 2013, İstanbul, sh: 145-146

BAŞA DÖN

Reklamlar