HÂFIZ DİVÂNI -HÂFIZ-I ŞİRÂZÎ- ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI

 

Düzenleme:
İhramcizade İsmail Hakkı

 

AŞK, ÖNCE KOLAY GÖRÜNDÜ AMA

1
Sâki, döndür kadehi, herkese sun, bana da ver. Çünkü aşk, önce kolay göründü ama sonradan çok müşküller meydana geldi.
Sabah yeli, misk kokusu almak ümidiyle sevgilinin alnına dökülen saçları açınca o güzel kokulu saçların kıvrımlarından yürekler ne kanlara boyandı!
Pîr-i Mugân, sana “Seccadeyi şaraba boya” derse çekinme, dediğini yap. Çünkü yol ehli, konakların yolundan, yordamından bihaber değildir.
Sevgiliye giden yolun konaklarında nasıl istirahat edebilir, nasıl zevk ve safaya dalabilirim? Çan, yükleri bağlayın diye feryadedip durmakta.
Kapkaranlık bir gece… dalga korkusu ve bu derece dehşetli bir girdap. Sahilde rahat rahat yolculuk edenler, halimizi nerden bilecekler?
Sevgilinin muradını gözetmeden kendi dileğime uyup yaptığım her iş, beni rusvay edip gitti; nihayet adım kötüye çıktı. Zaten meclislerde söylenip duran sır, nasıl olur da gizli kalır ki?
Hâfız, daimî bir huzura ermek, sevgiliye vâsıl olmak istiyorsan ondan gafil olma. Sevdiğine ulaşınca da artık dünyayı bırak, âlemi terk et.
Elâ-yâ eyyühesâki edir ke’sen ve nâvilhâ
Ki’ışk asan nemüd evvel veli uftâd müşkilhâ
1‏

الا يا ايها الساقی ادر کاسا و ناولها
که عشق آسان نمود اول ولی افتاد مشکل‌ها

به بوی نافه‌ای کاخر صبا زان طره بگشايد
ز تاب جعد مشکينش چه خون افتاد در دل‌ها

مرا در منزل جانان چه امن عيش چون هر دم
جرس فرياد می‌دارد که بربنديد محمل‌ها

به می سجاده رنگين کن گرت پير مغان گويد
که سالک بی‌خبر نبود ز راه و رسم منزل‌ها

شب تاريک و بيم موج و گردابی چنين هايل
کجا دانند حال ما سبکباران ساحل‌ها

همه کارم ز خود کامی به بدنامی کشيد آخر
نهان کی ماند آن رازی کز او سازند محفل‌ها

حضوری گر همی‌خواهی از او غايب مشو حافظ
متی ما تلق من تهوی دع الدنيا و اهملها

**
EY ŞARAPTAN ALDIĞIMIZ LEZZETTEN HABERİ OLMAYAN!

2.
Sâki, kadehimizi şarabın nuruyle parlat. Çalgıcı, sen de çal. Çünkü âlem tam istediğimiz hale geldi, bize uydu.
Ey şaraptan aldığımız lezzetten haberi olmayan! Biz, kadehte sevgilinin yüzünün aksini görmüşüz.
Uzun boylu güzellerin işveleri, nazları, salına salına yürüyen selvi boylumuzun cilvelerle gelişine kadar sürer.
Gönlü aşkla diri olan asla ölmez. Biz de âşıkız, şu halde ebediliğimiz âlem ceridesine kaydedilmiştir.
Korkarım, hesap gününde şeyhin helâl ekmeği, bizim haram suyumuzdan fazla bir işe yaramayacak, ikisi de bir tutulacak!
Ey rüzgâr, yolun dostların bahçesine uğrarsa sevgiliye selâmımızı arz et, sakın unutma ve tarafımızdan
De ki: Adımızı neye anmıyor, neden bizi kasten hatırdan çıkarıyorsun ?
Zaten anılmayacağımız bir zaman gelecek!
Gönlümüzü alan sevgilimizin gözlerine sarhoşluk ne de güzel yaraşıyor. O cihetten bizim de irade ve ihtiyarımızı sarhoşluğa teslim etmişler.
Hâfız, gözünden gözyaşı tanelerini saç dur, belki vuslat kuşu tuzağımıza gelip konar, olur ya!
Yeşil felek deniziyle hilâl kayığı bile Hacı Kıvam’ımızın nimetine gark olmuştur.
Sâki benür-ı bade berefrüz câm-ı ma
Mutrib bigü ki kâr-ı cihan şud bekâm-ı ma
10‏

ساقی به نور باده برافروز جام ما
مطرب بگو که کار جهان شد به کام ما

ما در پياله عکس رخ يار ديده‌ايم
ای بی‌خبر ز لذت شرب مدام ما

هرگز نميرد آن که دلش زنده شد به عشق
ثبت است بر جريده عالم دوام ما

چندان بود کرشمه و ناز سهی قدان
کايد به جلوه سرو صنوبرخرام ما

ای باد اگر به گلشن احباب بگذری
زنهار عرضه ده بر جانان پيام ما

گو نام ما ز ياد به عمدا چه می‌بری
خود آيد آن که ياد نياری ز نام ما

مستی به چشم شاهد دلبند ما خوش است
زان رو سپرده‌اند به مستی زمام ما

ترسم که صرفه‌ای نبرد روز بازخواست
نان حلال شيخ ز آب حرام ما

حافظ ز ديده دانه اشکی همی‌فشان
باشد که مرغ وصل کند قصد دام ما

دريای اخضر فلک و کشتی هلال
هستند غرق نعمت حاجی قوام ما
**
‏ SOFİ, GEL… KADEHİN AYNASI TERTEMİZ

3.
Sofi, gel… kadehin aynası tertemiz. Gel de lâl renkli şarabın anlığını gör, neşesini, zevkini seyret!
Anka kimseye avlanmaz, tuzağını topla. Burada tuzağın eline havadan başka bir şey geçmez.
Eldeki fırsatı ganimet bilmeye çalış. Âdem bile nasibi tükenince cenneti terk etti.
Âlem meclisinde bir iki kadeh çek, sonra yürü, git; yani daimi vuslata tamah etme.
Gönül, gençlik çağı geçti, hayattan bir gül deremedin. Artık kocalıkta bir şey yap bari.
Eşiğinde çok hizmetler ettik, sende hayli hakkımız var. Sen de köleyi, merhamet et de bir gör, gözet!
Perdenin içyüzündeki sırrı sarhoş rintlere sor. Bu hal, makamı yüce zahitte yoktur.
Hâfız, şarap kadehinin mürididir, ey seher yeli, bu kulun kulluğunu Câm Şeyhi’ne arz et!
Sufî biyâ ki âyine sâfist câmrâ
Tâ bingeri sefâ-yı mey-i la’l-fâmârâ
7‏

صوفی بيا که آينه صافيست جام را
تا بنگری صفای می لعل فام را

راز درون پرده ز رندان مست پرس
کاين حال نيست زاهد عالی مقام را

عنقا شکار کس نشود دام بازچين
کان جا هميشه باد به دست است دام را

در بزم دور يک دو قدح درکش و برو
يعنی طمع مدار وصال دوام را

ای دل شباب رفت و نچيدی گلی ز عيش
پيرانه سر مکن هنری ننگ و نام را

در عيش نقد کوش که چون آبخور نماند
آدم بهشت روضه دارالسلام را

ما را بر آستان تو بس حق خدمت است
ای خواجه بازبين به ترحم غلام را

حافظ مريد جام می است ای صبا برو
وز بنده بندگی برسان شيخ جام را
‏**
GÖNÜL ELDEN GİDİYOR, ALLAH İÇİN YARDIM EDİN.

4.
Gönül elden gidiyor, ey gönül sahipleri. Allah için yardım edin. Yazıklar olsun, gizli dert, açığa çıkacak!
Gemimiz oturmuş, hareketten kalmış. Ey muvafık rüzgâr, kalk, es. Belki aşina sevgilinin yüzünü bir daha görürüz.
Dostum, feleğin on günlük sevgisi masaldan, hikâyeden ibarettir. Dostlara iyilik etmek için şu on günlük fırsatı ganimet bil!
Bülbül dün gece gül ve şarap meclisinde “Sarhoşlar, uyanın… sabah şarabını getirin” diye ne güzel de şakıdı…
İskender’in aynası şarap kadehidir. Bir bak da sana Dara saltanatının akıbetini göstersin.
Ey kerem ve ihsan sahibi, selâmettesin, sağ esensin. Buna şükret de yoksul biçareyi bir günceğiz olsun, sor, soruştur!
İki cihanın da istirahati şu iki sözün tefsirinden ibarettir: Dostlara mürüvvet, düşmanlarla geçim!
Bize iyi ad san kazanma civarına yol vermediler. Beğenmiyorsan takdiri değiştir!
Zahidin “kötülüklerin aslı” dediği o üzüm suyu yok mu… bize kızoğlan kızları öpmeden daha hoş, daha tatlı!
Elin daraldığı vakit, yoksulluğa düştüğün zaman içmeye, sarhoş olmaya çalış. Çünkü bu varlık kimyası, yoksulu Karun yapar.
Serkeşliğe kalkışma sakın. Avucunda mermeri bile balmumu gibi eriten sevgili, gayrete gelir, kıskanır da seni mum gibi yakar, yandırır.
Farsça söyleyen güzeller, adamın ömrüne ömür katarlar. Sâki, zahit rintlere müjde ver!
Ey eteği temiz şeyh, bizi mazur gör. Hâfız, bu şaraba bulaşmış hırkayı kendiliğinden giymedi ya!
Dil mireved zi destem şâhib-dilan Hudârâ
Derdâ ki derd-i pinhan hânedşud âşikârâ

5‏

دل می‌رود ز دستم صاحب دلان خدا را
دردا که راز پنهان خواهد شد آشکارا

کشتی شکستگانيم ای باد شرطه برخيز
باشد که بازبينيم ديدار آشنا را

ده روزه مهر گردون افسانه است و افسون
نيکی به جای ياران فرصت شمار يارا

در حلقه گل و مل خوش خواند دوش بلبل
هات الصبوح هبوا يا ايها السکارا

ای صاحب کرامت شکرانه سلامت
روزی تفقدی کن درويش بی‌نوا را

آسايش دو گيتی تفسير اين دو حرف است
با دوستان مروت با دشمنان مدارا

در کوی نيک نامی ما را گذر ندادند
گر تو نمی‌پسندی تغيير کن قضا را

آن تلخ وش که صوفی ام الخباثش خواند
اشهی لنا و احلی من قبله العذارا

هنگام تنگدستی در عيش کوش و مستی
کاين کيميای هستی قارون کند گدا را

سرکش مشو که چون شمع از غيرتت بسوزد
دلبر که در کف او موم است سنگ خارا

آيينه سکندر جام می است بنگر
تا بر تو عرضه دارد احوال ملک دارا

خوبان پارسی گو بخشندگان عمرند
ساقی بده بشارت رندان پارسا را

حافظ به خود نپوشيد اين خرقه می آلود
ای شيخ پاکدامن معذور دار ما را
‏**
SÂKİ, KALK… KADEHİ DOLDUR, SUN

5.
Sâki, kalk… kadehi doldur, sun. Dünya gamının başına toprak saç!
Şarap kadehini elime ver de bu gök renkli hırkayı üstümden atayım.
Sarhoşluk, akıllılara göre kötü bir şöhrettir ama biz şanı, şöhreti zaten istemiyoruz ki.
Şarap sun, ne vakte dek sürecek bu gurur yeli?
İnsanı böyle şeylerle aldatan nefsin toprak başına!
Ağlayıp inleyen gönlümün ahındaki duman bu ham ve donmuş kişileri yaktı, yandırdı.
Deli gönlümün sırrına mahrem olacak ne halktan kimse var, ne ileri gelenlerden!
Yalnız, gönül avutan sevgiliyle hatırım hoş. O, benim gönlümden sabrı, rahatı bir uğurdan aldı, götürdü.
O gümüş endamlı sevgiliyi gören artık çayırdaki selviye bakamaz.
Hâfız, nihayet günün birinde mutlaka muradına erişmek istersen gece gündüz şiddetlere, mihnetlere sabret.
Sâkiyâ berhiz-u berdih câmrâ
Hâk ber ser kun ğam-ı eyyâmrâ
8‏

ساقيا برخيز و درده جام را
خاک بر سر کن غم ايام را

ساغر می بر کفم نه تا ز بر
برکشم اين دلق ازرق فام را

گر چه بدناميست نزد عاقلان
ما نمی‌خواهيم ننگ و نام را

باده درده چند از اين باد غرور
خاک بر سر نفس نافرجام را

دود آه سينه نالان من
سوخت اين افسردگان خام را

محرم راز دل شيدای خود
کس نمی‌بينم ز خاص و عام را

با دلارامی مرا خاطر خوش است
کز دلم يک باره برد آرام را

ننگرد ديگر به سرو اندر چمن
هر که ديد آن سرو سيم اندام را

صبر کن حافظ به سختی روز و شب
عاقبت روزی بيابی کام را
‏**
SON YATACAĞI YER BİR İKİ AVUÇ TOPRAKTAN İBARET OLAN KİŞİYE DE Kİ:

6.
Gül bahçesine yine gençlik çağının parlaklığı geldi. Güzel nağmeli bülbüle yine gül müjdesi erişti.
Ey sabah rüzgârı, terütaze yeşilliğe uğrarsan selviye, güle, fesleğene selâmımızı götür.
Şarap satan muğbeçe böyle cilvelenip durursa meyhane kapısını kirpiklerimle süpürürüm.
Amber gibi güzel kokulu, simsiyah ve büklüm büklüm saçlarını ay yüzüne çevgân yapan güzel, zaten hayran olup kalmışım, beni ıstıraba düşürme, başımı büsbütün döndürme.
Korkarım, tortulu şarap içenlere gülen, onlarla alay eden bu kavim, meyhane havasıyle imanını da elden çıkarır.
Tanrı erlerine dost ol. Nuh’un gemisinde öyle bir toprak var ki Tufanı bile bir damlacık su sayar!
Son yatacağı yer bir iki avuç topraktan ibaret olan kişiye de ki: Sarayını, çardağını göklere kadar yüceltmeye ne hacet var?
Feleğin evinden çık, oradan ekmek isteme. Bu zalim, nihayet konuğunu öldürür.
Benim Kenan ayına benzeyen güzelim, Mısır saltanatı eline geçti, artık zindanı terketmenin tam vakti.
Hâfız, şarap iç, rintlikte bulun, hoş ol. fakat başkaları gibi Kur’an’ı tezvir tuzağı yapma!
Revnak-ı ‘ahd-ı şebâbest diğer bustanrâ
Miresed müjde-i gul bulbul-i hoş-elhanrâ
9‏

رونق عهد شباب است دگر بستان را
می‌رسد مژده گل بلبل خوش الحان را

ای صبا گر به جوانان چمن بازرسی
خدمت ما برسان سرو و گل و ريحان را

گر چنين جلوه کند مغبچه باده فروش
خاکروب در ميخانه کنم مژگان را

ای که بر مه کشی از عنبر سارا چوگان
مضطرب حال مگردان من سرگردان را

ترسم اين قوم که بر دردکشان می‌خندند
در سر کار خرابات کنند ايمان را

يار مردان خدا باش که در کشتی نوح
هست خاکی که به آبی نخرد طوفان را

برو از خانه گردون به در و نان مطلب
کان سيه کاسه در آخر بکشد مهمان را

هر که را خوابگه آخر مشتی خاک است
گو چه حاجت که به افلاک کشی ايوان را

ماه کنعانی من مسند مصر آن تو شد
وقت آن است که بدرود کنی زندان را

حافظا می خور و رندی کن و خوش باش ولی
دام تزوير مکن چون دگران قرآن را
**
BEN NERDE, NEFSİNİ ISLAH ETMEK NERDE?

7.
Ben nerde, nefsini ıslah etmek nerde?
Aradaki aykırılığa bak, yol nerden nereye gidiyor?
Salihlikle takvanın rintlikle ne münasebeti var? Vaiz dinleme nerde, rebap sesini dinleme nerde?
İbadet yerine gitmeden, riya hırkasını giymeden usandım artık. Muğların manastırı nerde, halis ve sâf şarap nerde?
Vuslat zamanı gelip geçti, hatırası kaldı. Allah selâmet versin… nerde kaldı o cilveler, ne oldu o azarlayışlar?
Düşmanların gönlü, sevgilinin yüzünden ne haz duyabilir? Sönmüş mum nerde, güneş nerde ?
Sevgilinin çene çukuruna pek bakma, yolda kuyu var. Gönül, bu aceleyle nereye koşup gidiyorsun ?
Basiretimizin sürmesi eşiğinin toprağıdır. Emret, biz bu kapıdan nereye gidelim?
Sevgili, Hâfız’dan karar isteme, uyku bekleme, karar ne demek, sabretme de ne, uyku da nerde ki?
Salâh-ı kar kucâ vu men-i harâb kucâ
Bibin tefâvut-ı reh ez kucâst ta be kucâ
2‏
صلاح کار کجا و من خراب کجا
ببين تفاوت ره کز کجاست تا به کجا

دلم ز صومعه بگرفت و خرقه سالوس
کجاست دير مغان و شراب ناب کجا

چه نسبت است به رندی صلاح و تقوا را
سماع وعظ کجا نغمه رباب کجا

ز روی دوست دل دشمنان چه دريابد
چراغ مرده کجا شمع آفتاب کجا

چو کحل بينش ما خاک آستان شماست
کجا رويم بفرما از اين جناب کجا

مبين به سيب زنخدان که چاه در راه است
کجا همی‌روی ای دل بدين شتاب کجا

بشد که ياد خوشش باد روزگار وصال
خود آن کرشمه کجا رفت و آن عتاب کجا

قرار و خواب ز حافظ طمع مدار ای دوست
قرار چيست صبوری کدام و خواب کجا

**
O ŞİRAZLI TÜRK GÜZELİNİN, YANAĞINDAKİ KARA BENE..

8.
O Şirazlı Türk güzeli, bize iltifat eder, gönlümüzü alır, aşkımızı kabul eylerse yanağındaki kara bene Semerkand’i de bağışlarız, Buhara’yı da!
Sâki, o kalan şarabı sun. Çünkü cennette ne Rüknâbât suyunun kıyısını bulabilirsin, ne de Gülgeşti Musallâ’yı.
Feryat, feryat… bu şuh, bu cilveli, bu şehri birbirine katan kara kaşlı, kara gözlü güzeller, sabrımızı öyle bir yağmaladılar ki Türkler de hanı yağmayı ancak öyle kapışır, öyle yağmalarlar.
Ben o Yusuf’un günden güne artan güzelliğinden anladım ki aşk, Zelihâ’yı bile ismet perdesinden çıkarır.
Bana kötü söz söyledin, razıyım. Tanrı affetsin, iyi söyledin ama o şekerler çiğneyen lâl renkli dudağa acı söz yaraşıyor mu?
Sevgili, nasihatimi dinle. Saadetli, bahtiyar gençler bilgili ihtiyarın nasihatim dinlerler.
Sevgilinin güzelliği, bizim noksan aşkımızdan müstağnidir. Güzel yüzün düzgüne, allığa, bene, rastığa ne ihtiyacı var?
* Musikiden, şaraptan bahset. Zamanın sırrına ait münakaşaya pek girişme. Çünkü bu muammayı, felsefeyle kimse halletmedi de, edemez de!
Hâfız, gazel söyledin, inciler deldin. Gel, şimdi bir de güzelce oku da felek, Süreyya yıldızını senin bu inci dizine saçsın,
Eğer an Turk-i Şirâzi bedest âred dil-i mara
Be hal-i hinduyeş bahşem Semerkand-u Buhârârâ
3‏

اگر آن ترک شيرازی به دست آرد دل ما را
به خال هندويش بخشم سمرقند و بخارا را

بده ساقی می باقی که در جنت نخواهی يافت
کنار آب رکن آباد و گلگشت مصلا را

فغان کاين لوليان شوخ شيرين کار شهرآشوب
چنان بردند صبر از دل که ترکان خوان يغما را

ز عشق ناتمام ما جمال يار مستغنی است
به آب و رنگ و خال و خط چه حاجت روی زيبا را

من از آن حسن روزافزون که يوسف داشت دانستم
که عشق از پرده عصمت برون آرد زليخا را

اگر دشنام فرمايی و گر نفرين دعا گويم
جواب تلخ می‌زيبد لب لعل شکرخا را

نصيحت گوش کن جانا که از جان دوست‌تر دارند
جوانان سعادتمند پند پير دانا را

حديث از مطرب و می گو و راز دهر کمتر جو
که کس نگشود و نگشايد به حکمت اين معما را

غزل گفتی و در سفتی بيا و خوش بخوان حافظ‏
که بر نظم تو افشاند فلک عقد ثريا را
**
DUDAĞA GELMİŞ CAN, SENİ GÖRMEK DİLEĞİNDE

9.

Sevgili, güzellik ayı, yüzünden ziyalanmakta; güzellik, çene çukurundan şeref bulmakta.
Acaba bizim hiç bir yere dağılmayan, ancak sende olan düşüncemizle senin dağınık zülfün ne vakit bir araya gelecek; ne vakit bu muradımıza erişeceğiz?
Dudağa gelmiş can, seni görmek dileğinde. Geriye mi dönsün, çıksın mı; fermanın nedir ?
Bizim yanımıza uğrayınca eteğini topraktan, kandan sakın. Çünkü bu yolda birçok kurbanların var!
Dostlar, gönül, sırrını faş ediyor. Aman, sevgiliye haber verin, merhamet etsin de ben de kurtulayım, siz de kurtulun!
Gözünün hüküm sürdüğü devirde hiç kimse zâhitlikten faydalanmadı, herkes, o gözlere âşık oldu. Sarhoş gözlerinin de zahitlik satmaması, âşıklara bakması daha iyi.
Uykulara bulanmış bahtımız galiba uyanacak. Çünkü parlak yüzün, bahtımızın gözüne su serpti!
Yanağından sabah rüzgârına bir deste gül yoldaş et de gönder… Belki ayağını bastığın gül bahçesinin toprağından bir koku duyarız.
Ey Cem meclisinin sâkileri, zamanınızda kadehiniz şarapla dolmadı ama yine ömrünüz uzun olsun, muradınıza erişin!
Ey yıldızı yüce padişahlar padişahı, Tanrı için olsun bir himmet et de yıldız gibi ben de sarayının toprağını öpeyim!
Sevgili, Hâfız bir dua etmekte, işit ve amin de: Dilerim, şeker saçan dudağın bize kısmet olsun!
* Ey seher yeli, Yezd’lilere tarafımızdan de ki: Hakkınızı tanımayan, gözetmeyen, kişilerin başı, çevgânınızın topu olsun!
* Sizden uzağız ama yine padişahınızın kuluyuz, yine sizi övmekteyiz.
Ey furüğ-ı mâh-ı hüsn ez rây-ı rahşân-ı şumâ
Ab-ı rüy-ı hübi ez çâh-ı zenehdân-ı şumâ
12‏

ای فروغ ماه حسن از روی رخشان شما
آب روی خوبی از چاه زنخدان شما

عزم ديدار تو دارد جان بر لب آمده
بازگردد يا برآيد چيست فرمان شما

کس به دور نرگست طرفی نبست از عافيت
به که نفروشند مستوری به مستان شما

بخت خواب آلود ما بيدار خواهد شد مگر
زان که زد بر ديده آبی روی رخشان شما

با صبا همراه بفرست از رخت گلدسته‌ای
بو که بويی بشنويم از خاک بستان شما

عمرتان باد و مراد ای ساقيان بزم جم
گر چه جام ما نشد پرمی به دوران شما

دل خرابی می‌کند دلدار را آگه کنيد
زينهار ای دوستان جان من و جان شما

کی دهد دست اين غرض يا رب که همدستان شوند
خاطر مجموع ما زلف پريشان شما

دور دار از خاک و خون دامن چو بر ما بگذری
کاندر اين ره کشته بسيارند قربان شما

ای صبا با ساکنان شهر يزد از ما بگو
کای سر حق ناشناسان گوی چوگان شما

گر چه دوريم از بساط قرب همت دور نيست
بنده شاه شماييم و ثناخوان شما

ای شهنشاه بلنداختر خدا را همتی
تا ببوسم همچو اختر خاک ايوان شما

می‌کند حافظ دعايی بشنو آمينی بگو
روزی ما باد لعل شکرافشان شما
‏**
NEDEN ŞEYDA BÜLBÜLÜN HALİNİ BİR KERECİK OLSUN SORMUYORSUN?

10.
Ey seher yeli, o güzel ceylana mülâyemetle söyle, bizi dağlara, ovalara salan sensin!
Ömrü uzun olasıca şekerci, bilmem ki neden şekerle beslenen duduyu bir arayıp sormaz!
Ey gül, yoksa güzelliğinin verdiği gurur müsaade mi etmiyor, neden şeyda bülbülün halini bir kerecik olsun sormuyorsun?
Nazar ehli; güzel huyla, lütuf la avlanabilir. Akıllı kuşu bağla, tuzakla tutmak imkânı yoktur.
Sevgilinle oturup şarap içtiğin vakitte bari senden nasibi olmayan dostları hatırla!
Bilmem ki neden selvi boylu, kara gözlü, ay yüzlü güzeller kimseye bir aşinalık göstermiyorlar?
Güzelliğinde hiç bir ayıp, hiç bir noksan yok. Ancak şu kadarcık bir şey söylenebilir; Sevgiden anlamıyorsun, vefasızsın!
Gökyüzünde Zühre, Hâfız’ın şiirlerini terennüm ederek İsâ’yı bile oynatsa şaşılmaz doğrusu.
Sabâ be lütf bigü an ğazâl-i ra’nârâ
Ki ser be kühu beyaban tu dâdei mârâ
4‏

صبا به لطف بگو آن غزال رعنا را
که سر به کوه و بيابان تو داده‌ای ما را

شکرفروش که عمرش دراز باد چرا
تفقدی نکند طوطی شکرخا را

غرور حسنت اجازت مگر نداد ای گل
که پرسشی نکنی عندليب شيدا را

به خلق و لطف توان کرد صيد اهل نظر
به بند و دام نگيرند مرغ دانا را

ندانم از چه سبب رنگ آشنايی نيست
سهی قدان سيه چشم ماه سيما را

چو با حبيب نشينی و باده پيمايی
به ياد دار محبان بادپيما را

جز اين قدر نتوان گفت در جمال تو عيب
که وضع مهر و وفا نيست روی زيبا را

در آسمان نه عجب گر به گفته حافظ
سرود زهره به رقص آورد مسيحا را
**
YANAĞINI PARLATTIN MI BÜTÜN ÂLEMİN GÖNLÜNÜ YAKIYORSUN.

11
O güzellik padişahının yanında bulunanlara bu dileği kim bildirecek? Padişahlık şükrânesi olarak yoksulu gözden çıkarmasın.
Şeytan huylu engelden Tanrı’ma ağlayıp yalvarmadayım, belki Hakk rızasıyçin o şihap bir yardım eder.
Yanağını parlattın mı bütün âlemin gönlünü yakıyorsun. Fakat bundan sana ne fayda var? Niçin herkesle iyi geçinmiyorsun?
Sevgili, siyah kirpiklerin kanımıza girmeyi emrettiyse onların hilesine kapılıp yanılma, bir düşün, taşın!
Bütün gece şunu ummaktayım: Seher yeli, aşina âşıkı, aşinaların haberini getirerek belki memnun eder.
* Sevgili, parlayan ay gibi yüzünle, gönül kapan selvi gibi boyunla âşıkların başına kopardığın bu kıyamet ne?
* Allah için olsun seher vakitlerinde kalkan Hâfız’a bir yudumcuk şarap ver de duasını al, seher çağlarındaki dua makbuldür.
Be mulâzimân-ı sultan ki resâned in dü’ârâ
Ki be şukr-i Pâdşâhi zi nazar meran gedârâ
6‏

به ملازمان سلطان که رساند اين دعا را
که به شکر پادشاهی ز نظر مران گدا را

ز رقيب ديوسيرت به خدای خود پناهم
مگر آن شهاب ثاقب مددی دهد خدا را

مژه سياهت ار کرد به خون ما اشارت
ز فريب او بينديش و غلط مکن نگارا

دل عالمی بسوزی چو عذار برفروزی
تو از اين چه سود داری که نمی‌کنی مدارا

همه شب در اين اميدم که نسيم صبحگاهی
به پيام آشنايان بنوازد آشنا را

چه قيامت است جانا که به عاشقان نمودی
دل و جان فدای رويت بنما عذار ما را

به خدا که جرعه‌ای ده تو به حافظ سحرخيز
که دعای صبحگاهی اثری کند شما را
‏**
DÜN GECE PİRİMİZ, MESCİTTEN MEYHANEYE GELDİ.

12. *
Dün gece Pîrimiz, mescitten meyhaneye geldi. Yoldaşlar, bundan sonra ne yapalım, ne tedbirde bulunalım ki?
Biz müritleriz. Pirimiz meyhaneye yüz tutunca biz nasıl kıbleye yöneliriz?
Artık biz de muğların harabatına konalım, orayı yurt edinelim; ezelden takdirimiz böyleymiş!
Eğer akıl, zülfüne bağlanan gönlün ne hoş bir halde olduğunu bilse bütün akıllar bizim zincirlerimize düşmeye, divane olmaya çalışırlardı.
Güzel yüzün, bize lütfedip güzellikten bir ayet, bir bürhan gösterdi. O zamandan beri bizim tefsirimizde her söz, güzellikten, letafetten ibaret.
Bütün gece çektiğimiz ateşli ahlarla bütün gece dinmeyen gönül ateşimiz, acaba bir gececik olsun yüreğine tesir eder mi ki?
Hâfız, artık sus. Ah okumuz gök kubbesini bile delip geçer. Canına acı, okumuzdan sakın.
Düş ez mescid suy-i meyhane amed Pır-i mâ
Çist yâran-ı tarikat ba’dezin tedbir-i mâ
10‏

دوش از مسجد سوی ميخانه آمد پير ما
چيست ياران طريقت بعد از اين تدبير ما

ما مريدان روی سوی قبله چون آريم چون
روی سوی خانه خمار دارد پير ما

در خرابات طريقت ما به هم منزل شويم
کاين چنين رفته‌ست در عهد ازل تقدير ما

عقل اگر داند که دل دربند زلفش چون خوش است
عاقلان ديوانه گردند از پی زنجير ما

روی خوبت آيتی از لطف بر ما کشف کرد
زان زمان جز لطف و خوبی نيست در تفسير ما

با دل سنگينت آيا هيچ درگيرد شبی
آه آتشناک و سوز سينه شبگير ما

تير آه ما ز گردون بگذرد حافظ خموش
رحم کن بر جان خود پرهيز کن از تير ما

**

– B –

EY GÜZELLER PADİŞAHI, BU GARİBE ACI;

13.
Sevgiliye dedim ki; ey güzeller padişahı, bu garibe acı; dedi ki: Yoksul garip, gönül havasına uyar, gönül peşine düşerse yolunu azıtır gider.
Bir an olsun dur, geçip gitme dedim. “Evde yetişen, yabancılarla düşüp kalkmayan bir kişi bu kadar garibin derdine nasıl takat getirebilir?” dedi.
Garip, dikeni döşek edinir, taşı yastık yaparmış. Padişahın üstünde yattığı sincap kürküne yan gelmiş uyumuş olan bir nazeninin umurunda mı?
Ey zincire benzeyen saçları, bunca aşina âşıkın mekânı olan sevgili, kızıl yanağına öyle misk gibi simsiyah ve eşsiz ben ne de güzel yaraşmış.
Sevgili, ay gibi yüzünde şarabın aksi, ağustos gülü üzerinde erguvan yaprağının eşsiz güzelliği gibi görünmekte.
Nigâristanda misk gibi nakışlara şaşılmazsa da senin yanağının etrafında o karınca gibi ince nakışlar pek şaşılacak bir güzellikte!
Alnına dökülen ve gece renginde olan saçları garipler akşamı dilber, bu garip, seher çağlarında ağlayıp inlerse bu ağlayıştan, bu inleyişten çekin, dedim.
Dedi ki: Hâfız, aşinalar bile hayret makamındayken senin gibi garibin hasta ve miskin bir hale düşmesinden daha tabiî ne olabilir?
Güftem ey sultân-ı hüban rahm kun ber in ğarib
Guft der dunbâl-i dil reh gum kuned miskin ğarib
14‏

گفتم ای سلطان خوبان رحم کن بر اين غريب
گفت در دنبال دل ره گم کند مسکين غريب

گفتمش مگذر زمانی گفت معذورم بدار
خانه پروردی چه تاب آرد غم چندين غريب

خفته بر سنجاب شاهی نازنينی را چه غم
گر ز خار و خاره سازد بستر و بالين غريب

ای که در زنجير زلفت جای چندين آشناست
خوش فتاد آن خال مشکين بر رخ رنگين غريب

می‌نمايد عکس می در رنگ روی مه وشت
همچو برگ ارغوان بر صفحه نسرين غريب

بس غريب افتاده است آن مور خط گرد رخت
گر چه نبود در نگارستان خط مشکين غريب

گفتم ای شام غريبان طره شبرنگ تو
در سحرگاهان حذر کن چون بنالد اين غريب

گفت حافظ آشنايان در مقام حيرتند
دور نبود گر نشيند خسته و مسکين غريب
**
ARKADAŞLAR, ŞARAP GETİRİN, ŞARAP!

14. t
Sabah oluyor, bulut göğe perde çekti hava sünbüli; arkadaşlar, şarap getirin, şarap!
Çiğ tanesi lâlenin yanağına damlamakta. Dostlar, durmayın, getirin şarabı!
Çayırlıktan cennet yeli esiyor. Haydin, her an halis şarap için!
Gül, çimenlikte zümrüt tahtını kurdu. Sen de ateş gibi lâl renginde kızıl şarabı ele al.
Eğer meyhanenin kapısını kapadılarsa ey bağlı kapıları açan Tanrı, lütfet, aç!
* Canımızda ve yanmış, kebab olmuş gönüllerin yaralarında dudaklarının ne kadar tuz hakkı var.
Böyle bir mevsimde meyhaneyi kapatırlarsa şaşılır doğrusu.
* Hâfız gibi, peri bedenli sâkinin yüzüne bakarak halis ve berrak şarabı çek gitsin!
Midemed subh-u küleh best sehâb
Es sabüh es sabüh yâ ashâb
13‏

می‌دمد صبح و کله بست سحاب
الصبوح الصبوح يا اصحاب

می‌چکد ژاله بر رخ لاله
المدام المدام يا احباب

می‌وزد از چمن نسيم بهشت
هان بنوشيد دم به دم می ناب

تخت زمرد زده است گل به چمن
راح چون لعل آتشين درياب

در ميخانه بسته‌اند دگر
افتتح يا مفتح الابواب

لب و دندانت را حقوق نمک
هست بر جان و سينه‌های کباب

اين چنين موسمی عجب باشد
که ببندند ميکده به شتاب

بر رخ ساقی پری پيکر
همچو حافظ بنوش باده ناب
**
SUN ŞARAP KADEHİNİ! EVDE AĞYAR YOK.

15 t
Devlet sabahı açılmakta… güneşe benzer kadeh nerde? Ele bundan daha âlâ bir fırsat nerden geçecek? Sun şarap kadehini!
Evde ağyar yok. Sâki yâr, çalgıcı lâtifeler etmekte, işret mevsimi, kadehin döneceği zaman, gençlik çağı…
* Hususî bir halvet, emniyetli bir yer, gönül açan bir seyrangâh… yarabbi, bunları uyanıkken mi görüyorum, yoksa uykuda rüya mı görmekteyim ?
İç açmak, neşeye güzellik vermek için erimiş lâlle altın kadehi mezcetmek pek hoş, pek münasip.
Anlayışlı tabiat bezeyicisi, şarabın letafetini düşündü de gül suyundan daha hoş olduğunu anlayıp gül suyunu ne de hoş bir surette gül yaprağının gönlünde gizledi.
Dilberle sâki el çırpmakta, çalgıcı raks etmekte… Sâkinin bakışı şaraba tapanların gözlerinden uykuyu uçurdu gitti!
O ay, Hâfız’ın incilerine müşteri olalı rebap sesi, her an ta Zührenin kulağına kadar varmakta!
* Dünyaları ihsan eden padişah neşe meclisinde ihamla konuşmakta, lâtifeci ve tatlı sözlü Hâfız da hazır cevaplık etmekte, nükteler yapmakta!
Subh-ı devlet midemed ku cam hemçun âftâb
Fursati zin bih kucâ yâbem bidıh cam ı serâb
**
– T –

MECNUN’UN DEVRİ GEÇTİ, ŞİMDİ NÖBET BİZİM.

16.
Gönül, onun muhabbetinin haremidir, göz, yüzüne ayna tutmaktadır.
İki cihana da baş eğmediğim halde boynum, onun minnet yükünün altında.
Sen Tûba’yı düşünmedesin, biz sevgilinin boyunu. Herkesin düşüncesi, himmetincedir.
Ben, eteği bulaşmış bir adamsam ona ne ziyanı var? Bütün âlem onun ismetine şahittir.
O haremde ben kim oluyorum ki sabah rüzgârı bile hürmete değer hareminin perdeciliğini yapmakta.
* Göz penceresi hayalinden hali kalmasın. Çünkü bu bucak, ancak onun halvet yeri.
* Yeşilliği bezeyen her taze gül, onun sohbetinin renginden, onun dostluğundan kokusundan bir eser. Hepsi rengi, kokuyu ondan kazanmış.
Mecnun’un devri geçti, şimdi nöbet bizim. Bu âlemde herkesin beş günceğiz bir nöbeti var!
Âşıklık saltanatı, neşe hâzinesi… Hulâsa nem varsa hepsi onun himmetiyle.
• Ben ve gönül, yok olacakmışız, varsın olalım, ne korkumuz var? Maksat, bu arada onun selâmeti.
Hâfız’ın zahiri yoksulluğunu görme. Gönlü, onun sevgi hâzinesi.
Dil serâ-perde-i mahabbet-i ost
Dide âyinedâr-ı tal’at-i ost
56‏

دل سراپرده محبت اوست
ديده آيينه دار طلعت اوست

من که سر درنياورم به دو کون
گردنم زير بار منت اوست

تو و طوبی و ما و قامت يار
فکر هر کس به قدر همت اوست

گر من آلوده دامنم چه عجب
همه عالم گواه عصمت اوست

من که باشم در آن حرم که صبا
پرده دار حريم حرمت اوست

بی خيالش مباد منظر چشم
زان که اين گوشه جای خلوت اوست

هر گل نو که شد چمن آرای
ز اثر رنگ و بوی صحبت اوست

دور مجنون گذشت و نوبت ماست
هر کسی پنج روز نوبت اوست

ملکت عاشقی و گنج طرب
هر چه دارم ز يمن همت اوست

من و دل گر فدا شديم چه باک
غرض اندر ميان سلامت اوست

فقر ظاهر مبين که حافظ را
سينه گنجينه محبت اوست
**
BAŞIMIZI SEVGİLİNİN EŞİĞİNE KOYMUŞ, ONUN HER DİLEĞİNE RAZI OLMUŞUZ.

17.
*Başımızı sevgilinin eşiğine koymuş, onun her dileğine razı olmuşuz. Başımıza her ne gelirse onun dileğiyle gelir.
Sevgilinin yüzüne karşı aydan, günden aynalar kodum ama benzerini göremedim.
Sabah rüzgârı bizim daralmış gönlümüzü nasıl açabilir? Goncanın kıvrım kıvrım yaprakları gibi birbiri üstüne sarılmış, kat kat!
Bu, rintleri yakıp yandıran ibadet yurduna yalnız ben testi getirmiyorum. Bu yurtta nice başlar var ki eşiğine taş, toprak olmuş!
Amberler saçan saçlarını mı taradın? Rüzgâr, güzel kokular saçarak esmekte, topraktan amber kokuları çıkmakta.
Bahçedeki her gül, yüzüne kurban olsun… ırmak kıyısındaki her selvi fidanı, boyuna feda olsun!
Yüzünü hatırladım, herhalde muradım olacak. Çünkü iyi faldan sonra iyilik zuhur eder.
Neşeyi anlatmada natıkanın bile dili tutulmuş… beyhude yere söylenip duran dili kesik kalem, nerden anlatacak?
Hâfız’ın gönlü heves ateşine şimdi düşmedi. Kendi kendine biten lâleler gibi ezelden dağlı!
Ser-i irâdet-i mâ v’âstân-ı hazret-i dost
Ki her çi ber ser-i mâ mireved irâdet-i ost
58‏

سر ارادت ما و آستان حضرت دوست
که هر چه بر سر ما می‌رود ارادت اوست

نظير دوست نديدم اگر چه از مه و مهر
نهادم آينه‌ها در مقابل رخ دوست

صبا ز حال دل تنگ ما چه شرح دهد
که چون شکنج ورق‌های غنچه تو بر توست

نه من سبوکش اين دير رندسوزم و بس
بسا سرا که در اين کارخانه سنگ و سبوست

مگر تو شانه زدی زلف عنبرافشان را
که باد غاليه سا گشت و خاک عنبربوست

نثار روی تو هر برگ گل که در چمن است
فدای قد تو هر سروبن که بر لب جوست

زبان ناطقه در وصف شوق نالان است
چه جای کلک بريده زبان بيهده گوست

رخ تو در دلم آمد مراد خواهم يافت
چرا که حال نکو در قفای فال نکوست

نه اين زمان دل حافظ در آتش هوس است
که داغدار ازل همچو لاله خودروست
**
SEVGİLİM ZAMANIN SÜLEYMANIDIR, HATEM DE ONDADIR

18.
O esmer güzeli dünyanın bütün şirinliğine şarap renginde güzel gözlere, gülümseyen dudaklara, neşeli bir gönüle maliktir.
Ağızları tatlı güzeller padişahtır ama sevgilim zamanın Süleymanıdır, hatem de ondadır.
O buğday renkli benizdeki misk gibi kara ben yok mu? Âdem’in yolunu vuran tanenin sırrı tamamıyle o bende!
Dostlar, sevgilim gidiyor. Bu yaralı gönülle ben ne yapacağım? Merhemim de onda.
Güzel yüz, hünerdeki kemal, temiz bir bilgi… Hulâsa iki âlemin de tertemiz erlerinin himmetine mazhar.
Bu nükteyi kime söyleyebilirim: O taş yürekli, İsa nefesine sahip olduğu halde bizi öldürdü!
Hâfız, inananlardandır… onu ulu tut. Çünkü nice büyük ruhların ihsanına, feyzine sahip!
An siyeh çerde ki şirini-i â’lem bâ ost
Çeşm i mey-gun leb-i handan dil-i hurrem bâ ost
57‏

آن سيه چرده که شيرينی عالم با اوست
چشم ميگون لب خندان دل خرم با اوست

گر چه شيرين دهنان پادشهانند ولی
او سليمان زمان است که خاتم با اوست

روی خوب است و کمال هنر و دامن پاک
لاجرم همت پاکان دو عالم با اوست

خال مشکين که بدان عارض گندمگون است
سر آن دانه که شد رهزن آدم با اوست

دلبرم عزم سفر کرد خدا را ياران
چه کنم با دل مجروح که مرهم با اوست

با که اين نکته توان گفت که آن سنگين دل
کشت ما را و دم عيسی مريم با اوست

حافظ از معتقدان است گرامی دارش
زان که بخشايش بس روح مکرم با اوست
**
SEVGİLİDEN UTANACAK BİR İŞTE BULUNMADIM

19.
Sevgilinin diyarından gelen ve mektup getiren bu güzel haberci, âdeta onun miskler kokan siyah hattından bize bir can hamaili getirdi.
O haberci, sevgilinin ululuğundan, güzelliğinden ne güzel nişaneler vermekte… yüceliğini, vekârını ne hoş anlatmakta.
Ona muştuluk olarak gönlümü verdim ama sevgiliye saçtığım bu kalp akşamdan dolayı da utanıp durmaktayım.
Tanrı’ya şükrolsun, bahtımız uygun geldi de sevgilinin bütün işi gücü, dileğimizce oldu.
Ne feleğin dönüşünde bir irade ve ihtiyar var, ne ayın devrinde. Onlar, sevgilinin iradesiyle dönmekteler.
Fitne yeli, iki âlemi birbirine katsa biz, yine göz ışığımızı sevgiliyi bekleme yolundan ayıramayız.
Ey sabah rüzgârı, bana sevgilinin geçtiği yoldaki iyi bahtlı topraktan bir parçacık getir de gözüme sürme edeyim.
* Niyaz başımızı dostun aşk eşiğine koymuşuz. Sevgilinin kucağında kim tatlı bir uykuya dalabilir?
Düşman, Hâfız hakkında kötü söylerse ne korkum var? Tanrı’ya şükürler olsun, sevgiliden utanacak bir işte bulunmadım.
An peyk-i hoş-haber ki resid ez diyâr-ı dost
Âverd hırz-ı can zı hat-ı müşk-bâr-ı dost
60‏
آن پيک نامور که رسيد از ديار دوست
آورد حرز جان ز خط مشکبار دوست

خوش می‌دهد نشان جلال و جمال يار
خوش می‌کند حکايت عز و وقار دوست

دل دادمش به مژده و خجلت همی‌برم
زين نقد قلب خويش که کردم نثار دوست

شکر خدا که از مدد بخت کارساز
بر حسب آرزوست همه کار و بار دوست

سير سپهر و دور قمر را چه اختيار
در گردشند بر حسب اختيار دوست

گر باد فتنه هر دو جهان را به هم زند
ما و چراغ چشم و ره انتظار دوست

کحل الجواهری به من آر ای نسيم صبح
زان خاک نيکبخت که شد رهگذار دوست

ماييم و آستانه عشق و سر نياز
تا خواب خوش که را برد اندر کنار دوست

دشمن به قصد حافظ اگر دم زند چه باک
منت خدای را که نيم شرمسار دوست
**
‏ HOŞ GELDİN EY İŞTİYAK ÇEKENLERE HABER GETİREN

20
Hoş geldin ey iştiyak çekenlere haber getiren… sevgiliden bir haber ver de canımı, seve seve onun adına feda edeyim.
Dostun şekerinin, bademinin aşkıyle tabiatımın dudusu, kafese düşmüş bülbül gibi daima hayran, daima perişan bir halde.
Saçı tuzak, beni tane. Ben de bir tane dileğiyle dostun o tuzağına düşmüştüm.
Kim, benim gibi, sevgilinin kadehinden bir yudumcuk şarap içerse öyle sarhoş olur ki başını mahşer sabahına kadar kaldıramaz.
İştiyakımın cüzi bir miktarını bile anlatmamaktayım. Çünkü sevgilinin üstüne bundan fazla düşmek, başını ağrıtır.
Elime fırsat düşerse sevgilinin ayaklarından şeref bulan yolun toprağını tutya gibi gözlerime çekerim.
Ben vuslatına mailim, o ayrılık istemekte. Sevgilinin dileği olsun diye kendi dileğimden geçerim.
Hâfız, derdiyle yan, dermansız bir hale düş. O halde kal. Çünkü zaten sevgilinin derman kabul etmez derdine bir deva yok ki!
Merhaba ey peyk-i muştâkan bidih peyğâm-ı dost
Tâ kunem can ez ser-i rağbet feda yı nâm-ı dost
62‏

مرحبا ای پيک مشتاقان بده پيغام دوست
تا کنم جان از سر رغبت فدای نام دوست

واله و شيداست دايم همچو بلبل در قفس
طوطی طبعم ز عشق شکر و بادام دوست

زلف او دام است و خالش دانه آن دام و من
بر اميد دانه‌ای افتاده‌ام در دام دوست

سر ز مستی برنگيرد تا به صبح روز حشر
هر که چون من در ازل يک جرعه خورد از جام دوست

بس نگويم شمه‌ای از شرح شوق خود از آنک
دردسر باشد نمودن بيش از اين ابرام دوست

گر دهد دستم کشم در ديده همچون توتيا
خاک راهی کان مشرف گردد از اقدام دوست

ميل من سوی وصال و قصد او سوی فراق
ترک کام خود گرفتم تا برآيد کام دوست

حافظ اندر درد او می‌سوز و بی‌درمان بساز
زان که درمانی ندارد درد بی‌آرام دوست
‏ **
ŞİİRE KABİLİYET VE GÜZEL ŞİİR YAZMA TANRI VERGİSİ.

21.
Gel, gel… emel köşkü pek temelsiz. Şarap getir, ömrün yapısı yel üstüne kurulmuş.
Himmetine kulum, himmetine köleyim o kişinin ki gök kubbe altında taalluk rengini kabul eden her şeyden hürdür, bağlanılabilecek her şeyden kurtulmuştur.
Sana ne söyleyeyim? Dün gece sarhoş ve harap bir haldeyken meyhanede gayıp âleminin meleği, bana ne müjdeler verdi:
*Bir ay yüzlüye mi gönül verdin ki? Çünkü gönül, bütün dertlerden onun sevgisiyle kurtulur, şad olur.
Ey makamı Sidre olan yüce bakışlı doğan, durağın mihnetlerle dopdolu olan bu bucak değil.
Sana Arşın korkuluğundan ıslık çalıyorlar. Bilmem ki bu tuzakta ne var? Ne buldun burada da buraya bu kadar yapıştın?
Bir nasihat vereyim, dinle ve tut. Bu sözü tarikat Pîrimden duydum, ondan hatırımda kaldı.
Dönek tabiatlı dünyadan ahde vefa umma. Çünkü bu kocakarı, binlerce damadın gelinidir.
Dünya gamını yeme. Nasihatim hatırından çıkarma. Bu aşk nüktesini bir yol erinden duyup belledim:
Tanrı tarafından verilen kısmetine razı ol, alnını kırıştırma. İhtiyar kapısını ne sana açtılar, ne bana!
Gülün gülümsemesinde ahde vefa nişanesi yok. Ağla bülbül, ağla ki tam ağlanacak iş, tam feryat edilecek çağ.
Ey düşük, bozuk şiirler yazan. Hâfız’a neye hased ediyorsun? Şiire kabiliyet ve güzel şiir yazma tanrı vergisi.
Biyâ ki Kasr-ı “emel sâht sûst bunyâdest
Bıyâr bade ki bunyâd-ı ömr bebâdest
37‏

بيا که قصر امل سخت سست بنيادست
بيار باده که بنياد عمر بر بادست

غلام همت آنم که زير چرخ کبود
ز هر چه رنگ تعلق پذيرد آزادست

چه گويمت که به ميخانه دوش مست و خراب
سروش عالم غيبم چه مژده‌ها دادست

که ای بلندنظر شاهباز سدره نشين
نشيمن تو نه اين کنج محنت آبادست

تو را ز کنگره عرش می‌زنند صفير
ندانمت که در اين دامگه چه افتادست

نصيحتی کنمت ياد گير و در عمل آر
که اين حديث ز پير طريقتم يادست

غم جهان مخور و پند من مبر از ياد
که اين لطيفه عشقم ز ره روی يادست

رضا به داده بده وز جبين گره بگشای
که بر من و تو در اختيار نگشادست

مجو درستی عهد از جهان سست نهاد
که اين عجوز عروس هزاردامادست

نشان عهد و وفا نيست در تبسم گل
بنال بلبل بی دل که جای فريادست

حسد چه می‌بری ای سست نظم بر حافظ
قبول خاطر و لطف سخن خدادادست
**
HAYALİNİ KURDUKÇA ŞARABA İHTİYACIMIZ MI VAR?

22.
Hayalini kurdukça şaraba ihtiyacımız mı var? Küpe, başının çaresine bak, de; meyhane yıkıldı, artık oraya gitmemize lüzum yok.
Cennet şarabı da olsa yere dökün. Sevgili olmadıkça içilen her tatlı şey, azabın ta kendisi.
Yazıklar olsun… Sevgili gitti. Ağlayan gözlerimdeki kaşının, gözünün nakşı da ancak su üstüne çizilmiş bir nakıştan ibaret.
Ey göz, uyan. Bu uyku yerinde şu daimî sel oldukça emin olmaya gelmez.
Sevgili, senin yanından apaçık geçip gider, senden gizlenmez. Fakat ağyar görür diye nikap tutunmakta.
Gül, rengin yanağını lâtif bir surette terlemiş görünce haset ateşlerine daldı, gönü! gamiyle gül suyuna gark oldu.
Senin yolun ne yoldur, makamın ne makamdır ki ona nispetle uçsuz bucaksız bir denize benzeyen gök bile serabın ta kendisi.
Aklımın bucağında nasihat girecek bir yer arama. Bu bucak, çenk ve rebap nağmeleriyle dopdolu.
Hâfız, âşık ve rintse, güzellere hayransa ne çıkar ki? Birçok tuhaf haller vardır ki gençlik çağının icaplanndandır.
Mârâ zi hayal-i tu çi pervâ-yı şerâbest
Hum gü ser-i hod gir ki humhane herâbest
29‏

ما را ز خيال تو چه پروای شراب است
خم گو سر خود گير که خمخانه خراب است

گر خمر بهشت است بريزيد که بی دوست
هر شربت عذبم که دهی عين عذاب است

افسوس که شد دلبر و در ديده گريان
تحرير خيال خط او نقش بر آب است

بيدار شو ای ديده که ايمن نتوان بود
زين سيل دمادم که در اين منزل خواب است

معشوق عيان می‌گذرد بر تو وليکن
اغيار همی‌بيند از آن بسته نقاب است

گل بر رخ رنگين تو تا لطف عرق ديد
در آتش شوق از غم دل غرق گلاب است

سبز است در و دشت بيا تا نگذاريم
دست از سر آبی که جهان جمله سراب است

در کنج دماغم مطلب جای نصيحت
کاين گوشه پر از زمزمه چنگ و رباب است

حافظ چه شد ار عاشق و رند است و نظرباز
بس طور عجب لازم ايام شباب است
PADİŞAH VE SULTAN BİLE DERVİŞLER HUZURUNDA KULDUR.

23.
Yüce, güzel ve ebedî cennet bahçesi dervişlerin halvetidir; ululuğun, saadetin sermayesi onlara hizmet etmektir.
Acayip tılsımları olan uzlet hâzinesi, onların rahmet nazarlariyle açılır.
Rıdvan’ın kapıcılık ettiği cennet köşkü, onların zevk ve neşe çimenliğinden bir görünüş, bir numunedir.
Parıltısıyle kapkara kalbi altın haline getiren şey dervişlerin sohbetindeki kimyadır.
* Güneşin bile ululuk tacını çıkarıp önüne koyduğu ululuk, dervişlerin ululuğudur.
Zevale düşme kaygısı olmayan devlet, ancak dervişlerin devletidir, bunu böyle duy.
Hâlâ başaşağı batıp gitmekte olan Karun hâzinesi, belki okumuşsundur, dervişlerin kahrı yüzünden battı ve hâlâ da batıp gider.
Ey zengin, bu kadar ululanma. Başın da dervişlerin himmetiyle sağdır, paraya da onların sayesinde nail oluyorsun.
Padişahların dualarla diledikleri murat yüzü, dervişlerin ayna gibi olan yüzlerinde görünür.
* Âlemi bir uçtan bir uca zulüm askeri kaplamıştır. Fakat ezelden ebede kadar fırsat yine dervişlerin elindedir.
Hâfız, burada edebini takın. Padişah ve sultan bile dervişler huzurunda kuldur.
* Eğer ezelî abıhayat istersen halvet kapısını bırakma. Çünkü abıhayat kaynağı, dervişlerin halvetlerinin kapısındaki topraktadır.
* Zamanın Âsaf’ının nazarına kulum. Sureti zengin ama sireti dervişlerin sireti.
Ravza-i huld-i berin halvet-i dervişânest
Mâye-i muhteşemi hidmet-i dervişânest
49‏

روضه خلد برين خلوت درويشان است
مايه محتشمی خدمت درويشان است

گنج عزلت که طلسمات عجايب دارد
فتح آن در نظر رحمت درويشان است

قصر فردوس که رضوانش به دربانی رفت
منظری از چمن نزهت درويشان است

آن چه زر می‌شود از پرتو آن قلب سياه
کيمياييست که در صحبت درويشان است

آن که پيشش بنهد تاج تکبر خورشيد
کبرياييست که در حشمت درويشان است

دولتی را که نباشد غم از آسيب زوال
بی تکلف بشنو دولت درويشان است

خسروان قبله حاجات جهانند ولی
سببش بندگی حضرت درويشان است

روی مقصود که شاهان به دعا می‌طلبند
مظهرش آينه طلعت درويشان است

از کران تا به کران لشکر ظلم است ولی
از ازل تا به ابد فرصت درويشان است

ای توانگر مفروش اين همه نخوت که تو را
سر و زر در کنف همت درويشان است

گنج قارون که فرو می‌شود از قهر هنوز
خوانده باشی که هم از غيرت درويشان است

من غلام نظر آصف عهدم کو را
صورت خواجگی و سيرت درويشان است

حافظ ار آب حيات ازلی می‌خواهی
منبعش خاک در خلوت درويشان است
**
GURUR ŞARABINDAN ÖYLE SARHOŞ Kİ KİMSEYE İLTİFAT ETMİYOR.

24.
Âlemde senin kapından başka bir penahım, bu kapıdan başka başvuracağım yer yok.
Düşman kılıç çekti mi onunla savaşmaz, siperimizi atarız. Çünkü feryattan, ahttan başka kılıcımız yok ki.
Niçin meyhaneden yüz çevireyim? Cihanda bana bundan daha iyi yol yordam olamaz.
Zaman ömrünün harmanına ateş salarsa de ki: Yak, zaten bence ömür harmanının bir saman çöpü kadar bile değeri yok.
O suna boylu selvinin hırsızlama bakan nerkislerine kul olayım. Gurur şarabından öyle sarhoş ki kimseye iltifat etmiyor.
Kimseyi incitme de dilediğini yap. Şeriatımızda bundan başka günah yok.
Ey güzellik ülkesinin padişahı, dizginini kas da at sür; hiç bir yolbaşı yok ki orada senden adalet isteyen birisi olmasın.
Her tarafta bir tuzak görmedeyim, onun zülfünün himayesinden başka bir sığınağım yok.
Hâfız’ın gönül hâzinesini zülfe, bene verme. Böyle işler her kara kölenin, her kadir bilmezin harcı değil!
Cuz âstân-ı tuem der cihan penâhi nist
Ser-i mera becuz ez nâlei vu âhi nist
76‏

جز آستان توام در جهان پناهی نيست
سر مرا بجز اين در حواله گاهی نيست

عدو چو تيغ کشد من سپر بيندازم
که تيغ ما بجز از ناله‌ای و آهی نيست

چرا ز کوی خرابات روی برتابم
کز اين به هم به جهان هيچ رسم و راهی نيست‏

زمانه گر بزند آتشم به خرمن عمر
بگو بسوز که بر من به برگ کاهی نيست

غلام نرگس جماش آن سهی سروم
که از شراب غرورش به کس نگاهی نيست

مباش در پی آزار و هر چه خواهی کن
که در شريعت ما غير از اين گناهی نيست

عنان کشيده رو ای پادشاه کشور حسن
که نيست بر سر راهی که دادخواهی نيست

چنين که از همه سو دام راه می‌بينم
به از حمايت زلفش مرا پناهی نيست

خزينه دل حافظ به زلف و خال مده
که کارهای چنين حد هر سياهی نيست
‏**
SOFİ, ŞARABIN PARILTISIYLE GİZLİ SIRLARI BİLDİ.

25.
Sofi, şarabın parıltısıyle gizli sırları bildi. Herkesin içyüzünü bu lâl ile bilebilirsin.
Gül mecmuasının kadrini bülbül bilir. Her kitap okuyan, manasını anlamaz ki.
Ey akıl defterinden aşk ayetini öğrenmeye çalışan! Korkarım bu ince meselenin künhüne eremeyeceksin.
iki âlemi de tecrübeli gönüle arzettim; senin aşkından başka her şeyi fâni bildi.
Yemen’den gelen nefesin kadrini bilen kişi nazariyle taşı, toprağı lâl ve akik haline getirir.
Artık halktan pervam kalmadı, çünkü muhtesip de gizli işreti öğrendi, şarabın tadını aldı!
Sevgili, zevk ve huzura erişmemizi şimdilik münasip bulmadı; yoksa gönlümüzün dileğini anlamadı değil.
* Şarap getir, çünkü güz rüzgârının yağmacılığını bilen cihan bahçesindeki güle güvenmez.
Hâfız, tabiatı şairanesinden alıp meydana getirdiği bu inci dizisini Âsafı Sânî’nin lûtfu ve mürüvvetinin eseri bildi.
Sûfi ez pertev-i mey râz-ı nihâni dânist
Gevher her kes ezin la’l tevânidânist
48‏

صوفی از پرتو می راز نهانی دانست
گوهر هر کس از اين لعل توانی دانست

قدر مجموعه گل مرغ سحر داند و بس
که نه هر کو ورقی خواند معانی دانست

عرضه کردم دو جهان بر دل کارافتاده
بجز از عشق تو باقی همه فانی دانست

آن شد اکنون که ز ابنای عوام انديشم
محتسب نيز در اين عيش نهانی دانست

دلبر آسايش ما مصلحت وقت نديد
ور نه از جانب ما دل نگرانی دانست

سنگ و گل را کند از يمن نظر لعل و عقيق
هر که قدر نفس باد يمانی دانست

ای که از دفتر عقل آيت عشق آموزی
ترسم اين نکته به تحقيق ندانی دانست

می بياور که ننازد به گل باغ جهان
هر که غارتگری باد خزانی دانست

حافظ اين گوهر منظوم که از طبع انگيخت
ز اثر تربيت آصف ثانی دانست
**
‏”ŞARAP HARAMDIR AMA VAKIF MALINI YEMEDEN EHVEN”

26.
Şimdi gülün elinde sâf şarap kadehi var. Bülbül, yüz binlerce dille onu övüp duruyor.
Sen de şiir defterini iste, çayırlığın, çimenliğin yolunu tut. Medresenin zamanı, Keşfin Keşşafın sırası değil.
Halkı bir yana bırak, yalnızlığı ihtiyar et. Anka’dan ibret al, bir köşeye sığınıp gizlenenlerin şöhreti Kaftan Kaf’a bütün âlemi kaplar.
Medrese fakihi dün sarhoştu. “Şarap haramdır ama vakıf malını yemeden ehven” diye fetva verdi.
Tortulu, yahut sâf şarap senin hükmünde değil. Bunu sâki bilir ve sâkimiz ne yaparsa lütfün ta kendisidir.
Şairlik taslayanların lâflarıyle bizimle aynı derecede olan şairlerin şiirleri hasır örenlerle altın sırmalı kumaş dokuyanların hikâyesinin aynıdır.
Hâfız, sus ve kızıl altına benzeyen bu nükteleri muhafaza et. Çünkü şehir kalpazanı sarraftır, anlar da çalar ha!
Künun ki her kef-i gul câm-ı bâde-i sâfest
Be sad hezar zeban bulbuleş der evsâfest
44‏

کنون که بر کف گل جام باده صاف است
به صد هزار زبان بلبلش در اوصاف است

بخواه دفتر اشعار و راه صحرا گير
چه وقت مدرسه و بحث کشف کشاف است

فقيه مدرسه دی مست بود و فتوی داد
که می حرام ولی به ز مال اوقاف است

به درد و صاف تو را حکم نيست خوش درکش
که هر چه ساقی ما کرد عين الطاف است

ببر ز خلق و چو عنقا قياس کار بگير
که صيت گوشه نشينان ز قاف تا قاف است

حديث مدعيان و خيال همکاران
همان حکايت زردوز و بورياباف است

خموش حافظ و اين نکته‌های چون زر سرخ
نگاه دار که قلاب شهر صراف است
**
AŞK GAMI, ANCAK BİR HİKÂYECİK.

27.
Bahçeme çam ve selvi dikmeye ne ihtiyacım var? Evimizde yetişen şimşirimiz kimden aşağı ki?
Nazlı yavru, hangi mezhebe girdin ki sence kanımız, ana sütünden daha helâl!
Gamın suretini ta uzaktan gördün mü şarap iste. Tecrübe ettik, anladık, gamın devası şarap.
Piri muganın kapısından neye baş çekeyim ? Devlet o tapıda, işlerin gelişmesi o kapıda.
Dün akşam beni vuslatına nail edeceğine dair söz verdi, fakat sarhoştu. Bugün bilmem ne deyecek, yine başında bilmem ne hava var?
Aşk gamı, ancak bir hikâyecik. Fakat şaşılacak şey şu ki hangi dilden duyarsam duyayım tekrarlanmamış, yepyeni söyleniyor gibi!
Şiraz, Rüknâbâd ırmağı, bu hoş rüzgâr… Kusura bakma, yedi iklimin yanağında bir ben!
Hızır’ın suyu ile bizim suyumuz arasında fark var. Hızır’ın abıhayatı karanlıklar diyarından coşuyor. Bizim Rüknâbâd ırmağımızın kaynağı Allahu Ekber tepesi.
Yoksulluk ve kanaat şerefini terk etmeyiz. Padişaha söyleyin: Rızık mukadderdir.
Hâfız, kalemin ne tuhaf bir nebat dalı ki meyvası, gönüle baldan da tatlı geliyor, şekerden de!
Bâğ-ı mera çi hâcet-i serv-u sanovberest
Şimşâd-ı hâne-perver i mâ ez ki kemterest
39‏

باغ مرا چه حاجت سرو و صنوبر است
شمشاد خانه پرور ما از که کمتر است

ای نازنين پسر تو چه مذهب گرفته‌ای
کت خون ما حلالتر از شير مادر است

چون نقش غم ز دور ببينی شراب خواه
تشخيص کرده‌ايم و مداوا مقرر است

از آستان پير مغان سر چرا کشيم
دولت در آن سرا و گشايش در آن در است

يک قصه بيش نيست غم عشق وين عجب
کز هر زبان که می‌شنوم نامکرر است

دی وعده داد وصلم و در سر شراب داشت
امروز تا چه گويد و بازش چه در سر است

شيراز و آب رکنی و اين باد خوش نسيم
عيبش مکن که خال رخ هفت کشور است

فرق است از آب خضر که ظلمات جای او است
تا آب ما که منبعش الله اکبر است

ما آبروی فقر و قناعت نمی‌بريم
با پادشه بگوی که روزی مقدر است

حافظ چه طرفه شاخ نباتيست کلک تو
کش ميوه دلپذيرتر از شهد و شکر است
**
İKİMİZ DE ÂŞIKIZ, İŞİMİZ AĞLAYIP İNLEME.

28.
Ey bülbül, benimle yoldaş olmak niyetindeysen, bana dost olmak hevesini güdüyorsan ağla, inle. İkimiz de âşıkız, işimiz ağlayıp inleme.
Sevgilinin saçlarından esip gelen rüzgârların estiği yerde artık Tatar diyarındaki nafelerden bahsedilir mi?
Şarabı sun da riya elbisesini boyayalım. Çünkü adımız ayık ama gurur kadehinin sarhoşlarıyız.
Zülfüne tutulmayı düşünmek, her ham kişinin harcı değil. Zincirlere bağlanıp yürümek ayyarlık yoludur.
Aşkı meydana getiren, gizli ve lâtif bir şeydir. Onun adı ne lâl dudaktır, ne yeni terlemiş bıyık ve sakal!
Kişinin güzelliği gözle, saçla, yanakla, benle olmaz. Gönül elde etmede binlerce nükte var!
* Hakikat kalenderleri, hünersiz kişinin giydiği atlas kaftanı yarım arpaya bile almazlar!
Eşiğine ulaşmak müşkül. Evet, ululuk göğüne çıkmak güç bir iş!
Seher çağı, gözünün vuslata işaret ettiğini rüyada görüyorduk. Ne güzeldir uyanıklıktan yeğ olan öyle bir uyku!
Hâfız, sevgilinin gönlünü ağlayıp inlemenle incitme… yeter artık. Ebedî kurtuluş,, kimseyi incitmemededir.
Binâl bülbül eğer bâ menet ser-i yârist
Ki mâ du âşık-ı zârim-u kâr-ı mâ zârist

66‏

بنال بلبل اگر با منت سر ياريست
که ما دو عاشق زاريم و کار ما زاريست

در آن زمين که نسيمی وزد ز طره دوست
چه جای دم زدن نافه‌های تاتاريست

بيار باده که رنگين کنيم جامه زرق
که مست جام غروريم و نام هشياريست

خيال زلف تو پختن نه کار هر خاميست
که زير سلسله رفتن طريق عياريست

لطيفه‌ايست نهانی که عشق از او خيزد
که نام آن نه لب لعل و خط زنگاريست

جمال شخص نه چشم است و زلف و عارض و خال
هزار نکته در اين کار و بار دلداريست

قلندران حقيقت به نيم جو نخرند
قبای اطلس آن کس که از هنر عاريست

بر آستان تو مشکل توان رسيد آری
عروج بر فلک سروری به دشواريست

سحر کرشمه چشمت به خواب می‌ديدم
زهی مراتب خوابی که به ز بيداريست

دلش به ناله ميازار و ختم کن حافظ
که رستگاری جاويد در کم آزاريست
‏**
BU BAHÇEDE KİMSE DİKENSİZ BİR GÜL DERMEDİ.

29.
Gerçi sevgilinin huzurunda hünerini ortaya koymak edepten dışarıdır, dilim hiç bir şey söylememekte: Fakat ağzım Arapça ile dolu!
Peri yüzünü gizlemiş, şeytan güzellik satmakta. Gözüm hayretten yandı, bu ne şaşılacak şey!
Felek neden aşağılık kişilere yâr oluyor diye sebep araştırmaya kalkma. O, birisinin muradını verirse bu husustaki bahanesi, sebepsizlikten ibarettir.
Bu bahçede kimse dikensiz bir gül dermedi. Mustafa’nın mumu bile, Ebuleheb’in kıvılcımıyle bir arada!
Tekkenin, zaviyenin kemerini yarım arpaya bile almam. Çardağım meyhane sofasıdır, konağım küp dibi!
Üzüm kızının güzelliği, galiba gözümüzün nuru. Çünkü o da gözümüzün nuru gibi sırça bir nikap içinde ve üzüm perdesi altında.
* Efendi, benim de binlerce aklım, edebim vardı. Fakat şimdi harap bir sarhoşum, bu halde bana en uyar iş, edeple mukayyet olmamaktır.
** Şimdi derdinin devasını o çini sürahide, o halebî şişede duran ferah verici ilâçta ara.
Getir şarabı. Hâfız gibi daima seher çağındaki ağlayışa, gece yarısındaki niyaza güvenmekteyim.
Egerçi arz-ı hüner piş-i yâr bi edebıst
Zeban hamüş ve leykin dehan pur ez ‘Arabist
64‏

اگر چه عرض هنر پيش يار بی‌ادبيست
زبان خموش وليکن دهان پر از عربيست

پری نهفته رخ و ديو در کرشمه حسن
بسوخت ديده ز حيرت که اين چه بوالعجبيست

در اين چمن گل بی خار کس نچيد آری
چراغ مصطفوی با شرار بولهبيست

سبب مپرس که چرخ از چه سفله پرور شد
که کام بخشی او را بهانه بی سببيست

به نيم جو نخرم طاق خانقاه و رباط
مرا که مصطبه ايوان و پای خم طنبيست

جمال دختر رز نور چشم ماست مگر
که در نقاب زجاجی و پرده عنبيست

هزار عقل و ادب داشتم من ای خواجه
کنون که مست خرابم صلاح بی‌ادبيست

بيار می که چو حافظ هزارم استظهار
به گريه سحری و نياز نيم شبيست
**
GÜL YANIMDA, ŞARAP ELİMDE

30.
Gül yanımda, şarap elimde, sevgili mutadımca bana yâr… Cihan sultanı bile böyle bir günüme köle olur.
Söyle, bu meclise mum getirmeyin. Bu gece, meclisimizde sevgilinin tolunay gibi olan cemali kâfi.
Mezhebimizde şarap helaldir amma ey gülfidanı gibi nazik selvi boylu güzel, sen olmazsan haramdır.
Meclisimize güzel koku katma. Çünkü her an senin saçlarının kokusunu almakta, onunla neşelenmekteyiz.
Kulağım, tamamıyle neyin sözünde, çengin nağmesinde. Gözüm, tamamıyle lâl gibi dudakta ve kadehin dönüşünde.
* Şeker lezzetinden, şekerden bahsetme. Muradım, ancak senin tatlı dudağında.
Gam def’ine virane gönülde mukim olalı makamım, daima harabat civarıdır.
Ayıptan, ardan neye bahsediyorsun ki? Şöhretim, ayıpla, arla. Şöhretimi neye soruyorsun ki? Ayıbım, arım şöhretten!
Şarap içmekteyiz, sarhoşuz, rindiz, güzellere bakıyoruz, hayranız, doğru… Fakat bu şehirde hangi adam bizim gibi değil? Onu bir göster!
Ayıbımı muhtesibe söylemeyin. O da bizim gibi durmadan daimî işret aramakta, o da bizimle bir halli!
Hâfız, şarapsız, sevgilisiz bir an bile durma. Gül mevsimi, yasemin safası, ramazan bayramı!
Gul der ber-u mey der kef-u ma’şük be kâmest
Sultan-ı cihânem be çunin rüz gulâmest
46‏

گل در بر و می در کف و معشوق به کام است
سلطان جهانم به چنين روز غلام است

گو شمع مياريد در اين جمع که امشب
در مجلس ما ماه رخ دوست تمام است

در مذهب ما باده حلال است وليکن
بی روی تو ای سرو گل اندام حرام است

گوشم همه بر قول نی و نغمه چنگ است
چشمم همه بر لعل لب و گردش جام است

در مجلس ما عطر مياميز که ما را
هر لحظه ز گيسوی تو خوش بوی مشام است

از چاشنی قند مگو هيچ و ز شکر
زان رو که مرا از لب شيرين تو کام است

تا گنج غمت در دل ويرانه مقيم است
همواره مرا کوی خرابات مقام است

از ننگ چه گويی که مرا نام ز ننگ است
وز نام چه پرسی که مرا ننگ ز نام است

ميخواره و سرگشته و رنديم و نظرباز
وان کس که چو ما نيست در اين شهر کدام است

با محتسبم عيب مگوييد که او نيز
پيوسته چو ما در طلب عيش مدام است

حافظ منشين بی می و معشوق زمانی
کايام گل و ياسمن و عيد صيام است
**
AĞLA EY BÜLBÜL, GÖNLÜ YARALI ÂŞIKLARIN FERYADI HOŞ OLUR.

31.
Bahçe, insana zevk vermekte… dostlarla konuşup görüşme de pek tatlı. Gül selâmette olsun, şarap içenlerin zamanı, onun yüzünden hoş bir hale girdi.
Seher yelinden can dimağımız güzel kokulara gark oluyor. Evet, evet… dostların nefeslerinin güzel kokusu hoş olur.
Gül nikabını açmadan göçmeye hazırlanıyor. Ağla ey bülbül, gönlü yaralı âşıkların feryadı hoş olur.
Güzel sesli ve geceleri uyumayan bülbüle müjdeler olsun. Sevgili, aşk yolunda geceleri uyanık olan âşıkların feryatlarından hoşlanmakta.
Âlem pazarında gönül hoşluğu yoktur ya… fakat varsa bile ayyarların rintliğinden, her şeyi hoş görmelerinden ibaret.
Hür süsenden kulağıma çalındı: Bu köhne kilisede ancak yükü hafif olanların işi iş!
Hâfız, dünyayı terkettim demek, gönül hoşluğuna erişmenin yoludur. Sakın cihana mukayyed olan, dünyayı ele geçiren kişilerin halini hoş sanma.
Sahn-ı bustan zevk-bahs-u sohbeti yaran hoşest
Vakt-i gul hoş bâd kez vey vakt-i mey-hâran hoşest

43‏

صحن بستان ذوق بخش و صحبت ياران خوش است
وقت گل خوش باد کز وی وقت ميخواران خوش است

از صبا هر دم مشام جان ما خوش می‌شود
آری آری طيب انفاس هواداران خوش است

ناگشوده گل نقاب آهنگ رحلت ساز کرد
ناله کن بلبل که گلبانگ دل افکاران خوش است

مرغ خوشخوان را بشارت باد کاندر راه عشق
دوست را با ناله شب‌های بيداران خوش است

نيست در بازار عالم خوشدلی ور زان که هست
شيوه رندی و خوش باشی عياران خوش است

از زبان سوسن آزاده‌ام آمد به گوش
کاندر اين دير کهن کار سبکباران خوش است

حافظا ترک جهان گفتن طريق خوشدليست
تا نپنداری که احوال جهان داران خوش است

**
EY GÜZELLİK PADİŞAHI, YANDIK, ALLAH İÇİN OLSUN BİR KERE SOR

32.
Yalnızlığı seçen kişinin âlemi seyre ne ihtiyacı var? Sevgilinin civan varken sahraya ne hacet?
Sevgili, elbette Tanrı’dan bir hacetin var, işte o hacet hakkıyçin ne hacetin var diye bir kerecik olsun da bize sor!
Ey güzellik padişahı, yandık, Allah için olsun bir kere sor: Yoksulun neye ihtiyacı var!
Hacet sahipleriyiz, fakat dilemeye dilimiz varmıyor. Kerem sahibinin kapısında isteğini arz etmenin ne lüzumu var?
Kanımızı dökmek istiyorsan uzun söze, manasız tevillere lüzum yok. Mal mülk zaten senin, yağmaya ihtiyacın mı var?
Sevgilinin aydın gönlü Camı cihannüma’dır. İhtiyacını söylemenin lüzumu var mı?
Artık kaptana minnet etme zamanı geçti, inci ele geçtikten sonra denize ne hacet?
Yoksul âşık, sevgilinin ruh bağışlayan dudağı sana verilecek şeyi bilir, ısrara lüzum yok.
Ey davalara düşen kişi, yürü, seninle işim kalmadı. Dostlar buradayken düşmanlara ihtiyaç olmaz.
Hâfız, sözünü kes, uzatma. Hüner zaten meydana çıkar, gizlenemez. Davacı ile savaşa, çekişe düşmeye hacet yok.
Halvet-guzidera betemaşa çi hacetest
Çun kuy-ı dost hest be şehrâ çi hacetest
33‏
خلوت گزيده را به تماشا چه حاجت است
چون کوی دوست هست به صحرا چه حاجت است

جانا به حاجتی که تو را هست با خدا
کخر دمی بپرس که ما را چه حاجت است

ای پادشاه حسن خدا را بسوختيم
آخر سال کن که گدا را چه حاجت است

ارباب حاجتيم و زبان سال نيست
در حضرت کريم تمنا چه حاجت است

محتاج قصه نيست گرت قصد خون ماست
چون رخت از آن توست به يغما چه حاجت است

جام جهان نماست ضمير منير دوست
اظهار احتياج خود آن جا چه حاجت است

آن شد که بار منت ملاح بردمی
گوهر چو دست داد به دريا چه حاجت است

ای مدعی برو که مرا با تو کار نيست
احباب حاضرند به اعدا چه حاجت است

ای عاشق گدا چو لب روح بخش يار
می‌داندت وظيفه تقاضا چه حاجت است

حافظ تو ختم کن که هنر خود عيان شود
با مدعی نزاع و محاکا چه حاجت است
‏**
ZAHİT KEVSER ŞARABINI İSTEDİ, HÂFIZ ŞARAP KADEHİNİ, TANRI, BU İKİSİNDEN HANGİSİNİ İSTİYOR?

33.
Bahar çağında bahçede işret ve sohbetten daha hoş ne var? Sâki nerde, söyle, bu bekleyişin sebebi ne?
Ele geçen her fırsatı ganimet say. Çünkü işin sonu neye varacak? Kimsenin haberi yok.
Ömrün günleri bir kılla bağlanmıştır. Aklım başına topla, kendi derdine düş. Âlemin derdi de nedir ki?
Abıhayatla İrem Bağı’nın manası, ırmak kıyısıyle lezzetli şaraptan başka bir şey değildir.
Takva ehliyle isyan ehlinin ikisi de bir kabiledendir. Şu halde kimin işvesine gönül verelim, hangisinin yolunu ihtiyar edelim?
Felek, perde ardındaki gizli şeyi ne bilsin. Sus ey davacı, perdeciyle kavgan ne?
* Tanrı indinde kulun suçunun, hatasının bir itibarı yoksa suçlan bağışlayan Tanrı’nın af ve rahmetinin ne manası var?
Zahit Kevser Şarabını istedi, Hâfız şarap kadehini, Tanrı, bu ikisinden hangisini istiyor, acaba onca makbul olan hangisi?
Hoşter zi ayş-u sohbet-i bağ-u behar çist
Sâki kucâst gü sebeb-i intizâr çist
65‏

خوشتر ز عيش و صحبت و باغ و بهار چيست
ساقی کجاست گو سبب انتظار چيست

هر وقت خوش که دست دهد مغتنم شمار
کس را وقوف نيست که انجام کار چيست

پيوند عمر بسته به موييست هوش دار
غمخوار خويش باش غم روزگار چيست

معنی آب زندگی و روضه ارم
جز طرف جويبار و می خوشگوار چيست

مستور و مست هر دو چو از يک قبيله‌اند
ما دل به عشوه که دهيم اختيار چيست

راز درون پرده چه داند فلک خموش
ای مدعی نزاع تو با پرده دار چيست

سهو و خطای بنده گرش اعتبار نيست
معنی عفو و رحمت آمرزگار چيست

زاهد شراب کوثر و حافظ پياله خواست
تا در ميانه خواسته کردگار چيست
‏**
AMEL DEFTERİNİN KARALIĞI YÜZÜNDEN BU SARHOŞU KINAMA. KAZA VE KADER KALEMİ BAŞINA NE YAZDI, KİM BİLİR?

34.
Şimdi gül bahçesinden güzel kokulu cennet rüzgârı eserken zamanımı ferahlık veren şarap ve huri yaratılıştı sevgiliyle geçiririm.
Yoksul, bugün ne için saltanattan dem vurmasın? Otağ, bulutun gölgesi, meclis yeri de ekin kenarı.
Yeşillik bana nisan ayının feyzini göstermede. Böyle bir zamanda veresiyeyi alıp peşini bırakan akıllı değil.
Şarapla gönül yapmaya bak… bu harap dünya, toprağımızdan kerpiç yapma sevdasında !
Düşmandan vefa umma. Kilise mumunu ibadet yurdunda yaksan da aydınlık vermez.
Amel defterinin karalığı yüzünden bu sarhoşu kınama. Kaza ve kader kalemi başına ne yazdı, kim bilir?
Lütfet, Hâfız’ın cenazesine gelmekten çekinme. Gerçi suçlara gark olmuştur ama cennete gitmektedir.
Kunun ki midemed ezbüsitan nesim-i behişt
Men-u şerâb-ı ferah-bahş-u yâr-ı hür-sirışt

79‏

کنون که می‌دمد از بوستان نسيم بهشت
من و شراب فرح بخش و يار حورسرشت

گدا چرا نزند لاف سلطنت امروز
که خيمه سايه ابر است و بزمگه لب کشت

چمن حکايت ارديبهشت می‌گويد
نه عاقل است که نسيه خريد و نقد بهشت

به می عمارت دل کن که اين جهان خراب
بر آن سر است که از خاک ما بسازد خشت

وفا مجوی ز دشمن که پرتوی ندهد
چو شمع صومعه افروزی از چراغ کنشت

مکن به نامه سياهی ملامت من مست
که آگه است که تقدير بر سرش چه نوشت

قدم دريغ مدار از جنازه حافظ
که گر چه غرق گناه است می‌رود به بهشت
**
HER YER AŞK YURDUDUR… MESCİT NE… KİLİSE NE?

35.
Ey tertemiz yaratılıştı zahit, rintleri ayıplama. Başkalarının günahını sana yazmazlar ki!
Ben ister iyi olayım, ister kötü… sana ne? Sen kendi derdine bak. Nihayet herkes ektiğini biçer.
Herkes sevgiliyi istemekte… ayık kim, sarhoş kim? Her yer aşk yurdudur… mescit ne… kilise ne?
Ben teslim başımı meyhaneler kapısındaki kerpiçe koymuşum, oradan ayrılmama imkân yok. Benimle davaya girişen, sözümü anlamazsa ne yapayım? Ona söyle: Hangi taş pekse başını ona vursun!
Tanrı’nın ezelî lûtfundan beni meyus etme. Perde ardında kim güzeldir, kim çirkin; ne bilirsin?
Takva perdesinden çıkan, o perdeyi yırtan sade ben değilim ya. Atam da ebedî cenneti elinden çıkarmıştı.
Hâfız, ecel günü eline bir kadeh alırsan seni sorusuz, hesapsız hemencecik harabattan cennete götürüverirler.
* * Tabiatın hep buysa, yaratılışında bundan başka bir şey yoksa ne güzel yaratılışın, ne pâk tabiatın var!
Ayb-ı rindan mekun ey zâhid-i pâkize-sirişt
Ki gunâh-ı digeran ber tu nehâhend nuvişt
80‏

عيب رندان مکن ای زاهد پاکيزه سرشت
که گناه دگران بر تو نخواهند نوشت

من اگر نيکم و گر بد تو برو خود را باش
هر کسی آن درود عاقبت کار که کشت

همه کس طالب يارند چه هشيار و چه مست
همه جا خانه عشق است چه مسجد چه کنشت

سر تسليم من و خشت در ميکده‌ها
مدعی گر نکند فهم سخن گو سر و خشت

نااميدم مکن از سابقه لطف ازل
تو پس پرده چه دانی که که خوب است و که زشت

نه من از پرده تقوا به درافتادم و بس
پدرم نيز بهشت ابد از دست بهشت

حافظا روز اجل گر به کف آری جامی
يک سر از کوی خرابات برندت به بهشت
‏**
DEVLET ONA DERLER Kİ GÖNÜL KANI DÖKÜLMEDEN ADAMIN KUCAĞINA GELSİN.

36.
Bu varlık ve mekân iş yurdunun meydana getirdiği şeyler, hiç bir şey değil. Şarap sun, dünyanın malının, mülkünün hiç bir değeri yok!
Gönülden, candan maksat sevgiliyle sohbetten başka bir şey değil. Yoksa ne gönlün kıymeti var, ne canın!
Bir gölge için ne Sidre’ye minnet et, ne Tûbâ’ya. Selvi boylu sevgili, ibretle bakarsan görürsün, bunların da bir değeri yok!
Devlet ona derler ki gönül kanı dökülmeden adamın kucağına gelsin. Yoksa ibadetle elde edilen cennet bağının ne değeri var?
Bu konakta beş günlük bir mühletin var; bir zamancağız hoş geçinmeye bak, çünkü zamanın bir ehemmiyeti yok.
Sâki, yokluk denizinin kıyısında bekleyip duruyoruz. Fırsatı ganimet bil, şarap sun. Dudaktan ağıza ne mesafe var ki?
Bu yanıp yakılan, bu ağlayıp inleyen kulun dertli halini anlatmak ihtiyacı da lüzumsuz bir şey, meydanda bu!
Zahit, Tanrı’nın mekrinden sakın emin olma. Çünkü ibadet yurduyla muğların kilisesi arasındaki yol, o kadar uzak değil, pek yakın!
Hâfız’ın adı iyiye çıktı ama rintlerce kâr ve ziyan yazısına ne itibar?
Hâsılı kârgeh-i kevn-u mekân in heme nist
Bade piş âr ki esbâb-ı cihan in heme nist
74‏

حاصل کارگه کون و مکان اين همه نيست
باده پيش آر که اسباب جهان اين همه نيست

از دل و جان شرف صحبت جانان غرض است
غرض اين است وگرنه دل و جان اين همه نيست

منت سدره و طوبی ز پی سايه مکش
که چو خوش بنگری ای سرو روان اين همه نيست

دولت آن است که بی خون دل آيد به کنار
ور نه با سعی و عمل باغ جنان اين همه نيست

پنج روزی که در اين مرحله مهلت داری
خوش بياسای زمانی که زمان اين همه نيست

بر لب بحر فنا منتظريم ای ساقی
فرصتی دان که ز لب تا به دهان اين همه نيست

زاهد ايمن مشو از بازی غيرت زنهار
که ره از صومعه تا دير مغان اين همه نيست

دردمندی من سوخته زار و نزار
ظاهرا حاجت تقرير و بيان اين همه نيست

نام حافظ رقم نيک پذيرفت ولی
پيش رندان رقم سود و زيان اين همه نيست

**
GARİPLERE BAKMAK, İYİ ADLA ANILMAYA SEBEPTİR.

37.
Hiç kimse yok ki o iki kat zülfe düşmüş olmasın. Yolunun uğrağında bir belâ tuzağı bulunmayan kim var?
Yüzün, olsa olsa Tanrı lûtfunun aynası olacak; hem de öyle. Bu sözde de hiç bir riya yok.
* * Zahit, o yüze bakma, o dilbere âşık olma diye bana öğüt vermede. Ama ne yüz? Bakmamaya imkân mı var? Hiç mi Allah’tan utanmaz, hiç mi yüzünden haya etmez?
Tanrı hakkıyçin zülfünü bezeme, seher yelinin eline verme. Hiç bir gece yok ki bu yüzden seher yeliyle yüzlerce kavgamız olmasın!
Ey gönül aydınlatan çırağ, yine gel, yine gel ki sarhoşlar meclisinde senin yüzün olmadıkça ne nurdan eser var, ne safadan eser!
Gariplere bakmak, iyi adla anılmaya sebeptir. Sevgili, yoksa bu âdet sizin şehrinizde yokmu ki?
Sevgili dün gidiyordu. Güzelim, ahdinde dur dedim. Dedi ki: Hocam, yanılmışsın sen, bu ahde vefa olmaz.
Gözün, bir bucağa sığman, halktan kesilen zahitlerin bile gönlünü kapmışken biz ne yapalım; sana uyduksa suç bizde değil ki!
Mürşidim, Pîr-i Mugân olduysa ne var ki? Hiç bir baş yoktur ki onda Tanrı’nın bir sırrı olmasın!
* Âşık, melâmet okuyla oklanmasın da ne yapsın? Hiç bir yiğitin kaza ve kader okuna karşı kalkanı yoktur.
Zahidin ibadet yurdunda da, Hâfız’ın halvetinde de kaşından başka dua mihrabı yok!
* Ey elini Hâfız’ın kanına batıran dost, yoksa Tanrı gayretini düşünmez misin, Tanrı Kur’an’ını fikretmez misin?
Kes nist ki uftâde-i an zulf-i duta nist
Der rehguzer-i kist ki dâmi zi belâ nist
69‏
کس نيست که افتاده آن زلف دوتا نيست
در رهگذر کيست که دامی ز بلا نيست

چون چشم تو دل می‌برد از گوشه نشينان
همراه تو بودن گنه از جانب ما نيست

روی تو مگر آينه لطف الهيست
حقا که چنين است و در اين روی و ريا نيست

نرگس طلبد شيوه چشم تو زهی چشم
مسکين خبرش از سر و در ديده حيا نيست

از بهر خدا زلف مپيرای که ما را
شب نيست که صد عربده با باد صبا نيست

بازآی که بی روی تو ای شمع دل افروز
در بزم حريفان اثر نور و صفا نيست

تيمار غريبان اثر ذکر جميل است
جانا مگر اين قاعده در شهر شما نيست

دی می‌شد و گفتم صنما عهد به جای آر
گفتا غلطی خواجه در اين عهد وفا نيست

گر پير مغان مرشد من شد چه تفاوت
در هيچ سری نيست که سری ز خدا نيست

عاشق چه کند گر نکشد بار ملامت
با هيچ دلاور سپر تير قضا نيست

در صومعه زاهد و در خلوت صوفی
جز گوشه ابروی تو محراب دعا نيست

ای چنگ فروبرده به خون دل حافظ
فکرت مگر از غيرت قرآن و خدا نيست
**
HIRKALARI GÖZ YAŞIYLE YIKAYIP ŞARAPTAN ARITALIM.

38.
Şarap cana ferah vermekte, rüzgâr çiçekleri etrafa saçmakta… fakat çenk nağmesiyle şarap içme, çünkü muhtesip hiddetli.
Eline bir sürahi şarapla bir musahip dost geçerse akıllıca iç, zaman fitnecidir.
Kadehi, yamalı hırkanın yeniyle gizle. Çünkü zamane, sürahinin gözü gibi kan dökücüdür.
Hırkaları göz yaşıyle yıkayıp şaraptan arıtalım. Mevsim takva mevsimi, zaman pehriz zamanı,
Bu yüce felek, öyle bir kan saçıcı elek ki bundan dökülenler Kisra’nın kellesiyle Perviz’in tacı!
Baş aşağı dönmüş feleğin devrinden rahat bir dirlik dileme. Bu küpte saf bile tortulu!
Hâfız, güzel şiirlerinle Irak ve Fars ülkelerini zaptettin, gel, şimdi nöbet Bağdat’la Tebriz’e geldi!
Egerçi bade ferah-bahş-u bâd gulbizest
Be bang-i çeng mehor mey ki muhtesib tizset
41‏

اگر چه باده فرح بخش و باد گل‌بيز است
به بانگ چنگ مخور می که محتسب تيز است

صراحی ای و حريفی گرت به چنگ افتد
به عقل نوش که ايام فتنه انگيز است

در آستين مرقع پياله پنهان کن
که همچو چشم صراحی زمانه خون‌ريز است

به آب ديده بشوييم خرقه‌ها از می
که موسم ورع و روزگار پرهيز است

مجوی عيش خوش از دور باژگون سپهر
که صاف اين سر خم جمله دردی آميز است

سپهر برشده پرويزنيست خون افشان
که ريزه‌اش سر کسری و تاج پرويز است‏

عراق و فارس گرفتی به شعر خوش حافظ
بيا که نوبت بغداد و وقت تبريز است

**
ŞARAP KADEHİNİ TERKETMEM. ZAHİTLER, BENİ MAZUR GÖRÜN, MEZHEBİM BU!

39.
Halvet ehlinin Kadir Gecesi dedikleri gece yok mu? İşte bu gece. Yarabbi, bu devlet hangi yıldızın tesiriyle meydana geldi ki?
Layık olmayan kişilerin elleri, saçlarına ulaşmasın diye her gönül, o saçların halkalarından birine yapışmış, “Yarabbi, Yarabbi” diye dua etmede.
Yüz binlerce canın gerdanı, çene topağının halkası altında olan, yüz binlerce canı esir etmiş bulunan gamzenin şehidiyim ben,
Ay, eşsiz bir binici olan sevgilime hizmet etmekte, ayna tutmakta. Yüce güneşin tacı da onun binek atının nalına toprak olmuş!
Yanağındaki terin aksine bak! Pek tez giden güneş bile ömrünce o terin hevesiyle yanmakta.
Sevgilinin lâl dudağıyle şarap kadehini terketmem. Zahitler, beni mazur görün, mezhebim bu!
* Sabah yeline eğer vurup bindikleri zaman Süleyman’la nasıl at koşturabilir, onunla nasıl yarışa girişebilirim ki? Benim bineğim kannca!
Gözüyle gönlüme gizlice ok atan sevgilinin dudak altından gülümsemesi Hâfız’ın canına can katar, ruhuna gıda verir.
Kuzguna benzeyen kalem, maşaallah, ne de yüksek meşrepli. Belâgat gagasından abıhayat damlatmakta.
An şeb-i kadri ki göyend ehl-i halvet imşebest
Yâ Rab in te’sir-i devlet der kudâmin kevkebest
31‏

آن شب قدری که گويند اهل خلوت امشب است
يا رب اين تاثير دولت در کدامين کوکب است

تا به گيسوی تو دست ناسزايان کم رسد
هر دلی از حلقه‌ای در ذکر يارب يارب است

کشته چاه زنخدان توام کز هر طرف
صد هزارش گردن جان زير طوق غبغب است

شهسوار من که مه آيينه دار روی اوست
تاج خورشيد بلندش خاک نعل مرکب است

عکس خوی بر عارضش بين کفتاب گرم رو
در هوای آن عرق تا هست هر روزش تب است

من نخواهم کرد ترک لعل يار و جام می
زاهدان معذور داريدم که اينم مذهب است

اندر آن ساعت که بر پشت صبا بندند زين
با سليمان چون برانم من که مورم مرکب است

آن که ناوک بر دل من زير چشمی می‌زند
قوت جان حافظش در خنده زير لب است

آب حيوانش ز منقار بلاغت می‌چکد
زاغ کلک من به نام ايزد چه عالی مشرب است

**
BİR AY YÜZLÜNÜN SAÇLARINI TUT, OKŞA.

40.
Bu zamanda en vefalı arkadaş, halis şarap sürahisiyle gazel cöngünden ibaret.
Hiç bir şeyle alâkadar olma, hür ve serazat yürü… afiyet geçidi dar. Kadehi ele al… aziz ömre değer, hiç bir şey yok!
Cihanda amelsizlikten melûl olan sade ben değilim ya. Âlimlerin kınanması da amelsiz ilimden.
Bu fitnelerle, bu kargaşalıklarla dopdolu geçitte akıl ve basiret gözüyle bakılırsa görülür ki cihanın da sebatı yok, cihandaki işlerin de.
Bir ay yüzlünün saçlarını tut, okşa. Dünyadaki saadetle nuhuset, Zühreyle Zuhalin ıtesirindendir diye masal okumaya kalkışma.
Gönlüm vuslatını pek umuyor… Fakat ecel, ömür yolunda emelleri uğrulamakta!
Hâfız, ezel, şarabından öyle sarhoş ki hiç bir zaman onun ayrıldığım görmeye imkân yok.
Der in zemane refiki ki hâli ez halelest
Surâhi-i mey-i nab-u sefine-i ğazelest
45‏

در اين زمانه رفيقی که خالی از خلل است
صراحی می ناب و سفينه غزل است

جريده رو که گذرگاه عافيت تنگ است
پياله گير که عمر عزيز بی‌بدل است

نه من ز بی عملی در جهان ملولم و بس
ملالت علما هم ز علم بی عمل است

به چشم عقل در اين رهگذار پرآشوب
جهان و کار جهان بی‌ثبات و بی‌محل است

بگير طره مه چهره‌ای و قصه مخوان
که سعد و نحس ز تاثير زهره و زحل است

دلم اميد فراوان به وصل روی تو داشت
ولی اجل به ره عمر رهزن امل است

به هيچ دور نخواهند يافت هشيارش
چنين که حافظ ما مست باده ازل است
**
SEN YİNE EDEP YOLUNU GÖZET DE DEKİ: SUÇ BENİM!

41.
Ben o kişiyim ki meyhane bucağı tekkem, Pîr-i Mugâna dua da seher çağındaki virdimdir.
Çenk teranesiyle sabah şarabı yoksa ne korkum var? Banim musikim, sabahleyin özür isteyen ahımdır.
Tanrı’ya hamdolsun ki padişahtan da fariğim, yoksuldan da. Sevgilinin kapısındaki yoksul bile benim padişahım.
Mescitten de maksadım vuslatın, meyhaneden de. Tanrı şahittir ki bundan başka bir hayalim yok.
Bu eşiğe yüz koyduğum zamandan beri dayandığım yer, güneş mesnedinden bile üstün.
Devlet kapısından kaçmak, benim yolum, yordamım değil. Meğer ki ecel kılıcı otağımın ipini kessin, otağım yıkılsın.
Hâfız, günah işlememek ihtiyatımıza bağlı değilse de sen yine edep yolunu gözet de deki: Suç benim!
Menem ki gûşe-i meyhane hânkâh-ı menest
Du’â-yı Pîr-i muğan vird-i sûbhgâh-ı menest

53‏

منم که گوشه ميخانه خانقاه من است
دعای پير مغان ورد صبحگاه من است

گرم ترانه چنگ صبوح نيست چه باک
نوای من به سحر آه عذرخواه من است

ز پادشاه و گدا فارغم بحمدالله
گدای خاک در دوست پادشاه من است

غرض ز مسجد و ميخانه‌ام وصال شماست
جز اين خيال ندارم خدا گواه من است

مگر به تيغ اجل خيمه برکنم ور نی
رميدن از در دولت نه رسم و راه من است

از آن زمان که بر اين آستان نهادم روی
فراز مسند خورشيد تکيه گاه من است

گناه اگر چه نبود اختيار ما حافظ
تو در طريق ادب باش و گو گناه من است
**
NE KADAR AĞLADIM, NE KADAR İNLEDİM… FAKAT BİR TÜRLÜ DUYMADIN.

42.
Ey kutsi güzel, nikahını kim açar ? Ey cennet kuşu, sana kim yem ve su verir?
Bu ciğerler yakan düşünce gözüme uykuyu haram itti. Kimin kucağı, istirahat ve uyku konağın oldu ?
Yoksulu hiç sormuyorsun. Korkarım, sende yarlıganma düşüncesi, sevap ümidi yok!
* O mahmur gözler, âşıkların yolunu vurdu. Bundan da anlaşılıyor ki şarabın, öldürücü!
Ey gönlü parlatan köşk, dostluk ve vefa konağısın. Dilerim Rabbimden zamanın âfeti seni harabetmesin.
Ne kadar ağladım, ne kadar inledim… fakat bir türlü duymadın. Herhalde, sevgili, eşiğin, konağın pek yüksek!
Aklını başına al, bu çölde kaynak yok… golyabani, seni serap göstererek aldatmasın.
* Gönül, gençlik çağın yanlış bir yola harcandı gitti. İhtiyarlık yoluna nasıl gideceksin acaba?
Hâfız, efendisinden kaçacak kul değil. Benimle barış, yine gel, azarından haraboldum.
Ey şâhed-i kudsi ki keşed bend-i nikâbet
Vey murğ-i behişti ki dehed dâne-vu âbet
15‏

ای شاهد قدسی که کشد بند نقابت
و ای مرغ بهشتی که دهد دانه و آبت

خوابم بشد از ديده در اين فکر جگرسوز
کاغوش که شد منزل آسايش و خوابت

درويش نمی‌پرسی و ترسم که نباشد
انديشه آمرزش و پروای ثوابت

راه دل عشاق زد آن چشم خماری
پيداست از اين شيوه که مست است شرابت

تيری که زدی بر دلم از غمزه خطا رفت
تا باز چه انديشه کند رای صوابت

هر ناله و فرياد که کردم نشنيدی
پيداست نگارا که بلند است جنابت

دور است سر آب از اين باديه هش دار
تا غول بيابان نفريبد به سرابت

تا در ره پيری به چه آيين روی ای دل
باری به غلط صرف شد ايام شبابت

ای قصر دل افروز که منزلگه انسی
يا رب مکناد آفت ايام خرابت

حافظ نه غلاميست که از خواجه گريزد
صلحی کن و بازآ که خرابم ز عتابت

**
AŞK NÜKTESİNİ BİLİYORSAN BU HİKÂYEYİ DİNLE!

43.
O gönül okşayan sevgilime şükür mü ediyorum, yoksa ondan sana şikâyette mi bulunuyorum ? Aşk nüktesini biliyorsan bu hikâyeyi dinle!
Ettiğim her kulluk, karşılıksız kaldı, hattâ bir minnet duygusu bile uyandırmadı. Yarabbi, kimse inayetsiz kimseye hizmetkâr olmasın.
Susamış rintlere kimse su vermiyor. Sanki dost tanıyanlar, nimet kadrini bilenler bu vilâyetten çekilip gittiler.
Şerefimi korumadın ama ben yine kapından yüz çevirmem. Yârin cevrü cefası, ağyarın vefasından boş!
Gönül, kement gibi olan zülfüne dolaşma. Orada suçsuz, cinayetsiz kesilmiş nice başlar görürsün.
Gözün, bakışıyle kanımızı içmekte, sen de bunu takdir ediyorsun. Sevgili, kan dökücüyü korumak caiz değildir.
Bu kapkaranlık gecede maksat yolumu kaybettim. Ey hidayet yıldızı, bir köşeden çık, görün!
Ne yana gittiysem vahşetim arttı. Aman bu çölden, feryat bu sonu olmayan yoldan!
* Ey güzeller güneşi, aşktan gönlün kaynamakta. Bir an olsun beni inayet gölgesine al, sığındır!
Bu yola nasıl bir nihayet tasavvur edilebilir? Daha başlangıçta yüz binlerce, hatta daha da fazla menzil var!
Hâfız, gibi on dört rivayete göre Kur’an’ı ezbere okusan da faydasız. Feryadına yine ancak aşk erişir, aşk!
Zan yâr-ı dil-nevâzem şukrist fi şikâyet
Ger nükte-dan-ı ışki bişnov tu in hikâyet
94‏

زان يار دلنوازم شکريست با شکايت
گر نکته دان عشقی بشنو تو اين حکايت

بی مزد بود و منت هر خدمتی که کردم
يا رب مباد کس را مخدوم بی عنايت

رندان تشنه لب را آبی نمی‌دهد کس
گويی ولی شناسان رفتند از اين ولايت

در زلف چون کمندش ای دل مپيچ کان جا
سرها بريده بينی بی جرم و بی جنايت

چشمت به غمزه ما را خون خورد و می‌پسندی
جانا روا نباشد خون ريز را حمايت

در اين شب سياهم گم گشت راه مقصود
از گوشه‌ای برون آی ای کوکب هدايت

از هر طرف که رفتم جز وحشتم نيفزود
زنهار از اين بيابان وين راه بی‌نهايت

ای آفتاب خوبان می‌جوشد اندرونم
يک ساعتم بگنجان در سايه عنايت

اين راه را نهايت صورت کجا توان بست
کش صد هزار منزل بيش است در بدايت

هر چند بردی آبم روی از درت نتابم
جور از حبيب خوشتر کز مدعی رعايت

عشقت رسد به فرياد ار خود به سان حافظ
قرآن ز بر بخوانی در چارده روايت

**
SEVGİLİNİN YOLUNUN TOPRAĞINI GETİRİN DE CİHANI GÖREN GÖZLERİME SÜRME ÇEKEYİM

44.
Yarabbi, bir sebep halk et de sevgilim yine sağ esen dönüp gelsin, beni de bu melâmet pençesinden kurtarsın.
O sefere giden sevgilinin yolunun toprağını getirin de cihanı gören gözlerime sürme çekeyim.
Feryat ki o ben, o hat, o zülüf, o yanak, o yüz ve o boy, altı taraftan da yolumu kesti!
Bugün senin elindeyken acı. Yoksa yarın toprak olursam nadim olup ağlamadan ne fayda!
Ey sözle aşktan dem vuran, ey dille aşkı anlatmaya çalışan, seninle sözümüz yok. Hadi hayra karşı, selâmetle, güle güle!
Ey derviş, dostların kılıcından feryadetme. Bu taife, öyle bir taife ki adamı öldürürler de kolumuz yoruldu diye ölenden kan diyeti alırlar!
Hırkanı ateşe at. Çünkü sâkinin yay gibi kaşları imamet mihrabını yıkar, dağıtır, seni ibadet etmeye bırakmaz.
Haşa… senin cevrinden, cefandan ağlamam. Lâtif kişilerin zulmü de lûtuftan, keremden ibarettir.
Hâfız, zülfünden bahsetmeyi kısa kesmez. Bu silsile kıyamet gününe kadar uzayıp gider!
Yâ Rab sebebi saz ki yârem be selâmet
Bâz âyed-u berhândem ezçengi melâmet
89‏

يا رب سببی ساز که يارم به سلامت
بازآيد و برهاندم از بند ملامت

خاک ره آن يار سفرکرده بياريد
تا چشم جهان بين کنمش جای اقامت

فرياد که از شش جهتم راه ببستند
آن خال و خط و زلف و رخ و عارض و قامت

امروز که در دست توام مرحمتی کن
فردا که شوم خاک چه سود اشک ندامت

ای آن که به تقرير و بيان دم زنی از عشق
ما با تو نداريم سخن خير و سلامت

درويش مکن ناله ز شمشير احبا
کاين طايفه از کشته ستانند غرامت

در خرقه زن آتش که خم ابروی ساقی
بر می‌شکند گوشه محراب امامت

حاشا که من از جور و جفای تو بنالم
بيداد لطيفان همه لطف است و کرامت

کوته نکند بحث سر زلف تو حافظ
پيوسته شد اين سلسله تا روز قيامت
**
BAŞIM KESİLSE AYAĞINDAN BAŞ KALDIRMAYACAĞIM BEN.

45.
Ne lûtuftur bu ki ansızın kaleminin sızıntısı aramızdaki hukuku keremine arzediverdi.
Kaleminin ucuyle bana bir selâmcağız yazmışsın. Dünyalar durdukça dur, şu dönüp duran iş yurdundan yazın eksik olmasın!
Bu âşıkı yanıldın da andın demiyorum. Akıl bakımından düşünülürse zaten kalemin yanlış bir iş yapmaz.
Ebedî devlet, seni ağırlayıp ululadı. Bu nimetin şükrânesi olarak sen de beni hor tutma!
Gel… zülfünle şöyle bağdaşalım: Başım kesilse ayağından baş kaldırmayacağım ben.
Gönlün ahvalimizi duyar… duyar ama gamından ölenler hâk ile yeksan olur, topraklarından lâleler biter; işte o zaman!
** Seher yeli, her güle, her selviye saçından bahsedip durmada. Rakip, bu gammazı bilmem nasıl oldu da haremine bıraktı!
Sana Cem’in camiyle Hızır’ın abıhayatını sunup duruyorlar… artık gönlü hasta olanlar ne umurunda?
Gönlüm, gamında mukim. Seni Tanrı nasıl hoş tuttuysa sen de onu öyle hoş tut!
Ey sabah rüzgârı İsa’sı, vaktin daima hoş olsun. Hâfız’ın hasta gönlü, nefesinle dirildi.
Çi Iutf bud ki nagâh reşhe-i kalemet
Hukuk-ı hidmeti mâ ‘arze kerd ber keramet
93‏

چه لطف بود که ناگاه رشحه قلمت
حقوق خدمت ما عرضه کرد بر کرمت

به نوک خامه رقم کرده‌ای سلام مرا
که کارخانه دوران مباد بی رقمت

نگويم از من بی‌دل به سهو کردی ياد
که در حساب خرد نيست سهو بر قلمت

مرا ذليل مگردان به شکر اين نعمت
که داشت دولت سرمد عزيز و محترمت

بيا که با سر زلفت قرار خواهم کرد
که گر سرم برود برندارم از قدمت

ز حال ما دلت آگه شود مگر وقتی
که لاله بردمد از خاک کشتگان غمت

روان تشنه ما را به جرعه‌ای درياب
چو می‌دهند زلال خضر ز جام جمت

هميشه وقت تو ای عيسی صبا خوش باد
که جان حافظ دلخسته زنده شد به دمت

**
EY VEFASIZ DOKTOR, HUZURUNDA ÖLMEK İSTİYORUM.

46.
Ey nazardan gaip sevgili, seni Tanrı’ya ısmarlıyorum. Sen, benim canımı yaktın ama ben seni canla, gönülle sevmekteyim.
Kefenimin eteğini toprağın ayağı, altına çekmedikçe elimi eteğinden çekmem; çekeceğimi de umma.
Kaşlarının mihrabını göster de seher çağında ellerimi duaya kaldırayım, boynuna dolayayım… kem göz değmesin.
Sana ulaşmak için Babil kuyusundaki Hârût’un yanına bile gitmem lâzımsa yüz türlü sihirler yapar, seni elde eder, yine sana ulaşırım.
Ey vefasız doktor, huzurunda ölmek istiyorum. Sen de hastanı bir kerecik olsun sor, soruştur. Ben, seni beklemekteyim.
Gönlüme sevgi tohumunu ekmek için etrafında göz yaşlarımdan yüzlerce ırmak akıttım.
* Ercesine hançer kullanan gamzenden memnunum doğrusu, kanımı döktü de beni ayrılık derdinden kurtardı.
* Ağlayıp duruyorum, gözyaşlarımdan seller meydana geldi, maksadım da gönlüne muhabbet tohumunu ekmek!
* Yanına gelmeme müsaade et de gönül hararetiyle her an ayağına gözlerimden inciler yağdırayım.
Hâfız, şarap içmek, güzel sevmek ve rintlik, senin harcın değil, sen de bunları az çok yapmaktasın ama benim ehemmiyet bile verdiğim yok.
Ey ğâib eznazar be Huda misipâremet
Cânem bisuhti be dil-i dost dâremet
91‏

ای غايب از نظر به خدا می‌سپارمت
جانم بسوختی و به دل دوست دارمت

تا دامن کفن نکشم زير پای خاک
باور مکن که دست ز دامن بدارمت

محراب ابرويت بنما تا سحرگهی
دست دعا برآرم و در گردن آرمت

گر بايدم شدن سوی هاروت بابلی
صد گونه جادويی بکنم تا بيارمت

خواهم که پيش ميرمت ای بی‌وفا طبيب
بيمار بازپرس که در انتظارمت

صد جوی آب بسته‌ام از ديده بر کنار
بر بوی تخم مهر که در دل بکارمت

خونم بريخت و از غم عشقم خلاص داد
منت پذير غمزه خنجر گذارمت

می‌گريم و مرادم از اين سيل اشکبار
تخم محبت است که در دل بکارمت

بارم ده از کرم سوی خود تا به سوز دل
در پای دم به دم گهر از ديده بارمت

حافظ شراب و شاهد و رندی نه وضع توست
فی الجمله می‌کنی و فرو می‌گذارمت

**
KIZIL GÜL AÇILDI, BÜLBÜL SARHOŞ OLDU, FERYADA BAŞLADI.

47.
Kızıl gül açıldı, bülbül sarhoş oldu, feryada başladı. Ey şaraba tapan sofiler, sarhoşluğa salâ!
Sağlamlıkta taş gibi görünen tövbeye bir bak, ne tuhaf, sırça -bir kadeh nasıl da onu kırıverdi!
Şarap getir, istiğna makamında padişah,, yoksul… ayık, sarhoş; hepsi birdir.
Mademki bu iki kapılı evden göçmek zaruri; yaşayış çardağı, yeyim kemeri ha yüksek olmuş, ha alçak!
Dünyada zahmetsiz aşk müyesser olmuyor. Evet, Elest ahdini Belâ’ya bağlamışlar.
Vara, yoğa gönül koyup incinme, yüreğini hoş tut. Dünyadaki her kemalin sonu, nihayet yoktur.
Âsaf’ın azameti, yel at, kuş dili… hepsi yele gitti, sahibine hiç bir fayda vermedi.
Kolum, kanadım var diye yoldan çıkma.. Menzil oku da bir zamancık yükselir, havada gider ama sonunda toprağa düşüp kalır.
Hâfız, kaleminin dili nasıl şükredebilecek? Sözlerini elden ele gezdirip duruyorlar.
Şukufteşud gul-i hamrâ vu keşt bulbul mest
Salâ-yi serhoşi ey süfiyân-ı bâde-perest
25‏

شکفته شد گل حمرا و گشت بلبل مست
صلای سرخوشی ای صوفيان باده پرست

اساس توبه که در محکمی چو سنگ نمود
ببين که جام زجاجی چه طرفه‌اش بشکست

بيار باده که در بارگاه استغنا
چه پاسبان و چه سلطان چه هوشيار و چه مست

از اين رباط دودر چون ضرورت است رحيل
رواق و طاق معيشت چه سربلند و چه پست

مقام عيش ميسر نمی‌شود بی‌رنج
بلی به حکم بلا بسته‌اند عهد الست

به هست و نيست مرنجان ضمير و خوش می‌باش
که نيستيست سرانجام هر کمال که هست

شکوه آصفی و اسب باد و منطق طير
به باد رفت و از او خواجه هيچ طرف نبست

به بال و پر مرو از ره که تير پرتابی
هوا گرفت زمانی ولی به خاک نشست

زبان کلک تو حافظ چه شکر آن گويد
که گفته سخنت می‌برند دست به دست

**
KADEHİMİZE NE DÖKTÜYSE İÇTİK,

48.
Saçları dağınık, terlemiş, gülümsüyor, sarhoş… gömleği açık, gazel okumakta, elinde bir sürahi.
Nerkis gözü kavga arıyor, dudaklarından teessüfler dökülmekte,,, dün gece tam gece yarısında yastığımın baş ucuna gelip oturdu.
Kulağıma eğildi de hüzünlü bir sesle “Ey eski âşıkım, uykun mu var?” dedi.
Bir ârife böyle bir gece şarabı sunulur da artık şaraba tapmazsa aşk kâfiri olur.
Yürü be zahit, tortulu şarap içenleri kınayıp durma. Bize Elest günü bundan başka bir armağan vermediler ki.
Kadehimize ne döktüyse içtik, ister helâl cennet şarabı olsun, ister haram şarap!
Şarap kadehinin gülümsemesiyle sevgilinin büklüm büklüm saçları, Hâfız’ın tövbesi gibi nice tövbeler bozdu..
Zulf aşüfte vu hoy-kerde vu handan-leb u mest
Pirehen çâk-u ğazel-hân-u surâhi derdest
26‏

زلف آشفته و خوی کرده و خندان لب و مست
پيرهن چاک و غزل خوان و صراحی در دست

نرگسش عربده جوی و لبش افسوس کنان
نيم شب دوش به بالين من آمد بنشست

سر فرا گوش من آورد به آواز حزين
گفت ای عاشق ديرينه من خوابت هست

عاشقی را که چنين باده شبگير دهند
کافر عشق بود گر نشود باده پرست

برو ای زاهد و بر دردکشان خرده مگير
که ندادند جز اين تحفه به ما روز الست

آن چه او ريخت به پيمانه ما نوشيديم
اگر از خمر بهشت است وگر باده مست

خنده جام می و زلف گره گير نگار
ای بسا توبه که چون توبه حافظ بشکست
‏**
SENİN MUHABBETİNE GÖNÜL VERİNCE BİZİM İŞİMİZDEKİ YÜZLERCE DÜĞÜMÜ DE AÇTI

49.
Tanrı, senin gönüller açan yüzünü, kaşım bu kadar güzel yarattı da benim işimin, gücümün açılıp ferahlamasını da o kaşın, gözün işaretlerine bağladı.
Zamane, nerkisi kaftanının kuşağım bağlayınca beni de hayretle yola dikti, selviyi de.
Gonca gibi, senin muhabbetine gönül bağlayanın işi, elbette bir gün senden esip gelen rüzgârla açılır.
Gül bahçesinden esip gelen rüzgâr, senin muhabbetine gönül verince bizim işimizdeki yüzlerce düğümü de açtı, koncanın gönlündeki, düğümü de.
Felek, beni senin kulluğuna verdi ve buna razı da etti ama ne fayda ki yine işi senin rızana bağladı.
Bu hor, hakir kulun gönlüne konca gibi düğümler vurma. Senin düğümler açan zülfüne bağlandı ve oradan ayrılmamaya ahdetti.
Ey vuslat yeli, sen zaten başkasının hayatıydın. Fakat hataya bak ki gönül vefam umdu.
Senin cevrinin yüzünden şehirden gideyim dedim. Güldü de dedi ki: Hadi Hâfız, git…. senin ayağını kim bağladı ki
Huda çi sûret-u ebrü-yı dil-guşâ-yı tu best
Guşâd-ı kârı men ender girişmehâ-yı tu best
32‏

خدا چو صورت ابروی دلگشای تو بست
گشاد کار من اندر کرشمه‌های تو بست

مرا و سرو چمن را به خاک راه نشاند
زمانه تا قصب نرگس قبای تو بست

ز کار ما و دل غنچه صد گره بگشود
نسيم گل چو دل اندر پی هوای تو بست

مرا به بند تو دوران چرخ راضی کرد
ولی چه سود که سررشته در رضای تو بست

چو نافه بر دل مسکين من گره مفکن
که عهد با سر زلف گره گشای تو بست

تو خود وصال دگر بودی ای نسيم وصال
خطا نگر که دل اميد در وفای تو بست

ز دست جور تو گفتم ز شهر خواهم رفت
به خنده گفت که حافظ برو که پای تو بست
‏**
GÖNLÜMÜZDEKİ ZAYIFLIĞIN TEDAVİSİNİ DUDAĞINA HAVALE ET.

50.
Göz seyrengâhımın çardağı senin yuvandır. Kerem et, gel kon. Ev, senin evin.
Hal ve hattının güzelliğiyle âriflerin gönlünü aldın. Tuzağının, tanenin altında ne şaşılacak lûtufların var.
Ey sabah bülbülü, gönlün gülün vuslatıyle hoş olsun… çimenlikte duyulan ancak senin âşıkane gülbangin.
Gönlümüzdeki zayıflığın tedavisini dudağına havale et. Çünkü bu gönül ferahlatıcı) yakut macunu ancak senin hâzinende.
Bedenimle senin mülâzemetinde değilim ama canım eşiğinin toprağı.
Ben her şuha gönül verecek adam değilim. Gönül hâzinemin kapısında senin mührün, senin nişanın var.
Ey her işi tatlı ve yerli yerinde olan tek binici, sen ne oyunbazsın… felek gibi serkeş bir at bile kamçına râm olmuş!
Ben kim oluyorum? Oyunbaz felek bile, senin bahane dağarcığındaki hileler yüzünden sürçmekte.
Meclisindeki musiki, şimdi feleği bile raksa soktu. Çünkü nağmelerin, tatlı sözlü Hâfız’ın şiirleri!
Ruvâk ı manzar ı çeşm-i men âşiyâne-i tust
Kerem nema vu furud â ki hâne hâne-i tust
34‏

رواق منظر چشم من آشيانه توست
کرم نما و فرود آ که خانه خانه توست

به لطف خال و خط از عارفان ربودی دل
لطيفه‌های عجب زير دام و دانه توست

دلت به وصل گل ای بلبل صبا خوش باد
که در چمن همه گلبانگ عاشقانه توست

علاج ضعف دل ما به لب حوالت کن
که اين مفرح ياقوت در خزانه توست

به تن مقصرم از دولت ملازمتت
ولی خلاصه جان خاک آستانه توست

من آن نيم که دهم نقد دل به هر شوخی
در خزانه به مهر تو و نشانه توست

تو خود چه لعبتی ای شهسوار شيرين کار
که توسنی چو فلک رام تازيانه توست

چه جای من که بلغزد سپهر شعبده باز
از اين حيل که در انبانه بهانه توست

سرود مجلست اکنون فلک به رقص آرد
که شعر حافظ شيرين سخن ترانه توست
**
NUH TUFANINI BASTIRAN GÖZYAŞIM, GÖNLÜMDEN SENİN SEVGİNİ MAHVEDEMEDİ GİTTİ.

51.
Hâce’nin canına, ezelî hukuka ve aramızdaki bozulmaz ahde andolsun ki sabah çağlarında senin devletine dua etmekteyim; munisim bu!
Nuh tufanını bastıran gözyaşım, gönlümden senin sevgini mahvedemedi gitti.
Bir alışverişte bulun da şu kırık gönlümü ele al. Çünkü kırıklığıyle bile yine yüz binlerce sağlam gönüle değer!
* Sarhoştur, rusvaydır diye kınama beni, çünkü aşk mürşidi, daha ezel gününde nasibini meyhaneden verdi!
Karınca, Âsaf’a dil uzattı ama yerinde. Çünkü o, Süleyman’ın mührünü kaybetti de aramadı bile.
Gönül, sevgilinin sonsuz lûtfundan ümidini kesme. Mademki aşktan dem vurdun, durmadan başınla oynayıver!
* Doğruluğa savaş da nefesinden güneş doğsun. Subhu kâzibin yüzü, yalancılığından karardı.
* Elinden dağların delisi, çöllerin şeydası oldum da hâlâ merhamet edip bu silsileyi gevşetmiyorsun!
Hâfız, incinme ve güzellerden pek o kadar vefa umma. Ot bitmediyse bağın ne suçu var?
Be cân-ı Hâce vu, hakk-ı kadim-u ahd-ı dürüst
Ki münis-i dem-i subhem du’ây-ı devlet-i tust
28‏

به جان خواجه و حق قديم و عهد درست
که مونس دم صبحم دعای دولت توست

سرشک من که ز طوفان نوح دست برد
ز لوح سينه نيارست نقش مهر تو شست

بکن معامله‌ای وين دل شکسته بخر
که با شکستگی ارزد به صد هزار درست

زبان مور به آصف دراز گشت و رواست
که خواجه خاتم جم ياوه کرد و بازنجست

دلا طمع مبر از لطف بی‌نهايت دوست
چو لاف عشق زدی سر بباز چابک و چست

به صدق کوش که خورشيد زايد از نفست
که از دروغ سيه روی گشت صبح نخست

شدم ز دست تو شيدای کوه و دشت و هنوز
نمی‌کنی به ترحم نطاق سلسله سست

مرنج حافظ و از دلبران حفاظ مجوی
گناه باغ چه باشد چو اين گياه نرست
**
GÜVERCİNE BENZEYEN GÖNLÜMÜ VURDU, ÖLDÜRDÜ, HAREMDE AVLANMANIN HARAM OLDUĞUNA ALDIRIŞ BİLE ETMEDİ.

52.
Gördün mü? Sevgili, ancak cevretmeye, sitem etmeye koyuldu, başka bir hevesi de yok. Ahdim bozdu, bizim dertlerimizle hiç mukayyed olmadı.
Güvercine benzeyen gönlümü vurdu, öldürdü, haremde avlanmanın haram olduğuna aldırış bile etmedi. Fakat Yarabbi, yine sen suçuna bakma!
Cefa, bana kendi talihimden. Yoksa sevgili lütfetmesin, keremde bulunmasın… hâşa, böyle şey olamaz.
Bütün bunlarla beraber ondan horluk çekmeyen nereye giderse gitsin, kimse tarafından ağırlanmaz, ululanmaz.
Sâki, şarap sun, muhtesibe de de ki: Bizi hoş gör, kınama, Cem’in bile böyle bir kadehi yoktu.
Kapısının harimine yol bulmayan yolcu,, ovayı beyhude yere dolaştı, hareme yol bulamadı gitti.
Hâfız, sen fesahat topunu kap, götür. Çünkü davacının bir hüneri olması şöyle dursun, işten haberi bile yok!
Didi ki yâr cuz ser-i cevr-ü sitem nedâşt
Bişkest ‘ahd-u vez ğam-ı mâ hiç ğam nedâşt
78‏

ديدی که يار جز سر جور و ستم نداشت
بشکست عهد وز غم ما هيچ غم نداشت

يا رب مگيرش ار چه دل چون کبوترم
افکند و کشت و عزت صيد حرم نداشت

بر من جفا ز بخت من آمد وگرنه يار
حاشا که رسم لطف و طريق کرم نداشت

با اين همه هر آن که نه خواری کشيد از او
هر جا که رفت هيچ کسش محترم نداشت

ساقی بيار باده و با محتسب بگو
انکار ما مکن که چنين جام جم نداشت

هر راهرو که ره به حريم درش نبرد
مسکين بريد وادی و ره در حرم نداشت

حافظ ببر تو گوی فصاحت که مدعی
هيچش هنر نبود و خبر نيز هم نداشت

**
İRADENİ AŞK YOLUNA VERDİYSEN ADIN KÖTÜYE ÇIKACAK DİYE DÜŞÜNME.

53.
Bir bülbül, gagasına güzel renkli bir gül yaprağı almış, o vuslat nimetine eriştiği halde yine hazin hazin, tatlı tatlı feryada koyulmuştu.
Vuslata eriştiğin halde bu feryadü figan nedir dedim. Dedi ki: Sevgilinin cilvesi bizi bu işe saldı.
Sevgili bizimle düşüp kalkmazsa itiraza imkân mı var? O muradına erişmiş bir Padişah elbette yoksullardan arlanır.
Bizim naz ü niyazımız, sevgilinin güzelliğine tesir etmedi gitti. Sevgili, bizim yalvarışlarımıza hiç bir suretle aldırış etmedi. Nazeninlerden iltifat görecek kişiler, ancak bahtı olan kişilerdir.
Kalk, o nakkaşın kalemine canımızı feda edelim. Bütün bu şaşılacak nakışlan, pergeliyle o meydana getirdi!
İradeni aşk yoluna verdiysen adın kötüye çıkacak diye düşünme. Şeyh-i San’an bile hırkasını meyhaneciye rehin vermişti.
Sülûkünde meleklerin tespihini zünnariyle çeken, zünnar kuşanmış olduğu halde meleklerin tespihiyle meşgul olan kalender, vaktini ne de hoş geçirmiştir.
O huri yaratılıştı sevgilinin köşkünün damı altında Hâfız’ın göz yaşlan cennette akan ırmaklara döndü.
Bulbuli berg-i guli hoş-reng der mınkâr dâşt
Vanderan berg-u neva hoş nâlehâ-yi zar dâşt
77‏

بلبلی برگ گلی خوش رنگ در منقار داشت
و اندر آن برگ و نوا خوش ناله‌های زار داشت

گفتمش در عين وصل اين ناله و فرياد چيست
گفت ما را جلوه معشوق در اين کار داشت

يار اگر ننشست با ما نيست جای اعتراض
پادشاهی کامران بود از گدايی عار داشت

در نمی‌گيرد نياز و ناز ما با حسن دوست
خرم آن کز نازنينان بخت برخوردار داشت

خيز تا بر کلک آن نقاش جان افشان کنيم
کاين همه نقش عجب در گردش پرگار داشت

گر مريد راه عشقی فکر بدنامی مکن
شيخ صنعان خرقه رهن خانه خمار داشت

وقت آن شيرين قلندر خوش که در اطوار سير
ذکر تسبيح ملک در حلقه زنار داشت

چشم حافظ زير بام قصر آن حوری سرشت
شيوه جنات تجری تحتها الانهار داشت

**
İKİ CİHANIN DA NAKŞI YOKKEN AŞK VE MUHABBET ŞİVESİ VARDI

54.
Şuh kaşının kurduğu yay, bu kudretsiz âşıkın helâki için kurulmuş, onunla benim canıma kasdetmekte.
Şarap için terleyerek bahçeye ne zaman gittin ki bu güzelliğin, erguvanı ateşe verdi.
Nergis, kendini beğendi de bir işvelendi; gözün bundan dolayı onun rağmine cihana yüzlerce fitne saldı.
Senin yüzüne benzettim diye seher çağı da hemen sabah rüzgârının eliyle ağzıma toprak saçtı.
Menekşe büklüm büklüm turalarını düğümlerken seher yeli, zülfünün hikâyesini ortaya koydu.
Ben, bundan önce zâhittim, ne şarap görmüştüm, ne çalgı duymuştum. Fakat meyhane sâkilerinin havası, beni ona da düşürdü, buna da.
Şimdi lâl renkli şarapla hırkamı yıkayıp duruyorum. Fakat ezelî nasibi yıkayıp arıtmaya imkân mı var?
İki cihanın da nakşı yokken aşk ve muhabbet şivesi vardı; zamane, sevgi âdetini ortaya şimdi atmadı ki.
Hâfız’ın açılıp gelişmesi, herhalde muğlann şarabından harabolmaktadır, ezeli takdir böyle.
* Zaman, beni Cihan Hacesi’nin kulluğuna saldı. Anladım ki artık âlem, muradımca dönecek.
Hami ki ebru-yı şuh-ı tu der keman endaht
Be kasd-ı can-ı men-i zar-ı natevan endaht
16‏

خمی که ابروی شوخ تو در کمان انداخت
به قصد جان من زار ناتوان انداخت

نبود نقش دو عالم که رنگ الفت بود
زمانه طرح محبت نه اين زمان انداخت

به يک کرشمه که نرگس به خودفروشی کرد
فريب چشم تو صد فتنه در جهان انداخت

شراب خورده و خوی کرده می‌روی به چمن
که آب روی تو آتش در ارغوان انداخت

به بزمگاه چمن دوش مست بگذشتم
چو از دهان توام غنچه در گمان انداخت

بنفشه طره مفتول خود گره می‌زد
صبا حکايت زلف تو در ميان انداخت

ز شرم آن که به روی تو نسبتش کردم
سمن به دست صبا خاک در دهان انداخت

من از ورع می و مطرب نديدمی زين پيش
هوای مغبچگانم در اين و آن انداخت

کنون به آب می لعل خرقه می‌شويم
نصيبه ازل از خود نمی‌توان انداخت

مگر گشايش حافظ در اين خرابی بود
که بخشش ازلش در می مغان انداخت

جهان به کام من اکنون شود که دور زمان
مرا به بندگی خواجه جهان انداخت

**
MEYHANE EŞİĞİNE YOL BULAN ŞARAP KADEHİNDEN FEYZALDI DA TEKKELERDE AÇILAN SIRLARI ANLADI.

55.
Meyhane mahallesine yol bulan yolcu, başka bir kapı çalmanın beyhude ve abes bir düşünce olduğunu anlamıştır.
Zamane, rintlik tacını, ancak âlemdeki yüceliği o taçta bilen kişiye verdi.
* Meyhane eşiğine yol bulan şarap kadehinden feyzaldı da tekkelerde açılan sırları anladı.
Bizden, divaneler ibadetinden başka ibadet isteme. Ne yapalım, şeyhimiz, akıllılığı günah saymakta.
Kadehin ağzındaki yazıdan iki âlem sırrını okuyan, Cem’in kadehindeki remizleri, yoldaki izlerden bile anlar.
Gönlüm, sâkinin gözünden canının bağışlanmasını dilemedi. Neden mi diyeceksin? Çünkü o kalbi kara merhametsiz güzelin âdetini biliyor.
Bahtımın yıldızının tesiriyle gözlerimden seher çağlarında öyle yaşlar aktı, öyle ağladım ki bu ağlayışı Zühre de gördü, ay da anladı.
** Kadehin dudağıyle sâkinin yüzünü, bir gecelik hilâlle ayın on dördü bilen kişinin bakışı, ne hoş bakıştır!
Hâfız’ın gizlice şarap içtiğini muhtesiple şahne şöyle dursun, padişah bile duydu, bildi.
O padişah, öyle bir derecesi yüce padişahtır ki dokuz felek eyvanını, divanhanesinden bir nümune saymıştır!
Be küy-ı meykede her sâliki ki reh dânist
Deri diğer zeden endişe-i tebeh dânist
47‏

به کوی ميکده هر سالکی که ره دانست
دری دگر زدن انديشه تبه دانست

زمانه افسر رندی نداد جز به کسی
که سرفرازی عالم در اين کله دانست

بر آستانه ميخانه هر که يافت رهی
ز فيض جام می اسرار خانقه دانست

هر آن که راز دو عالم ز خط ساغر خواند
رموز جام جم از نقش خاک ره دانست

ورای طاعت ديوانگان ز ما مطلب
که شيخ مذهب ما عاقلی گنه دانست

دلم ز نرگس ساقی امان نخواست به جان
چرا که شيوه آن ترک دل سيه دانست

ز جور کوکب طالع سحرگهان چشمم
چنان گريست که ناهيد ديد و مه دانست

حديث حافظ و ساغر که می‌زند پنهان
چه جای محتسب و شحنه پادشه دانست

بلندمرتبه شاهی که نه رواق سپهر
نمونه‌ای ز خم طاق بارگه دانست
‏**
AĞLAMAKTAN GÖZBEBEKLERİM KANLAR İÇİNDE.

56.
Ağlamaktan gözbebeklerim kanlar içinde. Bir bak da gör, iştiyakınla halkın hali nasıl?
Lâl dudağınla şarap rengindeki gözünü anarak gam kadehinden içtiğim kızıl şarap,, kandan ibaret!
Civarın maşrika benziyor; oradan yüzünün güneşi doğarsa ne kutlu talihim var!
Ferhad’ın sözü, ancak Şirin’in dudağına hikâyesi; Leylâ’nın saçlarındaki büklüm de Mecnun’un durağı!
Gönlümü bir sor, soruştur… çünkü boyun selvi gibi gönül alıcı. Söz söyle… çünkü sözün lâtif ve düzenli!
Şarap döndür de cana biraz rahat ve huzur ver ey sâki; çünkü hatırım, feleğin çevriyle perişan.
Aziz sazım, elimden gideli eteğimin kenarı Ceyhun ırmağına döndü.
Gamlı gönlüm, ihtiyarımla nasıl neşelensin? Bu gam, benim ihtiyarımla değil ki.
Hâfız, kendinden geçmiş olduğu halde sevgiliyi istemekte… âdeta Karun hâzinesini isteyen müflise dönmüş!
Zi girye merdum-ı çeşmem nişeste der hünest
Bibin ki der talebet hâl-i merduman çunest
54‏

ز گريه مردم چشمم نشسته در خون است
ببين که در طلبت حال مردمان چون است

به ياد لعل تو و چشم مست ميگونت
ز جام غم می لعلی که می‌خورم خون است

ز مشرق سر کو آفتاب طلعت تو
اگر طلوع کند طالعم همايون است

حکايت لب شيرين کلام فرهاد است
شکنج طره ليلی مقام مجنون است

دلم بجو که قدت همچو سرو دلجوی است
سخن بگو که کلامت لطيف و موزون است

ز دور باده به جان راحتی رسان ساقی
که رنج خاطرم از جور دور گردون است

از آن دمی که ز چشمم برفت رود عزيز
کنار دامن من همچو رود جيحون است

چگونه شاد شود اندرون غمگينم
به اختيار که از اختيار بيرون است

ز بيخودی طلب يار می‌کند حافظ
چو مفلسی که طلبکار گنج قارون است

**
SÂKİ, ŞARAP GETİR. SEVGİLİ YÜZÜNDEN NİKABI KALDIRDI.

57.
Sâki, şarap getir. Sevgili yüzünden nikabı kaldırdı. Halvettekilerin çırağı yeniden yalınlandı.
O başı alınmış mum tekrar yüzünü aydınlattı. Şu gün görmüş, yaş yaşamış ihtiyar, yeniden gençleşti.
Aşk, bir işveye başladı ki müfti bile yoldan çıktı. Sevgili bir lütuf ta bulundu ki düşman bile artık sevgili elden gitti diye çekinmeye başladı.
Aman o gönül aldatan tatlı sözlerden. Sanki ağzın, sözü, şekere bandırdı.
Tanrı bir İsa nefesli kişi gönderdi de gönlümüzü mecruh eden gam yükünü aldı, bizi kurtardı.
Aya, güne güzellik satan ve huriye benzeyeni, her güzel, sen gelince başka bir işin peşine düştü, güzellik satmadan vazgeçti.
Yedi gök, aşk hikâyesinin sedasıyle dolu, Öyle olduğu halde kısa görüşlü, bu husustaki sözü kısa kesti, aşka ehemmiyet vermedi!
Hâfız, sen bu duayı kimden öğrendin ki baht bile şiirini muska yaptı, altınla kapladı.
Sâki biyâ ki yar zi ruh perde ber girift
Kâr-ı çerâğ-ı halvetiyan bâz der girift
86‏

ساقی بيا که يار ز رخ پرده برگرفت
کار چراغ خلوتيان باز درگرفت

آن شمع سرگرفته دگر چهره برفروخت
وين پير سالخورده جوانی ز سر گرفت

آن عشوه داد عشق که مفتی ز ره برفت
وان لطف کرد دوست که دشمن حذر گرفت

زنهار از آن عبارت شيرين دلفريب
گويی که پسته تو سخن در شکر گرفت

بار غمی که خاطر ما خسته کرده بود
عيسی دمی خدا بفرستاد و برگرفت

هر سروقد که بر مه و خور حسن می‌فروخت
چون تو درآمدی پی کاری دگر گرفت

زين قصه هفت گنبد افلاک پرصداست
کوته نظر ببين که سخن مختصر گرفت

حافظ تو اين سخن ز که آموختی که بخت
تعويذ کرد شعر تو را و به زر گرفت

**
SEFERE GİDEN SEVGİLİYİ KİMDEN SORAYIM?

58.
Ken’an Piri’nin söylediği hoş bir söz duydum: sevgilinin ayrılığı, adama bir iş eder ki sözle söylenmesine imkân bulunmaz.
Şehir vaizinin dün söylediği kıyamet korkusu yok mu? Ayrılık zamanından bir kinaye.
Sefere giden sevgiliyi kimden sorayım? Sabah rüzgârının söylediği sözlerin hepsi darmadağın, ipe, sapa gelmiyor ki.
Eski derdi yıllanmış şarapla giderin, gönül hoşluğunun tohumu ancak bu. Bunu ihtiyar ekinci de söyledi.
Feryat ki düşmana dost olan merhametsiz sevgili, ben dostların muhabbetinden vazgeçtim diye nasıl da pervasızca söyleyiverdi.
Bundan böyle dosttan gelen her cefaya razıyım, hatta rakibe şükredeceğim. Çünkü gönül, derdine alıştı, derman istemem dedi.
Muradınca esse de rüzgâra gönül bağlama, güvenme. Çünkü rüzgâr, bu sözü Süleyman’a misal olarak söyledi.
* Felek sana bir fırsat verirse sakın yolundan çıkma. Kim dedi sana ki bu kocakarı hileden vazgeçti?
Nasıldan, niçinden dem vurma. Kabiliyeti olan kul, sevgili ne derse canla kabul eder.
Hâfız, senin aşkından, seni düşünmeden vazgeçti diye kim söyledi ki? Bunu ben demedim, kim söylediyse bühtan etmiş!
Şinideem suhani hoş ki Pir-i Ken’an guft
Firâk-ı yâr ne an mikuned ki bitvanguft

88‏

شنيده‌ام سخنی خوش که پير کنعان گفت
فراق يار نه آن می‌کند که بتوان گفت

حديث هول قيامت که گفت واعظ شهر
کنايتيست که از روزگار هجران گفت

نشان يار سفرکرده از که پرسم باز
که هر چه گفت بريد صبا پريشان گفت

فغان که آن مه نامهربان مهرگسل
به ترک صحبت ياران خود چه آسان گفت

من و مقام رضا بعد از اين و شکر رقيب
که دل به درد تو خو کرد و ترک درمان گفت

غم کهن به می سالخورده دفع کنيد
که تخم خوشدلی اين است پير دهقان گفت

گره به باد مزن گر چه بر مراد رود
که اين سخن به مثل باد با سليمان گفت

به مهلتی که سپهرت دهد ز راه مرو
تو را که گفت که اين زال ترک دستان گفت

مزن ز چون و چرا دم که بنده مقبل
قبول کرد به جان هر سخن که جانان گفت

که گفت حافظ از انديشه تو آمد باز
من اين نگفته‌ام آن کس که گفت بهتان گفت

**
KIVIRCIK SAÇLARININ KOKUSU, BENİ DAİMA SARHOŞ ETMEKTE…

59.
Kıvırcık saçlarının kokusu, beni daima sarhoş etmekte… Sihirbaz gözünün aldatışı, beni her an harabeylemekte.
Bunca sabrettim, Yarabbi, gözümün şem’ini mihraba benzeyen kaşlarıyle aydınlatmak üzere bir gececik olsun sevgiliyi görebilecekmiyim?
Gözbebeğim, onun siyah beninden canımda bir muska. Onun için o görüş karaltısını aziz tutuyorum.
Cihanı ebedî bir surette bezemek istersen seher yeline söyle. Yüzündeki nikabı bir an için kaldırsın.
Alemden yokluğu kaldırmak dilersen saçlarını dök, silk… Her telinden binlerce can, binlerce ruh dökülsün; âlem, ervah âlemi haline dönsün.
Ben ve seher yeli… elinde bir kâr olmayan iki perişanız. Ben, gözünün sihrinden sarhoşum; o, saçlarının kokusundan.
Hâfız’daki bu himmet, ne himmettir ki civarındaki topraktan başka gözünde ne dünya var, ne ahret:
Mudâmem mest midâred nesim-i c’ad-ı giysüyet Harabem mikuned her dem firib-i çeşm-i câdüyet
95‏

مدامم مست می‌دارد نسيم جعد گيسويت
خرابم می‌کند هر دم فريب چشم جادويت

پس از چندين شکيبايی شبی يا رب توان ديدن
که شمع ديده افروزيم در محراب ابرويت

سواد لوح بينش را عزيز از بهر آن دارم
که جان را نسخه‌ای باشد ز لوح خال هندويت

تو گر خواهی که جاويدان جهان يک سر بيارايی
صبا را گو که بردارد زمانی برقع از رويت

و گر رسم فنا خواهی که از عالم براندازی
برافشان تا فروريزد هزاران جان ز هر مويت

من و باد صبا مسکين دو سرگردان بی‌حاصل
من از افسون چشمت مست و او از بوی گيسويت

زهی همت که حافظ راست از دنيی و از عقبی
نيايد هيچ در چشمش بجز خاک سر کويت

**
GÜZELLİĞİN, ALIMLA BİRLEŞTİ, BÜTÜN DÜNYAYI ZAPTETTİ.

60.
Güzelliğin, alımla birleşti, bütün dünyayı zaptetti. Evet, birlikle âlem zaptedilebilir.
Mum, halvetindekilerin sırrını meydana koymaya yeltendi; fakat Tanrı’ya şükrolsun ki gönlündeki sır, ağzında kaldı, söyleyemedi.
Gönlümdeki bu gizli ateş yok mu? Gök yüzündeki güneş onun ancak bir yalımı!
Gül, sevgilinin renginden, kokusundan bahsetmek, onlara benzediğini söylemek istedi. Seher yeli gayrete geldi, gülü söyletmedi, sözünü ağzına tıkadı.
Pergel gibi bir kenarda rahatça oturmaktaydım. Devran, nihayet beni nokta gibi ortaya aldı.
Sâkinin yüzündeki ateş, kadehe aksettiği günden beri şarap kadehinin şevki, vücudumun harmanını yaktı, yandırdı.
Âhır zamanın eteğini tutan bu fitnelerden yenlerini silkerek salma salına muğlann mahallesine gideceğim… Başka çarem yok.
Şarap içmeye bak. Dünyanın sonunu gören, gamdan silkinip kurtuldu, ağır kadehi eline aldı.
Gül yaprağına şekayıkın kanıyla şöyle yazmışlar: Pişkin adam, erguvan gibi şaraba düşer.
Hâfız, senin şiirinden letafet suyu damlamakta, hased eden nasıl olur da bir söz söyleyebilir?
Husnet be ittifak-ı melâhat cihan girift
Ari be ittifak cihan mitevan girift
87‏

حسنت به اتفاق ملاحت جهان گرفت
آری به اتفاق جهان می‌توان گرفت

افشای راز خلوتيان خواست کرد شمع
شکر خدا که سر دلش در زبان گرفت

زين آتش نهفته که در سينه من است
خورشيد شعله‌ايست که در آسمان گرفت

می‌خواست گل که دم زند از رنگ و بوی دوست
از غيرت صبا نفسش در دهان گرفت

آسوده بر کنار چو پرگار می‌شدم
دوران چو نقطه عاقبتم در ميان گرفت

آن روز شوق ساغر می خرمنم بسوخت
کتش ز عکس عارض ساقی در آن گرفت

خواهم شدن به کوی مغان آستين فشان
زين فتنه‌ها که دامن آخرزمان گرفت

می خور که هر که آخر کار جهان بديد
از غم سبک برآمد و رطل گران گرفت

بر برگ گل به خون شقايق نوشته‌اند
کان کس که پخته شد می چون ارغوان گرفت

حافظ چو آب لطف ز نظم تو می‌چکد
حاسد چگونه نکته تواند بر آن گرفت

**
AŞK YOLUNDA YAKINLIK, UZAKLIK KONAĞI YOKTUR.

61.
Ey sabah hüthüdü, seni Seba’ya gönderiyorum. Bir bak, gör… nereden nereye yolluyorum.
Senin gibi bir kuş, tozlu, topraklı gam yurdunda kalırsa yazık. Seni buradan vefa yurduna gönderiyorum.
Aşk yolunda yakınlık, uzaklık konağı yoktur. Seni apaşikâr görmekte, sana dualar, senalar yollamakta;
Her sabah, seher rüzgârıyle, her akşam da şimal rüzgârıyle bir hayır dua kafilesi göndermekteyim.
Gam askeri, gönül yuvasını yakıp yıkmasın diye aziz canımı azık olarak yolluyorum.
* Ey nazardan gaip sevgili, daima gönlümdesin; sana dua etmekte, selâmlar yollamaktayım.
• Yüzüne bak da Tanrı sanatını seyret diye Tanrı’yı gösteren kalb aynasını gönderiyorum.
• Çalgıcılar, sana iştiyakımı bildirsinler diye şiirler düzüp, gazeller koşup sazla, nağmeyle yolluyorum.
Gel ey sâki, gayp hâtifi beni, müjdeledi de dedi ki: Sabret, sana deva göndermekteyim.
Hâfız, meclisimizin nağmesi, seni hayırla anmadan ibarettir. Sen de acele et, gel… sana at ve kaftan yolluyorum.
Ey hudhud-i sabâ be Sebâ mîfurustemet
Binger ki ez kucâ be kucâ mifurustemet
90‏

ای هدهد صبا به سبا می‌فرستمت
بنگر که از کجا به کجا می‌فرستمت

حيف است طايری چو تو در خاکدان غم
زين جا به آشيان وفا می‌فرستمت

در راه عشق مرحله قرب و بعد نيست
می‌بينمت عيان و دعا می‌فرستمت

هر صبح و شام قافله‌ای از دعای خير
در صحبت شمال و صبا می‌فرستمت

تا لشکر غمت نکند ملک دل خراب
جان عزيز خود به نوا می‌فرستمت

ای غايب از نظر که شدی همنشين دل
می‌گويمت دعا و ثنا می‌فرستمت

در روی خود تفرج صنع خدای کن
کيينه خدای نما می‌فرستمت

تا مطربان ز شوق منت آگهی دهند
قول و غزل به ساز و نوا می‌فرستمت

ساقی بيا که هاتف غيبم به مژده گفت
با درد صبر کن که دوا می‌فرستمت

حافظ سرود مجلس ما ذکر خير توست
بشتاب هان که اسب و قبا می‌فرستمت

**
SEVGİLİMİN DUDAĞINI GÖRMEK İÇİN CAN VERMEK DE BENİM İŞİM.

62.
Kana susamış terütaze lâl, sevgilimin dudağıdır; onu görmek için can vermek de benim işim.
Onun gönül kapışım görüp de halimi inkâr eden, o kara gözlerden, o uzun kirpiklerden utansın!
Kervan başı, pilimi, pırtımı mahalle kapısından dışarı çıkarma. O mahalle sevgilimin konağı olan bir ana cadde, dışarıda ne işim var benim?
Talihime kulum doğrusu… bu vefa kıtlığında o esmer güzelin aşkı, beni satın aldı, ateşlere yandım!
Gülün güzel kokulu tablasıyle amber kokulan saçan zülfü, benim güzel kokular satan sevgilimin kokusunun pek az bir feyzinden ibaret.
Bahçıvan, beni yel gibi kapından sürme.
Senin yetiştirdiğin gül bahçesinin suyu, benim gül renkli göz yaşlarımdır.
Sevgilinin, hasta gönlümün doktoru olan nergis gözleri, dudağından bal ve gül şerbeti içmemi emretti.
Gazel vâdisinde Hâfız’a nükte öğreten, sözde misli olmayan o tatlı sözlü dilberin yadıdır.
La’l-i sirâb be hun teşne leb-i yâr-ı menest
Vez pey-i diden-i o dâden-i can kâr-ı menest
51‏

لعل سيراب به خون تشنه لب يار من است
وز پی ديدن او دادن جان کار من است

شرم از آن چشم سيه بادش و مژگان دراز
هر که دل بردن او ديد و در انکار من است

ساروان رخت به دروازه مبر کان سر کو
شاهراهيست که منزلگه دلدار من است

بنده طالع خويشم که در اين قحط وفا
عشق آن لولی سرمست خريدار من است

طبله عطر گل و زلف عبيرافشانش
فيض يک شمه ز بوی خوش عطار من است

باغبان همچو نسيمم ز در خويش مران
کب گلزار تو از اشک چو گلنار من است

شربت قند و گلاب از لب يارم فرمود
نرگس او که طبيب دل بيمار من است

آن که در طرز غزل نکته به حافظ آموخت
يار شيرين سخن نادره گفتار من است

**
NİCE DEMLERDİR, GÜZELLERİN SEVDASI DİNİMDİR

63.
Nice demlerdir, güzellerin sevdası dinimdir; nice demlerdir bu sevdanın derdi, gamlı gönlümün neşesidir.
Lâlini görmek için canı görebilen bir göz lâzım. Benim cihanı gören gözüm ise bu mertebeye erişemez.
Bana dost ol ki felek, ancak senin ay gibi yüzünle benim pervin gibi yaşlarımdan bezenir.
Aşkın, bana söz söylemeyi öğrettiği andan itibaren halk beni övmeyi, beğenmeyi vird edindi.
Yarabbi, bana yokluk devletini ihsan et. Çünkü yüceliğimin sebebi, ancak budur.
Şahneyle arkadaşlık eden vaize de, ululuk satmasın. Çünkü benim hor gönlüm, sultan konağı!
* Yarabbi, bu maksat Kâbesini kim seyrediyor ki yolundaki dikenler bile benim gülüm, nesrinim…
Hâfız, gayri Perviz hikâyesini söyleme. Çünkü onun dudağı, benim Şirin Hüsrevimin içtiği şarabın ancak bir yudumunu içmekte, Perviz, ancak sevgilimin artığıyle feyizlenmekte.
Rüzgârist ki sevda-yı bütan din-i menest
Gam-ı in kâr neşat-ı dil-i ğamgin-i menest
52‏

روزگاريست که سودای بتان دين من است
غم اين کار نشاط دل غمگين من است

ديدن روی تو را ديده جان بين بايد
وين کجا مرتبه چشم جهان بين من است

يار من باش که زيب فلک و زينت دهر
از مه روی تو و اشک چو پروين من است

تا مرا عشق تو تعليم سخن گفتن کرد
خلق را ورد زبان مدحت و تحسين من است

دولت فقر خدايا به من ارزانی دار
کاين کرامت سبب حشمت و تمکين من است

واعظ شحنه شناس اين عظمت گو مفروش
زان که منزلگه سلطان دل مسکين من است

يا رب اين کعبه مقصود تماشاگه کيست
که مغيلان طريقش گل و نسرين من است

حافظ از حشمت پرويز دگر قصه مخوان
که لبش جرعه کش خسرو شيرين من است

**
CANIMIZI YAKTI, YANDIRDI; BİR SORUN, KİMİN SEVGİLİSİ BU.

64.
Yarabbi, bu gönül aydınlatan çırağ, kimin köşkünün çırağı? Canımızı yaktı, yandırdı; bir sorun, kimin sevgilisi bu.
Şimdi benim gönlümü yıkmakta, dinimi harabetmekte… acaba kimin koynunda yatıyor, kiminle kol boyun uyuyor, kimi mamur ediyor ?
Dudağının şarabı dudağımdan uzak olmayasıca, acaba kimin hayat şarabı, kiminle kadeh tokuşturmada?
Allah aşkına bir sorun; kimin pervanesi, ziyası âleme saadetler veren o şem’in sohbeti devletine kim erişmiş, kim bu devlete kavuşmuş?
Herkes, onu teshir için bir çeşit afsunla meşgul. Fakat onun nazik gönlü kimin efsanesine mail? Bilinmedi gitti!
Yarabbi, o padişahlara benzer ay yüzlü, Zühre alınlı güzel, kimin incisi, kime ait?
Dedim ki: Hâfız’ın divane gönlü sensiz ne yapacak, ne hale gelecek?
Ah! Dudak, altından güldü de dedi ki: Ben bilmem, kimin divanesi o?
Yâ Rab in şem’-i dil-efrüz zi kâşâne-i kist
Can-ı mâ süht bipursid ki cânâne-i kist
67‏

يا رب اين شمع دل افروز ز کاشانه کيست
جان ما سوخت بپرسيد که جانانه کيست

حاليا خانه برانداز دل و دين من است
تا در آغوش که می‌خسبد و همخانه کيست

باده لعل لبش کز لب من دور مباد
راح روح که و پيمان ده پيمانه کيست

دولت صحبت آن شمع سعادت پرتو
بازپرسيد خدا را که به پروانه کيست

می‌دهد هر کسش افسونی و معلوم نشد
که دل نازک او مايل افسانه کيست

يا رب آن شاهوش ماه رخ زهره جبين
در يکتای که و گوهر يک دانه کيست

گفتم آه از دل ديوانه حافظ بی تو
زير لب خنده زنان گفت که ديوانه کيست
**
BEN, SENDEN AYRI DÜŞTÜM AMA UMUYORUM Kİ PEK YAKINDA VUSLATINA KAVUŞACAĞIM.

65.
Yüzünü kimse görmedi, binlerce gözcün var. Henüz gonca halindesin, açılmadın, yüzlerce bülbülün var!
** Dilerim, kimse senden ayrı düşmesin… ben, senden ayrı düştüm ama umuyorum ki pek yakında vuslatına kavuşacağım.
Civarına geldiysem şaşılacak ne var? O diyarda benim gibi binlerce garip mevcut.
Kim âşık oldu da sevgili onun haline bakmadı, onu görüp gözetmedi? Hocam, dert yok… yoksa doktor meydanda.
Bir yerde ibadet yurdunu bezediler mi elbette orada rahip manastırındaki nakusun sesi de duyulur, salibin şöhreti de.
Hâfız’ın bu derece feryadı boş yere değil herhalde. Mutlaka duyulmamış bir efsane, şaşılacak bir iş oldu!
Ruy ı tu kes nedid-u hezaran rakib hest
Der ğonce-i henüz-u şedet ‘endelib best
63‏

روی تو کس نديد و هزارن رقيب هست
در غنچه‌ای هنوز و صدت عندليب هست

گر آمدم به کوی تو چندان غريب نيست
چون من در آن ديار هزاران غريب هست

در عشق خانقاه و خرابات فرق نيست
هر جا که هست پرتو روی حبيب هست

آن جا که کار صومعه را جلوه می‌دهند
ناقوس دير راهب و نام صليب هست

عاشق که شد که يار به حالش نظر نکرد
ای خواجه درد نيست وگرنه طبيب هست

فرياد حافظ اين همه آخر به هرزه نيست
هم قصه‌ای غريب و حديثی عجيب هست

**
SIRRINI GİZLEYEMEYEN GÖZYAŞLARIM KANLARLA BULANIK AKARSA ŞAŞILACAK ŞEY Mİ?

66.
Yüzünün ziyasından aydınlanmayan bir göz, bir görüş yok. Kapının toprağını, gözüne minnetle çekmeyen bir göz olsun… imkânı mı var?
Nazar ehli, yüzüne bakmada… doğru, fakat bir baş olsun dâ onda senin zülfünün havası olmasın… buna imkân yok.
Sırrını gizleyemeyen gözyaşlarım kanlarla bulanık akarsa şaşılacak şey mi? Sırrını faş edenin utanmaması, yaptığına nadim olmaması mümkün mü?
* Rüzgârdan eteğine bir toz konmasın diye geçeceği hiç bir yol yok ki göz yaşlarımın seliyle sulanmasın!
Zülfünün gecesinden her yerde dem vurmasın diye hiç bir sabah yok ki seher yeliyle konuşup çekişmiyeyim.
Ben talihimden incinmekteyim… yoksa zaten senin civarından muradına erişen kişi yok!
Ey ballar, şekerler kaynağı, âlemde bir şeker yok ki tatlı dudağından utanmasın; suya, tere gark olup erimesin!
* Sırrın açığa vurulması doğru değil… yoksa rintler meclisinde duyulmayan bir şey mi var?
* Arslan bile senin aşk yolunda tilkileşir.
Ah bu yoldan… Hiç bir tehlike tasavvur edilemez ki bu yolda bulunmasın!
* Gözyaşlarım, kapının toprağına akmakta… o yüzden sana minnettar. Fakat hiç bir kapı toprağı yok ki orayı suladığı için göz yaşlanma yüzlerce defa minnettar olmasın!
* Varlıktan şu kadar bir ad san var ki var denmekte… yoksa zayıflıktan bir eseri bile yok mu, yok.
Baştan başa vücudunda hiç bir hüner yoktur ki olmasın. Yalnız cefacı sevgili, şu kadarcık bir şey var: Hâfız, senden razı değil-
Ruşen ez pertev-i rûyet nazari nist ki nist
Minnet-i hâk-i deret ber basari nist ki nist
73‏

روشن از پرتو رويت نظری نيست که نيست
منت خاک درت بر بصری نيست که نيست

ناظر روی تو صاحب نظرانند آری
سر گيسوی تو در هيچ سری نيست که نيست

اشک غماز من ار سرخ برآمد چه عجب
خجل از کرده خود پرده دری نيست که نيست

تا به دامن ننشيند ز نسيمش گردی
سيل خيز از نظرم رهگذری نيست که نيست

تا دم از شام سر زلف تو هر جا نزنند
با صبا گفت و شنيدم سحری نيست که نيست

من از اين طالع شوريده برنجم ور نی
بهره مند از سر کويت دگری نيست که نيست

از حيای لب شيرين تو ای چشمه نوش
غرق آب و عرق اکنون شکری نيست که نيست

مصلحت نيست که از پرده برون افتد راز
ور نه در مجلس رندان خبری نيست که نيست

شير در باديه عشق تو روباه شود
آه از اين راه که در وی خطری نيست که نيست

آب چشمم که بر او منت خاک در توست
زير صد منت او خاک دری نيست که نيست

از وجودم قدری نام و نشان هست که هست
ور نه از ضعف در آن جا اثری نيست که نيست

غير از اين نکته که حافظ ز تو ناخشنود است
در سراپای وجودت هنری نيست که نيست

**
BAYRAMIN KUTLU OLSUN… ETTİĞİN VAİDLER HATIRINDAN ÇIKMASIN.

67.
Ey Sâki, bayram geldi/bayramın kutlu olsun… ettiğin vaidler hatırından çıkmasın.
Hayretteyim, bu ayrılık günlerinde dostlardan nasıl vazgeçtin? Gönlün bunu kabul etti ha!
Sâki, bizden asma kızına selâm götür ve de ki: Artık meydana çık, gayret ve himmetimiz seni artık azâd etti!
Meclistekilerin neşesi senin kademinle, senin gelişinle. Seni neşeli görmek istemeyen gönül, gam yurdu olsun.
Şükr olsun Tanrı’ya… yasemin, selvi, gül ve şimşat bahçen, bu güzün yağmasına uğramadı.
Kem göz değmesin o ünlü talibine, o doğuştan olma devletine. Seni o perişanlıktan yine kurtardı.
Hâfız, bu Nuh gemisinin devletini, bu büyük şarap kadehini elden bırakma. Yoksa hadiseler tufanı, varlığının kökünü bile siler süpürür.
Sâkiyâ âmeden-i id mübarek bâdet
Van mevâ’id-ki kerdi nereved ez yâdet
18‏

ساقيا آمدن عيد مبارک بادت
وان مواعيد که کردی مرواد از يادت

در شگفتم که در اين مدت ايام فراق
برگرفتی ز حريفان دل و دل می‌دادت

برسان بندگی دختر رز گو به درآی
که دم و همت ما کرد ز بند آزادت

شادی مجلسيان در قدم و مقدم توست
جای غم باد مر آن دل که نخواهد شادت

شکر ايزد که ز تاراج خزان رخنه نيافت
بوستان سمن و سرو و گل و شمشادت

چشم بد دور کز آن تفرقه‌ات بازآورد
طالع نامور و دولت مادرزادت

حافظ از دست مده دولت اين کشتی نوح
ور نه طوفان حوادث ببرد بنيادت
**
AŞK YOLU, BİR YOLDUR Kİ NE UCU VAR, NE KIYISI. O YOLDA CAN VERMEDEN BAŞKA HİÇ BİR ÇARE BULUNMAZ.

68.
Aşk yolu, bir yoldur ki ne ucu var, ne kıyısı. O yolda can vermeden başka hiç bir çare bulunmaz.
Aşka ne zaman gönül verirsen o zamanın hoş bir andır. Hayır işte istihareye hiç hacet yok.
Rintlik yolunu fırsat bil. Bu yol, definenin bulunduğu yer gibi herkese aşikâr değildir-
Bizi, akıl bunu menetmekte diye korkutma, şarap getir. Çünkü akıl dediğin o şahnenin, bizim vilâyetimizde hiç bir işi yok;
Hilâl gibi olan sevgili, temiz ve aydın bir gözle görülebilir. Her göz, o ay parçasının cilvegâhı olamaz.
Bizi kim öldürüyor? Gözünden sor. Sevgili, ne talihin bir suçu var, ne yıldızın!
Hâfız’ın ağlaması, sana hiç bir suretle tesir etmedi gitti. Hayretteyim o gönüle; katılıkta hiç de mermerden aşağı değil!
Râhist râh-ı ‘ışk ki hiçeş kenâre nist
Anca cuz an ki can bisipârend çâre nist
72‏

راهيست راه عشق که هيچش کناره نيست
آن جا جز آن که جان بسپارند چاره نيست

هر گه که دل به عشق دهی خوش دمی بود
در کار خير حاجت هيچ استخاره نيست

ما را ز منع عقل مترسان و می بيار
کان شحنه در ولايت ما هيچ کاره نيست

از چشم خود بپرس که ما را که می‌کشد
جانا گناه طالع و جرم ستاره نيست

او را به چشم پاک توان ديد چون هلال
هر ديده جای جلوه آن ماه پاره نيست

فرصت شمر طريقه رندی که اين نشان
چون راه گنج بر همه کس آشکاره نيست

نگرفت در تو گريه حافظ به هيچ رو
حيران آن دلم که کم از سنگ خاره نيست

**
KADİR GECESİ, SABAHA KADAR SENİNLE BERABER UYUMAK İSTİYORUM.

69.
Sana gönül ahvalini söylemek hevesindeyim, senden gönül haberini duymak isteğine düştüm.
Ham tamaha bak ki etrafa yayılmış hikâyeyi rakiplerden gizlemek niyetindeyim.
Böyle bir aziz ve şerefli kadir gecesi, sabaha kadar seninle beraber uyumak istiyorum.
Eyvah, böyle nazik bir inciyi, kapkaranlık gecede delmek, böyle bir şiiri geceyarısı söylemek hevesine kapıldım!
Ey sabah rüzgârı, bu gece bana yardım et. Çünkü seher çağı açılmak, neşelenmek niyetindeyim.
Yüceltmek için yolunun toprağını kirpiklerimin ucuyla süpürmek isterim.
İddiaların rağmine Hâfız gibi rintçe şiirler söylemek hevesindeyim.
Hal-i dil ba tu guftenem hevesest
Haber-i dil şunuftemen hevesest
42‏

حال دل با تو گفتنم هوس است
خبر دل شنفتنم هوس است

طمع خام بين که قصه فاش
از رقيبان نهفتنم هوس است

شب قدری چنين عزيز و شريف
با تو تا روز خفتنم هوس است

وه که دردانه‌ای چنين نازک
در شب تار سفتنم هوس است

ای صبا امشبم مدد فرمای
که سحرگه شکفتنم هوس است

از برای شرف به نوک مژه
خاک راه تو رفتنم هوس است

همچو حافظ به رغم مدعيان
شعر رندانه گفتنم هوس است
**
YİNE YÜZÜNÜ ÖRTTÜ, GİZLENDİ. O YÜZDEN ÇILDIRDIM İŞTE.

70. t
Zülfün, binlerce gönlü bir tek kılla bağladı. Binlerce çareye başvurmanın yolunu dört yandan da kesti.
Âşıklar, ondan esip gelen rüzgâra can versinler diye nafesini açtı, zülfünü çözdü, fakat istek kapısını bağladı, kimseye koklatmadı bile.
Sevgilim yeni ay gibi kaşım gösterdi, cemalini arzetti de sonra yine yüzünü örttü, gizlendi. O yüzden çıldırdım işte.
Sâki, nice hilelerle kadehe şarap döktü, nice sanatlarla kadehi doldurdu. Şarap kabındaki nakışlara bak, kadehteki nakışlar, bunlar!
Yarabbi, sürahi ne fenalık etti de küpün kanı kul kul nağmeleriyle boğazında düğümlenip kaldı.
Çalgıcı, ne perde düzdü, nasıl bir nağmeye başladı da vecit ve hal ehli, semâ perdesindeyken hay huyu bıraktı. Onu dinlemeye koyuldu.
Hâfız, kim, aşka düşmeden vuslat dilediyse gönül Kâbesini tavaf etmeye aptessiz ihram bağlandı demektir.
Zulfet hezar dil be yeki tar-ı mu bibest
Râh-ı hezâr çâreger ez çâr sü bibest
30‏

زلفت هزار دل به يکی تار مو ببست
راه هزار چاره گر از چار سو ببست

تا عاشقان به بوی نسيمش دهند جان
بگشود نافه‌ای و در آرزو ببست

شيدا از آن شدم که نگارم چو ماه نو
ابرو نمود و جلوه گری کرد و رو ببست

ساقی به چند رنگ می اندر پياله ريخت
اين نقش‌ها نگر که چه خوش در کدو ببست

يا رب چه غمزه کرد صراحی که خون خم
با نعره‌های قلقلش اندر گلو ببست

مطرب چه پرده ساخت که در پرده سماع
بر اهل وجد و حال در های و هو ببست

حافظ هر آن که عشق نورزيد و وصل خواست
احرام طوف کعبه دل بی وضو ببست
‏**
AYRILIK NE MÜŞKÜL BİR İŞTİR, SEN NE BİLİRSİN?

71. t
Ay yüzlü sevgili, bu hafta şehirden gitti. Fakat bu birkaç gün, gözüme bir yıl gibi görünmekte. Ayrılık ne müşkül bir iştir, sen ne bilirsin?
Göz bebeği, sevgilinin yüzünün letafetinden yüzünde kendi aksini gördü de misk renginde bir ben sandı.
Şeker gibi dudağından hâlâ ana sütü damlamakta. Öyle olduğu halde işvede her kirpiği bir kan içici katil.
Ey bütün şehirde kerem hususunda parmakla gösterilen sevgili, yazık… gariplere kerem etmede bu ne acayip ihmâldir.
Bundan böyle artık cevheri ferdin varlığında hiç şüphem kalmadı, ağzın buna aydın bir delil.
Bize uğrayacağını müjdelediler… Bu, bizim için kutlu bir fal; bu hayırlı niyetten vazgeçme !
Hasta Hâfız’ın vücudu, feryattan kamış kaleminin içindeki kıla döndü, senin ayrılık dağını hangi gücüyle, hangi kuvvetiyle çekecek?
Mâhem in hefte şud ez şehr-u be çeşmem sâlist
Hâl-i hicran tu çi dâni ki çi muşkil hâlist
68‏

ماهم اين هفته برون رفت و به چشمم ساليست
حال هجران تو چه دانی که چه مشکل حاليست

مردم ديده ز لطف رخ او در رخ او
عکس خود ديد گمان برد که مشکين خاليست

می‌چکد شير هنوز از لب همچون شکرش
گر چه در شيوه گری هر مژه‌اش قتاليست

ای که انگشت نمايی به کرم در همه شهر
وه که در کار غريبان عجبت اهماليست

بعد از اينم نبود شابه در جوهر فرد
که دهان تو در اين نکته خوش استدلاليست

مژده دادند که بر ما گذری خواهی کرد
نيت خير مگردان که مبارک فاليست

کوه اندوه فراقت به چه حالت بکشد
حافظ خسته که از ناله تنش چون ناليست

**
“AZ NAZLAN, BU BAĞDA SENİN GİBİ NİCE GÜLLER AÇTI”

72.t
Sabah çağı bülbül, yeni açılmış güle “Az nazlan, bu bağda senin gibi nice güller açtı”‘ dedi.
Gül gülüp “Doğru sözden incinmeyiz ama hiç bir âşık da sevgiliye ağır söz söylememiştir” diye cevap verdi.
O murassâ kadehten lâl renkli şarap içmeye niyetin varsa kirpiklerinin ucuyla bir hayli inciler delmelisin.
Meyhane kapısı topraklarını yanaklarıyle süpürmeyen kişinin burnuna ebediyen muhabbet kokusu erişmez.
Dün gece İrem gülistanında havanın letafetiyle seher rüzgârı esmiş, sümbülün zülfü perişan bir hale gelmişti.
Dedim ki: Ey Cem’in makamı, cihanı gösteren kadehin nerde kaldı ? Eyvah, o uyanık devlet uyudu, o devir gelip geçti, diye cevap verdi.
Ağıza gelen, söylenebilen söz, aşk sözü olmaz. Sâki, şarap sun ve bu dedikoduyu kısa kes.
Hâfız’ın göz yaşı, aklı da denizlere gark etti, sabrı da. Ne yapsın ? Aşk gamının hararetini gizleyemedi.
Subh-dem murg-ı çemen ba gul-i nov haste guft
Naz kem kun ki derin bağ besi çun tu şukuft
81‏

صبحدم مرغ چمن با گل نوخاسته گفت
ناز کم کن که در اين باغ بسی چون تو شکفت

گل بخنديد که از راست نرنجيم ولی
هيچ عاشق سخن سخت به معشوق نگفت

گر طمع داری از آن جام مرصع می لعل
ای بسا در که به نوک مژه‌ات بايد سفت

تا ابد بوی محبت به مشامش نرسد
هر که خاک در ميخانه به رخساره نرفت

در گلستان ارم دوش چو از لطف هوا
زلف سنبل به نسيم سحری می‌آشفت

گفتم ای مسند جم جام جهان بينت کو
گفت افسوس که آن دولت بيدار بخفت

سخن عشق نه آن است که آيد به زبان
ساقيا می ده و کوتاه کن اين گفت و شنفت

اشک حافظ خرد و صبر به دريا انداخت
چه کند سوز غم عشق نيارست نهفت

**
ZÜLFÜNDEN BİR KOKUDUR DUYDUM, HÂLÂ BURNUMDAKİ KOKU, O KOKU.

73. t
Sevgilinin eşiğinden lütuf ve inayet ummaktayım. Bir suç işledim ama ümidim onun affında.
Bilirim ki suçumdan geçer, peri gibi güzel ama melek huyludur.
Öyle bir ağladım ki kim geçti de göz yaşlarımın akmakta olduğunu gördüyse bu ne ırmaktır, dedi.
O ağız o kadar bir hiçtir, o derecede âdeta yok denecek kadar küçüktür ki bir nişanesini bile bulamıyorum. O bel o kadar incedir ki âdeta bir kıl. Fakat ne çeşit kıl? Onu bilemiyoruz.
Şaşıyorum doğrusu, gözümün işi gücü her an yıkanmak olduğu halde hayalin nasıl oldu da gözümden gitmedi?
Saçın, gönlü sebepsiz, bahanesiz çekip gitmekte. Zaten senin gönülleri çeken zülfünden sebep sormak, bahane aramak kimin haddine düşmüş?
Nice zaman önce zülfünden bir kokudur duydum, hâlâ burnumdaki koku, o koku.
Hâfız, perişan halin kötü ama sevgilinin zülfünün kokusuyla perişan oluşun iyi!
Dârem umid-i atıfeti ez cenâb-ı dost
Kerdem cinayeti vu umidem be afv-i ost
59‏
دارم اميد عاطفتی از جانب دوست
کردم جنايتی و اميدم به عفو اوست

دانم که بگذرد ز سر جرم من که او
گر چه پريوش است وليکن فرشته خوست

چندان گريستم که هر کس که برگذشت
در اشک ما چو ديد روان گفت کاين چه جوست

هيچ است آن دهان و نبينم از او نشان
موی است آن ميان و ندانم که آن چه موست

دارم عجب ز نقش خيالش که چون نرفت
از ديده‌ام که دم به دمش کار شست و شوست

بی گفت و گوی زلف تو دل را همی‌کشد
با زلف دلکش تو که را روی گفت و گوست

عمريست تا ز زلف تو بويی شنيده‌ام
زان بوی در مشام دل من هنوز بوست

حافظ بد است حال پريشان تو ولی
بر بوی زلف يار پريشانيت نکوست

**
SEVGİLİDEN BİR HABER GETİRİRSEN ŞÜKRÂNE OLARAK SANA CANIMI SAÇARIM.

74. t
Ey sabah yeli, sevgilinin ülkesine uğrarsan onun amberler kokan saçlarından bana bir koku getir.
Sevgilinin canına andolsun, bana ondan bir haber getirirsen şükrâne olarak sana canımı saçarım.
Tapusunda, sana yük olmazsa eğer, lütfet, kapısından bu iki göze bir avuç toz getir!
Benim gibi yoksul birisi, onun vuslatını umsun, dilesin ha! Heyhat… ben, olsa olsa belki sevgilinin hayalini rüyamda görebilirim!
Çam kozalığına benzeyen kalbim sevgilinin çam gibi uzun boyunun hasretiyle söğüt gibi titreyip durmakta.
Sevgili, bizi hiç bir pula almasa bile biz, onun başındaki bir tek kılı, iki cihana da satmaz, iki âleme de değişmeyiz.
Gönlü, gam bağından kurtulursa ne var ki? Güzel sesli Hâfız, sevgilinin kulu, kölesi!
Sabâ eğer guzeri uftedet bekişver-i dost
Biyâr nefhai ez giysuy-i mu’anber-i dost
61‏

صبا اگر گذری افتدت به کشور دوست
بيار نفحه‌ای از گيسوی معنبر دوست

به جان او که به شکرانه جان برافشانم
اگر به سوی من آری پيامی از بر دوست

و گر چنان که در آن حضرتت نباشد بار
برای ديده بياور غباری از در دوست

من گدا و تمنای وصل او هيهات
مگر به خواب ببينم خيال منظر دوست

دل صنوبريم همچو بيد لرزان است
ز حسرت قد و بالای چون صنوبر دوست

اگر چه دوست به چيزی نمی‌خرد ما را
به عالمی نفروشيم مويی از سر دوست

چه باشد ار شود از بند غم دلش آزاد
چو هست حافظ مسکين غلام و چاکر دوست

**
HÂFIZ YOKLUK YURDUNDAN GİTTİ DENMEDEN NE OLUR, HATIRINI SORMAK ÜZERE BİR KERECİK OLSUN GEL!

75. t
O peri yüzlü güzel, elbisesine bürünüp bizden ayrıldı gitti. Acaba ne suç gördü de hata yolundan yürüdü ki?
O âlemi gören göz, nazarımdan gideli gözden neler gitti? Kimsecikler bilmez.
Dün gece ciğerimizin yanışından meydana gelen ve başımızdan gelip geçen duman, mumun bile başından geçmemiştir!
Onsuz ve ondan uzaktayken anbean gözüme gelen göz yaşı seli, gözümden giden belâ tufanı!
Ayrılık derdi gelince yere yıkıldık, elden deva gidince dert içinde kaldık.
Güzel, vuslata dua ile erişmenin imkânı var dedi. Bir ömürdür bütün günüm dua etmekle geçti.
Neye ihram bağlayayım? O kıble burada değil ki. Neye sâyedeyim? Merve’nin Safa’sı gitti.
Dün doktor beni gördü de tahassürle dedi ki:
Heyhat, hastalığı şifa kanununu da aştı!
Sevgili, Hâfız yokluk yurdundan gitti denmeden ne olur, hatırını sormak üzere bir kerecik olsun gel!
An Turk-i peri çihre ki der zır-i kaba reft
Âyâ çi hatâ did ki ez râh-ı hatâ reft
82‏

آن ترک پری چهره که دوش از بر ما رفت
آيا چه خطا ديد که از راه خطا رفت

تا رفت مرا از نظر آن چشم جهان بين
کس واقف ما نيست که از ديده چه‌ها رفت

بر شمع نرفت از گذر آتش دل دوش
آن دود که از سوز جگر بر سر ما رفت

دور از رخ تو دم به دم از گوشه چشمم
سيلاب سرشک آمد و طوفان بلا رفت

از پای فتاديم چو آمد غم هجران
در درد بمرديم چو از دست دوا رفت

دل گفت وصالش به دعا باز توان يافت
عمريست که عمرم همه در کار دعا رفت

احرام چه بنديم چو آن قبله نه اين جاست
در سعی چه کوشيم چو از مروه صفا رفت

دی گفت طبيب از سر حسرت چو مرا ديد
هيهات که رنج تو ز قانون شفا رفت

ای دوست به پرسيدن حافظ قدمی نه
زان پيش که گويند که از دار فنا رفت

**
VÂİZ, BU NE FERYAT? VAR GİT İŞİNE. YOLDAN ÇIKAN BENİM GÖNLÜM, SANA NE OLDU Kİ?

76. t
Vâiz, bu ne feryat? Var git işine. Yoldan çıkan benim gönlüm, sana ne oldu ki?
Mademki sevgilinin dudağı beni ney gibi muradıma eriştirmiyor, bütün âlemin nasihati, kulağıma yel gibi gelir!
Tanrı’nın yoktan yarattığı beli, tasavvuru müşkül öyle bir ince mesele ki hiç bir mahlûk halledemedi gitti.
Civarındaki yoksul, sekiz cennetten de müstağnidir. Aşkının tutsağı, iki cihandan da hürdür.
Aşk sarhoşluğu beni harabetti ama varlığımın esası, o haraplıktan mamur olmada.
Gönül, sevgilinin zulmünden, cevrinden ağlayıp inleme, sevgili, sana ancak bunu nasibetmiş, bunu vermiş!
Yürü Hâfız, masal söyleme, afsun okuyup üfürme. Hatırımda bu çeşit masallar, buna benzer afsunlar pek çok!

Birov be kâr-ı hod ey vâ’iz in çi feryâdest
Mera futâd dil ezreh tura çi uftâdest
35‏

برو به کار خود ای واعظ اين چه فريادست
مرا فتاد دل از ره تو را چه افتادست

ميان او که خدا آفريده است از هيچ
دقيقه‌ايست که هيچ آفريده نگشادست

به کام تا نرساند مرا لبش چون نای
نصيحت همه عالم به گوش من بادست

گدای کوی تو از هشت خلد مستغنيست
اسير عشق تو از هر دو عالم آزادست

اگر چه مستی عشقم خراب کرد ولی
اساس هستی من زان خراب آبادست

دلا منال ز بيداد و جور يار که يار
تو را نصيب همين کرد و اين از آن دادست

برو فسانه مخوان و فسون مدم حافظ
کز اين فسانه و افسون مرا بسی يادست

**
NİCE NÜKTELER VAR, FAKAT HANİ BİR ESRARA MAHREM?

77. t
Ey seher rüzgârı, sevgilinin istirahat ettiği yer, o âşık öldüren hileci ay yüzlünün konağı nerde?
Karanlık gece, önde Eymen Vâdisi’nin yolu… fakat Tur’da görünen ateş nerde, vuslat vâdisi hani?
Cihana kim geldiyse harabolmuş, bir haraplığa düşmüştür. Söyleyin, nerde harabatta bir akıllı ?
Beşaret ehli, işaretten anlayandır. Nice nükteler var, fakat hani bir esrara mahrem?
Seninle her kılımızın binlerce işi var. Biz neredeyiz, işi gücü olmayıp bizi kınayan nerede?
* Büklüm büklüm saçlarından bir sorun: Bu gama düşmüş, başı dönmüş gönül hangisine giriftar?
Akıl divane oldu, o misk gibi siyah ve kokulu silsile nerde? Gönül bizden kaçıp bir bucağa gitti, sığındı, sevgilinin kaşı nerde?
Sâki, çalgıcı, şarap… hepsi hazır. Fakat işret, sevgili olmadıkça olmaz, nerde sevgili?
Hâfız, dünya yeşilliğinde güz rüzgârından incinme… makul düşün, dikensiz gül nerde ki?
Ey nesim-i seher ârâmgeh-i yâr kucâst
Menzil-i an meh-i âşık-kuş-i ‘ayyar kucâst
19‏

ای نسيم سحر آرامگه يار کجاست
منزل آن مه عاشق کش عيار کجاست

شب تار است و ره وادی ايمن در پيش
آتش طور کجا موعد ديدار کجاست

هر که آمد به جهان نقش خرابی دارد
در خرابات بگوييد که هشيار کجاست

آن کس است اهل بشارت که اشارت داند
نکته‌ها هست بسی محرم اسرار کجاست

هر سر موی مرا با تو هزاران کار است
ما کجاييم و ملامت گر بی‌کار کجاست

بازپرسيد ز گيسوی شکن در شکنش
کاين دل غمزده سرگشته گرفتار کجاست

عقل ديوانه شد آن سلسله مشکين کو
دل ز ما گوشه گرفت ابروی دلدار کجاست

ساقی و مطرب و می جمله مهياست ولی
عيش بی يار مهيا نشود يار کجاست

حافظ از باد خزان در چمن دهر مرنج
فکر معقول بفرما گل بی خار کجاست

**
TARİKATTA KIRILMAK YOKTUR, ŞARAP SUN… GÖRDÜĞÜN HER KEDER, BİZE AYNI SAFA GİBİ GELİP GEÇTİ.

78. t
Misk gibi zülfünün elinden bir hata çıktıysa çıktı; kara beni, bize bir cefa ettiyse etti.
Aşk şimşeği bir yün hırka giyinen kişinin harmanını yaktıysa yaktı; muradına ermiş padişah, bir yoksula cevrettiyse etti.
Bir gönül, sevgilinin bakışlarından bir yük yüklendiyse yüklendi, olup bitti. Canla canan arasında bir macera olduysa oldu geçti.
Söz getirip götürenlerden elemeler meydana geldi ama arkadaşlar arasındaki bu yakışmaz iş geçti gitti, gayri anılmaz bile!
Tarikatta kırılmak yoktur, şarap sun… gördüğün her keder, bize aynı safa gibi gelip geçti.
** Gönül, âşıklıkta tahammül gerek, ayağını dire. Bir elem olduysa oldu, bir hata yapıldıysa yapıldı.
Vaize söyle: Hâfız’ı, tekkeden çıkıp gitti diye ayıplamasın. Hür kişilerin ayakları bir yere bağlanmaz ki, gittiyse gitti.
Ger zi dest-i zulf-i muşkinet hatâi reft reft
Ver zi hindü-yı şumâ ber mâ cefai reft reft
83‏

گر ز دست زلف مشکينت خطايی رفت رفت
ور ز هندوی شما بر ما جفايی رفت رفت

برق عشق ار خرمن پشمينه پوشی سوخت سوخت
جور شاه کامران گر بر گدايی رفت رفت

در طريقت رنجش خاطر نباشد می بيار
هر کدورت را که بينی چون صفايی رفت رفت

عشقبازی را تحمل بايد ای دل پای دار
گر ملالی بود بود و گر خطايی رفت رفت

گر دلی از غمزه دلدار باری برد برد
ور ميان جان و جانان ماجرايی رفت رفت

از سخن چينان ملالت‌ها پديد آمد ولی
گر ميان همنشينان ناسزايی رفت رفت

عيب حافظ گو مکن واعظ که رفت از خانقاه
پای آزادی چه بندی گر به جايی رفت رفت
**
“VAH YAZIK, GİTTİ DE VEDALAŞAMADIK BİLE” DİYE BÜTÜN GECE AĞLAYIP İNLEDİK.

79. t
Lâl dudağından bir şerbet içirmeden geçti gitti. Ay gibi yüzünü doya doya seyredemedik vesselam.
Sanki bizim sohbetimizden adamakıllı sıkılmıştı. Yükünü bağladı, tozuna bile erişmedik, geçip gitti:
Seferden vazgeçmesi için Fatiha’yı, Hırz-ı Yemânî’yi, İhlâs suresini okuyup üfürdük ama hiç bir tesiri olmadı, yürüdü gitti:
Bizi melâmet civarından gitmem diye aldatırdı. Fakat gördün mü? Bu çeşit aldatışlara inandık ama aldatıp gitti!
Güzellik ve letafet çimenliğinde salınan bir fidan oldu. Fakat biz vuslatının gülistanında salınamadık, geçti gitti!
Hâfız gibi, “Vah yazık, gitti de vedalaşamadık bile” diye bütün gece ağlayıp inledik.
Şerbeti ez leb-i la’leş biçeşıdim-u bireft
Ruy-ı meh-peyker-i o sir nedidim-u bireft

85‏

شربتی از لب لعلش نچشيديم و برفت
روی مه پيکر او سير نديديم و برفت

گويی از صحبت ما نيک به تنگ آمده بود
بار بربست و به گردش نرسيديم و برفت

بس که ما فاتحه و حرز يمانی خوانديم
وز پی اش سوره اخلاص دميديم و برفت

عشوه دادند که بر ما گذری خواهی کرد
ديدی آخر که چنين عشوه خريديم و برفت

شد چمان در چمن حسن و لطافت ليکن
در گلستان وصالش نچميديم و برفت

همچو حافظ همه شب ناله و زاری کرديم
کای دريغا به وداعش نرسيديم و برفت
‏**
AŞK ÇEŞMESİNDEN APTES ALIR ALMAZ HER NE VARSA, BÜTÜN VARLIĞA DÖRT TEKBİR GETİRİVERDİM!

80. t
Ben sarhoşum, bu sarhoştan ibadet ve salâha ait ahd ü peyman isteğinde bulunma. Ben, daha Elest gününde sarhoşlukla meşhur oldum.
Aşk çeşmesinden aptes alır almaz her ne varsa, bütün varlığa dört tekbir getiriverdim!
Şarap sun da seni kaza ve kaderden agâh edeyim. Kimin yüzüne âşık oldum, kimin kokusundan sarhoş., anlatayım.
Ey şaraba tapan, aşk yolunda dağın beli, karınca belinden daha ince, daha ehemmiyetsizdir; rahmet kapısından ümit kesme!
Nazar değmesin, o mestane gözden başka hiç bir kimse bu gök kubbenin altında hoş ve rahat değil!
Can, ağzına kurban olsun. Cihan yeşilliğini bezeyen, görünüş bağında bu koncadan daha güzel hiç bir şey yaratmadı.
Hâfız, aşk devletiyle bir Süleyman kesildi.
Yani sevgili, vuslatına dair elinde ancak bir rüzgâr var!
Metaleb tâ’at-u peymân-ı selâh ez men-i mest
Ki be peymâne-keşi şöhre şudem rüz-ı Elest
24‏

مطلب طاعت و پيمان و صلاح از من مست
که به پيمانه کشی شهره شدم روز الست

من همان دم که وضو ساختم از چشمه عشق
چارتکبير زدم يک سره بر هر چه که هست

می بده تا دهمت آگهی از سر قضا
که به روی که شدم عاشق و از بوی که مست

کمر کوه کم است از کمر مور اين جا
نااميد از در رحمت مشو ای باده پرست

بجز آن نرگس مستانه که چشمش مرساد
زير اين طارم فيروزه کسی خوش ننشست

جان فدای دهنش باد که در باغ نظر
چمن آرای جهان خوشتر از اين غنچه نبست

حافظ از دولت عشق تو سليمانی شد
يعنی از وصل تواش نيست بجز باد به دست

**
İSA’NIN RUH BAĞIŞLAMASINI ANMAM BİLE. ÇÜNKÜ CAN ARTTIRMADA DUDAĞIN KADAR MAHARETİ YOK!

81. t
Gözlerimin bebekleri, yüzünden başka bir şeye bakmamakta… perişan gönlümüz, senden başkasını anmamakta.
Gönül yarasının kanından bir an bile temiz olmamakla beraber göz yaşlarım, yine haremini tavaf etmek için ehramlara bürünmekte.
Sidre kuşu, seni dilemek hevesiyle uçmuyorsa dilerim, vahşî kuş gibi tuzağa tutulsun, kafese girsin!
Müflis âşık, sana kalb gönlünü veriyorsa ayıplama. Ne yapsın, geçer akçası yok ki!
Kimin himmeti onu dilemekte noksan değilse, kim onu azmederek isterse nihayet eli, elbette o yüce selviye ulaşır.
İsa’nın ruh bağışlamasını anmam bile. Çünkü can arttırmada dudağın kadar mahareti yok!
Aşkının ateşini sarf etmekte, bir ah bile etmemekteyim. Böyle olduğu halde bana gönül yarasına sabretmiyor denebilir mi?
Daha zülfünün ucunu gördüğüm gün dedim ki: Bu silsilenin perişanlığına nihayet olamaz.
Sana ulaşmak, yalnız Hâfız’ın gönlünde olan bir şey değil. Hatırında bu istek olmayan kim vardır?
Merdum-i dide-i mâ cuz be ruhet nazır nist
Dil-i ser-geşte-i mâ gayr-i tura zâkir nist
70‏

مردم ديده ما جز به رخت ناظر نيست
دل سرگشته ما غير تو را ذاکر نيست

اشکم احرام طواف حرمت می‌بندد
گر چه از خون دل ريش دمی طاهر نيست

بسته دام و قفس باد چو مرغ وحشی
طاير سدره اگر در طلبت طاير نيست

عاشق مفلس اگر قلب دلش کرد نثار
مکنش عيب که بر نقد روان قادر نيست

عاقبت دست بدان سرو بلندش برسد
هر که را در طلبت همت او قاصر نيست

از روان بخشی عيسی نزنم دم هرگز
زان که در روح فزايی چو لبت ماهر نيست

من که در آتش سودای تو آهی نزنم
کی توان گفت که بر داغ دلم صابر نيست

روز اول که سر زلف تو ديدم گفتم
که پريشانی اين سلسله را آخر نيست

سر پيوند تو تنها نه دل حافظ راست
کيست آن کش سر پيوند تو در خاطر نيست

**
VEDALAŞIRKEN O KADAR AĞLADIM Kİ GÖZÜNDEN IRMAK OLSUN, GÖZÜMDE NUR KALMADI.

82. t
Güneş gibi olan yüzün gizlendi, günümün aydınlığı bitti: Ömrümden kalan ancak kapkaranlık bir gece!
Ayrılığının çaresi ancak sabır. Fakat takatim kalmadı, nasıl sabredeyim?
Seninle vedalaşırken o kadar ağladım ki gözünden ırmak olsun, gözümde nur kalmadı.
Hayalin, gözümden hem gider, hem de “Yazıklar olsun… böyle bir bucak haraboldu” derdi.
Vuslatın, başımdan eceli uzaklaştırdı. Fakat ayrılığının devleti sayesinde şimdi o uzaklaştırma geçti, ecelim gelip çattı artık!
Rakibin “Başın sağ olsun, senden ayrı olan o hasta öldü” diyeceği an yaklaştı.
** Bundan böyle sevgili, zahmet edip gelse bile ne faydası var ki? Hasta bedenden can çıkmak üzere; yaşamama imkân yok!
Firakından gözlerimin yaşı akıp gidiyorsa de ki: Ciğer kanını da dökmek gerek!
Hâfız, gamdan, gussadan ağlayıp duruyor, güldüğü hiç yok. Yaslıda düğün, dernek düşüncesi kalmaz ki.
Bi mihr-i ruhet rüz-ı mera nur nemandest
Vez ö’mr-i mera cuz şeb-i deycür nemandest
38‏

بی مهر رخت روز مرا نور نماندست
وز عمر مرا جز شب ديجور نماندست

هنگام وداع تو ز بس گريه که کردم
دور از رخ تو چشم مرا نور نماندست

می‌رفت خيال تو ز چشم من و می‌گفت
هيهات از اين گوشه که معمور نماندست

وصل تو اجل را ز سرم دور همی‌داشت
از دولت هجر تو کنون دور نماندست

نزديک شد آن دم که رقيب تو بگويد
دور از رخت اين خسته رنجور نماندست

صبر است مرا چاره هجران تو ليکن
چون صبر توان کرد که مقدور نماندست

در هجر تو گر چشم مرا آب روان است
گو خون جگر ريز که معذور نماندست

حافظ ز غم از گريه نپرداخت به خنده
ماتم زده را داعيه سور نماندست
**
DURAĞI ANCAK KÂBE OLAN ZAHİDİ GÖRDÜM: O BİLE DUDAĞININ ZİKRİYLE MEYHANE KAPISINDA MUKİM OLMUŞ!

83. t
Zülfün, rüzgârın eline düşünce sevdalı gönül, hasedinden, kederinden iki parça oldu.
Sihirbaz gözün sihrin ta kendisi, sihre ait ne varsa onda yazılı. Yalnız şu kadar var ki bu muskanın kendisi de hasta!
Zülfünün büklümündeki o kara ben nedir, bilir misin? Cim harfinin çanağına düşen mürekkep noktası!
Cennet gibi yanağında misk gibi siyah ve güzel kokulu zülfün nedir? Cennet bahçesindeki tavus!
Ey canımın munisi sevgili, yüzünü görmek hevesine düşen gönlüm, yolda bulunan ve rüzgârın eline düşmüş olan bir avuç tozdan, topraktan ibaret!
Bu toprak beden, civarına öyle bir düşüş düşmüş ki toz gibi kalkıp savrulmasına imkân yok!
Ey İsa nefesli canan, vücuduma vuran selvi boyunun gölgesi, âdeta Çürümüş kemiklere düşen bir ruhun aksi!
Durağı ancak Kâbe olan zahidi gördüm: O bile dudağının zikriyle meyhane kapısında mukim olmuş!
Aziz dost, sevginde kendini kaybetmiş Hâfız’ın derdinle bağdaşması dünden, bugünden değil, ezelî bir ahit!
Tâ ser-i zulf-i tu der dest-i nesim uftâdest
Dil-i sevdâ-zede ez ğussa du nim uftâdest
36‏

تا سر زلف تو در دست نسيم افتادست
دل سودازده از غصه دو نيم افتادست

چشم جادوی تو خود عين سواد سحر است
ليکن اين هست که اين نسخه سقيم افتادست

در خم زلف تو آن خال سيه دانی چيست
نقطه دوده که در حلقه جيم افتادست

زلف مشکين تو در گلشن فردوس عذار
چيست طاووس که در باغ نعيم افتادست

دل من در هوس روی تو ای مونس جان
خاک راهيست که در دست نسيم افتادست

همچو گرد اين تن خاکی نتواند برخاست
از سر کوی تو زان رو که عظيم افتادست

سايه قد تو بر قالبم ای عيسی دم
عکس روحيست که بر عظم رميم افتادست

آن که جز کعبه مقامش نبد از ياد لبت
بر در ميکده ديدم که مقيم افتادست

حافظ گمشده را با غمت ای يار عزيز
اتحاديست که در عهد قديم افتادست

**

84.
Gönül, kendi kendisini zülfünün tuzağına müptelâ kıldı, onu gamzenle öldür… lâyığı bu!
Gönlümüzü ele almak, muradımızı vermek elinden geliyorsa durma, lütfet… çünkü tam yerinde bir hayırdır doğrusu.
Gülün güzelliği Çin ve Çigil diyarındaki miske muhtaç değildir. Nefesi kendi kaftanının iliğinden hâsıl olur.
Ey tatlı dilli sevgilim, canına andolsun, karanlık gecelerde mum gibi yanıp yakılmadaki maksadım kendimi yok etmektir.
Ey bülbül, sana gülün işvesini, tabiatını söyledim ya., bırak bu aşkı, çünkü o gülümseyen gül, ancak kendisini beğenir, kendi fikrine uyar.
Âlemin mürüvvetsiz devletlilerine başvurma, onların kapılarına varma. Afiyet hazinen,. yine kendi evinde, yine kendi yurdundadır.
Hâfız, yandı, bitti deyi ne sevgiliye karşı beslediği aşk şartını bozmadı. Hala ahdinde duruyor, hala vefakar !
Be dam-ı zulf-i tu dil mubtela-yı hiştenest
Bikuş be gamze ki ineş seza- yi hiştenest
50‏

به دام زلف تو دل مبتلای خويشتن است
بکش به غمزه که اينش سزای خويشتن است

گرت ز دست برآيد مراد خاطر ما
به دست باش که خيری به جای خويشتن است

به جانت ای بت شيرين دهن که همچون شمع
شبان تيره مرادم فنای خويشتن است

چو رای عشق زدی با تو گفتم ای بلبل
مکن که آن گل خندان برای خويشتن است

به مشک چين و چگل نيست بوی گل محتاج
که نافه‌هاش ز بند قبای خويشتن است

مرو به خانه ارباب بی‌مروت دهر
که گنج عافيتت در سرای خويشتن است

بسوخت حافظ و در شرط عشقبازی او
هنوز بر سر عهد و وفای خويشتن است

**
ZAHİTLİK HIRKAMI HARABAT SUYU ALIP GÖTÜRDÜ. AKIL EVİNİ DE MEYHANE ATEŞİ, SİLİP SÜPÜRDÜ!

85.
Göğsüm, sevgilinin derdiyle gönül ateşine yandı. Bu gönül yurdunda öyle bir ateş vardı ki göğüs kâşenesini yaktı, yandırdı.
Tenim, sevgilinin ayrılığıyle eridi. Canım, sevgilinin yüzünün güneşiyle yandı.
Peri yüzlü güzel, kim, senin zincire benzeyen zülfünü gördüyse sevdalı gönlü, bu divaneye sızladı, yandı.
Beni tanıyanların gönülleri yanarsa, tanıdıklarım, bana acırlarsa şaşılacak bir şey mi?
Ben kendimden geçtim mi, tanımayanların bile gönülleri yanıyor!
Zahitlik hırkamı harabat suyu alıp götürdü. Akıl evini de meyhane ateşi, silip süpürdü!
** Gönlüm, ettiğim tövbeyi kadeh gibi kırıverdi; ciğerim de şarapsız, kadehsiz kaldı da şarap gibi yanıp yakıldı!
Macerayı kısa kes, tekrar gel ki gözbebeğim, gömleğini başından çıkardı, şükrâne olarak ateşe yaktı, sulh etti. Sen de geçmişi bırak artık!
* Gönül yanışına bak ki gözyaşımdaki fazla hararetten mum bile dün gece bana acıdı da pervane gibi yandı, yakıldı.
Hâfız, masalı bırak, bir zaman da şarap iç. Çünkü bütün gece uyumadık, mum da efsanelerle yandı durdu.
Sineem zâteş-i dil der ğarn-ı cânâne bisüht
Ateşi bud derin hâne ki kâşane bisüht
17‏

سينه از آتش دل در غم جانانه بسوخت
آتشی بود در اين خانه که کاشانه بسوخت

تنم از واسطه دوری دلبر بگداخت
جانم از آتش مهر رخ جانانه بسوخت

سوز دل بين که ز بس آتش اشکم دل شمع
دوش بر من ز سر مهر چو پروانه بسوخت

آشنايی نه غريب است که دلسوز من است
چون من از خويش برفتم دل بيگانه بسوخت

خرقه زهد مرا آب خرابات ببرد
خانه عقل مرا آتش ميخانه بسوخت

چون پياله دلم از توبه که کردم بشکست
همچو لاله جگرم بی می و خمخانه بسوخت

ماجرا کم کن و بازآ که مرا مردم چشم
خرقه از سر به درآورد و به شکرانه بسوخت

ترک افسانه بگو حافظ و می نوش دمی
که نخفتيم شب و شمع به افسانه بسوخت

 

**
ZÂHİRE TAPAN ZAHİT, BİZİM HALİMİZİ BİLMEZ. ONUN İÇİN HAKKIMIZDA NE DERSE DESİN, HOŞ GÖRÜRÜZ.

86.
Zâhire tapan zahit, bizim halimizi bilmez. Onun için hakkımızda ne derse desin, hoş görürüz.
Tarikatta sâlike ne zuhur ederse hayır odur. Gönül, doğru yolda kimse azıtmamıştır.
Bakalım ne oyun görünecek, hele bir beydak sürelim. Rintlerin satranç meydanında şah, yelip yortmaz.
Bu nakışları çok, sade ve yüce tavan nedir? Hiç bir ârif bu muammayı bilmiyor.
Yarabbi, bu ne istiğna, bu ne kudretli hikmet? Bütün yaralar gizli, ah etmeye bile mecal yok!
Bizim Sahib-Divanımız, galiba soruya, hesaba, kıyamete inanmıyor. Çünkü bu hükümde “Hasbeten lillâh Tanrı için” yazısı yok.
Kim gelmek isterse “gel” de. Kim ne söylemek isterse “söyle” de. Bu kapıda perdeciyle kapıcının kibri, nazı yok.
Kusur, noksan, bizim düzgün olmayan boyumuzda, posumuzda. Yoksa senin ihsan ettiğin elbise kimsenin boyuna kısa gelmez.
Meyhane kapısına gitmek, tek renkli kişilerin harcıdır. Kendilerini beğenip satanlara şarap satanlar mahallesine yol yoktur.
Meyhane Pîrinin kuluyum, onun lütfü daimi. Yoksa zahit şeyhin lûtfu bazan var, bazan yok!
Hâfız, başköşeye oturmuyorsa meşrebinin yüceliğinden. Sarhoş âşık, mal, mevki kaydında değildir ki.
Zâhid-i zâhir perest ez hâl-i mâ âgâh nist
Der hakk-ı mâ her çi gûyed cây-ı hiç ikrah nist
71‏

زاهد ظاهرپرست از حال ما آگاه نيست
در حق ما هر چه گويد جای هيچ اکراه نيست

در طريقت هر چه پيش سالک آيد خير اوست
در صراط مستقيم ای دل کسی گمراه نيست

تا چه بازی رخ نمايد بيدقی خواهيم راند‏
عرصه شطرنج رندان را مجال شاه نيست

چيست اين سقف بلند ساده بسيارنقش
زين معما هيچ دانا در جهان آگاه نيست

اين چه استغناست يا رب وين چه قادر حکمت است
کاين همه زخم نهان هست و مجال آه نيست

صاحب ديوان ما گويی نمی‌داند حساب
کاندر اين طغرا نشان حسبه لله نيست

هر که خواهد گو بيا و هر چه خواهد گو بگو
کبر و ناز و حاجب و دربان بدين درگاه نيست

بر در ميخانه رفتن کار يک رنگان بود
خودفروشان را به کوی می فروشان راه نيست

هر چه هست از قامت ناساز بی اندام ماست
ور نه تشريف تو بر بالای کس کوتاه نيست

بنده پير خراباتم که لطفش دايم است
ور نه لطف شيخ و زاهد گاه هست و گاه نيست

حافظ ار بر صدر ننشيند ز عالی مشربيست
عاشق دردی کش اندربند مال و جاه نيست
‏**
HİÇ SÖNMEYEN ATEŞ BİZİM GÖNLÜMÜZDE. ONUN İÇİN PÎR-İ MUGÂN AZİZ TUTUYOR, AĞIRLIYOR.

87.
Gönül ehlinin sözünü duyunca “Yanlış” deme. Söz anlamıyorsun canım, efendim… yanlış burada.
Başım dünyaya da eğilmemekte, ahrete de. Başımızdaki bu fitneleri Tanrı mübarek etsin.
Bu gönlü dertli âşıkın gönlündeki kimdir bilmem ki? Ben susmaktayım, gönülde feryatlar, kavgalar var!
Gönlüm perdeden çıktı. Çalgıcı, nerdesin? Çal, oku, kendine gel. İşimiz bu perdeden düzene girmekte.
Dünya işine hiç iltifatım yoktu. Fakat yüzün dünyayı da, dünya işlerini de bezedi, bana güzel göstermeye başladı.
İştiyakını çektiğimden, hayalini kurup durduğumdan nice gecelerdir uyumadım. Yüz gecelik sersemliğim var, meyhane nerde?
Bir bak, ibadet yeri, gönlümün kanıyla bulandı. Artık beni şarapla yıkasanız da haklısınız !
Hiç sönmeyen ateş bizim gönlümüzde. Onun için Pîr-i Mugân aziz tutuyor, ağırlıyor.
O çalgıcının çaldığı nağme neydi ki ömür geçip gitti de aklım hâlâ o havayla dolu, fikrimde hâlâ lezzeti var.
Dün gece gönlüme aşkından haber verdiler. Hâfız’ın gönül fezası, hâlâ o sesle dolu:
Çu bişnovi suhan-ı ehl-i dil megü ki hatâst
Suhan-şinâs nei cân-ı men hatâ incâst
22‏
چو بشنوی سخن اهل دل مگو که خطاست
سخن شناس نه‌ای جان من خطا اين جاست

سرم به دنيی و عقبی فرو نمی‌آيد
تبارک الله از اين فتنه‌ها که در سر ماست

در اندرون من خسته دل ندانم کيست
که من خموشم و او در فغان و در غوغاست

دلم ز پرده برون شد کجايی ای مطرب
بنال هان که از اين پرده کار ما به نواست

مرا به کار جهان هرگز التفات نبود
رخ تو در نظر من چنين خوشش آراست

نخفته‌ام ز خيالی که می‌پزد دل من
خمار صدشبه دارم شرابخانه کجاست

چنين که صومعه آلوده شد ز خون دلم
گرم به باده بشوييد حق به دست شماست

از آن به دير مغانم عزيز می‌دارند
که آتشی که نميرد هميشه در دل ماست

چه ساز بود که در پرده می‌زد آن مطرب
که رفت عمر و هنوزم دماغ پر ز هواست

ندای عشق تو ديشب در اندرون دادند
فضای سينه حافظ هنوز پر ز صداست

**
ZÜLFÜNÜN BÜKLÜMÜ, KÜFÜRÜN DE TUZAĞI, İMANIN DA. BU, SANAT YURDUNDAKİ SANATLARINDAN BİR PARÇACIĞI!

88.t
Zülfünün büklümü, küfürün de tuzağı, imanın da. Bu, sanat yurdundaki sanatlarından bir parçacığı!
Yüzün, güzellik mucizesi ama bakışının sözü, apaçık sihir!
* O şuh gözden canını kurtarmaya imkân mı var? Daima elinde yay, pusuda!
O siyah göze yüzlerce aferin! Aşık öldürmede sihirler yaratıyor!
Aşkın heyet ilmi, ne şaşılacak ilim. Gökün yedinci katı, o ilme göre yerin yedinci katı!
Samimisin ki kötü sözlü öldü de canını kurtardı? Hele dur bakalım, daha Kirâmen Kâtibîn’le görülecek hesabı var!
Hâfız, zülfünün mekrinden emin olma. Zira gönlü aldı, şimdi de dini almak kaydında!
Ham-ı zulf-i tu dâm-ı kufr-u dinest
Zi kâristân-ı o yek şemme mest
55‏

خم زلف تو دام کفر و دين است
ز کارستان او يک شمه اين است

جمالت معجز حسن است ليکن
حديث غمزه‌ات سحر مبين است

ز چشم شوخ تو جان کی توان برد
که دايم با کمان اندر کمين است

بر آن چشم سيه صد آفرين باد
که در عاشق کشی سحرآفرين است

عجب علميست علم هيت عشق
که چرخ هشتمش هفتم زمين است

تو پنداری که بدگو رفت و جان برد
حسابش با کرام الکاتبين است

مشو حافظ ز کيد زلفش ايمن
که دل برد و کنون دربند دين است
**
GÖNLÜM DE GİTTİ, DİNİM DE. SEVGİLİ BENİ KINAMAYA KALKIŞIP HAYDİ GİT, BENİMLE DÜŞÜP KALKMA;

89.t
Gönlüm de gitti, dinim de. Sevgili beni kınamaya kalkışıp haydi git, benimle düşüp kalkma; gayri sende hayır kalmadı, dedi.
Kimi duyduk ki bu mecliste bir an olsun meserretle oturdu da sohbet sonu nedametle kalkmadı.
Mum nasılsa yanılıp sevgilinin gülümseyen parlak yüzüne kendisini benzetti. Fakat bu suçun affı için âşıklarının huzurunda nice geceler ayaküstü dikilip ağladı, yandı yakıldı.
Çayırda bahar rüzgârı, o yanağın, o boyun posun havasıyle gül ve selvi yanından kalkıp esmeye başladı.
Sarhoş bir halde geçip gittin. Melekût âleminde halvete girmiş olanlar bile seni görünce birbirlerine karıştılar, bir kıyamettir koptu!
Boyum posum var diye naza kalkışan selvi, senin yürüyüşüne karşı utancından baş bile kaldıramadı, ayağını bile atamadı.
Hâfız, şu hırkanı at, belki canını kurtarabilirsin. Çünkü riya ve keramet harmanı tutuştu, alevlendi.
Dil-u dinem şud-u dilber be melâmet berhâst
Guft bâ mâ menişin kez tu selâmet berhâst
21‏

دل و دينم شد و دلبر به ملامت برخاست
گفت با ما منشين کز تو سلامت برخاست

که شنيدی که در اين بزم دمی خوش بنشست
که نه در آخر صحبت به ندامت برخاست

شمع اگر زان لب خندان به زبان لافی زد
پيش عشاق تو شب‌ها به غرامت برخاست

در چمن باد بهاری ز کنار گل و سرو
به هواداری آن عارض و قامت برخاست

مست بگذشتی و از خلوتيان ملکوت
به تماشای تو آشوب قيامت برخاست

پيش رفتار تو پا برنگرفت از خجلت
سرو سرکش که به ناز از قد و قامت برخاست

حافظ اين خرقه بينداز مگر جان ببری
کاتش از خرقه سالوس و کرامت برخاست
**
GÖNÜL, AŞK DERDİNİ HALKTAN GİZLİYOR AMA HÂFIZ, SENİN BU AĞLAYAN GÖZLERİN SEBEPSİZ AĞLAMIYOR YA.

90.
O fettan nergisin uykuya dalması, tegafülden gelmesi sebepsiz değil. O perişan zülfünün bükümlerinde elbet bir sebep var.
Dudağından henüz süt akıyordu. Ben, bu tuzluğun etrafındaki şeker, herhalde sebepsiz değildir, derdim.
Ömrün uzun olsun, iyice biliyorum ki yay kurduğun kirpik oklarının bir sebebi var.
Gönül herhalde gama, mihnete, derde, ayrılığa müptelâsın. Bu nâle, bu feryat, asılsız olamaz.
Dün gece yel, sevgilinin civarından gülistana geldi, oradan gelip geçti. Ey gül, yakam yırtman sebepsiz değil.
Gönül, aşk derdini halktan gizliyor ama Hâfız, senin bu ağlayan gözlerin sebepsiz ağlamıyor ya.
Hâb-ı an nerkis-i fettan-ı tu bi çizi nist
Tâb i an zulf-i perişân-ı tu bi çizi nist
75‏

خواب آن نرگس فتان تو بی چيزی نيست
تاب آن زلف پريشان تو بی چيزی نيست

از لبت شير روان بود که من می‌گفتم
اين شکر گرد نمکدان تو بی چيزی نيست

جان درازی تو بادا که يقين می‌دانم
در کمان ناوک مژگان تو بی چيزی نيست

مبتلايی به غم محنت و اندوه فراق
ای دل اين ناله و افغان تو بی چيزی نيست

دوش باد از سر کويش به گلستان بگذشت
ای گل اين چاک گريبان تو بی چيزی نيست

درد عشق ار چه دل از خلق نهان می‌دارد
حافظ اين ديده گريان تو بی چيزی نيست
‏**
BİZ NE RİYAKÂR RİNDİZ, NE NİFAK ADAMI. GİZLİ ŞEYLERİ BİLEN TANRI, BUNA ŞAHİTTİR.

91. *
Oruç geçti, bayram geldi, gönüller neşelendi. Şarap, meyhanede köpürdü, şarap istemek zamanı gelip çattı.
Zahitlik satan ağır canlıların nöbeti geçti. Rintlerin rintlik ve neşe zamanı geldi.
Bizim gibi şarap içen niçin kınansın? Âşık rinde bu, ne ayıptır, ne de hata!
Böyle riyasız şarap içiş, riya ile zahitlik satıştan yeğdir.
Biz ne riyakâr rindiz, ne nifak adamı. Gizli şeyleri bilen Tanrı, buna şahittir.
Tanrı’nın farzını yerine getirir, kimseye kötü söylemeyiz. Bu caiz değildir dedikleri şeye caizdir demeyiz.
Seninle birkaç kadeh şarap içersek ne olur ki? Şarap, zamanın kanı, senin kanın değil ya!
Bu, kimseye zarar verecek bir ayıp değil. Hatta ayıp olsa bile ne var? Ayıbı olmayan adam nerde?
Hâfız, nasıl, ne için sözünü bırak… biraz da şarap iç. Tanrı hükmüne karşı nasıl, ne için demeye mecal mi var?
Rüze yeksü şud-u ciyd âmed-u dilhâ berhâst
Mey zi humhâne becüş âmed-u mey bâyedbâst
20‏

روزه يک سو شد و عيد آمد و دل‌ها برخاست
می ز خمخانه به جوش آمد و می بايد خواست

نوبه زهدفروشان گران جان بگذشت
وقت رندی و طرب کردن رندان پيداست

چه ملامت بود آن را که چنين باده خورد
اين چه عيب است بدين بی‌خردی وين چه خطاست

باده نوشی که در او روی و ريايی نبود
بهتر از زهدفروشی که در او روی و رياست

ما نه رندان رياييم و حريفان نفاق
آن که او عالم سر است بدين حال گواست

فرض ايزد بگذاريم و به کس بد نکنيم
وان چه گويند روا نيست نگوييم رواست

چه شود گر من و تو چند قدح باده خوريم
باده از خون رزان است نه از خون شماست

اين چه عيب است کز آن عيب خلل خواهد بود
ور بود نيز چه شد مردم بی‌عيب کجاست
‏**
ŞARAP İÇENLERSE ONUN MEST GÖZLERİNDEN SARHOŞ OLMUŞLARDI.

92.
Sevgili, elinde bir kadeh, şaraptan sarhoş olmuş… muğların ibadet yerine geldi. Şarap içenlerse onun mest gözlerinden sarhoş olmuşlardı.
Bindiği atın nalının izinde hilâl şekli görünmekte, uzun boyuna karşı çamın boyu alçak kalmaktaydı.
Ona nasıl var diyeyim? Kendimden haberim yok. Fakat nasıl da yok diyebilirim? Ona bakmakta, onu görmekteyim.
O kalkınca iştiyak çekenlerin gönül mumları söndü, oturunca görenlerin feryatları yüceldi.
Galiyenin kokusu güzelse saçlarına sürüldüğünden, rastık, yay şekline büründüyse kaşlarına çekildiğinden.
Tekrar gel ki Hâfız’ın giden ömrü geriye gelsin… Her ne kadar yaydan fırlayan ok, bir daha gelmezse de!
Der deyr-i muğan âmed yârem kadehi derdest
Mest ez mey-u mey-haran ez nerkis-i mesteşmest
27‏

در دير مغان آمد يارم قدحی در دست
مست از می و ميخواران از نرگس مستش مست

در نعل سمند او شکل مه نو پيدا
وز قد بلند او بالای صنوبر پست

آخر به چه گويم هست از خود خبرم چون نيست
وز بهر چه گويم نيست با وی نظرم چون هست

شمع دل دمسازم بنشست چو او برخاست
و افغان ز نظربازان برخاست چو او بنشست

گر غاليه خوش بو شد در گيسوی او پيچيد
ور وسمه کمانکش گشت در ابروی او پيوست

بازآی که بازآيد عمر شده حافظ
هر چند که نايد باز تيری که بشد از شست
‏**
BİR ÖMÜRDÜR, SEVDASINDAN HASTALANDIĞIM SEVGİLİYE SÖYLE:

93 *
Beyim, ne güzel gitmektesin, sana kurban olayım. Güzel güzel, salına salına yürü de o güzel boyuna, posuna canlar vereyim.
Hadi, öl bakalım demiştin, acelesi yok ya., ne güzel tarizlerde bulunuyorsun, tarizine feda olayım.
Âşıkım, sarhoşum, sevgiliden ayrılmışım. O güzel sâki nerde? Söyle, salınsın da onun selvi boyunun önünde can vereyim.
Bir ömürdür, sevdasından hastalandığım sevgiliye söyle: Bize bir bak da şehlâ gözlerine kurban olayım.
Lâl dudağım hem dert verir, hem deva demişsin! Canım, gâh derdine feda olsun, gâh devana!
Salına salına ne de hoş yürüyorsun, kem göz, senden ırak olsun… ayağının altında ölmek fikrindeyim.
Vuslatının halveti Hâfız’ın yeri yurdu değil ama her yerin hoş, her yerde sana kurban olayım.
Mir-i men hoş mîrevi kander ser-u pâ miremet
Hoş hıraman şov ki piş-ı kadd-i ra’nâ miremet
92‏

مير من خوش می‌روی کاندر سر و پا ميرمت
خوش خرامان شو که پيش قد رعنا ميرمت

گفته بودی کی بميری پيش من تعجيل چيست
خوش تقاضا می‌کنی پيش تقاضا ميرمت

عاشق و مخمور و مهجورم بت ساقی کجاست
گو که بخرامد که پيش سروبالا ميرمت

آن که عمری شد که تا بيمارم از سودای او
گو نگاهی کن که پيش چشم شهلا ميرمت

گفته لعل لبم هم درد بخشد هم دوا
گاه پيش درد و گه پيش مداوا ميرمت

خوش خرامان می‌روی چشم بد از روی تو دور
دارم اندر سر خيال آن که در پا ميرمت

گر چه جای حافظ اندر خلوت وصل تو نيست
ای همه جای تو خوش پيش همه جا ميرمت

**
BİR BAK, DİNLE, ELMAYA BENZEYEN ÇENENDEKİ ÇUKUR NE DİYOR:

94. *
Yüzünün hayali, her yolda yoldaşımız… zülfünün kokusu daima bu kokuya agâh olan canımızda.
Aşkı hoş görmeyen davacıların rağmine yüzün, bizim kaatı’ ve kesin bürhanımız.
Bir bak, dinle, elmaya benzeyen çenendeki çukur ne diyor: Mısır’daki Yusuf gibi binlerce güzel bizim kuyumuza düşmüştür!
O uzun zülfüne elimiz erişmezse sende ne kabahat var? Suç, bizim perişan bahtımızda, günah bizim kısa elimizde!
Hususî halvet sarayının kapıcısına söyle: Filân, eşiğimizin bir bucağında oturanlardandır.
Zahiren huzurumuzda değil, fakat hakikatte daima natırımızda, gönlümüzden hiç çıkmaz.
Eğer Hâfız bir şey dileyerek kapıyı çalarsa aç. Çünkü yıllardır bizim ay gibi yüzümüze müştak.
Hayâl-i rüy-i tu der her tarik hemreh-i mâst
Nesim-i müy-ı tu peyvend-i cân-ı âgeh-i mâst
23‏

خيال روی تو در هر طريق همره ماست
نسيم موی تو پيوند جان آگه ماست

به رغم مدعيانی که منع عشق کنند
جمال چهره تو حجت موجه ماست

ببين که سيب زنخدان تو چه می‌گويد
هزار يوسف مصری فتاده در چه ماست

اگر به زلف دراز تو دست ما نرسد
گناه بخت پريشان و دست کوته ماست

به حاجب در خلوت سرای خاص بگو
فلان ز گوشه نشينان خاک درگه ماست

به صورت از نظر ما اگر چه محجوب است
هميشه در نظر خاطر مرفه ماست

اگر به سالی حافظ دری زند بگشای
که سال‌هاست که مشتاق روی چون مه ماست
‏**
BENİ ÖYLE BİR SARHOŞ ET Kİ KENDİMDEN GEÇEYİM DE HAYAL SAHASINA KİM GELDİ, NEREYE GİTTİ?

95. *
Sâki, şarabı sun, oruç ayı geçti. Kadehi ver, ad san zamanı geçip gitti.
Aziz vakit geçti, gel de sürahi ve kadehsiz geçen ömrü kaza edelim.
Beni öyle bir sarhoş et ki kendimden geçeyim de hayal sahasına kim geldi, nereye gitti? Hâberim bile olmasın!
Kadehindeki bir yudum şaraba nail oluruz ümidiyle meyhanede her sabah, her akşam sana dua edilmekte.
Dimağına senin kokun erişince ölmüş can, yeniden hayat buldu, yeniden dirildi.
Zahit gurura daldı, sağlık, esenlikle yol alamadı. Halbuki rint, niyaz yoluyle doğruca melâmet yurduna vardı, cennete girdi.
Elimizdeki gönül, şaraba sarf oldu. Herhalde kalp akçeydi; o yüzden harama gitti!
Tövbe hararetiyle ödağacı gibi nice bir yanıp yakılacağız? Şarap sun., ömür, ham bir sevda ile gelip geçti.
Artık Hâfız’a nasihat etme, damağında halis şarabın lezzeti kalan ve kendisini kaybeden kişi, kurtuluş yolunu bulamaz.
Sâki biyâr bade kı mâh-ı sıyâm reft
Derdih kadeh-ki mevsim-i nâmûs-u nâm reft
84‏

ساقی بيار باده که ماه صيام رفت
درده قدح که موسم ناموس و نام رفت

وقت عزيز رفت بيا تا قضا کنيم
عمری که بی حضور صراحی و جام رفت

مستم کن آن چنان که ندانم ز بيخودی
در عرصه خيال که آمد کدام رفت

بر بوی آن که جرعه جامت به ما رسد
در مصطبه دعای تو هر صبح و شام رفت

دل را که مرده بود حياتی به جان رسيد
تا بويی از نسيم می‌اش در مشام رفت

زاهد غرور داشت سلامت نبرد راه
رند از ره نياز به دارالسلام رفت

نقد دلی که بود مرا صرف باده شد
قلب سياه بود از آن در حرام رفت

در تاب توبه چند توان سوخت همچو عود
می ده که عمر در سر سودای خام رفت

ديگر مکن نصيحت حافظ که ره نيافت
گمگشته‌ای که باده نابش به کام رفت
‏**
BAŞKASINA SÖYLEMEDİĞİMİZ VE SÖYLEMEYECEĞİMİZ SIRRI DOSTA SÖYLEYELİM, ÇÜNKÜ O, SIRRA MAHREMDİR.

96. *
Niyaz yüzüm, kapısında., bu yüzden Tanrı’ya şükrolsun meyhane kapısı açık.
Küplerin hepsi de sarhoşlukla köpürmüş, coşmuş. Ortadaki şarap, hakiki şarap, mecazî şarap değil!
Canana lâyık olan daima sarhoşluk, gurur ve ululanma. Bize uyan da daima çaresizlik, acizlik ve niyaz!
Başkasına söylemediğimiz ve söylemeyeceğimiz sırrı dosta söyleyelim, çünkü o, sırra mahremdir.
Sevgilinin büklüm büklüm zülfünün şerhi kısa kesilmez ki… bu kıssa çok uzun!
Mecnun’un gönlündeki ıstırap, daima Leylâ’nın zülfündeki büklümlerden, Sultan Mahmud’un yüzü, her an Eyaz’ın ayağında.
Gözüm, senin o güzel yüzünü göreli doğan kuşu gibi bütün âlemden göz yumdum.
Senin hakikat kâbesi olan civarına gelen her kişi, kaşlarının kıblesine dönmüş, namazın ta kendisinde!
Ey meclistekiler, Hâfız’ın gönlündeki yanışı, daima yanıp yakılan muma sorun!
Elminnetu lillah ki der-i meykede bâzest
Zan ru ki mera ber der-i o ruy-i niyâzest
40‏

المنه لله که در ميکده باز است
زان رو که مرا بر در او روی نياز است

خم‌ها همه در جوش و خروشند ز مستی
وان می که در آن جاست حقيقت نه مجاز است

از وی همه مستی و غرور است و تکبر
وز ما همه بيچارگی و عجز و نياز است

رازی که بر غير نگفتيم و نگوييم
با دوست بگوييم که او محرم راز است

شرح شکن زلف خم اندر خم جانان
کوته نتوان کرد که اين قصه دراز است

بار دل مجنون و خم طره ليلی
رخساره محمود و کف پای اياز است

بردوخته‌ام ديده چو باز از همه عالم
تا ديده من بر رخ زيبای تو باز است

در کعبه کوی تو هر آن کس که بيايد
از قبله ابروی تو در عين نماز است

ای مجلسيان سوز دل حافظ مسکين
از شمع بپرسيد که در سوز و گداز است

**
S –

DİNİ, GÖNLÜ ALIP GÖTÜRDÜLER, ŞİMDİ DE CANA KASDEDECEKLER. MEDET GÜZELLERİN CEVRİNDEN!

97. •
Medet, medet… derdimize derman yok, ayrılığımıza bir son!
Dini, gönlü alıp götürdüler, şimdi de cana kasdedecekler. Medet güzellerin cevrinden!
Bir öpüş karşılığı can istemekteler. Aman bu gönül alıcılardan!
Bu kâfir yürekliler kanımızı içtiler. Aman müslümanlar, derman edin bize!
Hâfız gibi gece gündüz kendimden geçmiş bir halde yanıp ağlamaktayım, medet, medet!
Derd-i mârâ nist derman el ğıyâs
Hecr-i mârâ nist pâyan el ğıyâs
96‏

درد ما را نيست درمان الغياث
هجر ما را نيست پايان الغياث

دين و دل بردند و قصد جان کنند
الغياث از جور خوبان الغياث

در بهای بوسه‌ای جانی طلب
می‌کنند اين دلستانان الغياث

خون ما خوردند اين کافردلان
ای مسلمانان چه درمان الغياث

همچو حافظ روز و شب بی خويشتن
گشته‌ام سوزان و گريان الغياث

**
C

SEN, ÜLKEDEKİ BÜTÜN GÜZELLERİN BAŞLARININ TACISIN. BÜTÜN GÜZELLER SANA VERGİ VERSELER YARAŞIR.

98. *
Sen, ülkedeki bütün güzellerin başlarının tacısın. Bütün güzeller sana vergi verseler yaraşır.
İki şuh gözün, Hıta ve Habeş ülkelerini birbirine katmış, zülfünün büklümlerine Maçin ve Hint diyarları haraç vermiş!
Yüzünün beyazlığı, gündüzden.. siyah zülfünün siyahlığı, gecenin karanlığından daha parlaktır.
Ballı ağzın Hızır’ın abıhayatına revaç veriyor.. şeker gibi dudağın Mısır’da yetişen şeker kamışını andırmaz olmuş.
Eğer sen, gönül derdine ilâç vermezsen, hakikaten ben, bu hastalıktan kurtulamayacağım.
Taş yüreklisin., neden merhamet etmiyor, neden daima gönlümü kırıyorsun! Öyle bir gönlü kırmadasın ki sırça gibi nazik.
Dudağın Hızır, ağzın abıhayat., boyun selvi, belin kıl, göğsün fil dişi!
Hâfız’ın gönlüne senin gibi bir padişahın aşkı düştü. Keşki kapındaki toprağın değersiz bir zerresi olsaydı!
Tui ki ber ser-i hüban-ı kişveri çun tâc
Sezed eğer heme-ı dilberan dehendet bâc
97‏

تويی که بر سر خوبان کشوری چون تاج
سزد اگر همه دلبران دهندت باج

دو چشم شوخ تو برهم زده خطا و حبش
به چين زلف تو ماچين و هند داده خراج

بياض روی تو روشن چو عارض رخ روز
سواد زلف سياه تو هست ظلمت داج

دهان شهد تو داده رواج آب خضر
لب چو قند تو برد از نبات مصر رواج

از اين مرض به حقيقت شفا نخواهم يافت
که از تو درد دل ای جان نمی‌رسد به علاج

چرا همی‌شکنی جان من ز سنگ دلی
دل ضعيف که باشد به نازکی چو زجاج

لب تو خضر و دهان تو آب حيوان است
قد تو سرو و ميان موی و بر به هيت عاج

فتاد در دل حافظ هوای چون تو شهی
کمينه ذره خاک در تو بودی کاج

**

– H –

MEZHEBİNDE ÂŞIKLARIN KANINI DÖKMEK HELÂL

99. •
Mezhebinde âşıkların kanını dökmek helâlsa münasip gördüğün ne olursa olsun, biz de münasip görür, ondan hoşlanırız.
Siyah zülfünün karanlığı zulmetleri meydana getirmede, ay gibi yüzünün beyazlığı sabahlan izhar etmektedir.
Kimse ne kement gibi zülfünün büklümlerinden kurtuldu, ne küçük birer yaya benzeyen kaşlarınla ok gibi gözlerinden halâs oldu!
Gözümden yanıma öyle bir ırmak akmış ki gemicilerin bile o suda yüzmeye kudretleri yok.
Abıhayat gibi dudağın cana kuvvet vermede. Bu toprak bedenimiz, şarap lezzetini onda bulmada.
Lâl dudağın yüzlerce minnetle bir öpücük verdi; gönlüm yüzlerce ısrardan sonra muradına erişti.
Akşam geçip sabah geldikçe, gündüz bitip akşam oldukça âşıkların diline senin duan vird olmuştur.
Hâfız, bizden tövbe ve takva umma. Hiç kimse rint, âşık ve mecnun kişinin doğru yola geldiğini görmemiştir.
Eğer be mezheb-i tu hün-ı ‘âşikest mubah
Salah-ı mâ heme ânest kan turast salâh
98‏

اگر به مذهب تو خون عاشق است مباح
صلاح ما همه آن است کان تو راست صلاح

سواد زلف سياه تو جاعل الظلمات
بياض روی چو ماه تو فالق الاصباح

ز چين زلف کمندت کسی نيافت خلاص
از آن کمانچه ابرو و تير چشم نجاح

ز ديده‌ام شده يک چشمه در کنار روان
که آشنا نکند در ميان آن ملاح

لب چو آب حيات تو هست قوت جان
وجود خاکی ما را از اوست ذکر رواح

بداد لعل لبت بوسه‌ای به صد زاری
گرفت کام دلم ز او به صد هزار الحاح

دعای جان تو ورد زبان مشتاقان
هميشه تا که بود متصل مسا و صباح

صلاح و توبه و تقوی ز ما مجو حافظ
ز رند و عاشق و مجنون کسی نيافت صلاح

**
H –
BOYNUM DERTTEN YAY GİBİ BÜKÜLDÜ, KAŞLARI GİBİ İKİ BÜKLÜM OLDU.

100.
Gönlüm, Ferruh’un hevesiyle, onun sevgisiyle zülfü gibi darmadağın.
Siyah zülfünden başka kimse yüzünden nasib almıyor.
O zülüf, ne talihli bir zenci kul ki daima onunla yoldaş, daima onunla diz dize.
Azat selvi, gönül çeken güzel boyunu görse söğüt gibi tir tir titremeye başlar.
Sâki, Ferruh’un sihirbaz nergislerinin yâdıyle erguvan renkli şarabı sun.
Boynum dertten yay gibi büküldü, kaşları gibi iki büklüm oldu.
Amber kokulu zülfü, Tatar diyarındaki misk’in kokusunu utandırdı.
Herkesin birisine meyli var ya., benim gönlüm de Ferruh’a akmada.
Hâfız gibi Ferruh’un kulu, kölesi olanın himmetine kulum, köleyim!
Dil-i men der heva-yı rüy-ı Ferruh
Buved aşüfte hemçun müy-ı Ferruh
99‏
دل من در هوای روی فرخ
بود آشفته همچون موی فرخ

بجز هندوی زلفش هيچ کس نيست
که برخوردار شد از روی فرخ

سياهی نيکبخت است آن که دايم
بود همراز و هم زانوی فرخ

شود چون بيد لرزان سرو آزاد
اگر بيند قد دلجوی فرخ

بده ساقی شراب ارغوانی
به ياد نرگس جادوی فرخ

دوتا شد قامتم همچون کمانی
ز غم پيوسته چون ابروی فرخ

نسيم مشک تاتاری خجل کرد‏
شميم زلف عنبربوی فرخ

اگر ميل دل هر کس به جايست
بود ميل دل من سوی فرخ

غلام همت آنم که باشد
چو حافظ بنده و هندوی فرخ

**

– D –

TANRI, DAİMA ÂŞIKLA BERABER., FAKAT O, TANRI’YI GÖRMÜYOR, KENDİNİ ONDAN UZAK SANIP “YARABBİ” DEMEKTE.

101.
Yıllardır, gönül, Cem kadehini bizden ister dururdu; halbuki kendisinde olanı yabancıdan istiyordu!
Kevin ve mekân sedefinde bulunmayan inciyi, deniz yolunda kaybolanlardan elde etmek ümidine düşmüştü.
Dün, müşkülümü, nazarındaki kuvvetle muammalar halleden Pir-i Mügâna arzettim.
Gördüm ki sevinçli ve gülümser bir halde eline şarap kadehini almış, o aynada yüzlerce sırrı seyredip durmaktaydı.
* Gönlüyle gonca gibi hakikat sırrını gizliyor, yaprağa benzeyen hatırını da o nüshadan haşiyeliyordu.
Hakim Tanrı, sana bu cihanı gösteren kadehi ne vakit verdi dedim. Dedi ki: Bu gök kubbe kurulduğu gün!
* Tanrı, daima âşıkla beraber., fakat o, Tanrı’yı görmüyor, kendini ondan uzak sanıp “Yarabbi” demekte.
Pîr-i Mugân dedi ki: Darağacının kadrini yücelten dostun suçu şuydu: Sırları açığa vurmak.
Ruhul kudüsün feyzi yardım ederse Mesiha’nın yaptığını başkaları da yapar.
Ona dedim ki: Neden güzellerin saçları halka halka, büklüm büklüm… neden zincire benziyor?
“Hâfız, şeyda gönlünden şikâyetlendi. Onu zincire vurup uslandırmak için” diye cevap verdi.
Salha dil taleb-i cam-ı Cem ez ma mikerd
V’ançı hod dâşt zi bigâne temenna mikerd
143‏

سال‌ها دل طلب جام جم از ما می‌کرد
وان چه خود داشت ز بيگانه تمنا می‌کرد

گوهری کز صدف کون و مکان بيرون است
طلب از گمشدگان لب دريا می‌کرد

مشکل خويش بر پير مغان بردم دوش
کو به تاييد نظر حل معما می‌کرد

ديدمش خرم و خندان قدح باده به دست
و اندر آن آينه صد گونه تماشا می‌کرد

گفتم اين جام جهان بين به تو کی داد حکيم
گفت آن روز که اين گنبد مينا می‌کرد

بی دلی در همه احوال خدا با او بود
او نمی‌ديدش و از دور خدا را می‌کرد

اين همه شعبده خويش که می‌کرد اين جا
سامری پيش عصا و يد بيضا می‌کرد

گفت آن يار کز او گشت سر دار بلند
جرمش اين بود که اسرار هويدا می‌کرد

فيض روح القدس ار باز مدد فرمايد
ديگران هم بکنند آن چه مسيحا می‌کرد

گفتمش سلسله زلف بتان از پی چيست
گفت حافظ گله‌ای از دل شيدا می‌کرد
‏**
DİLBER NASIL GİTTİ; VEFAKÂR DOSTA NELER YAPTI?

102.
Gönül, gördün ya; sevgilinin aşkı yine neler etti? Dilber nasıl gitti; vefakâr dosta neler yaptı?
Ah bu nergise benzeyen sihirbaz gözden .. ne oyunlar oynadı! Ah o sarhoşun elinden.. ayıklara neler etti, neler?
Gözyaşım, sevgilinin merhametsizliğinden şafak rengini aldı, şefkatsiz talihe bak, bu işte başıma neler açtı?
Seher çağı, Leylâ’nın konağından bir şimşek parladı ama yazıklar olsun., gönlü yaralı Mecnun’un harmanını ne hallere koydu?
Sâki, bana şarap sun. Gayp âleminin yazıcısı esrar perdesi ardında neler yazdı? Kimseye malûm değil!
Bu gök daireyi nakışlarla bezeyen, pergelini döndürdü de ne işler yaptı? Kimse bilmedi gitti!
Aşk fikri, Hâfız’ın gönlüne gam ateşini salıp yaktı. Şu eski dosta bakın, dostuna neler etti?
Didi ey dil ki ğam-ı ışk diğer bâr çi kerd
Çun bişud dilber-u bâ yâr-ı vefakâr çi kerd
141‏

ديدی ای دل که غم عشق دگربار چه کرد
چون بشد دلبر و با يار وفادار چه کرد

آه از آن نرگس جادو که چه بازی انگيخت
آه از آن مست که با مردم هشيار چه کرد

اشک من رنگ شفق يافت ز بی‌مهری يار
طالع بی‌شفقت بين که در اين کار چه کرد

برقی از منزل ليلی بدرخشيد سحر
وه که با خرمن مجنون دل افگار چه کرد

ساقيا جام می‌ام ده که نگارنده غيب
نيست معلوم که در پرده اسرار چه کرد

آن که پرنقش زد اين دايره مينايی
کس ندانست که در گردش پرگار چه کرد

فکر عشق آتش غم در دل حافظ زد و سوخت
يار ديرينه ببينيد که با يار چه کرد
**
GECELERİ UYUMAYIP AŞKLA, DERTLE VAKİT GEÇİRENLERİN DERDİNE DEVA BULDU!

103.
Seher çağında bülbül, sabah rüzgârına, gülün cemaline olan aşkımız bize neler etti, neler diye hikâyeye başladı:
Yüzünün renginden gönlüm kanlara bulandı, bu gül bahçesi yüzünden de dikenlere müptelâ oldum.
O nazlı sevgilinin himmetine kul olayım… yaptığı hayrı riyasız yaptı doğrusu.
Var olsun seher rüzgârı! Geceleri uyumayıp aşkla, dertle vakit geçirenlerin derdine deva buldu!
Gayrı yabancılardan, derdimi bilmeyenlerden feryat etmem. Çünkü bana ne yaptıysa o âşinâ sevgili yaptı.
Padişahtan ihsan ummam hatadan ibaret. Sevgiliden de vefa diledim ama o bana cefa etti!
Seher yeli, gülün nikabını açtı; sümbülün zülüflerini dağıttı, goncanın elbisesindeki düğmeleri çözdü!
Âşık bülbül, her yanda feryat ede dursun.. bu arada faydalanan seher yelinden başkası değil!
Bana, şehir ulularından vefa eden, ancak devlet ve dinin kemali Ebülvefa’dır.
Şarap satanların mahallesine müjde verin! Hâfız, riyakârane zahitlikten tövbe etti.
Sabâ bülbül hikâyet bâ sabâ kerd
Ki ışk-ı rüy-ı gul bâ mâ çihâ kerd
130‏

سحر بلبل حکايت با صبا کرد
که عشق روی گل با ما چه‌ها کرد

از آن رنگ رخم خون در دل افتاد
و از آن گلشن به خارم مبتلا کرد

غلام همت آن نازنينم
که کار خير بی روی و ريا کرد

من از بيگانگان ديگر ننالم
که با من هر چه کرد آن آشنا کرد

گر از سلطان طمع کردم خطا بود
ور از دلبر وفا جستم جفا کرد

خوشش باد آن نسيم صبحگاهی
که درد شب نشينان را دوا کرد

نقاب گل کشيد و زلف سنبل
گره بند قبای غنچه وا کرد

به هر سو بلبل عاشق در افغان
تنعم از ميان باد صبا کرد

بشارت بر به کوی می فروشان
که حافظ توبه از زهد ريا کرد

وفا از خواجگان شهر با من
کمال دولت و دين بوالوفا کرد

**
AŞK KONAĞINA VARMAK İÇİN YOLA ÇIK, ADIM AT.

104.
Devranın gamma, gussasına bir deva bulabilirsen belki gül renkli şarabın devriyle bir deva bulabilirsin.
Şarapsız, musikisiz durma. Felek kubbesinin altında ancak bu teraneyle gamdan kurtulabilirsin.
Seher yeli gibi hizmet edebilirsen murat gülün, nikabını açar, yüzünü gösterir.
Meyhane kapısının yoksulluğu, acayip bir iksirdir. Eğer bu iksiri elde edebilirsen, toprağı bile altın haline getirirsin.
Aşk konağına varmak için yola çık, adım at. Bu sefere çıkarsan çok kâr elde edersin.
* Sevgilinin yüzünde ne nikap var, ne de perde. Fakat görebilmek için yolun tozunu yatıştır.
Gel, huzur zevkinin çaresi de nazar erbabının feyziyledir, iğleri düzene koymak da.
Sen daha tabiat sarayından dışarı çıkmamışsın: Tarikat civarına nerden gidebileceksin?
Gönül, eğer hidayet nurundan agâh olursan mum gibi gülerek candan, baştan geçersin.
Fakat sen, sevgilinin dudağıyle şarap kadehini istedikçe başka bir iş becerebileceğini umma.
Hâfız, bu şahane nasihati duyarsan hakikatin anayoluna varabilirsin.
Devâ-yı ğussa-i devran eğer tevânikerd
Be devr-i bâde-i gulgun meğer tevânikerd

**
ÖMÜR ŞARAPSIZ, SEVGİLİSİZ BOŞ BOŞUNA GEÇİP DURUYOR.

105.
Yel gibi, dostun civarına gitmek için hareket edecek, nefesimi onun lâtif yâdıyle miskler gibi güzel kokulu bir hale getireceğim.
Bilgiden, dinden edindiğim bütün şerefleri, bütün yüzsularım o sevgilinin yoluna saçacağım.
Ömür şarapsız, sevgilisiz boş boşuna geçip duruyor. Bugünden sonra artık evvelki zamanımı kaza edeceğim ben.
Nerde seher yeli? Sevgilinin saçlarının kokusunu getirsin, gül gibi kanlara bulanmış olan bu canımı o güzel kokuya feda edeceğim.
Sabah vakti yanan mum gibi onun sevgisinden apaçık anladım ki ömrümü bu yanıp, yakılmayla, bu sevgiyle tüketeceğim ben.
Sevgili, kendimi gözünün yâdıyle harabedeceğim, eski ahdimin binasını sağlamştıracağım.
Hâfız, nifak ve riya gönüle safa vermez. Ben, kendime rintlik ve aşk yolunu seçeceğim.
Çu bâd azm-i ser-i kûy-ı yâr hâhemkerd
Nefes be yâd-ı hoşeş müşk-bâr hâhemkerd
135‏

چو باد عزم سر کوی يار خواهم کرد
نفس به بوی خوشش مشکبار خواهم کرد

به هرزه بی می و معشوق عمر می‌گذرد
بطالتم بس از امروز کار خواهم کرد

هر آبروی که اندوختم ز دانش و دين
نثار خاک ره آن نگار خواهم کرد

چو شمع صبحدمم شد ز مهر او روشن
که عمر در سر اين کار و بار خواهم کرد

به ياد چشم تو خود را خراب خواهم ساخت
بنای عهد قديم استوار خواهم کرد

صبا کجاست که اين جان خون گرفته چو گل
فدای نکهت گيسوی يار خواهم کرد

نفاق و زرق نبخشد صفای دل حافظ
طريق رندی و عشق اختيار خواهم کرد
‏**
HÂFIZ’IN, KAŞINDAN BAŞKA MİHRABI YOK. MEZHEBİNDE SENDEN BAŞKASINA İBADET MÜMKÜN DEĞİL!

106.
O iki kat zülfe el atmaya imkân yok. Sevgili, senin ahdine de dayanılmaz, seher yelinin sözüne de!
Seni elde etmek için ne lâzımsa yapıyor, nasıl çalışmak lâzımsa çalışıyorum. Fakat şu var ki kaza ve kaderi değiştirmek mümkün değil.
Dostun eteği yüzlerce gönül kanıyla elde edildi. Düşmanın okuduğu afsunla terk etmeye imkân yok.
Yüzünü, gökteki aya benzetmek mümkün mü? Sevgili, o güzelim yüz, öyle her başsız, ayaksıza benzetilemez.
Benim yüce boylu yârim semaa girince can libası nedir ki yolunda yırtılmasın?
Aşkın müşkül işi bilgimizin havsalasından hariçtir. Bu nükte, şu hatalı fikirle halledilemez.
Ben ne diyeyim? Tabiatındaki nezaket öyle bir derecede ki yavaşı, yavaş dua etmek bile sana dokunuyor, ıstırap veriyor.
Sevgilinin yüzüne temiz bir gözle bakmak mümkün. Çünkü aynaya ancak tertemiz bir yüzle bakılır.
Cihanın sevgilisisin, herkes seni sevmekte, herkes benim rakibim… bu kıskançlık beni öldürüyor. Fakat gece gündüz Tanrı kullarıyla savaşmaya imkân yok ki.
Hâfız’ın, kaşından başka mihrabı yok. Mezhebinde senden başkasına ibadet mümkün değil!
Dest der halka i an zulf-i duta netvankerd
Tekye ber ahd-ı tu vu bâd-ı sabâ netvankerd
136‏

دست در حلقه آن زلف دوتا نتوان کرد
تکيه بر عهد تو و باد صبا نتوان کرد

آن چه سعی است من اندر طلبت بنمايم
اين قدر هست که تغيير قضا نتوان کرد

دامن دوست به صد خون دل افتاد به دست
به فسوسی که کند خصم رها نتوان کرد

عارضش را به مثل ماه فلک نتوان گفت
نسبت دوست به هر بی سر و پا نتوان کرد

سروبالای من آن گه که درآيد به سماع
چه محل جامه جان را که قبا نتوان کرد

نظر پاک تواند رخ جانان ديدن
که در آيينه نظر جز به صفا نتوان کرد

مشکل عشق نه در حوصله دانش ماست
حل اين نکته بدين فکر خطا نتوان کرد

غيرتم کشت که محبوب جهانی ليکن
روز و شب عربده با خلق خدا نتوان کرد

من چه گويم که تو را نازکی طبع لطيف
تا به حديست که آهسته دعا نتوان کرد

بجز ابروی تو محراب دل حافظ نيست
طاعت غير تو در مذهب ما نتوان کرد

**
AŞK SÖZÜNÜ HÂFIZ’DAN DUY, VAİZİ DİNLEME. VAİZİN SÖZ SÖYLEMEDE SANATI ÇOK AMA AŞKI BİLMİYOR.

107.
Gel, felek Türkü, oruç hânı yağmasını yağmaladı, Bayram hilâli kadehin dönmesini emretti.
Ancak aşk meyhanesi toprağını ziyaret eden sevap kazandı, orucu da kabul edildi, haccı da!
Bizim asıl durağımız harabat bucağıdır. Tanrı bu bucağı mamur edene hayırlar versin.
O mihraba benzer kaşların büklümüne karşı, ancak ciğer kamıyla temizlenen kişi namaz kılabilir.
Lâl gibi şarabın değeri nedir? Akıl… Gel, kim bu ticarete giriştiyse o kazandı!
Feryat… bugün şehir şeyhinin kıya kıya bakan gözleri, şarap içenlere horlukla baktı.
* Sevgilinin yüzüne bak ve bunu cana minnet bil. Çünkü göz, her işini bilerek yapar.
Aşk sözünü Hâfız’dan duy, vaizi dinleme. Vaizin söz söylemede sanatı çok ama aşkı bilmiyor.
Biyâ ki Turk-i felek hân-ı ruze ğâret kerd
Hilâl-i iyd bedevr-i kadeh işaret kerd
131‏

بيا که ترک فلک خوان روزه غارت کرد
هلال عيد به دور قدح اشارت کرد

ثواب روزه و حج قبول آن کس برد
که خاک ميکده عشق را زيارت کرد

مقام اصلی ما گوشه خرابات است
خداش خير دهاد آن که اين عمارت کرد

بهای باده چون لعل چيست جوهر عقل
بيا که سود کسی برد کاين تجارت کرد

نماز در خم آن ابروان محرابی
کسی کند که به خون جگر طهارت کرد

فغان که نرگس جماش شيخ شهر امروز
نظر به دردکشان از سر حقارت کرد

به روی يار نظر کن ز ديده منت دار
که کار ديده نظر از سر بصارت کرد

حديث عشق ز حافظ شنو نه از واعظ
اگر چه صنعت بسيار در عبارت کرد
**
GÖNÜL, GEL DE O YENLERİ KISA, ELLERİ UZUN ZAHİTLERİN İŞLERİNDEN TANRI’YA SIĞINALIM!

108.
Sofi, ağını kurdu, riya hokkasını açtı; hokkabaz felekle oyuna girişti.
Fakat felek, ona bir oyun oynar ve onun külahının içinde yumurtayı kırıp halka öyle bir rüsvay eder ki; revadır da. Çünkü o, sır ehliyle oyuna girişti. Onları aldatmaya kalkıştı.
Sâki, gel., sofilerin güzel dilberi, yine cilvelenmeye başladı, yine naza girişti.
Bu çalgıcı hangi diyardan acaba? Sazını Irak perdesinden düzüp çaldı; sonra Hicaz yoluna girdi!
Gönül, gel de o yenleri kısa, elleri uzun zahitlerin işlerinden Tanrı’ya sığınalım!
Riya yapma; aşk, muhabbet oyununu doğru oynamayanın yüzüne mana kapısını kapamıştır.
Yarın, hakikat meydana çıkınca mecazî amel edenler utanacaklar mutlaka.
Ey salına salına yürüyen keklik, nereye gidiyorsun? Dur! Zahidin kedisi de namaz kılar ama sakın aldanma;
Hâfız, rintleri kınama ki Tanrı, ta ezelden bizi zahitliğe de muhtaç etmedi, riyaya da!
Sofi nihâd dâm-u ser-i hokka baz kerd
Bunyad ı mekr bâ felek-i hokkabaz kerd

133‏

صوفی نهاد دام و سر حقه باز کرد
بنياد مکر با فلک حقه باز کرد

بازی چرخ بشکندش بيضه در کلاه
زيرا که عرض شعبده با اهل راز کرد

ساقی بيا که شاهد رعنای صوفيان
ديگر به جلوه آمد و آغاز ناز کرد

اين مطرب از کجاست که ساز عراق ساخت
و آهنگ بازگشت به راه حجاز کرد

ای دل بيا که ما به پناه خدا رويم
زان چه آستين کوته و دست دراز کرد

صنعت مکن که هر که محبت نه راست باخت
عشقش به روی دل در معنی فراز کرد

فردا که پيشگاه حقيقت شود پديد
شرمنده ره روی که عمل بر مجاز کرد

ای کبک خوش خرام کجا می‌روی بايست
غره مشو که گربه زاهد نماز کرد

حافظ مکن ملامت رندان که در ازل
ما را خدا ز زهد ريا بی‌نياز کرد
‏**
CANIMA KASDEDEN, BENİM DOKTORUM!

109.
Sevgili, gönlümü aldı, yüzünü gizledi. Tanrı için olsun söyleyin, hiç kimse, kimseye bu oyunu oynayabilir mi?
Seher çağı yalnızlık, canıma kasdetmişti, hayali geldi de sonsuz lûtuflarda bulundu.
Lâle gibi nasıl gönlüm kanlarla dolmasın? Sevgilinin gözleri, bize iltifat bile etmedi.
Bu can yakan derdi kime söyleyeyim, kime şikâyet edeyim? Canıma kasdeden, benim doktorum!
Beni mum gibi öyle bir yakıp yandırdı ki sürahi bile halime ağladı, çenk bile feryada geldi.
Ey seher yeli, bir çaren varsa tam vakti… Lütfet, çünkü iştiyak derdi, canıma kıymak üzere.
Merhametli dostlar içinde sevgilimiz bize şöyle yaptı, böyle etti diye söylemeye imkân mı var?
O yay kaşlı sevgilinin ok gibi gözleri, Hâfız’a bir iş etti ki düşman bile fırsat bulsa böyle bir iş edemezdi!
Dil ez men burd-u rûy ez men nihan kerd
Hudârâ bâ ki in bâzi tevankerd
137‏

دل از من برد و روی از من نهان کرد
خدا را با که اين بازی توان کرد

شب تنهاييم در قصد جان بود
خيالش لطف‌های بی‌کران کرد

چرا چون لاله خونين دل نباشم
که با ما نرگس او سرگران کرد

که را گويم که با اين درد جان سوز
طبيبم قصد جان ناتوان کرد

بدان سان سوخت چون شمعم که بر من
صراحی گريه و بربط فغان کرد

صبا گر چاره داری وقت وقت است
که درد اشتياقم قصد جان کرد

ميان مهربانان کی توان گفت
که يار ما چنين گفت و چنان کرد

عدو با جان حافظ آن نکردی
که تير چشم آن ابروکمان کرد

 

**
ÜZÜM ŞARABI, ZAHİDİN HIRKASINI ÖYLE BİR KİRLETTİ Kİ DEĞİL YEDİ KERE SUYLA YIKAMAKLA, HATTA YÜZ KERE ATEŞTE YAKMAKLA BİLE TEMİZLENMEZ!

110.
Dostlar, üzüm kızı gizlenişten tövbe etti; muhtesibin yanına vardı, artık ona müsaade edildi.
Perde arkasından çıktı, meclise geldi, terini silin de meclistekiler, “Neye bu kadar gecikti, nerde kaldı?” demesinler.
** Örtünmeyi, gizlenmeyi kendisine âdet edinmiş olan şu sarhoş üzüm kızının vuslatına erişelim., tam zamanı.
* Gönül, müjde ver! Yine aşk çalgıcısı, sarhoşça sazın perdelerine dokundu, mahmurluğa çareler buldu.
Vuslat gülümün goncası, sevgiliden esip gelen rüzgârla açıldı; güzel sesli bülbül de okka gülünün açılması yüzünden neşelendi.
Üzüm şarabı, zahidin hırkasını öyle bir kirletti ki değil yedi kere suyla yıkamakla, hatta yüz kere ateşte yakmakla bile temizlenmez!
Hâfız, düşkünlüğü elden bırakma. Çünkü cüret sahibi olan kişi, ırzını da gurur yüzünden telef etti, malını da, dinini de!
Dostan duhter-i rez tövbe zi mesturi kerd
Şud suy ı muhtesib-u kâr bedestüri kerd
142‏

دوستان دختر رز توبه ز مستوری کرد
شد سوی محتسب و کار به دستوری کرد

آمد از پرده به مجلس عرقش پاک کنيد
تا نگويند حريفان که چرا دوری کرد

مژدگانی بده ای دل که دگر مطرب عشق
راه مستانه زد و چاره مخموری کرد

نه به هفت آب که رنگش به صد آتش نرود
آن چه با خرقه زاهد می انگوری کرد

غنچه گلبن وصلم ز نسيمش بشکفت
مرغ خوشخوان طرب از برگ گل سوری کرد

حافظ افتادگی از دست مده زان که حسود
عرض و مال و دل و دين در سر مغروری کرد

**
EY MELEK, AŞK MEYHANESİNİN KAPISINDA DUR DA TANRI’YI TESPİH ET.

111.
Zahitler, [Vaizler] mihrapta, minberde bu çeşit cilvelenip dururlar ama halvete girdiler mi o bildiğin başka işe koyulurlar.
Bir müşkülüm var; şunu meclisin âliminden bir soruver: Halka “Tövbe edin” diye emredip duranlar, neden tövbeye pek yanaşmazlar ?
Sanki kıyamet gününe inanmazlar da Tanrı işinde bu hilelerde, bu düzenlerde bulunurlar.
** Harabat Pîrine kul olayım., dervişleri hiç bir şeye niyaz etmezler ve bu yüzden hâzinenin başına bile toprak saçarlar!
• Yarabbi, bu sonradan görme zenginleri yoksul et de yine kendi eşeklerine kendileri seyis olsunlar! Çünkü ak köleyi seyis olarak kullandıklarından naz u edaya kalkışıyorlar!
Ey melek, aşk meyhanesinin kapısında dur da Tanrı’yı tespih et. Çünkü adamın hamurunu orada yoğururlar!
Onun sonu olmayan güzelliği, bunca âşık öldürdüğü halde gayp âleminden yine bir zümre baş gösterir!
Ey hankah yoksulu, sıçra, hankahtan çık.. muğların ibadet yurdunda insana öyle bir su verirler ki gönüller zenginleşir.
Seher çağı Arştan bir coşkunluktur koptu. Akıl dedi ki: Galiba melekler Hâfız’ın şiirini ezberliyorlar.
Zâhidan kin cilve der mihrâb-u minber mîkunend
Çun be halvet mirevend an kâr-ı diğer mîkunend
199‏

واعظان کاين جلوه در محراب و منبر می‌کنند
چون به خلوت می‌روند آن کار ديگر می‌کنند

مشکلی دارم ز دانشمند مجلس بازپرس
توبه فرمايان چرا خود توبه کمتر می‌کنند

گوييا باور نمی‌دارند روز داوری
کاين همه قلب و دغل در کار داور می‌کنند

يا رب اين نودولتان را با خر خودشان نشان
کاين همه ناز از غلام ترک و استر می‌کنند

ای گدای خانقه برجه که در دير مغان
می‌دهند آبی که دل‌ها را توانگر می‌کنند

حسن بی‌پايان او چندان که عاشق می‌کشد
زمره ديگر به عشق از غيب سر بر می‌کنند

بر در ميخانه عشق ای ملک تسبيح گوی
کاندر آن جا طينت آدم مخمر می‌کنند

صبحدم از عرش می‌آمد خروشی عقل گفت
قدسيان گويی که شعر حافظ از بر می‌کنند
‏**
AŞKIN NAMUSUNU BERBAT ETMEKTELER, ÂŞIKLARIN DA ŞEREFİNİ GİDERİYORLAR.
112.
Bilir misin, çenk ve ud ne anlatmakta? Şarabı gizli için, çünkü apaçık içene gâvur diyorlar.
Aşk remzini söyleyin, duymayın derler ama anlattıkları hikâye, ne müşkül bir hikâye!
Aşkın namusunu berbat etmekteler, âşıkların da şerefini gideriyorlar. Gençleri ayıplıyorlar, ihtiyarı kınıyorlar!
• Kimyagerler, hâlâ olmayacak hayale kapılmakta, iksir elde etmeye çalışmaktalar… halbuki şimdiye kadar kara kalpten başka bir şey elde edemediler gitti!
Biz, kapı ardında yüz türlü şeylerle aldanıp duruyoruz ama kim bilir perdenin ardında ne tedbirde bulunuyorlar?
Yine Pîr-i Mugânın huzurunu bozmaktalar. Bak şu sâliklere, Pîre neler ediyorlar?
Yüzlerce yüzsuyunu yarım bir bakışla almaya imkân var. Fakat güzeller, bu alış verişte ihmal gösteriyorlar.
Bir bölük halk, sevgilinin vuslatına, çalışıp çabalayarak erişmek ümidinde., bir bölük halk da işi takdire havale etmekte.
* Sözün hulâsası şu: Zamanın bakasına aldanma. Bu iş yurdu, öyle bir yerdir ki halden hale girer, değişir durur.
** Evden putu çıkar da sevgilinin konağı olsun. Halbuki evlerini, sevgiliye yurdetmek hevesine düşenler, gönülleriyle canlarını başkasının yurdu yapıyorlar, sevgilinin gelmesine imkân mı var?
Şarap içmeye bak. İyi bakarsan şeyh de riyakâr, Hâfız da, müftü de, muhtesip de!
Dâni ki çeng-u ‘ud çi takrir mikunend
Pinhan horid bade ki tekfir mikunend
200‏

دانی که چنگ و عود چه تقرير می‌کنند
پنهان خوريد باده که تعزير می‌کنند

ناموس عشق و رونق عشاق می‌برند
عيب جوان و سرزنش پير می‌کنند

جز قلب تيره هيچ نشد حاصل و هنوز
باطل در اين خيال که اکسير می‌کنند

گويند رمز عشق مگوييد و مشنويد
مشکل حکايتيست که تقرير می‌کنند

ما از برون در شده مغرور صد فريب
تا خود درون پرده چه تدبير می‌کنند

تشويش وقت پير مغان می‌دهند باز
اين سالکان نگر که چه با پير می‌کنند

صد ملک دل به نيم نظر می‌توان خريد
خوبان در اين معامله تقصير می‌کنند

قومی به جد و جهد نهادند وصل دوست
قومی دگر حواله به تقدير می‌کنند

فی الجمله اعتماد مکن بر ثبات دهر
کاين کارخانه‌ايست که تغيير می‌کنند

می خور که شيخ و حافظ و مفتی و محتسب
چون نيک بنگری همه تزوير می‌کنند
‏**
ÇALGICI, BU NAĞMEYİ ÇAL: KİMSE ECELSİZ ÖLMEZ.

113.
Şarap satan, rintlerin hacetini reva ederse Tanrı günahları bağışlar, belâları giderir.
Sâki, şarabı adalet kadehiyle sun da yoksul gayrete gelmesin., yoksa cihanı belâlara boğar.
Eğer sâlik, emanete hiyanet etmez, ahdinde vefakâr olursa mutlak” bu belâlardan aman müjdesi gelir.
Ey hakim, ister sıkıntı gelsin, ister rahat ve huzur., bunları başkasından bilme. Ne gelirse Tanrı’dan gelir.
Akla, bilgiye yol olmayan bir iş yurdunda neden zayıf reye istinat ederler, niçin olmayacak abes tedbirde bulunmaya kalkışırlar?
Çalgıcı, bu nağmeyi çal: Kimse ecelsiz ölmez. Bu nağmeyi çalmayan hata etmektedir.
* Bizi aşk derdiyle sarhoşluk sersemliğinin belâsı öldürdü. Ya sevgilinin vuslatı derman edebilir, ya sâf şarap.
Can, şarap sevdasıyla geçip gitti, Hâfız da aşktan öldü. Nerde bir İsa nefesli ki bizi diriltsin ?
Ger mey-furüş hâcet-i rindan reva kuned
lzed guneh bibahşed-u refc-i belâ kuned
186‏

گر می فروش حاجت رندان روا کند
ايزد گنه ببخشد و دفع بلا کند

ساقی به جام عدل بده باده تا گدا
غيرت نياورد که جهان پربلا کند

حقا کز اين غمان برسد مژده امان
گر سالکی به عهد امانت وفا کند

گر رنج پيش آيد و گر راحت ای حکيم
نسبت مکن به غير که اين‌ها خدا کند

در کارخانه‌ای که ره عقل و فضل نيست
فهم ضعيف رای فضولی چرا کند

مطرب بساز پرده که کس بی اجل نمرد
وان کو نه اين ترانه سرايد خطا کند

ما را که درد عشق و بلای خمار کشت
يا وصل دوست يا می صافی دوا کند

جان رفت در سر می و حافظ به عشق سوخت
عيسی دمی کجاست که احيای ما کند

**
O GÜN BİR GELSE DE SOFİLERİN HER BİRİNİ BİR KÖTÜ İŞTE YAKALASALAR!

114.
Acaba herkesin nakdini ayara vuracakları gün gelecek mi? O gün bir gelse de sofilerin her birini bir kötü işte yakalasalar!
Bence, dostların bütün işleri bırakıp bir sevgilinin zülfüne yapışmaları münasip.
Erler, sâkinin zülfüne ne güzel sarıldılar. Fakat felek onları bir kararda tutsa.
Güzellere takva kolunun kuvvetini söyleme. Bu alay, öyle bir alaydır ki bir kaleyi tek bir süvariyle zapteder.
Yarabbi, bu Türk güzelleri ne yiğit, ne kan dökücü erler.. Kirpik okuyla her an birisini avlamaktalar!
Senin şiirinle ve ney sesiyle raksetmek ne hoş. Hele elde bir sevgilinin eli de olursa.
Hâfız, zamane oğlanları, yoksulların gamma aldırış etmiyorlar. Bunlarla düşüp kalkmadansa mümkünse aralarından çıkıp bir bucağa çekilmek daha yeğ!
Nakdhârâ buved âyâ ki ‘ayâri girend
Tâ heme savma’adâran pey-i kâri girend
185‏

نقدها را بود آيا که عياری گيرند
تا همه صومعه داران پی کاری گيرند

مصلحت ديد من آن است که ياران همه کار
بگذارند و خم طره ياری گيرند

خوش گرفتند حريفان سر زلف ساقی
گر فلکشان بگذارد که قراری گيرند

قوت بازوی پرهيز به خوبان مفروش
که در اين خيل حصاری به سواری گيرند

يا رب اين بچه ترکان چه دليرند به خون
که به تير مژه هر لحظه شکاری گيرند

رقص بر شعر تر و ناله نی خوش باشد
خاصه رقصی که در آن دست نگاری گيرند

حافظ ابنای زمان را غم مسکينان نيست
زين ميان گر بتوان به که کناری گيرند
‏**
GÜZELLER, BU ÇEŞİT CİLVELENİP DURURLARSA ZAHİTLERİN İMANLARINA ZARAR VERİRLER.

115.
Güzeller, bu çeşit cilvelenip dururlarsa zahitlerin imanlarına zarar verirler.
O nergis, nerde açılırsa gül yüzlü güzeller, ona gözlerinde yer verirler.
Sevgilimiz semaa girdi mi melekler, Arş üstünden el çırparlar.
Ey selvi boylu genç, boyun, çevgân gibi bükülmeden bir top kapmaya bak!
** Sabah çağı, aynanı parlatırsa devlet güneşin doğar, yüz gösterir.
Âşıklar, başlarına buyruk değillerdir. Sen ne buyurursan onu yaparlar.
Göz bebeğim kanlara bulandı. Bu zulmü, nerde ederler?
Tufana ait rivayet edilegelen bu hikâyeler, gözüme bir katradan bile değersiz görünmede!
** Bayrama benzeyen cemalin nerde ki âşıklar, sana vefa göstererek canlarım kurban etsinler!
Gönül, dertten az ağla, az inle. Sır ehli olanlar, hicran potasında bile hoş bir zevk, hoş bir safa bulurlar.
Hâfız, gece yarısı ah etmeden vazgeçme de gönül aynanı sabah gibi parlatsınlar.
Şâhedan ger dilberi zinsan kunend
Zâhidanrâ rahne der iman kunend
197‏

شاهدان گر دلبری زين سان کنند
زاهدان را رخنه در ايمان کنند

هر کجا آن شاخ نرگس بشکفد
گلرخانش ديده نرگسدان کنند

ای جوان سروقد گويی ببر
پيش از آن کز قامتت چوگان کنند

عاشقان را بر سر خود حکم نيست
هر چه فرمان تو باشد آن کنند

پيش چشمم کمتر است از قطره‌ای
اين حکايت‌ها که از طوفان کنند

يار ما چون گيرد آغاز سماع
قدسيان بر عرش دست افشان کنند

مردم چشمم به خون آغشته شد
در کجا اين ظلم بر انسان کنند

خوش برآ با غصه‌ای دل کاهل راز
عيش خوش در بوته هجران کنند

سر مکش حافظ ز آه نيم شب
تا چو صبحت آينه رخشان کنند
**
SOFİLER, HEP SARHOŞ OLDULAR, GEÇİP GİTTİLER; BU HALLERİ DE UNUTULDU, GİTTİ!

116.
Gönüle mahrem olan, sevgilinin haremine girip yerleşti. Bu işi başaramayan inkâra düştü, bu hali tasdik etmedi.
Gönlüm, perdeyi aştıysa ayıplama. Tanrı’ya şükürler olsun, zan perdesinde kalmadı ya.
Sofiler, hep sarhoş oldular, geçip gittiler; bu halleri de unutuldu, gitti! Her pazar başında söylenip duran yalnız bizim maceramız!
O billûr elden aldığımız lâl renkli şarabın her katrası tahassür göz yaşı oldu da inciler saçan gözde kaldı.
Gönlümden başka aşka düşüp ezelden ebede kadar âşık olan hiç kimseyi duymadım.
Bu dönen kubbede aşk sözünün sesinden daha hoş bir yadigâr kaldığını görmedim.
Nergis, gözüne özendi, fakat şiveni elde edemedi ki. Sadece hasta ve mahmur bir hale düşüp kaldı, işte o kadar!
* Bir hırkam vardı, yüzlerce ayıbımı örterdi.. hırka, şaraba ve çalgıya rehin oldu, elimde kalan yalnız bir zünnar!
* Çin sureti, senin güzelliğine öyle hayran oldu ki macerası her yerde kapılarda, duvarlarda kaldı; hâlâ söylenir, seyredilir!
Hâfız’ın gönlü, bir gün olur tekrar gelirim diye zülfünün seyrangâhına gitti ama orada tutuldu kaldı, geri gelmedi gitti!
Her ki şud mahrem-i dil der harem-i yâr bimand
Van ki in kâr nedânıst der inkâr bimand
178‏

هر که شد محرم دل در حرم يار بماند
وان که اين کار ندانست در انکار بماند

اگر از پرده برون شد دل من عيب مکن
شکر ايزد که نه در پرده پندار بماند

صوفيان واستدند از گرو می همه رخت
دلق ما بود که در خانه خمار بماند

محتسب شيخ شد و فسق خود از ياد ببرد
قصه ماست که در هر سر بازار بماند

هر می لعل کز آن دست بلورين ستديم
آب حسرت شد و در چشم گهربار بماند

جز دل من کز ازل تا به ابد عاشق رفت
جاودان کس نشنيديم که در کار بماند

گشت بيمار که چون چشم تو گردد نرگس
شيوه تو نشدش حاصل و بيمار بماند

از صدای سخن عشق نديدم خوشتر
يادگاری که در اين گنبد دوار بماند

داشتم دلقی و صد عيب مرا می‌پوشيد
خرقه رهن می و مطرب شد و زنار بماند

بر جمال تو چنان صورت چين حيران شد
که حديثش همه جا در در و ديوار بماند

به تماشاگه زلفش دل حافظ روزی
شد که بازآيد و جاويد گرفتار بماند
**
HÂFIZ, SEVGİLİNİN MERHAMETİNDEN ÜMİT KESME..

117.
Müjde geldi: Gam günleri sürüp gitmeyecekmiş. Safa zamanı bakı olmadığı gibi gam günleri de baki değilmiş.
Ben, gerçi sevgilinin nazarında bir avuç toprak kadar hor hakir oldum ama rakip de böyle hürmetli kalmaz elbette.
Perdeci, herkesi kılıçtan geçirdikçe hiç kimse, dostun hariminde oturup kalamaz.
Mademki varlık sayfasına yazılan yazı kalmaz, bozulup gider… şu halde iyi ve kötü nakış ne şükre değer, ne şikâyete!
* Rivayet ettiler, Cemşit meclisinin nağmesi buymuş: Mademki Cemşit de baki değil, getir şarap kadehini!
Ey mum, pervanenin vuslatını ganimet bil ki bu alışveriş, sabah çağına kadar sürüp gitmez!
Zengin kişi, yoksulunun gönlünü ele al. Çünkü altın mahzeniyle gümüş hâzinesi ebedî kalmaz.
Bu zebercet kemere altınla yazdılar: Kerem ehlinin iyiliğinden başka her şey fâni!
Hâfız, sevgilinin merhametinden ümit kesme.. cefa nakşiyle sitem nişanesi ebedî değil ya!
Resid müjde ki eyyâm-ı ğam nehâhedmand
Çunan nemand-u çunin niz hem nehâhedmand
179‏

رسيد مژده که ايام غم نخواهد ماند
چنان نماند چنين نيز هم نخواهد ماند

من ار چه در نظر يار خاکسار شدم
رقيب نيز چنين محترم نخواهد ماند

چو پرده دار به شمشير می‌زند همه را
کسی مقيم حريم حرم نخواهد ماند

چه جای شکر و شکايت ز نقش نيک و بد است
چو بر صحيفه هستی رقم نخواهد ماند

سرود مجلس جمشيد گفته‌اند اين بود
که جام باده بياور که جم نخواهد ماند

غنيمتی شمر ای شمع وصل پروانه
که اين معامله تا صبحدم نخواهد ماند

توانگرا دل درويش خود به دست آور
که مخزن زر و گنج درم نخواهد ماند

بدين رواق زبرجد نوشته‌اند به زر
که جز نکويی اهل کرم نخواهد ماند

ز مهربانی جانان طمع مبر حافظ
که نقش جور و نشان ستم نخواهد ماند
**
BİZİM GÜZELLERE BAKIŞIMIZA BİHABERLER HAYRET EDİYORLAR.

118.
Bizim güzellere bakışımıza bihaberler hayret ediyorlar. Ben, göründüğüm gibiyim, artık ötesini onlar bilirler!
Akıllılar, varlık pergelinin noktasıdırlar ama aşk bilir ki onların da bu dairede başlan dönmüştür.
Taun, ahdimizi ağızları tatlı güzellere bağladı. Biz, umumiyetle kuluz, onlar sahiplerimiz !
Yüzünün cilvegâhı, yalnız benim gözüm değil. Ayla güneş de bu aynaya bakıyor.
Aşktan dem vurmak ve sevgiliden şikâyet etmek… ne olmayacak lâf! Bu çeşit yalancı âşıklar, aynlığa lâyıktırlar,
Muğpeçeler, düşüncemizi duyar, anlarlarsa bundan böyle yün hırkamızı rehin almazlar.
* Kör yarasa, gece vakti güneşin vuslatına eremez. Ona bakmaya muktedir olanlar bile bu aynaya hayran olmuşlardır.
Siyah gözlerin öğretirse öğretir; yoksa herkes gizlenmeye ve sarhoşluğa muktedir değildir.
Rüzgâr, kokunu, ruhların geçtiği, eğlendiği yere götürürse akılla can, varlık gevherini kudumuna saçar.
Zahit, Hâfız’ın rintliğini anlamazsa ne var ? Şeytan, Kur’an okuyanlardan kaçar elbette.
Der nazar-bâzi-i mâ bihaberan hayrânend
Men çûninem ki nemûdem diğer işân dânend
193‏

در نظربازی ما بی‌خبران حيرانند
من چنينم که نمودم دگر ايشان دانند

عاقلان نقطه پرگار وجودند ولی
عشق داند که در اين دايره سرگردانند

جلوه گاه رخ او ديده من تنها نيست
ماه و خورشيد همين آينه می‌گردانند

عهد ما با لب شيرين دهنان بست خدا
ما همه بنده و اين قوم خداوندانند

مفلسانيم و هوای می و مطرب داريم
آه اگر خرقه پشمين به گرو نستانند

وصل خورشيد به شبپره اعمی نرسد
که در آن آينه صاحب نظران حيرانند

لاف عشق و گله از يار زهی لاف دروغ
عشقبازان چنين مستحق هجرانند

مگرم چشم سياه تو بياموزد کار
ور نه مستوری و مستی همه کس نتوانند

گر به نزهتگه ارواح برد بوی تو باد
عقل و جان گوهر هستی به نثار افشانند

زاهد ار رندی حافظ نکند فهم چه شد
ديو بگريزد از آن قوم که قرآن خوانند

گر شوند آگه از انديشه ما مغبچگان
بعد از اين خرقه صوفی به گرو نستانند

**
O GÜL YANAĞA GAZEL OKUYAN YALNIZ BEN DEĞİLİM. SENİN HER YANDA BİNLERCE BÜLBÜLLERİN VAR!

119.
Senin sarhoş nergislerine padişahlar kuldur, köledir. Lâl dudaklarının sarhoşları, akıllılardır.
Senin sırrını, sabah yeli yaydı, benim aşkımı gözyaşı. Yoksa âşık da sır saklar, mâşuk da.
Buradan geçerken iki kat zülfünün altından bak da gör. Sağda, solda ne gamlılar, ne matemliler var.
Seher yeli gibi menekşeliğe bir uğra da bak. Zülfünün zulmünden nice kararsız yaslılar var.
Ey Tanrı’yı tanıyan, cennet bizim nasibimizdir; yürü, işine bak. Asıl kereme müstahak olanlar, günahkârlardır.
* O gül yanağa gazel okuyan yalnız ben değilim. Senin her yanda binlerce bülbüllerin var!
Meyhaneye git de çehreni kızıl bir hale getir. Zahitlerin ibadet yerine gitme, oradakilerin hepsi mürai, hepsi suçlu, hepsi kara yüzlü!
Ey kademi kutlu Hızır, elimi tut. Yoldaşların hepsi atlı, sade ben yaya yürüyorum.
Hâfız, o parlak zülüften halâs olmasın. Senin kemendine bağlananlar, her şeyden kurtulmuşlardır.
Gulâm-ı nerkis-i mest-i tu tâcdâranend
Harab-ı bade-i la’l-ı tu hüşyaranend
195‏

غلام نرگس مست تو تاجدارانند
خراب باده لعل تو هوشيارانند

تو را صبا و مرا آب ديده شد غماز
و گر نه عاشق و معشوق رازدارانند

ز زير زلف دوتا چون گذر کنی بنگر
که از يمين و يسارت چه سوگوارانند

گذار کن چو صبا بر بنفشه زار و ببين
که از تطاول زلفت چه بی‌قرارانند

نصيب ماست بهشت ای خداشناس برو
که مستحق کرامت گناهکارانند

نه من بر آن گل عارض غزل سرايم و بس
که عندليب تو از هر طرف هزارانند

تو دستگير شو ای خضر پی خجسته که من
پياده می‌روم و همرهان سوارانند

بيا به ميکده و چهره ارغوانی کن
مرو به صومعه کان جا سياه کارانند

خلاص حافظ از آن زلف تابدار مباد
که بستگان کمند تو رستگارانند
**
HER BAŞINI TRAŞ EDEN KALENDERLİĞİ BİLMEZ Kİ!

120.
Yüzünü parlatan, kendisine çekidüzen veren herkes, dilberlik nedir bilmez., her ayna yapan İskenderlikten anlamaz.
Külahını yana yıkıp sert oturan herkesin padişahlıktan, ululuktan haberi yoktur.
Yoksullar gibi karşılık umarak kulluk etme. Sevgili, esasen kula bakmayı, kulu görüp gözetmeyi bilir.
Vefa ve ahde sebatı öğrenirsen iyi olur. Yoksa Gevretmeyi herkes bilir.
Divane gönlümü, aldırdım gitti., bilmedim ki insan oğlu da peri şivesini bilirmiş!
O takvayı yakan rindin himmetine köleyim ki yoksul görünür de kimya ilmini bilir.
Burada kıldan ince binlerce nükte var: Her başını traş eden kalenderliği bilmez ki!
* Benin bir mücevherdir bence; ben de kuyumcuyum. Misli bulunmayan mücevherin kadrini kuyumcu bilir.
* Yüz bin güzelliğiyle güzeller padişahı olan dilber, insaf ve adaleti de bilse dünyaya hükmeder.
Hâfız’ın güzel şiirinden şiire kabiliyeti olan ve Farsça söz söylemeye muktedir bulunan anlar.
Ne her ki çihre berefruht dilberi dâned
Ne her ki âyine sâzed Sikenderi daned
177‏

نه هر که چهره برافروخت دلبری داند
نه هر که آينه سازد سکندری داند

نه هر که طرف کله کج نهاد و تند نشست
کلاه داری و آيين سروری داند

تو بندگی چو گدايان به شرط مزد مکن
که دوست خود روش بنده پروری داند

غلام همت آن رند عافيت سوزم
که در گداصفتی کيمياگری داند

وفا و عهد نکو باشد ار بياموزی
وگرنه هر که تو بينی ستمگری داند

بباختم دل ديوانه و ندانستم
که آدمی بچه‌ای شيوه پری داند

هزار نکته باريکتر ز مو اين جاست
نه هر که سر بتراشد قلندری داند

مدار نقطه بينش ز خال توست مرا
که قدر گوهر يک دانه جوهری داند

به قد و چهره هر آن کس که شاه خوبان شد
جهان بگيرد اگر دادگستری داند

ز شعر دلکش حافظ کسی بود آگاه
که لطف طبع و سخن گفتن دری داند
‏**
ÂŞIKIN DERDİNE DEVA ETMEYİ KOLAY SANAN VAR MI, NERDE ÖYLE BİRİSİ?

121.
Yasemin kokulu güzeller, insana hemdem olurlarsa gam tozunu yatıştırır, insanı neşelendirirler. Peri yüzlüler, inada başlarlarsa gönülleri kararsız bir hale getirirler.
Cefa terkisini bağladılar mı gönülleri de bağlarlar., amber gibi saçlarını çözdüler mi canlan da saçarlar.
Gözümden akan lâl gibi kızıl kanları gördüler mi gülerler. Yüzümden de gizli sırlarımı okur, anlarlar.
Ömrümüzde bir an bizimle otursalar bile eğleşmezler, hemen kalkarlar. Kalktılar mı da gönlümüze iştiyak fidanını dikerler.
Halvetteki âşıkların göz yaşlarını anladılar mı bu hale bir tedbir bulurlar., Seher çağında uyanık âşıkların sevgilerini bildiler mi onlardan sevgi yüzünü çevirmezler.
Âşıkın derdine deva etmeyi kolay sanan var mı, nerde öyle birisi? Derman için tedbirlerde bulunanlar bile nihayet âciz kalırlar.
Mansur gibi dara çekilenleri yüceltirler. Hâfız’ı da bu dergâha davet ettiler mi ederler.
* İştiyak çekenler bu tapıya niyaz edince sevgililer naz ederler. Bu derde düşüp de derman kaydında olanlar, acze düşerler.
Semen-bünyan ğubâr-ı ğam çu binşinend binşânend Peri-rünyan karar ez dil çu bistizend bistânend
194‏

سمن بويان غبار غم چو بنشينند بنشانند
پری رويان قرار از دل چو بستيزند بستانند

به فتراک جفا دل‌ها چو بربندند بربندند
ز زلف عنبرين جان‌ها چو بگشايند بفشانند

به عمری يک نفس با ما چو بنشينند برخيزند
نهال شوق در خاطر چو برخيزند بنشانند

سرشک گوشه گيران را چو دريابند در يابند
رخ مهر از سحرخيزان نگردانند اگر دانند

ز چشمم لعل رمانی چو می‌خندند می‌بارند
ز رويم راز پنهانی چو می‌بينند می‌خوانند

دوای درد عاشق را کسی کو سهل پندارد
ز فکر آنان که در تدبير درمانند در مانند

چو منصور از مراد آنان که بردارند بر دارند
بدين درگاه حافظ را چو می‌خوانند می‌رانند

در اين حضرت چو مشتاقان نياز آرند ناز آرند
که با اين درد اگر دربند درمانند درمانند

**
ŞARAP İÇMENE BAK! AĞYARDAN GİZLİ YÜZLERCE GÜNAH, RİYA İLE EDİLEN İBADETTEN YEĞDİR.

122.

Nazarlarıyle toprağı altın haline getirenler, acaba bir göz ucuyle bize de bakmazlar mi ki?
Derdimi, sahte doktorlara söylemektense gizlemem daha iyi. Belki gayp hâzinesinden tedavi ederler.
Sevgili, yüzünden nikabı kaldırmamakta, yüzünü kimseye göstermemekte., böyle olduğu halde neden herkes, kendi düşüncesine göre onu anlatıp durmada?
İyi akıbete nail olmak, ne rintlikledir, ne zahitlikle, işi Tanrı inayetine bırakmak daha iyi!
Marifet sahibi ol. Çünkü nazar ehli olanlar aşk pazarında ancak bildiklerle, marifet sahipleriyle alışverişte bulunurlar.
Şarap içmene bak! Ağyardan gizli yüzlerce günah, riya ile edilen ibadetten yeğdir.
Yusuf’un kokusunu duyduğum gömleği, korkuyorum, kıskanç kardeşleri yırtacak!
Şimdi perde örtülü… her çeşit olup gidiyor. Fakat perde kalkınca bilmem ne özür bulurlar, ne yaparlar, ne ederler?
Bu söze taş bile ağlasa şaşılmaz. Gönül sahipleri, gönül hikâyesini çok hoş bir eda ile anlatırlar.
* Meyhaneye uğra da oradakiler, vakitlerini sana dua etmeye sarf etsinler.
* Beni çağıracaksan hasetçilere duyurmadan çağır. Çünkü hakiki ihsan sahipleri, pek çok gizli hayırlarda bulunurlar ve bunu ancak Tanrı için yaparlar!
Hâfız, vuslatın sürüp gitmesi müyesser olmuyor. Padişahlar, yoksulların haline pek az aldırış ediyorlar!
Anan ki hâk râ be nazar kimya kunend
Aya buved ki güşe-i çeşmi bemâ kuneud
196‏

آنان که خاک را به نظر کيميا کنند
آيا بود که گوشه چشمی به ما کنند

دردم نهفته به ز طبيبان مدعی
باشد که از خزانه غيبم دوا کنند

معشوق چون نقاب ز رخ در نمی‌کشد
هر کس حکايتی به تصور چرا کنند

چون حسن عاقبت نه به رندی و زاهديست
آن به که کار خود به عنايت رها کنند

بی معرفت مباش که در من يزيد عشق
اهل نظر معامله با آشنا کنند

حالی درون پرده بسی فتنه می‌رود
تا آن زمان که پرده برافتد چه‌ها کنند

گر سنگ از اين حديث بنالد عجب مدار
صاحب دلان حکايت دل خوش ادا کنند

می خور که صد گناه ز اغيار در حجاب
بهتر ز طاعتی که به روی و ريا کنند

پيراهنی که آيد از او بوی يوسفم
ترسم برادران غيورش قبا کنند

بگذر به کوی ميکده تا زمره حضور
اوقات خود ز بهر تو صرف دعا کنند

پنهان ز حاسدان به خودم خوان که منعمان
خير نهان برای رضای خدا کنند

حافظ دوام وصل ميسر نمی‌شود
شاهان کم التفات به حال گدا کنند
**
BANA SEVGİLİNİN ZAT CİLVESİ, O AYNADA GÖRÜNDÜ.

123.
Dün gece seher çağı, beni gamdan kurtardılar. O, gece karanlığında bana abıhayat sundular.
Zat ziyasının parıltısıyle kendimden geçtim, bana Sıfât tecellisinden şarap verdiler.
Ne mübarek seherdi o seher… ne kutlu bir geceydi o Kadir gecesi. O gece bana bu yepyeni beratı ihsan ettiler.
Bundan böyle yüzümü sevgilinin güzelliği aynasından ayırmam. Çünkü bana sevgilinin Zat cilvesi, o aynada göründü.
Muradım olduysa, gönlüm neşelendiyse şaşılacak ne var? Ben zaten bunlara müstahaktım; bunları bana zekât olarak verdiler.
O cevre, cefaya sabır ve sebat etme kabiliyetini verdikleri gün hatif, bana bu devletin de müjdesini vermişti,
* Sözlerimden damlayan bütün bu ballar, şekerler yok mu? Sabrıma karşılık olarak verdikleri kamış kalemindendir hep.
Zamanenin gam bağlarından beni kurtardılar ya., bu kurtuluş, Hâfız’ın himmetiyle ve seher çağlarında uyanık bulunanların nefeslerinin feyziyledir.
Düş vakt-i seher ez ğussa necâtem dâdend
Vanderan zulmet-i şeb Âb-ı Hayâtem dâdend
183‏

دوش وقت سحر از غصه نجاتم دادند
واندر آن ظلمت شب آب حياتم دادند

بيخود از شعشعه پرتو ذاتم کردند
باده از جام تجلی صفاتم دادند

چه مبارک سحری بود و چه فرخنده شبی
آن شب قدر که اين تازه براتم دادند

بعد از اين روی من و آينه وصف جمال
که در آن جا خبر از جلوه ذاتم دادند

من اگر کامروا گشتم و خوشدل چه عجب
مستحق بودم و اين‌ها به زکاتم دادند

هاتف آن روز به من مژده اين دولت داد
که بدان جور و جفا صبر و ثباتم دادند

اين همه شهد و شکر کز سخنم می‌ريزد
اجر صبريست کز آن شاخ نباتم دادند

همت حافظ و انفاس سحرخيزان بود
که ز بند غم ايام نجاتم دادند

**
SABAH ŞARABI İÇEN RİNTLERİN GÖNÜLLERİNDEKİ SAFLIK YÜZÜNDEN DUA ANAHTARIYLA NİCE KAPALI KAPILAR AÇILIR.

124.
Gönül, acaba meyhane kapılarını yine açarlar, bizim bağlı işlerimizdeki düğümü yine çözerler mi ki?
Kendini beğenmiş zahidin hatırı için kapadılar, fakat gönlünü sağlam tut. Elbette Allah için açarlar.
Sabah şarabı içen rintlerin gönüllerindeki saflık yüzünden dua anahtarıyla nice kapalı kapılar açılır.
Üzüm kızının baş sağlığı mektubunu yazın da bütün sarhoşlar, kirpiklerinden kanlar saçsınlar!
Sâf şarap öldü, çengin saçlarını kesin de bütün muğpeçeler, iki kat zülüflerini açsınlar, feryad u figana koyulsunlar!
Meyhane kapısını bağladılar, riya evini açacaklar. Hoş görme bunu Yarabbi!
Hâfız, şu yün hırkam yok mu… yarın görürsün, altından ne kötü bir zünnar çıkaracaklar!
Bâşed ey dil ki der-i meykedehâ biguşâyend
Kirih ez kâr-ı furü-beste-i mâ biguşâyend
202‏

بود آيا که در ميکده‌ها بگشايند
گره از کار فروبسته ما بگشايند

اگر از بهر دل زاهد خودبين بستند
دل قوی دار که از بهر خدا بگشايند

به صفای دل رندان صبوحی زدگان
بس در بسته به مفتاح دعا بگشايند

نامه تعزيت دختر رز بنويسيد
تا همه مغبچگان زلف دوتا بگشايند

گيسوی چنگ ببريد به مرگ می ناب
تا حريفان همه خون از مژه‌ها بگشايند

در ميخانه ببستند خدايا مپسند
که در خانه تزوير و ريا بگشايند

حافظ اين خرقه که داری تو ببينی فردا
که چه زنار ز زيرش به دغا بگشايند
**
AŞK EŞİĞİ YÜCEDİR. HÂFIZ BİR HİMMET ET. ÂŞIKLAR HİMMETSİZ KİŞİLERİ HUZURLARINA KABUL ETMEZLER.

125.
Halis ve berrak şarapla güzel sâki, yolun öyle iki tuzağı ki cihandaki akıllı, fikirli adamların hiç birisi, bunların kemendinden kurtulamaz.
Ben gerçi âşıkım, rindim, sarhoşum, günahkârım… fakat binlerce şükrolsun, Allah için şehirdeki dostlar günahsız ya!
Meyhaneye edebe riayet etmeden ayak basma. Çünkü meyhane kapısının sâlikleri, padişah mahremleridir.
Cefa etmek, dervişlik ve sâliklik işi değil. Şarap sun, bu yolcular, yol ehli değiller!
Aşk yoksullarını hor görme. Bu kavim, kemersiz padişah, taçsız husrevlerdir!
Aklını başına al. İstiğna rüzgârı esti mi binlerce ibadet harmanını yarım arpaya bile almazlar!
* Kullar kaçarlar, köleler başından çekilirlerse güzellik saltanatı sınar, bozulur.
* Tortulu şarap içen ve bir renkte olan erlerin himmetine kulum… yeşil giyinen, fakat kalbleri kara olan taifenin değil!
Aşk eşiği yücedir. Hâfız bir himmet et. Aşıklar himmetsiz kişileri huzurlarına kabul etmezler.
Şerâb-ı bî ğaş-u sâkî-i hoş du dâm-ı rehend
Ki ziyrekan-ı cihan ez kemend-i şan nerehend
201‏

شراب بی‌غش و ساقی خوش دو دام رهند
که زيرکان جهان از کمندشان نرهند

من ار چه عاشقم و رند و مست و نامه سياه
هزار شکر که ياران شهر بی‌گنهند

جفا نه پيشه درويشيست و راهروی
بيار باده که اين سالکان نه مرد رهند

مبين حقير گدايان عشق را کاين قوم
شهان بی کمر و خسروان بی کلهند

به هوش باش که هنگام باد استغنا
هزار خرمن طاعت به نيم جو ننهند

مکن که کوکبه دلبری شکسته شود
چو بندگان بگريزند و چاکران بجهند

غلام همت دردی کشان يک رنگم
نه آن گروه که ازرق لباس و دل سيهند

قدم منه به خرابات جز به شرط ادب
که سالکان درش محرمان پادشهند

جناب عشق بلند است همتی حافظ
که عاشقان ره بی‌همتان به خود ندهند

**
PÎR-İ MUGÂNIN MÜRİDİYİM, İNCİNME EY ŞEYH!

126.
Bilmem ki uğradığımız sarhoşluk, ne çeşit sarhoşluktu, sâki kimdi, bu şarabı nereden getirdi?
Sen de şarabı al, sahra yolunu tut; bülbül ne güzel çilemekte, şakımakta,
** Bu makam bilen çalgıcı, hangi perdeden çalmakta, hangi makamdan söylemekte? Âşinâ bir söz söyledi, bildiğimiz bir şeyi hatırlattı !
Gülle nesrinin gelişi hayırlı, mutlu olsun… menekşe hoş geldi, yasemin safalar getirdi.
Gönül, gonca gibi halledilmedik işlerden şikâyetlenme; bak, sabah rüzgârı, düğümleri çözen bir nefha yolladı.
* Sabah yelinin ne de güzel, ne de hoş hüneri var; sanki Süleyman’ın Hüthüdü… sanki Seba gülşeninden neşe müjdesi getirdi.
Yüreğimizin zayıflığına ilâç, sâkinin göz ucuyle bir işaretidir. Başını kaldır, bak, doktor geldi, ilâç getirdi.
Pîr-i Mugânın müridiyim, incinme ey şeyh! Neden mi diyeceksin? Çünkü sen vadettin, o yerine getirdi; ondan!
O asker Türkün aç gözlülüğüne kurban olayım… bir tek hırkadan başka bir şeyciğim yok, bana bile hücum etti!
** Felek, şimdi Hâfız’a isteyerek, dileyerek kul olur. Çünkü kapınıza kaçıp, tapınıza sığındı!
Çi mestiyest nedanem ki ru bema averd
Ki bûd sâki-yu in bade ezkucâ âverd
145‏

چه مستيست ندانم که رو به ما آورد
که بود ساقی و اين باده از کجا آورد

تو نيز باده به چنگ آر و راه صحرا گير
که مرغ نغمه سرا ساز خوش نوا آورد

دلا چو غنچه شکايت ز کار بسته مکن
که باد صبح نسيم گره گشا آورد

رسيدن گل و نسرين به خير و خوبی باد
بنفشه شاد و کش آمد سمن صفا آورد

صبا به خوش خبری هدهد سليمان است
که مژده طرب از گلشن سبا آورد

علاج ضعف دل ما کرشمه ساقيست
برآر سر که طبيب آمد و دوا آورد

مريد پير مغانم ز من مرنج ای شيخ
چرا که وعده تو کردی و او به جا آورد

به تنگ چشمی آن ترک لشکری نازم
که حمله بر من درويش يک قبا آورد

فلک غلامی حافظ کنون به طوع کند
که التجا به در دولت شما آورد
**
DÜN GECE MELEKLERİ GÖRDÜM, MEYHANE KAPISINI ÇALDILAR; ÂDEM’İN BALÇIĞINI YOĞURDULAR, O BALÇIKTAN ŞARAP KADEHİ YAPTILAR.

127.
Dün gece melekleri gördüm, meyhane kapısını çaldılar; Âdem’in balçığını yoğurdular, o balçıktan şarap kadehi yaptılar.
Ben şu toprak yeryüzünde oturduğum halde gizlilik hareminde, Melekût âleminin tertemiz sahasında oturanlar, benimle hemdem oldular, sarhoşçasına şarap içtiler.
Gök bile emanet yükünü çekemedi de bu işi görmek için kura çektiler; bu divaneye isabet etti!
Yetmiş iki milletin hepsini de mazur gör. Çünkü hakikati görmedikleri için masal kapısını çaldılar!
Şükrolsun, aramız düzeldi, barıştık. Sofiler, buna şükür olarak raksede ede şarap içmeye koyuldular.
Şulesine mumun bile güldüğü ateşe ateş demezler. Ateş, pervaneyi yakıp kül eden ateşe derler.
Sözün saçı, kalemle taranmaya başlandığı gündenberi hiç kimse Hâfız gibi düşünce yüzünden örtüyü açmadı; hiç bir şair onun gibi şiir söyleyemedi
Düş didem ki melâik der-i meyhane zedend
Gil-i adem bisiriştend-u be peymâne zedend
184‏

دوش ديدم که ملايک در ميخانه زدند
گل آدم بسرشتند و به پيمانه زدند

ساکنان حرم ستر و عفاف ملکوت
با من راه نشين باده مستانه زدند

آسمان بار امانت نتوانست کشيد
قرعه کار به نام من ديوانه زدند

جنگ هفتاد و دو ملت همه را عذر بنه
چون نديدند حقيقت ره افسانه زدند

شکر ايزد که ميان من و او صلح افتاد
صوفيان رقص کنان ساغر شکرانه زدند

آتش آن نيست که از شعله او خندد شمع
آتش آن است که در خرمن پروانه زدند

کس چو حافظ نگشاد از رخ انديشه نقاب
تا سر زلف سخن را به قلم شانه زدند

**
CANIMI, DUDAĞINA FEDA ETTİĞİM VAKİT, ZÜLÂLİNDEN DAMAĞIMIZA BİR KATRECİK DÜŞER DİYE ÜMİTLENMİŞTİM.

128.
Durağımıza yolun uğrarsa, bize iltifat eder de gelirsen kutluluk burcunun hüması tuzağımıza düştü demektir.
** Yüzünün aksi kadehimize düşerse neş’eden habbeler gibi külâhımı göklere atarım.
Murat ayının ufuktan doğduğu gece, olur ya, belki ışığı bizim damımıza da düşer.
Padişahlara bile, bu kapının toprağını öpmeye izin yok. Biz, nereden varıp selâm verebileceğiz, kudretimiz mi var?
Canımı, dudağına feda ettiğim vakit, zülâlinden damağımıza bir katrecik düşer diye ümitlenmiştim.
Ümitsizlenip bu kapıdan gitme. Bir fal aç bakalım, belki devlet kurası adımıza düşer, olur ya!
Zülfünün hayali dedi ki: Canı vesile etme. O av, bizim tuzağımıza çok düşer!
Hâfız, senin civarındaki topraktan bahsetti mi can gülşeninin rüzgân dimağımıza kadar gelir, erişir!
Humâ-yı burc-ı se’âdet be dâm-ı mâ ufted
Eğer tura ğüzeri ber mekâm-ı mâ ufted
114‏

همای اوج سعادت به دام ما افتد
اگر تو را گذری بر مقام ما افتد

حباب وار براندازم از نشاط کلاه
اگر ز روی تو عکسی به جام ما افتد

شبی که ماه مراد از افق شود طالع
بود که پرتو نوری به بام ما افتد

به بارگاه تو چون باد را نباشد بار
کی اتفاق مجال سلام ما افتد

چو جان فدای لبش شد خيال می‌بستم
که قطره‌ای ز زلالش به کام ما افتد

خيال زلف تو گفتا که جان وسيله مساز
کز اين شکار فراوان به دام ما افتد

به نااميدی از اين در مرو بزن فالی
بود که قرعه دولت به نام ما افتد

ز خاک کوی تو هر گه که دم زند حافظ
نسيم گلشن جان در مشام ما افتد
**
BENİM SALINA SALINA GEZİP YÜRÜYEN SELVİ BOYLUM, NİÇİN ÇAYIRLIĞA, ÇİMENLİĞE GELMEZ?

129.
Benim salına salına gezip yürüyen selvi boylum, niçin çayırlığa, çimenliğe gelmez?
Neden gülle hemdem olmaz, yasemini hatırlamaz, anmaz?
* Dün turrelerinden şikâyet ettim, açıklandım da dedi ki: Bu, kara kul, bana kulak vermiyor ki!
Abes yere gezip tozan gönlüm, onun zülfündeki büklümlere gitti gideli o uzun yolculuğundan geri dönmeye hiç niyet etmiyor, vatanına dönmeye hiç niyeti yok!
Keman kaşlarına karşı ne oyunlar, ne şuhluklar yapıyorum. Fakat kulağı burulmuş bir kere… bana kulak bile verdiği yok!
Eteğinde bunca güzel kokular olduğu halde şaşıyorum, sana uğrayıp geçen seher yeli, neden toprağı Huten miski haline getirmiyor?
Menekşelerin zülfü, rüzgârların tesiriyle kıvrım kıvrım olur, menekşeler açılır, bahar gelirken ne yazık… gönlüm, o ahdinden dönen sevgiliyi anmıyor bile!
* Gönül, onun yüzünü görürüm ümidiyle cana hemdem olmamakta… can, onun civarına varırım diye tene hizmet etmemekte.
Gümüş baldırlı sâkim, hep tortulu şarap verse de, şarap kadehi gibi bütün vücudunu ağız haline getirmeyen, o tortulu şarabı istemeyen kim var?
Öğüt kabul etmeyen Hâfız, senin gamzenin şehidi oldu. Söz dinlemeyen, kılıcı hak eder.
* Yüzsuyumu hor görme… bulutun feyzi, benim göz yaşlarım olmadıkça Aden incisini meydana getiremez.
Serv-ı çemân-i men çirâ meyl-i çemen nemikuned Hemdem-i gul nemişeved yâd-ı semen nemikuned
192‏

سرو چمان من چرا ميل چمن نمی‌کند
همدم گل نمی‌شود ياد سمن نمی‌کند

دی گله‌ای ز طره‌اش کردم و از سر فسوس
گفت که اين سياه کج گوش به من نمی‌کند

تا دل هرزه گرد من رفت به چين زلف او
زان سفر دراز خود عزم وطن نمی‌کند

پيش کمان ابرويش لابه همی‌کنم ولی
گوش کشيده است از آن گوش به من نمی‌کند

با همه عطف دامنت آيدم از صبا عجب
کز گذر تو خاک را مشک ختن نمی‌کند

چون ز نسيم می‌شود زلف بنفشه پرشکن
وه که دلم چه ياد از آن عهدشکن نمی‌کند

دل به اميد روی او همدم جان نمی‌شود
جان به هوای کوی او خدمت تن نمی‌کند

ساقی سيم ساق من گر همه درد می‌دهد
کيست که تن چو جام می جمله دهن نمی‌کند

دستخوش جفا مکن آب رخم که فيض ابر
بی مدد سرشک من در عدن نمی‌کند

کشته غمزه تو شد حافظ ناشنيده پند
تيغ سزاست هر که را درد سخن نمی‌کند

**
EY MEYHANE YOKSULLARI, TANRI SİZİN DOSTUNUZDUR, YAVERİNİZDİR. NİMETE, İHSANA ERİŞMEK EMELİYLE BİRKAÇ HAYVANA ALDIRIŞ ETMEYİN!

130.
Hayli zamandır hasbıhalini yazmadın, bir mektup göndermedin; nerde bir mahrem ki sana birkaç haber göndereyim.
Biz, o yüce tapıya erişemeyiz. Meğer ki siz lütfedesiniz de bu tarafa birkaç adım atasınız.
Şarap, küpten çıkıp testiye girdi, meclise geldi; gül de nikabını kaldırdı, işreti fırsat bil, birkaç kadeh çek!
Gülbeşeker gönlümüzün ilâcı değil. Bir itabı, birkaç öpücüğe mezcet de sun bize!
Zahit, rintlerin sokağından selâmetle geç git… kötülükle adı çıkmış birkaç kişinin sohbeti seni de harap etmesin.
Şarabın bütün ayıplarını söyledin, hünerini de söyle. Birkaç bir şey bilmezin hatırı için hikmeti inkâr etme!
Ey meyhane yoksulları, Tanrı sizin dostunuzdur, yaverinizdir. Nimete, ihsana erişmek emeliyle birkaç hayvana aldırış etmeyin!
Meyhane Pîri, tortulu şarap içen müridine ne de güzel dedi: Bir alay ham kişiye yanmış gönlün ahvalini söyleme!
Hâfız, senin güneş yüzünün yalımından yandı. Ey maksadına erişmiş, muradına nail olmuş sevgili, lütfet de muradına eremeyen birkaç zavallıya da bir bak!
Hasb-ı hâli nenuvişti vu şud eyyâmi çend
Mahremi kü ki lurustem be tu peyğâmi çend
182‏

حسب حالی ننوشتی و شد ايامی چند
محرمی کو که فرستم به تو پيغامی چند

ما بدان مقصد عالی نتوانيم رسيد
هم مگر پيش نهد لطف شما گامی چند

چون می از خم به سبو رفت و گل افکند نقاب
فرصت عيش نگه دار و بزن جامی چند

قند آميخته با گل نه علاج دل ماست
بوسه‌ای چند برآميز به دشنامی چند

زاهد از کوچه رندان به سلامت بگذر
تا خرابت نکند صحبت بدنامی چند

عيب می جمله چو گفتی هنرش نيز بگو
نفی حکمت مکن از بهر دل عامی چند

ای گدايان خرابات خدا يار شماست
چشم انعام مداريد ز انعامی چند

پير ميخانه چه خوش گفت به دردی کش خويش
که مگو حال دل سوخته با خامی چند

حافظ از شوق رخ مهر فروغ تو بسوخت
کامگارا نظری کن سوی ناکامی چند
**
HÂFIZ, GÖZÜNÜN KANLI YAŞLARINI GÖSTER. ÇÜNKÜ BU KAYNAKTAN YİNE EVVELKİ SU AKIP DURMADA;

131.
Sır mahzeninin incisi, nasılsa öyle… Sevgi hokkası, yine o mühürle mühürlenmiş, yine o nişanla durup durmakta.
Âşıklar, emanete hiyanet etmezler. Hulâsa inciler saçar göz, yine eskisi gibi.
Sabah yelinden sor. Her gece sabaha kadar canımızın munisi, evvelce olduğu gibi yine zülfünün kokusu.
Güneş, yine taşı lâl ve yakut yapmakta… fakat lâl’i yakutu isteyen yok;
Göz ucıyle öldürdüğün âşıkı ziyarete gel. Çünkü biçare gönül, aynen yine öylece seni gözlemekte;
Yüreğimizin kanını döküyor ve bunu gizliyorsun. Fakat evvelce olduğu gibi yine o kan lâl dudaklarında ayan.
Siyah zülfün artık yol urmaz dedim ama yıllar geçti, hâlâ eski huyunda.
Hâfız, gözünün kanlı yaşlarını göster. Çünkü bu kaynaktan yine evvelki su akıp durmada;
Gevher-i mahzen-i esrar hemanest ki bud
Hokka-i mihr bedan muhr-u nişânest ki bud
213‏

گوهر مخزن اسرار همان است که بود
حقه مهر بدان مهر و نشان است که بود

عاشقان زمره ارباب امانت باشند
لاجرم چشم گهربار همان است که بود

از صبا پرس که ما را همه شب تا دم صبح
بوی زلف تو همان مونس جان است که بود

طالب لعل و گهر نيست وگرنه خورشيد
همچنان در عمل معدن و کان است که بود

کشته غمزه خود را به زيارت درياب
زان که بيچاره همان دل‌نگران است که بود

رنگ خون دل ما را که نهان می‌داری
همچنان در لب لعل تو عيان است که بود

زلف هندوی تو گفتم که دگر ره نزند
سال‌ها رفت و بدان سيرت و سان است که بود

حافظا بازنما قصه خونابه چشم
که بر اين چشمه همان آب روان است که بود
**
TANRI’NIN HÂFIZ’A VERDİĞİ SAADET HÂZİNELERİNİN HEPSİ, GECELERİ DUA ETMENİN, SEHERLERİ VİRT OKUMANIN BEREKETİNDEN!

132.
Evimizi peri yurdu haline getiren sevgili, baştan ayağa kadar peri gibi ayıpsızdı, kusursuzdu.
Gönül, onu elde ederim ümidiyle bu şehirde yerleşmeyi kurmuştu. Zavallı bilmedi ki sevgilisi gidecek;
Benim akıllı, benim ay yüzlü sevgilim, yol, edep bilirdi, nazar ehlinin erkânına vâkıftı.
Onu, benim elimden merhametsiz, şefkatsiz talih aldı., evet., ne çarem var? Kamer devrinin bir devletiydi, ancak bu kadar sürer;
Hoş gör, mazur tut ey gönül! Sen bir yoksulsun, onunsa güzellik ülkesinde taçlara layık bir başı vardı!
Yalnız benim gönlümdeki sırrı faş etmedi ki, felek, felek olalı âdeti, perde yırtmak, sır faş etmek!
Güzel geçen günler, sevgiliyle geçen günlermiş. Ondan ötesi hep abes, hep beyhude!
Irmak kıyısı, gül, yeşillik, yaban gülü., hepsi hoştu ama yazıklar olsun, o geçer akçe yolcuymuş, gelip geçti!
Bülbül, seher vakti gül, sabah rüzgârıyla cilveleşmekteydi, sen hasetinden kendini öldür!
Tanrı’nın Hâfız’a verdiği saadet hâzinelerinin hepsi, geceleri dua etmenin, seherleri virt okumanın bereketinden!
An yâr kez o hâne-i mâ cây-i peri bûd
Ser tâ kademeş çun peri ez ayb beri bûd
216‏

آن يار کز او خانه ما جای پری بود
سر تا قدمش چون پری از عيب بری بود

دل گفت فروکش کنم اين شهر به بويش
بيچاره ندانست که يارش سفری بود

تنها نه ز راز دل من پرده برافتاد
تا بود فلک شيوه او پرده دری بود

منظور خردمند من آن ماه که او را
با حسن ادب شيوه صاحب نظری بود

از چنگ منش اختر بدمهر به دربرد
آری چه کنم دولت دور قمری بود

عذری بنه ای دل که تو درويشی و او را
در مملکت حسن سر تاجوری بود

اوقات خوش آن بود که با دوست به سر رفت
باقی همه بی‌حاصلی و بی‌خبری بود

خوش بود لب آب و گل و سبزه و نسرين
افسوس که آن گنج روان رهگذری بود

خود را بکش ای بلبل از اين رشک که گل را
با باد صبا وقت سحر جلوه گری بود

هر گنج سعادت که خدا داد به حافظ
از يمن دعای شب و ورد سحری بود

**
HARFE, SESE SIĞMAYAN, SÖZLE, SESLE ANLATILAMAYAN AŞK, DEF VE NEY FERYADIYLE COŞMUŞ, FERYAT EDİYORDU.

133.
Yarabbi seher çağı meyhane mahallesinde ne kargaşalık vardı acaba? Dilber ve sâki gelmiş, mum meşale yanmış, hepsi birbirine girmişti!
Harfe, sese sığmayan, sözle, sesle anlatılamayan aşk, def ve ney feryadıyle coşmuş, feryat ediyordu.
O divanelik meclisinde geçen bahisler medreseden de hariçti, medresedeki mesele ve kıyl u kaalden de!
Gönül, sâkinin naz ve işvesine razıydı, şükrediyordu; fakat talihsizliğimden biraz şikâyetim vardı.
Şöyle bir mukayesede bulundum, o sihirbaz sarhoş gözün sürüsünde Samiri gibi binlerce sihirbaz vardı.
Dedim ki: Beni dudağına havale et, bir öpücük versin. Güldü de dedi ki: Benimle nerden böyle bir muamelen var?
Talihim kutlu ve yaver. Dün gece ayla sevgilinin yüzü, karşı karşıyaydı.
Sevgilinin ağzı, Hâfız’ın derdine derman ama feryat, feryat… mürüvvet zamanında ne kadar da daralıyor!
Be kuy-ı meykede yâ Rab seher çi meşgale bud
Ki cüş-ı şâhed-u sâkiy-yu şem-u meşale bud
215‏

به کوی ميکده يا رب سحر چه مشغله بود
که جوش شاهد و ساقی و شمع و مشعله بود

حديث عشق که از حرف و صوت مستغنيست
به ناله دف و نی در خروش و ولوله بود

مباحثی که در آن مجلس جنون می‌رفت
ورای مدرسه و قال و قيل مسله بود

دل از کرشمه ساقی به شکر بود ولی
ز نامساعدی بختش اندکی گله بود

قياس کردم و آن چشم جادوانه مست
هزار ساحر چون سامريش در گله بود

بگفتمش به لبم بوسه‌ای حوالت کن
به خنده گفت کی ات با من اين معامله بود

ز اخترم نظری سعد در ره است که دوش
ميان ماه و رخ يار من مقابله بود

دهان يار که درمان درد حافظ داشت
فغان که وقت مروت چه تنگ حوصله بود

**
TARİKAT DURAKLARINDAN NEREYİ SEYRETTİYSEK GÖRDÜK Kİ ÂŞIKLIKLA ZAHİTLİK, BİRBİRİNDEN AYRILMIŞ, BİR ARADA OLMUYOR.

134.
Dün seher çağında tesadüfen bir iki kadeh şarap içmiştim. Sâkinin dudağının iştiyakı da şarabıma neşe vermişti.
Sarhoşlukla bir kere daha gençlik çağı güzeline dönmek, onunla bağdaşmak istedim. Fakat artık aramıza talâk düşmüştü, ayrılmıştık bir kere!
Tarikat duraklarından nereyi seyrettiysek gördük ki âşıklıkla zahitlik, birbirinden ayrılmış, bir arada olmuyor.
Sâki, bana durmadan şarap sun ki bu yola âşıkça gelmeyenler nifaka düşmüşler.
O sarhoş gözün elinden bir bucağa sığmamayı düşünüyordum, fakat yay gibi kaşlarından takatim taak olmuş; sabrım, kararım elde değil!
Tabirci, dün gece sabah vaktinin tatlı uykusunda bir rüya gördüm, güneş evime gelmiş; bir tabir et, bir müjde ver!
Hâfız, bu perişan şiiri yazarken fikir kuşu, iştiyak tuzağına düşmüştü;
Yek du camem diy sehergeh ittifak uftadebud
Vez leb-i sâki şerâbem der mezâk uftâdebud
غزل 212‏

يک دو جامم دی سحرگه اتفاق افتاده بود
و از لب ساقی شرابم در مذاق افتاده بود

از سر مستی دگر با شاهد عهد شباب
رجعتی می‌خواستم ليکن طلاق افتاده بود

در مقامات طريقت هر کجا کرديم سير
عافيت را با نظربازی فراق افتاده بود

ساقيا جام دمادم ده که در سير طريق
هر که عاشق وش نيامد در نفاق افتاده بود

ای معبر مژده‌ای فرما که دوشم آفتاب
در شکرخواب صبوحی هم وثاق افتاده بود

نقش می‌بستم که گيرم گوشه‌ای زان چشم مست
طاقت و صبر از خم ابروش طاق افتاده بود

گر نکردی نصرت دين شاه يحيی از کرم
کار ملک و دين ز نظم و اتساق افتاده بود

حافظ آن ساعت که اين نظم پريشان می‌نوشت
طاير فکرش به دام اشتياق افتاده بود

**
SEVGİLİYİ DÜNYAYA BİLE DEĞİŞME. YUSUFU KALP AKÇEYE SATAN PEK O KADAR KÂR ETMEDİ.

135.
Dün gece yanakları yalımlı, parıldar bir halde gelmekteydi; bilmem yine nerede, hangi gamlı âşıkın gönlünü yakmıştı?
Âşık öldürme, şehri birbirine katma âdeti, bir elbise ki tam boyuna göre biçilmiş!
Âşıkların canlarını yüzündeki çöreotuna benzer benler sanıyor; sanki yüzünün ateşini bu iş için yakmış;
Zülfünün küfrü, din yolunu. kesmekte., o taş yüreklinin yüzü, bir meşale ki ardım da yakmada, yandırmada.
Bana, seni ağlatıp inleterek öldürürüm dedi ama gördüm ki gizlice bu gönlü yanık âşıka bakmakta.
Gönül, avucuna bir hayli kan toplamıştı. Fakat göz, bu kanlan döküp gitti. Allah Allah.. kim toplamıştı, kim telef etti?
Sevgiliyi dünyaya bile değişme. Yusufu kalp akçeye satan pek o kadar kâr etmedi.
Sevgili, ne hoş dedi, ne hoş: Git Hâfız, hırkanı ateşlere yak! Yarabbi, bu kalb ahvalinden anlayışı kimden öğrendi ki?
Düş miâmed-u ruhsâre berefrühte bud
Tâ kucâ bâz dil-i ğamzedeı sühtebud
211‏

دوش می‌آمد و رخساره برافروخته بود
تا کجا باز دل غمزده‌ای سوخته بود

رسم عاشق کشی و شيوه شهرآشوبی
جامه‌ای بود که بر قامت او دوخته بود

جان عشاق سپند رخ خود می‌دانست
و آتش چهره بدين کار برافروخته بود

گر چه می‌گفت که زارت بکشم می‌ديدم
که نهانش نظری با من دلسوخته بود

کفر زلفش ره دين می‌زد و آن سنگين دل
در پی اش مشعلی از چهره برافروخته بود

دل بسی خون به کف آورد ولی ديده بريخت
الله الله که تلف کرد و که اندوخته بود

يار مفروش به دنيا که بسی سود نکرد
آن که يوسف به زر ناسره بفروخته بود

گفت و خوش گفت برو خرقه بسوزان حافظ
يا رب اين قلب شناسی ز که آموخته بود
**
MÜSLÜMANLAR, BİR VAKİT BENİM DE BİR GÖNLÜM VARDI, BİR MÜŞKÜLÜM OLDU MU ONA SÖYLERDİM.

136.
Müslümanlar, bir vakit benim de bir gönlüm vardı, bir müşkülüm oldu mu ona söylerdim.
Derttten, bir girdaba düştüm mü tedbiriyle bir kıyıya varırım diye umardım.
Benimle dert ortağıydı, iş bilir bir dosttu. Gönül ehli olanların hepsi, ona dayanırlar, ona güvenirlerdi!
Sevgilinin civarında beni bırakıp kayboldu gitti. Yarabbi, orası ne etek tutan durakmış ki!
Hüner, mahrumiyet aybıyle beraberdir, fakat benden daha mahrum bir yoksul da olur mu?
Bu perişan cana merhamet et., vaktiyle o da iş bilirdi, o da kâmildi! Aşk, bana söz söylemeyi öğrettiği andan beri sözlerim, her meclisin nüktesi oldu.
Artık Hâfız nüktecidir deme., çünkü gördük biz, o sağlam bir cahil!
Muselmânan mera vakti dili bud
Ki bâ vey güftemi ger muşkili bud
217‏

مسلمانان مرا وقتی دلی بود
که با وی گفتمی گر مشکلی بود

به گردابی چو می‌افتادم از غم
به تدبيرش اميد ساحلی بود

دلی همدرد و ياری مصلحت بين
که استظهار هر اهل دلی بود

ز من ضايع شد اندر کوی جانان
چه دامنگير يا رب منزلی بود

هنر بی‌عيب حرمان نيست ليکن
ز من محرومتر کی سالی بود

بر اين جان پريشان رحمت آريد
که وقتی کاردانی کاملی بود

مرا تا عشق تعليم سخن کرد
حديثم نکته هر محفلی بود

مگو ديگر که حافظ نکته‌دان است
که ما ديديم و محکم جاهلی بود

**
OTUZ YILDIR DERT, MEŞAKKAT ÇEKTİM DE NİHAYET BUNDAN KURTULUŞ, İKİ YILLIK ŞARABIN ELİNDEYMİŞ!

137.
Güzel bir rüya gördüm, elimde şarap kadehi vardı. Tabir edildi, devlete erişeceğim.
Otuz yıldır dert, meşakkat çektim de nihayet bundan kurtuluş, iki yıllık şarabın elindeymiş!
Bahttan istediğim murat miski, o perçemi misk kokulu güzelin saclarındaki büklümlerdeymiş !
Gam tozu, beni benden almıştı, işim bitmişti. Devlet yardım etti, kadehte şarap vardı da kendime geldim.
Meyhane eşiğinden kan yutup duralım. Rızkım buymuş, ezelden bana bu nevale takdir edilmiş!
Sevgi tohumunu ekmeyen, güzellik bahçesinden bir gül bile devşirmeyen kişi, yel uğrağında lâle gözleyen kişiye benzer!
Seher çağı, bülbül feryad ü figan ederken yolum gül bahçesine düştü.
Hâfız’ın, Padişahı metheden güzel şiirini gördüm. Bu cönkteki bir beyit, yüzlerce risaleden yeğdi.
* O hamlesi şiddetli Padişah, öyle bir Padişah ki savaş günü arslanlan bile mağlûp eden güneş onun karşısında bir ceylân yavrusundan daha aşağı bir hale düşer.
Didem be hâb-ı hoş ki be destem piyâle bud
Ta’bir reft-u kâr be devlet havale bud
214‏

ديدم به خواب خوش که به دستم پياله بود
تعبير رفت و کار به دولت حواله بود

چهل سال رنج و غصه کشيديم و عاقبت
تدبير ما به دست شراب دوساله بود

آن نافه مراد که می‌خواستم ز بخت
در چين زلف آن بت مشکين کلاله بود

از دست برده بود خمار غمم سحر
دولت مساعد آمد و می در پياله بود

بر آستان ميکده خون می‌خورم مدام
روزی ما ز خوان قدر اين نواله بود

هر کو نکاشت مهر و ز خوبی گلی نچيد
در رهگذار باد نگهبان لاله بود

بر طرف گلشنم گذر افتاد وقت صبح
آن دم که کار مرغ سحر آه و ناله بود

ديديم شعر دلکش حافظ به مدح شاه
يک بيت از اين قصيده به از صد رساله بود

آن شاه تندحمله که خورشيد شيرگير
پيشش به روز معرکه کمتر غزاله بود

**
GÜLRENK PİRİM; MAVİLER GİYİNEN SOFİLER HAKKINDA KÖTÜ SÖYLEMEME MÜSAADE ETMEDİ; YOKSA SÖYLENECEK NE HİKÂYELER VARDI, NE HİKÂYELER!

138.
Yıllardır defterimiz şaraba rehin edilmişti; yıllardır meyhanenin parlaklığı bizim dersimizin, duamızın sebebiyleydi.
Pîr-i Mugânın iyiliğine bak ki bizim gibi kötü sarhoşlar, ne yaptıysa kerem gözüyle hepsini iyi, hepsini hoş görmekteydi.
Bilgi defterimizi tamamıyle şarapla yıkayın; çünkü feleği gördüm, bilgi sahibinin gönlüne kastediyor.
* Gönül, güzellik nedir biliyor, anlıyorsan güzellerden alım iste. Bunu nazar bilgisinde basiret sahibi birisi söyledi.
. Gönül, pergel gibi her tarafa dönüp dolaşmaktaydı ama sevgiliyi sevme dairesinde ayağını direyen bir başı dönmüş kişiydi.
Çalgıcı, sevgi derdine ait öyle bir gazel okumaktaydı ki cihan hâkimlerinin kirpiklerinden kan damlıyordu.
Neşeden ırmak kıyısındaki gül gibi açılmaktaydım; başımda o usul boylu selvinin gölgesi vardı.
Gülrenk Pirim; maviler giyinen sofiler hakkında kötü söylememe müsaade etmedi; yoksa söylenecek ne hikâyeler vardı, ne hikâyeler!
Hâfız’ın, altın yaldızlı kalbi ona lâyık olmadı gitti. Çünkü bu sarraf, bütün gizli şeyleri biliyordu.
Salha defter-i ma der girev-i sahba bud
Revank-ı meykede ez ders-u ducây-ı mâ bud
203‏
سال‌ها دفتر ما در گرو صهبا بود
رونق ميکده از درس و دعای ما بود

نيکی پير مغان بين که چو ما بدمستان
هر چه کرديم به چشم کرمش زيبا بود

دفتر دانش ما جمله بشوييد به می
که فلک ديدم و در قصد دل دانا بود

از بتان آن طلب ار حسن شناسی ای دل
کاين کسی گفت که در علم نظر بينا بود

دل چو پرگار به هر سو دورانی می‌کرد
و اندر آن دايره سرگشته پابرجا بود

مطرب از درد محبت عملی می‌پرداخت
که حکيمان جهان را مژه خون پالا بود

می‌شکفتم ز طرب زان که چو گل بر لب جوی
بر سرم سايه آن سرو سهی بالا بود

پير گلرنگ من اندر حق ازرق پوشان
رخصت خبث نداد ار نه حکايت‌ها بود

قلب اندوده حافظ بر او خرج نشد
کاين معامل به همه عيب نهان بينا بود
**
BENİMLE SEVGİLİDEN BAŞKA KİMSE YOKTU, YALNIZ TANRI BİZİMLEYDİ!

139.
Anılsın o demler ki hiç olmazsa bize bir meylin vardı… sevginin eseri yüzümüzde görünüp dururdu!
Anılsın o demler ki gözlerin azarla beni öldürürken İsa mucizesine mazhar olan şeker dudakların diriltirdi!
Anılsın o demler ki işret meclisinde sabah şarabını içerdik… benimle sevgiliden başka kimse yoktu, yalnız Tanrı bizimleydi!
Anılsın o demler ki yüzün, neşe çırağını parlatınca bu yanan gönül pervasız bir pervane kesilirdi!
Anılsın o demler ki o edep, erkân meclisinde sarhoşça gülen, yalnız şaraptı!
Anılsın o demler ki yakut gibi kadeh, gülünce benimle lâl dudaklarının arasında hikâyeler geçer, lâtif eler söylenirdi!
Anılsın o demler ki sevgilim, külâhım bağlayınca cihanı dönüp dolaşan ay, maiyetinde bir haberci çavuş kesilirdi!
* Anılsın o demler ki sarhoş bir halde meyhanede otururdum da bugün mescitte bile bulamadığım vecdi bulur, hallenirdim!
Anılsın o demler ki Hâfız’ın delinmemiş inciye benzeyen şiirleri, tashihinle düzelir, doğrulurdu!
Yad bad an ki nihayet nazari bama bud
Eser-i mihr-i tu ber çıhre-i mâ peyda bud
204‏

ياد باد آن که نهانت نظری با ما بود
رقم مهر تو بر چهره ما پيدا بود

ياد باد آن که چو چشمت به عتابم می‌کشت
معجز عيسويت در لب شکرخا بود

ياد باد آن که صبوحی زده در مجلس انس
جز من و يار نبوديم و خدا با ما بود

ياد باد آن که رخت شمع طرب می‌افروخت
وين دل سوخته پروانه ناپروا بود

ياد باد آن که در آن بزمگه خلق و ادب
آن که او خنده مستانه زدی صهبا بود

ياد باد آن که چو ياقوت قدح خنده زدی
در ميان من و لعل تو حکايت‌ها بود

ياد باد آن که نگارم چو کمر بربستی
در رکابش مه نو پيک جهان پيما بود

ياد باد آن که خرابات نشين بودم و مست
وآنچه در مسجدم امروز کم است آن جا بود

ياد باد آن که به اصلاح شما می‌شد راست
نظم هر گوهر ناسفته که حافظ را بود

**
DUYGULARIMIZ, DÜŞÜNCELERİMİZ BİRDİ, BENİM DİLİM, SENİN KALBİNDEN GEÇENLERİ SÖYLERDİ.

140.
Anılsın o demler ki senin civarın konağımdı, kapının toprağı gözümü aydınlatıyordu.
İkimiz de tıpkı gül gibi, süsen gibi tertemiz bir sevgiyle yaşardık. Duygularımız, düşüncelerimiz birdi, benim dilim, senin kalbinden geçenleri söylerdi.
Gönül, akıl Pîrinden manalar nakleder, müşkil olanlarını, aşk, şerh edip söylerdi.
* Ah o tuzak yurdundaki cevirden, sitemden.. feryat o meclisteki yanıp yakılmadan, niyazdan!
Asla sevgiliden ayrılmam derdim, gönlümde bu niyet vardı. Fakat ne yapayım ki benim çalışmam da boşa çıktı, gönlün çalışması da!
Dün gece dostların yadıyle meynaneye gitmiştim. Şarap küpünü gördüm, gönlünde kan, ayağı balçıklara batmış!
“Ayrılık derdine sebep ne?” diye bir sorayım dedim, fakat akıl müftüsü, bu meselede mest ve hayran!
Hakikaten Ebu Ishak’ın firuze hatemi pek güzel parladı ama ne çare? O devlet pek çabuk geldi geçti!
Hâfız, o salınan kekliğin kahkahasını duymuştun ya., kaza ve kader şahininin pençesinden nasıl da gafildi!
Yad bad an ki ser-i kûy-i tuem menzil bud
Diderâ rûşeni ez hâk-i deret hâsıl bûd
207‏

ياد باد آن که سر کوی توام منزل بود
ديده را روشنی از خاک درت حاصل بود

راست چون سوسن و گل از اثر صحبت پاک
بر زبان بود مرا آن چه تو را در دل بود

دل چو از پير خرد نقل معانی می‌کرد
عشق می‌گفت به شرح آن چه بر او مشکل بود

آه از آن جور و تطاول که در اين دامگه است
آه از آن سوز و نيازی که در آن محفل بود

در دلم بود که بی دوست نباشم هرگز
چه توان کرد که سعی من و دل باطل بود

دوش بر ياد حريفان به خرابات شدم
خم می ديدم خون در دل و پا در گل بود

بس بگشتم که بپرسم سبب درد فراق
مفتی عقل در اين مسله لايعقل بود

راستی خاتم فيروزه بواسحاقی
خوش درخشيد ولی دولت مستعجل بود

ديدی آن قهقهه کبک خرامان حافظ
که ز سرپنجه شاهين قضا غافل بود
**
SENDEKİ VEFA VE MÜRÜVVET HAKKIYÇİN HÂFIZ’IN KABRİNE BİR UĞRA., DÜNYADAN SENİ ARZULAYARAK GİTTİ!

141.
Dün gece meclisimizde senin saçlarından bahsediyorduk. Gece yarısına kadar sözümüz, hep o saçların silsilesine aitti.
Gönül, kirpiklerinin okundan kanlara bulandığı halde yine kaşının yay odasına müştaktı.
Allah taksiratını affetsin, sabah yeli, senden bir habercik olsun getirdi., yoksa civarından kimseyi görememiştim.
Ben de selâmetteydim, benim de başım dinçti. Meğerse saçlarının büklümleri, yoluma tuzak kurmuş!
Âlemin aşk kavgasından hiç bir haberi yoktu., fakat senin sihirbaz bakışların cihana fitneler saldı!
Kaftanının düğmesini çöz de gönlüm açıl sın. Çünkü gönlüm, ancak yanım görmekle açılabilir!
Sendeki vefa ve mürüvvet hakkıyçin Hâfız’ın kabrine bir uğra., dünyadan seni arzulayarak gitti!
Düş der halka-i mâ kıssa-i giysu-yı tu bud
Tâ dil-i şeb suhan-i silsile-i muy-i tu bud
210‏
دوش در حلقه ما قصه گيسوی تو بود
تا دل شب سخن از سلسله موی تو بود

دل که از ناوک مژگان تو در خون می‌گشت
باز مشتاق کمانخانه ابروی تو بود

هم عفاالله صبا کز تو پيامی می‌داد
ور نه در کس نرسيديم که از کوی تو بود

عالم از شور و شر عشق خبر هيچ نداشت
فتنه انگيز جهان غمزه جادوی تو بود

من سرگشته هم از اهل سلامت بودم
دام راهم شکن طره هندوی تو بود

بگشا بند قبا تا بگشايد دل من
که گشادی که مرا بود ز پهلوی تو بود

به وفای تو که بر تربت حافظ بگذر
کز جهان می‌شد و در آرزوی روی تو بود

**
EZELDE NASILSAM YİNE ÖYLEYİM, EBEDE KADAR DA BU BÖYLE GİDECEK.

142.
Bir an bile meyhaneden nam ve nişan bulundukça başımız, Pîr-i Mugânın yoluna toprak olacak.
Ezeldenberi Pîr-i Mugânın halkası kulağımda, onun kuluyum. Ezelde nasılsam yine öyleyim, ebede kadar da bu böyle gidecek.
Yolun, kabrimize uğrarsa himmet dile, çünkü kabrimiz, cihan rintlerinin ziyaretgâhı olacaktır.
Ey kendisini gören zahit, yürü… bu perdenin ardındaki sır, senin gözünden de gizli kalacak, benim gözümden de!
O âşık öldüren sevgilim, bugün sarhoş bir halde yola düştü. Acaba benden başka kimin gözlerinden kanlı yaşlar akacak ki?
İştiyakınla mezara baş koyunca gözlerim, kıyamet gününün sabahına kadar açık kalacak, seni gözleyecek.
Hâfız’ın bahtı, eğer böyle yardım ederse sevgilinin zülfü, daima başkalarının eline kalıp duracak.
Tâ zi meyhane demi nam-u nişan hâhedbüd
Ser-ı mâ hâk-i reh-i Pîr-i muğan hâhedbüd
205‏

تا ز ميخانه و می نام و نشان خواهد بود
سر ما خاک ره پير مغان خواهد بود

حلقه پير مغان از ازلم در گوش است
بر همانيم که بوديم و همان خواهد بود

بر سر تربت ما چون گذری همت خواه
که زيارتگه رندان جهان خواهد بود

برو ای زاهد خودبين که ز چشم من و تو
راز اين پرده نهان است و نهان خواهد بود

ترک عاشق کش من مست برون رفت امروز
تا دگر خون که از ديده روان خواهد بود

چشمم آن دم که ز شوق تو نهد سر به لحد
تا دم صبح قيامت نگران خواهد بود

بخت حافظ گر از اين گونه مدد خواهد کرد
زلف معشوقه به دست دگران خواهد بود

**
BELKİ SEHER YELİ GİBİ YİNE CİVARINA ERİŞİRİM DİYE DÜN GECE SABAHLARA KADAR FERYAT ETTİM, ELE GEÇEN YALNIZ BUYDU.

143.
Bu hastanın, kılıcınla öldürülmesi mukadder değilmiş., yoksa merhametsiz gönlünün bu hususta hiç bir taksiri yok!
Yarabbi, bu güzellik aynasının cevheri nedir ki ahım, ona tesir edecek kuvvette değil!
İbadet yurdunda seni tanıyan bir Pîr bile yok. Onun için tahassürle meyhanelere başvurdum.
Bu divane, zülfünü elde bıraktıktan sonra lâyıkı ancak zincir halkası!
Naz çimenliğinde boyundan daha nazik selvi yetişmedi. Tasvir âleminde nakşından güzel bir nakış yok!
Belki seher yeli gibi yine civarına erişirim diye dün gece sabahlara kadar feryat ettim, ele geçen yalnız buydu.
Ey ayrılık ateşi, senden neler çektim, neler? Mum gibi yok olmaktan başka elimde bir tedbirim yoktu ki!
Senden ayrı düşen Hâfız’ın derdi, öyle bir azap ayeti ki tefsire lüzum yok!
Katl-i in haste be şemşir-i tu takdir nebud
Ver ne hiç ez dil-i bi rahm-i tu taksir nebud
209‏

قتل اين خسته به شمشير تو تقدير نبود
ور نه هيچ از دل بی‌رحم تو تقصير نبود

من ديوانه چو زلف تو رها می‌کردم
هيچ لايقترم از حلقه زنجير نبود

يا رب اين آينه حسن چه جوهر دارد
که در او آه مرا قوت تاثير نبود

سر ز حسرت به در ميکده‌ها برگردم
چون شناسای تو در صومعه يک پير نبود

نازنينتر ز قدت در چمن ناز نرست
خوشتر از نقش تو در عالم تصوير نبود

تا مگر همچو صبا باز به کوی تو رسم
حاصلم دوش بجز ناله شبگير نبود

آن کشيدم ز تو ای آتش هجران که چو شمع
جز فنای خودم از دست تو تدبير نبود

آيتی بود عذاب انده حافظ بی تو
که بر هيچ کسش حاجت تفسير نبود
**
KADİR GECESİNDE ŞARAP İÇTİ DİYE BENİ AYIPLAMA. SEVGİLİ SARHOŞ GELDİ, RAFTA DA BİR KADEH VARDI… DAYANAMADIK!

144.
Sen bundan önce âşıkların derdiyle daha fazla mukayyet olurdun Bize meylin, bizimle sohbetin, âlemlere yayılmıştı.
Anılsın o gece sohbetleri ki tatlı dudaklı güzellerle aşk sırrından ve âşıklardan bahsederdik.
Ezel sabahından ebed akşamının sonuna kadar dostluğumuz, sevgimiz bir ahd üzere, bir karar üzereydi.
Daha bu yeşil tavan çatılmadan, daha bu gök kemer kurulmadan gözlerimiz, sevgilinin yay kaşlarına hayrandı.
Maşukun gölgesi, âşıkın üstüne düştü de ne oldu ki? Elbet öyle olacaktı. Biz ona muhtaçtık, o bize müştak!
* Meclisteki ay yüzlülerin güzelliği gerçi adamda ne gönül bırakırdı, ne din. Fakat biz, tabiat güzelliğinden, ahlâk temizliğinden ayrılmadık.
* Padişah kapısındaki bir yoksul, bana bir nükte söyledi. Dedi ki: Hangi sofraya oturduysam rızkı veren, Tanrı!
Tespihimin ipi koptuysa beni mazur gör Elim, gümüş gibi bembeyaz baldırlı sâkinin eteğine sarılmıştı!
Kadir gecesinde şarap içti diye beni ayıplama. Sevgili sarhoş geldi, rafta da bir kadeh vardı… dayanamadık!
Hâfız’ın şiiri, daha Âdem peygamber zamanında cennette nesrin ve gül defterlerinin yapraklarına ziynet olmuştu.
Piş ezinet biş ezin ğam-bâri-i uşşak bud
Mihr-verziyy-i tu bâ mâ şöhre-i âfâk bud
206‏

پيش از اينت بيش از اين انديشه عشاق بود
مهرورزی تو با ما شهره آفاق بود

ياد باد آن صحبت شب‌ها که با نوشين لبان
بحث سر عشق و ذکر حلقه عشاق بود

پيش از اين کاين سقف سبز و طاق مينا برکشند
منظر چشم مرا ابروی جانان طاق بود

از دم صبح ازل تا آخر شام ابد
دوستی و مهر بر يک عهد و يک ميثاق بود

سايه معشوق اگر افتاد بر عاشق چه شد
ما به او محتاج بوديم او به ما مشتاق بود

حسن مه رويان مجلس گر چه دل می‌برد و دين
بحث ما در لطف طبع و خوبی اخلاق بود

بر در شاهم گدايی نکته‌ای در کار کرد
گفت بر هر خوان که بنشستم خدا رزاق بود

رشته تسبيح اگر بگسست معذورم بدار
دستم اندر دامن ساقی سيمين ساق بود

در شب قدر ار صبوحی کرده‌ام عيبم مکن
سرخوش آمد يار و جامی بر کنار طاق بود

شعر حافظ در زمان آدم اندر باغ خلد
دفتر نسرين و گل را زينت اوراق بود

**
ŞARAP İÇMEMEK O KADAR BÜYÜK BİR HÜNER DEĞİL… HAYVAN DA İÇMİYOR AMA İNSAN DEĞİL Kİ!

145.
Gerçi bu söz, şehir vaizine hoş gelmez ama doğrusu bu: riyaya yapışıp mürailik ettikçe müslüman olmaz vesselam!
Rintlik öğren, kerem sahibi. Şarap içmemek o kadar büyük bir hüner değil… hayvan da içmiyor ama insan değil ki!
Feyzi kabul etmek için temiz bir yaratılış gerek. Yoksa her taş, her topaç, inci ve mercan olmaz.
Gönül, hoş ol… İsmi Âzam işini işler durur. Şeytanlıkla, hileyle cin müslüman olamaz.
Şimdi gayri aşka koyuldum. Bu yolda çalışmaktayım. Umuyorum ki bu yücelen, öbür hünerler gibi beni mahrum etmez.
Dün gece, “Gönlünün muradını yarın vereceğim” demişti. Yarabbi, bir sebep halket de pişman olmasın!
Tanrı’dan sana güzel huylar vermesini dilerim. Güzel huylar versin de hatırımızı perişan etme artık!
Hâfız, zerrede yüce himmet olmadıkça parlak güneş çeşmesini elbette istemez.
Gerçi ber vâiz-i şehr in suhan asan neşeved
Tâ riya verzed-u sâlus muselman neşeved
227‏

گر چه بر واعظ شهر اين سخن آسان نشود
تا ريا ورزد و سالوس مسلمان نشود

رندی آموز و کرم کن که نه چندان هنر است
حيوانی که ننوشد می و انسان نشود

گوهر پاک ببايد که شود قابل فيض
ور نه هر سنگ و گلی لل و مرجان نشود

اسم اعظم بکند کار خود ای دل خوش باش
که به تلبيس و حيل ديو مسلمان نشود

عشق می‌ورزم و اميد که اين فن شريف
چون هنرهای دگر موجب حرمان نشود

دوش می‌گفت که فردا بدهم کام دلت
سببی ساز خدايا که پشيمان نشود

حسن خلقی ز خدا می‌طلبم خوی تو را
تا دگر خاطر ما از تو پريشان نشود

ذره را تا نبود همت عالی حافظ
طالب چشمه خورشيد درخشان نشود

**
NAMAZ KILARKEN HATIRIMA YAY KAŞLARIN GELDİ, ÖYLE BİR HALETE DÜŞTÜM Kİ MİHRAP BİLE FERYADA BAŞLADI.

146.
Namaz kılarken hatırıma yay kaşların geldi, öyle bir halete düştüm ki mihrap bile feryada başladı.
Artık benden sabır tamahında bulunma, akla uyarım sanma. Senin gördüğün o tahammül, tamamıyle yele savruldu gitti!
Şarap, sâf bir hale geldi, yeşillikteki kuşlar sarhoş oldular. Âşıklık mevsimi gelip çattı, iş düzene girdi.
Cihanın halinden iyilik kokusu duyuyorum. Gül neşe getirdi, sabah rüzgârı da neşeli bir hale geldi.
Ey hüner gelini, bahttan şikâyet etme. Güzellik gelin odasını beze. Bize damat geldi.
Gönül aldatan çiçeklerin hepsi süslenip bezendiler. Tanrı’nın verdiği güzellikle gelen yalnız bizim sevgilimiz.
Ağaçların hepsi yük altında. Çünkü hepsinin kaydı var, alâkası var. Ne hoştur selvi ki gam yükünden azat:
Çalgıcı, Hâfız’ın hoş bir gazelini oku da yine musiki ile avunduğum zamanları hatırladım diyeyim.
Der nemâzem ham ı ebrüy-ı tu bâ yâd âmed
Haleti reft ki mihrâb be feryâd âmed
173‏

در نمازم خم ابروی تو با ياد آمد
حالتی رفت که محراب به فرياد آمد

از من اکنون طمع صبر و دل و هوش مدار
کان تحمل که تو ديدی همه بر باد آمد

باده صافی شد و مرغان چمن مست شدند
موسم عاشقی و کار به بنياد آمد

بوی بهبود ز اوضاع جهان می‌شنوم
شادی آورد گل و باد صبا شاد آمد

ای عروس هنر از بخت شکايت منما
حجله حسن بيارای که داماد آمد

دلفريبان نباتی همه زيور بستند
دلبر ماست که با حسن خداداد آمد

زير بارند درختان که تعلق دارند
ای خوشا سرو که از بار غم آزاد آمد

مطرب از گفته حافظ غزلی نغز بخوان
تا بگويم که ز عهد طربم ياد آمد

**
DAĞINIK FİKİRLERDEN VAZGEÇ DE HATIRINI BİR YERE TOPLA; MALÛM YA, ŞEYTAN GİDİNCE MELEK GELİR.

147.
Seher yeli, şarap satan ihtiyarı kutlulamaya geldi: Neşe, işret, naz etme ve içme zamanı erişti.
Hava Mesih nefesini kazandı; rüzgâr miskler saçtı, ağaç yeşerdi, kuşlar coştular.
Bahar rüzgârı, lâle tandırını öyle bir kızdırdı ki gonca terlere boğuldu, kızardı… gül coştu, neşelendi.
Sözümü can kulağıyle duy, işret etmeye bak. Bu söz, seher çağı, hatiften kulağıma çalındı.
Hür süsen, bülbülden bilmem ne duydu da bunca dili olduğu halde sükûta vardı.
Dağınık fikirlerden vazgeç de hatırını bir yere topla; malûm ya, Şeytan gidince melek gelir.
Dostlar meclisi, namahremlerin sohbet yeri değildir. Kadehin üstünü örtün, hırka giyen mürai sofi geldi.
Hâfız, hankahtan çıkıp meyhaneye gitmekte. Galiba zahitlik ve riya sarhoşluğundan ayrıldı, aklı başına geldi.
Sabâ be tehniyet-i Pîr-i mey-furüş âmed
Ki mevsim-i tarab-u ayş-u nâz-u nüş âmed
175‏

صبا به تهنيت پير می فروش آمد
که موسم طرب و عيش و ناز و نوش آمد

هوا مسيح نفس گشت و باد نافه گشای
درخت سبز شد و مرغ در خروش آمد

تنور لاله چنان برفروخت باد بهار
که غنچه غرق عرق گشت و گل به جوش آمد

به گوش هوش نيوش از من و به عشرت کوش
که اين سخن سحر از هاتفم به گوش آمد

ز فکر تفرقه بازآی تا شوی مجموع
به حکم آن که چو شد اهرمن سروش آمد

ز مرغ صبح ندانم که سوسن آزاد
چه گوش کرد که با ده زبان خموش آمد

چه جای صحبت نامحرم است مجلس انس
سر پياله بپوشان که خرقه پوش آمد

ز خانقاه به ميخانه می‌رود حافظ
مگر ز مستی زهد ريا به هوش آمد
‏**

148.

Seher çağı, uyanık baht, yastığımın baş ucuna geldi de dedi ki: Kalk, o şirin Husrev geldi.
Bir kadeh çek, sarhoş bir halde seyretmek için salına salına gel de gör… Sevgilin ne debdebeyle teşrif etti:
Ey halvet bucağında nafe açan, müjdemi ver. Huten sahrasından misk kokulu âhu geldi.
Ağlayış, yanan âşıklara yine yüz suyu verdi; Âşıklar, yine izzete eriştiler. Feryat, yine yoksul âşıkın imdadına yetişti.
Gönül kuşu, yine bir yay kaşlının havasında… fakat ey güvercin, dikkat et, gelen sevgili şahindir, seni kapıverir.
Sâki, şarap sun, düşmandan, dosttan gam yeme. Çünkü gönlümüzün muradı oldu, düşman gitti, dost geldi.
Bahar bulutu, zamanın vefasızlığını görünce yasemine, sünbüle, Ağustos gülüne ağlamaya başladı.
Sabah rüzgârı, Hâfız’ın sözlerini bülbülden duyunca amberler saçarak fesleğen seyrine geldi.
Seherem devlet-i bidâr be bâlin âmed
Guft berhiz ki an Husrev-i Şirin âmed
176‏

سحرم دولت بيدار به بالين آمد
گفت برخيز که آن خسرو شيرين آمد

قدحی درکش و سرخوش به تماشا بخرام
تا ببينی که نگارت به چه آيين آمد

مژدگانی بده ای خلوتی نافه گشای
که ز صحرای ختن آهوی مشکين آمد

گريه آبی به رخ سوختگان بازآورد
ناله فريادرس عاشق مسکين آمد

مرغ دل باز هوادار کمان ابرويست
ای کبوتر نگران باش که شاهين آمد

ساقيا می بده و غم مخور از دشمن و دوست
که به کام دل ما آن بشد و اين آمد

رسم بدعهدی ايام چو ديد ابر بهار
گريه‌اش بر سمن و سنبل و نسرين آمد

چون صبا گفته حافظ بشنيد از بلبل
عنبرافشان به تماشای رياحين آمد

**
SEVGİLİ, SENİN AŞKIN HAYRET FİDANIDIR. VUSLATIN DA HAYRETİN KEMALİ:

149.
Sevgili, senin aşkın hayret fidanıdır. Vuslatın da hayretin kemali:
Nice vuslat deryasına dalanlar, nihayet hayrete vardılar.
Hayret hayalinin geldiği yerde ne vuslat kalır ve vuslata eren.
Bir gönül göster bana ki onun yolunda, çehresinde hayret beni, hâsıl olmamış bulunsun.
Ne tarafı dinlediysem kulağıma “Hayret nedir?” suali geldi.
Hayret ululuğuna varan kişi, yüceliğinin kemalinden mahvolur.
Hâfız’ın vücudu, baştan ayağa kadar aşk içinde bir hayret fidanı olup kaldı
Işk-ı tu nihâl-i hayret âmed
Vasl-ı tu kemâl-i hayret âmed
172‏

عشق تو نهال حيرت آمد
وصل تو کمال حيرت آمد

بس غرقه حال وصل کخر
هم بر سر حال حيرت آمد

يک دل بنما که در ره او
بر چهره نه خال حيرت آمد

نه وصل بماند و نه واصل
آن جا که خيال حيرت آمد

از هر طرفی که گوش کردم
آواز سال حيرت آمد

شد منهزم از کمال عزت
آن را که جلال حيرت آمد

سر تا قدم وجود حافظ
در عشق نهال حيرت آمد
**
BU HALKADA AŞKLA DİRİ OLMAYANIN ÖLMEDEN, CENAZE NAMAZINI KILIVERİN, BEN VERİYORUM FETVAYI.

150.
Dostlar, sevgilinin zülfünü çözün. Bu gece, ne hoş bir gece. Bu hikâyeyle uzatın bu geceyi:
Meclis halvet, dostlar bir arada. Göz değmesin, “Ve in yekâdü” yü okuyun, kapıyı kapatın.
Rebapla çenk yüce sesle diyorlar ki: Sır ehlinin sözlerine can kulağınızı verin:
Eğer tanrının lûtuflarına dayanırsanız sevgilinin canına andolsun, gam, perdelerinizi yırtmaz, sizi rüsvay edemez.
Âşıkla maşuk arasında hayli fark var.. Sevgili nazlanırsa siz niyaz edin.
Sohbet Pîrinin ilk öğütü şu: Sizinle cins, olmanyanla sohbetten çekinin:
Bu halkada aşkla diri olmayanın ölmeden, cenaze namazını kılıverin, ben veriyorum fetvayı.
Hâfız, sizden bir nimet isterse onu gönüller alan sevgilinin dudaklarına havale edin.
Mu’âşiran girih ez zulf-i yâr bâz kunid
Şebi hoşest bedin kışşaeş dırâz kunid
244‏

معاشران گره از زلف يار باز کنيد
شبی خوش است بدين قصه‌اش دراز کنيد

حضور خلوت انس است و دوستان جمعند
و ان يکاد بخوانيد و در فراز کنيد

رباب و چنگ به بانگ بلند می‌گويند
که گوش هوش به پيغام اهل راز کنيد

به جان دوست که غم پرده بر شما ندرد
گر اعتماد بر الطاف کارساز کنيد

ميان عاشق و معشوق فرق بسيار است
چو يار ناز نمايد شما نياز کنيد

نخست موعظه پير صحبت اين حرف است
که از مصاحب ناجنس احتراز کنيد

هر آن کسی که در اين حلقه نيست زنده به عشق
بر او نمرده به فتوای من نماز کنيد

وگر طلب کند انعامی از شما حافظ
حوالتش به لب يار دلنواز کنيد
**
BİR ZAMANLAR, VEFAKÂRLARIN GAMINA ALDIRIŞ BİLE ETMEZDİNİZ. ŞİMDİ ZAMANENİN VEFASIZLIĞINI, GÖRÜN DE ONLARI DA HATIRLAYIN!

151.
Dostlar, geceki sohbeti ve sohbet ettiğimiz sevgiliyi… içten gelen kulluk haklarını anın:
Sarhoş olunca âşıkların feryadını çenk ve çegane sesleriyle hatırlayın!
Şarabın letafeti, sâkinin yüzünde cilvelenmeye başlayınca siz de nağmelere başlayın, âşıkları hatırınıza getirin!
Ümit elini maksat beline dolayınca bizim sohbetimizi de derhatır edin, bizi de unutmayın!
* Devlet atı serkeşçe gider ama yoldaşları da anın, onların atlarını da kamçılayın!
Bir zamanlar, vefakârların gamına aldırış bile etmezdiniz. Şimdi zamanenin vefasızlığını, görün de onları da hatırlayın!
Ey ululuk köşesine kurulanlar, merhamet edin de Hâfız’ın yüzünü ve bu eski eşiği anın!
Mu’âşiran zi harif-i şebâne yâd ârid
Hukuk-ı bendegi-i muhlisâne yâd ârid
241‏

معاشران ز حريف شبانه ياد آريد
حقوق بندگی مخلصانه ياد آريد

به وقت سرخوشی از آه و ناله عشاق
به صوت و نغمه چنگ و چغانه ياد آريد

چو لطف باده کند جلوه در رخ ساقی
ز عاشقان به سرود و ترانه ياد آريد

چو در ميان مراد آوريد دست اميد
ز عهد صحبت ما در ميانه ياد آريد

سمند دولت اگر چند سرکشيده رود
ز همرهان به سر تازيانه ياد آريد

نمی‌خوريد زمانی غم وفاداران
ز بی‌وفايی دور زمانه ياد آريد

به وجه مرحمت ای ساکنان صدر جلال
ز روی حافظ و اين آستانه ياد آريد

**
ÖYLE YAŞA Kİ ÖLÜP TOPRAK BİLE OLSAN ÜSTÜNE UĞRAYANIN HATIRINA SENDEN BİR TOZ BİLE KONMASIN.

152.
Güzellikte, ahlâkta, vefada hiç kimse bizim sevgilimizle boy ölçüşemez. Sen de bu sözümüzü inkâr edemezsin.
Güzellik taslayanlar cilvelendiler ama güzellikte, alımda hiç biri, sevgilimize çıkışamaz.
Bunca zamanlık sohbet hakkıyçin hiç bir sırdaş, bizim hak gözetir dostumuza erişemez.
Kâinat pazarına binlerce para, pul gelir. Fakat bir tanesi bile bizim ayyar dostumuzun parası gibi değil!
Kudret kaleminden binlerce suret zuhur eder ama hiç biri, sevgilimizin gönüller alan nakşına, suretine benzemez.
Yazık… ömür kervanı öyle bir gidiş gitti ki diyarımızın havasına tozu bile gelmiyor artık!
Gönül, hasetçilerin eziyetinden incinme, Tanrı’ya dayan. Bizim ümidini kesmeyen hatırımıza kötülük gelmez.
Öyle yaşa ki ölüp toprak bile olsan üstüne uğrayanın hatırına senden bir toz bile konmasın.
Hâfız yandı, yakıldı. Fakat korkuyorum, muradına erişmiş padişahımız, hikâyesini bile duymayacak!
Be husn-ı hulk-u vefa kes beyâr-ı mâ neresed
Tur fi derin suhan inkâr-ı kâr-ı mâ neresed
156‏

به حسن و خلق و وفا کس به يار ما نرسد
تو را در اين سخن انکار کار ما نرسد

اگر چه حسن فروشان به جلوه آمده‌اند
کسی به حسن و ملاحت به يار ما نرسد

به حق صحبت ديرين که هيچ محرم راز
به يار يک جهت حق گزار ما نرسد

هزار نقش برآيد ز کلک صنع و يکی
به دلپذيری نقش نگار ما نرسد

هزار نقد به بازار کانات آرند
يکی به سکه صاحب عيار ما نرسد

دريغ قافله عمر کان چنان رفتند
که گردشان به هوای ديار ما نرسد

دلا ز رنج حسودان مرنج و واثق باش
که بد به خاطر اميدوار ما نرسد

چنان بزی که اگر خاک ره شوی کس را
غبار خاطری از ره گذار ما نرسد

بسوخت حافظ و ترسم که شرح قصه او
به سمع پادشه کامگار ما نرسد

**
ŞARAP KADEHİYLE GÖNÜL KANININ HER BİRİNİ BİR ADAMA VERDİLER.

153.
İnsanın hatırı hüzünlü olursa nasıl olur da güzel bir şiir yazabilir, buna imkân mı var? öyle olduğu halde, biz, bir güzel şiir söyledik ki olursa da bu kadar olur.
Lâl dudaklarından aman yüzüğüne nail olursam yüzlerce Süleyman mülkü, yüzük kaşımın hükmüne girer.
Gönül, hasetçinin taanından gamlanmamak gerek… dikkat et, belki hayrın bundadır.
Bu hayaller yaratan kalemden bir şey anlamayan adamın nakşını bir pula almam, isterse Nakkaş Mani olsun!
Şarap kadehiyle gönül kanının her birini bir adama verdiler. Kısmet dairesinde hal böyledir işte!
Tanrı’nın takdiri bu… gül suyunu, pazarlarda salınan bir güzel yaptı, gülü de perde altında oturan bir dilber!
Hâfız’ın rintliği terketmesi, hatırından çıkarması imkânsız. Bu ezelî bir takdir; ebetle kadar da böyle gider!
Key şi’r-i hoş engized hatır ki hazin bâşed
Yek nükte ezin macni guftim-u hemin bâşed
161‏

کی شعر تر انگيزد خاطر که حزين باشد
يک نکته از اين معنی گفتيم و همين باشد

از لعل تو گر يابم انگشتری زنهار
صد ملک سليمانم در زير نگين باشد

غمناک نبايد بود از طعن حسود ای دل
شايد که چو وابينی خير تو در اين باشد

هر کو نکند فهمی زين کلک خيال انگيز
نقشش به حرام ار خود صورتگر چين باشد

جام می و خون دل هر يک به کسی دادند
در دايره قسمت اوضاع چنين باشد

در کار گلاب و گل حکم ازلی اين بود
کاين شاهد بازاری وان پرده نشين باشد

آن نيست که حافظ را رندی بشد از خاطر
کاين سابقه پيشين تا روز پسين باشد

**
ŞAHAPTAN TÖVBE ETMEK İSTEDİĞİM AN DEDİM Kİ: İYİ AMA BU AĞAÇ SONUNDA PİŞMANLIK MEYVASI VERECEK!

154.
Kime ezelden devlet feyzi nasip olmuşsa ebede kadar murat kadehi, canına hemdem olur.
Şahaptan tövbe etmek istediğim an dedim ki: İyi ama bu ağaç sonunda pişmanlık meyvası verecek!
Süsen gibi seccademi omuzuma alıp zahit olmaya özendim… fakat gül gibi şarap rengine bulanmış hırka., bırak sen de, böyle müslümanlık mı olur ki?
Kadeh çırağı olmadıkça halvette oturamıyorum. Gönül ehlinin bucağı nuranî olmalı!
Yüce himmetli olmaya çalış, murassâ kadeh olmazsa olmasın. Şarap, rindin nar renkli yakutudur!
İşimiz düzensiz görünüyor ama hor bakma. Bu ülkede yoksulluk, padişahlığın bile hasedini celbeder!
* Gönül, iyi adlı olmak istiyorsan kötülerle düşüp kalkma. Canım, efendim, kendini beğenmek nadanlık alâmetidir.
*Üns ve işret meclisi, bahar… meclisteki sohbet de şiir sohbeti… böyle bir âlemde sevgiliden şarap kadehini almamak ağır canlılıktır doğrusu!
Dün bir aziz dedi k: Hâfız gizlice şarap içiyor. A azizim, ayıbın gizli yapılması daha iyi değil mi ki?
Der ezel her ko be feyz-i devlet erzâni buved
Tâ ebed câm-ı murâdeş hemdem-i cani buved
218‏

در ازل هر کو به فيض دولت ارزانی بود
تا ابد جام مرادش همدم جانی بود

من همان ساعت که از می خواستم شد توبه کار
گفتم اين شاخ ار دهد باری پشيمانی بود

خود گرفتم کافکنم سجاده چون سوسن به دوش
همچو گل بر خرقه رنگ می مسلمانی بود

بی چراغ جام در خلوت نمی‌يارم نشست
زان که کنج اهل دل بايد که نورانی بود

همت عالی طلب جام مرصع گو مباش
رند را آب عنب ياقوت رمانی بود

گر چه بی‌سامان نمايد کار ما سهلش مبين
کاندر اين کشور گدايی رشک سلطانی بود

نيک نامی خواهی ای دل با بدان صحبت مدار
خودپسندی جان من برهان نادانی بود

مجلس انس و بهار و بحث شعر اندر ميان
نستدن جام می از جانان گران جانی بود

دی عزيزی گفت حافظ می‌خورد پنهان شراب
ای عزيز من نه عيب آن به که پنهانی بود

**
GAYP SIRRINI KİMSE BİLMEZ, SÖZÜ UZATMA, HİKÂYEYİ KISA KES. HANGİ MAHREM GÖNÜL, BU HAREME YOL BULDU Kİ?

155.
Gaybı gören ve Cem kadehine malik olan gönülden Süleyman’ın yüzüğü bir müddetçik kaybolursa ne gam!
Gönül hazînesini yoksulların kaşına, gözüne, benine güzelliğine verme. Kadrini bilen padişah gibi birisine teslim et.
Her ağaç, gönlümüzün cefasına tahammül edemez. Selvinin himmetine köle olayım; onda bu sadakat, onda bu sebat var.
Kimin altı kuruşu varsa sarhoş nergis gibi, neşesinden kadehin dibine koyacağı mevsim gelip çattı.
Şimdi altını şaraptan esirgeme, gül gibi sen de paranı sarf et de Akl-ı Kül, seni yüzlerce ayıpla töhmet altına almasın.
Gayp sırrını kimse bilmez, sözü uzatma, hikâyeyi kısa kes. Hangi mahrem gönül, bu hareme yol buldu ki?
* Gönlüm tecerrütten dem vururdu ama şimdi zülfünün kokusuna düştü de seher yeliyle yüzlerce işi var.
* Gönül muradını kimden sorayım, kimden arayayım? Bir sevgili yok ki güzelliğiyle beraber kereme de sahip olsun.
Hâfız’ın hırkasının yeninden, yakasından ne fayda? Biz Tanrı istiyorduk, onda put gizli!
Dili ki ğayb-nemâyest-u Câm-ı Cem dâred
Zi hâtemi ki demi gun şved çi ğam dâred
119‏

دلی که غيب نمای است و جام جم دارد
ز خاتمی که دمی گم شود چه غم دارد

به خط و خال گدايان مده خزينه دل
به دست شاهوشی ده که محترم دارد

نه هر درخت تحمل کند جفای خزان
غلام همت سروم که اين قدم دارد

رسيد موسم آن کز طرب چو نرگس مست
نهد به پای قدح هر که شش درم دارد

زر از بهای می اکنون چو گل دريغ مدار
که عقل کل به صدت عيب متهم دارد

ز سر غيب کس آگاه نيست قصه مخوان
کدام محرم دل ره در اين حرم دارد

دلم که لاف تجرد زدی کنون صد شغل
به بوی زلف تو با باد صبحدم دارد

مراد دل ز که پرسم که نيست دلداری
که جلوه نظر و شيوه کرم دارد

ز جيب خرقه حافظ چه طرف بتوان بست
که ما صمد طلبيديم و او صنم دارد

**
GÖNÜL, İŞRET YOLU, KARGAŞALIKLARLA, FİTNELERLE DOPDOLUDUR. BU YOLDA ACELE GİDEN DÜŞER!

156.
Zülfüne el atsam incinir, kızar. Uzlaşmak istesem darılır, azarlar.
Yeni ay gibi, zavallı âşıklara kaşının ucunu gösterir; gizleniverir!
İşret gecesi uyumaz, beni harap eder.. Gündüzün şikâyet etsem gözlerini kapar, uykuya dalar!
Gönül, işret yolu, kargaşalıklarla, fitnelerle dopdoludur. Bu yolda acele giden düşer!
Habbelerin başlarına ululuk yeli girse bile hükmü yoktur. Saltanatları, şarap havasıyle geçip gidiverir!
Sevgilinin kapısında yoksul olmayı saltanata bile değişme, kim bu kapının gölgesini bırakıp da güneş altına gider?
** Gönül ihtiyarladın mı artık güzellik, naziklik satmaya kalkışma. Bu alışveriş, gençlik çağında yürür!
Kara saçların müsveddesi tamamlandı, saçağarmaya başladı mı ak saçları yüzlerce defa yolmaya kalkış… azalmaz ki!
Hâfız, yolunun hicabı sensin, sen, aradan kalk! Ne mutlu o kişiye ki bu yolu hicapsız yürür gider.
Çu dest ber ser-i zulfeş zenem be tâb reved
Ver aşti talebem ber ser-i itâb reved
221‏

چو دست بر سر زلفش زنم به تاب رود
ور آشتی طلبم با سر عتاب رود

چو ماه نو ره بيچارگان نظاره
زند به گوشه ابرو و در نقاب رود

شب شراب خرابم کند به بيداری
وگر به روز شکايت کنم به خواب رود

طريق عشق پرآشوب و فتنه است ای دل
بيفتد آن که در اين راه با شتاب رود

گدايی در جانان به سلطنت مفروش
کسی ز سايه اين در به آفتاب رود

سواد نامه موی سياه چون طی شد
بياض کم نشود گر صد انتخاب رود

حباب را چو فتد باد نخوت اندر سر
کلاه داريش اندر سر شراب رود

حجاب راه تويی حافظ از ميان برخيز
خوشا کسی که در اين راه بی‌حجاب رود

**
ŞİİR YOLUNDAKİ TAYYI MEKÂNA BAK, TAYYI ZAMANI GÖR. BU BİR GECELİK ÇOCUK, BU BİR GECE İÇİNDE MEYDANA GELEN ŞİİR, TAM YÜZ YILLIK YOL ALIYOR.

157.
Sâki, selvi, gül ve lâle bahsi başladı, bahar geldi. Fakat bu bahis, ancak üç kadeh şarapla yürür.
Şarap sun… yeşillik gelini güzelleşti, bezendi. Artık gelin bezeyene hacet yok.
Tâ Bingâle’ye kadar varacak olan bu Fars şekeri, bu farsça şiir yüzünden, bütün Hint dudular;, bütün Hintli şairler, şekere düşer, bu şiiri okur, beğenirler.
Şiir yolundaki tayyı mekâna bak, tayyı zamanı gör. Bu bir gecelik çocuk, bu bir gece içinde meydana gelen şiir, tam yüz yıllık yol alıyor.
Kendisini ibadete vermiş olanları bile aldatan ceylân gözlere bak! Sihir kervanı bile, o gözlerin ardından gitmekte.
Dünyanın işvesine kapılıp yoldan çıkma. Bu kocakarı, hilelerle oturur, düzenlerle kalkar; işi gücü hileden, düzenden ibarettir.
Padişahın bahçesinden bahar yeli esiyor, lâle kadehine çiğ tanelerinden şarap dolmada.
Hâfız, Sultan Celâleddin (Gıyaseddin) in meclisine olan iştiyaktan vazgeçme; bu tahassürle feryat et… senin işin, ancak feryatla yola girer.
Sakı hadis-i serv-u gul-u lale mireved
Vin bâhs bâ selâse-i ğessâle mireved
225‏

ساقی حديث سرو و گل و لاله می‌رود
وين بحث با ثلاثه غساله می‌رود

می ده که نوعروس چمن حد حسن يافت
کار اين زمان ز صنعت دلاله می‌رود

شکرشکن شوند همه طوطيان هند
زين قند پارسی که به بنگاله می‌رود

طی مکان ببين و زمان در سلوک شعر
کاين طفل يک شبه ره يک ساله می‌رود

آن چشم جادوانه عابدفريب بين
کش کاروان سحر ز دنباله می‌رود

از ره مرو به عشوه دنيا که اين عجوز
مکاره می‌نشيند و محتاله می‌رود

باد بهار می‌وزد از گلستان شاه
و از ژاله باده در قدح لاله می‌رود

حافظ ز شوق مجلس سلطان غياث دين
غافل مشو که کار تو از ناله می‌رود
‏**
RİNTLİKTE ETEĞİM YIRTILIRSA NE ZARAR; BİR ELBİSEYİ DE İYİ ATLILIKLA PARALARIZ!

158.
Mart ayının bulutu göründü, nevruz rüzgârı esti. Şarap ve çalgı parası istiyorum. Kim, “İşte buyur” diyecek?
Güzeller cilvelenmekte… bense kesemden utanıyorum. Aşk ve müflislik, pek ağır bir yük; fakat çekmek gerek!
Cömertlik kıtlığı var, yüz suyunu satmaya değmez. Hırkayı satıp şaraba, güle harcamalı!
Galiba devletim uyanacak… bahtım açılacak; dün gece dua ediyordum, tanyeri ağarmaya başladı.
Gül, bahçeye bir duvakla, fakat yüz binlerce gülüşle geldi… sanki bir bucakta bir kerem sahibinin kokusunu duydu!
Rintlikte eteğim yırtılırsa ne zarar; bir elbiseyi de iyi atlılıkla paralarız!
Lâl dudaklarına ait bu söylediğim sözleri kim söyledi; zülfünden gördüğüm bu zulmü kim gördü?
Bilmem Hâfız’ın gönlüne bu âşık öldüren oku kim attı? Bildiğim şu kadar: Lâtif şiirinden kan damlamaktaydı!
Padişahın adaleti, aşk mazlumlarının halini sormazsa bucaktakiler gayri huzur ve istirahatten tamahlarını kessinler!
Ebr-i âzari berâmed bad-ı nevrüzi vezıd
Vech-i mey mihihem-u mutrib ki miguyed reşid
240‏

ابر آذاری برآمد باد نوروزی وزيد
وجه می می‌خواهم و مطرب که می‌گويد رسيد

شاهدان در جلوه و من شرمسار کيسه‌ام
بار عشق و مفلسی صعب است می‌بايد کشيد

قحط جود است آبروی خود نمی‌بايد فروخت
باده و گل از بهای خرقه می‌بايد خريد

گوييا خواهد گشود از دولتم کاری که دوش
من همی‌کردم دعا و صبح صادق می‌دميد

با لبی و صد هزاران خنده آمد گل به باغ
از کريمی گوييا در گوشه‌ای بويی شنيد

دامنی گر چاک شد در عالم رندی چه باک
جامه‌ای در نيک نامی نيز می‌بايد دريد

اين لطايف کز لب لعل تو من گفتم که گفت
وين تطاول کز سر زلف تو من ديدم که ديد

عدل سلطان گر نپرسد حال مظلومان عشق
گوشه گيران را ز آسايش طمع بايد بريد

تير عاشق کش ندانم بر دل حافظ که زد
اين قدر دانم که از شعر ترش خون می‌چکيد

**
MEYHANEYE GİDEN, KENDİSİNİ KAYBEDER, HABERSİZ BİR HALDE GERİ GELİR.

159.
Şu fikirdeyim; elimden gelene bir işe sarılayım ki gam, gussa sona ersin.
Gönül seyrangâhı, zıt şeylerin buluşup görüşeceği yer değil. Bir yerden şeytan çıkarsa melek, o vakit oraya girer.
Zulmeden hâkimlerle konuşmak, en uzun kış gecelerine benzer. Sen nuru güneşten iste, güneşten., belki zuhur eder.
Ev sahibi, acaba ne vakit dışarıya çıkacak diye dünyadaki mürüvvetsiz kişilerin kapısında ne vakta kadar oturup duracaksın?
Yoksulluğu bırakma, rastladığın yolcudan feyz iste de hâzineye sahip ol.
İyi kişi de matahını gösterdi, kötü kişi de. Acaba hangisi makbule geçecek dersin?
Âşık bülbül, sen hemen yaşamayı iste, sağlık olsun., bağ yine yeşerir, gül yine goncalanır!
Bu küçücük yurtta Hâfız’ın gafletine şaşılmaz. Meyhaneye giden, kendisini kaybeder, habersiz bir halde geri gelir.
Ber ser-i ânem ki ger zi dest bnrâyed
Dest be kâri zenem ki ğussa derâyed
232‏

بر سر آنم که گر ز دست برآيد
دست به کاری زنم که غصه سر آيد

خلوت دل نيست جای صحبت اضداد
ديو چو بيرون رود فرشته درآيد

صحبت حکام ظلمت شب يلداست
نور ز خورشيد جوی بو که برآيد

بر در ارباب بی‌مروت دنيا
چند نشينی که خواجه کی به درآيد

ترک گدايی مکن که گنج بيابی
از نظر ره روی که در گذر آيد

صالح و طالح متاع خويش نمودند
تا که قبول افتد و که در نظر آيد

بلبل عاشق تو عمر خواه که آخر
باغ شود سبز و شاخ گل به بر آيد

غفلت حافظ در اين سراچه عجب نيست
هر که به ميخانه رفت بی‌خبر آيد
‏**
YÜZLERCE DERT ÇEKİLMEDEN BİR NİMET ELDE EDİLSİN., YAĞMA MI VAR ? BUNU, BAŞ AŞAĞI DÖNMÜŞ FELEĞİN SOFRASINDAN UMMA!

160.
Şarap güneşi, kadeh doğusundan doğunca sâkinin yanağında binlerce lâleler açar,
Yeşillikten o perçemin kokusu geldi mi rüzgâr, sümbülün kokusunu gülün başına çalar.
Ayrılık gecesinin hikâyesi, öyle hemencecik anlatılıverecek bir hikâye değil., zerresinden yüzlerce risaleler meydana gelir.
Yüzlerce dert çekilmeden bir nimet elde edilsin., yağma mı var ? Bunu, baş aşağı dönmüş feleğin sofrasından umma!
Nuh Peygamber gibi tufan derdine sabrın varsa belâ savuşur, bin yıllık murat, nihayet elde edilir.
Maksat incisi, çalışmakla ele girmez. Takdire havale etmeksizin buna nail olmayı ummak, bir hayalden ibarettir.
Zülfünden esip gelen rüzgâr, Hâfız’ın mezarına uğrarsa bedeninin toprağından yüz binlerce feryat yücelir.
Çu âftâb-ı mey ez meşrık-ı piyâle berayed
Zi bâğ-ı ‘arız ı sâkî hezâr lâle berâyed
234‏

چو آفتاب می از مشرق پياله برآيد
ز باغ عارض ساقی هزار لاله برآيد

نسيم در سر گل بشکند کلاله سنبل
چو از ميان چمن بوی آن کلاله برآيد

حکايت شب هجران نه آن حکايت حاليست
که شمه‌ای ز بيانش به صد رساله برآيد

ز گرد خوان نگون فلک طمع نتوان داشت
که بی ملالت صد غصه يک نواله برآيد

به سعی خود نتوان برد پی به گوهر مقصود
خيال باشد کاين کار بی حواله برآيد

گرت چو نوح نبی صبر هست در غم طوفان
بلا بگردد و کام هزارساله برآيد

نسيم زلف تو چون بگذرد به تربت حافظ
ز خاک کالبدش صد هزار لاله برآيد
**
BÜTÜN ÂLEM HALKI, BENİ AŞKTAN MENETSE FAYDASIZ… YİNE BEN, TANRI’NIN EMRİNİ, TANRI’NIN TAKDİRİNİ İŞLERİM.

161.
Gönlüm, misket üzümünden çekilmiş şarabı çekerse yeri var. Çünkü zahitlikten de hayır kokusu gelmiyor, riyadan da!
Bütün âlem halkı, beni aşktan menetse faydasız… yine ben, Tanrı’nın emrini, Tanrı’nın takdirini işlerim.
Kerem feyzinden ümit kesme, kerim olan elbette günahları affeder, âşıkları bağışlar!
Gönül, sevgilinin zülfünden bir örgü gözerim ümidine düştü de bu yüzden zikir halkasına girdi.
Senin güzelliğin Tanrı vergisi, bu güzellikle bahtın gelin odasına oturmuşsun, gelin bezeyenin bezemesine ne ihtiyacın var!
Yeşillik hoş, hava lâtif, şarap halis., şimdi hoş bir gönülden başka hiç bir şeye lüzum yok!
Cihan gelini güzeldir ama aklım başına topla… bu açılmadık kız, hiç kimsenin nikâhına girmez.
Sevgiliye latife yollu dedim ki:
Ey ayyüzlü, ne olur bir öpücük versen de senin o şeker gibi öpücüğünle gönlü hasta birisi, huzura erse…
Güldü de dedi ki: Hâfız, Allah için olsun öpüşünle ayın yüzünü bulaştırma, bunu reva görme!
Eğer be bâde-i muşkin keşed dilem şâved
Ki buy-ı hayr zi zuhd-u riya nemiyâyed
230‏

اگر به باده مشکين دلم کشد شايد
که بوی خير ز زهد ريا نمی‌آيد‏

جهانيان همه گر منع من کنند از عشق
من آن کنم که خداوندگار فرمايد

طمع ز فيض کرامت مبر که خلق کريم
گنه ببخشد و بر عاشقان ببخشايد

مقيم حلقه ذکر است دل بدان اميد
که حلقه‌ای ز سر زلف يار بگشايد

تو را که حسن خداداده هست و حجله بخت
چه حاجت است که مشاطه‌ات بيارايد

چمن خوش است و هوا دلکش است و می بی‌غش
کنون بجز دل خوش هيچ در نمی‌بايد

جميله‌ايست عروس جهان ولی هش دار
که اين مخدره در عقد کس نمی‌آيد

به لابه گفتمش ای ماه رخ چه باشد اگر
به يک شکر ز تو دلخسته‌ای بياسايد

به خنده گفت که حافظ خدای را مپسند
که بوسه تو رخ ماه را بيالايد
**
YOLCU, HİDAYET NURUYLA YOL ALIR, SEVGİLİYE VARIR. SAPIKLIKLA YOLA DÜŞERSE HİÇ BİR YERE VARAMAZ.

162.
Civarından, usanıp seni terk ederek giden kişinin işi ileri gelmez; sonunda utanır, pişman olur.
Yolcu, hidayet nuruyla yol alır, sevgiliye varır. Sapıklıkla yola düşerse hiç bir yere varamaz.
Ömrünün sonunda olsun şaraptan, sevgiliden faydalan. Baştan başa boş geçen vakte yazık!
Ey yolunu azıtan gönlün delili, Tanrı için olsun bir yardım et. Garip, yol alamazsa delille gider.
Ayıklık, sarhoşluk, hepsi son nefeste belli olur. Kimse, öbür dünyaya ne halde gideceğini bilmez.
Kılavuzu Tanrı lütfu olan kervan, şevketle konar, azametle göçer!
Hâfız, hikmet çeşmesinden bir kadeh elde etmeye bak. Belki bu suretle gönlünden bilgisizlik nakşı arınır.
Ez ser-i kuy-ı tu her ko be melâlet bireved
Nereved kâreş-u âhır be hacâlet bireved
222‏

از سر کوی تو هر کو به ملالت برود
نرود کارش و آخر به خجالت برود

کاروانی که بود بدرقه‌اش حفظ خدا
به تجمل بنشيند به جلالت برود

سالک از نور هدايت ببرد راه به دوست
که به جايی نرسد گر به ضلالت برود

کام خود آخر عمر از می و معشوق بگير
حيف اوقات که يک سر به بطالت برود

ای دليل دل گمگشته خدا را مددی
که غريب ار نبرد ره به دلالت ببرد

حکم مستوری و مستی همه بر خاتم تست
کس ندانست که آخر به چه حالت برود

حافظ از چشمه حکمت به کف آور جامی
بو که از لوح دلت نقش جهالت برود

**
NE MUTLU HER GÖRDÜĞÜNÜN ARDINA DÜŞMEYEN, HER ÇAĞIRILDIĞI KAPIYA HABERSİZCE VARMAYAN GÖNÜLE.

163.
Ne mutlu her gördüğünün ardına düşmeyen, her çağırıldığı kapıya habersizce varmayan gönüle.
O şirin dudağa tamah etmemem daha doğru ama sinek nasıl olur da şekere gitmez?
* Gamlar görmüş, kederler geçirmiş olan gözümün karasını gözyaşıyle yıkamaya kalkışma. Yüzünün güzelliği, gözümden asla gitmez, buna imkân yok!
Gönül, böylece, abes yerlerde dolaşıp durma, hercailik etme. Bu huylarla hiç bir iş göremezsin.
Kendimden daha günahkâr, amel defteri benden daha siyah kimseyi göremiyorum. Bu hal ile nasıl olur da gönlümün dumanı, kalem gibi başımdan tütmez?
Ben sarhoşum; suçumu, yarlıgama eteğiyle ört. Şeriatın yüz suyu, bu kadarcık bir günahla hemen gidivermez ya!
Yoksulunum ama kemerine ancak altınla, gümüşle el urulabilecek bir selvi boylunun havasına düştüm!
Sen, huylarının güzelliği bakımından başka bir âlemdesin, bana vefa edeceğine dair söz vermiş, ahdetmişsin, onu da unutmazsın, değil mi?
Hüthüt tacıyle beni aldatmaya kalkışma, yoldan çıkarmaya uğraşma. Akdoğan, padişaha benzer, her bayağı avın peşine düşmez.
Şarabı önce Hâfız’a sun, fakat bir şartla: Meclisteki söz, dışarıya sızmasın!
Hoşa dili-ki mudâm ez peyi nazar nereved
Beher dereş ki bihânend bihaber nereved
224‏

خوشا دلی که مدام از پی نظر نرود
به هر درش که بخوانند بی‌خبر نرود

طمع در آن لب شيرين نکردنم اولی
ولی چگونه مگس از پی شکر نرود

سواد ديده غمديده‌ام به اشک مشوی
که نقش خال توام هرگز از نظر نرود

ز من چو باد صبا بوی خود دريغ مدار
چرا که بی سر زلف توام به سر نرود

دلا مباش چنين هرزه گرد و هرجايی
که هيچ کار ز پيشت بدين هنر نرود

مکن به چشم حقارت نگاه در من مست
که آبروی شريعت بدين قدر نرود

من گدا هوس سروقامتی دارم
که دست در کمرش جز به سيم و زر نرود

تو کز مکارم اخلاق عالمی دگری
وفای عهد من از خاطرت به درنرود

سياه نامه‌تر از خود کسی نمی‌بينم
چگونه چون قلمم دود دل به سر نرود

به تاج هدهدم از ره مبر که باز سفيد
چو باشه در پی هر صيد مختصر نرود

بيار باده و اول به دست حافظ ده
به شرط آن که ز مجلس سخن به درنرود
**
BİR ÖPÜŞ İÇİN CAN VERİP DURMAKTAYIM. FAKAT NE BUNU ALIYOR, NE ONU VERİYOR.

164.
Baht, sevgilinin ağzından bana bir nişan bile vermemekte., devlet, gizli sırdan bana bir haber bile duyurmamakta.
Bir öpüş için can verip durmaktayım. Fakat ne bunu alıyor, ne onu veriyor.
Öldüm bu ayrılıktan, bir türlü o perdeye yol bulamıyorum, oraya varmama imkân yok., yahut da imkân var, fakat perdeci yol göstermemekte !
Zülfünü seher yeli çekiyor. Şu aşağılık feleğe bak, orada, bana, esen rüzgâr kadar olsun bir değer vermiyor.
Pergel gibi etrafında dönüp dolaşıyorum da devran, nokta gibi etrafına yol vermemekte, muradıma ulaştırmamakta.
Sabırla şeker elde edilir. Edilir ama zamanenin kötülüğüne bak ki bana sabredecek kudret bile vermiyor!
Dedim ki uyuyayım da sevgilinin yüzünü göreyim., fakat ey Hâfız, feryad ü figan aman vermiyor, uyuyamıyorum ki!
Baht ez dehân-ı dost nişanem nemidehed
Devlet haber zi râz-ı nihânem nemidehed
229‏

بخت از دهان دوست نشانم نمی‌دهد
دولت خبر ز راز نهانم نمی‌دهد

از بهر بوسه‌ای ز لبش جان همی‌دهم
اينم همی‌ستاند و آنم نمی‌دهد

مردم در اين فراق و در آن پرده راه نيست
يا هست و پرده دار نشانم نمی‌دهد

زلفش کشيد باد صبا چرخ سفله بين
کان جا مجال بادوزانم نمی‌دهد

چندان که بر کنار چو پرگار می‌شدم
دوران چو نقطه ره به ميانم نمی‌دهد

شکر به صبر دست دهد عاقبت ولی
بدعهدی زمانه زمانم نمی‌دهد

گفتم روم به خواب و ببينم جمال دوست
حافظ ز آه و ناله امانم نمی‌دهد
‏**
PİRİMİZ DEDİ Kİ: TAKDİR KALEMİNDE HATA YOKTUR. HATALARI ÖRTEN TEMİZ NAZARINA AFERİN!

165.
Sofi, şarabı itidal üzere içerse afiyetler olsun. Haddini aşırırsa bu işi unutsun, bu işe yeltenmesin.
Bir yudum şarap vermeye kadir olup da ihsanda bulunanın eli, maksat, güzelini sarıp dursun.
Pirimiz dedi ki: Takdir kaleminde hata yoktur. Hataları örten temiz nazarına aferin!
Türklerin padişahı, yabancıların sözünü dinliyor. Siyavuş’un kanına girdi, bu zulümden utansın!
Gözüm, yüzüne ayna tutanlardan, o güzel yüzden bir an bile ayrılmıyor. Dudaklarım da göğsünden, omuzundan öpücükler alsın bari.
Kibrinden bu yoksula bir söz bile söylemedi ama canım, o sükût eden fıstığa kurban olsun!
İnsanlara iltifat eden, hatıralarını hoş tutan sarhoş nergisi, âşıkın kanını kadehe kor da içerse ballar, şekerler olsun!
Hâfız, cihanda senin kulluğunla şöhret buldu. Kulağı, zülfünün kulluk halkasından hali kalmasın!
Sofi er bade beendâze hored nüşeş bâd
Verne endişe-i in kâr ferâmüşeş bâd
105‏

صوفی ار باده به اندازه خورد نوشش باد
ور نه انديشه اين کار فراموشش باد

آن که يک جرعه می از دست تواند دادن
دست با شاهد مقصود در آغوشش باد

پير ما گفت خطا بر قلم صنع نرفت
آفرين بر نظر پاک خطاپوشش باد

شاه ترکان سخن مدعيان می‌شنود
شرمی از مظلمه خون سياووشش باد

گر چه از کبر سخن با من درويش نگفت
جان فدای شکرين پسته خاموشش باد

چشمم از آينه داران خط و خالش گشت
لبم از بوسه ربايان بر و دوشش باد

نرگس مست نوازش کن مردم دارش
خون عاشق به قدح گر بخورد نوشش باد

به غلامی تو مشهور جهان شد حافظ
حلقه بندگی زلف تو در گوشش باد
**
ZAMAN HIRSIZI UYUMUYOR, EMİN OLMA. SANA BUGÜN GELİP ÇATMADIYSA YARIN GELİR ÇATAR.

166.
Bu şehirde gönlümüzü alacak bir güzel yok. Bahtım yâr olursa buradan pilimi pırtımı alıp gideceğim ben.
Nerde bir sarhoş er ki gönlü yanmış âşık, keremini görsünde muradım dile getirsin?
Bağcı, sana bakıyorum da görüyorum ki güzden hiç haberin yok. Ah bir gün gülü rananı rüzgâr savuruverirse!
Zaman hırsızı uyumuyor, emin olma. Sana bugün gelip çatmadıysa yarın gelir çatar.
Belki bir nazar sahibi gelir, seyreder diye heveslenip hayalimde bunca oyunlar düzmekte, bunca sanatlar koşmaktayım.
Kırk yılda sahip olduğum bilgiyi, fazileti, korkuyorum, o sarhoş gözler bir anda yağma ediverecek!
Sihir mucizeyle boy ölçüşemez, emin ol. Sâmirî, kim oluyor ki yedi beyzaya galebe çalabilsin ?
Şarabın gök renkli kadehi, gönül darlığına settir; elden bırakma., yoksa gam seli, seni siler süpürür,
* Aşk yolu, okçuların pusu kurdukları yerdir ama bilerek, tedbirlice giden düşmandan kurtulur, hasmına galebe eder.
Hâfız, can, sevgilinin sarhoş gamzesini isterse evden başkalarını çıkar, o vakit gelir, canı da alıp götürür.
Nist der şehr nigâri ki dil-i mâ bibered
Bahtem er yâr şeved rahtem ez incâ bibered
128‏

نيست در شهر نگاری که دل ما ببرد
بختم ار يار شود رختم از اين جا ببرد

کو حريفی کش سرمست که پيش کرمش
عاشق سوخته دل نام تمنا ببرد

باغبانا ز خزان بی‌خبرت می‌بينم
آه از آن روز که بادت گل رعنا ببرد

رهزن دهر نخفته‌ست مشو ايمن از او
اگر امروز نبرده‌ست که فردا ببرد

در خيال اين همه لعبت به هوس می‌بازم
بو که صاحب نظری نام تماشا ببرد

علم و فضلی که به چل سال دلم جمع آورد
ترسم آن نرگس مستانه به يغما ببرد

بانگ گاوی چه صدا بازدهد عشوه مخر
سامری کيست که دست از يد بيضا ببرد

جام مينايی می سد ره تنگ دليست
منه از دست که سيل غمت از جا ببرد

راه عشق ار چه کمينگاه کمانداران است
هر که دانسته رود صرفه ز اعدا ببرد

حافظ ار جان طلبد غمزه مستانه يار
خانه از غير بپرداز و بهل تا ببرد
**
ŞARAP OLSUN DA GİZLİCE İÇİLSİN.. BU NE DEMEK? BU, TEMELSİZ BİR İŞ. RİNTLER SAFINA KATILDIK GİTTİ, NE OLURSA OLSUN!

167.
Şarap olsun da gizlice içilsin.. bu ne demek? Bu, temelsiz bir iş. Rintler safına katıldık gitti, ne olursa olsun!
Gönlümü sıkma, feleği anıp durma. Hiç bir mühendisin fikri, bu ukdeyi çözemedi!
Zamanenin inkılâbına şaşma, felek, bu efsaneden milyonlarcasını hatırlar.
Kadehi edep şartlarına riayetle ele al; çünkü Cemşid’in, Behmen’in ve Kubad’ın kafa taslarından terkip edilmiştir.
Kim bilir ki Kâvus’la Key nereye gittiler? Kim vakıftır ki Cem’in tahtı yel üstünde nasıl yürüdü, nasıl geçip gitti?
Görüyorum, hâlâ lâleler, Ferhad’ın, Şirin’e çektiği hasret yüzünden döktüğü kanlı göz yaşlarından bitiyor.
Lâle, zamanın vefasızlığını anlamış olmalı ki doğdu öldü de şarap kadehini elinden bırakmadı.
Gel gel de bir zaman şarapla harap olalım. Belki bu harabatta bir defineye rastlarız.
Musallâ’nın lâtif rüzgârıyle Rüknâbâd ırmağı, bana bir yere gitmek için müsaade etmiyor.
Hâfız gibi kadehi hemen ele alma. Ancak kopuz nalesiyle işret et. Çünkü neşeli gönlü, musiki ibrişimine bağlamışlardır.
Şerâb-u ayş ı nihan çist kâr-ı bîbunyâd
Zedim ber şaf-ı rindin herçi bâdâbâd
غزل 101‏

شراب و عيش نهان چيست کار بی‌بنياد
زديم بر صف رندان و هر چه بادا باد

گره ز دل بگشا و از سپهر ياد مکن
که فکر هيچ مهندس چنين گره نگشاد

ز انقلاب زمانه عجب مدار که چرخ
از اين فسانه هزاران هزار دارد ياد

قدح به شرط ادب گير زان که ترکيبش
ز کاسه سر جمشيد و بهمن است و قباد

که آگه است که کاووس و کی کجا رفتند
که واقف است که چون رفت تخت جم بر باد

ز حسرت لب شيرين هنوز می‌بينم
که لاله می‌دمد از خون ديده فرهاد

مگر که لاله بدانست بی‌وفايی دهر
که تا بزاد و بشد جام می ز کف ننهاد

بيا بيا که زمانی ز می خراب شويم
مگر رسيم به گنجی در اين خراب آباد

نمی‌دهند اجازت مرا به سير و سفر
نسيم باد مصلا و آب رکن آباد

قدح مگير چو حافظ مگر به ناله چنگ
که بسته‌اند بر ابريشم طرب دل شاد

**
EYVAH., FELEK, HERKESLE GİZLİCE VE BAŞKA BİR TARZDA OYUN OYNADI. FAKAT BU HİLEBAZA GALİP GELEN KİMSE YOK:

168.
Şarap da, gönül derdini hatırımızdan çıkarmasa hadiseler, bizi kökümüzden söküp atacak.
Akıl, sarhoşluğa demir atmasa bu gemiyi şu belâ girdabından kurtarmaya imkân mı var?
Eyvah., Felek, herkesle gizlice ve başka bir tarzda oyun oynadı. Fakat bu hilebaza galip gelen kimse yok:
Yolumuz, karanlıklar diyarına düştü., nerde bir yol gösteren Hızır? Mahrumiyet ateşi, suyumuzu, selimizi kurutacak.
Zayıf gönlüm, aheste esen hasta seher yeli, canıma can katar, yeniden hayat bulurum ümidiyle çayırlığa, çimenliğe meyletmekte.
Hâfız yandı, yakıldı da kimsecikler, halini sevgiliye söylemedi gitti. Allah rızasıyçin rüzgâr, bir haber götürürse götürecek!
Aşk doktoru benim, şarap sun! Bu macun, gönle huzur verir, yanlış düşünceleri giderir!
Eğer bade ğam-ı dil zi yâd-ı mâ bibered
Nehib-i hâdise bunyâd-ı mâ zicâ bibered
129‏

اگر نه باده غم دل ز ياد ما ببرد
نهيب حادثه بنياد ما ز جا ببرد

اگر نه عقل به مستی فروکشد لنگر
چگونه کشتی از اين ورطه بلا ببرد

فغان که با همه کس غايبانه باخت فلک
که کس نبود که دستی از اين دغا ببرد

گذار بر ظلمات است خضر راهی کو
مباد کتش محرومی آب ما ببرد

دل ضعيفم از آن می‌کشد به طرف چمن‏
که جان ز مرگ به بيماری صبا ببرد

طبيب عشق منم باده ده که اين معجون
فراغت آرد و انديشه خطا ببرد

بسوخت حافظ و کس حال او به يار نگفت
مگر نسيم پيامی خدای را ببرد
‏**
SANA MEFTUN OLMAYAN GÖZ, GÖZ YAŞI İNCİLERİ GİBİ KANA GARKOLSUN!

169.
Güzelliğin daima artıp dursun., yüzün, her yıl lâle gibi kıpkırmızı olsun!
Başımızdaki aşkının hayali, gün geçtikçe artsın!
Âlemdeki bütün güzellerin boylan, senin boyuna karşı eğilsin, bükülsün!
Yeşillikte bitip alabildiğine boy atan selvi, senin elif gibi düzgün boyuna karşı nun gibi eğilsin!
Sana meftun olmayan göz, göz yaşı incileri gibi kana garkolsun!
Gözüm, gönül alıcılıkta türlü türlü sihirlere üstat kesilsin!
Nerde bir kabiliyetli gönül varsa gamına düşsün, sabrı, kararı kalmasın!
Aşkından hali olan gönül, vuslatının halkasından çıksın!
Hâfız’ın cam olan o lâl dudakların, aşağılık adamların dudaklarından uzak olsun!
Husn-i tu hemişe der fuzun bâd
Rüyet heme sâle lâlegun bâd
107‏

حسن تو هميشه در فزون باد
رويت همه ساله لاله گون باد

اندر سر ما خيال عشقت
هر روز که باد در فزون باد

هر سرو که در چمن درآيد
در خدمت قامتت نگون باد

چشمی که نه فتنه تو باشد
چون گوهر اشک غرق خون باد

چشم تو ز بهر دلربايی
در کردن سحر ذوفنون باد

هر جا که دليست در غم تو
بی صبر و قرار و بی سکون باد

قد همه دلبران عالم
پيش الف قدت چو نون باد

هر دل که ز عشق توست خالی
از حلقه وصل تو برون باد

لعل تو که هست جان حافظ
دور از لب مردمان دون باد **
**
HER AN, SANA YENİDEN YENİYE ÂŞIK OLUYORUM, AŞKIM, HER AN TAZELENİP DURUYOR. SENİN DE HER AN GÜZELLİĞİN ARTSIN!

170.
Cemali, her göze güneş kesilsin., güzel yüzü, güzellikten de daha güzel bir hale gelsin!
Zülfüne bağlanmayan, dilerim Tanrı’dan, zülfü gibi karmakarışık, altüst olsun!
Âlem padişahlarının gönülleri, şahin kanatlı bir hüma olan zülfünün kanadı altına girsin!
Cemaline âşık olmayan gönül, daima ciğer kanına garkolsun!
Güzelim, gamzen ok atmaya başladı mı hedefi, mecruh gönlüm olsun, o oklar, benim gönlüme gelsin, sancılsın!
Şeker gibi lâl dudakların öpücük verirse can damağım, o öpücüklerle şekerlensin!
Her an, sana yeniden yeniye âşık oluyorum, aşkım, her an tazelenip duruyor. Senini de her an güzelliğin artsın!
Hâfız, yüzüne candan müştak. Sen de lütfet de müştakların haline bir bak!
Cemâlet âftâb-ı her nazar bâd
Zi hübi rüy-ı hiş-i hübter bâd
104‏

جمالت آفتاب هر نظر باد
ز خوبی روی خوبت خوبتر باد

همای زلف شاهين شهپرت را
دل شاهان عالم زير پر باد

کسی کو بسته زلفت نباشد
چو زلفت درهم و زير و زبر باد

دلی کو عاشق رويت نباشد
هميشه غرقه در خون جگر باد

بتا چون غمزه‌ات ناوک فشاند
دل مجروح من پيشش سپر باد

چو لعل شکرينت بوسه بخشد
مذاق جان من ز او پرشکر باد

مرا از توست هر دم تازه عشقی
تو را هر ساعتی حسنی دگر باد

به جان مشتاق روی توست حافظ
تو را در حال مشتاقان نظر باد
**
DOSTLAR, BENİ ANMIYORLAR, HATIRLARINA BİLE GETİRMİYORLAR. FAKAT BENDEN BUNLARA BİNLERCE SELÂM!

171.
Hatırlansın dostların vuslat günü, anılsın o zamanlar!
Damağım, gam acılığından zehre döndü. Hatıra gelsin şarap içenlere “Afiyetler, şekerler olsun” sesi!
Dostlar, beni anmıyorlar, hatırlarına bile getirmiyorlar. Fakat benden bunlara binlerce selâm!
Bu bağda, bu belâya tutuldum bir kere. Bana hakkı geçenlere Tanrı selâmetler versin!
Gözümde her an yüzlerce ırmak var ama bağcıların Zinderud’u yine hatırımda!
Hâfız’ın sırrı, artık söylenmeyip kaldı demektir. Yazıklar olsun., sırdaşları anıp duruyorum şimdi!
Ruz-ı vasl-ı dostdâran yâd bâd
Yâd bâd an rüzgâran yâd bâd
103‏

روز وصل دوستداران ياد باد
ياد باد آن روزگاران ياد باد

کامم از تلخی غم چون زهر گشت
بانگ نوش شادخواران ياد باد

گر چه ياران فارغند از ياد من
از من ايشان را هزاران ياد باد

مبتلا گشتم در اين بند و بلا
کوشش آن حق گزاران ياد باد

گر چه صد رود است در چشمم مدام
زنده رود باغ کاران ياد باد

راز حافظ بعد از اين ناگفته ماند
ای دريغا رازداران ياد باد
**
RÜZGÂR, DÜN GECE SEFERE GİDEN SEVGİLİYİ HATIRLATTI. BEN DE NE OLURSA OLSUN ARIK GÖNLÜMÜ YELE VERECEĞİM!

172.
Rüzgâr, dün gece sefere giden sevgiliyi hatırlattı. Ben de ne olursa olsun arık gönlümü yele vereceğim!
İşim bir yere vardı ki gayri her akşam, parlayan ah ateşini hemdem edinecek, her sabah rüzgârla dertleşeceğim!
Gayretsiz gönlüm, saçlarının büklümünü yurt edineli vatanını anmıyor bile!
Azizlerin, öğütlerinin kadri bugün anlaşıldı. Yarabbi, bize öğüt verenlerin ruhlarını şâdet !
Rüzgâr, bahçede gül goncasının elbiselerindeki düğmeleri gözerken seni andım da yüreğim kan kesildi.
Zayıf vücudüm elden gitmişti artık… sabah çağında rüzgâr, vuslatından bir koku getirdi de yine can buldum.
Hâfız, senin iyi tabiatin, nihayet seni maksadına ulaştırır. Tabiati iyi olan adama canlar feda!
Duş âgehı zi yar-ı sefer-kerde dâd bâd
Men niz dil bebâd dehem her çi bâd bâd
غزل 102‏

دوش آگهی ز يار سفرکرده داد باد
من نيز دل به باد دهم هر چه باد باد

کارم بدان رسيد که همراز خود کنم
هر شام برق لامع و هر بامداد باد

در چين طره تو دل بی حفاظ من
هرگز نگفت مسکن مالوف ياد باد

امروز قدر پند عزيزان شناختم
يا رب روان ناصح ما از تو شاد باد

خون شد دلم به ياد تو هر گه که در چمن
بند قبای غنچه گل می‌گشاد باد

از دست رفته بود وجود ضعيف من
صبحم به بوی وصل تو جان بازداد باد

حافظ نهاد نيک تو کامت برآورد
جان‌ها فدای مردم نيکونهاد باد
**
AŞK SAHRASININ YOKUŞU DA TUZAK, İNİŞİ DE.. NERDE BİR ARSLAN YÜREKLİ YİĞİT Kİ BELÂDAN KAÇINMASIN ?

173.
Ardına düşsem fitneler koparır, aramayıp otursam kinlenir, küser, öç almaya kalkışır.
Bir yol uğrağında vefakârlık ederek bir zamancağız peşine düşsem benden yel gibi kaçar.
Tamaha düşüp bir yarım öpücük istesem hokka gibi ağzından şeker gibi yüzlerce alay, yüzlerce lâtife dökülmeye başlar, benimle eğlenmeye koyulur.
Nergis gözlerinden gördüğüm o hile yok mu? Nice yüz suyunu toprağa döker, nice adamlar aldatır!
Aşk sahrasının yokuşu da tuzak, inişi de.. Nerde bir arslan yürekli yiğit ki belâdan kaçınmasın ?
Sen hemen ömürle sabır dile., oyuncu felek, bundan daha şaşılacak binlerce oyun oynar, görürsün!
Hâfız, teslim eşiğine baş koy. Çünkü sen inada kalkıştın mı, felek de inada kalkışır, onunla başa çıkamaz ki!
Eğer revem zi peyeş fitnehâ berengizd
Ver ez taleb binişlnem be kine berhized
155‏

اگر روم ز پی اش فتنه‌ها برانگيزد
ور از طلب بنشينم به کينه برخيزد

و گر به رهگذری يک دم از وفاداری
چو گرد در پی اش افتم چو باد بگريزد

و گر کنم طلب نيم بوسه صد افسوس
ز حقه دهنش چون شکر فروريزد

من آن فريب که در نرگس تو می‌بينم
بس آب روی که با خاک ره برآميزد

فراز و شيب بيابان عشق دام بلاست
کجاست شيردلی کز بلا نپرهيزد

تو عمر خواه و صبوری که چرخ شعبده باز
هزار بازی از اين طرفه‌تر برانگيزد

بر آستانه تسليم سر بنه حافظ
که گر ستيزه کنی روزگار بستيزد
**
CİHAN, GÖRÜNÜŞTE GÜZEL BİR GELİN… FAKAT O GELİNİ ALAN, ÖMRÜNÜ NİKÂH PARASI OLARAK VERİR!

174.
Yanağına gül ve nesrin rengi veren Tanrı, bu yoksula da sabır ve karar vermeye kadirdir.
Saçlarına zulüm öğreten Yaratıcı’nın keremi adalet de öğretir. O saçlar bana lütuf ta da bulunur elbet.
Ben daha gönlünün iradesini Şirin’in dudağına verdiği gün Ferhat’tan ümit kesmiştim.
Altın hâzinesi yoksa kanaat hâzinesi var ya. Padişahlara onu ihsan eden, yoksullara da bunu vermiş!
Cihan, görünüşte güzel bir gelin… fakat o gelini alan, ömrünü nikâh parası olarak verir!
Bundan böyle elim selvinin eteğinde, ırmağın dudağındadır. Hele şimdi, sabah yeli, ilkbahar müjdesini de vermekte.
Hâfız’ın gönlü, zamane gamının elinde kan oldu. Ey Hacı Kıvameddin, feryat ayrılığından!
An ki ruhsar-ı tura reng-i gul-u nesrin dâd
Sabr-u ârâm tevâned be men-i miskin dâd
112‏

آن که رخسار تو را رنگ گل و نسرين داد
صبر و آرام تواند به من مسکين داد

وان که گيسوی تو را رسم تطاول آموخت
هم تواند کرمش داد من غمگين داد

من همان روز ز فرهاد طمع ببريدم
که عنان دل شيدا به لب شيرين داد

گنج زر گر نبود کنج قناعت باقيست
آن که آن داد به شاهان به گدايان اين داد

خوش عروسيست جهان از ره صورت ليکن
هر که پيوست بدو عمر خودش کاوين داد

بعد از اين دست من و دامن سرو و لب جوی
خاصه اکنون که صبا مژده فروردين داد

در کف غصه دوران دل حافظ خون شد
از فراق رخت ای خواجه قوام الدين داد
**
YÜZÜNE RENK VE LETAFET VERMEK İÇİN NE CANLAR FEDA ETTİK, NE KANLAR YUTTUK DA O, MURADINA ERİŞİR ERİŞMEZ CAN VERENLERE KASTETTİ, ONLARI KENDİSİNDEN UZAKLAŞTIRDI

175.
Seher çağında doğu padişahı, bayrağını dağlara dikince sevgilim, kendisini özleyen, gelişini umup duran âşıkların kapısını, merhamet eliyle çaldı.
Sabah feleğin muhabbetinin ne olduğunu apaydın anladı da murada erişenlerin gururuna bir hoşça güldü.
Sevgilim, dün gece mecliste raksa kalktı. Zülfünün örgüsünü çözdü, fakat dostların gönüllerini zülfüne bağladı!
Şarap içen gözleri, ayıklan da şarap meclisine çağırmıştı ya… işte ben, daha o zaman elimi gönlümün kanıyla yıkamış, oldu olanlar demiş, her şeyden ümidimi kesmiştim.
Ona bu ayyarlığı bilmem ki hangi taş yürekli öğretti? Dışarı çıkar çıkmaz ilk işi, geceleri ibadetle meşgul olanların yollarını vurmak oldu!
Yüzüne renk ve letafet vermek için ne canlar feda ettik, ne kanlar yuttuk da o, muradına erişir erişmez can verenlere kastetti, onları kendisinden uzaklaştırdı. :
Ben, bu yün hırkayla onu nasıl avlayabilirim, imkân mı var? Öyle bir zırhlı er ki kirpikleri, hançerli erlerin bile yolunu vurmakta!
Padişahın, muvaffakiyet kur’asını çekmesine, devletinin kutluluğuna himmet etmekteyiz. Hâfız’ın gönlündeki muradı ver, sana bahtiyarlar falını açtı!
* O mansur padişah, öyle bir kudreti galip padişahlar padişahı, öyle bir din ülkesinin eridir ki kimseden esirgemediği cömertliği, bahar bulutlarına güler; o, onlardan da vergilidir!
Seher çun husrev-i hâver ‘alem ber kûhsâran zed
Be dest-i merhamet yâreni der-i ümmidvâran zed
153‏

سحر چون خسرو خاور علم بر کوهساران زد
به دست مرحمت يارم در اميدواران زد

چو پيش صبح روشن شد که حال مهر گردون چيست
برآمد خنده خوش بر غرور کامگاران زد

نگارم دوش در مجلس به عزم رقص چون برخاست
گره بگشود از ابرو و بر دل‌های ياران زد

من از رنگ صلاح آن دم به خون دل بشستم دست
که چشم باده پيمايش صلا بر هوشياران زد

کدام آهن دلش آموخت اين آيين عياری
کز اول چون برون آمد ره شب زنده داران زد

خيال شهسواری پخت و شد ناگه دل مسکين
خداوندا نگه دارش که بر قلب سواران زد

در آب و رنگ رخسارش چه جان داديم و خون خورديم
چو نقشش دست داد اول رقم بر جان سپاران زد

منش با خرقه پشمين کجا اندر کمند آرم
زره مويی که مژگانش ره خنجرگزاران زد

شهنشاه مظفر فر شجاع ملک و دين منصور
که جود بی‌دريغش خنده بر ابر بهاران زد

از آن ساعت که جام می به دست او مشرف شد
زمانه ساغر شادی به ياد ميگساران زد

ز شمشير سرافشانش ظفر آن روز بدرخشيد
که چون خورشيد انجم سوز تنها بر هزاران زد

دوام عمر و ملک او بخواه از لطف حق ای دل
که چرخ اين سکه دولت به دور روزگاران زد

نظر بر قرعه توفيق و يمن دولت شاه است
بده کام دل حافظ که فال بختياران زد
**
GÜZELLİĞİN, EZELDE TECELLİ EDİNCE AŞK MEYDANA GELDİ, BÜTÜN ÂLEMİ ATEŞLERE YAKTI.

176.
Güzelliğin, ezelde tecelli edince aşk meydana geldi, bütün âlemi ateşlere yaktı.
Yüzün bir cilve etti, fakat meleklerde aşka kabiliyet görmeyince gayrete geldi, ateşin ta kendisi oldu, insanları tutuşturdu!
Akıl da o şuleden çırağ uyandırmak istedi ama şimşeği parladı, cihanı birbirine kattı, akü mahrum kaldı gitti!
Başkaları huzur ve istirahat kur’asını çektiler, kısmetleri buymuş, bizim gamlı gönlümüz de gam ve cefa kur’asını çekti!
Kadri yüce can, çene çukurundaki kuyuya heveslendi de o büklüm büklüm saçlara yapıştı!
Hâfız, neşeli gönlünün neşe ve huzur sebeplerini kalemiyle çizdiği gün, senin aşkınla şadolmak ümidinden de vazgeçti!
Der ezel pertev-i husnet zi tecelli dem zed
Işk peyda şud-u ateş be heme âlem zed
152‏

در ازل پرتو حسنت ز تجلی دم زد
عشق پيدا شد و آتش به همه عالم زد

جلوه‌ای کرد رخت ديد ملک عشق نداشت
عين آتش شد از اين غيرت و بر آدم زد

عقل می‌خواست کز آن شعله چراغ افروزد
برق غيرت بدرخشيد و جهان برهم زد

مدعی خواست که آيد به تماشاگه راز
دست غيب آمد و بر سينه نامحرم زد

ديگران قرعه قسمت همه بر عيش زدند
دل غمديده ما بود که هم بر غم زد

جان علوی هوس چاه زنخدان تو داشت
دست در حلقه آن زلف خم اندر خم زد

حافظ آن روز طربنامه عشق تو نوشت
که قلم بر سر اسباب دل خرم زد

**
EY BÜLBÜL, GÜL, YÜZÜNE GÜLERSE SAKIN ALDANMA. CİHANIN BÜTÜN GÜZELLİĞİNE SAHİP OLSA YİNE GÜLE İNANMAK DOĞRU DEĞİL!

177.
Bir güzelim var ki gül gibi yüzünün çevresinde sümbül gibi gölgeliği var., bahara benzeyen yanağında erguvanın kanıyla yazılmış bir ferman mevcut.
Yeni biten sakalı, güneş yüzünü kapladı, örttü. Yarabbi, ebedî bir güzelliği var, ona ebedî ömürler ver!
Âşık olunca maksat incisini buldum dedim. Bu denizin ne kanlar saçan dalgaları varmış, bilmedim!
Gözünden canımı kurtarmaya imkân mı var? Görüp duruyorum, Yayına okunu kurmuş, her bucakta pusuda!
Gözümü, gönül alıcı selvi boyundan mahrum etme. O boyu posu bu kaynağa dik; bak, ne güzel akar suyu var!
Beni terkiye bağlayacaksan Allah aşkına bağla, hemencecik de avla., vakit geçirme; çünkü bir işi geciktirmede âfetler vardır, sonra maksadına ulaşmak isteyen ziyana düşer!
Zülfünün tuzağını âşıkların gönüllerine yayarken gammaz sabah rüzgârına “Sırrımızı git tut” der.
Ey bülbül, gül, yüzüne gülerse sakın aldanma. Cihanın bütün güzelliğine sahip olsa yine güle inanmak doğru değil!
Tanrı’nın, seni kem gözden saklamasını dilersen bana ayrılık korkusuyla emniyet verme, beni kendinden ayırma.
Başkalarıyla şarap içiyor da bana cefa etmekte. Ey meclis şahnesi, Tanrı hakkıyçin ondan öcümü al benim!
Bahtıma ne özürler getireyim? Hâfız’ı öldüren, yayından oku eksik olmayan ve şehri birbirine katan o güzel!
Buti dârem ki gerd-i gul zi sunbul sâyeban dâred
Behâr-i ârızeş hatti behün-ı ergavan dâred
120‏

بتی دارم که گرد گل ز سنبل سايه بان دارد
بهار عارضش خطی به خون ارغوان دارد

غبار خط بپوشانيد خورشيد رخش يا رب
بقای جاودانش ده که حسن جاودان دارد

چو عاشق می‌شدم گفتم که بردم گوهر مقصود
ندانستم که اين دريا چه موج خون فشان دارد

ز چشمت جان نشايد برد کز هر سو که می‌بينم
کمين از گوشه‌ای کرده‌ست و تير اندر کمان دارد

چو دام طره افشاند ز گرد خاطر عشاق
به غماز صبا گويد که راز ما نهان دارد

بيفشان جرعه‌ای بر خاک و حال اهل دل بشنو
که از جمشيد و کيخسرو فراوان داستان دارد

چو در رويت بخندد گل مشو در دامش ای بلبل
که بر گل اعتمادی نيست گر حسن جهان دارد

خدا را داد من بستان از او ای شحنه مجلس
که می با ديگری خورده‌ست و با من سر گران دارد

به فتراک ار همی‌بندی خدا را زود صيدم کن
که آفت‌هاست در تاخير و طالب را زيان دارد

ز سروقد دلجويت مکن محروم چشمم را
بدين سرچشمه‌اش بنشان که خوش آبی روان دارد

ز خوف هجرم ايمن کن اگر اميد آن داری
که از چشم بدانديشان خدايت در امان دارد

چه عذر بخت خود گويم که آن عيار شهرآشوب
به تلخی کشت حافظ را و شکر در دهان دارد
‏**
BAŞIMIZ, KİMSENİN YAYINA EĞİLMEZ; İNZİVA EHLİNİN GÖNLÜNDE DÜNYA YOKTUR.

178.
Gönlümüz, yüzüne hayrandır; çayıra, çimene hiç bir meyli yok. Zaten selvi gibi ayağı bağlı, lâle gibi yüreği dağlı!
Başımız, kimsenin yayına eğilmez; inziva ehlinin gönlünde dünya yoktur.
Kapkaranlık gece, çöl., nereye gidebilirim ki? Meğer senin çırağa benzeyen yüzün, yoluma ışık salsın!
Menekşeden ıstıraba düştüm doğrusu., zülfünden bahsetmekte, ona benzediğini söylemekte. Hele şu aşağılık kara köleye bak, başında ne sevdalar var!
Ben ve sabah çağındaki mum., beraberce şöyle desek yeri var: Yandık yakıldık da sevgilimiz bize ehemmiyet bile vermiyor.
* Bu yeşillikte kış bulutu gibi ağlasam yaraşır; bülbülün neşe yuvasına bak, kuzgunlara yurt olmuş.
Hâfız’ın dertli gönlü, aşk dersi sevdasında.. hatırında ne seyir var, ne bağ, bahçe havası.
Bahçeye gel de taht üstünde oturan güle bak. Lâle de eline bir kadeh almış, âdeta padişah nedimine benziyor.
Dil-i mâ be devr-i ruyet zi çemen ferağ dâred
Ki çu sevr pây-bendest-u çu lâle dağ dâred
117‏

دل ما به دور رويت ز چمن فراغ دارد
که چو سرو پايبند است و چو لاله داغ دارد

سر ما فرونيايد به کمان ابروی کس
که درون گوشه گيران ز جهان فراغ دارد

ز بنفشه تاب دارم که ز زلف او زند دم
تو سياه کم بها بين که چه در دماغ دارد

به چمن خرام و بنگر بر تخت گل که لاله
به نديم شاه ماند که به کف اياغ دارد

شب ظلمت و بيابان به کجا توان رسيدن
مگر آن که شمع رويت به رهم چراغ دارد

من و شمع صبحگاهی سزد ار به هم بگرييم
که بسوختيم و از ما بت ما فراغ دارد

سزدم چو ابر بهمن که بر اين چمن بگريم
طرب آشيان بلبل بنگر که زاغ دارد

سر درس عشق دارد دل دردمند حافظ
که نه خاطر تماشا نه هوای باغ دارد

**
GEÇTİĞİN YOLUN TOZU NERDE Kİ HÂFIZ, SABAH YELİNDEN YADİGÂR DİYE ALSIN, SAKLASIN!

179.
Vefakâr âşıkların hatırına riayet edenleri Tanrı, her hususta, her halde belâlardan korur.
Sevgilinin, ahdini bozmamasını dilersen dikkat et, senden sevgi bağını çözmesin,
Sevgilinin sözünü ancak sevgiliye söylerim. Çünkü âşinâ sözüne âşinâ olan riayet eder.
• Günün öyle geçsin, öyle yaşa ki ayağın sürçerse melek bile iki elini açsın da sana dua etsin.
Ey seher yeli, eğer sevgilinin zülfüne uğrar da orada gönlü görürsen lütfet, de ki:
Yerini bırakmasın, oradan hiç bir yere kıpırdamasın.
• Gönlümü hoş tut dedim. Ne dedi, bilir misin? Kulun elinden ne gelir? Tanrı hoş tutsun!
• Sevgi sohbetiyle vefayı terketmeyen sevgiliye başım da feda olsun, malım da., canım da kurban olsun, gönlüm de!
Geçtiğin yolun tozu nerde ki Hâfız, sabah yelinden yadigâr diye alsın, saklasın!
Her an ki canib-i ehl-i vefa nigeh dâred
Hudâş der heme hâl ez belâ nigeh dâred
122‏

هر آن که جانب اهل خدا نگه دارد
خداش در همه حال از بلا نگه دارد

حديث دوست نگويم مگر به حضرت دوست
که آشنا سخن آشنا نگه دارد

دلا معاش چنان کن که گر بلغزد پای
فرشته‌ات به دو دست دعا نگه دارد

گرت هواست که معشوق نگسلد پيمان
نگاه دار سر رشته تا نگه دارد

صبا بر آن سر زلف ار دل مرا بينی
ز روی لطف بگويش که جا نگه دارد

چو گفتمش که دلم را نگاه دار چه گفت
ز دست بنده چه خيزد خدا نگه دارد

سر و زر و دل و جانم فدای آن ياری
که حق صحبت مهر و وفا نگه دارد

غبار راه راهگذارت کجاست تا حافظ
به يادگار نسيم صبا نگه دارد
**
SEVGİLİSİ OLMAYANIN CANI DA YOKTUR!

180.
Can, yüzünü görmezse cihana meyletmez, dünyayı istemez. Sevgilisi olmayanın canı da yoktur!
Hiç kimsede o sevgilinin nişanesini görmedim. Ya benim haberim yok, ya sevgilinin nişanesi!
Bu yolda her çiğ tanesi yüzlerce ateş denizi. Fakat ne yazık ki bu muammayı anlatmak, söylemek de mümkün değil!
Feragat konağım bırakmaya imkân yok. Kervan başı, dur. Zaten bu yolun ucu, sonu yok ki!
**Pek öyle bir zevki yok sevgilisiz yaşamanın.. sevgilisiz yaşamanın pek öyle bir zevki yok!
Beli bükülmüş çenk seni işrete çağırmakta. Kabul et, ihtiyarların nasihati, sana hiç bir ziyan vermez.
Karun hâzinesini zaman, yele verdi. Bu ahvali, gönüle gizlice söyle de o da altım saklamasın.
* Gönül, rintlik usulünü muhtesipten öğren. Sarhoş ama bak, kimse onu sarhoş sanmıyor.
* Engel mum bile olsa yine ondan sırlarını gizle. Çünkü o başı kesilmiş mumun dili pek değil :
Dünyada kimsenin Hâfız gibi kulu yok., çünkü dünyada kimsenin senin gibi padişahı yok!
Can bi cemâl-i rüyet meyl-i cihan nedâred
Her kes ki in nedâred hakka ki an nedâred
126‏

جان بی جمال جانان ميل جهان ندارد
هر کس که اين ندارد حقا که آن ندارد

با هيچ کس نشانی زان دلستان نديدم
يا من خبر ندارم يا او نشان ندارد

هر شبنمی در اين ره صد بحر آتشين است
دردا که اين معما شرح و بيان ندارد

سرمنزل فراغت نتوان ز دست دادن
ای ساروان فروکش کاين ره کران ندارد

چنگ خميده قامت می‌خواندت به عشرت
بشنو که پند پيران هيچت زيان ندارد

ای دل طريق رندی از محتسب بياموز
مست است و در حق او کس اين گمان ندارد

احوال گنج قارون کايام داد بر باد
در گوش دل فروخوان تا زر نهان ندارد

گر خود رقيب شمع است اسرار از او بپوشان
کان شوخ سربريده بند زبان ندارد

کس در جهان ندارد يک بنده همچو حافظ
زيرا که چون تو شاهی کس در جهان ندارد
‏**
AŞK YOLUNDA KİMSE, YAKIYNEN SIRRA MAHREM OLAMADI. HERKES, FİKRİNCE BİR VEHME KAPILDI, BİR ŞÜPHEYE DÜŞTÜ.

181.
Her kaşı, gözü, yanı, beli olan güzel değildir. Sen, alımı olanın yüzüne kul ol!
Huriyle perinin şivesi de lâtiftir ama asıl güzellik, adını söylemek istemediğim sevgilimdeki güzellik.
Ey güler gül, benim gözümün kaynağını bul. Gelirsin diye bak, ne hoş sular akmakta!
Eğri kaşların, ok atıcılıkta kimin elinde yay varsa aldı.
Senden güzellik topunu kim kapabilir? O sahada güneş bile dizgini elinde, ihtiyarına malik bir süvari değil!
Sence makbul olalı sözüm gönüllere tesir eder oldu. Evet, evet., aşk sözünde başka bir tesir, başka bir alâmet vardır.
Aşk yolunda kimse, yakıynen sırra mahrem olamadı. Herkes, fikrince bir vehme kapıldı, bir şüpheye düştü.
Harabatta oturanlara kerametten dem vurma. Her sözün bir vakti var, her nüktenin bir yeri!
* Akıllı, bir kuş, sonunda gözü olan bir baharın çimenliğinde otağ kurmaz!
Davacıya de ki: Hâfız’a nükte satma, bizim kalemimizin de dili var, sözü var!
Şâhed an nist ki mûyi vu miyâni dâred
Bende-i tal’at-ı o baş ki ani dâred
125‏

شاهد آن نيست که مويی و ميانی دارد
بنده طلعت آن باش که آنی دارد

شيوه حور و پری گر چه لطيف است ولی
خوبی آن است و لطافت که فلانی دارد

چشمه چشم مرا ای گل خندان درياب
که به اميد تو خوش آب روانی دارد

گوی خوبی که برد از تو که خورشيد آن جا
نه سواريست که در دست عنانی دارد

دل نشان شد سخنم تا تو قبولش کردی
آری آری سخن عشق نشانی دارد

خم ابروی تو در صنعت تيراندازی
برده از دست هر آن کس که کمانی دارد

در ره عشق نشد کس به يقين محرم راز
هر کسی بر حسب فکر گمانی دارد

با خرابات نشينان ز کرامات ملاف
هر سخن وقتی و هر نکته مکانی دارد

مرغ زيرک نزند در چمنش پرده سرای
هر بهاری که به دنباله خزانی دارد

مدعی گو لغز و نکته به حافظ مفروش
کلک ما نيز زبانی و بيانی دارد
**
HÂFIZ, SANA SECDE ETTİYSE AYIPLAMA. EY PUT GİBİ GÜZEL SEVGİLİ, AŞK KÂFİRİNİN GÜNAHI YOKTUR Kİ:

182.
Yüzünün aydınlığı ayda bile yok. Sana nispetle gül, bir ot letafetini bile haiz değildi.
Can konağım, kaşının ucu… padişahın bile bundan güzel bir bucağı yok.
* Hele bir bak da gör, gönlümün dumanı yüzüne neler edecek? Bilirsin ya, aynanın aha tahammülü yok.
* Nergisin küstahlığına bak, sana karşı açıldı. O yırık gözlü, edebe riayet etmiyor ki!
Gördüm, o kara yürekli gözün, âşinaya hiç bakmamakta.
Ey harabat müridi, hanikahı olmayan şeyhin neşesi şerefine bana o koca kadehi sun!
Kan iç de sükût et. Çünkü o nazik gönül, medet isteyenlerin ahına, feryadına tahammül etmiyor.
Zülfünün zulmünü çeken sade ben değilim ki. O zenci hâkimin dağı, kimin yüreğinde yok?
Bu kapıya yol bulamayan kişiye de ki: Yürü, elini, bileğini ciğer kanıyla yıka da gel!
Hâfız, sana secde ettiyse ayıplama. Ey put gibi güzel sevgili, aşk kâfirinin günahı yoktur ki:
Ruşeni-i tal’at-ı tu mâh nedâred
Piş i tu gul revnak-ı kiyâh nedâred
127‏

روشنی طلعت تو ماه ندارد
پيش تو گل رونق گياه ندارد

گوشه ابروی توست منزل جانم
خوشتر از اين گوشه پادشاه ندارد

تا چه کند با رخ تو دود دل من
آينه دانی که تاب آه ندارد

شوخی نرگس نگر که پيش تو بشکفت
چشم دريده ادب نگاه ندارد

ديدم و آن چشم دل سيه که تو داری
جانب هيچ آشنا نگاه ندارد

رطل گرانم ده ای مريد خرابات
شادی شيخی که خانقاه ندارد

خون خور و خامش نشين که آن دل نازک
طاقت فرياد دادخواه ندارد

گو برو و آستين به خون جگر شوی
هر که در اين آستانه راه ندارد

نی من تنها کشم تطاول زلفت
کيست که او داغ آن سياه ندارد

حافظ اگر سجده تو کرد مکن عيب
کافر عشق ای صنم گناه ندارد
‏**
YARABBİ, LEYLÂ’NIN DEVESİNİ ÇEKEN VE AY BEŞİĞİNİ BİLE HÜKMÜNDE TUTAN DEVECİNİN GÖNLÜNE BİR İLHAM VER DE MECNUN’A DA BİR UĞRASIN!

183.
Dostluk ağacını dik de gönlündeki maksat, meyvalansın, düşmanlık fidanım sök. O fidan, sayısız zahmetler meydana getirir.
Mademki meyhaneye konuksun, rintleri ağırla, onlara hürmet et. Çünkü bu sarhoşluktan ayıldın mı baş ağrısına uğrar, musibetlere düşersin.
Sohbet gecesini ganimet bil. Çünkü zamanımızdan sonra felek çok döner… nice geceler, nice gündüzler gelip geçer!
Yarabbi, Leylâ’nın devesini çeken ve ay beşiğini bile hükmünde tutan devecinin gönlüne bir ilham ver de Mecnun’a da bir uğrasın!
Gönül, sen ömrün baharını iste. Yoksa bu yeşillik, her yıl nesrin gibi yüzlerce gül yetiştirir, bülbül gibi binlerce âşık meydana çıkarır!
Yaralı gönlüm, zülfünde karar kıldı, oraya bağlandı. Tanrı için olsun, tatlı dudağına emret de onu tez bir karara koşun, zülfün gibi kararsız ve perişan bırakmasın.
Hâfız, ihtiyarlık çağında Tanrı’dan bir kere daha bu bağda bir ırmak kıyısında oturmak, bu selviyi kucaklamak istiyor,
** Gönül, yüzlerce batmanlık gam yükü yüklenmişsin, fakat taşıyamıyorsun. Yürü, birer batman, birer batman yüklen da taşı bari!
Dıraht-ı dosti binşan ki kâm ı dil bebâr âred
Nihâl-i düşmeni berken ki renc-i bişumar âred
115‏

درخت دوستی بنشان که کام دل به بار آرد
نهال دشمنی برکن که رنج بی‌شمار آرد

چو مهمان خراباتی به عزت باش با رندان
که درد سر کشی جانا گرت مستی خمار آرد

شب صحبت غنيمت دان که بعد از روزگار ما
بسی گردش کند گردون بسی ليل و نهار آرد

عماری دار ليلی را که مهد ماه در حکم است
خدا را در دل اندازش که بر مجنون گذار آرد

بهار عمر خواه ای دل وگرنه اين چمن هر سال
چو نسرين صد گل آرد بار و چون بلبل هزار آرد

خدا را چون دل ريشم قراری بست با زلفت
بفرما لعل نوشين را که زودش باقرار آرد

در اين باغ از خدا خواهد دگر پيرانه سر حافظ
نشيند بر لب جويی و سروی در کنار آرد
**
BÜKÜLMÜŞ BOYUMUZ, SANA EHEMMİYETSİZ GÖRÜNÜYOR AMA DÜŞMANLARIN GÖZÜNE, BU YAYLA OK ATILABİLİR.

184.
Sazı bir perdeden çal ki o nağmeyle ah etmek imkânı bulunsun, öyle bir şür oku ki o şiirle koca şarap kadehi çekilebilsin!
Sevgilinin kapısına baş koymak imkânı ele geçerse yücelik gülbangini göklere salmak mümkün.
Bükülmüş boyumuz, sana ehemmiyetsiz görünüyor ama düşmanların gözüne, bu yayla ok atılabilir.
Âşıklık sırları hanikaha sığmaz. Mugların kadehi yine muglarla içilebilir.
Yoksulda padişah sarayının eşyası ne gezer? Bizim ancak ateşlere atılabilecek bir eski hırkamız var!
Nazar ehli, iki âlemi de bir bakışta oynar, kaybeder; iki cihandan da bir anda geçer. Buna aşk derler. Burada ilk ortaya konulan şey, can nakdidir.
Sevgilinin vuslatı devleti, bir kapı açmak diliyorsa bu hayalle şimdiden eşiğine başlar koyalım.
Aşk; gençlik, rintlik… bu üçü murat ve maksat mecmuasıdır. Bunlar, kimde varsa o adam, muradına erişmiştir. Manalar bir araya geldi mi beyan topunu çelmek mümkündür.
Zülfün, selâmet yolunu kesti… fakat şaşılacak şey değil ki. Yol kesici, sen olduktan sonra yüzlerce kervan soyulabilir.
Hâfız, Kur’an hakkıyçin riyayı bırak. Belki ihlâs sahipleriyle devlet topunu vurur, kutluluğa erişirsin.
Râhi bizen ki âhi bersâz-ı an tevanzed
Şi’ri bihan ki bâ o rıt -ı giran tevanzed
154‏

راهی بزن که آهی بر ساز آن توان زد
شعری بخوان که با او رطل گران توان زد

بر آستان جانان گر سر توان نهادن
گلبانگ سربلندی بر آسمان توان زد

قد خميده ما سهلت نمايد اما
بر چشم دشمنان تير از اين کمان توان زد

در خانقه نگنجد اسرار عشقبازی
جام می مغانه هم با مغان توان زد

درويش را نباشد برگ سرای سلطان
ماييم و کهنه دلقی کتش در آن توان زد

اهل نظر دو عالم در يک نظر ببازند
عشق است و داو اول بر نقد جان توان زد

گر دولت وصالت خواهد دری گشودن
سرها بدين تخيل بر آستان توان زد

عشق و شباب و رندی مجموعه مراد است
چون جمع شد معانی گوی بيان توان زد

شد رهزن سلامت زلف تو وين عجب نيست
گر راه زن تو باشی صد کاروان توان زد

حافظ به حق قرآن کز شيد و زرق بازآی
باشد که گوی عيشی در اين جهان توان زد
‏**
TAKVA SECCADESİ NE ACAYİP BİR SECCADE. ŞARAP SATANLARIN MAHALLESİNDE ONU BİR KADEH ŞARABA BİLE ALMIYORLAR; BİR KADEH ŞARABA BİLE DEĞMİYOR!

185.
Bir anı bile gamla geçirmek, bütün cihan saltanatına değmez. Hırkamızı şaraba sat (gamdan kurtulalım) ; zaten bundan daha iyi bir pahanı da bulunamaz ki
Takva seccadesi ne acayip bir seccade. Şarap satanların mahallesinde onu bir kadeh şaraba bile almıyorlar; bir kadeh şaraba bile değmiyor!
Rakip, bu kapıdan yüz çevir diye Dana serzenişlerde bulundu… başımıza neler geldi, ki onun sevgilinin kapısındaki toprak kadar bile değeri kalmamış!
Padişahlık tacının heybetinde can korkusu gizli. Alımlı bir külâh ama baş vermeye değmez ki!
Kâr kazanma sevdasıyle denizin derdini çekmek, önce kolay göründü. Fakat yanılmışım; bu tufan, yüzlerce inciye bile değmez.
Hâfız gibi kanaat sahibi olmaya çalış. Alçak dünyadan vazgeç. Çünkü alçaklara bir arpa kadar bile minnet etmek, iki yüz batman altına değmez.
Sevgili, yüzünü, sana iştiyak çekenlerden gizlersen daha hoş olur. Çünkü bütün âlemi zaptetmek sevinci, bir ordunun derdini çekmeye değmez ki.
Demi bâ gam be ser burden cihan yekser nemierzed
Be mey bifrüş delk-i mâ bezin bihter nemierzed
151‏

دمی با غم به سر بردن جهان يک سر نمی‌ارزد
به می بفروش دلق ما کز اين بهتر نمی‌ارزد

به کوی می فروشانش به جامی بر نمی‌گيرند
زهی سجاده تقوا که يک ساغر نمی‌ارزد

رقيبم سرزنش‌ها کرد کز اين به آب رخ برتاب
چه افتاد اين سر ما را که خاک در نمی‌ارزد

شکوه تاج سلطانی که بيم جان در او درج است
کلاهی دلکش است اما به ترک سر نمی‌ارزد

چه آسان می‌نمود اول غم دريا به بوی سود
غلط کردم که اين طوفان به صد گوهر نمی‌ارزد

تو را آن به که روی خود ز مشتاقان بپوشانی
که شادی جهان گيری غم لشکر نمی‌ارزد

چو حافظ در قناعت کوش و از دنيی دون بگذر
که يک جو منت دونان دو صد من زر نمی‌ارزد
**
CANIMI, MİSK KOKULU ŞARAPLA TEDAVİ EDİYOR, HOŞ BİR HALE GETİRİYORUM. ÇÜNKÜ İBADET YURDUNDA HIRKA GİYMİŞ SOFİDEN RİYA KOKUSU DUYMUŞ BUNALMIŞTI.

186.
Kim, senin güzel kokunu sabah rüzgârından işittiyse âşinâ bir dosttan âşinâ bir söz işitmiş demektir.
Gönlümün sende hakkı vardı. Can ortağından hiç de lâyık olmayan söz duyması yaraşmazdı doğrusu!
Yarabbi, sırra mahrem nerde ki bir zamanede gönül ne dedi, neler işitti, anlatayım.
Ey güzellik padişahı. Yoksula da bir bak, yoksulu da bir gör ki bu kulak, nice şah ve yoksul hikâyesi işitmiştir!
Canımı, misk kokulu şarapla tedavi ediyor, hoş bir hale getiriyorum. Çünkü ibadet yurdunda hırka giymiş sofiden riya kokusu duymuş bunalmıştı.
Şarabı hırka altında gizlice sade bugün içmiyorduk ki. Meyhane Pîri, bu macerayı yüzlerce defa işitti.
Çenk sesiyle şarap içişimiz bugüne mahsus değil. Felek kubbesi, bunu duyalı nice zaman oldu.
Arif yolcu, Tanrı sırrını kimseciklere söylemedi. Böyle olduğu halde şaşıyorum, şarap satan bunu nerden duydu?
Sâki gel… aşk yüksek sesle seslenmekte, hikâyemizi söyleyen de yine o hikâyeyi bizden duymuştur.
Civarından mahrum oldum da ne oldu? Zemane gülşeninden kim vefa kokusu almıştır ki?
Hakimin nasihati, doğrunun, hayrın ta kendisi… onu kabul edene ne mutlu!
Hâfız, vazifen ancak dua etmek… duydu mu, duymadı mı diye kayıtlanma!
Buy-i hoş-i tu her ki zi bad-ı saba şinid
Ez yâr-ı âşinâ suhan-i âşinâ şinid
243‏

بوی خوش تو هر که ز باد صبا شنيد
از يار آشنا سخن آشنا شنيد

ای شاه حسن چشم به حال گدا فکن
کاين گوش بس حکايت شاه و گدا شنيد

خوش می‌کنم به باده مشکين مشام جان
کز دلق پوش صومعه بوی ريا شنيد

سر خدا که عارف سالک به کس نگفت
در حيرتم که باده فروش از کجا شنيد

يا رب کجاست محرم رازی که يک زمان
دل شرح آن دهد که چه گفت و چه‌ها شنيد

اينش سزا نبود دل حق گزار من
کز غمگسار خود سخن ناسزا شنيد

محروم اگر شدم ز سر کوی او چه شد
از گلشن زمانه که بوی وفا شنيد

ساقی بيا که عشق ندا می‌کند بلند
کان کس که گفت قصه ما هم ز ما شنيد

ما باده زير خرقه نه امروز می‌خوريم
صد بار پير ميکده اين ماجرا شنيد

ما می به بانگ چنگ نه امروز می‌کشيم
بس دور شد که گنبد چرخ اين صدا شنيد

پند حکيم محض صواب است و عين خير
فرخنده آن کسی که به سمع رضا شنيد

حافظ وظيفه تو دعا گفتن است و بس
دربند آن مباش که نشنيد يا شنيد

**
TANRI’DAN DİLERİM, AYAĞININ BASTIĞI TOPRAK, BAŞIMIN TACI OLAN SEVGİLİ YİNE GELSE, YİNE BAŞIMA O DEVLET TACI KONAR!

187.
O kutsi kuş, yine kapımdan girerse geçmiş ömrüm, bu ihtiyarlıkta bile geri gelir, gençleşirim.
Ümidim var; bu yağmur gibi göz yaşlarım tesir eder de gözümden kaybolan devlet şimşeği tekrar çakar.
O yüce sevgilinin ayaklarına saçmayayım da ne yapayım? Can incisi, bundan başka ne işe yarar ki?
Tanrı’dan dilerim, ayağının bastığı toprak, başımın tacı olan sevgili yine gelse, yine başıma o devlet tacı konar!
Sefere giden yeni ayımı tekrar görürsem kutluluk damına çıkar da yeni devlete ulaşanların davulunu çalarım!
* Ardından gitmek istiyorum, aziz dostlara bir gün gelip ulaşamazsam bile haberim olsun gelir ya!
Çenk sesiyle tatlı sabah uykusu mani oluyor herhalde. Yoksa seher çağlarındaki ahimi duysa elbette gelirdi!
Ay yüzlü padişahınım cemalini arzuladım..
Hâfız, bir himmet et, selâmetle yine kapımdan girsin!
Eğer an tâir-i kudsi zi derem bâz âyed
Ömr-i bigzeşte be pîrâne serem bâz âyed
236‏

اگر آن طاير قدسی ز درم بازآيد
عمر بگذشته به پيرانه سرم بازآيد

دارم اميد بر اين اشک چو باران که دگر
برق دولت که برفت از نظرم بازآيد

آن که تاج سر من خاک کف پايش بود
از خدا می‌طلبم تا به سرم بازآيد

خواهم اندر عقبش رفت به ياران عزيز
شخصم ار بازنيايد خبرم بازآيد

گر نثار قدم يار گرامی نکنم
گوهر جان به چه کار دگرم بازآيد

کوس نودولتی از بام سعادت بزنم
گر ببينم که مه نوسفرم بازآيد

مانعش غلغل چنگ است و شکرخواب صبوح
ور نه گر بشنود آه سحرم بازآيد

آرزومند رخ شاه چو ماهم حافظ
همتی تا به سلامت ز درم بازآيد
**
EYMEN VADİSİNİN ATEŞİNE SEVİNEN YALNIZ BEN DEĞİLİM. MUSÂ BİLE ORAYA BİR PARÇACIK ATEŞ ALMAK ÜMİDİYLE GELİYORDU.

188.
Gönül, müjde… öyle bir Mesih nefesli gelmekte ki güzel nefeslerinden birinin kokusu duyulmakta.
Ayrılık derdinden ağlama… dün gece fala baktım, bir feryada erişen geliyor.
Eymen vadisinin ateşine sevinen yalnız ben değilim. Musâ bile oraya bir parçacık ateş almak ümidiyle geliyordu.
Hiç bir kimse yok ki civarında bir işi olmasın. Oraya herkes bir hevesle gelmekte.
Sevgilinin konağı nerde ? Kimse bilmedi gitti Şu kadar var ki bir çan sesidir, duyulmakta.
* Bir yudum şarap sun. Herkes; kerem erbabının meyhanesine bir şey istemek için gelir.
Sevgili, gam hastasının halini sormaya meylederse de ki: Henüz bir nefestir gelmekte.. işte o kadar!
Bu bağın bülbülünün halini sorun. Bir kafesten gelen bir feryat duyuyorum, galiba tutulmuş, kafese girmiş!
Dostlar, sevgili, Hâfız’ın gönlünü avlamak istiyor ha. Hiç bir büyük doğan bir sineği avlamaya gelir mi?
Müjde ey dil ki mesihâ nefesi miyâyed
Ki ez enfâs-ı hoşeş büy-ı keşi miyâyed

**
BEN, BU GÜL GİBİ ŞARAPLARA BULANMIŞ HIRKAYI YAKACAĞIM ARTIK. ŞARAP SATAN İHTİYAR, BİR YUDUMCUK ŞARABA BİLE ALMIYOR

189.
Müjde geldi: Bahar oldu, çimenler bitti. Elimize bir para düğerse güle, şaraba harcamak gerek.
Kuşlar ötüşmeye başladılar, şarap badyası nerde? Bülbül şakımaya koyuldu, gülün nikahını kim açtı ki?
Sâkinin işvesi, gönlümü öyle bir alış aldı ki artık, ondan başka hiç bir kimseyle konuşmaya mecalim yok.
Ben, bu gül gibi şaraplara bulanmış hırkayı yakacağım artık. Şarap satan ihtiyar, bir yudumcuk şaraba bile almıyor.
** Yoldaş, aşk yolunun şaşılacak şeyleri çoktur. Bu çöldeki ceylândan erkek arslan bile korkup önüne katılarak kaçmıştır!
Aşk yurduna varmak için delilsiz adım atma. Bu yolda rehbersiz yürüyen kayboldu gitti.
Dertten şikâyet etme… edep yolunda zahmet çekmeyen rahata kavuşmaz.
Güzellerin elmaya benzeyen yanaklarını ısırmayan kişi, cennet meyvalarından ne zevk alır ki?
Ey harem yolunun delili, Allah hakkiyçin bir medet. Aşk çölünün ne ucu var, ne bucağı!
Hâfız, dilek bağından bir gül bile deremedi. Yoksa buralara mürüvvet rüzgârı esmedimi ki?
Resid müjde ki amed behâr-u sebze demid
Vazife ger biresed masrifeş gulest-u nebid
239‏

رسيد مژده که آمد بهار و سبزه دميد
وظيفه گر برسد مصرفش گل است و نبيد

صفير مرغ برآمد بط شراب کجاست
فغان فتاد به بلبل نقاب گل که کشيد

ز ميوه‌های بهشتی چه ذوق دريابد
هر آن که سيب زنخدان شاهدی نگزيد

مکن ز غصه شکايت که در طريق طلب
به راحتی نرسيد آن که زحمتی نکشيد

ز روی ساقی مه وش گلی بچين امروز
که گرد عارض بستان خط بنفشه دميد

چنان کرشمه ساقی دلم ز دست ببرد
که با کسی دگرم نيست برگ گفت و شنيد

من اين مرقع رنگين چو گل بخواهم سوخت
که پير باده فروشش به جرعه‌ای نخريد

بهار می‌گذرد دادگسترا درياب
که رفت موسم و حافظ هنوز می‌نچشيد
‏**
HER YANA DUA OKLARI ATTIM… BELKİ BİR TANESİ OLSUN HEDEFE VARIR!

190.
Korkuyorum, bu gama sabr edemeyip ağlıyoruz; göz yaşlarımız, perdemizi yırtacak, gizlediğimiz sır, âlemlere yayılacak, dillere destan olacak!
Sabırla taş, lâl olur derler. Doğru, doğru ama ciğer kanıyla olur!
Her yana dua okları attım… belki bir tanesi olsun hedefe varır!
Meyhaneye ağlayarak, medet isteyerek gideceğim. Belki orada gamdan kurtulurum!
Ey can, halimizi sevgiliye söyle. Ama sabah rüzgârına duyurma, gizli söyle.
Rakibin gururuna şaşıyorum, hatta canım bile sıkılıyor. Yarabbi, dilenci itibar sahibi olmasın, yüce mesnetlere ulaşmasın!
De ki: Senin sevginin kimyasıyle toprak, altına döndü. Evet lûtfunuzun bereketiyle toprak, altın kesilir;
Birisinin nazar sahiplerince makbul olması için onda güzellikten başka daha çok şeyler bulunması lâzım;
Senin yüce selviye benzeyen başında öyle bir serkeşlik var ki… başlar o eşiğin kapışma toprak olsun;
Hâfız, sevgilinin misk gibi saçları dindeyken sus… Yoksa seher yeli haber alına görürsün.
Tersem ki eşk der ğam-ı mâ perde derşeved
Vin râz ser bemihr be’âlem semer şeved
**
226‏

ترسم که اشک در غم ما پرده در شود
وين راز سر به مهر به عالم سمر شود

گويند سنگ لعل شود در مقام صبر
آری شود وليک به خون جگر شود

خواهم شدن به ميکده گريان و دادخواه
کز دست غم خلاص من آن جا مگر شود

از هر کرانه تير دعا کرده‌ام روان
باشد کز آن ميانه يکی کارگر شود

ای جان حديث ما بر دلدار بازگو
ليکن چنان مگو که صبا را خبر شود

از کيميای مهر تو زر گشت روی من
آری به يمن لطف شما خاک زر شود

در تنگنای حيرتم از نخوت رقيب
يا رب مباد آن که گدا معتبر شود

بس نکته غير حسن ببايد که تا کسی
مقبول طبع مردم صاحب نظر شود

اين سرکشی که کنگره کاخ وصل راست
سرها بر آستانه او خاک در شود

حافظ چو نافه سر زلفش به دست توست
دم درکش ار نه باد صبا را خبر شود
**
ŞEHİRDEKİ VAİZ, PADİŞAHLA ŞAHNENİN SEVGİSİNİ İHTİYAR ETTİ. BEN DE BİR GÜZELİN SEVGİSİNİ SEÇERSEM AYIP MI?

191.
Bahçeden bir meyva koparsam… çırağınla ayağımın basacağı yeri görsem ne olur ki?
Yarabbi, o yüce selvinin gölgesinde bu yanık âşık, bir an otursa ne çıkar ki?
Ey eserleri kutlu Süleyman mührü, aksin, yüzük kaşıma vursa ne var?
Şehirdeki vaiz, padişahla şahnenin sevgisini ihtiyar etti. Ben de bir güzelin sevgisini seçersem ayıp mı?
Aklım başımdan gitti. Eğer şarap dediğin buysa ben önceden gördüm. Daha dinin başına da neler gelecek, neler?
Değerli ömrüm sevgiliyle şaraba harç oldu gitti. Bakalım… sevgiliden başıma neler gelecek, şarap beni ne hallere sokacak?
Vezir, âşıklığımı duydu da hiç bir şey demedi, tınmadı bile. Hâfız da ne halde olduğumu bilirse ne çıkar ki?
Ger men ez bâğ-ı tu yek meyve biçinem çi şeved
Piş-i pâyi beçerâğ-ı tu bibinem çi şeved
228‏

گر من از باغ تو يک ميوه بچينم چه شود
پيش پايی به چراغ تو ببينم چه شود

يا رب اندر کنف سايه آن سرو بلند
گر من سوخته يک دم بنشينم چه شود

آخر ای خاتم جمشيد همايون آثار
گر فتد عکس تو بر نقش نگينم چه شود

واعظ شهر چو مهر ملک و شحنه گزيد
من اگر مهر نگاری بگزينم چه شود

عقلم از خانه به دررفت و گر می اين است
ديدم از پيش که در خانه دينم چه شود

صرف شد عمر گران مايه به معشوقه و می
تا از آنم چه به پيش آيد از اينم چه شود

خواجه دانست که من عاشقم و هيچ نگفت
حافظ ار نيز بداند که چنينم چه شود

**
KÖR OLSUN O GÖZ Kİ AŞKA DÜŞMEMİŞTİR, AĞLAMAKTAN SUYU BİTMEMEKTEDİR. KARARSIN O GÖNÜL Kİ SEVGİ ÇIRAĞINDAN MAHRUMDUR:

192.
Hastalar seni istiyor, fakat kudretleri yok ki… sen de onlara zulüm edersen bu iş, mürüvvete lâyık değildir.
Biz senden cefa görmedik… zaten sen de yol erlerinin mezhebinde olmayan şeyi beğenmez, yapmazsın ki.
Kör olsun o göz ki aşka düşmemiştir, ağlamaktan suyu bitmemektedir. Kararsın o gönül ki sevgi çırağından mahrumdur:
Devleti, devlet kuşundan, onun gölgesinden dile. Ne gezer kuzgunla çaylakta devlet kanadı?
Meyhaneden himmet istediğimi ayıplama. Şeyhimiz dedi ki: İbadet yurdunda himmet yoktur.
Temizlik olmadıktan sonra Kâbe de bir, puthane de; bir yurtta temizlik yok mu, hayrı yok orasının;
Hâfız, bilgiye, edebe çalış. Edebi olmayan, padişah meclisindeki sohbete lâyık değildir.
Hastegânrâ çu taleb bâşed-u kuvvet nebuved
Er tu bidâd kuni şart-ı mürüvvet nebuved
208‏

خستگان را چو طلب باشد و قوت نبود
گر تو بيداد کنی شرط مروت نبود

ما جفا از تو نديديم و تو خود نپسندی
آن چه در مذهب ارباب طريقت نبود

خيره آن ديده که آبش نبرد گريه عشق
تيره آن دل که در او شمع محبت نبود

دولت از مرغ همايون طلب و سايه او
زان که با زاغ و زغن شهپر دولت نبود

گر مدد خواستم از پير مغان عيب مکن
شيخ ما گفت که در صومعه همت نبود

چون طهارت نبود کعبه و بتخانه يکيست
نبود خير در آن خانه که عصمت نبود

حافظا علم و ادب ورز که در مجلس شاه
هر که را نيست ادب لايق صحبت نبود
**
DEDİM Kİ: LÂL DUDAĞINI ÖPME ARZUSU BENİ ÖLDÜRDÜ.
DEDİ Kİ: SEN KULLUK ET, SEVGİLİ ELBETTE KULUNU GÖRÜR, GÖZETİR.

193.
Dedim ki:
Sevgili, senin derdine düştüm, dertliyim.
Dedi ki:
Derdin bir gün nihayete erer.
Dedim ki:
Bana ay ol, beni ışıklandır.
Dedi ki:
Talihin varsa pekâlâ:
Dedim ki:
Merhametlilerden vefa âdetini öğren.
Dedi ki:
Güzeller pek az vefakâr olurlar.
Dedim ki:
Hayaline göz yumacağım, gönlüme, hayalini getirmeyeceğim.
Dedi ki:
Hayalim geceleri yürür, başka yoldan girer:
Dedim ki:
Zülfünün kokusu âlem içinde yolumu kaybettirdi.
Dedi ki:
Bilirsen sana yol gösteren yine odur:
Dedim ki:
Seher yelinden gelen hava ne güzel hava.
Dedi ki:
Sevgilinin civarından gelen rüzgâr ne kutlu rüzgâr:
Dedim ki:
Lâl dudağını öpme arzusu beni öldürdü.
Dedi ki:
Sen kulluk et, sevgili elbette kulunu görür, gözetir.
Dedim ki:
Merhametli gönlün, benimle ne vakit uzlaşacak?
Dedi ki:
Vakti gelinceye kadar bunu kimseye söyleme sakın.
Dedim ki:
Gördün ya, işret zamanı sona erdi.
Dedi ki:
Sus Hâfız, bu derdin de sonu gelecek elbet.
Güftem ğam-ı tu dârem guftâ ğamet serâyed
Güftem ki mah-ı men şov guftâ eğer berâyed
231‏

گفتم غم تو دارم گفتا غمت سر آيد
گفتم که ماه من شو گفتا اگر برآيد

گفتم ز مهرورزان رسم وفا بياموز
گفتا ز خوبرويان اين کار کمتر آيد

گفتم که بر خيالت راه نظر ببندم
گفتا که شب رو است او از راه ديگر آيد

گفتم که بوی زلفت گمراه عالمم کرد
گفتا اگر بدانی هم اوت رهبر آيد

گفتم خوشا هوايی کز باد صبح خيزد
گفتا خنک نسيمی کز کوی دلبر آيد

گفتم که نوش لعلت ما را به آرزو کشت
گفتا تو بندگی کن کو بنده پرور آيد

گفتم دل رحيمت کی عزم صلح دارد
گفتا مگوی با کس تا وقت آن درآيد

گفتم زمان عشرت ديدی که چون سر آمد
گفتا خموش حافظ کاين غصه هم سر آيد

**
UZUN GECELERDE O PERİŞANLIK, O GÖNÜL DERDİ… HEPSİ, SEVGİLİNİN SAÇLARI SAYESİNDE BİTTİ GİTTİ.

194.
Hicran gündüzüyle sevgilinin ayrılık gecesi sona erdi. Fala baktım, yıldız muvafık düştü; iş sona vardı.
Güz mevsiminin o nazlanışı, o zulmü, bahar rüzgârının kudumiyle nihayete erdi.
Şükürler olsun Tanrı’ya gül, ikbal külâhını gösterdi. Kış rüzgârının kibri, dikenin ululuğu bitti.
Ümit sabahı, gayp perdesinin ardına gizlenmiş, itikâfa çekilmişti. Ona de ki: Gel artık karanlık gece sona erdi.
Uzun gecelerde o perişanlık, o gönül derdi… Hepsi, sevgilinin saçları sayesinde bitti gitti.
Sevgilinin devleti sayesinde dert hikâyesi bitti ya… Fakat ben hâlâ zamanenin ‘vefasızlığı yüzünden inanamıyorum buna.
Sâki, lûtuflar ettin… Kadehin şarapla dolsun, senin tedbirinle sersemlikten kurtuldum.
Kimse Hâfız’ı hesaba almaz amma şükürler olsun, o sonsuz, hesapsız mihnetler gelip geçti artık.
Ruz-ı hicran-u şeb-i fikat-ı yar ahır şud
Zedem in fâl-u guzeşt ahter-u kâr âhır şud
166‏

روز هجران و شب فرقت يار آخر شد
زدم اين فال و گذشت اختر و کار آخر شد

آن همه ناز و تنعم که خزان می‌فرمود
عاقبت در قدم باد بهار آخر شد

شکر ايزد که به اقبال کله گوشه گل
نخوت باد دی و شوکت خار آخر شد

صبح اميد که بد معتکف پرده غيب
گو برون آی که کار شب تار آخر شد

آن پريشانی شب‌های دراز و غم دل
همه در سايه گيسوی نگار آخر شد

باورم نيست ز بدعهدی ايام هنوز
قصه غصه که در دولت يار آخر شد

ساقيا لطف نمودی قدحت پرمی باد
که به تدبير تو تشويش خمار آخر شد

در شمار ار چه نياورد کسی حافظ را
شکر کان محنت بی‌حد و شمار آخر شد
‏**
KİMSEDE DOSTLUK ESERİ GÖRMÜYORUM. DOSTLAR NE OLDULAR ? DOSTLUK NE ZAMAN BİTTİ, SEVENLER NERDE KALDILAR?

195.
Kimsede dostluk eseri görmüyorum. Dostlar ne oldular ? Dostluk ne zaman bitti, sevenler nerde kaldılar?
Abıhayat bulandı; kademi kutlu Hızır nerde? Gül dalından kan damlamakta, ne oldu bahar rüzgârları?
Hiç kimse, bir dostda dostluk hukukunu güdüyor dememekte; hukuk gözetenler ne hale düştüler, sevgililer ne oldular ki?
Bu diyarda şehriyarlar vardı; bu diyar, merhametli, muhabbetli kişilerin yurduydu. Merhamet ne vakit sona erdi, şehriyarlar ne oldular?
Yıllardır mürüvvet madeninden bir lâl bile meydana gelmemekte. Ne oldu güneşin ziyasına; ne oldu yelin, yağmurun geyretine?
Kerem ve muvaffakiyet topunu ortaya attılar da kimse meydana çıkmıyor. Nereye gitti o süvariler?
Yüz binlerce gül açıldı, bir bülbül sesi bile yükselmiyor. Bülbüller neye uğradılar, ne haldeler?
Zühre hoş bir nağme çalmamakta, çengi mi yandı ki? Kimsede sarhoşluk zevki yok, ne oldu şarap içenlere?
Hâfız, Tanrı sırrını kimse bilmez. Sus devir ne halde, zemane ne oldu diye kime soruyorsun ki?
Dosti der kes nemibinim yâranrâ çi şud
Dosti key âhır âmed döstdâranrâ çi şud
**
169‏
ياری اندر کس نمی‌بينيم ياران را چه شد
دوستی کی آخر آمد دوستداران را چه شد

آب حيوان تيره گون شد خضر فرخ پی کجاست
خون چکيد از شاخ گل باد بهاران را چه شد

کس نمی‌گويد که ياری داشت حق دوستی
حق شناسان را چه حال افتاد ياران را چه شد

لعلی از کان مروت برنيامد سال‌هاست
تابش خورشيد و سعی باد و باران را چه شد

شهر ياران بود و خاک مهربانان اين ديار
مهربانی کی سر آمد شهرياران را چه شد

گوی توفيق و کرامت در ميان افکنده‌اند
کس به ميدان در نمی‌آيد سواران را چه شد

صد هزاران گل شکفت و بانگ مرغی برنخاست
عندليبان را چه پيش آمد هزاران را چه شد

زهره سازی خوش نمی‌سازد مگر عودش بسوخت
کس ندارد ذوق مستی ميگساران را چه شد

حافظ اسرار الهی کس نمی‌داند خموش
از که می‌پرسی که دور روزگاران را چه شد
‏**
MESCİTTEN ÇIKIP MEYHANEYE GİTTİYSEM HOŞ GÖR. VAİZ UZUN SÜRDÜ, BAKTIM, ZAMAN GEÇECEK!

196.
Seher yelinin nefesi miskler saçacak … ihtiyar âlem, yeni baştan gençleşecek.
Erguvan, akik renkli kadehi yasemine sunacak. Nergis şakayıkı seyredecek.
Bülbül, ayrılık derdinden bu zulmü çekti ya… artık ta gülün otağına kadar naralar atarak gidecek.
Mescitten çıkıp meyhaneye gittiysem hoş gör. Vaiz uzun sürdü, baktım, zaman geçecek!
Gönül, bugünün işretini yarına bırakırsan yarın sağ kalacağına kim kefil oluyor ki?
Şaban ayında kadehi elden bırakma. Çünkü bu güneş ta ramazan bayramı gecesine kadar gözlerden gizlenecek.
Gül, pek azizdir… sohbetini fırsat bilin. Bağa bu yoldan geldi, o yoldan gidiverecek.
* Çalgıcı, mahrem bir meclis… gazel oku, çalgı çal. Ne vakte kadar böyle oldu, şöyle olacak deyip durursun?
Hâfız, varlık ülkesine senin için geldi. Bir ayak at da vedaına gel, çünkü nerdeyse gidecek!
Nefes-i bad-ı saba muşk-feşan hahedşud
‘Âlem-ı Pîr diğer bâre cuvan hâhedşud
164‏

نفس باد صبا مشک فشان خواهد شد
عالم پير دگرباره جوان خواهد شد

ارغوان جام عقيقی به سمن خواهد داد
چشم نرگس به شقايق نگران خواهد شد

اين تطاول که کشيد از غم هجران بلبل
تا سراپرده گل نعره زنان خواهد شد

گر ز مسجد به خرابات شدم خرده مگير
مجلس وعظ دراز است و زمان خواهد شد

ای دل ار عشرت امروز به فردا فکنی
مايه نقد بقا را که ضمان خواهد شد

ماه شعبان منه از دست قدح کاين خورشيد
از نظر تا شب عيد رمضان خواهد شد

گل عزيز است غنيمت شمريدش صحبت
که به باغ آمد از اين راه و از آن خواهد شد

مطربا مجلس انس است غزل خوان و سرود
چند گويی که چنين رفت و چنان خواهد شد

حافظ از بهر تو آمد سوی اقليم وجود
قدمی نه به وداعش که روان خواهد شد

**
ALLAH İÇİN OLSUN DUDAĞINDAKİ ŞARAP SIZINTISINI SİL. KİMİNLE İÇTİ ACABA DİYE HATIRIMA BİNLERCE VESVESE GELMEKTE.

197.
Bir yıldız parladı, meclise ay kesildi. Bizim ürkmüş, kaçmış gönlümüze yoldaş oldu.
Güzelim, mektebe gitmediği, yazı yazmadığı halde göz ucuyle yüzlerce müderrise ders öğretmekte!
Onun kokusuyla hasta âşıkların gönülleri, sabah rüzgârı gibi nesrinin yanağıyle nergisin gözüne feda oldu gitti:
Sevgili, beni bugün garipler meclisinin baş köşesine oturttu. Şehir yoksuluna bak, meclise bey kesildi:
Sevgi neşe yurdu, artık mamur olur. Çünkü sevgilimin kemere benzeyen kaşları, oraya mühendis oldu:
Allah için olsun dudağındaki şarap sızıntısını sil. Kiminle içti acaba diye hatırıma binlerce vesvese gelmekte.
işven, âşıklara öyle bir şarap içirdi ki bilgi hayırsız bir hale geldi, akıl duygusuz:
* Dostlar meyhane yolundan dizgin çevirdiler, neden mi? Çünkü Hâfız, bu yola gitti de müflis oldu.
Hâfız, Sultan Ebülfevâris’in meclisinde bir yudum şarap içti de Hızır’ın Abıhayatına da nail oldu, İskender’in kadehine de!
Şiirim, altın gibi pek değerli., evet, devletlilere makbul oluşu, bu bakıra kimya tesirini gösterdi.
Sitârei bidirahşid-u mâh-ı meclis şud
Dil-i remide-i mârâ refik-u munis şud
167‏

ستاره‌ای بدرخشيد و ماه مجلس شد
دل رميده ما را رفيق و مونس شد

نگار من که به مکتب نرفت و خط ننوشت
به غمزه مسله آموز صد مدرس شد

به بوی او دل بيمار عاشقان چو صبا
فدای عارض نسرين و چشم نرگس شد

به صدر مصطبه‌ام می‌نشاند اکنون دوست
گدای شهر نگه کن که مير مجلس شد

خيال آب خضر بست و جام اسکندر
به جرعه نوشی سلطان ابوالفوارس شد

طربسرای محبت کنون شود معمور
که طاق ابروی يار منش مهندس شد

لب از ترشح می پاک کن برای خدا
که خاطرم به هزاران گنه موسوس شد

کرشمه تو شرابی به عاشقان پيمود
که علم بی‌خبر افتاد و عقل بی‌حس شد

چو زر عزيز وجود است نظم من آری
قبول دولتيان کيميای اين مس شد

ز راه ميکده ياران عنان بگردانيد
چرا که حافظ از اين راه رفت و مفلس شد

**
HALVETTE OTURMAKTA OLAN HÂFIZ, DUN GECE MEYHANEYE GELDİ. AHD Ü PEYMANINDAN VAZGEÇTİ, KADEH SEVDASINA DÜŞTÜ.

198.
Halvette oturmakta olan Hâfız, dun gece meyhaneye geldi. Ahd ü peymanından vazgeçti, kadeh sevdasına düştü.
* Dün sürahiyi, kadehi kıran deli sofi, yine bir yudumcuk şarapla uslandı, akıllandı.
Güzelim gençlik çağı, dün gece rüyada göründü de yine bu kocalık halinde bizi aşka düşürdü, divane etti
Din yolunu vuran mugbeçe geçerken gönül, o aşinanın ardına düştü, herkese bigâne oldu.
Gülün yanağındaki ateş bülbülün harmanını yaktı. Mumun gülümseyen çehresi pervaneye âfet kesildi.
Gece gündüz ağlamam, Tanrı’ya şükrolsun, zayi olmadı. Yağmurlarımızın katranı tek bir inci haline geldi.
Sâkinin gözleri afsun âyeti okudu. Evrat halkamız efsane meclisi oldu.
Şimdi Hâfız’ın konağı, artık padişah otağıdır. Gönül sevgiliye gitti, can da cananına ulaştı.
Hâfız-i halvet-nişîn duş bemeyhane şud
Ezser-i peyman bireft bâser-i peymane şud
170‏

زاهد خلوت نشين دوش به ميخانه شد
از سر پيمان برفت با سر پيمانه شد

صوفی مجلس که دی جام و قدح می‌شکست
باز به يک جرعه می عاقل و فرزانه شد

شاهد عهد شباب آمده بودش به خواب
باز به پيرانه سر عاشق و ديوانه شد

مغبچه‌ای می‌گذشت راه زن دين و دل
در پی آن آشنا از همه بيگانه شد

آتش رخسار گل خرمن بلبل بسوخت
چهره خندان شمع آفت پروانه شد

گريه شام و سحر شکر که ضايع نگشت
قطره باران ما گوهر يک دانه شد

نرگس ساقی بخواند آيت افسونگری
حلقه اوراد ما مجلس افسانه شد

منزل حافظ کنون بارگه پادشاست
دل بر دلدار رفت جان بر جانانه شد

**
KARA GÖZLÜ GÜZELLERİN SEVDASINDAN GEÇMEME İMKÂN YOK. BU, TANRI’NIN TAKDİRİ… BAŞKA TÜRLÜ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL.

199.
Kara gözlü güzellerin sevdasından geçmeme imkân yok. Bu, Tanrı’nın takdiri… başka türlü olması mümkün değil.
Rakip öyle işler yaptı, bizi öyle incitti ki, uzlaşmaya yer bırakmadı. Onca seher çağlarında uyanık âşıkların ahları göğe çıkmaz mı ki?
Ezel günü, bize rindlikten başka bir şey takdir etmediler. O zaman takdir edilenden fazla bir şey olacak değü ya!
Muhtesib, Allah için olsun, bizi def ve ney feryadına bağışla. Şeriat sazı, bu efsaneden kanunsuz bir hale girmez.
Lâl renkli şarap, emin bir yer, merhametli sevgili de sâkilik etmekte, gönül, işin şimdi düzelmezse ne vakit düzelecek?
Kudretim, ancak şuna yetişiyor: Gizlice aşkıyle uğraşıp durayım. Kucaklamak, öpmek ve sevmekten bahse hacet bile yok., zaten bunlara imkân yok ki.
Ey göz, Hâfız’ın göğsü levhinden gam nakşının rengi yıkamakla çıkmaz zaten.
Mera mihr-i siyeh-çeşman zi ser bîruu nehâhedşud
Kazâ-yı asmânest in-u digergun nehâhedşud
165‏

مرا مهر سيه چشمان ز سر بيرون نخواهد شد
قضای آسمان است اين و ديگرگون نخواهد شد

رقيب آزارها فرمود و جای آشتی نگذاشت
مگر آه سحرخيزان سوی گردون نخواهد شد

مرا روز ازل کاری بجز رندی نفرمودند
هر آن قسمت که آن جا رفت از آن افزون نخواهد شد

خدا را محتسب ما را به فرياد دف و نی بخش
که ساز شرع از اين افسانه بی‌قانون نخواهد شد

مجال من همين باشد که پنهان عشق او ورزم
کنار و بوس و آغوشش چه گويم چون نخواهد شد

شراب لعل و جای امن و يار مهربان ساقی
دلا کی به شود کارت اگر اکنون نخواهد شد

مشوی ای ديده نقش غم ز لوح سينه حافظ
که زخم تيغ دلدار است و رنگ خون نخواهد شد

**
BİR GECE LÂTİFE YOLLU “MECLİSİNE BAŞ OLAYIM” DEDİ. KENDİ İSTEĞİMLE ONA ADÎ BİR KÖLE OLDUM DA O, YİNE MECLİSE GELMEDİ, YİNE EFENDİLİK ETMEDİ!

200.
Gönül işi başa varsın diye canım eridi, fakat imkânsız., bu ham istek için yandık, yakıldık, fakat bir türlü olmadı.
Eyvah, maksat definesini elde etmek için gamlara düştüm, cihanda haraboldum da yine bulamadım:
Yazıklar olsun., huzur bucağını aradım, bulmak için dilenci oldum, nice ululara baş urdum., bulamadım gitti!
Bir gece lâtife yollu “Meclisine baş olayım” dedi. Kendi isteğimle ona adî bir köle oldum da o, yine meclise gelmedi, yine efendilik etmedi!
Rintlerle düşüp kalkacağım diye adım rintlikle, sarhoşlukla âleme yayıldı ama rind olamadım gitti.
* Gönül güvercini çırpınıp dursa lâyıktır.. Yolunda sevgilinin büklüm büklüm saçlarının, tuzağını gördü de gidip tutulmadı!
Sarhoşlukla o lâl dudakları öpmek hevesine düştüm. Bu hevesle kadeh gibi, gönlüme ne kadar döküldü de yine müyesser olmadı.
Aşk mahallesine delilsiz ayak atma. Ben delilsiz gitmek için neler yaptım da yine gidemedim.
Hâfız, düşünceye dalıp o güzeli râm etmek için binlerce fikir kurdu., fakat imkânı yok.
Gudaht can ki şeved kar-ı dil temam neşud
Bisühtim derin ârzüy-ı hâm neşud
168‏
گداخت جان که شود کار دل تمام و نشد
بسوختيم در اين آرزوی خام و نشد

به لابه گفت شبی مير مجلس تو شوم
شدم به رغبت خويشش کمين غلام و نشد

پيام داد که خواهم نشست با رندان
بشد به رندی و دردی کشيم نام و نشد

رواست در بر اگر می‌طپد کبوتر دل
که ديد در ره خود تاب و پيچ دام و نشد

بدان هوس که به مستی ببوسم آن لب لعل
چه خون که در دلم افتاد همچو جام و نشد

به کوی عشق منه بی‌دليل راه قدم
که من به خويش نمودم صد اهتمام و نشد

فغان که در طلب گنج نامه مقصود
شدم خراب جهانی ز غم تمام و نشد

دريغ و درد که در جست و جوی گنج حضور
بسی شدم به گدايی بر کرام و نشد

هزار حيله برانگيخت حافظ از سر فکر
در آن هوس که شود آن نگار رام و نشد
**
BU KOCALIKTA İHTİYAR BAŞIMA BİR GENÇ SEVDASIDIR DÜŞTÜ. GÖNLÜMDE GİZLEDİĞİM SIR AÇIĞA ÇIKTI.

201 .
Bu kocalıkta ihtiyar başıma bir genç sevdasıdır düştü. Gönlümde gizlediğim sır açığa çıktı.
Gönül kuşum, nazar yolundan uçtu, havalandı. Ey göz, bir bak, acaba kimin tuzağına düştü ki?
Eyvah, o kara gözlü, misk kokulu ahu yüzünden ciğerime nafe gibi nice gönül kanlan damladı!
Seher yelinin eline düşen miskler, hep civarındaki topraklara uğradığından.
Sevgili, kirpiklerin cihanı zapteden kılıcını çekti mi nice gönlü uyanık şehitler, birbirinin üstüne düşmekte, birbirinin üstüne yığılmakta!
Çok tecrübe ettik: Her işin karşılığını veren bu ibadet yurdunda kim dertlilerle uğraşır, onları incitirse nihayet yıkılır, helak olur gider.
Kara taş, can verse bile yine lâl olamaz. Ne yapsın? Yaratılışı kötü bir kere.
Hâfız’ın elini, güzellerin zülfü tutmuş, götürüp dururken ne şaşılacak şey ki şimdi tepesi üstü yıkıla kaldı!
Pirâne serem ışk-ı cuvâni beser uftâd
Van râz-ki der dil binuhuftem beder uftâd
110‏

پيرانه سرم عشق جوانی به سر افتاد
وان راز که در دل بنهفتم به درافتاد

از راه نظر مرغ دلم گشت هواگير
ای ديده نگه کن که به دام که درافتاد

دردا که از آن آهوی مشکين سيه چشم
چون نافه بسی خون دلم در جگر افتاد

از رهگذر خاک سر کوی شما بود
هر نافه که در دست نسيم سحر افتاد

مژگان تو تا تيغ جهان گير برآورد
بس کشته دل زنده که بر يک دگر افتاد

بس تجربه کرديم در اين دير مکافات
با دردکشان هر که درافتاد برافتاد

گر جان بدهد سنگ سيه لعل نگردد
با طينت اصلی چه کند بدگهر افتاد

حافظ که سر زلف بتان دست کشش بود
بس طرفه حريفيست کش اکنون به سر افتاد

**
BEN, MESCİTTEN MEYHANEYE KENDİLİĞİMDEN DÜŞMEDİM YA., BU İŞ, EZELDEN TAKDİR EDİLMİŞ, EZELDEN NASİBİM BUYMUŞ!

202.
Yüzün, kadeh aynasına aksedeli arif, şarabın gülmesine kapıldı da ham tamaha düştük
Yüzünün güzelliği, aynada bir kere cilvelenir cilvelenmez bütün bu nakışlar, bu suretler, evham aynasında zuhur ediverdi!
Şu şarabın aksi, görünen şu güzellikler,, şu suretler yok mu., sâkinin yüzünün kadehe bir aksinden meydana gelme!
Aşk gayreti, bütün ileri gelenlerin dilini kesti, hepsi sükûta vardılar., öyle olduğu halde sevgilinin gamına ait sır, bilmem ki nerden halkın ağzına düştü?
Ben, mescitten meyhaneye kendiliğimden düşmedim ya., bu iş, ezelden takdir edilmiş, ezelden nasibim buymuş!
Bu dönen âlemin dairesine düşen kişi, pergel gibi devrana uymasın da ne yapsın?
Sevgilinin gam kılıcına oynaya oynaya gitmek gerek. Çünkü onun şehidi olanın çok güzel, çok hayırlı bir akibeti vardır.
Gönül, çene çukurundan çıktı, zülfünün büklümüne asıldı. Ah, kuyudan kurtuldu da tuzağa düştü!
Hocam, beni artık ibadet yurdunda göremezsin. işimiz sâkinin yüzüyle kadehin dudağına kaldı!
Sofilerin hepsi şarap içer, hepsi güzel sever. Fakat ne yapalım ki aralarında yalnız yüreği yanık Hâfız’ın adı kötüye çıktı!
Aks-i ruy-i tu çu der ayine-i cam uftad
Arif ez hande-i mey der tama-ı hâm uftâd
111‏

عکس روی تو چو در آينه جام افتاد
عارف از خنده می در طمع خام افتاد

حسن روی تو به يک جلوه که در آينه کرد
اين همه نقش در آيينه اوهام افتاد

اين همه عکس می و نقش نگارين که نمود
يک فروغ رخ ساقيست که در جام افتاد

غيرت عشق زبان همه خاصان ببريد
کز کجا سر غمش در دهن عام افتاد

من ز مسجد به خرابات نه خود افتادم
اينم از عهد ازل حاصل فرجام افتاد

چه کند کز پی دوران نرود چون پرگار
هر که در دايره گردش ايام افتاد

در خم زلف تو آويخت دل از چاه زنخ
آه کز چاه برون آمد و در دام افتاد

آن شد ای خواجه که در صومعه بازم بينی
کار ما با رخ ساقی و لب جام افتاد

زير شمشير غمش رقص کنان بايد رفت
کان که شد کشته او نيک سرانجام افتاد

هر دمش با من دلسوخته لطفی دگر است
اين گدا بين که چه شايسته انعام افتاد

صوفيان جمله حريفند و نظرباز ولی
زين ميان حافظ دلسوخته بدنام افتاد

**
AŞK BİLGİSİ DEFTERE SIĞMAZ!

203.
Gül, hoş geldi, safalar getirdi. Bu mevsimde elimde kadehten başka bir şey olmasın. Bundan daha hoş bir iş olamaz.
Gönül hoşluğunu elde et, gönül hoşluğunu.. sedefte daima inci olmaz ki.
Bu mevsimi ganimet bil de gül bahçesinde şarap içmeye bak. Gül, öbür haftaya kalmaz, bu mevsim çabucak geçer!
Ey altınlarla bezenmiş kadehi lâl şarapla dolduran, onu altını olmayana sun!
Ey şeyh, gel, bizim meyhanemizden cennette bile bulunmayan şarabı iç!
Bizimle ders arkadaşıysan şu sayfalan yıka, sil. Aşk bilgisi deftere sığmaz!
Bu sözü benden duy: Öyle bir güzele gönül ver ki güzelliği süsle, bezenmekle olmasın.
Yarabbi, bana sersemlik vermeyen bir şarap sun., onu içeyim ve hiç başım ağrımasın.
Ancak yaratılışında hiç bir letafet olmayan kişi, Hâfız’ın şiirinde hata bulur, beğenmez.
Ben, candan Sultan Üveys’in kuluyum. O, isterse beni hatırlamasın.
Âlemi bezeyen tâcına andolsun, güneş bile o taç kadar güzel değil!
Hoş amed gul vezan hoşter nebâşed
Ki der destet be cuz sâğer nebâşed
162‏

خوش آمد گل وز آن خوشتر نباشد
که در دستت بجز ساغر نباشد

زمان خوشدلی درياب و در ياب
که دايم در صدف گوهر نباشد

غنيمت دان و می خور در گلستان
که گل تا هفته ديگر نباشد

ايا پرلعل کرده جام زرين
ببخشا بر کسی کش زر نباشد

بيا ای شيخ و از خمخانه ما
شرابی خور که در کوثر نباشد

بشوی اوراق اگر همدرس مايی
که علم عشق در دفتر نباشد

ز من بنيوش و دل در شاهدی بند
که حسنش بسته زيور نباشد

شرابی بی خمارم بخش يا رب
که با وی هيچ درد سر نباشد

من از جان بنده سلطان اويسم
اگر چه يادش از چاکر نباشد

به تاج عالم آرايش که خورشيد
چنين زيبنده افسر نباشد

کسی گيرد خطا بر نظم حافظ
که هيچش لطف در گوهر نباشد

**
PÎR-İ MUGANIN KULUYUM, O BENİ BİLGİSİZLİKTEN KURTARDI. PİRİMİZ NE YAPARSA HOŞTUR, İNAYETİN TA KENDİSİDİR.

204.
Ben şarap içmeyeyim ha… bu ne masal, bu ne olmayacak şey? Galiba benim birazcık aklım, bu kadarcık tedbirim var!
Ben, geceleri takva yolunu defle, kopuzla vururken şimdi mi yola geleceğim, bu ne uydurma hikâye?
Zahit, tuttuğu yolu bırakıp rindolamazsa mazur gör. Aşk, öyle bir iş ki hidayete bağlı.
Pîr-i Muganın kuluyum, o beni bilgisizlikten kurtardı. Pirimiz ne yaparsa hoştur, inayetin ta kendisidir.
Şimdiye kadar meyhane yolunu bilmiyordum. Yoksa gizlenişim bu zamana kadar sürer miydi?
Zahide gururlanma ve namaz kılma verildi, bana sarhoşluk ve niyaz etme. Bakalım sen ikimizden hangisine inayet edecek, hangimizin amelini kabul eyleyeceksin?
Dün gece bu dertle uyuyamamıştım. Bir yoldaş diyordu ki:
Hâfız da sarhoş olursa şikâyete hakkımız var doğrusu!
Men-u inkâr-ı şerâbin çi hikâyet bâşed
Galiba in kaderem ‘akl-u kifayet bâşed
158‏

من و انکار شراب اين چه حکايت باشد
غالبا اين قدرم عقل و کفايت باشد

تا به غايت ره ميخانه نمی‌دانستم
ور نه مستوری ما تا به چه غايت باشد

زاهد و عجب و نماز و من و مستی و نياز
تا تو را خود ز ميان با که عنايت باشد

زاهد ار راه به رندی نبرد معذور است
عشق کاريست که موقوف هدايت باشد

من که شب‌ها ره تقوا زده‌ام با دف و چنگ
اين زمان سر به ره آرم چه حکايت باشد

بنده پير مغانم که ز جهلم برهاند
پير ما هر چه کند عين عنايت باشد

دوش از اين غصه نخفتم که رفيقی می‌گفت
حافظ ار مست بود جای شکايت باشد
‏**
SOFİNİN HALİ, TAMAMIYLA SAF, TAMAMIYLA RİYASIZ DEĞİLDİR. NİCE HIRKALAR VAR Kİ ATEŞE LÂYIKTIR.

205.
Sofinin hali, tamamıyla saf, tamamıyla riyasız değildir. Nice hırkalar var ki ateşe lâyıktır.
Bir tecrübe mehengi olsa da içi dışına uymayan mürailerin hep yüzleri kararsa., nehoş olurdu!
Sofimiz seher virdinden mest oluyor ya.. bir de geceleyin bak, nasıl sarhoş olmakta!
Nazla, nimetle yetişen sevgiliye yol bulamaz. Âşıklık, belâ çeken rintlerin harcıdır.
Aşağılık dünyanın gamını niceye bir çekeceksin? Şarap çek. Bilgili gönül de teşvişe düşerse yazık doğrusu!
Sâkinin yüzündeki tüyler, su gibi saf yüzünü böyle nakşeder durursa nice yüzler, kanlı göz yaşlarıyle nakışlanır!
Şarap satan, şarabı, ay gibi sâkinin eliyle sunarsa Hâfız’ın hırkasını da alır, seccadesini de!
Nakd-i sofî ne heme sâfi-i biğaş bâşed
Ey besâ hırka ki mustovcib-i âteş bâşed
159‏

نقد صوفی نه همه صافی بی‌غش باشد
ای بسا خرقه که مستوجب آتش باشد

صوفی ما که ز ورد سحری مست شدی
شامگاهش نگران باش که سرخوش باشد

خوش بود گر محک تجربه آيد به ميان
تا سيه روی شود هر که در او غش باشد

خط ساقی گر از اين گونه زند نقش بر آب
ای بسا رخ که به خونابه منقش باشد

ناز پرورد تنعم نبرد راه به دوست
عاشقی شيوه رندان بلاکش باشد

غم دنيی دنی چند خوری باده بخور
حيف باشد دل دانا که مشوش باشد

دلق و سجاده حافظ ببرد باده فروش
گر شرابش ز کف ساقی مه وش باشد

**
ZAMAN ZAMAN İFRİTİN ELİNE GEÇTİKTEN SONRA BEN, ÖYLE SÜLEYMAN MÜHRÜNÜ BİR PULA BİLE ALMAM.

206.
Sevgili, bana yar olursa halvet hoş. Fakat ben yanar dururum da o, ağyar meclisine çırağ olursa hoş değil doğrusu!
Zaman zaman ifritin eline geçtikten sonra ben, öyle Süleyman mührünü bir pula bile almam.
Yarabbi, rakip, vuslat bezmine mahrem olsun da benim nasibim mahrumiyet olsun., lâyık görme bunu!
Devlet kuşuna söyle: Dudunun çaylaktan değersiz sayıldığı bir ülkeye asla yücelik gölgesi salmasın!
iştiyakımı arza ne hacet var? Sözümdeki yanıştan gönlümün ateşi anlaşılıp durmakta.
Senin civarının havası, bir türlü başımdan gitmiyor., evet, garibin gönlü daima vatandadır.
Hâfız’ın, süsen gibi on dili olsa yine huzurunda gonca gibi ağzı mühürlü!
Hoşest halvet eğer yâr yar-ı men bâşed
Ne men bisüzem-u ö şem’-i encümen bâşed
160‏

خوش است خلوت اگر يار يار من باشد
نه من بسوزم و او شمع انجمن باشد

من آن نگين سليمان به هيچ نستانم
که گاه گاه بر او دست اهرمن باشد

روا مدار خدايا که در حريم وصال
رقيب محرم و حرمان نصيب من باشد

همای گو مفکن سايه شرف هرگز
در آن ديار که طوطی کم از زغن باشد

بيان شوق چه حاجت که سوز آتش دل
توان شناخت ز سوزی که در سخن باشد

هوای کوی تو از سر نمی‌رود آری
غريب را دل سرگشته با وطن باشد

به سان سوسن اگر ده زبان شود حافظ
چو غنچه پيش تواش مهر بر دهن باشد

**
ŞARAP SÜRAHİSİNİ GİZLİCE TAŞIYORUM, HALK KİTAP SANIYOR. BU RİYA ATEŞİ DEFTERİ, KİTABI YAKMAZSA ŞAŞARIM DOĞRUSU!

207.
Gönlüm, güneş yüzlü güzellerin sevgisinden başka bir şey kabul etmiyor. Her yoldan nasihat veriyorum ama nafile, tesiri yok!
Ey öğütçü, Tanrı hakkiyçin kadehten, şaraptan bahset. Hayalimize bundan daha güzel bir nakış gelmiyor ki!
* Gül yüzlü sâki, gel., şu kızıl şarabı sun. Gönlümüzde bundan daha iyi bir fikir yok!
Şarap sürahisini gizlice taşıyorum, halk kitap sanıyor. Bu riya ateşi defteri, kitabı yakmazsa şaşarım doğrusu!
Bu şaraba bulanmış yamalı hırkayı bir gün yakacağım ya., şarap satanların Pîri, bu hırkaya bir kadeh şarap bile vermiyor!
Dostlar, lâl renkli şaraba benzeyen dudağından safa bulmakta. Çünkü o cevher, doğruluktan başka bir nakış kabul etmemekte.
* Bu kadar güzel bir yüz, bu kadar güzel bir göz., sonra da ona bakma, gözünü yum diyorsun ha. Hadi be vaiz, manasız, vaiz, bizim, kafamıza girmez.
Rintlere nasihat eden ve Tanrı’nın takdiriyle savaşın öğütçünün gönlünü pek dar, pek sıkıntılı görmekteyim; zavallının galiba şarap kadehi yok.
Bu mecliste mum gibi ağlarken gülmekteyim.. ateş gibi bir dilim var ama sözüm geçmiyor ki!
Bir gün İskender gibi şarap kadehi aynasını elime alayım da isterse bu ateş bir zaman beni yaksın, sarhoş etsin, isterse yakmasın, ayık kalayım., ne olursa olsun!
Sarhoş gözlerine kurban olayım, gönlümü ne güzel de avladı. Hiç kimse vahşî kuşları bundan daha iyi bir tarzda avlayamaz.
Söz, bizim ihtiyacımızla sevgilinin istiğnasında, gönül sihirbazlık neye yarar sevgiliye tesir etmedikten sonra!
Devletli, Tanrı hakkiyçin kapından başka bir kapı, yolundan başka bir yol bilmeyen yoksuluna merhamet et!
Padişahlar padişahına şaşıyorum; bu kadar güzel ve tatlı şiir söylediği halde Hâfız’ı neden baştan ayağa kadar altınlara gark etmiyor?
Dilem cuz mihr i meh-rüyan tariki bernemigired
Zi her der midehem pendeş ve liykin bernemigired
149‏

دلم جز مهر مه رويان طريقی بر نمی‌گيرد
ز هر در می‌دهم پندش وليکن در نمی‌گيرد

خدا را ای نصيحتگو حديث ساغر و می گو
که نقشی در خيال ما از اين خوشتر نمی‌گيرد

بيا ای ساقی گلرخ بياور باده رنگين
که فکری در درون ما از اين بهتر نمی‌گيرد

صراحی می‌کشم پنهان و مردم دفتر انگارند
عجب گر آتش اين زرق در دفتر نمی‌گيرد

من اين دلق مرقع را بخواهم سوختن روزی
که پير می فروشانش به جامی بر نمی‌گيرد

از آن رو هست ياران را صفاها با می لعلش
که غير از راستی نقشی در آن جوهر نمی‌گيرد

سر و چشمی چنين دلکش تو گويی چشم از او بردوز
برو کاين وعظ بی‌معنی مرا در سر نمی‌گيرد

نصيحتگوی رندان را که با حکم قضا جنگ است
دلش بس تنگ می‌بينم مگر ساغر نمی‌گيرد

ميان گريه می‌خندم که چون شمع اندر اين مجلس
زبان آتشينم هست ليکن در نمی‌گيرد

چه خوش صيد دلم کردی بنازم چشم مستت را
که کس مرغان وحشی را از اين خوشتر نمی‌گيرد

سخن در احتياج ما و استغنای معشوق است
چه سود افسونگری ای دل که در دلبر نمی‌گيرد

من آن آيينه را روزی به دست آرم سکندروار
اگر می‌گيرد اين آتش زمانی ور نمی‌گيرد

خدا را رحمی ای منعم که درويش سر کويت
دری ديگر نمی‌داند رهی ديگر نمی‌گيرد

بدين شعر تر شيرين ز شاهنشه عجب دارم
که سر تا پای حافظ را چرا در زر نمی‌گيرد

**
BİR BÜLBÜL, GÖNÜL KANLARI YUTTU DA BİR GÜL ELDE ETTİ AMA KISKANÇLIK RÜZGÂRI, GÖNLÜNÜ YÜZLERCE DİKENLE PERİŞAN BİR HALE GETİRDİ.

208.
Bir bülbül, gönül kanları yuttu da bir gül elde etti ama kıskançlık rüzgârı, gönlünü yüzlerce dikenle perişan bir hale getirdi.
Dudunun, şeker hayaliyle gönlü hoştu, onu elde ederim diye avunuyordu. Ansızın yokluk seli gelip emel nakşını bozuverdi!
Acısını unutmayayım, o gönül meyvası gözümün nuru sevgili, ne kolay, ne çabuk geçip gitti. Fakat bizim işimizi ne müşkül bir hale soktu!
Kervan başı, yüküm düştü; Tanrı için yardım et. Senin kerem ümidin, beni bu kervana yoldaş etti.
Toprak yüzümle göz yaşımı hor görme. Çünkü yeşil renkli felek, neşe evini bu samanlı balçıktan kurdu!
Hâfız, şahruhu sürmedin, fırsatı kaçırdın. Ne yapayım? Zamanın oyunu beni gafil avladı!
Bulbuli hün-ı dili hord-u guli hasıl kerd
Bâd-ı gayret be şedeş hâr perişan-dil kerd
134‏

بلبلی خون دلی خورد و گلی حاصل کرد
باد غيرت به صدش خار پريشان دل کرد

طوطی ای را به خيال شکری دل خوش بود
ناگهش سيل فنا نقش امل باطل کرد

قره العين من آن ميوه دل يادش باد
که چه آسان بشد و کار مرا مشکل کرد

ساروان بار من افتاد خدا را مددی
که اميد کرمم همره اين محمل کرد

روی خاکی و نم چشم مرا خوار مدار‏
چرخ فيروزه طربخانه از اين کهگل کرد

آه و فرياد که از چشم حسود مه چرخ
در لحد ماه کمان ابروی من منزل کرد

نزدی شاه رخ و فوت شد امکان حافظ
چه کنم بازی ايام مرا غافل کرد
‏**
ARİFİN BİRİ, SEHER ÇAĞI MEYHANEYİ ZİYARET EDEREK SÂF ŞARAPLA APTES ALDI, ARINIP TEMİZLENDİ.

209.
Arifin biri, seher çağı meyhaneyi ziyaret ederek sâf şarapla aptes aldı, arınıp temizlendi.
Güneşin altın kadehi gizlenince bayram hilâli, kadehin dönmesini emretti.
Dertlere düşüp göz yaşıyla, ciğer kanıyla yıkanan, temizlenen kişinin ne hoştur namazı, niyazı!
İmam, o anda namaza durmak niyetindeydi ama hırkasını üzüm kızının kanıyla yıkadı, bu yüzden namaza duramadı!
Gönlüm, zülfünün halkasına can verdi de fitneler satın aldı. Fakat bilmem ki ne kâr gördü de bu alışverişe girişti!
Eğer cemaat bugün İmamı beklerse Hâfız, haber ver: Şarapla yıkandı; nafile beklemesinler!
Be âb-ı ruşen-i mey arifi lehâret kerd
Alessabâh ki meyhânerâ ziyâret kerd
132‏

به آب روشن می عارفی طهارت کرد
علی الصباح که ميخانه را زيارت کرد

همين که ساغر زرين خور نهان گرديد
هلال عيد به دور قدح اشارت کرد

خوشا نماز و نياز کسی که از سر درد
به آب ديده و خون جگر طهارت کرد

امام خواجه که بودش سر نماز دراز
به خون دختر رز خرقه را قصارت کرد

دلم ز حلقه زلفش به جان خريد آشوب
چه سود ديد ندانم که اين تجارت کرد

اگر امام جماعت طلب کند امروز
خبر دهيد که حافظ به می طهارت کرد

**
GÖNÜL, SANA BELKİ ULAŞIR, İŞİTİRSİN DİYE BU DAĞDA ÖYLE FERYATLAR ETTİ Kİ FERHAT BİLE BU DERECE FERYAT ETMEMİŞTİR.

210.
Giderken bizi anmadığını, gamlı gönlümüzü bir vedâlar olsun şâd etmediğini unutmayacağız.
O talihi yaver sevgili hayır işten, makbul amelden bahseder dururdu. Fakat bu yaşlı kulunu neden azat etmedi bilmem ki?
Halimi arzetmek, çektiklerimi anlatmak için giydiğim kâğıt elbiseyi gönlümün kanıyla yıkayayım. Çünkü felek, adalet sancağının altına varmamıza yol vermedi.
Gönül, sana belki ulaşır, işitirsin diye bu dağda öyle feryatlar etti ki Ferhat bile bu derece feryat etmemiştir.
Seher çağlarında feryat eden bülbül bile, gülistan gölgen eksileli şimşadın perçemlerine yuva kurmaz oldu.
Sabah rüzgârı çavuşu senden sanat öğrense yeri var. Çünkü o bile senin kadar acele •etmemiştir.
Tanrı’nın sanat meşşâtası, sevgilimizdeki ‘bu Tanrı vergisi güzelliği ikrar etmeyenin muradına kalem yürütmemiştir.
Ey çalgıcı, perdeyi değiştir de Irak yoluna gir., çünkü sevgili, bu yola gitti de bizi anmadı bile!
Hâfız’ın nağmeleri, Irâkî’nin gazelleridir. Kim, bu gönüller yakan nağmeleri duydu da feryat etmedi?
Yad bad an ki zi mâ vakt-i sefer yad nekerd
Be vedâ’i dil-i gamdide-i mâ şâd nekerd
138‏

ياد باد آن که ز ما وقت سفر ياد نکرد
به وداعی دل غمديده ما شاد نکرد

آن جوان بخت که می‌زد رقم خير و قبول
بنده پير ندانم ز چه آزاد نکرد

کاغذين جامه به خوناب بشويم که فلک
رهنمونيم به پای علم داد نکرد

دل به اميد صدايی که مگر در تو رسد
ناله‌ها کرد در اين کوه که فرهاد نکرد

سايه تا بازگرفتی ز چمن مرغ سحر
آشيان در شکن طره شمشاد نکرد

شايد ار پيک صبا از تو بياموزد کار
زان که چالاکتر از اين حرکت باد نکرد

کلک مشاطه صنعش نکشد نقش مراد
هر که اقرار بدين حسن خداداد نکرد

مطربا پرده بگردان و بزن راه عراق
که بدين راه بشد يار و ز ما ياد نکرد

غزليات عراقيست سرود حافظ
که شنيد اين ره دلسوز که فرياد نکرد

**
AYAĞININ UCUNDA MUM GİBİ ÖLMEK İSTİYORUM. HALBUKİ O SEHER YELİ GİBİ SEMTİMİZE BİLE UĞRAMADI.

211.
Yüzümü yoluna koydum da bana uğramadı bile. Yüz türlü lûtfunu gözetip durdum da bana bakmadı bile!
Gözyaşı sellerimiz gönlüne yol bulamadı. Yağmur taneleri mermer taşa tesir etmedi gitti.
Yarabbi, o yiğit genci sen koru., halvettekilerin, münzevi âşıkların ah oklarından hiç çekinmiyor.
Dün gece feryadımdan balık da uyuyamadı, kuş da., öyle olduğu halde o şuh göze bak ki uykudan başını bile kaldırmadı.
Ayağının ucunda mum gibi ölmek istiyorum. Halbuki o seher yeli gibi semtimize bile uğramadı.
Sevgili, senin kılıcına karşı canını siper etmeyen hangi taş yürekli, hangi kabiliyetsizdir?
Hâfız’ın, dili kesik kalemi, başını terk etmedikçe meclistekilerden kimseye senin sırrını söylemedi!
Rü berreheş nihâdem-u bermen guzer nekerd.
Sad lütf-i çeşm dâştem-u yek nazar nekerd
139‏

رو بر رهش نهادم و بر من گذر نکرد
صد لطف چشم داشتم و يک نظر نکرد

سيل سرشک ما ز دلش کين به درنبرد
در سنگ خاره قطره باران اثر نکرد

يا رب تو آن جوان دلاور نگاه دار
کز تير آه گوشه نشينان حذر نکرد

ماهی و مرغ دوش ز افغان من نخفت
وان شوخ ديده بين که سر از خواب برنکرد

می‌خواستم که ميرمش اندر قدم چو شمع
او خود گذر به ما چو نسيم سحر نکرد

جانا کدام سنگ‌دل بی‌کفايتيست
کو پيش زخم تيغ تو جان را سپر نکرد

کلک زبان بريده حافظ در انجمن
با کس نگفت راز تو تا ترک سر نکرد

**
AĞLAMAKLA GÖNLÜNÜ YUMUŞATIR, ONU MERHAMETE GETİRİRİM., NE GEZER?

212.
Sevgili gitti de âşıklara haber bile vermedi. Ne şehirdeki dostunu andı, ne seferdeki yoldaşını.
Ya benim bahtım dostluk yolunu bıraktı, yahut sevgili, bu yola, bu yordama uğramadı gitti.
Dedim ki:
Ağlamakla gönlünü yumuşatır, onu merhamete getiririm., ne gezer? Yağmur damlalarının kara taşa tesir etmediği gibi ağlayışım o taş yüreğe eser bile etmedi
Lâtifeyi bırak. Kararsız gönül kuşu, âşıklık tuzağım bir türlü terketmedi vesselam.
Yüzünü kim gördüyse geldi, gözlerimi öptü. Gözüm, yaptığı işi basiretsiz yapmaz ki.
Ben, mum gibi canımı da feda etmeye kalktım da o, seher yeli gibi bile olsun., bize uğramadı!
Dilber bireft-u dilşudeganrâ haber nekerd
Yâd-ı harif-i şehr-u refik-i sefer nekerd
140‏

دلبر برفت و دلشدگان را خبر نکرد
ياد حريف شهر و رفيق سفر نکرد

يا بخت من طريق مروت فروگذاشت
يا او به شاهراه طريقت گذر نکرد

گفتم مگر به گريه دلش مهربان کنم
چون سخت بود در دل سنگش اثر نکرد

شوخی مکن که مرغ دل بی‌قرار من
سودای دام عاشقی از سر به درنکرد

هر کس که ديد روی تو بوسيد چشم من
کاری که کرد ديده من بی نظر نکرد

من ايستاده تا کنمش جان فدا چو شمع
او خود گذر به ما چو نسيم سحر نکرد

**
SÂKİNİN GAMZESİ, İSLÂM YOLUNU ÖYLE BİR VURDU Kİ ŞARAPTAN ÇEKİNMEK İÇİN ANCAK ŞUAYB OLMAK LÂZIM.

213.
O boşboğaz, benim rintliğimi, âşıklığımı ayıplıyor. Fakat gayp bilgisi sırlarına itiraz etmekte.
Muhabbet sırrının kemaline bak, günahımdan meydana gelen noksana değil. Hünersiz kişi ayba bakar.
Meyhanemizin toprağı, güzel koku yerine koyma, koltuğa sürülse o zaman cennet hurilerinin kokuları duyulur.
Sâkinin gamzesi, İslâm yolunu öyle bir vurdu ki şaraptan çekinmek için ancak Şuayb olmak lâzım.
Kimse bunda şüpheye, tereddüte düşmesin. Kutluluk hâzinesinin anahtarı, gönül ehline makbul olmaktan ibarettir.
Eymen vadisinin çobanı, yıllarca Şuayb’e canla başla hizmet eder de sonra muradına kavuşur.
Hâfız, gençlik çağıyla ihtiyarlık demini andı mı efsanesi, gözlerden kanlar damlatır.
Mera be rindiy-i ‘ışk an fuzül ayb kuned
Ki i’tirâz beresrâr-ı ilm-i ğayb kuned
188‏

مرا به رندی و عشق آن فضول عيب کند
که اعتراض بر اسرار علم غيب کند

کمال سر محبت ببين نه نقص گناه
که هر که بی‌هنر افتد نظر به عيب کند

ز عطر حور بهشت آن نفس برآيد بوی
که خاک ميکده ما عبير جيب کند

چنان زند ره اسلام غمزه ساقی
که اجتناب ز صهبا مگر صهيب کند

کليد گنج سعادت قبول اهل دل است
مباد آن که در اين نکته شک و ريب کند

شبان وادی ايمن گهی رسد به مراد
که چند سال به جان خدمت شعيب کند

ز ديده خون بچکاند فسانه حافظ
چو ياد وقت زمان شباب و شيب کند

**
CANIMI ISTIRAPLARA DÜŞÜRECEK SEVGİLİDEN BİR MURAT ALMADIM.. FAKAT ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEYE GELMEZ. BELKİ GÖNLÜMÜ ELE ALIR, OLUR YA!

214.
Bana kerem ederek vefakârlıkta bulunacak, benim gibi kötülük eden birisine bir dem iyilik edecek kim var?
Önce kopuz ve ney sesiyle gönüle ondan haber verecek, sonra da bir kadeh şarapla bana vefakârlık edecek kim?
Canımı ıstıraplara düşürecek sevgiliden bir murat almadım.. Fakat ümitsizliğe düşmeye gelmez. Belki gönlümü ele alır, olur ya!
Dedim ki;
Ben, ben olalı o saçların bir düğümünü bile çözmedim.
Dedi ki:
Sana öyle cevretmesini ben söyledim.
Kaba huylu, hırka giymiş sofî, aşktan bir koku bile almamış. Bir gün, ona aşk sarhoşluğunu anlat da ayıklığı terketsin.
Benim gibi namı nişanı olmayan yoksulun öyle bir sevgiliye âşık olması pek müşkül bir iş. Padişah, pazarlarda parmakla gösterilen bir rintle nasıl olur da gizlice işret eder?
O kıvrım kıvrım, o büklüm büklüm saçlardan sitem görürsem çok değil. Ayyarlık edene bağdan, zincirden ne gam!
Hâfız, onun hilelerle dolu gözlerine bak da visaline yeltenme. Çünkü onun o gece rengindeki saçları, pek çok hilekârlıklarda bulunur, pek çok!
An kist kez rûy-ı kerem bâ mâ vefâdâri kuned
Ber cây-ı bed-kâri çu men yek dem nikükârı kuned
191‏

آن کيست کز روی کرم با ما وفاداری کند
بر جای بدکاری چو من يک دم نکوکاری کند

اول به بانگ نای و نی آرد به دل پيغام وی
وان گه به يک پيمانه می با من وفاداری کند

دلبر که جان فرسود از او کام دلم نگشود از او
نوميد نتوان بود از او باشد که دلداری کند

گفتم گره نگشوده‌ام زان طره تا من بوده‌ام
گفتا منش فرموده‌ام تا با تو طراری کند

پشمينه پوش تندخو از عشق نشنيده‌است بو
از مستيش رمزی بگو تا ترک هشياری کند

چون من گدای بی‌نشان مشکل بود ياری چنان
سلطان کجا عيش نهان با رند بازاری کند

زان طره پرپيچ و خم سهل است اگر بينم ستم
از بند و زنجيرش چه غم هر کس که عياری کند

شد لشکر غم بی عدد از بخت می‌خواهم مدد
تا فخر دين عبدالصمد باشد که غمخواری کند

با چشم پرنيرنگ او حافظ مکن آهنگ او
کان طره شبرنگ او بسيار طراری کند
‏**
GÖNÜL, YAN, YAKIL, SENİN YANIP YAKILMAN NE İŞLER EDER. GECE YARISINDAKİ BİR NİYAZ, YÜZLERCE BELÂYI DEFEDER.

215.
Gönül, yan, yakıl, senin yanıp yakılman ne işler eder. Gece yarısındaki bir niyaz, yüzlerce belâyı defeder.
Peri çehreli sevgilinin azarını âşıkcasına çek. Çünkü kaşla, gözle bir işaret, yüzlerce cefaya değer.
Cihanı gösteren kadehe hizmet eden kişiye mülk âleminden melekût âlemine kadar bütün hicapları kaldırırlar.
Aşk doktoru, İsa nefeslidir, esirgeyicidir. Fakat sende dert görmezse kimi tedavi etsin?
İşini Tanrı’ya bırak da gönlünü hoş tut. Davacı acımazsa Tanrı acır.
Uyumuş bahtımdan usanmışım. Olur da belki bir uyanık can, tanyeri ağarırken bana bir dua eder.
Hâfız, yandı gitti de sevgilinin zülfünden bir koku bile almadı. Meğer ki onu bu devlete sabah rüzgârı eriştirsin!
Dilâ bisüz ki süz-ı tu karha bikuned
Niyâz-ı nim şebi def -i şed belâ bikuned
187‏

دلا بسوز که سوز تو کارها بکند
نياز نيم شبی دفع صد بلا بکند

عتاب يار پری چهره عاشقانه بکش
که يک کرشمه تلافی صد جفا بکند

ز ملک تا ملکوتش حجاب بردارند
هر آن که خدمت جام جهان نما بکند

طبيب عشق مسيحادم است و مشفق ليک
چو درد در تو نبيند که را دوا بکند

تو با خدای خود انداز کار و دل خوش دار
که رحم اگر نکند مدعی خدا بکند

ز بخت خفته ملولم بود که بيداری
به وقت فاتحه صبح يک دعا بکند

بسوخت حافظ و بويی به زلف يار نبرد
مگر دلالت اين دولتش صبا بکند
**
DÜN GECE DEDİM Kİ: LAL DUDAĞI ACABA BANA BİR ÇARE BULUR MU Kİ? GAYB HATİFİ SESLENDİ.
EVET BULUR!

216.
Devlet kuşu yine gelir. Yine başımıza konarsa sevgili, geri gelir, bizimle hemdem olur, vuslatına erişiriz.
Gözde, onun kudumuna saçacak inci ve mücevher kalmadı ama kanlar yutar da yine mücevherler saçmaya çalışır!
Dün gece dedim ki: Lal dudağı acaba bana bir çare bulur mu ki? Gayb hatifi seslendi.
Evet bulur!
Kimse ona derdimizden bahsedemez. Meğer ki sabah rüzgârı geçerken kulağına fısıldasın.
Alıcı bir doğan olan bakışımı bir sülün sevgiliye uçurdum. Belki bahtım yardım eder de onu geriye çağırır., belki o da sülünü avlar da bana getirir!
Şehir, âşıklardan hali, belki bir yandan birisi çıkar da bir iş görür.
Nerde bu kerem sahibi ki bir dertli, onun neşe meclisinden bir yudumcuk şarap içerek sersemliğini gidersin?
Ya sevgili vefakârlıkta bulunsun, ya vuslat haberi gelsin, yahut da rakibin ölümünü duyayım. Acaba felek bu iki üç işten birisini yapar mı?
Hâfız, onun kapısından ayrılmazsan elbette bir gün bir köşeden zuhur eder.
Tâyir-i devlet eğer bâz guzâri bikuned
Yâr bâz âmed-u bâ vaşl karâri bikuned
189‏

طاير دولت اگر باز گذاری بکند
يار بازآيد و با وصل قراری بکند

ديده را دستگه در و گهر گر چه نماند
بخورد خونی و تدبير نثاری بکند

دوش گفتم بکند لعل لبش چاره من
هاتف غيب ندا داد که آری بکند

کس نيارد بر او دم زند از قصه ما
مگرش باد صبا گوش گذاری بکند

داده‌ام باز نظر را به تذروی پرواز
بازخواند مگرش نقش و شکاری بکند

شهر خاليست ز عشاق بود کز طرفی
مردی از خويش برون آيد و کاری بکند

کو کريمی که ز بزم طربش غمزده‌ای
جرعه‌ای درکشد و دفع خماری بکند

يا وفا يا خبر وصل تو يا مرگ رقيب
بود آيا که فلک زين دو سه کاری بکند

حافظا گر نروی از در او هم روزی
گذری بر سرت از گوشه کناری بکند
‏**
MİSKLER KOKAN KALEMİNİN BİZİ ANDIĞI GÜN İKİ YÜZ KUL AZAT ETMİŞ KADAR ECRE NAİL OLURSUN.

217.
Miskler kokan kaleminin bizi andığı gün iki yüz kul azat etmiş kadar ecre nail olursun.
Allah selametler versin, Selma’nın habercisi o sevgiliden bize bir selamet haberi getirirse ne olur?
Bir sına da bak, benim gibi bir harap kişiyi Lutfunla mamur edersen sana ne kadar murat hazinesi verirler !
Yarabbi, o şirin padişahın gönlüne bir ilham ver de merhamet etsin, Ferhad’a bir uğrasın.
Padişaha, ömrünün bir anında adalette bulunmak, yüzyıl ibadet etmekten yeğdir.
Nazındaki işve, beni benden aldı; bundan sonra bakalım daha ne hakimane tedbirlerde bulunacak, daha neler yapacak ?
Senin temiz yaratılışını övmemize hacet yok. Gelini bezeyen, Tanrı vergisi güzelliğe ne ilâve edebilir ki?
Şîraz’da maksadımıza erişemedik. Hâfız’ın Bağdad’a hareket edeceği gün, ne kutlu bir gün olacak!
Kilk-i muşkin-i tu rüzi ki zimâ yâd kuned
Bibered ecr-u duşed bende ki âzâd kuned
190‏

کلک مشکين تو روزی که ز ما ياد کند
ببرد اجر دو صد بنده که آزاد کند

قاصد منزل سلمی که سلامت بادش
چه شود گر به سلامی دل ما شاد کند

امتحان کن که بسی گنج مرادت بدهند
گر خرابی چو مرا لطف تو آباد کند

يا رب اندر دل آن خسرو شيرين انداز
که به رحمت گذری بر سر فرهاد کند

شاه را به بود از طاعت صدساله و زهد
قدر يک ساعته عمری که در او داد کند

حاليا عشوه ناز تو ز بنيادم برد
تا دگرباره حکيمانه چه بنياد کند

گوهر پاک تو از مدحت ما مستغنيست
فکر مشاطه چه با حسن خداداد کند

ره نبرديم به مقصود خود اندر شيراز
خرم آن روز که حافظ ره بغداد کند

**
SEVGİLİYE “AĞZIN, DUDAĞIN BENİ NE VAKİT MURADIMA NAİL EDECEK?” DEDİM.

218. *
Sevgiliye “ağzın, dudağın beni ne vakit muradıma nail edecek?” dedim.
“Baş üstüne., sen ne dersen öyle olsun” dedi.
Dedim ki:
Dudağın Mısır haracını istemekte.
Dedi ki:
Bu alışverişte bulunanlar, ziyan etmezler.
Dedim ki:
Ağzın bir noktadan ibaret, bu noktanın sırrını kim bildi?
Dedi ki:
Bu öyle bir hikâye ki ancak nükte bilenlerle konuşulabilir.
Dedim ki:
Puta tapma, Tanrı’yle düş kalk.
Dedi ki:
Aşk yurdunda bunu da yaparlar, onu da.
Dedim ki:
Meyhane sevdası, gönülden gamı da giderir, gussayı da.
Dedi ki: Bu gönül yapanlara ne mutlu.
Dedim ki:
Şarap içmek ve hırka giymek birbirine zıt. Sofilik yolunda şarap içilmez. ‘
Dedi ki:
Bunu Pîr-i Mugânın mezhebinde hoş görürler.
Dedim ki:
Tatlı dudaklı dilberlerin lâl dudaklarından ihtiyar kişiye ne fayda!
Dedi ki: Şeker gibi bir öpücük verirlerse adamı gençleştirirler.
Dedim ki:
Hace ne vakit gerdeğe girecek?
Dedi ki:
Müşteri ile ay kıran edince.
Dedim ki:
Senin devletine dua etmek Hâfız’ın virdi.
Dedi ki:
Bu duayı yedi kat gökteki melekler de edip dururlar!
Güftem kiyem dehân-u lebet kâmran kuned
Guftâ beçeşm her çi tu güyi çunan kuned
غزل 198‏

گفتم کی ام دهان و لبت کامران کنند‏
گفتا به چشم هر چه تو گويی چنان کنند

گفتم خراج مصر طلب می‌کند لبت
گفتا در اين معامله کمتر زيان کنند

گفتم به نقطه دهنت خود که برد راه
گفت اين حکايتيست که با نکته دان کنند

گفتم صنم پرست مشو با صمد نشين
گفتا به کوی عشق هم اين و هم آن کنند

گفتم هوای ميکده غم می‌برد ز دل
گفتا خوش آن کسان که دلی شادمان کنند

گفتم شراب و خرقه نه آيين مذهب است
گفت اين عمل به مذهب پير مغان کنند

گفتم ز لعل نوش لبان پير را چه سود
گفتا به بوسه شکرينش جوان کنند

گفتم که خواجه کی به سر حجله می‌رود
گفت آن زمان که مشتری و مه قران کنند‏

گفتم دعای دولت او ورد حافظ است
گفت اين دعا ملايک هفت آسمان کنند
**
SEN İSTER HOŞ GÖR, İSTER KINA, BİZ KENDİNİ BEĞENEN ŞEYHE İNANMAYIZ VESSELÂM!

219.
Ey fıstığa benzeyen ağzı, şekere ait sözlere gülen, o sözlerle istihza eden sevgili. Tanrı hakkıyçin bir kerecik tatlı tatlı gül., müştakim o gülmeye.
Tuba’nın ne haddi var ki boyundan bahsetsin! Bu sözü geçiyorum, çünkü lâf uzar gider.
Gözlerinden kanlı ırmaklar akmamasını istiyorsan el oğlanlarının sohbetinden vefa umma, bu vefaya gönül verme!
Sen ister hoş gör, ister kına, biz kendini beğenen şeyhe inanmayız vesselâm!
Gönlü, bu bağla bağlanmayan, nasıl olur da benim halimdeki perişanlığı anlar?
İştiyak ateşi kızıştı, nerde o selvi boylu güzel? Gelsin de canımı yüzündeki ateşe üzerlik tohumu gibi atıvereyim!
Sevgilimiz şeker gibi gülerek söze başlayınca sen kim oluyorsun a fıstık? Tanrı için olsun âlemi kendine güldürme, kendini rüsvay etme!
Hâfız, güzellerin göz ucıyle bakışlarından bir türlü geçemiyorsun. Yurdun neresi, biliyor musun? Harezm mi Hucend mi?
Ey piste-i tu hande zede berhadis-i kand
Muştâkem ezberây-ı Huda yek şeker bihand
180‏

ای پسته تو خنده زده بر حديث قند
مشتاقم از برای خدا يک شکر بخند

طوبی ز قامت تو نيارد که دم زند
زين قصه بگذرم که سخن می‌شود بلند

خواهی که برنخيزدت از ديده رود خون
دل در وفای صحبت رود کسان مبند

گر جلوه می‌نمايی و گر طعنه می‌زنی
ما نيستيم معتقد شيخ خودپسند

ز آشفتگی حال من آگاه کی شود
آن را که دل نگشت گرفتار اين کمند

بازار شوق گرم شد آن سروقد کجاست
تا جان خود بر آتش رويش کنم سپند

جايی که يار ما به شکرخنده دم زند
ای پسته کيستی تو خدا را به خود مخند

حافظ چو ترک غمزه ترکان نمی‌کنی
دانی کجاست جای تو خوارزم يا خجند
**
AŞK HARİMİNİN EŞİĞİ AKILDAN ÇOK ÜSTÜNDÜR. O EŞİĞİ, CANINI ELİNE ALAN KİŞİ ÖPEBİLİR

220 •
Hatırı perişan olmayan ve nazlı bir sevgiliye malik bulunan kişiye kutluluk hemdemdir, devlet yar.
Aşk hariminin eşiği akıldan çok üstündür. O eşiği, canını eline alan kişi öpebilir.
Tatlı ve küçücük ağzı, olsa olsa Süleyman mührü olacak, lâl mührünün nakşıyle bütün cihanı hükmü altına almış.
Lal dudak ve misk gibi bıyık. Güzellerde o varsa bu yoktur, bu varsa o yok. Kurban olayım sevgilime, güzelliği noksansız, o da var bu da.
Ey devletli, arık ve yoksul kişileri hor görme. Yollarda düşüp kalkan yoksul, işret meclisinin baş köşesinde oturur.
Yeryüzünde oldukça, kudret ve kuvveti fırsat bil. Devranın, yer altında nice kudretsizlikleri, nice acizleri var:
Dertlilerin duaları candan da belâyı giderir, tenden de. Başak toplayandan ar eden harmanın kim hayırını gördü ki?
Seher yeli, yüzlerce Cemşit ve Keyhusrev’i aşağılık bir kul olarak kullanan o güzeller padişahına aşkımdan bir bahset.
Eğer ben Hâfız gibi müflis âşık istemem derse de ki:
Sultanların yoksullarla düşüp kalkması âdettir!
Her an kö hâtır-ı mecmü’-u yâr-ı nazenin dâred
Sa’âdet hemdem-i o keşt-u devlet hemnişin dâred
121‏

هر آن کو خاطر مجموع و يار نازنين دارد
سعادت همدم او گشت و دولت همنشين دارد

حريم عشق را درگه بسی بالاتر از عقل است
کسی آن آستان بوسد که جان در آستين دارد

دهان تنگ شيرينش مگر ملک سليمان است
که نقش خاتم لعلش جهان زير نگين دارد

لب لعل و خط مشکين چو آنش هست و اينش هست
بنازم دلبر خود را که حسنش آن و اين دارد

به خواری منگر ای منعم ضعيفان و نحيفان را
که صدر مجلس عشرت گدای رهنشين دارد

چو بر روی زمين باشی توانايی غنيمت دان
که دوران ناتوانی‌ها بسی زير زمين دارد

بلاگردان جان و تن دعای مستمندان است
که بيند خير از آن خرمن که ننگ از خوشه چين دارد

صبا از عشق من رمزی بگو با آن شه خوبان
که صد جمشيد و کيخسرو غلام کمترين دارد

و گر گويد نمی‌خواهم چو حافظ عاشق مفلس
بگوييدش که سلطانی گدايی همنشين دارد

**
EŞİK GİBİ BAŞI, DAİMA BU KAPIDA OLAN AYAĞINI ÖPMEK DEVLETİNE ERİŞİR.

221.
Sevgilinin güzelliğini, başını, gözünü daima seyreden kişi, muhakkak görgüsünden faydalanır, nasibini alır.
Kalem gibi itaat başımızı fermanına koyduk, hükmünden baş kaldırmayız. Meğer ki kılıçla başımızı uçura.
Mum gibi kılıcınızı altında daima bir başka başı olan, bir başı kesildikçe öbür başım kılıcının altına koyan kişi, vuslatının fermanını elde eder elbet.
Eşik gibi başı, daima bu kapıda olan ayağını öpmek devletine erişir.
Kuru zabitlikten usandım artık, Nerde saf şarap? Dimağım, daima şarap kokusuyla ter ü taze bir hale gelir.
Şaraptan hiç bir fayda elde edemediysen hiç olmazsa bir an olsun seni akıl vesvesesinden de habersiz bir hale getirmiyor mu ve bu kâfi değil mi ki?
Takva yolundan bir adım bile çıkmayan kişi, bundan böyle meyhaneye varmak üzere sefere düştü:
Hâfız’ın ciğerinde, lâle gibi bir sevgi dağı var. Bu dağ, nihayet onun kırık gönlünü toprağa götürecektir:
Kesi ki husn-u hattı dost der nazar dâred
Muhakkakest ki o hâsıl-ı basar dâred
116‏

کسی که حسن و خط دوست در نظر دارد
محقق است که او حاصل بصر دارد

چو خامه در ره فرمان او سر طاعت
نهاده‌ايم مگر او به تيغ بردارد

کسی به وصل تو چون شمع يافت پروانه
که زير تيغ تو هر دم سری دگر دارد

به پای بوس تو دست کسی رسيد که او
چو آستانه بدين در هميشه سر دارد

ز زهد خشک ملولم کجاست باده ناب
که بوی باده مدامم دماغ تر دارد

ز باده هيچت اگر نيست اين نه بس که تو را
دمی ز وسوسه عقل بی‌خبر دارد

کسی که از ره تقوا قدم برون ننهاد
به عزم ميکده اکنون ره سفر دارد

دل شکسته حافظ به خاک خواهد برد
چو لاله داغ هوايی که بر جگر دارد

**
MİSK ITIR BİLE SÜMBÜL SAÇLARINA HASET EDEN SEVGİLİ, YİNE ÂŞIKLARA NAZLANMAKTA, ONLARI AZARLAMAKTA.

222 •
Misk ıtır bile sümbül saçlarına haset eden sevgili, yine âşıklara nazlanmakta, onları azarlamakta.
Şehidinin başucundan yel gibi geçip gitmekte. Ne çare? O, bir ömür., elbette çabucak gelip gidecek.
Zülfünün ardından ay ve güneş gibi görünen yüzü, bulut altındaki güneş.
O usul boylu selviye benzeyen boyuna tazeden tazeye su versin diye gözüm, göz yaşlarını her yana akıttı.
Şuh bakışın, hata ederek kanımı dökmekte.. fırsatı elden kaçırmasın; tam doğru bir fikre sahip:
Abıhayat, sevgilinin dudağındaki bu neşeyse bu feyizse Hızır’ın elde ettiği, apaşikâr ki bir seraptan ibaretmiş.
Mahmur gözün, gönlümden ciğerimi istemekte, sarhoş bir Türk.. Galiba canı kebap istiyor.
Hasta canımda öyle bir liyakat yok ki gelip halini, hatırını sorasın. Ne hoş hastadır o hasta ki sevgili, o dilemeden gelir, hatırını sorar, onunla konuşup görüşür:
Sarhoş gözünün her bucakta bir harap sarhoşu varken hiç Hâfız’ın hasta gönlüne bakar mı? Ne gezer?
An ki ez sunbul-i o ğâliye tâbi dâred
Bâz bâdilşudegan nâz-u itâbi dâred
124‏

آن که از سنبل او غاليه تابی دارد
باز با دلشدگان ناز و عتابی دارد

از سر کشته خود می‌گذری همچون باد
چه توان کرد که عمر است و شتابی دارد

ماه خورشيد نمايش ز پس پرده زلف
آفتابيست که در پيش سحابی دارد

چشم من کرد به هر گوشه روان سيل سرشک
تا سهی سرو تو را تازه‌تر آبی دارد

غمزه شوخ تو خونم به خطا می‌ريزد
فرصتش باد که خوش فکر صوابی دارد

آب حيوان اگر اين است که دارد لب دوست
روشن است اين که خضر بهره سرابی دارد

چشم مخمور تو دارد ز دلم قصد جگر
ترک مست است مگر ميل کبابی دارد

جان بيمار مرا نيست ز تو روی سال
ای خوش آن خسته که از دوست جوابی دارد

کی کند سوی دل خسته حافظ نظری
چشم مستش که به هر گوشه خرابی دارد
‏**
TORTULU ŞARAP İÇEN PÎRİMİZİN NE ALTINI VAR, NE GÜCÜ, KUVVETİ. FAKAT İHSAN SAHİBİ, SUÇLARI ÖRTÜCÜ BİR TANRI’SI VAR YA.

223.
Âlemden âşıkların feryadı eksik olmasın. Onların feryadında güzel bir ahenk, ferah verici tur hava var.
Tortulu şarap içen Pîrimizin ne altını var, ne gücü, kuvveti. Fakat ihsan sahibi, suçları örtücü bir Tanrı’sı var ya.
Gönlümü hoş tut. Bu şekere tapan sinek, senin sevgine düşeli hüma kudretini kazandı!
Padişahın yoksul bir komşusu olsa da onun halini, hatırını sorsa bu adalete sığmaz bir şey değil ki.
Doktorlara kanlı gözyaşlarımı gösterdim.
Dediler ki:
Aşk derdi, ciğerler yakan bir devası var.
Gamzeden cefa etmeyi öğrenme. Çünkü aşk mezhebinde her amelin bir ecri, her işin bir karşılığı vardır.
O şaraba tapan gâvur oğlanı ne güzel de dedi:
Safalı, neşeli kişinin cemali şevkine iç!
Padişahım, kapında oturan Hâfız Fatiha okudu, senin de bir “Amin” demeni istiyor.
Mutrıb-ı ışk ‘aceb sâz-u nevâyi dâred
Nakş-ı her nagme-ki zed rah becâyi dâred
123‏

مطرب عشق عجب ساز و نوايی دارد
نقش هر نغمه که زد راه به جايی دارد

عالم از ناله عشاق مبادا خالی
که خوش آهنگ و فرح بخش هوايی دارد

پير دردی کش ما گر چه ندارد زر و زور
خوش عطابخش و خطاپوش خدايی دارد

محترم دار دلم کاين مگس قندپرست
تا هواخواه تو شد فر همايی دارد

از عدالت نبود دور گرش پرسد حال
پادشاهی که به همسايه گدايی دارد

اشک خونين بنمودم به طبيبان گفتند
درد عشق است و جگرسوز دوايی دارد

ستم از غمزه مياموز که در مذهب عشق
هر عمل اجری و هر کرده جزايی دارد

نغز گفت آن بت ترسابچه باده پرست
شادی روی کسی خور که صفايی دارد

خسروا حافظ درگاه نشين فاتحه خواند
و از زبان تو تمنای دعايی دارد
**
HIZIR’IN HAYAT BULDUĞU SUYU MEYHANEDE ARA, O SU, KADEHTEDİR.

224•
Kimin elinde kadeh varsa Cem saltanatına daima sahiptir.
Hızır’ın hayat bulduğu suyu meyhanede ara, o su, kadehtedir.
Şaraba canını bile değiş, ömrün düzeni, ancak şarapladır.
Biz şaraba düşkünüz, zahitler takvaya., bakalım sevgili, hangisine meyledecek, onca hangisi makbul olacak?
Sâki, zemanede dudağından başka muradına erişmiş kimse yok.
Nergis, bütün bu sarhoşluk şivelerini senin güzel gözünden ödünç almada.
Gönlümün sabah, akşam virdi, yanağını, zülfünü anmak.
Lâl dudağın, dertlilerin yarasına tuz ekip durmakta.
Ey can, güzelliğinin, çene çukurunda Hâfız gibi yüzlerce kulu, kölesi var!
An kes ki be dest cam dâred
Sultâni-i Cem mudâm dâred
118‏

آن کس که به دست جام دارد
سلطانی جم مدام دارد

آبی که خضر حيات از او يافت
در ميکده جو که جام دارد

سررشته جان به جام بگذار
کاين رشته از او نظام دارد

ما و می و زاهدان و تقوا
تا يار سر کدام دارد

بيرون ز لب تو ساقيا نيست
در دور کسی که کام دارد

نرگس همه شيوه‌های مستی
از چشم خوشت به وام دارد

ذکر رخ و زلف تو دلم را
ورديست که صبح و شام دارد

بر سينه ريش دردمندان
لعلت نمکی تمام دارد

در چاه ذقن چو حافظ ای جان
حسن تو دو صد غلام دارد
**
AŞKININ ATEŞİNDEN KORKTUM, YANMASIN DİYE KANLI GÖNLÜMÜ SALIVERDİM. FAKAT YARALI GÖNÜL, KANLAR SAÇA SAÇA YİNE O YOLA YÖNELDİ, YİNE O İZİ İZLEDİ.

225. •
Seher çağında sabah rüzgârı, sevgilinin zülfünden bir koku getirmekte: Getirdiği o koku ile divane gönlümüzü yeniden aşka salmaktaydı,
Ben o selviyi göz bahçesinden kopardım, görmek istemem artık! Çünkü gamiyle açılan her çiçek, gönüle ancak mihnet vermekteydi.
Köşkünün damından baktım, apaçık gördüm. Ay ışığı bile o güneşin güzelliğinden utanıyor, yüzünü duvara çeviriyordu.
Aşkının ateşinden korktum, yanmasın diye kanlı gönlümü salıverdim. Fakat yaralı gönül, kanlar saça saça yine o yola yöneldi, yine o izi izledi.
Çalgıcının ve sâkinin sözüne uyup vakitli vakitsiz dışarı çıkıyor, sevgiliden gelecek bir müjdeci gözlüyordum. Çünkü bu aşılmaz yoldan pek güç haber gelmekteydi.
Sevgilinin vergisi, baştan başa lütuf, baştan başa ihsan, ister tespih çekmemi buyursun ister bana zünnar versin!
Tanrı yarlıgasın, kaş çatışı, beni halsiz bıraktı ama işvelerle de bu hastanın baş ucuna gelip müjdelerde bulundu.
Dün gece Hâfız’ı şarapla, kadehle gördüm de şaşırdım. Fakat menedemedim., çünkü sofi gibi o da gizlice içiyordu.
Sabâ vakt-i seher büyi zi zulf-i yâr miâverd
Dil-i şüride-i mârâ bebü der kâr miyârd
146‏

صبا وقت سحر بويی ز زلف يار می‌آورد
دل شوريده ما را به بو در کار می‌آورد

من آن شکل صنوبر را ز باغ ديده برکندم
که هر گل کز غمش بشکفت محنت بار می‌آورد

فروغ ماه می‌ديدم ز بام قصر او روشن
که رو از شرم آن خورشيد در ديوار می‌آورد

ز بيم غارت عشقش دل پرخون رها کردم
ولی می‌ريخت خون و ره بدان هنجار می‌آورد

به قول مطرب و ساقی برون رفتم گه و بی‌گه
کز آن راه گران قاصد خبر دشوار می‌آورد

سراسر بخشش جانان طريق لطف و احسان بود
اگر تسبيح می‌فرمود اگر زنار می‌آورد

عفاالله چين ابرويش اگر چه ناتوانم کرد
به عشوه هم پيامی بر سر بيمار می‌آورد

عجب می‌داشتم ديشب ز حافظ جام و پيمانه
ولی منعش نمی‌کردم که صوفی وار می‌آورد

**
GEL GEL, SEN CENNET HURİSİSİN VE RIDVAN, SENİ BU KULUN GÖNLÜ İÇİN BU DÜNYAYA GETİRDİ.

226. *
Seher yeli, dün gece mihnet ve gam günlerinin artık geçmek üzere bulunduğunu bildirdi, beni âgâh etti.
Seher yelinin bu müjdesine karşılık sabah şarabı içenlere yeni, yakası yırtılmış elbisemizi verelim!
Gel gel, sen cennet hurisisin ve Rıdvan, seni bu kulun gönlü için bu dünyaya getirdi.
Şiraz’a bahtımızın inayetiyle yoldaş olup gidelim. Bahtımızın bize verdiği bu yoldaş ne güzel yoldaş!
Hatırımızı yapmaya bak. Çünkü bu yumuşak keçe külah, nice Padişah taçlarını kırdı geçirdi!
O göçebe ve aya benzer güzelin yanağım hatırlayınca gönül, ay otağına ne feryatlar saldı bilsen!
Hâfız, o Padişahlar padişahının eşiğine sığınalı sancağını, gök kubbeye yüceltti.
Nesim-i bâd-ı sabâ döşem âgehi âverd
Ki rüz-ı mihnet-u ğam rü bekûtehi âverd
147‏

نسيم باد صبا دوشم آگهی آورد
که روز محنت و غم رو به کوتهی آورد

به مطربان صبوحی دهيم جامه چاک
بدين نويد که باد سحرگهی آورد

بيا بيا که تو حور بهشت را رضوان
در اين جهان ز برای دل رهی آورد

همی‌رويم به شيراز با عنايت بخت
زهی رفيق که بختم به همرهی آورد

به جبر خاطر ما کوش کاين کلاه نمد
بسا شکست که با افسر شهی آورد

چه ناله‌ها که رسيد از دلم به خرمن ماه
چو ياد عارض آن ماه خرگهی آورد

رساند رايت منصور بر فلک حافظ
که التجا به جناب شهنشهی آورد

**
SEVGİLİNİN ZÜLFÜNE AİT ŞU SONU GELMEYEN SÖZLER YOK MU? BİNLERCE SIR İÇİNDE SÖZE DÜŞEBİLEN, SÖYLENEBİLEN ANCAK BİR HARFTEN İBARET!

227. •
Dün gece vezirden muştucu geldi: Süleyman’dan işret etmeye ferman çıktı.
Vücudumuzun toprağını göz yaşıyle balçık haline getir., yıkık gönül sarayını tamir etmek zamanı gelip çattı.
Sevgilinin zülfüne ait şu sonu gelmeyen sözler yok mu? Binlerce sır içinde söze düşebilen, söylenebilen ancak bir harften ibaret!
Aman ey şaraba bulanmış hırkam, ayıbımı ört, o eteği temiz sevgili ziyarete geldi.
Meclisi aydınlatan sevgili, başköşeye geçip kuruldu. Bugün artık güzellerin hepsinin değeri, hepsinin yeri belli olur, meydana çıkar.
Himmete bak! Bir karıncacık, horluğuna, hakirliğine bakmadan tacı, gökyüzünün yüceliği olan Cem’in tahtına geldi, Süleyman’la konuşup görüştü.
Gönül, sevgilinin şuh gözlerinden imanını koru. Çünkü o okçu sihirbaz yağma için geldi.
Hâfız, sen yoksulluğa bulanmışsın, Padişahtan bir feyz iste. Çünkü o cömertlik unsuru herkesi yokluktan yoksulluktan ayırtmak için geldi.
Padişahın meclisi denizdir. Fırsatı ganimet bil. Ey ziyanlara gark olan, aklını başına al, ticaret zamanı erişti.
Döş ez cenâb-ı Asaf peyk-i beşaret âmed
Kez hazret-i Süleyman ‘işret işâret âmed
171‏

دوش از جناب آصف پيک بشارت آمد
کز حضرت سليمان عشرت اشارت آمد

خاک وجود ما را از آب ديده گل کن
ويرانسرای دل را گاه عمارت آمد

اين شرح بی‌نهايت کز زلف يار گفتند
حرفيست از هزاران کاندر عبارت آمد

عيبم بپوش زنهار ای خرقه می آلود
کان پاک پاکدامن بهر زيارت آمد

امروز جای هر کس پيدا شود ز خوبان
کان ماه مجلس افروز اندر صدارت آمد

بر تخت جم که تاجش معراج آسمان است
همت نگر که موری با آن حقارت آمد

از چشم شوخش ای دل ايمان خود نگه دار
کان جادوی کمانکش بر عزم غارت آمد

آلوده‌ای تو حافظ فيضی ز شاه درخواه
کان عنصر سماحت بهر طهارت آمد

درياست مجلس او درياب وقت و در ياب
هان ای زيان رسيده وقت تجارت آمد
‏**
NERDE BİR ÂRİF Kİ SUSANIN DİLİNİ ANLASIN DA SORSUN: NİÇİN GİTTİ, MADEM Kİ GİTTİ, SONRA NEYE GELDİ?

228. •
Müjde ey gönül, yine sabah rüzgârı geldi. Hoş haberler getiren Hüdhüd, Sebâ’dan erişti.
Ey bülbül, yine Davut nağmelerine başla… Süleyman’a benzeyen gül yine havadan gelip yetişti.
Nerde bir ârif ki susanın dilini anlasın da sorsun:
Niçin gitti, madem ki gitti, sonra neye geldi?
Tanrı ihsanı olan şu bahtımın lûtfuna bak. Adamlık etti, keremler eyledi de o ay yüzlü güzelim, vefakârlık ederek yine geldi.
Lâle, bülbülden tatlı şarap kokusu aldı, gönlü dağıldı, deva ümidiyle gelip şaraba sarıldı.
Kulağıma çan sesleri gelinceye kadar gözüm, bu kafilenin yoluna dikilmiş, kalmıştı.
Hâfız eziyet kapısını çaldı, ahdinden döndü; fakat sevgilinin lûtfuna bak; o, yine kerem etti, kapımızdan girdi!
Müjde ey dil ki diğer bâd ı sabâ bâz âmed
Hudhud-i hoşhaber ez tarf-ı Sebâ bâz âmed
174‏

مژده ای دل که دگر باد صبا بازآمد
هدهد خوش خبر از طرف سبا بازآمد

برکش ای مرغ سحر نغمه داوودی باز
که سليمان گل از باد هوا بازآمد

عارفی کو که کند فهم زبان سوسن
تا بپرسد که چرا رفت و چرا بازآمد

مردمی کرد و کرم لطف خداداد به من
کان بت ماه رخ از راه وفا بازآمد

لاله بوی می نوشين بشنيد از دم صبح
داغ دل بود به اميد دوا بازآمد

چشم من در ره اين قافله راه بماند
تا به گوش دلم آواز درا بازآمد

گر چه حافظ در رنجش زد و پيمان بشکست
لطف او بين که به لطف از در ما بازآمد **
**
TENİN, DOKTORLARIN NAZINA NİYAZ ETMESİN, DOKTORLARA MUHTAÇ OLMASIN… NAZİK VÜCUDUN HASTALIKLARDAN İNCİNMESİN.

229. *
Tenin, doktorların nazına niyaz etmesin, doktorlara muhtaç olmasın… nazik vücudun hastalıklardan incinmesin.
Bütün âlemin selâmeti, senin selâmetinledir. Hiç bir rahatsızlığa düşme, hiç bir suretle dertlenme.
Suret güzelliği de sıhhatine bağlı, mana güzelliği de. Zâhirin solmasın, bâtının kaygı nedir, bilmesin.
Güz mevsimi, bu bahçeye yağmaya gelince dilerim, senin uzun boylu selviye benzer uzun boyuna yol bulmasın.
Bir yerde güzelliğin cilvelenmeye başladı mı kem gözlülerde, kötülük isteyen kişilerde kınama kudreti kalmasın.
Ay gibi yüzüne kim kem nazarla bakarsa canı, gam ateşine üzerlik olsun, cayır cayır yansın!
Şifa, Hâfız’ın şeker saçan sözlerindedir. O sözlerde şifa ara da gül suyu ile şekere muhtaç olma.
Tenet be nâz-ı tabibân niyâzmend mebâd
Vucüd-i nâzuket azurde-i gezend mebâd
106‏

تنت به ناز طبيبان نيازمند مباد
وجود نازکت آزرده گزند مباد

سلامت همه آفاق در سلامت توست
به هيچ عارضه شخص تو دردمند مباد

جمال صورت و معنی ز امن صحت توست
که ظاهرت دژم و باطنت نژند مباد

در اين چمن چو درآيد خزان به يغمايی
رهش به سرو سهی قامت بلند مباد

در آن بساط که حسن تو جلوه آغازد
مجال طعنه بدبين و بدپسند مباد

هر آن که روی چو ماهت به چشم بد بيند
بر آتش تو بجز جان او سپند مباد

شفا ز گفته شکرفشان حافظ جوی
که حاجتت به علاج گلاب و قند مباد

**
SEVGİLİNİN YÜZÜ OLMADIKÇA GÜL NEYE YARAR? ŞARAPSIZ BAHAR HOŞ DEĞİLDİR.

230. •
Sevgilinin yüzü olmadıkça gül neye yarar? Şarapsız bahar hoş değildir.
Lâle yanaklı bir dilber yoksa çayır, çimen, bağ, bahçe hiç bir şeye yaramaz.
Bülbülün sesi olmadıkça selvinin raksı, gülün alımı nedir ki?
Şeker dudaklı, gül endamlı sevgili de öpülüp koçulmadıkça hoşça gitmez.
Aklın eli, sevgilinin nakşından başka ne nakış yaparsa yapsın, hiçtir.
Hâfız, can hor, hakir bir akçeden ibarettir. Sevgiliye saçmaya yaramaz bile!
Gul bı ruh-ı yâr hoş nebâşed
Bı bade behâr hoş nebâşed
163‏

گل بی رخ يار خوش نباشد
بی باده بهار خوش نباشد

طرف چمن و طواف بستان
بی لاله عذار خوش نباشد

رقصيدن سرو و حالت گل
بی صوت هزار خوش نباشد

با يار شکرلب گل اندام
بی بوس و کنار خوش نباشد

هر نقش که دست عقل بندد
جز نقش نگار خوش نباشد

جان نقد محقر است حافظ
از بهر نثار خوش نباشد
**
ŞARAP İÇ, GÖNÜL DERDİNİ HATIRDAN ÇIKAR.

231. •
Dün, Allah hayrını versin,’ şarap satan Pîr dedi ki:
Şarap iç, gönül derdini hatırdan çıkar.
Şarap, adımı sanımı yele veriyor dedim.
Dedi ki:
Sen, benim sözümü tut; ne olursa olsun!
Kâr da elden çıkacak, zarar da, sermaye de, bu alışveriş için kederlenme, boş ver!
Süleyman tahtının bile yele gittiği bir yerde sen bir hiçe gönül korsan eline yel geçer, yel!
Hâfız, eğer hâkimlerin öğütünden usandıysan hikâyeyi kısa keselim, ömrün uzun olsun, eyvallah!
Di Pîr-i mey-furüş ki zikreş be hayr bâd
Guftâ şerâb nuş-u ğam-ı dil biber ziyâd
100‏

دی پير می فروش که ذکرش به خير باد
گفتا شراب نوش و غم دل ببر ز ياد

گفتم به باد می‌دهدم باده نام و ننگ
گفتا قبول کن سخن و هر چه باد باد

سود و زيان و مايه چو خواهد شدن ز دست
از بهر اين معامله غمگين مباش و شاد

بادت به دست باشد اگر دل نهی به هيچ
در معرضی که تخت سليمان رود به باد

حافظ گرت ز پند حکيمان ملالت است
کوته کنيم قصه که عمرت دراز باد
**
NİCE ZAMAN OLDU, SEVGİLİ, BİR HABER BİLE GÖNDERMEDİ, BİR ŞEY YAZMADI, NE SELÂMI GELDİR NE KELÂMI VAR!

232. •
Nice zaman oldu, sevgili, bir haber bile göndermedi, bir şey yazmadı, ne selâmı geldir ne kelâmı var!
Yüz mektup yolladım. O gençler padişahı ne bir haberci koşturdu, ne bir selâm yolladı!
Vahşilere dönmüşüm, aklım kaçıp gitmiş, öyle olduğu halde bu âşıkına keklik gibi salınan bir muştucu bile yollamadı gitti.
Gönül kuşumun elden çıkacağını bildi de o müselsel yazısıyle bir tuzak olsun göndermedi.
Ah o sarhoş ve şeker dudaklı sâki, mahmurluğumu bildi de bir kadeh bile lütfetmedi.
O kadar kerametlerden, makamlardan bahsedip durdum da hiç bir makamdan bana bir haber göndermedi, hiç bir suretle sözüme aldırış etmedi!
Hâfız, edebini takın. Padişah, kölesine haber göndermezse neden göndermedi, niçin böyle yaptı denemez ki!
Diyrest ki dildâr peyâmi nefurustâd
Nenvişt selâmiyy-u kelâmi nefurustâd
**
109‏

دير است که دلدار پيامی نفرستاد
ننوشت سلامی و کلامی نفرستاد

صد نامه فرستادم و آن شاه سواران
پيکی ندوانيد و سلامی نفرستاد

سوی من وحشی صفت عقل رميده
آهوروشی کبک خرامی نفرستاد

دانست که خواهد شدنم مرغ دل از دست
و از آن خط چون سلسله دامی نفرستاد

فرياد که آن ساقی شکرلب سرمست
دانست که مخمورم و جامی نفرستاد

چندان که زدم لاف کرامات و مقامات
هيچم خبر از هيچ مقامی نفرستاد

حافظ به ادب باش که واخواست نباشد
گر شاه پيامی به غلامی نفرستاد
‏ EY PADİŞAHLAR PADİŞAHI! YALNIZ HAYVANAT, NEBATAT, CEMADAT DEĞİL.., EMR ÂLEMİNDE NE VARSA HEPSİ FERMANINA MUTİ OLSUN!

233. *
Ey padişahlar padişahı, felek topu, çevgânına râm olsun. Salındığın meydan, kevnü mekân fezası olsun, bütün âlem, hükmüne girsin,
Zafer hatununun zülfü, tuğunun perçemine aşık olsun, ebedi fütuhat gözü, senin salınıp yürümene gönül versin!
Utaridin inşası, şevketinin sıfatıdır, ey ulu padişah, Aldı kül, divanının turakeşine kul olsun!
Selvi boyunu gören Tuba hasetlenmekte., ebedi cennet de bağına, bahçene gıptalar etsin!
Yalnız hayvanat, nebatat, cemadat değil.., Emr âleminde ne varsa hepsi fermanına muti olsun!
Husrevâ küy-ı felek der ham-i çevgân-ı tu bad
Sahat-i kevn-u mekân arsa-i meydân-ı tu bâd.

غزل 108‏

خسروا گوی فلک در خم چوگان تو باد
ساحت کون و مکان عرصه ميدان تو باد

زلف خاتون ظفر شيفته پرچم توست
ديده فتح ابد عاشق جولان تو باد

ای که انشا عطارد صفت شوکت توست
عقل کل چاکر طغراکش ديوان تو باد

طيره جلوه طوبی قد چون سرو تو شد
غيرت خلد برين ساحت بستان تو باد

نه به تنها حيوانات و نباتات و جماد
هر چه در عالم امر است به فرمان تو باد
**
SEVGİLİ, YANIMDAN GEÇTİ DE RAKİPLERE DEDİ Kİ: YAZIK, YOKSUL HÂFIZ, NE YAMAN DA CAN VERDİ!

234. *
Dün gece menekşe güle güzel bir nişane verdi de dedi ki: Saçımın büklümleri, cihanda filan güzelin saçlarını andırıyor.
Gönlüm, sır hazinesiydi; kaza eli kapısını kapadı, anahtarını da bir güzele teslim etti.
Sinik bir halde kapına geldim. Doktor,, ilâç olarak lûtfunun mumyasını tavsiye etti.
Kudreti olup bedeni sağ esen, gönlü neşeli olan ve bir kudretsize yardım eden kişinin gönlü neşeli, hatırı hoş olsun!
Yürü ey öğütçü, sen kendini tedavi et. Şarap ve dilber kime ziyan verdi ki ?
Sevgili, yanımdan geçti de rakiplere dedi ki: Yazık, yoksul Hâfız, ne yaman da can verdi!
Benefşe düş be gül guft-u hoş nişani dad
Ki tab-ı men be cihan turra-i fulani dad
113‏

بنفشه دوش به گل گفت و خوش نشانی داد
که تاب من به جهان طره فلانی داد

دلم خزانه اسرار بود و دست قضا
درش ببست و کليدش به دلستانی داد

شکسته وار به درگاهت آمدم که طبيب
به موميايی لطف توام نشانی داد

تنش درست و دلش شاد باد و خاطر خوش
که دست دادش و ياری ناتوانی داد

برو معالجه خود کن ای نصيحتگو
شراب و شاهد شيرين که را زيانی داد

گذشت بر من مسکين و با رقيبان گفت
دريغ حافظ مسکين من چه جانی داد
**
BU KAPIDAN AYRILMAMA İMKÂN YOK. O YÜCE KÖŞKÜN KENARINI NERDEN ÖPECEĞİM?

235. *
Bundan böyle, o salına salına yürüyüşüyle beni kökümden çekip çıkaran yüce boylu selvinin eteğine yapışacağım, el benim, etek onun gayri!
Çalgıya, şaraba hacet yok; yüzünü aç ta cemalinin ateşi, beni üzerlik gibi çıtırdaya çıtırdaya raksa getirsin!
Sevgilinin atının tırnağıyle yerlere yıkılıp toza, toprağa bulanmayan yüz, baht ve gelin odasının aynası olamaz.
Gamının sırlarını söyleyecek, ortalığa yayacağım; ne olursa olsun, daha fazla sabrım yok, ne yapayım? Ne vakte dek ve ne kadar sabredeyim ?
Avcı, o miskler kokan ahumu öldürme sakın., o kara gözlerden utan, kementle bağlama onu!
Bu kapıdan ayrılmama imkân yok. O yüce köşkün kenarını nerden öpeceğim?
Hâfız, o misk kokulu ahudan vazgeçme. Divanenin bağlı kalması daha doğru!
Ba’d ezin dest-i men-u dâmen-i an serv-i bulend
Ki be bâlâ-yı çeman ez bun-u bihem berkend
181‏

بعد از اين دست من و دامن آن سرو بلند
که به بالای چمان از بن و بيخم برکند

حاجت مطرب و می نيست تو برقع بگشا
که به رقص آوردم آتش رويت چو سپند

هيچ رويی نشود آينه حجله بخت
مگر آن روی که مالند در آن سم سمند

گفتم اسرار غمت هر چه بود گو می‌باش
صبر از اين بيش ندارم چه کنم تا کی و چند

مکش آن آهوی مشکين مرا ای صياد
شرم از آن چشم سيه دار و مبندش به کمند

من خاکی که از اين در نتوانم برخاست
از کجا بوسه زنم بر لب آن قصر بلند

باز مستان دل از آن گيسوی مشکين حافظ
زان که ديوانه همان به که بود اندر بند

**
GÜZELLİĞİNİN YÂDI, GÖNLÜMDEN, CANIMDAN ASLA ÇIKMAMAKTA. O SALINA SALINA YÜRÜYEN SELVİ BOYLU KATİYEN HATIRIMDAN GİTMEMEKTE.

236. *
Güzelliğinin yâdı, gönlümden, canımdan asla çıkmamakta. O salına salına yürüyen selvi boylu katiyen hatırımdan gitmemekte.
Ağzının hayali, feleğin cefasıyle, zamanın derdiyle bu başı dönen âşıkın aklından gitmiyor ki.
Gönlüm ezelde zülfünle bağdaştı, ebede kadar bu ahitten dönmez.
Senin gam yükünden başka ne varsa bu yoksul âşıkın gönlünden çıkıyor da, o bir türlü çıkmıyor!
Sevgin, gönülde, canda öyle bir yer tuttu ki başım gitse bu sevgi gitmeyecek.
Gönlüm, güzellerin ardından giderse mazurdur. Ne yapsın? Dertli, elbette derman ardından koşar.
Hâfız gibi serseri olmak istemeyen, güzellere gönül vermesin, onların peşinden koşmasın.
Hergizem nakş-ı tu ez levh-i dil-u can nereved
Hergiz ezyâd-ı men an serv-i hırâman nereved
223‏

هرگزم نقش تو از لوح دل و جان نرود
هرگز از ياد من آن سرو خرامان نرود

از دماغ من سرگشته خيال دهنت
به جفای فلک و غصه دوران نرود

در ازل بست دلم با سر زلفت پيوند
تا ابد سر نکشد و از سر پيمان نرود

هر چه جز بار غمت بر دل مسکين من است
برود از دل من و از دل من آن نرود

آن چنان مهر توام در دل و جان جای گرفت
که اگر سر برود از دل و از جان نرود

گر رود از پی خوبان دل من معذور است
درد دارد چه کند کز پی درمان نرود

هر که خواهد که چو حافظ نشود سرگردان
دل به خوبان ندهد و از پی ايشان نرود
**
DECCAL İŞLERİNİ İŞLEYEN MÜLHİT SOFİ NEREDE? SÖYLE ONA!
YAN, YAKIL, DİNE PENAH OLAN MEHDİ ZUHUR ETTİ!

237. *
Gel, Mansur Padişahın sancağı erişti; fetih ve muştuluk haberi, güneşle aya kadar vardı.
Baht cemali zafer yüzünden nikabı kaldırdı; adaletin kemali, imdat isteyenin feryadına yetişti.
Felek, şimdi güzelce dönecek., ay doğdu. Cihan, şimdi gönlün istediği gibi. Padişah geldi.
Gönül ve bilgi kervanları yol kesicilerden artık emin olabilirler, yol eri erişti.
Mısır azizi, kıskanç kardeşlerinin rağmine kuyudan çıktı, yüce aya kadar yüceldi.
Deccal işlerini işleyen mülhit sofi nerede? Söyle ona!
Yan, yakıl, dine penah olan Mehdi zuhur etti!
Seher yeli, bu aşk gamıyle yanıp yakılan gönülle ah dumanından başıma neler geldi? Sen söyle!
Padişahım, ateş otlara ne yaparsa iştiyakın da bana onu yaptı, başıma o geldi!
Hâfız, uykuya varma. Tanrı’nın kabul tapısına erişenler, gece yarısındaki virtle sabah çağındaki evratla eriştiler.
Biyâ ki ruyet-i Mansûr-ı Pâdşâh resid
Nuvid-i feth-u beşaret bemihr-u mâh resid
242‏

بيا که رايت منصور پادشاه رسيد
نويد فتح و بشارت به مهر و ماه رسيد

جمال بخت ز روی ظفر نقاب انداخت
کمال عدل به فرياد دادخواه رسيد

سپهر دور خوش اکنون کند که ماه آمد
جهان به کام دل اکنون رسد که شاه رسيد

ز قاطعان طريق اين زمان شوند ايمن
قوافل دل و دانش که مرد راه رسيد

عزيز مصر به رغم برادران غيور
ز قعر چاه برآمد به اوج ماه رسيد

کجاست صوفی دجال فعل ملحدشکل
بگو بسوز که مهدی دين پناه رسيد

صبا بگو که چه‌ها بر سرم در اين غم عشق
ز آتش دل سوزان و دود آه رسيد

ز شوق روی تو شاها بدين اسير فراق
همان رسيد کز آتش به برگ کاه رسيد

مرو به خواب که حافظ به بارگاه قبول
ز ورد نيم شب و درس صبحگاه رسيد

**
SEVGİLİ, OLTASIYLE AVLASIN DİYE BALIK GİBİ DENİZLERE DÜŞTÜM.

238. •
Sevgilim, kadehi eline alınca güzellerin revnakını giderir, alışverişlerine kesat verir.
Onun gözünü kim gördüyse dedi ki: Nerde muhtesip? Tutsun şu sarhoşu!
Sevgili, oltasıyle avlasın diye balık gibi denizlere düştüm.
Ağlaya, ağlaya ayaklarına kapandım, elimden tutar mı ki?
Hâfız gibi Elest şarahından bir kadehe malik ninnin ne mutlu gönlüne!
Yarem çu kadeh be dest gired
Bâzâr-ı bütan şikest gired
148‏

يارم چو قدح به دست گيرد
بازار بتان شکست گيرد

هر کس که بديد چشم او گفت
کو محتسبی که مست گيرد

در بحر فتاده‌ام چو ماهی
تا يار مرا به شست گيرد

در پاش فتاده‌ام به زاری
آيا بود آن که دست گيرد

خرم دل آن که همچو حافظ
جامی ز می الست گيرد
‏**
ÂLEMDE DAHA NE ÇENK VARDI, NE REBAP. NE GÜL VARDI, NE ŞARAP!
BENİM VÜCUDUMUN BALÇIĞIYSA GÜL SUYU İLE VE ŞARAPLA YOĞURULMUŞTU.

239. *
Cihan, bayram kaşına hilâlden rastık çekti; bayram hilâli göründü.. sevgilinin kaşlarına bakmak gerek!
Sevgilim, yay kaşlarına rastık çekince boyumu hilâl gibi büktü.
Sabah çağında yüzünde terleyen bıyık ve sakallarının rüzgârı bahçeden geçmiş olmalı ki gül, kokumu duydu da sabah gibi üstündeki elbiseyi yırttı, açıldı.
Âlemde daha ne çenk vardı, ne rebap. Ne gül vardı, ne şarap! Benim vücudumun balçığıysa gül suyu ile ve şarapla yoğurulmuştu.
Gel de gönül derdini söyleyeyim. Çünkü sensiz ne söylemeye kudretim var, ne dinlemeye!
Vuslatının karşılığı can bile olsa satın almaya razıyım. Gözü açık tacir, ne bulursa’ alır.
Akşama benzeyen zülfünün çevresinde ay yüzünü görünce gecem aydınlandı, gündüze döndü.
Canım ağzıma geldi de hâlâ muradıma erişemedim. Ümidim bitti de hâlâ istek bitmedi
Hâfız, yüzünün iştiyakiyle birkaç kelimecik yazdı. Şiirini oku da inci gibi kulağına küpe yap!
Cihan ber ebru-yi îyd ez hilâl vesme keşid
Hilâl-ı ‘îyd der ebrü-yi yâr bâyeddir
238‏

جهان بر ابروی عيد از هلال وسمه کشيد
هلال عيد در ابروی يار بايد ديد

شکسته گشت چو پشت هلال قامت من
کمان ابروی يارم چو وسمه بازکشيد

مگر نسيم خطت صبح در چمن بگذشت
که گل به بوی تو بر تن چو صبح جامه دريد

نبود چنگ و رباب و نبيد و عود که بود
گل وجود من آغشته گلاب و نبيد

بيا که با تو بگويم غم ملالت دل
چرا که بی تو ندارم مجال گفت و شنيد

بهای وصل تو گر جان بود خريدارم
که جنس خوب مبصر به هر چه ديد خريد

چو ماه روی تو در شام زلف می‌ديدم
شبم به روی تو روشن چو روز می‌گرديد

به لب رسيد مرا جان و برنيامد کام
به سر رسيد اميد و طلب به سر نرسيد

ز شوق روی تو حافظ نوشت حرفی چند
بخوان ز نظمش و در گوش کن چو مرواريد
**
ONUN EĞRİ ÇEVGÂNINA TOP OLMAZSA BAŞIMA, BAŞ DEMEM. ZATEN DE BAŞKA NE İŞE YARAR BU BAŞ?

240. *
Sevgilinin seferden geleceği zaman, dertlilerin muradına uyup o dertdaşın geleceği dem, ne mutlu bir zamandır, ne hoş bir demdir!
O tek binici yine gelir diye hayalinin önüne göz atını çektim..
Onun eğri çevgânına top olmazsa başıma, baş demem. Zaten de başka ne işe yarar bu baş?
Bu tarafa yine gelir hevesiyle toz gibi yolunun üstüne oturup kaldım.
Onun iki zülfüyle bir karara bağlanan, o zülüfle bağdaşan gönül, bir daha karar bulmaz, ondan sabır ve karar umma!
Yine ilkbahar gelir ümidiyle bülbüller,, kıştan ne sitemler çektiler!
Takdir nakkaşından ümidim var Hâfız, selvi boylu güzel yine elime girer elbette!
Zihi huceste zemâni ki yâr bâz âyed
Be kâm-ı ğamzedegan ğamgusâr bâz âyed
235‏

زهی خجسته زمانی که يار بازآيد
به کام غمزدگان غمگسار بازآيد

به پيش خيل خيالش کشيدم ابلق چشم
بدان اميد که آن شهسوار بازآيد

اگر نه در خم چوگان او رود سر من
ز سر نگويم و سر خود چه کار بازآيد

مقيم بر سر راهش نشسته‌ام چون گرد
بدان هوس که بدين رهگذار بازآيد

دلی که با سر زلفين او قراری داد
گمان مبر که بدان دل قرار بازآيد

چه جورها که کشيدند بلبلان از دی
به بوی آن که دگر نوبهار بازآيد

ز نقش بند قضا هست اميد آن حافظ
که همچو سرو به دستم نگار بازآيد
**
CANIM DUDAĞIMA GELDİ DE HÂLÂ GÖNLÜM TAHASSÜRLERLE DOLU. DUDAKLARINDAN BİR MURAT ALMADIM. CAN BEDENDEN ÇIKMAK ÜZERE!

241. •
Muradıma eriyinceye kadar aramaktan el çekmem., ya ten sevgiliye ulaşır, ya can tenden çıkar!
Ölümümden sonra mezarımı aç da gör; gönlümün ateşinden dumanlar tüter!
Yüzünü göster de halk kendinden geçsin, hayran olup kalsın. Dudağını aç da erkek, kadın.. herkes, feryada gelsin!
Canım dudağıma geldi de hâlâ gönlüm tahassürlerle dolu. Dudaklarından bir murat almadım. Can bedenden çıkmak üzere!
Ağzının hasretiyle canım daraldı. Esasen o küçücük ağızdan eli dar âşıklar, nerden murat alacaklar?
Hangi mecliste Hâfız’ın adı anılırsa âşıklar, Allah ona hayırlar versin diye dua ile anıyorlar.
Dest ez taleb nedârem tâ kâm-ı men berâyed
Yâ ten resed be cânan yâ can zi ten berâyed
233‏

دست از طلب ندارم تا کام من برآيد
يا تن رسد به جانان يا جان ز تن برآيد

بگشای تربتم را بعد از وفات و بنگر
کز آتش درونم دود از کفن برآيد

بنمای رخ که خلقی واله شوند و حيران
بگشای لب که فرياد از مرد و زن برآيد

جان بر لب است و حسرت در دل که از لبانش
نگرفته هيچ کامی جان از بدن برآيد

از حسرت دهانش آمد به تنگ جانم
خود کام تنگدستان کی زان دهن برآيد

گويند ذکر خيرش در خيل عشقبازان
هر جا که نام حافظ در انجمن برآيد
**
NE MUTLU O SARHOŞA Kİ SEVGİLİNİN AYAĞINA BAŞINI MI, SARIĞINI MI ATACAĞINI BİLMEZ!

242.
Sâki, bu ellerle kadehe şarap koyarsa bütün âriflere gece gündüz şarap içirir, hepsini içkiye düşkün bir hale kor.
Zülfünün büklümü altında bu taneye benzeyen ben varken nice akıl kuşu tuzağa düşer.
Ne mutlu o sarhoşa ki sevgilinin ayağına başını mı, sarığını mı atacağını bilmez!
Ham zahit şarabı inkâr eder ama ham şaraba bir düşse öyle bir pişer ki!
Gündüzün hüner kazanmaya çalış., gündüz şarap içmek, ayna gibi olan gönüle karanlıklar pası verir.
Gece, ufuk otağının etrafına akşam perdesini saldı mı., işte o zaman sabah gibi aydın olan şarabı içme vakti gelmiş demektir.
Şarabı, şehir muhtesibiyle içme sakın., şarabım içer de kadehe taş atar!
Hâfız, bahtın o tolunaya kur’a isabet ettirirse, o sevgilinin vuslatına erişirsen külahını çıkar, başını güneşe yücelt, külahın güneş olsun!
Sâki ez bade ezin dest becan endazed
‘Arıfanrâ heme der şurb-i mudâm endazed
150‏

ساقی ار باده از اين دست به جام اندازد
عارفان را همه در شرب مدام اندازد

ور چنين زير خم زلف نهد دانه خال
ای بسا مرغ خرد را که به دام اندازد

ای خوشا دولت آن مست که در پای حريف
سر و دستار نداند که کدام اندازد

زاهد خام که انکار می و جام کند
پخته گردد چو نظر بر می خام اندازد

روز در کسب هنر کوش که می خوردن روز
دل چون آينه در زنگ ظلام اندازد

آن زمان وقت می صبح فروغ است که شب
گرد خرگاه افق پرده شام اندازد

باده با محتسب شهر ننوشی زنهار
بخورد باده‌ات و سنگ به جام اندازد

حافظا سر ز کله گوشه خورشيد برآر
بختت ار قرعه بدان ماه تمام اندازد

**
HÂFIZ, GETİR ŞARABI., BİZ, DAİMA SUÇLAN ÖRTEN TANRI’NIN YARLIGAMASINA, BAĞIŞLAMASINA GÜVENMİŞİZDİR, GÜVENECEĞİZ DE.

243. *
Bu bahar çağında gül, yokluktan varlık diyarına geldi. Menekşe, gülün ayağına baş koyup secdeye vardı.
Sen de def ve çenk feryadıyle sabah şarabını içmeye başla; ney ve ut nağmeleriyle sâkinin çenesinin altını öp!
Gül devrinde şarapsız, güzelsiz ve kopuzsuz durma. Çünkü gülün çağı da zaman gibi sayılı bir haftacıktan ibarettir.
Yeryüzü kutlu bir yıldızın, mesut bir talihin tesiriyle burçlar gibi sıralanan fesleğenlerin açılması yüzünden gök gibi aydınlandı.
Sen de lâtif yanaklı, İsa nefesli güzelin elinden şarap iç, Âd ve Semud masalını bırak!
Cihan, süsen ve gül zamanı cennete döndü, fakat ne fayda ki ebedîliğine imkân yok!
Lâle Nemrut ateşini alevlendirdi., sen de bahçede Zertüşt dininin ayinini tazele!
Gül, Süleyman gibi havava binince bülbül, seher çağı Davut nağmesiyle feryada koyulunca,
Devrinin Âsafını, Süleyman mülkünün Veziri, Dinin İmadı Mahmud’u hatırlayıp şarap iste!
Hâfız, getir şarabı., biz, daima suçlan örten Tanrı’nın yarlıgamasına, bağışlamasına güvenmişizdir, güveneceğiz de.
Kanun ki der çemen âmed gul ez adem bevucüd Benefşe der kadem-i o nihâd ser be sucüd
219‏

کنون که در چمن آمد گل از عدم به وجود
بنفشه در قدم او نهاد سر به سجود

بنوش جام صبوحی به ناله دف و چنگ
ببوس غبغب ساقی به نغمه نی و عود

به دور گل منشين بی شراب و شاهد و چنگ
که همچو روز بقا هفته‌ای بود معدود

شد از خروج رياحين چو آسمان روشن
زمين به اختر ميمون و طالع مسعود

ز دست شاهد نازک عذار عيسی دم
شراب نوش و رها کن حديث عاد و ثمود

جهان چو خلد برين شد به دور سوسن و گل
ولی چه سود که در وی نه ممکن است خلود

چو گل سوار شود بر هوا سليمان وار
سحر که مرغ درآيد به نغمه داوود

به باغ تازه کن آيين دين زردشتی
کنون که لاله برافروخت آتش نمرود

بخواه جام صبوحی به ياد آصف عهد
وزير ملک سليمان عماد دين محمود

بود که مجلس حافظ به يمن تربيتش
هر آن چه می‌طلبد جمله باشدش موجود

**
HÂFIZ, TEKKE SAHİBİ SOFİLER GİBİ DAİMA DOĞRU VE SAĞLAM BİR YÜREKLE VE ZEVKU SAFALARLA MEYHANEYE GİTMEKTE!

244. •
Gönül kanımız, gözlerimizden yüzümüze akıp durmada. Gözümüzden yüzümüze neler gidiyor, neler çekmekteyiz; ne diyeyim?
Göğsümüzde öyle bir hava gizlemişiz ki gönlümüz yele giderse ancak, o vakit o havadan kurtulur.
Benim ay yüzlü merhametli sevgilim, güzelim elbiselerini giydi mi doğu güneşi bile hasedinden elbisesini yırtar.
Yüzümüzü, sevgilinin yolundaki topraklara koyduk. Âşinâ sevgili, yüzümüze bassa, yeridir.
Gözyaşımız öyle bir sel ki kim rastlayıp halimizi görse yüreği taş bile olsa erir, halimize acır, merhamete gelir.
Gece gündüz gözyaşlarımla savaşımız var; neden onun civarına gidiyor?
Hâfız, tekke sahibi sofiler gibi daima doğru ve sağlam bir yürekle ve zevku safalarla meyhaneye gitmekte!
Ez dide hün-ı dil heme berrüy-ı mâ reved
Berrüy-ı mâ zi dide çi güyem çihâ reved
220‏

از ديده خون دل همه بر روی ما رود
بر روی ما ز ديده چه گويم چه‌ها رود

ما در درون سينه هوايی نهفته‌ايم
بر باد اگر رود دل ما زان هوا رود

خورشيد خاوری کند از رشک جامه چاک
گر ماه مهرپرور من در قبا رود

بر خاک راه يار نهاديم روی خويش
بر روی ما رواست اگر آشنا رود

سيل است آب ديده و هر کس که بگذرد
گر خود دلش ز سنگ بود هم ز جا رود

ما را به آب ديده شب و روز ماجراست
زان رهگذر که بر سر کويش چرا رود

حافظ به کوی ميکده دايم به صدق دل
چون صوفيان صومعه دار از صفا رود

**
SEHER RÜZGÂRINA SÖYLENECEK ÇOK HİKÂYELERİM VAR AMA BAHTIMA BU GECE BİR TÜRLÜ SEHER DE OLMUYOR.

245. •
Nefes tükendi, ömür bitti de senden emelime nail olamadım. Ne yazık, bahtım bir türlü, uykudan uyanmıyor.
Sabah rüzgârı gözüme mahallenden öylebir toprak serpti ki hayat bile gözü me görünmemekte.
Senin sülün boyunu sarmadıkça dilek ağacım meyva vermeyecek vesselam!
İşimiz ancak sevgilinin gönül alan yüzüyle. Toksa başka bir veçhile işimiz bitmez.
Gönül zülfünde konak tuttu, orasının hoş ve mamur bir ülke olduğunu gördü de o belâlar çeken garipten gayri bir haber bile gelmiyor.
Doğruluk jestinden binlerce dua oku attım, ne fayda ki birisi bile hedefe varmadı.
Seher rüzgârına söylenecek çok hikâyelerim var ama bahtıma bu gece bir türlü seher de olmuyor.
Bu hayalle ömrümün çağı sona erdi, hâlâ kara zülfünün belâsı sona ermedi.
Hayli zamandır Hâfız’ın gönlü herkesten ürkmüştür. Onun için şimdi sevgilinin zülfündeki halkadan dışarı çıkmamakta.
Nefes berâmed-u kâr ez tu bernemiyâyed
Fiğan ki baht-ı men ezfyab dernemıyâyed
237‏

نفس برآمد و کام از تو بر نمی‌آيد
فغان که بخت من از خواب در نمی‌آيد

صبا به چشم من انداخت خاکی از کويش
که آب زندگيم در نظر نمی‌آيد

قد بلند تو را تا به بر نمی‌گيرم
درخت کام و مرادم به بر نمی‌آيد

مگر به روی دلارای يار ما ور نی
به هيچ وجه دگر کار بر نمی‌آيد

مقيم زلف تو شد دل که خوش سوادی ديد
وز آن غريب بلاکش خبر نمی‌آيد

ز شست صدق گشادم هزار تير دعا
ولی چه سود يکی کارگر نمی‌آيد

بسم حکايت دل هست با نسيم سحر
ولی به بخت من امشب سحر نمی‌آيد

در اين خيال به سر شد زمان عمر و هنوز
بلای زلف سياهت به سر نمی‌آيد

ز بس که شد دل حافظ رميده از همه کس
کنون ز حلقه زلفت به در نمی‌آيد
‏**
MEZARIMDAN LÂLE GİBİ KALKINCA YİNE SÜVEYDAMDA SENİN SEVDA DAĞIN OLACAKTIR.

246. •
Kim yeni terleyen bıyığına, sakalına sevdalanmışsa ölünceye kadar bu daireden dışarıya ayak atamaz.
Mezarımdan lâle gibi kalkınca yine süveydamda senin sevda dağın olacaktır.
Ey misli bulunmaz inci, sen nerdesin, ne âlemdesin? Derdinden halkın göz yaşları deniz haline geldi!
Her kirpiğimden bir ırmak akmakla ırmak kıyısını görmek, seyir seyran etmek istiyorsan gel!
Gül ve şarap gibi bir an olsun perdeden çık da gel., çünkü bir kere daha görüşemeyeceğiz galiba.
Büklüm büklüm zülfünün uzayıp giden gölgesi başımdan eksik olmasın. Şeyda gönül, ancak bu sayede karar ediyor.
Gözün naz edip Hâfız’a meyletmiyor. Evet., ağır başlılık; bu da güzel nergisin bir vasfıdır, hakkı var!
Her kirâ bâ hatt-ı sebzet ser-i sevda bâşed
Pây ezin dâire birun nekunem tâ bâşed
157‏

هر که را با خط سبزت سر سودا باشد
پای از اين دايره بيرون ننهد تا باشد

من چو از خاک لحد لاله صفت برخيزم
داغ سودای توام سر سويدا باشد

تو خود ای گوهر يک دانه کجايی آخر
کز غمت ديده مردم همه دريا باشد

از بن هر مژه‌ام آب روان است بيا
اگرت ميل لب جوی و تماشا باشد

چون گل و می دمی از پرده برون آی و درآ
که دگرباره ملاقات نه پيدا باشد

ظل ممدود خم زلف توام بر سر باد
کاندر اين سايه قرار دل شيدا باشد

چشمت از ناز به حافظ نکند ميل آری
سرگرانی صفت نرگس رعنا باشد
‏**
– R –
GÖNÜL, YOKLUK SELİ VARLIK YAPISINI KÖKÜNDEN YIKIP GÖTÜRSE BİLE MADEMKİ KAPTANIN NUH’TUR, TUFANDAN GAM YEME!

247.
Kaybolmuş gitmiş Yusuf, Kenan eline yine gelir, Külbe-i ahzan bir gün olur yine gülistan kesilir., gam yeme!
Ey gamlar çeken gönül, dertlenme., halin düzene girer., gönlünü bozma, bu perişan baş yine bir hale yola girer.
Felek, iki gün muradımızça dönmediyse devran hep bir türlü dönmezse., gam çekme!
Hemen sağlık olsun., ömrünün bahan bitmezse, ecelin gelmezse, ey güzel nağmeli bülbül, yine çimen tahtında gül Şemsiyesini bağına tutarsın!
••Gönül, yokluk seli varlık yapısını kökünden yıkıp götürse bile mademki kaptanın Nuh’tur, tufandan gam yeme!
Kendine gel., gayp sırlarını bilmezsin sen, ümidini kesme., elemlenme, perde ardında gizli oyunlar var!
Kâbe’ye varmak iştiyakiyle yürürken çölde ayağına mugaylan dikenleri batarsa aldırış etme!
2070. Konak pek korkulu, maksat da çok uzak ama gam yeme. Hiç bir yol yoktur ki sonu olmasın!
Gam yeme, insanı halden hale sokan Tanrı, sevgilinin ayrılığındaki halimizi de tamamıyle bilir, rakibin verdiği zahmetleri de!
Hâfız, yoksulluk bucağında karanlık gecelerde virdin, dua ve Kur’an oldukça gam yeme!
Yusuf-ı gum-keşte bâz âyed be Ken’an ğam mehor
Kulbe-i ahzan şeved tüzî gülistan ğam mehor
255‏

يوسف گمگشته بازآيد به کنعان غم مخور
کلبه احزان شود روزی گلستان غم مخور

ای دل غمديده حالت به شود دل بد مکن
وين سر شوريده بازآيد به سامان غم مخور

گر بهار عمر باشد باز بر تخت چمن
چتر گل در سر کشی ای مرغ خوشخوان غم مخور

دور گردون گر دو روزی بر مراد ما نرفت
دايما يک سان نباشد حال دوران غم مخور

هان مشو نوميد چون واقف نه‌ای از سر غيب
باشد اندر پرده بازی‌های پنهان غم مخور

ای دل ار سيل فنا بنياد هستی برکند
چون تو را نوح است کشتيبان ز طوفان غم مخور

در بيابان گر به شوق کعبه خواهی زد قدم
سرزنش‌ها گر کند خار مغيلان غم مخور

گر چه منزل بس خطرناک است و مقصد بس بعيد
هيچ راهی نيست کان را نيست پايان غم مخور

حال ما در فرقت جانان و ابرام رقيب
جمله می‌داند خدای حال گردان غم مخور

حافظا در کنج فقر و خلوت شب‌های تار
تا بود وردت دعا و درس قرآن غم مخور
**
HÂFIZ, ORUÇ ZAMANI GEÇTİ, GÜL MEVSİMİ DE GEÇİYOR. ÇARE YOK, HEMEN ŞARAP İÇMEYE KOYUL, İŞ İŞTEN GEÇTİ GAYRİ!

248.
Bayram, gül mevsiminin sonu… dostlar tekliyorlar; sâki, yeni ay görünce Padişahın yüzüne bak da bana şarap sun!
Ramazan geldi, gül mevsimindeki işretten ümidimi kesmiştim… Fakat oruç tutan temiz erlerin himmeti yardım etti de gül, ramazandan sonra da bir müddetçik kaldı!
Cihana gönül verme; bir sarhoşa kadehin feyzini ve muradına erişmiş Cemşid’in hikâyesini sor!
Elimde can nakdinden başka bir şeyim yok, şarap nerde? Getir de onu da sâkinin bir göz, kaş işaretine vereyim.
Kutlu bir devlet, kerem sahibi bir padişah… Yarabbi, zamanın kem gözünden sen koru!
Bu kulun şiirleriyle şarap iç. Senin murassa kadehin bu padişahlara lâyık iri inciyle bir başka türlü bezenir.
* Sahur zamanı geçtiyse ne çıkar? Sabah şarabı var ya. Sevgilinin âşıkları şarapla iftihar etsinler artık!
Sen kerem sahibisin, affın ayıpları örter… bizim kalp akçemize de acı, ayarı düşük bir akçe zaten!
Korkarım ki mahşer günü, şeyhin tespihiyle şarap içen rindin hırkası at başı beraber gider, ikisinin de bir değeri olmaz.
Hâfız, oruç zamanı geçti, gül mevsimi de geçiyor. Çare yok, hemen şarap içmeye koyul, iş işten geçti gayri!
‘lydest-u âhır-ı gul-u yaran der intizar
Sâkı berüy-ı şah bibin mâh-u mey biyâr
246‏

عيد است و آخر گل و ياران در انتظار
ساقی به روی شاه ببين ماه و می بيار

دل برگرفته بودم از ايام گل ولی
کاری بکرد همت پاکان روزه دار

دل در جهان مبند و به مستی سال کن
از فيض جام و قصه جمشيد کامگار

جز نقد جان به دست ندارم شراب کو
کان نيز بر کرشمه ساقی کنم نثار

خوش دولتيست خرم و خوش خسروی کريم
يا رب ز چشم زخم زمانش نگاه دار

می خور به شعر بنده که زيبی دگر دهد
جام مرصع تو بدين در شاهوار

گر فوت شد سحور چه نقصان صبوح هست
از می کنند روزه گشا طالبان يار

زان جا که پرده پوشی عفو کريم توست
بر قلب ما ببخش که نقديست کم عيار

ترسم که روز حشر عنان بر عنان رود
تسبيح شيخ و خرقه رند شرابخوار

حافظ چو رفت روزه و گل نيز می‌رود
ناچار باده نوش که از دست رفت کار

**
HÂFIZ’IN HIRKASI NEYE YARAR Kİ? ŞARAPLA BOYA DA SONRA HÂFIZ’I ÇARŞININ BAŞINDAN SARHOŞ VE HARAP BİR HALDE SÜRÜKLE, GETİR!

249.
Ey sabah yeli, sevgilinin yolundaki topraktan bana bir koku getir., gönlümün derdini al git. Sevgiliden müjde ver!
Sevgilinin ağzından, cana can katan bir nükte söyle., esrar âleminden, içinde hoş haberler bulunan bir koku getir!
Sevgilinin nefesleri nefhalarından bir şemmecik getir de dimağımı lûtfunla güzel kokularla kokulu bir hale getireyim.
Ey rüzgâr, vefakârlığın için olsun o aziz sevgilinin yolundan, ağyardan tozmayan bir toprak getir.
* Hamlık, bönlük, canlarıyle oynayanların âdeti değildir. Bizim onlarla işimiz yok, sen bize o ayyar sevgiliden bir haber ver!
* Bülbül, sen zevku safa içindesin. Buna şükrane olarak kafeste mahpus bulunan kuşlara gül bahçesinden haber getir!
Nice demir gönül, maksat yüzünü görmedi. Sâki, o aynaya benzer kadehi sun!
Sevgiliden ayrı geçirdiğim demlerdeki sabrım, gönlümün damağını acıttı. O şekerler yağdıran tatlı dudaktan bir işve getir!
Hâfız’ın hırkası neye yarar ki? Şarapla boya da sonra Hâfız’ı çarşının başından sarhoş ve harap bir halde sürükle, getir!
Ey saba nükheti ez hak-i reh-î yar biyar
Biber endüh-ı dil-u mujde-i dildar biyâr
249‏

ای صبا نکهتی از خاک ره يار بيار
ببر اندوه دل و مژده دلدار بيار

نکته‌ای روح فزا از دهن دوست بگو
نامه‌ای خوش خبر از عالم اسرار بيار

تا معطر کنم از لطف نسيم تو مشام
شمه‌ای از نفحات نفس يار بيار

به وفای تو که خاک ره آن يار عزيز
بی غباری که پديد آيد از اغيار بيار

گردی از رهگذر دوست به کوری رقيب
بهر آسايش اين ديده خونبار بيار

خامی و ساده دلی شيوه جانبازان نيست
خبری از بر آن دلبر عيار بيار

شکر آن را که تو در عشرتی ای مرغ چمن
به اسيران قفس مژده گلزار بيار

کام جان تلخ شد از صبر که کردم بی دوست
عشوه‌ای زان لب شيرين شکربار بيار

روزگاريست که دل چهره مقصود نديد
ساقيا آن قدح آينه کردار بيار

دلق حافظ به چه ارزد به می‌اش رنگين کن
وان گهش مست و خراب از سر بازار بيار

**
NAZAR PUSUSUNDA GÖNLÜMLE SAVAŞIM VAR. SEVGİLİNİN KAŞIYLE BAŞINDAN BİR YAY, BİR OK VER BANA!

250.
Ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir. Gam hastasıyım, canıma bir huzur, bir istirahat ver!
Geçmez, hiç bir işe yaramaz akçemize murat iksirini kat; yani sevgilinin kapısındaki topraktan bana bir nişane ver!
Nazar pususunda gönlümle savaşım var. Sevgilinin kaşıyle başından bir yay, bir ok ver bana!
Gurbetle, ayrılıkla, günün derdiyle ihtiyarladım artık., taze bir civanın eliyle bana şarap sun!
Bu şaraptan aşkı inkâr edenlere de iki fıçı kadeh tattır., fakat almadılar mı, durma, hemen bana ver!
Sâki, ya bu günün işretini yarına bırakma, yahut kaza ve kader divanından bana bir aman fermanı göster!
Hâfız, dün gece ey seher yeli, bana sevgilinin civarından bir koku getir deyince gönlüm elden gitti, kendimden geçiverdim!
Ey saba nükheti ez küy-ı fulanî bemen âr
Zar-u bimar-ı ğamem rahat-ı cani bemen âr
248‏

ای صبا نکهتی از کوی فلانی به من آر
زار و بيمار غمم راحت جانی به من آر

قلب بی‌حاصل ما را بزن اکسير مراد
يعنی از خاک در دوست نشانی به من آر

در کمينگاه نظر با دل خويشم جنگ است
ز ابرو و غمزه او تير و کمانی به من آر

در غريبی و فراق و غم دل پير شدم
ساغر می ز کف تازه جوانی به من آر

منکران را هم از اين می دو سه ساغر بچشان
وگر ايشان نستانند روانی به من آر

ساقيا عشرت امروز به فردا مفکن
يا ز ديوان قضا خط امانی به من آر

دلم از دست بشد دوش چو حافظ می‌گفت
کای صبا نکهتی از کوی فلانی به من آر

**
AŞK ERLERİNE ANLAŞILMAZ SÖZLER SÖYLEDİN. YARABBİ, SEN BU MUAMMAYI HALLET.

251.
Ey sırlar söyleyen dudu, dilerim gagandan şeker eksik olmasın.
Başın daima yeşil, gönlün ebediyen hoş olsun. Sevgilinin yüzündeki tüylerden ne güzel bir nümune gösterdin bana!
Aşk erlerine anlaşılmaz sözler söyledin. Yarabbi, sen bu muammayı hallet.
Uyanık baht, bir uykuya dalmışız, yüzümüze kadehten gül suyu serp de uyanalım.
Çalgıcının çaldığı bu makam, ne makamdı ki sarhoşla ayık beraber oynamada!
Sâkinin şaraba kattığı bu afyondan içenlerde ne baş kaldı, ne sarık!
Abıhayatı İskender’e vermezler., bu, zorla, parayla olacak iş değil ki!
Gel de manası çok olan bu kısa sözden gönül ehlinin ahvalini duy, anla!
Çin güzeli, düşman, şeyhimiz sarhoş, gönül tuzağa tutulmuş, avcı da gaddar mı gaddar!
Ayıklara sarhoşluk sırlarından bahsetme., can sözünü duvardaki resme söyleme!
Hâfız, Şah Mansur’un devleti sayesinde şiir söylemede şöhret buldu.
O Padişah, kullarına efendilik etti. Yarabbi, sen de onu âfetlerden koru!
Ela ey tüti-i güyâ-yı esrar
Mebâdâ hâliyet şekker ziminkar
245‏

الا ای طوطی گويای اسرار
مبادا خاليت شکر ز منقار

سرت سبز و دلت خوش باد جاويد
که خوش نقشی نمودی از خط يار

سخن سربسته گفتی با حريفان
خدا را زين معما پرده بردار

به روی ما زن از ساغر گلابی
که خواب آلوده‌ايم ای بخت بيدار

چه ره بود اين که زد در پرده مطرب
که می‌رقصند با هم مست و هشيار

از آن افيون که ساقی در می‌افکند
حريفان را نه سر ماند نه دستار

سکندر را نمی‌بخشند آبی
به زور و زر ميسر نيست اين کار

بيا و حال اهل درد بشنو
به لفظ اندک و معنی بسيار

بت چينی عدوی دين و دل‌هاست
خداوندا دل و دينم نگه دار

به مستوران مگو اسرار مستی
حديث جان مگو با نقش ديوار

به يمن دولت منصور شاهی
علم شد حافظ اندر نظم اشعار

خداوندی به جای بندگان کرد
خداوندا ز آفاتش نگه دار
**
KİMİN ÖMRÜNÜN MEDARI SENİN AĞZININ NOKTASIYSA, KİMİN HAYATI, BİR NOKTA GİBİ MİNİCİK AĞZININ SEVGİSİYLE DEVREDERSE ONA YOKLUK DENİZİNDEN KORKU YOKTUR.

252.
Ömür laleliği, yüzünün parıltısıyla neşelenen sevgili, gel., senin ömrünün gülü yokken ömrün bahar çiçekleri dökülüp gitti!
Gözden yağmur taneleri gibi göz yaşlan dökülse yerinde., çünkü gamınla ömrün çağı, şimşek gibi gelip geçti.
Kimin ömrünün medarı senin ağzının noktasıysa, kimin hayatı, bir nokta gibi minicik ağzının sevgisiyle devrederse ona yokluk denizinden korku yoktur.
Ömrüm olmadığı halde yaşamaktayım., buna o kadar şaşma, ayrılık günlerini kim ömürden sayar ki?
Her yanda hâdiseler askerinin bir pususu var. Onun için ömür atlısı dizgini koy vermiş, atını koşturup gider!
Şu bir iki an görüşme imkânı eldeyken işimizi düzene koy, bize lütfet., yarın ömrün ne olacağı belli değil ki!
Ne zamana kadar sabah şarabı içecek, tatlı seher uykusuna dalacaksın? Uyan da kendine gel. Ömrün ihtiyarı elden gitti!
Dün yol uğrağında bize bakmadı bile. Biçare gönül, ömrün geçişini görmedi bile!
Hâfız, şiir söyle., cihan sayfasında ömründen yadigâr olarak ancak, kaleminden çıkan bu yazılar kalır.
Ey Hurrem ez furüğ-ı ruhet lâlezar-ı ömr
Bâz â ki rıht bi gul-i ru’yet behâr-ı ömr
253‏

ای خرم از فروغ رخت لاله زار عمر
بازآ که ريخت بی گل رويت بهار عمر

از ديده گر سرشک چو باران چکد رواست
کاندر غمت چو برق بشد روزگار عمر

اين يک دو دم که مهلت ديدار ممکن است
درياب کار ما که نه پيداست کار عمر

تا کی می صبوح و شکرخواب بامداد
هشيار گرد هان که گذشت اختيار عمر

دی در گذار بود و نظر سوی ما نکرد
بيچاره دل که هيچ نديد از گذار عمر

انديشه از محيط فنا نيست هر که را
بر نقطه دهان تو باشد مدار عمر

در هر طرف که ز خيل حوادث کمين‌گهيست
زان رو عنان گسسته دواند سوار عمر

بی عمر زنده‌ام من و اين بس عجب مدار
روز فراق را که نهد در شمار عمر

حافظ سخن بگوی که بر صفحه جهان
اين نقش ماند از قلمت يادگار عمر

**
FAKAT YİNE DİYORUM Kİ BU İŞE YALNIZ HÂFIZ MÜPTELÂ DEĞİL YA., DAHA NİCE KİŞİLER BU ÇÖLE DALIP GİTTİLER!

253.
Omrüm müsait olursa ve bir kere daha meyhaneye varırsam artık rintlerin hizmetinden başka hiç bir şeyle meşgul olmayayım.
Ağlaya ağlaya gidip bir kere daha meyhane kapısını göz yaşlarımla sulayacağım gün, ne kutlu bir gündür.
Bu kavim adam tanımıyor. Yarabbi, bir sebep halk et de gevherimi başka bir satıcıya arzedeyim!
Sevgili bunca zamandır sohbeti tanımadı, hukuka riayet etmedi, geçip gitti ama haşa., ben başka bir sevgilinin ardına düşmem!
Bu gök kubbenin dairesi fırsat verir, felek yar olursa onu başka bir pergelle, başka bir düzenle yine ele geçiririm ben.
• Şuh gamzesiyle yol kesici zülfü aman verirse gönlüm huzur istiyor artık.
Gizli sırrımıza bak! Her an başka bir pazarbaşında defle, neyle hikâye edilip durmada!
Her an dertten ağlamaktayım. Çünkü felek, her saat başka bir mihnetle yaralı gönlüme kastedip duruyor!
Fakat yine diyorum ki bu işe yalnız Hâfız müptelâ değil ya., daha nice kişiler bu çöle dalıp gittiler!
Ger buved ömr be meyhâne revera bâr-ı diğer
Be cuz ez hidmet-i rindan nekunem kar ı diğer
252‏

گر بود عمر به ميخانه رسم بار دگر
بجز از خدمت رندان نکنم کار دگر

خرم آن روز که با ديده گريان بروم
تا زنم آب در ميکده يک بار دگر

معرفت نيست در اين قوم خدا را سببی
تا برم گوهر خود را به خريدار دگر

يار اگر رفت و حق صحبت ديرين نشناخت
حاش لله که روم من ز پی يار دگر

گر مساعد شودم دايره چرخ کبود
هم به دست آورمش باز به پرگار دگر

عافيت می‌طلبد خاطرم ار بگذارند
غمزه شوخش و آن طره طرار دگر

راز سربسته ما بين که به دستان گفتند
هر زمان با دف و نی بر سر بازار دگر

هر دم از درد بنالم که فلک هر ساعت
کندم قصد دل ريش به آزار دگر

بازگويم نه در اين واقعه حافظ تنهاست
غرقه گشتند در اين باديه بسيار دگر
**
DÜN GECE UZUN KİRPİKLERİMLE SENİ ÖLDÜRECEĞİM DEMİŞTİ. AMAN, BU NİYETTEN CAYMASIN., YA RABBÎ, HATIRINDA BÖYLE BİR CAYMA NİYETİ, BÖYLE BİR ZULÜM DÜŞÜNCESİ VARSA SEN DEFET!

254.
Yüzünü göster de varlığımı hatırından çıkar, beni benden al., yel, yanmış âşıkların varlık harmanını savurup götürsün!
* Gönlümüzü belâ tufanına kaptırdık, gözümüzü de. Gam seline söyle, evi temelinden silip süpürsün!
Ham ambere benzeyen zülfünü kim okşayabilir? Heyhat! Ey ham gönül, bu tamahı hatırından çıkar!
Göğüse söyle, Fars ateşkedesini söndürsün, göze buyur, Bağdat’taki Dicle’nin şöhretini, şerefini gidersin!
* Pîr-i Mugânın devleti bakî olsun yoksa, ondan ötesi kolay. Ondan başka âlemde ne varsa hepsine birden de ki:
Varın, gidin., benim adımı hatırınızdan çıkarın!
Çalışmazsan bu yolda hiç bir durağa erişemezsin. Bir şey elde etmek istiyorsan üstada itaat et!
Dün gece uzun kirpiklerimle seni öldüreceğim demişti. Aman, bu niyetten caymasın., Ya Rabbî, hatırında böyle bir cayma niyeti, böyle bir zulüm düşüncesi varsa sen defet!
Ölüm günümde bir an görüneceğini vadet, sonra beni hiç bir şeye aldırmaz, hiç bir şeyi kayırmaz bir halde mezarıma kadar götür!
Hâfız, sevgilinin batın pek naziktir, sakın.. hem de kapısından git, bu feryad ü figanı terket!
Ray binmây-u vucüd-ı hodem ez yâd biber
Hırmen-i suhteganrâ heme gü bâd biber
250‏

روی بنمای و وجود خودم از ياد ببر
خرمن سوختگان را همه گو باد ببر

ما چو داديم دل و ديده به طوفان بلا
گو بيا سيل غم و خانه ز بنياد ببر

زلف چون عنبر خامش که ببويد هيهات
ای دل خام طمع اين سخن از ياد ببر

سينه گو شعله آتشکده فارس بکش
ديده گو آب رخ دجله بغداد ببر

دولت پير مغان باد که باقی سهل است
ديگری گو برو و نام من از ياد ببر

سعی نابرده در اين راه به جايی نرسی
مزد اگر می‌طلبی طاعت استاد ببر

روز مرگم نفسی وعده ديدار بده
وان گهم تا به لحد فارغ و آزاد ببر

دوش می‌گفت به مژگان درازت بکشم
يا رب از خاطرش انديشه بيداد ببر

حافظ انديشه کن از نازکی خاطر يار
برو از درگهش اين ناله و فرياد ببر

**
GÖNÜL, ÂŞIKLIKTA AYAK DİRE., ÇÜNKÜ BU YOLDA ÜCRETSİZ İŞ YOK.

255.
Bu gece Kadir gecesi; ayrılık mektubu dürüldü. Bu gece, tanyeri ağarıncayadek esenlik ve kutluluk!
Gönül, âşıklıkta ayak dire., çünkü bu yolda ücretsiz iş yok.
Bana ayrılıkla da eziyet etsen, beni zorla da incitsen faydasız. Rintlikten tövbe etmeyeceğim!
* Ey gönlü aydın sabah, Tanrı hakkıyçin bir doğ., görüyorum ki ayrılık gecesi derin karanlıklara dalmış!
Gönlüm elden gitti de sevgilinin yüzünü görmedim., feryat bu zulümden, ah bu takatsizlikten!
Hâfız, vefa istiyorsan cefa çek. Çünkü kâr da ticarettedir, ziyan da!
Şeb-i vaşlest-u tay şud name-i hecr
Selamun hiye hattâ matla’-il fecr
251‏

شب وصل است و طی شد نامه هجر
سلام فيه حتی مطلع الفجر

دلا در عاشقی ثابت قدم باش
که در اين ره نباشد کار بی اجر

من از رندی نخواهم کرد توبه
و لو آذيتنی بالهجر و الحجر

برآی ای صبح روشن دل خدا را
که بس تاريک می‌بينم شب هجر

دلم رفت و نديدم روی دلدار
فغان از اين تطاول آه از اين زجر

وفا خواهی جفاکش باش حافظ
فان الربح و الخسران فی التجر

**
SEMAA GİR; HIRKANI ÇIKAR, OYNA. YOK… EĞER BUNLARI YAPAMAYACAKSAN BİR BUCAĞA GİT, HIRKANI BAŞINA ÇEK, OTUR!

256.
Yüzünü göster de bana, “canından geç” de. Muma benzeyen yalınlı yüzüne karşı âşıkın gönlü bir pervaneye benziyor, ateşe buyur, pervaneyi yakanı, yandırsın!
Susuz dudağımızı gör de bizden suyu esirgeme. Öldürdüğü âşıkın baş ucuna gel de onu tozdan topraktan kaldır!
Yoksulu terketme.. gümüşü, altını yak ama derdinle ağlıyor ya., göz yaşlarım gümüş say, yüzünü altın farzet;
Çenk çal… Ut yoksa ne zararı var? Tut ki ateşim aşk, gönlüm öd ağacı, bedenim de buhurdan!
Semaa gir; Hırkanı çıkar, oyna. Yok… eğer bunları yapamayacaksan bir bucağa git, hırkanı başına çek, otur!
Sofi hırkanı başından çek, bürünme o hırkaya… Sâf şarap çekmeye bak., param, pulunu ver, altınlar sarfederek bir gümüş bedenli dilberi ağuşuna al!
Sevgiliye sen benimle yâr ol da, iki cihana da benimle düşman olun, ne çıkar de. Bahta de ki; Bana arkanı dönme… Sonra bütün yeryüzünü asker farz et, ne zarar olabilir?
Sevgili, gitmeye niyetlenme, bir an bizimle kal. Irmak kıyısında neşe ara, kadehi eline al!
Kendini yanından gitmiş, benden ayrılmış say. O vakit gönüldeki ateşten benzimi sapsan, dudağımı kupkuru, gönlümün ve gözümün ateşinden kucağımı sulara gark olmuş farz et? Sensiz işte bu hale gelirim ben de!
Hâfız, meclisi beze de vaize söyle; gel, meclisimizi gör de mimberi bırak artık!
Ruy binmâ vu mera gü ki zi can dil bergir
Piş-i şem’ âteş-i pervane be can gü dergir
257‏

روی بنما و مرا گو که ز جان دل برگير
پيش شمع آتش پروا نه به جان گو درگير

در لب تشنه ما بين و مدار آب دريغ
بر سر کشته خويش آی و ز خاکش برگير

ترک درويش مگير ار نبود سيم و زرش
در غمت سيم شمار اشک و رخش را زر گير

چنگ بنواز و بساز ار نبود عود چه باک
آتشم عشق و دلم عود و تنم مجمر گير

در سماع آی و ز سر خرقه برانداز و برقص
ور نه با گوشه رو و خرقه ما در سر گير

صوف برکش ز سر و باده صافی درکش
سيم درباز و به زر سيمبری در بر گير

دوست گو يار شو و هر دو جهان دشمن باش
بخت گو پشت مکن روی زمين لشکر گير

ميل رفتن مکن ای دوست دمی با ما باش
بر لب جوی طرب جوی و به کف ساغر گير

رفته گير از برم وز آتش و آب دل و چشم
گونه‌ام زرد و لبم خشک و کنارم تر گير

حافظ آراسته کن بزم و بگو واعظ را
که ببين مجلسم و ترک سر منبر گير

**
SEN DAHA YENİ AYKEN BEN SANA ÂŞIKTIM, ŞİMDİ TOPLAN AY OLDUN, BANA GÖRÜNMEDEN ÇEKİNME !

257.
Seher yeli, ne olur… Sevgilinin durağına uğramaktan çekinme, bir uğra da âşıka oradan bir habercik ver, bu lûtfu esirgeme!
Ey gül, bahtınca açıldın; şükrane olarak vuslat yelini bülbülden esirgeme bari!
* Sen daha yeni ayken ben sana âşıktım, şimdi toplan ay oldun, bana görünmeden çekinme !
Cihan da ehemmiyetsiz bir şey, cihandakiler de .. artık sen de marifet ehlinden bu ehemmiyetsiz şeyi kıskanma!
Tatlı dudağın şeker kaynağıyken söz söyle, dududan şekeri diriğ etme!
* Güzel huylarını dünyaya yayan, ancak şairdir. Şairden caizeyi, azığı esirgeme!
Adının iyilikle anılmasını istiyorsan söz budur. Söze karşılık gümüşü, altını kıskanma!
Gam tozu yatışır, hal düzelir Hâfız… yalnız sen, bu yoldan göz yaşını eksik etmeye gör!
Sabâ zi menzil-i canan guzer diriğ medar
Vezo be ‘âşık-ı bidil haber diriğ medar
247‏

صبا ز منزل جانان گذر دريغ مدار
وز او به عاشق بی‌دل خبر دريغ مدار

به شکر آن که شکفتی به کام بخت ای گل
نسيم وصل ز مرغ سحر دريغ مدار

حريف عشق تو بودم چو ماه نو بودی
کنون که ماه تمامی نظر دريغ مدار

جهان و هر چه در او هست سهل و مختصر است
ز اهل معرفت اين مختصر دريغ مدار

کنون که چشمه قند است لعل نوشينت
سخن بگوی و ز طوطی شکر دريغ مدار

مکارم تو به آفاق می‌برد شاعر
از او وظيفه و زاد سفر دريغ مدار

چو ذکر خير طلب می‌کنی سخن اين است
که در بهای سخن سيم و زر دريغ مدار

غبار غم برود حال خوش شود حافظ
تو آب ديده از اين رهگذر دريغ مدار

**
EZELDEKİ TAKSİMİ BİZ YOKKEN YAPTILAR. AZ BİR MİKTAR DİLEĞİNE UYGUN DÜŞMEDİYSE NE YAPALIM, HOŞ GÖR, DAHİ ETME!

258. •
Sana bir öğüt vereyim: Dinle, bahane bulup kulak asmazlık etme! Seni esirgeyen öğütçü ne derse kabul et!
Gençlerin yüzlerini seyret, zevk al. Çünkü ihtiyar âlemin hilesi, ömür pususuna yatmıştır, fırsat gözlemektedir.
iki cihanın zevk ve lezzeti âşıklara göre ancak bir arpa değerindedir. Hattâ iki cihanın lezzeti değersiz bir matahlarda bu bir arpa ona nispetle pek çok bir fiyattır.
İyi bir dostla düzenli bir saz istiyorum… bu suretle zir ve bem naleleriyle derdimi söyleyeceğim.
Şarap içmemek, günah etmemek niyetindeyim amma eğer takdir, tedbirime uygun düşerse!
Ezeldeki taksimi biz yokken yaptılar. Az bir miktar dileğine uygun düşmediyse ne yapalım, hoş gör, dahi etme!
Sâki, misket şarabını lâle gibi benim de kadehime dök de sevgin hatırımdan çıkmasın!
Sâki, o parlak şarap kadehini sun., hasetciye de de ki: Vezirin keremini gör de öl, geber!
Tövbe etmek azmiyle kadehi yüz kere elimden bıraktım! Fakat sâkinin göz ucuyla
bakışı tesir etmiyor, beni tevbemde sebat etmeye bırakmıyor ki!
İki yıllık şarapla on dört yaşındaki sevgili.. bana bunlar kâfi! Ne yapacağım bunlardan başka büyükle, küçükle düşüp kalkmayı!
Bizim ürküp kaçan gönlümüzü kim zaptedebilir? Zincirden boşanmış Mecnundan haber verin!
Hâfız, bu mecliste tövbeden dem urma… sonra seni yay kaşlı sâkiler oklarlar.
Nasihati kunemet bişnev-u behâne megir
Her ançi nâsıh-ı müşfik bigüyedet bipezir
256‏

نصيحتی کنمت بشنو و بهانه مگير
هر آن چه ناصح مشفق بگويدت بپذير

ز وصل روی جوانان تمتعی بردار
که در کمينگه عمر است مکر عالم پير

نعيم هر دو جهان پيش عاشقان بجوی
که اين متاع قليل است و آن عطای کثير

معاشری خوش و رودی بساز می‌خواهم
که درد خويش بگويم به ناله بم و زير

بر آن سرم که ننوشم می و گنه نکنم
اگر موافق تدبير من شود تقدير

چو قسمت ازلی بی حضور ما کردند
گر اندکی نه به وفق رضاست خرده مگير

چو لاله در قدحم ريز ساقيا می و مشک
که نقش خال نگارم نمی‌رود ز ضمير

بيار ساغر در خوشاب ای ساقی
حسود گو کرم آصفی ببين و بمير

به عزم توبه نهادم قدح ز کف صد بار
ولی کرشمه ساقی نمی‌کند تقصير

می دوساله و محبوب چارده ساله
همين بس است مرا صحبت صغير و کبير

دل رميده ما را که پيش می‌گيرد
خبر دهيد به مجنون خسته از زنجير

حديث توبه در اين بزمگه مگو حافظ
که ساقيان کمان ابرويت زنند به تير
**
EY GÜL, SEN GÜZELLİK PADİŞAHISIN., BUNA ŞÜKRET DE ŞEYDA VE ÂŞIK BÜLBÜLLERE GURUR GÖSTERME!

259. *
Yine usul boylu selvinin dalında sabırlı bülbül şakıdı: Kem göz, gülün yüzünden ırak olsun!
Ey gül, sen güzellik padişahısın., buna şükret de şeyda ve âşık bülbüllere gurur gösterme!
Ayrılığından şikâyet etmiyorum., çünkü ayrılık olmasa vuslatın bir lezzeti kalmaz.
Başkaları işretle, zevkle neşelenirler. Bizim neşemizse sevgilinin gamı.
Zahit hurilerle köşklere ümitlenmekte. Bizim köşklerimiz meyhane, hurimiz de sevgili!
Çenk nağmeleriyle şarap iç, gam yeme. Biri sana şarap içme derse de ki: Tanrı, yargılayıcıdır.
Hâfız, ayrılık derdinden neye şikâyet ediyorsun? Ayrılıkta vuslat vardır, karanlıkta nur!
Diğer zişâh-ı serv-i sehi bulbul-i sabur
Gulbâng zed ki çeşm-i bed ez rüy-ı gul bedur
254‏

ديگر ز شاخ سرو سهی بلبل صبور
گلبانگ زد که چشم بد از روی گل به دور

ای گلبشکر آن که تويی پادشاه حسن
با بلبلان بی‌دل شيدا مکن غرور

از دست غيبت تو شکايت نمی‌کنم
تا نيست غيبتی نبود لذت حضور

گر ديگران به عيش و طرب خرمند و شاد
ما را غم نگار بود مايه سرور

زاهد اگر به حور و قصور است اميدوار
ما را شرابخانه قصور است و يار حور

می خور به بانگ چنگ و مخور غصه ور کسی
گويد تو را که باده مخور گو هوالغفور

حافظ شکايت از غم هجران چه می‌کنی
در هجر وصل باشد و در ظلمت است نور
**
– Z –

DAHA İLK GÜNÜ SAÇLARININ AŞKIYLE DİNİM ELDEN GİTTİ. BU SEVDA İLE SONUM NEYE VARACAK? BİLMEM!

260.
Dudağını isteyip durmaktayım, fakat henüz muradıma erişmedim. Lâl dudaklarının kadehinden içerim ümidiyle hâlâ şarap içip duruyorum.
Daha ilk günü saçlarının aşkıyle dinim elden gitti. Bu sevda ile sonum neye varacak? Bilmem!
* Sâki o ateş renkli sudan bir yudum sun. Çünkü aşkıyle pişmiş erler arasında ben henüz hamım.
Bir gece yanıldım da zülfüne Hutem miski dedim. O vakittenberi her an vücudumdaki kıllar, bana ayrı ayrı kılıç urmada
Bir gün sevgili, nasılsa yanılmış da adımı anmış. O gündenberi adımdan gönül ehlince can kokusu geliyor.
Güneş, havletimde senin yüzünün ziyasını göreli gölge gibi kapıma, damıma uhup durmada.
Lâl dudaklarının sâkisi, ezel günü bana öyle bir yudum şarap sundu ki hâlâ o kadehin sarhoşuyum, ayılamadım gitti.
Ey bana canım ver de rahatlaş diyen, canımı sevgilinin dertlerine verdim ama hâlâ huzurum, rahatım yok!
Hâfız, lâl dudaklarının hikâyesini kaleme alalı her an kaleminden Abıhayat akmada!
Berneyâmed eztemennâ-yı lebet karnem henüz
Ber umid-i câm-ı la’let durdi âşâmem henüz
265‏

برنيامد از تمنای لبت کامم هنوز
بر اميد جام لعلت دردی آشامم هنوز

روز اول رفت دينم در سر زلفين تو
تا چه خواهد شد در اين سودا سرانجامم هنوز

ساقيا يک جرعه‌ای زان آب آتشگون که من
در ميان پختگان عشق او خامم هنوز

از خطا گفتم شبی زلف تو را مشک ختن
می‌زند هر لحظه تيغی مو بر اندامم هنوز

پرتو روی تو تا در خلوتم ديد آفتاب
می‌رود چون سايه هر دم بر در و بامم هنوز

نام من رفته‌ست روزی بر لب جانان به سهو
اهل دل را بوی جان می‌آيد از نامم هنوز

در ازل داده‌ست ما را ساقی لعل لبت
جرعه جامی که من مدهوش آن جامم هنوز

ای که گفتی جان بده تا باشدت آرام جان
جان به غم‌هايش سپردم نيست آرامم هنوز

در قلم آورد حافظ قصه لعل لبش
آب حيوان می‌رود هر دم ز اقلامم هنوز
‏**
PERVANENİN GÖNLÜ ÇIRAĞLA YANAR. FAKAT BENİM GÖNLÜM, SENİN YÜZÜNÜN ÇIRAĞI OLMAYINCA YANIYOR.

261.
Ey nazlı güzellik selvisi, ne güzel naz ederek gidiyorsun. Âşıklar, her an senin bir nazına karşı binlerce niyaz etmekte.
Güzel yüzün kutlu olsun., naz elbisesini ezelden tam boyuna göre seçmişler!
Amber zülfünün kokusunu dileyene söyle: ödağacı gibi sevda ateşinde yansın, yakılsın!
Pervanenin gönlü çırağla yanar. Fakat benim gönlüm, senin yüzünün çırağı olmayınca yanıyor.
Mehengim rakibin kmamasıyle bozulmaz, hattâ beni altın gibi makasla parça parça etseler bile!
Civarının kâbesinde vakfeye duran gönül, o harimin neşesiyle Hicaz’ı bile anmıyor.
Madem ki kaşlarının mihrabı yok ve olmadıkça da namaz kılmam caiz değil; her an gönül kanıyla abdest almaya ne hacet?
Sofi, dün sen yokken, şarap içmeye tövbe etmişti. Fakat bugün meyhane kapısını açık görünce tövbesini bozuverdi!
Hâfız; dün gece sâkinin dudağından bir sır duydu da yine şarap gibi ellerini çırpa çırpa küp dibine gitti!
Ey serv-i naz-ı husn ki hoş mırevi benâz
Uşşâkrâ benâz-ı tu her lahza sad niyaz
260‏

ای سرو ناز حسن که خوش می‌روی به ناز
عشاق را به ناز تو هر لحظه صد نياز

فرخنده باد طلعت خوبت که در ازل
ببريده‌اند بر قد سروت قبای ناز

آن را که بوی عنبر زلف تو آرزوست
چون عود گو بر آتش سودا بسوز و ساز

پروانه را ز شمع بود سوز دل ولی
بی شمع عارض تو دلم را بود گداز

صوفی که بی تو توبه ز می کرده بود دوش
بشکست عهد چون در ميخانه ديد باز

از طعنه رقيب نگردد عيار من
چون زر اگر برند مرا در دهان گاز

دل کز طواف کعبه کويت وقوف يافت
از شوق آن حريم ندارد سر حجاز

هر دم به خون ديده چه حاجت وضو چو نيست
بی طاق ابروی تو نماز مرا جواز

چون باده باز بر سر خم رفت کف زنان
حافظ که دوش از لب ساقی شنيد راز **
**
ÂŞIK CİĞER KANIYLA TEMİZLENMEZSE, AŞK MÜFTÜSÜNÜN FETVASINA GÖRE, NAMAZI SAHİH OLMAZ.

262.
Gözümü sevgilinin yüzüne açtım… Ey kulların işini düzene koyan. Ey kullara lütuf eden Tanrı, sana nasıl şükredeyim?
Belâya düşmüş muhtaç bir kula de: Yüzünü tozdan; topraktan temizleme. Niyaz civarının toprağı murat kimyasıdır.
** Ey göz, bir iki katra gözyaşı saçtın ama karşılık olarak ne devlet elde ettin. Gel de bu devlete karşı nazlan; işvelen artık!
Âşık ciğer kanıyla temizlenmezse, aşk müftüsünün fetvasına göre, namazı sahih olmaz.
** Maksat aşk cilvesinden ibaret; yoksa Mahmud’un devlet yüzü, Eyaz’ın zülfüne muhtaç değil ki!
Gönül, yol müşküllerinden yüz çevirme. Yol eri, yokuşu, inişi düşünmez.
Bu geçici durakta eline kadehten başka bir şey alma., bu oyun saraycağızında aşktan başka bir şeyle oynama.
Seher rüzgârına ne inanayım, ona sırrımı nasıl söyleyeyim? Bu bahçede usul boylu selvi gibi sırra mahrem değil ki!
Güzelliğin, başkalarının sana âşık olmasına muhtaç değil., hepsinden müstağni, müstağni ama ben bu aşktan dönecek, vazgeçecek adam değilim!
Gönlümün yanışından neler çekiyorum, sana ne söyleyeyim? Ben gammaz değilim, bunu gözyaşlarımdan sor!
* Yarım öpüşle gönül ehlinden bir dua al da düşmanının hilesini canından da defetsin, teninden de!
Hâfız, bir yerde gazel okumaya başladı mı orada zührenin gazel okuması kaale bile alınmaz; o kadar ehemmiyetsiz kalır!
Menem ki dide bedidâr-ı dost kerdem bâz
Çi şukr güyemet ey kâr-sâz-ı bende-nevâz
259‏

منم که ديده به ديدار دوست کردم باز
چه شکر گويمت ای کارساز بنده نواز

نيازمند بلا گو رخ از غبار مشوی
که کيميای مراد است خاک کوی نياز

ز مشکلات طريقت عنان متاب ای دل
که مرد راه نينديشد از نشيب و فراز

طهارت ار نه به خون جگر کند عاشق
به قول مفتی عشقش درست نيست نماز

در اين مقام مجازی بجز پياله مگير
در اين سراچه بازيچه غير عشق مباز

به نيم بوسه دعايی بخر ز اهل دلی
که کيد دشمنت از جان و جسم دارد باز

فکند زمزمه عشق در حجاز و عراق
نوای بانگ غزل‌های حافظ از شيراز

**
YOL ERLERİ, BELÂ YOLUNA ÇEKİNMEDEN GİDERLER. YOL ERİNE İNİŞTEN, YOKUŞTAN NE GAM!

263.
Binlerce şükür olsun, seni dilediğim gibi ihlâsla gönlüme hemdem olmuş gördüm.
Yol erleri, belâ yoluna çekinmeden giderler. Yol erine inişten, yokuştan ne gam!
Sevgilinin derdini rakibin ağzına düşürmeyip gizlemek daha iyi. Çünkü kin güdenlerin gönlü, sırra mahrem olamaz.
Kaza ve kader bezeyicisinin kopardığı bu fitne ne fitneydi? Sevgilinin mest nerkisleri nâz sürmesiyle sürmelendi!
Meclis, sevgilinin yüzüyle aydın ya, buna şükret de eğer bir cefa çırağı gelirse çekinme; yan, yakıl!
Hâfız’ın gazellerinin şöhreti Şiraz’ı aştı, Hicaz’la Irak’a aşk zemzemesi saldı!
Hezâr şukr ki didem bekâm-ı hişet bâz
Zi rüy-ı şıdk-u şafâ keşte bâdilem demsâz

غزل 258‏

هزار شکر که ديدم به کام خويشت باز
ز روی صدق و صفا گشته با دلم دمساز

روندگان طريقت ره بلا سپرند
رفيق عشق چه غم دارد از نشيب و فراز

غم حبيب نهان به ز گفت و گوی رقيب
که نيست سينه ارباب کينه محرم راز

اگر چه حسن تو از عشق غير مستغنيست
من آن نيم که از اين عشقبازی آيم باز

چه گويمت که ز سوز درون چه می‌بينم
ز اشک پرس حکايت که من نيم غماز

چه فتنه بود که مشاطه قضا انگيخت
که کرد نرگس مستش سيه به سرمه ناز

بدين سپاس که مجلس منور است به دوست
گرت چو شمع جفايی رسد بسوز و بساز

غرض کرشمه حسن است ور نه حاجت نيست
جمال دولت محمود را به زلف اياز

غزل سرايی ناهيد صرفه‌ای نبرد
در آن مقام که حافظ برآورد آواز

**
SEVGİLİYE KÖTÜ NAZARLA BAKMAK DOĞRU DEĞİLDİR. YÜZÜNE TEMİZ BİR AYNADAN BAK!

264.
Kalk, kafatası toprakla dolup toprağı dökülmeden şarap kadehine neşeli şarabı doldur.
Madem ki son konağımız, sükût edenlerin vadisidir… Şimdi feleklerin kubbesine nağralar at!
Ey selvi boylu, terütaze başın için, ben toprak olunca nâzı bırak da bu toprağa bir gölge sal!
Sevgiliye kötü nazarla bakmak doğru değildir. Yüzüne temiz bir aynadan bak!
Yılana benzer zülfünden zehirlenen gönlümüzü dudağınla tedavi et, bir panzehir ver!
Bu tarlanın tapusu, bilirsin ki kimseye kalmaz, sebatı da yoktur… sen de bütün bu varlığa kadehin ciğerinden bir ateş sal!
* Gözyaşımla yıkandım, çünkü yol ehli olanlar, önce temizlen de o tertemiz güzele sonra bak derler.
Yarabbi, o kendini gören zahit, ayıptan başka bir şey görmemekte., onun idrâk aynasına bir ah buğusu ver!
Hâfız, sevgilinin kokusuyla elbiseni gül gibi yırt, o can ve ten libasını da o çevik ve usul boylu güzelin yoluna at!
Hiz-ı u der kâse-i rez âb-ı tarabnâk endâz
Pişter zan ki şeved kâse-i ser hâk endâz
264‏

خيز و در کاسه زر آب طربناک انداز
پيشتر زان که شود کاسه سر خاک انداز

عاقبت منزل ما وادی خاموشان است
حاليا غلغله در گنبد افلاک انداز

چشم آلوده نظر از رخ جانان دور است
بر رخ او نظر از آينه پاک انداز

به سر سبز تو ای سرو که گر خاک شوم
ناز از سر بنه و سايه بر اين خاک انداز

دل ما را که ز مار سر زلف تو بخست
از لب خود به شفاخانه ترياک انداز

ملک اين مزرعه دانی که ثباتی ندهد
آتشی از جگر جام در املاک انداز

غسل در اشک زدم کاهل طريقت گويند
پاک شو اول و پس ديده بر آن پاک انداز

يا رب آن زاهد خودبين که بجز عيب نديد
دود آهيش در آيينه ادراک انداز

چون گل از نکهت او جامه قبا کن حافظ
وين قبا در ره آن قامت چالاک انداز

**
ŞARAP KÜPÜNDE OTURAN EFLÂTUN’DAN BAŞKA BİZE HİKMET SIRLARINI KİM AÇABİLİR Kİ?

265.
Gönülleri kana bulananların halini kim söyler, felekten şarap küpünün kanını kim arar, sorar?
Eğer yine sarhoş nergis biter, açılırsa şaraba tapanların gözlerinden utansın!
Lâle gibi kadeh dolandıran, daima şarap içen artık bu cefadan dolayı yüzünü kanla yıkasın!
Çengin perde ardında söz söylemesi kâfi. Saçını kesin de artık ağlayıp inlemesin.
Şarap küpünde oturan Eflâtun’dan başka bize hikmet sırlarını kim açabilir ki?
Dudağından bir kadeh koklamazsa gönlüm, konceler gibi açılmaz vesselâm!
Hâfız ölmez, sağ kalırsa küp kâbesinin etrafında canla başla döner, tavafta bulunur.
Hal-i hunin-dilan ki guyed baz
Vez felek hün-ı hum ki cûyed baz
262‏

حال خونين دلان که گويد باز
و از فلک خون خم که جويد باز

شرمش از چشم می پرستان باد
نرگس مست اگر برويد باز

جز فلاطون خم نشين شراب
سر حکمت به ما که گويد باز

هر که چون لاله کاسه گردان شد
زين جفا رخ به خون بشويد باز

نگشايد دلم چو غنچه اگر
ساغری از لبش نبويد باز

بس که در پرده چنگ گفت سخن
ببرش موی تا نمويد باز

گرد بيت الحرام خم حافظ
گر نميرد به سر بپويد باز

**
GÖNLÜM, KAVGACI, VADİNDE DURMAZ, KAN DÖKÜCÜ, HİLEBAZ BİR ESMER GÜZELİNE KAPILDI.

266.
Gönlüm, kavgacı, vadinde durmaz, kan dökücü, hilebaz bir esmer güzeline kapıldı.
Güzeller, gömleklerinin önlerini açtılar da göğüslerini gösterdiler mi bu hale binlerce takva elbisesi, binlerce zahitlik hırkası feda olsun!
Sâki, melek, aşk nedir bilmez ki., sen bir kadeh iste de âdemin toprağına şaraptan gül suyu dök!
** Aşk ateşini artıran sözlere kul olayım… o sözler, yalımlı ateşe soğuk su serpen sözler değildir.
Yoksul, yorgun bir halde kapma geldim; merhamet et. Sevginden başka bir armağanım da yok!
** Savaşta kolunun kuvvetine mağrur olma. Çünkü binlerce düzen, padişahın hükmüyle ehemmiyetsiz kalır.
Gel gel. dün akşam meyhane hatifi bana dedi ki: Rıza makamında ol, kazadan kaçma!
Kefenime bir kadeh bağla da mahşer sabahı şarapla kıyamet korkusunu gönlümden atayım!
• Beninin hayalini kendimle mezara götüreceğim; toprağım beninden amberlere bulansın!
Âşıkla maşuk arasında hiç bir hail yoktur. Sen, perdesin… Hâfız, aradan kalk!
Dilem remide-i lüliveşest şürengiz
Durüg-va’de vu kattâl-vaz’-u reng-âmiz
266‏

دلم رميده لولی‌وشيست شورانگيز
دروغ وعده و قتال وضع و رنگ آميز

فدای پيرهن چاک ماه رويان باد
هزار جامه تقوا و خرقه پرهيز

خيال خال تو با خود به خاک خواهم برد
که تا ز خال تو خاکم شود عبيرآميز

فرشته عشق نداند که چيست ای ساقی
بخواه جام و گلابی به خاک آدم ريز

پياله بر کفنم بند تا سحرگه حشر
به می ز دل ببرم هول روز رستاخيز

فقير و خسته به درگاهت آمدم رحمی
که جز ولای توام نيست هيچ دست آويز

بيا که هاتف ميخانه دوش با من گفت
که در مقام رضا باش و از قضا مگريز

ميان عاشق و معشوق هيچ حال نيست
تو خود حجاب خودی حافظ از ميان برخيز

**
YANILDIM, MEYHANE YOLUNDAN DÖNDÜM. YİNE KEREM ET, BENİ DOĞRU YOLA GETİR.

267. •
Gel, gemimizi şarap ırmağına at., gencin de canına velvele sal, ihtiyarın da!
Sâki, beni şarap gemisine at. Atalar sözüdür, iyilik et de denize at demişler.
Yanıldım, meyhane yolundan döndüm. Yine kerem et, beni doğru yola getir.
Sâki, o gül renkli, misk kokulu şarabı getir. Gül suyunun gönlüne haset kıvılcımı sal.
Gerçi sarhoşum, harabım amma lütfet de bu harap sarhoşun yüzüne bir bak!
Gece yarısı güneş istersen gül yüzlü üzüm kızının yüzünden nikabı kaldır.
Ölüm günü, beni toprağa gömmelerine müsaade etme., beni meyhaneye götür, bir şarap küpüne at!
Hâfız, feleğin cevrinden gönlün daraldı, cana geldi. Mihnet şeytanlarına şehap oklarını fırlat!
Biya vu keşti-i mi der şat ı şerab endaz
Hurüş-u velvele der cın-ı şeyb-u şib endaz
263‏

بيا و کشتی ما در شط شراب انداز
خروش و ولوله در جان شيخ و شاب انداز

مرا به کشتی باده درافکن ای ساقی
که گفته‌اند نکويی کن و در آب انداز

ز کوی ميکده برگشته‌ام ز راه خطا
مرا دگر ز کرم با ره صواب انداز

بيار زان می گلرنگ مشک بو جامی
شرار رشک و حسد در دل گلاب انداز

اگر چه مست و خرابم تو نيز لطفی کن
نظر بر اين دل سرگشته خراب انداز

به نيم شب اگرت آفتاب می‌بايد
ز روی دختر گلچهر رز نقاب انداز

مهل که روز وفاتم به خاک بسپارند
مرا به ميکده بر در خم شراب انداز

ز جور چرخ چو حافظ به جان رسيد دلت
به سوی ديو محن ناوک شهاب انداز

**
GEL., AYRILIĞIN GÖZÜMÜ ÖYLE BAĞLADI Kİ BELKİ VUSLATININ KAPISI AÇILIRSA GÖZÜM DE AÇILIR.

268. •
Gel de basta gönül yine derman bulsun., gel de ölü tene tekrar hayat gelsin.
Gel., ayrılığın gözümü öyle bağladı ki belki vuslatının kapısı açılırsa gözüm de açılır.
Gam, zenci askeri gibi gönül ülkesini zaptetti. Artık bu gönül, ancak senin aydın yüzünle cilâlanır.
Senden ırağ olsun., geceler gebedir sözüne uyuyor da bakalım ne doğacak diye sabaha kadar yıldızlan sayıp duruyorum.
Hâfız’ın kabiliyetli tabiat bülbülü, vuslatının gül fidanı kokusuyla yine şakımaya başladı!
Deri ki der dil-i haste tevan derâyed baz
Biyâ ki der ten-i murde revan derâyed bâz
261‏

درآ که در دل خسته توان درآيد باز
بيا که در تن مرده روان درآيد باز

بيا که فرقت تو چشم من چنان در بست
که فتح باب وصالت مگر گشايد باز

غمی که چون سپه زنگ ملک دل بگرفت
ز خيل شادی روم رخت زدايد باز

به پيش آينه دل هر آن چه می‌دارم
بجز خيال جمالت نمی‌نمايد باز

بدان مثل که شب آبستن است روز از تو
ستاره می‌شمرم تا که شب چه زايد باز

بيا که بلبل مطبوع خاطر حافظ
به بوی گلبن وصل تو می‌سرايد باز

**
– S –
**
MEYHANENİN BAŞ KÖŞESİNE KURUL, ŞARAP İÇMEYE BAK. CİHANDAN BU KADAR MAL, MEVKİ KAZANMAN YETER!

269.
Gönül, sana yoldaş olarak iyi talibin yeter.. yol çavuşu olarak da Şiraz bahçesinin rüzgârı kâfi!
Derviş, artık sevgilinin konağından sefer etme. Manevî seferle hanikah bucağı yeter sana!
Alıştığın yurtla, eski dosta verdiği ahit sefere düşenlere katılmaman için kâfi bir özürdür.
Gönlün bir bucağından bir dert bir keder pusudan çıkarsa Pîr-i Mugân kapısının harimine sığın., bu kâfidir.
Meyhanenin baş köşesine kurul, şarap içmeye bak. Cihandan bu kadar mal, mevki kazanman yeter!
Fazla dileme, işini sarpa sardırma., lâl renkli şarap sürahisiyle ay gibi bir sevgili sana kâfi!
Felek, murat dizginini nadanların eline verir. Sense fazilet ve bilgi ehlisin, muradına erişmemen için bu günah yetişir!
Hâfız, başka bir virde hacet yok., gece yarısındaki dua ile sabah evradı sana yeter!
Başkalarının minnetini çekmeyi huy edinme. iki âlemde de Tanrı’nın rızasıyle padişahın İhsanı sana kâfidir.
Dilâ refik-ı sefer baht-ı nikhâhet bes
Nesim-i ravza-i Şirâz peyk-i râhet bes
269‏

دلا رفيق سفر بخت نيکخواهت بس
نسيم روضه شيراز پيک راهت بس

دگر ز منزل جانان سفر مکن درويش
که سير معنوی و کنج خانقاهت بس

وگر کمين بگشايد غمی ز گوشه دل
حريم درگه پير مغان پناهت بس

به صدر مصطبه بنشين و ساغر می‌نوش
که اين قدر ز جهان کسب مال و جاهت بس

زيادتی مطلب کار بر خود آسان کن
صراحی می لعل و بتی چو ماهت بس

فلک به مردم نادان دهد زمام مراد
تو اهل فضلی و دانش همين گناهت بس

هوای مسکن ملوف و عهد يار قديم
ز ره روان سفرکرده عذرخواهت بس

به منت دگران خو مکن که در دو جهان
رضای ايزد و انعام پادشاهت بس

به هيچ ورد دگر نيست حاجت ای حافظ
دعای نيم شب و درس صبحگاهت بس

**
SEVGİLİ BİZİMLE OLUNCA DAHA FAZLA BİR ŞEY İSTEMEYİZ. O CAN MUNİSİNİN SOHBETİNE NAİL OLMA DEVLETİ KÂFİ!

270.
Bize cihan gülüstanında bir gül yanaklı dilber yeter. Bu çayırlıkta, bu çimenlikte o salına salına yürüyen selvi boylunun gölgesi kâfi.
Riya ehlinin sohbetinden uzak olayım, cihandaki ağırlıklardan bize ancak ağır bir kadeh yeter.
Cennet köşkünü amel karşılığı olarak bağışlıyorlar. Biz rindiz, elimizde bir şey yok., bize muğların ibadet bucağı yetişir.
Irmak kenarına otur da ömrün akışına bak! Çünkü bize bu fâni dünyanın geçiciliğine şu işaret kifayet eder.
* Cihan pazarının parasına, puluna bak., bir de cihanın mihnet ve eziyetini gör. Eğer bu kâr ve ziyan sana yetmezse bize yeter!
Sevgili bizimle olunca daha fazla bir şey istemeyiz. O can munisinin sohbetine nail olma devleti kâfi!
Dâhi, beni kapından cennete yollama. Civarın, varlıktan da hoş, mekândan da. Ve o civar yetişir bana.
Hâfız, nasipten şikâyet insafsızlıktır. Bize su gibi revan bir tabiatla akıp giden gazeller kâfi.
Gulcizari zi gulistân-ı cihan mârâ bes
Zin çemen sâye-i an serv-i revan mârâ bes
268‏

گلعذاری ز گلستان جهان ما را بس
زين چمن سايه آن سرو روان ما را بس

من و همصحبتی اهل ريا دورم باد
از گرانان جهان رطل گران ما را بس

قصر فردوس به پاداش عمل می‌بخشند
ما که رنديم و گدا دير مغان ما را بس

بنشين بر لب جوی و گذر عمر ببين
کاين اشارت ز جهان گذران ما را بس

نقد بازار جهان بنگر و آزار جهان
گر شما را نه بس اين سود و زيان ما را بس

يار با ماست چه حاجت که زيادت طلبيم
دولت صحبت آن مونس جان ما را بس

از در خويش خدا را به بهشتم مفرست
که سر کوی تو از کون و مکان ما را بس

حافظ از مشرب قسمت گله ناانصافيست
طبع چون آب و غزل‌های روان ما را بس
‏**
SİYAH ZÜLFÜNDEN ÖYLE BİR ŞİKÂYETÇİYİM., ONUN YÜZÜNDEN ÖYLE PERİŞANIM Kİ SORMA!

271.
Siyah zülfünden öyle bir şikâyetçiyim., onun yüzünden öyle perişanım ki sorma!
Hiç kimse vefa ümidiyle gönlünü, dinini terketmesin.. ben bunu yaptım, fakat o kadar pişmanım ki sorma.
Sonunda kimsenin incinmesine sebep olmayacak bir yudum şarap elde etmek için nadanlardan öyle zahmet çekmekteyim’ ki., sorma!
** Zahit, bizden uzak geç de selâmette ol. Çünkü bu lâl renkli şarap gönlümde canımı elimden öyle bir alıyor ki sorma artık!
Böyle köşeye çekilip selâmete erişmek hevesindeyim.. fakat o fettan göz öyle bir işvelendi ki hiç sorma!
Bu yolda öyle dedikodular var ki canı mahveder. Bu kavgaya düşenlerden kimseyle mukayyed olma, ne bunu gör, ne onu sor!
Felek topundan nedir bu hal diye sorayım dedim,
Dedi ki:
Sorma çevgândan çektiklerimi !
Dedim ki:
Zülfünü kimin kiniyle böyle büklüm büklüm bir hale getirdin?
Dedi ki:
Hâfız, bu hikâye uzun bir hikâyedir. Kur’an hakkiyçin sorma bunu!
Dârem ez zulf-i siyâheş gile çendan ki mepurs
Ki çunan zo şudeem bi ser-u saman ki mepurs
271‏

دارم از زلف سياهش گله چندان که مپرس
که چنان ز او شده‌ام بی سر و سامان که مپرس

کس به اميد وفا ترک دل و دين مکناد
که چنانم من از اين کرده پشيمان که مپرس

به يکی جرعه که آزار کسش در پی نيست
زحمتی می‌کشم از مردم نادان که مپرس

زاهد از ما به سلامت بگذر کاين می لعل
دل و دين می‌برد از دست بدان سان که مپرس

گفت‌وگوهاست در اين راه که جان بگدازد
هر کسی عربده‌ای اين که مبين آن که مپرس

پارسايی و سلامت هوسم بود ولی
شيوه‌ای می‌کند آن نرگس فتان که مپرس

گفتم از گوی فلک صورت حالی پرسم
گفت آن می‌کشم اندر خم چوگان که مپرس

گفتمش زلف به خون که شکستی گفتا
حافظ اين قصه دراز است به قرآن که مپرس

**
AŞK DERDİ NASILDIR? İSTER MİSİN BUNU APAÇIK ÖĞRENMEYİ? SABAH RÜZGÂRINDAN SORMA; KILIÇTAN SOR!

272. t
Sevgili, sana kim dedi, bizim halimizi sorma; yabancı gibi davran, hiç bir bildiğin halini hatırını soruşturma!
Lütfün umumidir, huyun keremdir. Lütfet, kerem eyle de hiç bir suç yapmadığımız halde bizi bağışla, maceramızı sorma!
Aşk derdi nasıldır? İster misin bunu apaçık öğrenmeyi? Sabah rüzgârından sorma; kılıçtan sor!
Sana yoksulun halini sorma diyen kişinin yoksulluk âleminden hiç haberi yokmuş!
İbadet yurdunda hırka giymiş zahitte istek akçası arama… Sorma müftüden kimyayı!
* Âlem doktorunun defterinde aşk derdine ait bir bap (bölüm) yok. Gönül, derde alış, devanın adını bile sorma!
Biz ne İskender’in hikâyesini okuduk, ne Dara’nın.. bizden sevgi ve vefa hikâyesinden başka bir şey sorma!
Hâfız, gül mevsimi erişti, marifet satmaya kalkışma… fırsatı ganimet bil, nasıl oldu, niçin oldu suallerine girişme!
Cânâ tura ki goft ki ahvâl-i mâ mepurs
Bigâne gerd u kıssa-i hiç âşinâ mepurs
**
ÖYLE BİR AŞK DERDİ ÇEKMİŞİM, ÖYLE BİR AYRILIK ZEHRİ TATMIŞIM Kİ SORMA!

273. t
Öyle bir aşk derdi çekmişim, öyle bir ayrılık zehri tatmışım ki sorma!
Âlemi gezip dolanmış, sonunda öyle bir dilber seçmiştim ki., sorma!
Sorma, kapısının toprağı havasıyle gözyaşlarım nasıl akmakta!
Sorma dün gece ağzından çıkan ve kulaklarımla duyduğum sözleri!
Yine bana bakıp söyleme diye dudağını ısırıyorsun? Ben, öyle bir lâl dudak ısırmışım ki sorma!
Sensiz yoksulluk kulübemde öyle eziyetler çektim ki sorma!
Sorma Hâfız gibi aşk yolunda gurbete düşüp ne makama eriştiğimizi!
Derd-i ışki keşideem ki mepurs
Zehr-i hecri çeşideem ki mepurs
270‏

درد عشقی کشيده‌ام که مپرس
زهر هجری چشيده‌ام که مپرس

گشته‌ام در جهان و آخر کار
دلبری برگزيده‌ام که مپرس

آن چنان در هوای خاک درش
می‌رود آب ديده‌ام که مپرس

من به گوش خود از دهانش دوش
سخنانی شنيده‌ام که مپرس

سوی من لب چه می‌گزی که مگوی
لب لعلی گزيده‌ام که مپرس

بی تو در کلبه گدايی خويش
رنج‌هايی کشيده‌ام که مپرس

همچو حافظ غريب در ره عشق
به مقامی رسيده‌ام که مپرس
‏**
AŞKLA OYNAMA. OYUNCAK DEĞİL Kİ. GÖNÜL, BAŞINLA OYNA. ÇÜNKÜ AŞK TOPU, HEVES ÇEVGÂNIYLE ÇELİNEMEZ.

274. t
Ey sabah rüzgârı, Aras ırmağı kıyısına uğrarsan o vadinin toprağım öp, nefesini misk haline getir.
Selma konağına bizden her an yüzlerce selâm olsun. Orasını samanların sesleriyle, çan sadalarıyle dopdolu görürsün.
Sevgilinin mahmelini öp de sonra benden arz et.
Yandım ayrılığından, ey merhametli dost, feryadıma yetiş!
Ben, nasihatçıların sözlerine kulak asmaz, öğütlerini rebap dinler gibi dinlerim. Ayrılık, kulağımı öyle bir burdu ki bu nasihat kâfi bana artık!
Gece sabaha kadar şarap iç, aşk yolundaki gece yolcularının asesbaşıyle âşinalıkları vardır.
Aşkla oynama. Oyuncak değil ki. gönül, başınla oyna. Çünkü aşk topu, heves çevgânıyle çelinemez.
Aklı başında olanlar, ihtiyarlarını kimseye vermezler ama gönül, isteğiyle sevgilinin sarhoş gözüne can vermekte!
Dudular, şekeristanda muratlarına eriştiler, zevk edip durmaktalar. Zavallı sinekse tahassüründen başına vurmakta!
Sevgilinin kalemine Hâfız’ın adı gelirse., yok mu? Şahımın tapısının eşiğinden bu istek de bana kâfi!
Ey sabâ ger bigzeri ber sâhil-i Rod-ı Eres
Buse zen ber hâk-i an vadi vu muşkin kun nefes
267‏

ای صبا گر بگذری بر ساحل رود ارس
بوسه زن بر خاک آن وادی و مشکين کن نفس

منزل سلمی که بادش هر دم از ما صد سلام
پرصدای ساربانان بينی و بانگ جرس

محمل جانان ببوس آن گه به زاری عرضه دار
کز فراقت سوختم ای مهربان فرياد رس

من که قول ناصحان را خواندمی قول رباب
گوشمالی ديدم از هجران که اينم پند بس

عشرت شبگير کن می نوش کاندر راه عشق
شب روان را آشنايی‌هاست با مير عسس

عشقبازی کار بازی نيست ای دل سر بباز
زان که گوی عشق نتوان زد به چوگان هوس

دل به رغبت می‌سپارد جان به چشم مست يار
گر چه هشياران ندادند اختيار خود به کس

طوطيان در شکرستان کامرانی می‌کنند
و از تحسر دست بر سر می‌زند مسکين مگس

نام حافظ گر برآيد بر زبان کلک دوست
از جناب حضرت شاهم بس است اين ملتمس
**
– S –
SEVGİLİM GÜZEL VE ÇOCUK. BİR OYNARKEN BENİ ÖLDÜRÜRSE ŞERİATTA GÜNAHI DA OLMAZ.

275.
Ay gibi yüzünde bütün güzellikler, letafetler. Yalnız merhameti, vefası yok. Sen bunları da ver Yarabbi!
Sevgilim güzel ve çocuk. Biz oynarken beni öldürürse şeriatta günahı da olmaz.
İyisi mi gönlümü ona tamamıyle vermeyeyim. Çünkü iyiyi, kötüyü görmemiş; onu da hor tutar, görüp gözetmez.
Siyah gözlerinden kanlar damlıyor ama şeker gibi dudaklarından süt kokusu gelmekte; ağzı süt kokmakta.
On dört yaşında şuh ve şirin bir güzelim var. Ayın on dördü bile ona kulağı küpeli’ bir köle!
O yeni yetişmiş gülün ardına düşüp nerelere gitti yarabbi? Nice demdir gönlümüzü göremiyoruz.
* Gönlümü alan sevgilim, böyle kalb kırıp durursa padişah, pek yakında onu cellâtlığına tayin eder!
O inci, Hâfız’ın sedef göğsüne düşer, orada karar kılarsa canımı şükrane olarak sarf ederim!
Mecma’-i hübi vu lutfest cizar-ı çu meheş
Leykineş mihr-u vefa nist Hudâyâ bidiheş
289‏

مجمع خوبی و لطف است عذار چو مهش
ليکنش مهر و وفا نيست خدايا بدهش

دلبرم شاهد و طفل است و به بازی روزی
بکشد زارم و در شرع نباشد گنهش

من همان به که از او نيک نگه دارم دل
که بد و نيک نديده‌ست و ندارد نگهش

بوی شير از لب همچون شکرش می‌آيد
گر چه خون می‌چکد از شيوه چشم سيهش

چارده ساله بتی چابک شيرين دارم
که به جان حلقه به گوش است مه چاردهش

از پی آن گل نورسته دل ما يا رب
خود کجا شد که نديديم در اين چند گهش

يار دلدار من ار قلب بدين سان شکند
ببرد زود به جانداری خود پادشهش

جان به شکرانه کنم صرف گر آن دانه در
صدف سينه حافظ بود آرامگهش
**
YARABBİ, BANA İHSAN ETTİĞİN BU GÜLÜMSEYEN TAZE GÜLÜ SANA ISMARLIYORUM. ÇAYIRIN, ÇİMENİN HASETÇI GÖZÜNDEN SEN SAKLA, BEKLE!

276.
Yarabbi, bana ihsan ettiğin bu gülümseyen taze gülü sana ısmarlıyorum. Çayırın, çimenin hasetçı gözünden sen sakla, bekle!
Vefa diyarından yüzlerce konak uzak ama yine feleğin âfetleri canından da ırak olsun, teninden de.
Ey seher yeli, Selma’nın menziline varırsan bana bir selâm getir. Senden bunu umuyor, bunu gözlüyorum.
O siyah zülüfleri edeble aç da bir misk kokusu getir., fakat o zülüf, aziz gönüllerin bulunduğu yerdir, sakın hoyratça oynama!
Ona tarafımdan de ki: Gönlümün kaşınla, gözünle, hattınla, yüzünle hukuku var. Gönlüm, o amberi bile kesada veren saçlarda; aziz tut onu!
Sevgilinin dudağı anılarak şarap içilen yerde kendisinden geçmeyen sarhoş, alçak bir kişidir.
Meyhane kapısında ne şeref kazandır, ne mal. Orası kazanç yeri değil! Kim bu suyu içerse varını, yoğunu denize fırlatır, atar.
Elemden korkana aşk kederi helâl değildir. İster başımız ayağında olsun, ister dudağımız ağzında, bizce ikisi de bir!
Hâfız’ın şiirinin her beyiti, bir beytülgazeldir. Aferin gönüller çeken nefesine, aferin lâtif sözlerine!
Yârab in nov-gul-i handan ki supurdi bemeneş Misipârem betu ez çeşm-i hasüd-i çemene;
281‏

يا رب اين نوگل خندان که سپردی به منش
می‌سپارم به تو از چشم حسود چمنش

گر چه از کوی وفا گشت به صد مرحله دور
دور باد آفت دور فلک از جان و تنش

گر به سرمنزل سلمی رسی ای باد صبا
چشم دارم که سلامی برسانی ز منش

به ادب نافه گشايی کن از آن زلف سياه
جای دل‌های عزيز است به هم برمزنش

گو دلم حق وفا با خط و خالت دارد
محترم دار در آن طره عنبرشکنش

در مقامی که به ياد لب او می نوشند
سفله آن مست که باشد خبر از خويشتنش

عرض و مال از در ميخانه نشايد اندوخت
هر که اين آب خورد رخت به دريا فکنش

هر که ترسد ز ملال انده عشقش نه حلال
سر ما و قدمش يا لب ما و دهنش

شعر حافظ همه بيت الغزل معرفت است
آفرين بر نفس دلکش و لطف سخنش
**
HÂFIZ, ÖMÜR GAFLETLE GEÇTİ GİTTİ. GEL BİZİMLE MEYHANEYE DE GÜZEL DİLBERLER SANA İYİ BİR İŞ ÖĞRETSİNLER BARİ!

277.
Irmak kıyısı, söğüt gölgesi, şiire kabiliyetli bir tabiat, güzel bir sevgili., şirin ve şuh bir dilber, gül yanaklı nazenin bir sâki…
Ey başımıza doğmuş talih, ey uyanmış baht! Bu zamanın kıymetini bilirsen bu işret, bu zevku safa helâl olsun sana., kendine gel, ne hoş bir zamandasın!
Bir dilberin aşkına düşüp de gamlanan, kederlenen kişiye söyle: Çok hoş bir işte, güçtesin… Nazar değmesin, ateşe çöreotu at da tütsülen!
Şairlik tabiatımın gelinini bakir fikirlerimle bezemekteyim. Belki bu suretle bir müddet sonra elime güzel bir dost düşer!
Sohbet gecesini fırsat bil, muradınca neşelen.. gönülleri aydınlatan ne güzel bir mehtap.. ne hoş bir lalelik!
Sâkinin gözünde öyle bir şarap var ki aklı bile sarhoş etmekte, akla bile sarhoşluktan sonra sersemlik vermekte. Aferin, aferin.
Hâfız, ömür gafletle geçti gitti. Gel bizimle meyhaneye de güzel dilberler sana iyi bir iş öğretsinler bari!
Kenar-ı ab-u pay-ı bid u tab’ ı şi’r-u yari hoş
Mu’aşir dilberi şirin-u sâki ğul-‘izâri hoş
288‏

کنار آب و پای بيد و طبع شعر و ياری خوش
معاشر دلبری شيرين و ساقی گلعذاری خوش

الا ای دولتی طالع که قدر وقت می‌دانی
گوارا بادت اين عشرت که داری روزگاری خوش

هر آن کس را که در خاطر ز عشق دلبری باريست
سپندی گو بر آتش نه که دارد کار و باری خوش

عروس طبع را زيور ز فکر بکر می‌بندم
بود کز دست ايامم به دست افتد نگاری خوش

شب صحبت غنيمت دان و داد خوشدلی بستان
که مهتابی دل افروز است و طرف لاله زاری خوش

می‌ای در کاسه چشم است ساقی را بناميزد
که مستی می‌کند با عقل و می‌بخشد خماری خوش

به غفلت عمر شد حافظ بيا با ما به ميخانه
که شنگولان خوش باشت بياموزند کاری خوش
‏**
AŞK YOLUNDA YOKLUK SELİNDEN BİR GEÇİT BULUNAMAZ Kİ. FAKAT BEN SENİ SEYREDER, ONUNLA EĞLENİRİM.

278.
Sevgili, senin her halin lâtif, her şeyin hoş. Gönlüm, şekerler çiğneyen o yakut dudakların işvelerinden ne güzel bir zevk içinde.
Şiven nazlı edaların şirin; yüzündeki, tüyler ve ben alımlı. Kaşın, gözün güzel, boyun, posun hoş.
Hayalimin gülistanı bezensin… gönlümün dimağını yaseminin revacına kesat veren zülfünün kokusu bürümüş!
Aşk yolunda yokluk selinden bir geçit bulunamaz ki. Fakat ben seni seyreder, onunla eğlenirim.
Gözüne nasıl şükredeyim, bilmem ki! Hasta olduğu halde yine lütfeder de güzel yüzünle derdime derman olur!
Yokluk çölünün her yanında bir tehlike var ama âşık Hâfız senin sevginle yola düşmüş, ne hoş bir surette gitmekte!
Ey heme şekl-i tu matbu’-u heme cây-ı tu hoş
Dilem ez cişve-i yâküt-ı şeker-hây-ı tu hoş
غزل 287‏

ای همه شکل تو مطبوع و همه جای تو خوش
دلم از عشوه شيرين شکرخای تو خوش

همچو گلبرگ طری هست وجود تو لطيف
همچو سرو چمن خلد سراپای تو خوش

شيوه و ناز تو شيرين خط و خال تو مليح
چشم و ابروی تو زيبا قد و بالای تو خوش

هم گلستان خيالم ز تو پرنقش و نگار
هم مشام دلم از زلف سمن سای تو خوش

در ره عشق که از سيل بلا نيست گذار
کرده‌ام خاطر خود را به تمنای تو خوش

شکر چشم تو چه گويم که بدان بيماری
می کند درد مرا از رخ زيبای تو خوش

در بيابان طلب گر چه ز هر سو خطريست
می‌رود حافظ بی‌دل به تولای تو خوش
**
SOFİ, GÜL DEVŞİR, YAMALI HIRKAYI DİKENE BAĞIŞLA. BU ACI ZAHİTLİĞİ TATLI ŞARABA BAHŞET.

279.
Sofi, gül devşir, yamalı hırkayı dikene bağışla. Bu acı zahitliği tatlı şaraba bahşet.
Sofiyane herzeleri, akla sığmaz saçmalıkları, çenk ahenginin yoluna koy. Tespihi, taylasanı şaraba ve sarhoşluğa ver!
Güzelle sâkinin satın almaya tenezzül etmedikleri şu ağır zahitliği yeşillik halkasında bahar rüzgârına terket.
Ey âşıklar beyi, yolumu lâl renkli şarap vurdu. Fakat kanımı ondan isteme, öc almaya kalkışma. Sevgilinin derin çene çukuruna bağışla!
Yarabbi, gül mevsiminde kulun suçunu affet, bu macerayı selviye ve ırmak kıyısına bağışla!
Ey maksat kaynağına yol bulan, muradına erişen, bu toprak kula da şu denizden bir katrecik ver.
Gözün, güzelleri görmedi, âşık olmadın. Bunun şükranesi olarak bizi Tanrı’nın affına, lûtfuna terk et!
Sâki, sevgili sabah şarabı içerse de ki: Geceleri uyumayan Hâfız’a da bir altın kadeh sun!
Sofi guli biçin-u murakka’ behâr bahş
Vin zuhd-i telhrâ bemey-i hoşguvâr bahş
275‏

صوفی گلی بچين و مرقع به خار بخش
وين زهد خشک را به می خوشگوار بخش

طامات و شطح در ره آهنگ چنگ نه
تسبيح و طيلسان به می و ميگسار بخش

زهد گران که شاهد و ساقی نمی‌خرند
در حلقه چمن به نسيم بهار بخش

راهم شراب لعل زد ای مير عاشقان
خون مرا به چاه زنخدان يار بخش

يا رب به وقت گل گنه بنده عفو کن
وين ماجرا به سرو لب جويبار بخش

ای آن که ره به مشرب مقصود برده‌ای
زين بحر قطره‌ای به من خاکسار بخش

شکرانه را که چشم تو روی بتان نديد
ما را به عفو و لطف خداوندگار بخش

ساقی چو شاه نوش کند باده صبوح
گو جام زر به حافظ شب زنده دار بخش
**
TARİKATTE TAKVAYA DAYANMAK, BİLGİYE GÜVENMEK KÂFİRLİKTİR.

280.
Bağcıya beş günlük gül sohbeti lâzımsa ayrılık dikenine sabretmesi gerek.
Gönül, zülfünün bağında perişanlıktan ağlayıp inleme. Akıllı kuş tuzağa düştü mü tahammül etmeli
Böyle bir zülüf, böyle bir yüz varken yaseminin yüzüne, sümbülün kıvırcık saçlarına bakıp dalana bu zülfü, bu yüzü görmek haram olsun!
Âlemi yakıp yandıran rindin mülk işleriyle ne işi var? idare işlerinde tedbir ve düşünce lâzım.
Tarikatte takvaya dayanmak, bilgiye güvenmek kâfirliktir. Yol erinin yüz türlü hüneri bile olsa yine ona tevekkül gerek!
Bu perişan gönüle kıvırcık ve sümbül gibi saçlar lâzımsa onları elde etmek için o zalim nergislerin nazım çekmesi icap eder.
Sâki, neye kadehi döndürmüyorsun. Bu gecikme ne vakte dek sürecek? Devir âşıklara | dönünce teselsül gerek.
Hâfız, saz olmadıkça şarap içmeyen kim? ; Yoksul âşık için bu kadar çekiye düzene ne lüzum var?
Bağban ger penç rüzi şohbet-i gul bâyedeş
Bercefâ-yı hâr-ı hicran şabr-ı bülbül bâyedeş
276‏

باغبان گر پنج روزی صحبت گل بايدش
بر جفای خار هجران صبر بلبل بايدش

ای دل اندربند زلفش از پريشانی منال
مرغ زيرک چون به دام افتد تحمل بايدش

رند عالم سوز را با مصلحت بينی چه کار
کار ملک است آن که تدبير و تامل بايدش

تکيه بر تقوا و دانش در طريقت کافريست
راهرو گر صد هنر دارد توکل بايدش

با چنين زلف و رخش بادا نظربازی حرام
هر که روی ياسمين و جعد سنبل بايدش

نازها زان نرگس مستانه‌اش بايد کشيد
اين دل شوريده تا آن جعد و کاکل بايدش

ساقيا در گردش ساغر تعلل تا به چند
دور چون با عاشقان افتد تسلسل بايدش

کيست حافظ تا ننوشد باده بی آواز رود
عاشق مسکين چرا چندين تجمل بايدش

**
İSTER MİSİN, ÂLEMİN İYİSİ, KÖTÜSÜ SANA DOKUNMASIN… KÖTÜ AHİTLERİ BIRAK, SERT SÖZLERİ TERKET.

281.
Şehirde bahtımızı denedik. Helâk vadisinden pılımızı pırtımızı çekip gitmeliyiz.
Nice demdir elimi ısırıp ah etmekten parça parça olmuş tenimi, gül gibi ateşlere yaktım, yandırdım.
Dün gece duydum, bir bülbül ne güzel şakımaktaydı; gül de dalında kulağını açmış, dinliyordu.
Bülbül diyordu ki:
Ey gönül, şadol. Huyu sert olan sevgili, talihi, mazhariyeti yüzünden çok elemlere düşer, ıstıraplar çeker.
İster misin, âlemin iyisi, kötüsü sana dokunmasın… kötü ahitleri bırak, sert sözleri terket.
* Sevgili, ayrılığından ve gönlümdeki yanıştan bütün malımı, canımı ateşlere atmanın tam zamanı!
Hâfız, eğer insan daima muradına erişse ve elindekini kaybetmeseydi Cemşid de tahtından dur olmazdı.
Mâ âzmüdeim derin şehr baht-ı hış
Birun keşidbâyed ezin varta raht-ı hış
291‏

ما آزموده‌ايم در اين شهر بخت خويش
بيرون کشيد بايد از اين ورطه رخت خويش

از بس که دست می‌گزم و آه می‌کشم
آتش زدم چو گل به تن لخت لخت خويش

دوشم ز بلبلی چه خوش آمد که می‌سرود
گل گوش پهن کرده ز شاخ درخت خويش

کای دل تو شاد باش که آن يار تندخو
بسيار تندروی نشيند ز بخت خويش

خواهی که سخت و سست جهان بر تو بگذرد
بگذر ز عهد سست و سخن‌های سخت خويش

وقت است کز فراق تو وز سوز اندرون
آتش درافکنم به همه رخت و پخت خويش

ای حافظ ار مراد ميسر شدی مدام
جمشيد نيز دور نماندی ز تخت خويش

**
SENİ AŞK YOLUNA GÖTÜREN PÎR, ŞARAP İÇ DER, SENİ ŞARABA HAVALE EDERSE İÇ, TANRI’NIN RAHMETİNİ BEKLE!

282.
Lâle mevsimi kadehi eline al, riyayı bırak. Gül ümidiyle bir an sabah rüzgârına hemdem ol!
Sana bütün yıl şarap iç, şaraba tap demedim ya., üç ay iç, dokuz ay zahitlik et!
Seni aşk yoluna götüren Pîr, şarap iç der, seni şaraba havale ederse iç, Tanrı’nın rahmetini bekle!
Cem gibi gayb sırrına erişmek istersen gel de dünyayı gösteren kadehle hemdemlik et.
Dünyanın işi, gönce gibi yumulup açılmamaktır. Fakat sen bahar yeli gibi düğümleri açıcı ol.
Kimseden vefa umma. Yok, eğer söz dinlemiyorsan var abes yere sîmurgla kimyayı ara dur!
Hâfız, yabancıların itaatine talip olma. Aşina rintlerle düş, kalk.
Bedevr-i lâle kadeh gir-u biriyâ mibâş
Bebüy-ı gul nefesi hemdem-i sabâ mibâş
274‏

به دور لاله قدح گير و بی‌ريا می‌باش
به بوی گل نفسی همدم صبا می‌باش

نگويمت که همه ساله می پرستی کن
سه ماه می خور و نه ماه پارسا می‌باش

چو پير سالک عشقت به می حواله کند
بنوش و منتظر رحمت خدا می‌باش

گرت هواست که چون جم به سر غيب رسی
بيا و همدم جام جهان نما می‌باش

چو غنچه گر چه فروبستگيست کار جهان
تو همچو باد بهاری گره گشا می‌باش

وفا مجوی ز کس ور سخن نمی‌شنوی
به هرزه طالب سيمرغ و کيميا می‌باش

مريد طاعت بيگانگان مشو حافظ
ولی معاشر رندان پارسا می‌باش
‏**
GÖĞSÜYLE OMUZU YOK MU, GÖĞSÜYLE OMUZU… GÖNLÜMÜ DE ALDI, DİNİMİ DE, GÖNLÜMÜ DE KAPTI, DİNİMİ DE!

283.
Dudağı tatlı bir güzel, kulak memeleri yasemin gibi lâtif bir dilber kararımı da aldı, aklımı da, takatimi de!
Peri gibi güzel, çevik, şuh bir nazenin… güzel elbiseler giyinmiş ay gibi parlak ve nazlı bir dilber…
Ama nasıl güzel, bir bilsen… sevdasının ateşindeki hararetle tencere gibi kaynayıp durmaktayım.
Elbise gibi ben de onu bir kucaklayabilsem gömlek gibi huzura erer, rahata kavuşurum.
Kemiklerim bile çürüse sevgili yine gönlümde kalacaktır.
Göğsüyle omuzu yok mu, göğsüyle omuzu… gönlümü de aldı, dinimi de, gönlümü de kaptı, dinimi de!
Hâfız, senin derdinin dermanı, senin derdinin dermanı, sevdiğinin bal gibi dudağı, bal gibi dudağı, bal gibi dudağı vesselâm!
Biburd ez men karâr-u tâkat-u huş
But-i şirin lebi simin binâguş
282‏

ببرد از من قرار و طاقت و هوش
بت سنگين دل سيمين بناگوش

نگاری چابکی شنگی کلهدار
ظريفی مه وشی ترکی قباپوش

ز تاب آتش سودای عشقش
به سان ديگ دايم می‌زنم جوش

چو پيراهن شوم آسوده خاطر
گرش همچون قبا گيرم در آغوش

اگر پوسيده گردد استخوانم
نگردد مهرت از جانم فراموش

دل و دينم دل و دينم ببرده‌ست
بر و دوشش بر و دوشش بر و دوش

دوای تو دوای توست حافظ
لب نوشش لب نوشش لب نوش

**
MEYHANEYE AĞLAYA AĞLAYA BAŞIM ÖNÜMDE GİDİYORUM… ÇÜNKÜ ELİMDE ORAYA LÂYIK BİR ŞEY YOK, UTANIYORUM HALİMDEN.

284.
Gönlüm ürküp kaçtı da bu yoksul hâlâ gaflette… o başı dönmüş avcı kuşa ne oldu acaba?
Gönül, o kâfir mezhepli, o yay kaşlı güzelin eline düştü. İmanımın başına neler gelecek diye söğüt gibi titreyip durmaktayım.
Deniz gibi hiç bir şeyden bulanmamayı ummaktayım, bu hayale kapıldım… heyhat! Hele bak olmayacak düşüncelere kapılan şu katranın başındaki sevdalara!
Meyhaneye ağlaya ağlaya başım önümde gidiyorum… çünkü elimde oraya lâyık bir şey yok, utanıyorum halimden.
O zahitliği, o takvayı öldüren kirpiklere kurban olayım… neşterinden Abıhayat dalgalanmakta!
Muayene için yaralı gönlümün nabzına el ursalar, doktorların yenlerinden binlerce kan katrası damlar.
• Ne Hızır’ın mülkü kalır, ne İskender’in. Ey yoksul, bu alçak dünya için dalaşma!
Hâfız, o kemere öyle her yoksulun eli erişemez. Eline Karun hâzinesinden daha fazla bir hazine geçirmeye bak!
Dilem ramide şud u gâfilem men-i derviş
Ki an şikâri-i ser-geşterâ çi âmed piş
290‏

دلم رميده شد و غافلم من درويش
که آن شکاری سرگشته را چه آمد پيش

چو بيد بر سر ايمان خويش می‌لرزم
که دل به دست کمان ابروييست کافرکيش

خيال حوصله بحر می‌پزد هيهات
چه‌هاست در سر اين قطره محال انديش

بنازم آن مژه شوخ عافيت کش را
که موج می‌زندش آب نوش بر سر نيش

ز آستين طبيبان هزار خون بچکد
گرم به تجربه دستی نهند بر دل ريش

به کوی ميکده گريان و سرفکنده روم
چرا که شرم همی‌آيدم ز حاصل خويش

نه عمر خضر بماند نه ملک اسکندر
نزاع بر سر دنيی دون مکن درويش

بدان کمر نرسد دست هر گدا حافظ
خزانه‌ای به کف آور ز گنج قارون بيش

**
DÜN GECE MEYHANE BUCAĞINDAN BİR HATİF SESLENDİ, DEDİ Kİ: GÜNAHI BAĞIŞLARLAR, ŞARAP İÇMEYE BAK;

285.
Dün gece meyhane bucağından bir hatif seslendi, dedi ki:
Günahı bağışlarlar, şarap içmeye bak;
Tanrı’nın lûtfu, işini işler durur. Melek de rahmet müjdesini getirdi zaten.
Tanrı’nın affı, suçumuzdan fazla. Sen gizli sırrı ne bilirsin? Sus!
Bu ham aklı meyhaneye götür de lâl renkli şarap biraz kanını kaynatsın, coştursun!
Sevgilinin vuslatını çalışmayla vermezler; doğru… doğru ama gönül, sen yine elinden geldiği kadar çalış, çabala!
Kulağımda sevgilinin saçlarının halkası, yüzüm de meyhanecinin kapısındaki toprakta… işte hep bu böyle!
Hâfız’ın rintliği, ayıplan örten padişahın keremine nispetle o kadar güç, o kadar büyük ve o kadar affedilmez bir suç değil.
Din padişahı Şah Şüca’ öyle bir padişah ki Ruh’ul-kudüs bile emrini kulağına halka etmiştir.
Ey arş padişahı Tanrı! Sen onun muradını ver, kem gözden sakla, bekle!
Hatifi ez gûşe i meyhane duş
Guft bibahşend guneh mey binuş
284‏

هاتفی از گوشه ميخانه دوش
گفت ببخشند گنه می بنوش

لطف الهی بکند کار خويش
مژده رحمت برساند سروش

اين خرد خام به ميخانه بر
تا می لعل آوردش خون به جوش

گر چه وصالش نه به کوشش دهند
هر قدر ای دل که توانی بکوش

لطف خدا بيشتر از جرم ماست
نکته سربسته چه دانی خموش

گوش من و حلقه گيسوی يار
روی من و خاک در می فروش

رندی حافظ نه گناهيست صعب
با کرم پادشه عيب پوش

داور دين شاه شجاع آن که کرد
روح قدس حلقه امرش به گوش

ای ملک العرش مرادش بده
و از خطر چشم بدش دار گوش

**
YARABBİ, BENİ BU UYKUDAN UYANDIRMA. HAYALİYLE NE HOŞ HALVETTEYİM.

286.
Ne hoştur Şiraz; ne hoştur o misli bulunmayan şehir. Yarabbi, sen zevalden koru!
Rüknâbâd’ımız daima şen olsun… an doru suyu, Hızır ömrünü bağışlamakta.
Caferâbât’la Musalla arasından esip gelen şimal rüzgârı, seher yelinin kokusuyla karışır da gelir.
* Şîraz’a gel de kemal sahibi adamlarından Ruh’ül-kudus feyzini iste.
Seher yeli, o sarhoş ve şuh esmer güzelden haberin var mı, ne halde acaba?
Yarabbi, beni bu uykudan uyandırma. Hayaliyle ne hoş halvetteyim.
O tatlı dilber kanımı bile dökse, gönül, hoş gör… ana sütü gibi helâl et.
Kim orada Mısır şekerinin adını andı da Şîraz’daki tatlı dilli dilberler, onu utandırmadılar?
Hâfız, mademki ayrılıktan korkuyordun, neden vuslat günlerine şükretmedin ?
Hoşa Şiraz-u vez’-ı bi misâleş
Hudâvendâ nigahdâr ez zevâleş
279‏

خوشا شيراز و وضع بی‌مثالش
خداوندا نگه دار از زوالش

ز رکن آباد ما صد لوحش الله
که عمر خضر می‌بخشد زلالش

ميان جعفرآباد و مصلا
عبيرآميز می‌آيد شمالش

به شيراز آی و فيض روح قدسی
بجوی از مردم صاحب کمالش

که نام قند مصری برد آن جا
که شيرينان ندادند انفعالش

صبا زان لولی شنگول سرمست
چه داری آگهی چون است حالش

گر آن شيرين پسر خونم بريزد
دلا چون شير مادر کن حلالش

مکن از خواب بيدارم خدا را
که دارم خلوتی خوش با خيالش

چرا حافظ چو می‌ترسيدی از هجر
نکردی شکر ايام وصالش

**
GÜZELLİK, DAİMA ÂŞIK ÖLDÜRMEKLE OLMAZ. EFENDİ ONA DERLER Kİ KULUNUN DERDİNE DERMAN OLUR.

287.
Bülbülün daima düşüncesi, gülün kendisine yâr olmasında., fakat gül de ona nasıl işvelenir, nasıl cefa ederim acaba diye düşüncede.
Güzellik, daima âşık öldürmekle olmaz. Efendi ona derler ki kulunun derdine derman olur.
Kötü bir saksı, lâlin kârına kesat vermekte, onu değerden düşürmekte. Bu ziyan yüzünden lâlin gönlü kan denizi olsa da dalgalansa yeri.
Bülbül, gülün feyziyle söz öğrendi. Yoksa bütün bu sözler, bu gazeller, gagasında hazır değildi ya!
Ey sevgilimizin sokağından geçen, sakın… bu mahallenin duvarı başlar yarar!
Yarabbi, o sefere çıkmış sevgiliyi, her neredeyse sen koru… yüzlerce gönül kafilesi, onun yoldaşı.
Gönül, zahitlik sohbeti sana hoş geldi ama aşk, daha azizdir, aşkı bırakma.
Sofi, bir iki kadehle külâhını eğdi… iki kadeh daha içerse sarığı da çözülür, karmakarışık olur.
Hâfız’ın gönlü sana alışmıştır, vuslat nazıyle yetişmiştir… onu incitmeye kalkışma!
Fikr-i bülbül heme ânest ki gul şud yâreş
Gul der endişe ki çun ‘işve kuned der kâreş
277‏

فکر بلبل همه آن است که گل شد يارش
گل در انديشه که چون عشوه کند در کارش

دلربايی همه آن نيست که عاشق بکشند
خواجه آن است که باشد غم خدمتگارش

جای آن است که خون موج زند در دل لعل
زين تغابن که خزف می‌شکند بازارش

بلبل از فيض گل آموخت سخن ور نه نبود
اين همه قول و غزل تعبيه در منقارش

ای که در کوچه معشوقه ما می‌گذری
بر حذر باش که سر می‌شکند ديوارش

آن سفرکرده که صد قافله دل همره اوست
هر کجا هست خدايا به سلامت دارش

صحبت عافيتت گر چه خوش افتاد ای دل
جانب عشق عزيز است فرومگذارش

صوفی سرخوش از اين دست که کج کرد کلاه
به دو جام دگر آشفته شود دستارش

دل حافظ که به ديدار تو خوگر شده بود
نازپرورد وصال است مجو آزارش

**
AŞK ZEBURUNU TERENNÜM ETMEK, HER KUŞUN HARCI DEĞİL… SEN GEL DE BU GAZEL OKUYAN BÜLBÜLÜN YENİ AÇILMIŞ GÜLÜ OL.

288. t
Şefkat sahibi bir yoldaşsan ahdinde dur… evde de bizimle dost ol. hamamda da, gülistanda da.
Perişan zülüflerinin büklümlerini rüzgârın eline verme; âşıkların gönülleri perişan olursa olsun deme!
Hızır’la düşüp kalkma hevesindeysen Abıhayat gibi İskender’in gözünden gizlen!
Aşk Zeburunu terennüm etmek, her kuşun harcı değil… sen gel de bu gazel okuyan bülbülün yeni açılmış gülü ol.
Hizmet ve kulluk bize düşer… sen sultanlık ededur!
Sakın bir daha Kabe haremindeki hayvanlara kılıç çekme. Gönlümüze neler ettin, pişman ol gayri!
Sen meclisin mumusun, bir dilli, bir gönüllü ol… pervanenin hayaline ve savaşmasına bak da gül.
Dilberliğin, güzelliğin kemali âşıklarladır. Nazar şivesiyle âşıklar kazan da zamanın nadir güzellerinden ol.
Hâfız, sus… sevgilinin cevrinden nale etme. Sana kim dedi güzel yüze hayran ol diye?
Eğer refik-i şefiki dürüst peyman baş
Harif-i hâne vu germâbe vu gülistan bâş
273‏

اگر رفيق شفيقی درست پيمان باش
حريف خانه و گرمابه و گلستان باش

شکنج زلف پريشان به دست باد مده
مگو که خاطر عشاق گو پريشان باش

گرت هواست که با خضر همنشين باشی
نهان ز چشم سکندر چو آب حيوان باش

زبور عشق نوازی نه کار هر مرغيست
بيا و نوگل اين بلبل غزل خوان باش

طريق خدمت و آيين بندگی کردن
خدای را که رها کن به ما و سلطان باش

دگر به صيد حرم تيغ برمکش زنهار
و از آن که با دل ما کرده‌ای پشيمان باش

تو شمع انجمنی يک زبان و يک دل شو
خيال و کوشش پروانه بين و خندان باش

کمال دلبری و حسن در نظربازيست
به شيوه نظر از نادران دوران باش

خموش حافظ و از جور يار ناله مکن
تو را که گفت که در روی خوب حيران باش
‏**
AŞK MEYHANESİNDE SATILAN ŞARAPTAN BİZE İKİ ÜÇ KADEHÇİK SUN… İSTERSE RAMAZAN OLSUN, NE ÇIKAR?

289. t
Sevgili, yine gel de daralmış gönlüme bir can yoldaşı ol… bu yanan âşıkın gizli sırlarına sırdaş kesil!
Aşk meyhanesinde satılan şaraptan bize iki üç kadehçik sun… isterse ramazan olsun, ne çıkar?
Ey sülûk eri arif, madem ki hırkanı ateşlere attın, çalış da âlem dilberlerinin başı ol!
Bir gün o sevgili sana, gönül seni gözlemekte derse, sevgiliye “şimdicek geliyorum, azıcık bekle” de!
O ruh bağışlayan lâlin hasretiyle gönlüm kan kesildi. Ey sevgi hokkası, ey gönül, yine o nişanı koru, cefa yüzünden vefayı terk etme!
Ey gözyaşı seli, gönlüne elemden bir toz konmasın diye mektubun ardınca sen de koş yürü!
Hâfız, cihanı gösteren kadehe heves ediyorsa söyle ona: Cemşid’e Benzeyen Vezirin huzurundan ayrılmasın!
Bâz ây-u dil-i teng-i mera münis-i can baş
Vin sühterâ mahrem-i esrar ı nihan baş
غزل 272‏

بازآی و دل تنگ مرا مونس جان باش
وين سوخته را محرم اسرار نهان باش

زان باده که در ميکده عشق فروشند
ما را دو سه ساغر بده و گو رمضان باش

در خرقه چو آتش زدی ای عارف سالک
جهدی کن و سرحلقه رندان جهان باش

دلدار که گفتا به توام دل نگران است
گو می‌رسم اينک به سلامت نگران باش

خون شد دلم از حسرت آن لعل روان بخش
ای درج محبت به همان مهر و نشان باش

تا بر دلش از غصه غباری ننشيند
ای سيل سرشک از عقب نامه روان باش

حافظ که هوس می‌کندش جام جهان بين
گو در نظر آصف جمشيد مکان باش
‏**
ŞEHRİN İMAMI SIRTINDA SECCADE TAŞIYORDU YA., DÜN GECE MEYHANE SOKAĞINDAN OMUZLAMIŞLAR.. ÖYLE GÖTÜRÜYORLARDI.

290. t
Seher vakti gayb hatifinden kulağıma şu müjde çalındı: Zaman, Şah Şucâ’ın zamanı… şarabı pervasızca iç!
Nazar ehlinin ağızlarında bin türlü söz, fakat dudakları yumulmuş bir halde bir bucağa çekildikleri devir, geçti artık!
Gizlemekten gönlümüzün çömlek gibi kaynadığı maceraları artık çenk sesleriyle söyleyip ilân edelim.
Muhtesipten korkup evlere sığınmış olan şarabı, sevgilinin yüzüne bakarak aşikâre ve “Afiyetler olsun” naralarıyle içelim!
Şehrin imamı sırtında seccade taşıyordu ya., dün gece meyhane sokağından omuzlamışlar.. öyle götürüyorlardı.
Gönül, sana kurtuluş yoluna bir delâlet edeyim. Bir hayırda bulunayım, dinle: Günahla övünme. Fakat zahitlik de satma!
Padişahın aydın rey ve tedbiri tecelli nuruna mazhardır. Onun yakınlığını istiyorsan niyetini sağlamlaştır da öyle çalış!
Gönlün, onun ululuğunu övmeden başka bir şeyi vird edinmesin. Çünkü onun gönül kulağı, memleketin harabelerine mahremdir, gönüllerdekini duyar.
Memleketi idare işini padişahlar bilir. Hâfız, sen bir bucakta oturan yoksulun birisin… coşma; kendine gel!
Seher ki hatif-i ğaybem resıd müjde begüş
Ki devr-i Şah Şucâ’est mey dilîr binüş *
283‏

سحر ز هاتف غيبم رسيد مژده به گوش
که دور شاه شجاع است می دلير بنوش

شد آن که اهل نظر بر کناره می‌رفتند
هزار گونه سخن در دهان و لب خاموش

به صوت چنگ بگوييم آن حکايت‌ها
که از نهفتن آن ديگ سينه می‌زد جوش

شراب خانگی ترس محتسب خورده
به روی يار بنوشيم و بانگ نوشانوش

ز کوی ميکده دوشش به دوش می‌بردند
امام شهر که سجاده می‌کشيد به دوش

دلا دلالت خيرت کنم به راه نجات
مکن به فسق مباهات و زهد هم مفروش

محل نور تجليست رای انور شاه
چو قرب او طلبی در صفای نيت کوش

بجز ثنای جلالش مساز ورد ضمير
که هست گوش دلش محرم پيام سروش

رموز مصلحت ملک خسروان دانند
گدای گوشه نشينی تو حافظا مخروش

**
TABİATINA UYUP İŞE PEK SARILMA, OLURUNA BIRAK., ÇÜNKÜ DÜNYA, BİR İŞE SARILANA ZAHMET VE MEŞAKKAT VERİR.

291. t
Dün gece bana iş bilir akıllı bir dost gizlice, “Pîr-i Mugânın sırrını sizden gizlemek doğru değil” diyerek şunları söyledi:
Tabiatına uyup işe pek sarılma, oluruna bırak., çünkü dünya, bir işe sarılana zahmet ve meşakkat verir.
Ondan sonra da bana bir kadeh sundu ki pırıltısından gökteki zühre raksa geldi de çenk, çalarak “Afiyetler olsun” demeye başladı!
Yavrum, öğüt dinle, dünya için gam yeme. Sana inci gibi bir söz söyledim, mümkünse kulağına küpe yap!
Gönlün kanlara bulansa bile kadeh gibi dudağın gülsün .. halka öyle görün. Sana bir zahm erişince hemen çenk gibi feryada başlama.
Bu perdeye âşinâ olmadıkça, hiç bir remz, hiç bir nükte duyamazsın. Namahrem kişinin kulağı, meleklerin haberlerini işitmez.
Aşk hareminde dedikodudan bahsetmek olmaz, orada bütün azanın göz, kulak kesilmesi lâzım.
Nüktedanlar meclisinde kendini göstermeye kalkışmak münasip değildir. Ey akıllı, ya bildiğini söyle; ya sus!
Sâki, şarap sun… Hâfız’ın rintliklerini suç bağışlayan, ayıp örten Sahibkıran Vezir anladı.
Düş bâ men guft pinhan kâr-dâni tiz-hüş
Vez şumâ pinhan neşâyekerd sırr-î meyfurüş
286‏

دوش با من گفت پنهان کاردانی تيزهوش
و از شما پنهان نشايد کرد سر می فروش

گفت آسان گير بر خود کارها کز روی طبع
سخت می‌گردد جهان بر مردمان سختکوش

وان گهم درداد جامی کز فروغش بر فلک
زهره در رقص آمد و بربط زنان می‌گفت نوش

با دل خونين لب خندان بياور همچو جام
نی گرت زخمی رسد آيی چو چنگ اندر خروش

تا نگردی آشنا زين پرده رمزی نشنوی
گوش نامحرم نباشد جای پيغام سروش

گوش کن پند ای پسر و از بهر دنيا غم مخور
گفتمت چون در حديثی گر توانی داشت هوش

در حريم عشق نتوان زد دم از گفت و شنيد
زان که آن جا جمله اعضا چشم بايد بود و گوش

بر بساط نکته دانان خودفروشی شرط نيست
يا سخن دانسته گو ای مرد عاقل يا خموش

ساقيا می ده که رندی‌های حافظ فهم کرد
آصف صاحب قران جرم بخش عيب پوش

**
BEHRAM-I GÛR’UN AVLANDIĞI YAYI AT DA AL ELİNE CEM KADEHİNİ ÇÜNKÜ BEN, BU SAHRAYI ÇOK DÖNDÜM, DOLAŞTIM; ORTADA NE BEHRAM VAR, NE MEZARI!

292. t
Öyle sert bir şarap isterim ki kuvveti, insanı yıksın, kendinden geçirsin… ben de bu
suretle bir an olsun, dünyayı da unutayım, kötülüklerini de… biraz olsun huzura kavuşayım!
Şarap sun… çenk çalan Zührenin oyunuyla Mirrihin silâhşorluğuna güvenip feleğin lülesinden emin olmaya gelmez. Kimse kaderden kurtulamaz.
Aşağılık kişileri doyurup besleyen zaman sofrasında huzur ve istirahat balı yoktur. Gönül, tamahını, hırsını bu sofranın acısından da kes, tatlısından da.
Behram-ı Gûr’un avlandığı yayı at da al eline Cem kadehini Çünkü ben, bu sahrayı çok döndüm, dolaştım; ortada ne Behram var, ne mezarı!
Yoksulları görüp gözetmek, ululuğa, zarar vermez. Süleyman bile o kadar ululuğıyle beraber karıncaya lûtuflarda bulunur, iltifatlar ederdi.
Gel de saf şarapla sana zamanın sırrını göstereyim, ama bir şartla: O sırrı gönül gözleri kör olan tabiatsızlara göstermeyeceksin.
Sevgilinin yay kaşları Hâfız’dan yüz çevirmez ama bu kuvvetsiz kollarını görünce gülümser durur!
Şerâb-ı sus mihadem ki merd-efken şeved züreş
Ki tâ yek dem biyisâyem zi dünyâ vu şer-u şüreş
278‏

شراب تلخ می‌خواهم که مردافکن بود زورش
که تا يک دم بياسايم ز دنيا و شر و شورش

سماط دهر دون پرور ندارد شهد آسايش
مذاق حرص و آز ای دل بشو از تلخ و از شورش

بياور می که نتوان شد ز مکر آسمان ايمن
به لعب زهره چنگی و مريخ سلحشورش

کمند صيد بهرامی بيفکن جام جم بردار
که من پيمودم اين صحرا نه بهرام است و نه گورش

بيا تا در می صافيت راز دهر بنمايم
به شرط آن که ننمايی به کج طبعان دل کورش

نظر کردن به درويشان منافی بزرگی نيست
سليمان با چنان حشمت نظرها بود با مورش

کمان ابروی جانان نمی‌پيچد سر از حافظ
وليکن خنده می‌آيد بدين بازوی بی زورش

**
SEVGİLİ, HAÇA BENZEYEN ZÜLÜFLERİNİ DAĞITIRSA NİCE MÜSLÜMANLAR ŞARABA DÜŞER, KÂFİR OLUR!

293. t
Sarhoş sevgilimin derdinden pek harabım… gamzeleri yaralı gönlüme oklar saplamakta.
Sevgili, haça benzeyen zülüflerini dağıtırsa nice müslümanlar şaraba düşer, kâfir olur!
Sana bağladım, gönlümü başkalarından aldım. Seninle aşina olanın ne yabancıyla işi var, ne bildikle!
Bu âşıka inayetle bir bak. Lütfün yardım etmedikçe hiç bir işi ileri gitmiyor.
Ey güzellik ve alım ülkesinin padişahı, lâl dudağın yaralı gönlüme tuz ekerse ne olur?
Sarhoş gözlerin, önümden, ardımdan pusu kurdu da sabrımın harmanım yele verdi, savurdu!
Âşık, kapı ardında oturup beyhude yere gam yeme. Senin gam yemenle rızık, ne eksilir, ne artar!
• Mademki bu faydasız savaşma bir fayda vermeyecek… Şu halde ey olmayacak düşüncelere dalan, derde düşüp gönlünü incitme!
* Tanrı hakkıyçin ne olur, bu âşık Hâfız’ın halini bir sor. Yoksul, hal hatır sorarsa şaşılmaz… fakat padişah sorarsa hiç şaşılmaz!
Men herâbem zi gamı yâr-ı herâbâti-i hış
Mizened gamze i o nâvek-i gam ber dil-i riş
**
SEN UYKUDASIN… YOKSA HAKİKATTA AŞKIN NE UCU VARDIR, NE BUCAĞI.. MAŞAALLAH BU SONU OLMAYAN YOLA!

294. *
Seher yeli, sevgilinin amber saçan zülfüne ulaşıp o güzelim saçları eğdi büktü mü gayri esip hangi hasta âşıka dokunsa o âşık taze can bulur.
Nerde bir hemdem ki gönül, sevgiliden ayrı bulunduğu demlerde neler çekiyor, bir iyice anlatayım.
Zemane, gül yapraklarından senin yüzüne bir nazire düzdü ama, o nerde, yüzün nerde? Bunu o da gördü de utancından gonca içine sağladı, gizledi.
Sen uykudasın… yoksa hakikatta aşkın ne ucu vardır, ne bucağı.. Maşaallah bu sonu olmayan yola!
Kabe, âşıklarından özür diler mi, diler… çünkü o yanık gönüllülerin canı, oraya varmak için çöllerde yandı, yakıldı!
Bu Beytülhazen hastasına sevgilinin çene çukuruna düşmüş olan gönül Yusuf’unun namım, nişanını İrim getirir acaba?
O zülfü tutup Veririn eline teslim edeyim Hâfız’ın gönlü, onun hilesinden hud’asından yandı artık!
Çu berşikest saba zulf-i ‘anber – efsaneş
Beher şikeste ki peyvest tize şud caneş
280‏

چو برشکست صبا زلف عنبرافشانش
به هر شکسته که پيوست تازه شد جانش

کجاست همنفسی تا به شرح عرضه دهم
که دل چه می‌کشد از روزگار هجرانش

زمانه از ورق گل مثال روی تو بست
ولی ز شرم تو در غنچه کرد پنهانش

تو خفته‌ای و نشد عشق را کرانه پديد
تبارک الله از اين ره که نيست پايانش

جمال کعبه مگر عذر ره روان خواهد
که جان زنده دلان سوخت در بيابانش

بدين شکسته بيت الحزن که می‌آرد
نشان يوسف دل از چه زنخدانش

بگيرم آن سر زلف و به دست خواجه دهم
که سوخت حافظ بی‌دل ز مکر و دستانش

**
HATALAR BAĞIŞLAYAN, SUÇLAR ÖRTEN PADİŞAH’IN ZAMANINDA HÂFIZ, SÜRAHİYLE, ŞARAP İÇMEKTE, MÜFTÜ KADEHLE!

295 *
Hatalar bağışlayan, suçlar örten Padişah’ın zamanında Hâfız, sürahiyle, şarap içmekte, müftü kadehle!
Sofi, muhtesibi omuzunda şarap testisini götürür görünce tekke bucağından kalkıp geldi, küp dibine oturakodu.
Seher çağı, Pîr-i Mugândan şeyh ve kadının ahvalini, onların Yahudice gizli gizli şarap içişlerini sordum.
Dedi ki: Mahremsin ama bu söz söylenemez. Dilini kıs, sırrı gözet, şarap içmeye bak’
Sâki, bahar geliyor, şarap parası kalmadı. Düşün, taşın, bir çaresini bul… dertten gönlümün kanı coşmakta!
Aşk, müflislik, gençlik ve ilkbahar… artık özrümü kabul et, suçumu kerem eteğiyle ört!
Niceyedek mum gibi dil uzatıp duracak şikâyette bulunacaksın? işte murat pervanesi geldi, çattı; Âşık, sus artık!
Ey suret ve mana Padişahı, senin gibisini ne bir göz görmüştür, ne bir kulak işitmiştir.
Genç bahtın bu ihtiyar feleğin köhne gök hırkasını miras alıncaya kadar sağ ol. Felek yok olsa bile sen yok olma!
Der ahd-ı Padşah-ı hatâbahş-u curm-püş
Hâfız kırâbe-keş şud-u mufti piyâle-nüş
285‏

در عهد پادشاه خطابخش جرم پوش
حافظ قرابه کش شد و مفتی پياله نوش

صوفی ز کنج صومعه با پای خم نشست
تا ديد محتسب که سبو می‌کشد به دوش

احوال شيخ و قاضی و شرب اليهودشان
کردم سال صبحدم از پير می فروش

گفتا نه گفتنيست سخن گر چه محرمی
درکش زبان و پرده نگه دار و می بنوش

ساقی بهار می‌رسد و وجه می‌نماند
فکری بکن که خون دل آمد ز غم به جوش

عشق است و مفلسی و جوانی و نوبهار
عذرم پذير و جرم به ذيل کرم بپوش

تا چند همچو شمع زبان آوری کنی
پروانه مراد رسيد ای محب خموش

ای پادشاه صورت و معنی که مثل تو
ناديده هيچ ديده و نشنيده هيچ گوش

چندان بمان که خرقه ازرق کند قبول
بخت جوانت از فلک پير ژنده پوش

**
‘A

SABIR İPLİĞİM GAM MAKASINLA KESİLDİ, ÖYLEYKEN YİNE AŞK ATEŞİNİN İÇİNDE MUM GİBİ GÜLÜP DURMAKTAYIM.

296.
Aşkında vefakârlık göstermede mum gibi güzeller içinde meşhurum. Mum gibi aşk yolunda caniyle, başıyle oynayanların ve rintlerin mahallesinde gecelemekteyim.
* Aydınlığın ateşinde mum gibi ağlayıp duruyorum. Bu yüzden gama tapan gözüme ne gece uyku giriyor, ne gündüz!
Aşkının suyu ve ateşi arasında mum gibi erimeye başlayalı dağa benzeyen sabrım, derdinin eline düştü de mum gibi yumuşadı.
Sabır ipliğim gam makasınla kesildi, öyleyken yine aşk ateşinin içinde mum gibi gülüp durmaktayım.
Kızıl göz yaşlan atım bu kadar hızlı koşmasaydı gizli sırrım, âleme mum gibi apaydın yayılır mıydı?
Mum gibi göz yaşı yağmurları yağdıran bu zayıf ve perişan gönlüm, su ile ateş arasında yine senin hararetli bir âşıkındır,
Âlemi bezeyen yüzün olmadıkça gündüzüm gece gibidir. Aşkım kemalde olduğu halde yine mum gibi noksanın tam içindeyim, günden güne eriyip gidiyorum!
Ey nazenin sevgili, bir gece vaslında beni devlete ulaştır da yurdum, cemalinle mum gibi aydınlansın.
Sabah çağına erişmiş mum gibi senin vuslatına ermek ümidiyle yandım, yakıldım bir nefeslik ömrüm kaldı. Sevgili, yüzünü göster de canımı mum gibi feda edeyim.
Ayrılık gecesi bana bir vuslat habercisi yolla. Yoksa derdinden mum gibi bütün âlemi yakar yandırırım!
Hâfız, senin sevgi ateşini öyle bir başına aldı ki… gönül ateşini göz yaşlarımla mum gibi söndürmeme imkân mı var?
Der vefâ-yı ışk-ı hı meşhûr-ı hübânem çu şem’
Şebnişin-i küy-ı ser-bâzân-u rindanem çu şem’
294‏

در وفای عشق تو مشهور خوبانم چو شمع
شب نشين کوی سربازان و رندانم چو شمع

روز و شب خوابم نمی‌آيد به چشم غم پرست
بس که در بيماری هجر تو گريانم چو شمع

رشته صبرم به مقراض غمت ببريده شد
همچنان در آتش مهر تو سوزانم چو شمع

گر کميت اشک گلگونم نبودی گرم رو
کی شدی روشن به گيتی راز پنهانم چو شمع

در ميان آب و آتش همچنان سرگرم توست
اين دل زار نزار اشک بارانم چو شمع

در شب هجران مرا پروانه وصلی فرست
ور نه از دردت جهانی را بسوزانم چو شمع

بی جمال عالم آرای تو روزم چون شب است
با کمال عشق تو در عين نقصانم چو شمع

کوه صبرم نرم شد چون موم در دست غمت
تا در آب و آتش عشقت گدازانم چو شمع

همچو صبحم يک نفس باقيست با ديدار تو
چهره بنما دلبرا تا جان برافشانم چو شمع

سرفرازم کن شبی از وصل خود ای نازنين
تا منور گردد از ديدارت ايوانم چو شمع

آتش مهر تو را حافظ عجب در سر گرفت
آتش دل کی به آب ديده بنشانم چو شمع

**
DÜNYA GÜZELİNİN ZÜLFÜ, BAŞTAN BAŞA TUZAKTIR, BAŞTAN BAŞA HİLE, ÂŞIKLAR, BU İP İÇİN SAVAŞA DÜŞMEZLER.

297.
Seher çağı, doğunun mumu, misilsiz yaratılış köşkünün nalvet bucağından görünüp her tarafa şuleler salınca
Felek, ufkun koynundaki aynayı çıkarır.. o aynada kâinatın yüzünü binlerce çeşit olarak gösterir.
Zühre, felek Cemşidinin çalgı odasının köşelerinde ergununa düzen verir, çalmaya başlar.
Çenk, “Şeker nerde, hani?” diye feryada başlar. Kadeh, ‘ Meneden neye gitti, ne oldu?” diye kahkahalarla gülmeye koyulur.
Devranın ahvaline bak da işret kadehini eline al. Çünkü her halde bu durum, durumların en iyisidir.
Dünya güzelinin zülfü, baştan başa tuzaktır, baştan başa hile, Âşıklar, bu ip için savaşa düşmezler.
Cihan faydasını elde etmek ister, âlemde faydalanmak dilersen Padişahın ömrüne dua et. Çünkü o, ihsanlarda bulunan kerem sahibi ve faydalı bir varlıktır.
Ezel lûtfuna mazhar, istek gözünün nura, ilimle ameli bir araya getirmiş olan cihanın cam Şah Şüca’dır.
Bamdâdan ki zi halvet-geh-i kah i ibda’
Şemc-i hâver fukened ber heme etraf şuca’
غزل 293‏

بامدادان که ز خلوتگه کاخ ابداع
شمع خاور فکند بر همه اطراف شعاع

برکشد آينه از جيب افق چرخ و در آن
بنمايد رخ گيتی به هزاران انواع

در زوايای طربخانه جمشيد فلک
ارغنون ساز کند زهره به آهنگ سماع

چنگ در غلغله آيد که کجا شد منکر
جام در قهقهه آيد که کجا شد مناع

وضع دوران بنگر ساغر عشرت برگير
که به هر حالتی اين است بهين اوضاع

طره شاهد دنيی همه بند است و فريب
عارفان بر سر اين رشته نجويند نزاع

عمر خسرو طلب ار نفع جهان می‌خواهی
که وجوديست عطابخش کريم نفاع

مظهر لطف ازل روشنی چشم امل
جامع علم و عمل جان جهان شاه شجاع
**
EVDEKİ ŞARAP BANA YETER, MEYHANE ŞARABIM SUNMA. EY TÖVBE YOLDAŞI, ŞARAP ARKADAŞIM GELDİ. ARTIK SANA ELVEDA!

298.t
Şah Şüca’ın ululuğuna, devletine, mevkiine andolsun ki mal ve mevki için kimseyle kavgam, gürültüm yok.
Evdeki şarap bana yeter, meyhane şarabım sunma. Ey tövbe yoldaşı, şarap arkadaşım geldi. Artık sana elveda!
Allah için hırkamı şarapla yıkayın. Çünkü ben bu şahitlikten bir hayır kokusu bile duymuyorum.
Ben muti bir kulum, sen de emrine itaat edilen bir padişah., bu nimete şükrane olarak âşıklara bir bak. Onları bir gör, gözet!
Senin kadehindeki bir yudum şarabın feyzine susamışız, fakat ne küstahlık ediyoruz, ne baş ağrıtıyoruz.
•• Zemane hüneri satın almıyor, ben de de bundan başka bir matah yok. Bu kesat matahla nereye ticarete gideyim?
Taun, Hâfız’ın, alnını, yüzünü Şah Şüca’ın ululuk kapısının toprağından ayırmasın!
Kasem be haşmet-u cah-u celal-i Şah Şucâ’
Ki nist bâ kesem ez behr-i mâl-u câh niza’

غزل 292‏

قسم به حشمت و جاه و جلال شاه شجاع
که نيست با کسم از بهر مال و جاه نزاع

شراب خانگيم بس می مغانه بيار
حريف باده رسيد ای رفيق توبه وداع

خدای را به می‌ام شست و شوی خرقه کنيد
که من نمی‌شنوم بوی خير از اين اوضاع

ببين که رقص کنان می‌رود به ناله چنگ
کسی که رخصه نفرمودی استماع سماع

به عاشقان نظری کن به شکر اين نعمت
که من غلام مطيعم تو پادشاه مطاع

به فيض جرعه جام تو تشنه‌ايم ولی
نمی‌کنيم دليری نمی‌دهيم صداع

جبين و چهره حافظ خدا جدا مکناد
ز خاک بارگه کبريای شاه شجاع
**
Ğ –
GENÇLİĞİNE, GÜZELLİĞİNE ÖYLE MAĞRURDU Kİ BÜLBÜLÜN GÖNLÜNDEN HABERİ BİLE YOKTU.

299.
Seher çağı âşık bülbül gibi dimağıma ilâç bulmak, aklımı tedavi etmek ümidiyle gül bahçesine gittim.
Güzelim gülün cilvesine baktım. Âdeta karanlık gecede apaydın bir çırağa benziyordu.
Gençliğine, güzelliğine öyle mağrurdu ki bülbülün gönlünden haberi bile yoktu.
Güzel nergis hasretle göz yaşlan dökmekte, lâle sevda ile canına, gönlüne yüzlerce dağ vurmaklaydı.
Süsen serzenişle kılıç gibi dilini uzatmış, şekayık gammazlar g:bi ağzını açmıştı.
Gâh şaraba tapanlar gibi eline sürahiyi, gâh sarhoşların sâkisi gibi kadehi alıyordu.
Hâfız, neşeli işret âlemini, gençlik çağım gül gibi ganimet bil; elçiye ancak haber vermek düşer!
Seher be buy-ı gülistan demi şudem der bağ
Ki tâ çu bulbul-i bidil kunem ilâc-ı dimağ
295‏

سحر به بوی گلستان دمی شدم در باغ
که تا چو بلبل بی‌دل کنم علاج دماغ

به جلوه گل سوری نگاه می‌کردم
که بود در شب تيره به روشنی چو چراغ

چنان به حسن و جوانی خويشتن مغرور
که داشت از دل بلبل هزار گونه فراغ

گشاده نرگس رعنا ز حسرت آب از چشم
نهاده لاله ز سودا به جان و دل صد داغ

زبان کشيده چو تيغی به سرزنش سوسن
دهان گشاده شقايق چو مردم ايغاغ

يکی چو باده پرستان صراحی اندر دست
يکی چو ساقی مستان به کف گرفته اياغ

نشاط و عيش و جوانی چو گل غنيمت دان
که حافظا نبود بر رسول غير بلاغ
**
– F –
ŞİİRLERİM, MACERAMI HER TARAFA GÖTÜRÜR, HER YERDE YAYAR DURUR AMA YİNE BU ÜMİTLERLE DOLU GÖNLÜM, ÂLEMDE KİMSEDEN KEREM ÜMİDİNE DÜŞMEDİ.

300.
Talihim yardım eder, sevgiliye ulaşma devletine erer de eteğini elime geçirirsem ne mutlu bana… yok. eğer eteğini vermez de beni öldürürse bu da ne şeref!
Şiirlerim, maceramı her tarafa götürür, her yerde yayar durur ama yine bu ümitlerle dolu gönlüm, âlemde kimseden kerem ümidine düşmedi.
* Sevgilinin kaşı, benim hayalime nasıl olur da meyleder? Kimse bu yayla murat okunu atıp da hedefe eriştirmedi ki.
Taş yürekli güzellerin sevgilisini ne vakte kadar naz u naim ile besleyip durayım? Bu hayırsız oğullar, babalarını anmıyorlar bile.
Ben zahitlik hayaliyle bir bucakta oturmak istiyorum ama şaşılacak şey şu ki her yandan bir muğbece çenk ve defle çıkıp beni benden alıyor.
Kaşlarının büklümünden gönlüme bir açıklık, bir ferah gelmedi gitti. Vah yazıklar olsun, aziz ömür bu eğri hayalle telef oldu!
Zahitlerin hiç bir şeyden haberleri yok; nakış oku, maval okuma. Muhtesib, riya sarhoşudur; şarap sun, korkma!
Şehir sofisine bak, şüpheli lokma yeyip durmada. Bu yemi hoş hayvanın kuskunu sırtından eksik olmasın!-
Hâfız, eğer Ehlibeyt yoluna doğrulukla ayak basarsan Necef Şahnesi’nin himmeti, yoluna kılavuz olur.

Tâli’ eğer meded dehed dâmeneş âverem bekef
Ver bikeşem zihi tarab ver bikuşed zihi şaref
296‏

طالع اگر مدد دهد دامنش آورم به کف
گر بکشم زهی طرب ور بکشد زهی شرف

طرف کرم ز کس نبست اين دل پراميد من
گر چه سخن همی‌برد قصه من به هر طرف

از خم ابروی توام هيچ گشايشی نشد
وه که در اين خيال کج عمر عزيز شد تلف

ابروی دوست کی شود دست کش خيال من
کس نزده‌ست از اين کمان تير مراد بر هدف

چند به ناز پرورم مهر بتان سنگ دل
ياد پدر نمی‌کنند اين پسران ناخلف

من به خيال زاهدی گوشه نشين و طرفه آنک
مغبچه‌ای ز هر طرف می‌زندم به چنگ و دف

بی خبرند زاهدان نقش بخوان و لا تقل
مست رياست محتسب باده بده و لا تخف

صوفی شهر بين که چون لقمه شبهه می‌خورد
پاردمش دراز باد آن حيوان خوش علف

حافظ اگر قدم زنی در ره خاندان به صدق
بدرقه رهت شود همت شحنه نجف

**
– K –
GÖZYAŞIM AKİK RENGİNE BOYANSA ŞAŞILACAK ŞEY Mİ? GÖZÜMDEKİ MÜHÜR DE AKİKE BENZİYOR.

301.
Emin bir yer, tortusuz şarap, esirgeyici bir dost. Eğer bunlar daima ve kolayca eline geçerse ne mutlu sana, talihlisin!
Ben bu ince şeyi binlerce defa tahkik ettim: Cihan da hiç ender hiç, cihanın işleri de!
Eyvah yazıklar olsun ki bu zamana kadar bilmiyordum. Meğerse saadet kimyası yoldaşmış.
Emin bir yere var da fırsatı ganimet say. Çünkü yol kesiciler, ömür pususunda bekliyorlar.
Gel… sevgilinin dudağıyle kadehin gülümsemesine tövbe etmek, öyle bir hikâye ki akıl bir türlü tasdik etmiyor
Kıl gibi ince belin benim gibi birisinin eline düşmez. Düşmez ama yine ben, bu ince hayali kurmaktan hoşlaşıyorum!
Çene çukurunda öyle bir alım var ki yüz binlerce derin düşünce, onun künhüne erişemez.
Gözyaşım akik rengine boyansa şaşılacak şey mi? Gözümdeki mühür de akike benziyor.
Güldü de dedi ki:
Hâfız, senin şairane tabiatına kulum ben. Bir bak, beni ne dereceyedek aptal saymada!
Makâm-ı emn-u mey-i bi ğaş-u refik-ı şefik
Geret mudâm müyesser şeved zihi tevfik
298‏

مقام امن و می بی‌غش و رفيق شفيق
گرت مدام ميسر شود زهی توفيق

جهان و کار جهان جمله هيچ بر هيچ است
هزار بار من اين نکته کرده‌ام تحقيق

دريغ و درد که تا اين زمان ندانستم
که کيميای سعادت رفيق بود رفيق

به ممنی رو و فرصت شمر غنيمت وقت
که در کمينگه عمرند قاطعان طريق

بيا که توبه ز لعل نگار و خنده جام
حکايتيست که عقلش نمی‌کند تصديق

اگر چه موی ميانت به چون منی نرسد
خوش است خاطرم از فکر اين خيال دقيق

حلاوتی که تو را در چه زنخدان است
به کنه آن نرسد صد هزار فکر عميق

اگر به رنگ عقيقی شد اشک من چه عجب
که مهر خاتم لعل تو هست همچو عقيق

به خنده گفت که حافظ غلام طبع توام
ببين که تا به چه حدم همی‌کند تحميق
**
AH BİR ELİME GEÇSE AYRILIĞI ÖLDÜRÜRDÜM. AYRILIK GÜNÜ DE KARARSIN, AYRILIĞIN EVİ BARKI DA YIKILSIN, MAHVOLSUN!

302.
Sana ayrılık destanını iyiden iyiyi anlatırım ama kalemin dili ayrılığı anlatamaz ki.
Yazıklar olsun, ömrüm vuslat ümidiyle sona erdi de ayrılık zamanı hâlâ sona ermedi.
Başım eşiğindedir diye övünür, başımı feleklere yüceltirdim, bu günse ayrılık eşiğine koydum!
Vuslat havasında nasıl kol kanat açayım? Gönül kuşum ayrılık yuvasında tüylerini döktü!
Şimdi ne çarem var? Sabır sandalım ayrılık yelkenini açtı da gam denizinde bir girdaba düştü, gitti.
Ucu, kıyısı olmayan ayrılık denizinde iştiyakının dalgalarıyla ömür gemisinin batmasına çok bir zaman kalmadı.
• Ah bir elime geçse ayrılığı öldürürdüm. Ayrılık günü de kararsın, ayrılığın evi barkı da yıkılsın, mahvolsun!
* Hayal alayına yoldaşım, sabırla hemdem.. ayrılık ateşine düşmüşüm, firkatle eşim!
Nasıl olur da canla başla vuslat davasına girişebilirim ki bedenim kazaya sataşmış, gönlüm ayrılığa düşmüş!
İştiyak ateşiyle sevgiliden ırak, gönlüm kebab oldu. Ayrılık sofrasında daima ciğer kanı yeyip durmaktayım.
Felek, başımı aşk çemberine esir olmuş görünce sabrımın boynunu da ayrılık ipiyle bağladı.
Hâfız, eğer bu yol. iştiyak ayağıyle gide gide bitseydi kimse ihtiyarını ayrılık eline vermezdi!
Zebân-ı hâme nedâred ser-i beyân-ı firak
Ve gerne şerh dehem bâ tu dâstân-ı firak
غزل 297‏

زبان خامه ندارد سر بيان فراق
وگرنه شرح دهم با تو داستان فراق

دريغ مدت عمرم که بر اميد وصال
به سر رسيد و نيامد به سر زمان فراق

سری که بر سر گردون به فخر می‌سودم
به راستان که نهادم بر آستان فراق

چگونه باز کنم بال در هوای وصال
که ريخت مرغ دلم پر در آشيان فراق

کنون چه چاره که در بحر غم به گردابی
فتاد زورق صبرم ز بادبان فراق

بسی نماند که کشتی عمر غرقه شود
ز موج شوق تو در بحر بی‌کران فراق

اگر به دست من افتد فراق را بکشم
که روز هجر سيه باد و خان و مان فراق

رفيق خيل خياليم و همنشين شکيب
قرين آتش هجران و هم قران فراق

چگونه دعوی وصلت کنم به جان که شده‌ست
تنم وکيل قضا و دلم ضمان فراق

ز سوز شوق دلم شد کباب دور از يار
مدام خون جگر می‌خورم ز خوان فراق

فلک چو ديد سرم را اسير چنبر عشق
ببست گردن صبرم به ريسمان فراق

به پای شوق گر اين ره به سر شدی حافظ
به دست هجر ندادی کسی عنان فراق
**
– K –

BU GÖKKUBBEYİ KURAN MÜHENDİS, ŞU ALTI TARAFLI KİLİSEYİ ÖYLE BİR KURMUŞTUR Kİ KİMSE, BU KİLİSENİN ÇUKURUNDAN KURTULAMAZ!

303.
Şarap içersen bir yudumunu da yere saç. Başkasına faydası dokunan günahtan hiç bir korku yoktur.
Yürü, neyin varsa, harca, ye, esirgeme. Çünkü zaman, hiç esirgemeden helak kılıcını vuracak!
Ey nazü naim ile beslenip yetişen selvi boylum, ayağının toprağı hakkiyçin öldüğüm gün kabrime gel, ayağını toprağımdan çekme!
İster cehennemlik olsun, ister cennetlik., ister insan olsun, ister peri., yol ehlinin hasislik etmesi, hepsinin mezhebince küfürdür.
Bu gökkubbeyi kuran mühendis, şu altı taraflı kiliseyi öyle bir kurmuştur ki kimse, bu kilisenin çukurundan kurtulamaz!
Üzüm kızının hilesi aklı öyle bir şaşırttı ki., dilerim asma çardağı kıyamete kadar harab olmasın!
Hâfız, meyhane yolunu tuttun da bu cihandan ne de hoş gelip geçtin. Gönül ehlinin duası, tertemiz gönlünün enisi olsun!
Eğer şerâb horı cur’aı feşan ber hâk
Ezan günâh ki nefcı resed be gayr çi bak
299‏

اگر شراب خوری جرعه‌ای فشان بر خاک
از آن گناه که نفعی رسد به غير چه باک

برو به هر چه تو داری بخور دريغ مخور
که بی‌دريغ زند روزگار تيغ هلاک

به خاک پای تو ای سرو نازپرور من
که روز واقعه پا وامگيرم از سر خاک

چه دوزخی چه بهشتی چه آدمی چه پری
به مذهب همه کفر طريقت است امساک

مهندس فلکی راه دير شش جهتی
چنان ببست که ره نيست زير دير مغاک

فريب دختر رز طرفه می‌زند ره عقل
مباد تا به قيامت خراب طارم تاک

به راه ميکده حافظ خوش از جهان رفتی
دعای اهل دلت باد مونس دل پاک **
**
SARHOŞ OLAYIM DA SANA İKİ ÖPÜCÜK VEREYİM DEMİŞTİN. VAADİN HADDİ AŞTI, FAKAT BİZ NE İKİ GÖRDÜK, NE BİR!

304. t
Sevgili, yaralı gönlümle dudağının arasında tuz-ekmek hakkı var_ dudağın, gönlümün yarasına nice defalar tuz ekti., bu hakkı koru, gözet, ben gidiyorum, artık Allaha ısmarladık !
Sen, Melekût âleminde, meleklerin daima anıp durduğu temiz bir gevhersin. Melekler, seni daima hayır dua ile anmaktalar.
Ihlâsımda şüphe varsa bir sına, mihenge vur beni. Hiç kimse, mihenk taşı kadar halis altının ayarını anlayamaz.
Sarhoş olayım da sana iki öpücük vereyim demiştin. Vaadin haddi aştı, fakat biz ne iki gördük, ne bir!
Gülen fıstığa benzeyen ağzını aç da şekerler dök. Ağzın var mı, yok mu? Bu hususta halkı şüpheye düşürme!
Muradımdan gayr; bir surette dönerse feleği altüst ederim. Ben çarhı feleğe zebun olacak adam değilim!
Ey engel, mademki sevgilinin, Hâfız’ın yanına varmasına mani oluyorsun., bar; sen de ondan bir iki adımcık uzak dur!
Ey dil-i riş-i mera bâ Ieb-i tu hakk-ı nemek
Hak nigeh dâr ki men mirevem Allah ma’ak
301‏

ای دل ريش مرا با لب تو حق نمک
حق نگه دار که من می‌روم الله معک

تويی آن گوهر پاکيزه که در عالم قدس
ذکر خير تو بود حاصل تسبيح ملک

در خلوص منت ار هست شکی تجربه کن
کس عيار زر خالص نشناسد چو محک

گفته بودی که شوم مست و دو بوست بدهم
وعده از حد بشد و ما نه دو ديديم و نه يک

بگشا پسته خندان و شکرريزی کن
خلق را از دهن خويش مينداز به شک

چرخ برهم زنم ار غير مرادم گردد
من نه آنم که زبونی کشم از چرخ فلک

چون بر حافظ خويشش نگذاری باری
ای رقيب از بر او يک دو قدم دورترک

**
SEN NASILSAN, OLDUĞUN GİBİ SENİ KİM GÖREBİLİR Kİ? HERKES, SENİ ANCAK KENDİ İDRAKİNCE ANLAR.

305*
Binlerce düşmanım olsa da helakime kasdetse sen dostum olduktan sonra düşmanlardan korkum yok!
Beni ancak vuslat ümidi diri tutmakta., yoksa benim için her an ayrılığından helak olma korkusu var
Rüzgârdan neres nefes kokunu duymasam gül gibi zaman zaman gamdan yakamı yırtarım.
Hayalin varken gözlerime uyku mu girer? Heyhat! Gönül, ayrılığına sabır mı edebilir? Hâşâ!
Senin açtığın yara, başkalarının koyduğu merhemden, senin vereceğin zehir, başkalarının panzehirinden yeğdir!
Beni kılıcınla vurup öldürmen, bence ebedî bir hayattır. Çünkü sana feda olmak canıma pek hoş gelir .
Benden dizgin çevirme. Terki bağına öyle bir sarılmışım ki kılıçla vursan başımı siper eder, yine elimi çekmem.
Sen nasılsan, olduğun gibi seni kim görebilir ki? Herkes, seni ancak kendi idrakince anlar.
Hâfız, yoksulluk yüzünü kapıda toprağa korsa halkın gözünde cihanın azizi olur.
Hezâr duşmenem er mikunend kasd-ı helak
Gerem tu dösti ez duşmenan nedârem bak

غزل 300‏

هزار دشمنم ار می‌کنند قصد هلاک
گرم تو دوستی از دشمنان ندارم باک

مرا اميد وصال تو زنده می‌دارد
و گر نه هر دمم از هجر توست بيم هلاک

نفس نفس اگر از باد نشنوم بويش
زمان زمان چو گل از غم کنم گريبان چاک

رود به خواب دو چشم از خيال تو هيهات
بود صبور دل اندر فراق تو حاشاک

اگر تو زخم زنی به که ديگری مرهم
و گر تو زهر دهی به که ديگری ترياک

بضرب سيفک قتلی حياتنا ابدا
لان روحی قد طاب ان يکون فداک

عنان مپيچ که گر می‌زنی به شمشيرم
سپر کنم سر و دستت ندارم از فتراک

تو را چنان که تويی هر نظر کجا بيند
به قدر دانش خود هر کسی کند ادراک

به چشم خلق عزيز جهان شود حافظ
که بر در تو نهد روی مسکنت بر خاک
**
– L –

AŞK HİKÂYESİNİN SONU GELMEZ. SÖZ ŞÖYLE DURSUN, HAL DİLİYLE BİLE ANLATILMASINA İMKÂN YOK?

306.
Tanrı sana iyilikler, hoşluklar versin ey şimal rüzgârı, bize vuslat çağı gibi esip gelmektesin.
Selma ne oldu, Zîselem’deki sevgili ne âlemde? Komşularımız nerde, halleri nice?
Meclis yeri şarap içen erlerle dudağına kadar dolu kadehlerden hali kaldı.
Yurt, mamurken yıkıldı, gitti. Ne halde olduğunu yerde kalan eserlerinden sorun!
Şimdi artık ayrılık gecesi gölge saldı Bakalım, geceleyin giden hayal yolcularından ne doğacak ?
Aşk hikâyesinin sonu gelmez. Söz şöyle dursun, hal diliyle bile anlatılmasına imkân yok?
Güzelimiz kimseye bakmıyor. Ah bu azametten, ah bu rütbeden, bu ululuktan!
Sevgili, güzelliğin son derecesine vardın da muradına eriştin. Tanrı senden kem gözleri ırak etsin. Tanrı seni nazardan komşun!
Hâfız, ne vakte kadar aşk derdine sabredip duracaksın? Âşıkların feryadı hoştur feryat et, ağla, inle!
Ey koruluğun habercisi rüzgâr, Allah seni korusun, merhaba merhaba, gel gel!
Hoş haber baş ey nesim-i şimal
Ki be mâ miresid zemân-ı visâl
302‏

خوش خبر باشی ای نسيم شمال
که به ما می‌رسد زمان وصال

قصه العشق لا انفصام لها
فصمت‌ها هنا لسان القال

مالسلمی و من بذی سلم
اين جيراننا و کيف الحال

عفت الدار بعد عافيه
فاسالوا حالها عن الاطلال

فی جمال الکمال نلت منی
صرف الله عنک عين کمال

يا بريد الحمی حماک الله
مرحبا مرحبا تعال تعال

عرصه بزمگاه خالی ماند
از حريفان و جام مالامال

سايه افکند حاليا شب هجر
تا چه بازند شب روان خيال

ترک ما سوی کس نمی‌نگرد
آه از اين کبريا و جاه و جلال

حافظا عشق و صابری تا چند
ناله عاشقان خوش است بنال

**
DEDİM Kİ:
SEVGİLİ, ZAYIF CANIMA NE VAKİT ACIYACAKSIN?

307.
O boyun, posun, o halin, tavrın tavsifi için ne nükte söyledimse her işiten, Allah için de ne güzel bundan ötesi olamaz dedi.
Aşk ve rintliği elde etmek önce kolay göründü ama nihayet bu faziletleri kazanma uğrunda canım yanıp yatıldı.
Dedim ki:
sevgili, zayıf canıma ne vakit acıyacaksın?
Dedi ki:
Canın, aramızda hail [engel] olarak kalmadığı zaman!
Hallaç, bu nükteyi dârınüstünde ne hoş da terennüm etti: Bu çeşit meseleleri Şafiî’den sormayın!
Öyle bir sevgiliye gönül vermişim ki pek şuh, pek nazik, pek güzel., yaratılışı hoş, huylan mükemmel!
Sarhoş gözün için bir köşeye çekilmiştim, şimdi de kaşlann gibi sarhoşlara mail oldum!
Göz yaşlarımdan yüzlerce defa Nuh tufanını gördüm, fakat gönlüme nakşedilmiş olan suretin, asla zail olmadı gitti.
Sevgili, Hâfız’ın kollan nazar için bir muskadır. Yarabbi, o kolların, onun boynuna dolandığını ne vakit göreceğim?
Her nükte-i ki güftem der vasf-ı an şemail
Her ko şinıd guftâ lillâhi derru kail
307‏

هر نکته‌ای که گفتم در وصف آن شمايل
هر کو شنيد گفتا لله در قال

تحصيل عشق و رندی آسان نمود اول
آخر بسوخت جانم در کسب اين فضايل

حلاج بر سر دار اين نکته خوش سرايد
از شافعی نپرسند امثال اين مسال

گفتم که کی ببخشی بر جان ناتوانم
گفت آن زمان که نبود جان در ميانه حال

دل داده‌ام به ياری شوخی کشی نگاری
مرضيه السجايا محموده الخصال

در عين گوشه گيری بودم چو چشم مستت
و اکنون شدم به مستان چون ابروی تو مايل

از آب ديده صد ره طوفان نوح ديدم
و از لوح سينه نقشت هرگز نگشت زايل

ای دوست دست حافظ تعويذ چشم زخم است
يا رب ببينم آن را در گردنت حمايل
**
GÜL VAKTİ ŞARABA TÖVBE ETTİĞİMDEN UTANMAKTAYIM. DİLERİM KİMSE YAPTIĞI EĞRİ İŞTEN UTANMASIN!

308.
Gül vakti şaraba tövbe ettiğimden utanmaktayım. Dilerim kimse yaptığı eğri işten utanmasın!
Benim takvam ve zahitliğini, yol tuzağıdır ve ben, bu bahiste hiç bir suretle ne güzelden mahcubum, ne sâkiden!
Sevgilinin huyu keremdir, belki bizim suçumuzu sormaz. Çünkü sualinden halimiz perişan, cevabından da mahcubuz!
Dün gece gözümün saraycığından öyle kanlar aktı ki uykunun gece yolcularından utandık.
Sen güneşten de güzelsin ve Tanrı’ya şükür olsun sana âşık olduğumdan dolayı güneşten hiç de utanmıyorum.
Sarhoş nergis başını önüne eğerse lâyıktır. Çünkü o azarlarla dolu gözün şivesinden utandı.
Hızır’ın içtiği Abıhayat, Hâfız’ın şiirinden ve su gibi akıcı ve temiz tabiatından utandı da onun için karanlıklar diyarına girdi!
Be vakt-ı gul şudem ez tovbe-i şerâb hacil
Ki kes mebad zi girdsr-ı nasevab hacil
305‏

به وقت گل شدم از توبه شراب خجل
که کس مباد ز کردار ناصواب خجل

صلاح ما همه دام ره است و من زين بحث
نيم ز شاهد و ساقی به هيچ باب خجل

بود که يار نرنجد ز ما به خلق کريم
که از سال ملوليم و از جواب خجل

ز خون که رفت شب دوش از سراچه چشم
شديم در نظر ره روان خواب خجل

رواست نرگس مست ار فکند سر در پيش
که شد ز شيوه آن چشم پرعتاب خجل

تويی که خوبتری ز آفتاب و شکر خدا
که نيستم ز تو در روی آفتاب خجل

حجاب ظلمت از آن بست آب خضر که گشت
ز شعر حافظ و آن طبع همچو آب خجل

**
GARİP HÂFIZ, SENİN AŞKININ ŞAHİDİ OLDU, FAKAT LÜTFET, MEZARIMIZA BİR UĞRA., KANIMIZ SANA HELÂLDİR.

309.
Sevgi kokusunu da kokladım, vuslat şimşeğini de gördüm. Sen gel ey şimal rüzgârı, senin kokuna kurban olayım ben!
Ey sevgilinin devesini mavallarla süren, dur, konakla. Yükünün iştiyakiyle sabretmeme imkân yok, fakat takatim de kalmadı. Birazcık dinlenelim.
Vuslat günü, perdesini saldı., buna şükredelim de ayrılık gecesini anmayalım. O gecenin macerası söylenmese daha hoş!
Sevgili, mademki bizimle uzlaştı, özürler dilemekte., ne yaparsa yapsın, artık rakibin cevrini çekebiliriz.
Gel, gözün güller seçen yedi perdesini de bu hayalî iş yurdunu bezemek için yaydık, döşedik.
Daralmış gönlümde ağzının hayalinden başka bir şey yok. Dilerim, kimse benim gibi olmayacak hayal peşine düşmesin!
Garip Hâfız, senin aşkının şahidi oldu, fakat lütfet, mezarımıza bir uğra., kanımız sana helâldir.
Şememtu ravh-ı vedadi veşemtu berk-ı visal
Biyâ ki büy-ı tura mirem ey nesim-i şimal
303‏

شممت روح وداد و شمت برق وصال
بيا که بوی تو را ميرم ای نسيم شمال

احاديا بجمال الحبيب قف و انزل
که نيست صبر جميلم ز اشتياق جمال

حکايت شب هجران فروگذاشته به
به شکر آن که برافکند پرده روز وصال

بيا که پرده گلريز هفت خانه چشم
کشيده‌ايم به تحرير کارگاه خيال

چو يار بر سر صلح است و عذر می‌طلبد
توان گذشت ز جور رقيب در همه حال

بجز خيال دهان تو نيست در دل تنگ
که کس مباد چو من در پی خيال محال

قتيل عشق تو شد حافظ غريب ولی
به خاک ما گذری کن که خون مات حلال

**
EY HUZURUNA CANIMI, GÖNLÜMÜ VAKFETTİĞİM SEVGİLİ, NE SUÇ İŞLEDİM Kİ KULLUĞUM, TAPUNDA KABULE GEÇMİYOR?

310. t
Civarına ulaşmak imkânını bulursam vuslatının devleti sayesinde işim düzene girer.
O iki güzel nergis kararımı elden aldı., iki sürmeli sihirbaz göz huzurumu giderdi.
Gönül, sevginin gevheriyle cilâlanırsa elbette hadiseler pasından arınır, temizlenir.
Halim kötü, kendim düşkünüm; gam kılıcınla öldürüldüğüm zamandır ki hayat bulacağım!
Ey huzuruna canımı, gönlümü vakfettiğim sevgili, ne suç işledim ki kulluğum, tapunda kabule geçmiyor?
Bu parasız, pulsuz… bu güçsüz, kuvvetsiz âşık, senin kapındadır. Fakat hiç bir suretle ne girmeme imkân var, ne gitmeme!
Nereye gideyim, ne yapayım, çaremi nerden arayayım? Zamanenin gamından, devranın derdinden usandım artık.
Gamın, gönlümden daha yıkık bir yer bulamadı da bu daralmış gönlümü, kendisine konak yeri yaptı, bu dertli gönüle kondu!
Hâfız, aşk derdine alış, sus. Akıllılara aşk remizlerini fâşetme!
Eğer be küy-ı tu bâşed mera mecal-i vusül
Resed be dovlet-i vaşl-ı tu kâr-ı men beusul
306‏

اگر به کوی تو باشد مرا مجال وصول
رسد به دولت وصل تو کار من به اصول

قرار برده ز من آن دو نرگس رعنا
فراغ برده ز من آن دو جادوی مکحول

چو بر در تو من بی‌نوای بی زر و زور
به هيچ باب ندارم ره خروج و دخول

کجا روم چه کنم چاره از کجا جويم
که گشته‌ام ز غم و جور روزگار ملول

من شکسته بدحال زندگی يابم
در آن زمان که به تيغ غمت شوم مقتول

خرابتر ز دل من غم تو جای نيافت
که ساخت در دل تنگم قرارگاه نزول

دل از جواهر مهرت چو صيقلی دارد‏
بود ز زنگ حوادث هر آينه مصقول

چه جرم کرده‌ام ای جان و دل به حضرت تو
که طاعت من بی‌دل نمی‌شود مقبول

به درد عشق بساز و خموش کن حافظ
رموز عشق مکن فاش پيش اهل عقول

**
EY YÜZÜ CENNET, LÂLİ SELSEBİL OLAN SEVGİLİ, SELSEBİL SENİN YOLUNA CANINI DA SEBİL ETMİŞTİR, GÖNLÜNÜ DE!

311. •
Ey yüzü cennet, lâli Selsebil olan sevgili, Selsebil senin yoluna canını da sebil etmiştir, gönlünü de!
Dudağının çevresinde yeşeren tüyler, Selsebil ırmağının kıyısına toplanmış karıncalara benzer.
Gözünün okundan her bucakta benim gibi yüzlerce şehit var!
Yarabbi, ateşi İbrahim Peygamber’e nasıl gülistan haline getirdiysen bu gönüldeki ateşi de öylece soğut, güllük gülistanlık yap.
Dostlar, sevgilinin yüzü pek güzel, fakat gayri benim mecalim kalmadı!
Ayağımız topal, durağımızsa cennet kadar uzak., elimiz kısa, hurma ağacın ta tepesinde.
Hâfız, sevgilinin aşkının pençesiyle filin ayağı altına düşmüş karıncaya döndü!
Âlem Padişahı var olsun, yücelsin nazü naimle baki olsun. Ne dileği varsa Tanrı versin!

Ey ruhat çün huld-u la’let Selsebil
Selsebilet kerde cân-u dil sebil
308‏

ای رخت چون خلد و لعلت سلسبيل
سلسبيلت کرده جان و دل سبيل

سبزپوشان خطت بر گرد لب
همچو مورانند گرد سلسبيل

ناوک چشم تو در هر گوشه‌ای
همچو من افتاده دارد صد قتيل

يا رب اين آتش که در جان من است
سرد کن زان سان که کردی بر خليل

من نمی‌يابم مجال ای دوستان
گر چه دارد او جمالی بس جميل

پای ما لنگ است و منزل بس دراز
دست ما کوتاه و خرما بر نخيل

حافظ از سرپنجه عشق نگار
همچو مور افتاده شد در پای پيل

شاه عالم را بقا و عز و ناز
باد و هر چيزی که باشد زين قبيل

**
HÂFIZ, CİHAN PADİŞAHININ KALEMİ, NZIKLARI TAKSİM EDİCİDİR. GEÇİM İÇİN BÂTIL DÜŞÜNCELERE DALMA!

312. •
Cihan padişahı, din yardımcısı, kemal sahibi padişahlar padişahı, âlim ve âdil Muzaffer oğlu Yahya.
Yeryüzüne can penceresiyle gönül kapışım açan, herkesin canına can katan, gönlüne neşeler veren, İslâmın sığındığı dergâhındır.
Seni ululamak cana da vaciptir, akla da, nimet ve ihsanların, bütün kevn ü mekâna yayılmıştır.
Ezel gününde ayın yüzüne kaleminden bir katra mürekkep sıçradı da o yüzden bütün meseleler halledildi.
Güneş, o siyah beni görünce gönüle dedi ki: Keşki o makbul kara kul ben olsaydım!
Padişahım, felek senin meclisinde rakıs ve semadadır. Sen de neşe elini bu zemzemenin eteğinden kesme, daima neşelen.
Şarap iç, cihanı bağışla. Kötülüğünü isteyenler kement gini zülfünle zincirlere giriftar oldular.
Feleğin devranı, hep adalet yolundadır. Gönlün hoş olsun, zalim, artık konağına yol alamaz.
Hâfız, cihan padişahının kalemi, nzıkları taksim edicidir. Geçim için bâtıl düşüncelere dalma!
Daray-ı cihan Nusret-i din Husrev-i kâmil
Yahye-bn-i Muzaffer Melik-i ‘âlim-i ‘âdil
304‏

دارای جهان نصرت دين خسرو کامل
يحيی بن مظفر ملک عالم عادل

ای درگه اسلام پناه تو گشاده
بر روی زمين روزنه جان و در دل

تعظيم تو بر جان و خرد واجب و لازم
انعام تو بر کون و مکان فايض و شامل

روز ازل از کلک تو يک قطره سياهی
بر روی مه افتاد که شد حل مسال

خورشيد چو آن خال سيه ديد به دل گفت
ای کاج که من بودمی آن هندوی مقبل

شاها فلک از بزم تو در رقص و سماع است
دست طرب از دامن اين زمزمه مگسل

می نوش و جهان بخش که از زلف کمندت
شد گردن بدخواه گرفتار سلاسل

دور فلکی يک سره بر منهج عدل است
خوش باش که ظالم نبرد راه به منزل

حافظ قلم شاه جهان مقسم رزق است
از بهر معيشت مکن انديشه باطل
**
– M –

ZAHİTLİĞİN ASIK SURATI ŞARAP İÇENLERİN YÜZÜNDE YOKTUR. İYİ HUYLU SARHOŞLARIN MÜRİDİYİM.

313.
Başım hoş ve yüksek sesle söylüyorum: Ben hayat nefhasını kadehten aramaktayım.
Zahitliğin asık suratı şarap içenlerin yüzünde yoktur. İyi huylu sarhoşların müridiyim.
Pîr-i Mugân da yüzüme bir kapı açmazsa hangi kapıya başvurayım, nerden bir çare arayayım?
Bu çayırlıkta kendi kendisine bitti diye beni kınama. Nasıl yetiştiriyorlarsa öyle bitmekteyim.
Sen arada hanikahı, meyhaneyi görüp durma. Tanrı şahit ki nerde olursam olayım yine onunlayım.
İstek yolunun tozu, murat kimyasıdır. O amber kokulu toprağın kuluyum.
O yüce boylu sarhoş nergisin iştiyakiyle lâle gibi elimde şarap kadehi, ırmak kıyılarına düştüm!
Sevgilinin kaşları beni top gibi çevgânına çekti ama ben yine avarelikle bir efsane oldum.
Şarap getir.. Hâfız’ın fetvasıyle temiz gönülden riya tozunu kadeh feyziyle yıkayıp anlatacağım.

Serem hoşest-u bebang-i bulend migüyem
Ki men nesiın-i heyât ezpiyâle micüyem
379‏

سرم خوش است و به بانگ بلند می‌گويم
که من نسيم حيات از پياله می‌جويم

عبوس زهد به وجه خمار ننشيند
مريد خرقه دردی کشان خوش خويم

شدم فسانه به سرگشتگی و ابروی دوست
کشيد در خم چوگان خويش چون گويم

گرم نه پير مغان در به روی بگشايد
کدام در بزنم چاره از کجا جويم

مکن در اين چمنم سرزنش به خودرويی
چنان که پرورشم می‌دهند می‌رويم

تو خانقاه و خرابات در ميانه مبين
خدا گواه که هر جا که هست با اويم

غبار راه طلب کيميای بهروزيست
غلام دولت آن خاک عنبرين بويم

ز شوق نرگس مست بلندبالايی
چو لاله با قدح افتاده بر لب جويم

بيار می که به فتوی حافظ از دل پاک
غبار زرق به فيض قدح فروشويم

**
ZAHİT, BENİ O VAKTE KADAR ÇOCUKLAR GİBİ CENNETTEKİ ELMAYLA, BAL VE SÜT NEHİRLERİYLE KANDIRIP DURACAKSIN?

314.
Gönlümü kirpiklerinle oklama da hasta gözlerine feda olayım.
Güzelliğin nisabı kemalini bulmuş; ben bir fakir, bir yoksulum; bana zekât ver:
Kadehimi doldur., aşk devletinin sayesinde ihtiyar bile olsam yine bahtım genç!
Göğsümün sahası sevgiliyle öyle bir doldu ki hatıramdan aşk düşüncesi bile kaybolup gitti!
Amel defterimi yazan kâtip, sakın deftere çalgı ve şarap hesabından başka bir şey yazmasın!
Kimsenin kimseyi sormadığı bu kavga kıyamet gününde ben Pîr-i Mugânın ihsanına minnettarım, onun iyiliklerine şükretmekteyim.
Zahit, beni o vakte kadar çocuklar gibi cennetteki elmayla, bal ve süt nehirleriyle kandırıp duracaksın?
Şarap satanlarla kararlaştırdım: gam günü elime kadehten başka bir şey almayacak.
Ne hoştur o an ki sarhoşluğun verdiği istiğna ile sultana da aldırış etmez olurum, vezire de!
Davacı beni hor hakir görür ama Hâfız gibi benim göğsümde hazineler var!
Ben o kuşum ki sabah akşam ıslığım, arş damından gelmektedir.
Mezen ber dil zi nevk-i ğamze tirem
Ki piş-i çeşm-i bimaret bimirem
332‏

مزن بر دل ز نوک غمزه تيرم
که پيش چشم بيمارت بميرم

نصاب حسن در حد کمال است
زکاتم ده که مسکين و فقيرم

چو طفلان تا کی ای زاهد فريبی
به سيب بوستان و شهد و شيرم

چنان پر شد فضای سينه از دوست
که فکر خويش گم شد از ضميرم

قدح پر کن که من در دولت عشق
جوان بخت جهانم گر چه پيرم

قراری بسته‌ام با می فروشان
که روز غم بجز ساغر نگيرم

مبادا جز حساب مطرب و می
اگر نقشی کشد کلک دبيرم

در اين غوغا که کس کس را نپرسد
من از پير مغان منت پذيرم

خوشا آن دم کز استغنای مستی
فراغت باشد از شاه و وزيرم

من آن مرغم که هر شام و سحرگاه
ز بام عرش می‌آيد صفيرم

چو حافظ گنج او در سينه دارم
اگر چه مدعی بيند حقيرم
‏**
DELİ Mİ OLUYORUM YOKSA? AŞKINLA GECELERİ AYLA KONUŞMAKTA, RÜYADA PERİLERİ GÖRMEKTEYİM!

315.
Elimden gelirse sevgiliyle oturacak, vuslat şarabını içecek, hayat bahçesinden gül dereceğim.
Sofiyi yakıp yandıran acı şarap, vücudumun temelini silip süpürecek., sâki, dudağını dudağıma koy da tatlı canımı alıver gitsin!
Deli mi oluyorum yoksa? Aşkınla geceleri ayla konuşmakta, rüyada perileri görmekteyim!
Kimi anarsan o andığın kişi, ihsanından bir feyze nail oldu. Bu kulun halini de hatırla, beni de an., eski bir hizmetkârınım senin.
Dudağın, sarhoşlara şekerler verdi. gözün, sarhoşlara şarap sundu. Mahrumiyetin son derecesine düşen sade benim, ben ne buna nail oldum, ne ona!
Aşk remzini Hâfız’dan sor, sarhoşluğun şerhini benden iste. Çünkü ben, her gece sürahiyle, kadehle ayın da hemdemiyim, ülkerin de!
Her şiir düzenin sözü makbul düşmez. Fakat şaşılacak derecede güzel olan sülünü ben tutarım, çünkü şahinim çeviktir.
İnanmıyorsan var, git, Çin ressamından bir sor. Mani bile miskler saçan kalemimle yazdığım şiirin bir nüshasını istemekte!
Vefakârlık, doğru sözlülük, her yiğidin harcı değil. Ben hem vefakâr, hem de sözünün eri olan Hak ve Din Celâline kulum.
Eğer berhized ez destem ki bâdildar binşinem
Zicâm-ı vasl mey nüşem zibâğ-ı ayş gul çinem
356‏

گرم از دست برخيزد که با دلدار بنشينم
ز جام وصل می‌نوشم ز باغ عيش گل چينم

شراب تلخ صوفی سوز بنيادم بخواهد برد
لبم بر لب نه ای ساقی و بستان جان شيرينم

مگر ديوانه خواهم شد در اين سودا که شب تا روز
سخن با ماه می‌گويم پری در خواب می‌بينم

لبت شکر به مستان داد و چشمت می به ميخواران
منم کز غايت حرمان نه با آنم نه با اينم

چو هر خاکی که باد آورد فيضی برد از انعامت
ز حال بنده ياد آور که خدمتگار ديرينم

نه هر کو نقش نظمی زد کلامش دلپذير افتد
تذرو طرفه من گيرم که چالاک است شاهينم

اگر باور نمی‌داری رو از صورتگر چين پرس
که مانی نسخه می‌خواهد ز نوک کلک مشکينم

وفاداری و حق گويی نه کار هر کسی باشد
غلام آصف ثانی جلال الحق و الدينم

رموز مستی و رندی ز من بشنو نه از واعظ
که با جام و قدح هر دم نديم ماه و پروينم

**
TANRI EHLİNİN NİŞANI ÂŞIKLIKTIR, ONU TERKETME, KENDİNE GEL… ŞEHİR ŞEYHLERİNDE BU NİŞANEYİ GÖREMİYORUM

316.
Hiç ucu, sonu olmayan zemane derdine erguvan renkli şaraptan başka bir deva göremiyorum ben.
Pîr-i Mugânın hizmetini terketmeye ne niyetim var, ne de böyle bir söz söylüyorum. Neden mi? Çünkü bunu, işime uygun görmüyorum.
Bu sersemliğimi gördükleri halde kimse bana bir yudumcuk şarap bile vermiyor. Bir bak hele, âlemde bir tek gönül ehli bile göremiyorum ki!
İşret irtifaım güneş gibi kadehle al, fırsatı fevtetme. Çünkü zemanedeki talihin birteviye böyle gideceğini, işarete, zevku safaya müsaade edip duracağını ummuyorum.
Tanrı ehlinin nişanı âşıklıktır, onu terketme, kendine gel… Şehir şeyhlerinde bu nişaneyi göremiyorum
Gönlümü, sevgilinin kıl gibi beline bağladım ama o belin nişanını benden sorma., ben zaten kendimi göremiyorum, zaten kendimi kaybetmişim!
Boyun gözümün ırmağından ayrılıb selvinin yerinde ancak akıp giden bir ırmak görmekteyim.
Binlerce defa yazıklar olsun bu iki hayran gözlerime. İki ayna ile bile yüzünü apaçık göremiyorum.
Bana Hâfız’ın cönkü kâfi… Çünkü bu denizden başka yerde gönüller alan söz matahı yok!

Ğam-ı zemâne ki hîçeş geran nemibînem
Devâş cuz mey-i çün erğavan nemibinem
358‏

غم زمانه که هيچش کران نمی‌بينم
دواش جز می چون ارغوان نمی‌بينم

به ترک خدمت پير مغان نخواهم گفت
چرا که مصلحت خود در آن نمی‌بينم

ز آفتاب قدح ارتفاع عيش بگير
چرا که طالع وقت آن چنان نمی‌بينم

نشان اهل خدا عاشقيست با خود دار
که در مشايخ شهر اين نشان نمی‌بينم

بدين دو ديده حيران من هزار افسوس
که با دو آينه رويش عيان نمی‌بينم

قد تو تا بشد از جويبار ديده من
به جای سرو جز آب روان نمی‌بينم

در اين خمار کسم جرعه‌ای نمی‌بخشد
ببين که اهل دلی در ميان نمی‌بينم

نشان موی ميانش که دل در او بستم
ز من مپرس که خود در ميان نمی‌بينم

من و سفينه حافظ که جز در اين دريا
بضاعت سخن درفشان نمی‌بينم

**
ŞARAPLARA BULANMIŞ HIRKAMLA NİCE MÜRAİLİK ETTİM, NE KADAR TAKVADAN DEM VURDUM… GAYRİ SÂKİNİN YÜZÜYLE KIZIL ŞARAPTAN UTANIYORUM DOĞRUSU.

317.
Pılımı, pırtımı meyhaneye çekip orada rahatça oturayım; şimdiki zamanda bunu uygun görüyorum.
Sürahiyle bir kitaptan başka ne dostum olsun, ne hemdemim. Bu suretle de cihanın hilebaz ve gaddar adamlarım az göreyim hiç olmazsa.
Şaraplara bulanmış hırkamla nice mürailik ettim, ne kadar takvadan dem vurdum… gayri sâkinin yüzüyle kızıl şaraptan utanıyorum doğrusu.
Şarap kadehini alıp mürailerden uzaklaşayım.. yani cihan halkının arasından bir temiz yürekli dost seçeyim.
Âlemden elimi eteğimi çekip toplamak nasip olur, elime bir fırsat düşerse selvi gibi ben de halktan başımı kurtarıp hür olayım.
* Benim bu daralmış göğsüm, onun gam yükünü nerden taşıyabilmek? Heyhat! Yoksul gönlüm bu ağır yükün eri değil!
* Zamanın vezirine kulum, gönlümü incitme benim, yoksa felekten bile şikâyet edip halimi ona arzetsem öcümü alır!
Gönlümde sitem tozlan var. Yarabbi, güneş gibi âlemi aydınlatan güneşimin tozlanmasını hoş görme, onu tozlandırma!

Haliya maslahat-ı vakt deran mibınem
Ki keşem raht be meyline vu hoş binşînem
355‏

حاليا مصلحت وقت در آن می‌بينم
که کشم رخت به ميخانه و خوش بنشينم

جام می گيرم و از اهل ريا دور شوم
يعنی از اهل جهان پاکدلی بگزينم

جز صراحی و کتابم نبود يار و نديم
تا حريفان دغا را به جهان کم بينم

سر به آزادگی از خلق برآرم چون سرو
گر دهد دست که دامن ز جهان درچينم

بس که در خرقه آلوده زدم لاف صلاح
شرمسار از رخ ساقی و می رنگينم

سينه تنگ من و بار غم او هيهات
مرد اين بار گران نيست دل مسکينم

من اگر رند خراباتم و گر زاهد شهر
اين متاعم که همی‌بينی و کمتر زينم

بنده آصف عهدم دلم از راه مبر
که اگر دم زنم از چرخ بخواهد کينم

بر دلم گرد ستم‌هاست خدايا مپسند
که مکدر شود آيينه مهرآيينم
**
ÂLEM İHTİYARDIR, TEMELSİZDİR. FERHAD’I BİLE ÖLDÜREN BU ZALİMDEN FERYAT! BENİ DE HİLELERİYLE ŞİRİN CANIMDAN USANDIRDI!

318.
Kara kirpiklerinle dilime binlerce rahne vurdun; gel de hasta gözlerinden de binlerce dert devşireyim.
Ey gönlümle düşüp halkan sevgili, dostlarını hatırlamıyor musun? Ben de dilerim seni hatırlamadan yaşadığım günü görmeyeyim!
Âlem ihtiyardır, temelsizdir. Ferhad’ı bile öldüren bu zalimden feryat! Beni de hileleriyle şirin canımdan usandırdı!
Ayrılık ateşinin hararetiyle gül gibi terlere battım, ey geceleri uyumayıp esen rüzgâr, bana sevgilimin bir kokusunu getir!
Fâni olan bu dünya da sevgiliyle sâkiye feda olsun, bâki olan öteki dünya da! Âlem sultanlığını bile aşka feda olmuş görmekteyim.
Benim yerime başka birisini seçer mi, seçer.. hüküm onun.. Fakat eğer ben, sevgili yerine canımı ihtiyar eder, hayatımı ondan üstün görürsem can ve hayat haram olsun bana!
Bülbül sabahı kutlamakta, sâki, şenlesin? Kalk., dün geceki rüyanın hayali başımda dönüp duruyor!
Can verdiğim gece baş ucumdaki mum sen olursan göçtüğüm gece yatağımdan doğruca hurilerin köşküne giderim.
Bu mektubumda yandığım iştiyak sözleri, yalan yanlış sözler değildir, hepsi de tamamıyla doğrudur. Çünkü bunları bana Hâfız telkin etti, yoksa ben nerden bileceğim ki?

Bemujgân-ı siyeh kerdi hezaren rahne der dineni
Biyâ kez çeşm-i bımâret hezâran derd berçînen.
354‏

به مژگان سيه کردی هزاران رخنه در دينم
بيا کز چشم بيمارت هزاران درد برچينم

الا ای همنشين دل که يارانت برفت از ياد
مرا روزی مباد آن دم که بی ياد تو بنشينم

جهان پير است و بی‌بنياد از اين فرهادکش فرياد
که کرد افسون و نيرنگش ملول از جان شيرينم

ز تاب آتش دوری شدم غرق عرق چون گل
بيار ای باد شبگيری نسيمی زان عرق چينم

جهان فانی و باقی فدای شاهد و ساقی
که سلطانی عالم را طفيل عشق می‌بينم

اگر بر جای من غيری گزيند دوست حاکم اوست
حرامم باد اگر من جان به جای دوست بگزينم

صباح الخير زد بلبل کجايی ساقيا برخيز
که غوغا می‌کند در سر خيال خواب دوشينم

شب رحلت هم از بستر روم در قصر حورالعين
اگر در وقت جان دادن تو باشی شمع بالينم

حديث آرزومندی که در اين نامه ثبت افتاد
همانا بی‌غلط باشد که حافظ داد تلقينم

**
KANIMA PARMAK BAN DA ALNINA BAS EY KÂFİR DİNLİ SEVGİLİ, ÂLEM DE SENİN KURBANIN OLDUĞUMU ANLASIN!

319.
Davacıların darılış ve kınayışlarını düşünüp çekinirsem sarhoşlukta, rintlikte, bulunamam, sarhoşluğun ve rintliğin hakkından gelemem ki.
Rintliği yeni öğrenenlerin zabitliği hiç de kötü bir yol değil ama bir kere âlemde adım kötüye çıkmış, artık ne iyilik düşünebilirim?
Bana başı dönmüş, kendinden geçmiş âşıkların padişahı de. Çünkü akıl eksikliği bakımından bütün âlemdekilerden ileriyim ben!
Kanıma parmak ban da alnına bas ey kâfir dinli sevgili, âlem de senin kurbanın olduğumu anlasın!
Sen bana bir itikat et, beni hoş gör de bırak artık Tanrı için olsun… bu hırka içinde dervişlikten ne kadar uzak olduğumu ne bil, ne öğren!
Rüzgâr, şu kanlar yağdıran şiirimi sevgiliye ulaştır.” o, kara kirpikleriyle can damarımdan yaraladı beni!
Ben ister rint olayım, ister şeyh. Kimseyle alışverişim yok. Sırrımın Hâfız’ıyım, vaktimin ârifi!
Ger men ezserzeniş-i mudde’iyan endîşem
Şîve-i mesti va rindi nereved ezpişem
341‏

گر من از سرزنش مدعيان انديشم
شيوه مستی و رندی نرود از پيشم

زهد رندان نوآموخته راهی بدهيست
من که بدنام جهانم چه صلاح انديشم

شاه شوريده سران خوان من بی‌سامان را
زان که در کم خردی از همه عالم بيشم

بر جبين نقش کن از خون دل من خالی
تا بدانند که قربان تو کافرکيشم

اعتقادی بنما و بگذر بهر خدا
تا در اين خرقه ندانی که چه نادرويشم

شعر خونبار من ای باد بدان يار رسان
که ز مژگان سيه بر رگ جان زد نيشم

من اگر باده خورم ور نه چه کارم با کس
حافظ راز خود و عارف وقت خويشم

**
SOFİ, GEL DE RİYA HIRKASINI ÇIKARALIM, ŞU MÜRAİLİK NAKŞINA BİR BUTLAN ÇİZGİSİ ÇEKELİM.

320.
Sofi, gel de riya hırkasını çıkaralım, şu mürailik nakşına bir butlan çizgisi çekelim.
Tekkemize gelen nezir ve niyaz paralarını şaraba harcedelim, riya hırkasını sürüyüp meyhane suyuna atalım.
Gayp perdesi altına gizlenmiş olan kaza mmmn yüzündeki örtüyü de sarhoşça çekip açalım.
Sarhoş bir halde sıçrayıp ârifler meclisinden şarabı yağma edelim, meclisteki güzeli de çekelim, kucaklayalım.
Şimdi cihandan kâm almaya bak. Can pılı pırtısını öbür dünyaya çektiğimiz gün Tanrı elbette günahları bağışlar.
Nende sevgilinin kaşırım bir işvesi ki yeni ay gibi felek topunu o altın çevgânla çelelim.
Yarın bize cennet bahçesini vermezlerse cennet köşkünden gılmanı, cennet bahçesinden huriyi çekip “lalım.
Hâfız, bu çeşit lâflar etmek bizim hakkımız değil. Bilmem neden ayağımızı kilimimizden dışarıya uzatıyoruz?
Süfi biya ki hırka-i sâlûs berkeşım
Vin nafeş-ı zerleri hât-ı butlân beser keşim
375‏

صوفی بيا که خرقه سالوس برکشيم
وين نقش زرق را خط بطلان به سر کشيم

نذر و فتوح صومعه در وجه می‌نهيم
دلق ريا به آب خرابات برکشيم

فردا اگر نه روضه رضوان به ما دهند
غلمان ز روضه حور ز جنت به درکشيم

بيرون جهيم سرخوش و از بزم صوفيان
غارت کنيم باده و شاهد به بر کشيم

عشرت کنيم ور نه به حسرت کشندمان
روزی که رخت جان به جهانی دگر کشيم

سر خدا که در تتق غيب منزويست
مستانه‌اش نقاب ز رخسار برکشيم

کو جلوه‌ای ز ابروی او تا چو ماه نو
گوی سپهر در خم چوگان زر کشيم

حافظ نه حد ماست چنين لاف‌ها زدن
پای از گليم خويش چرا بيشتر کشيم

**
GÜL, COŞTU, AÇILDI, BİZSE ONU ŞARAPLA TESKİN ETMEDİK. HÂSILI MAHRUMİYET VE HEVES ATEŞİYLE COŞMAKTAYIZ.

321.
Dostlar gül vakti işrete koyulmamız daha iyi. Gönül ehlinin sözüdür bu, canla başla dinleyeyim.
Kimsede bir kerem, bir ihsan yok, halbuki zevk ve neşe zamanı geçmekte., çaresi şu: Seccadeyi şaraba satalım.
Ferahlar bağışlayan ne hoş hava; Yarabbi bir güzel gönder de yüzünü seyrederek gül renkli şarap içelim.
Felek erganuncusu, hüner, ehlinin yolunu vurmakta., bu gussadan nasıl ağlamayalım, niçin coşmayalım ki?
Gül, coştu, açıldı, bizse onu şarapla teskin etmedik. Hâsılı mahrumiyet ve heves ateşiyle coşmaktayız.
Lâle kadehinden mevhum bir şarap içmedeyiz; kötü göz ırak olsun, çalgısız, şarapsız sarhoşuz!
Hâfız, bu şaşılacak hal kime söylenebilir? öyle bülbülleriz ki gül mevsimi susmaktayız!
Dostan vakt-i gul an bih ki be’işret küşim
Suhan-i ehl-i dilesi in ki becan binyüşım
376‏

دوستان وقت گل آن به که به عشرت کوشيم
سخن اهل دل است اين و به جان بنيوشيم

نيست در کس کرم و وقت طرب می‌گذرد
چاره آن است که سجاده به می بفروشيم

خوش هواييست فرح بخش خدايا بفرست
نازنينی که به رويش می گلگون نوشيم

ارغنون ساز فلک رهزن اهل هنر است
چون از اين غصه نناليم و چرا نخروشيم

گل به جوش آمد و از می نزديمش آبی
لاجرم ز آتش حرمان و هوس می‌جوشيم

می‌کشيم از قدح لاله شرابی موهوم
چشم بد دور که بی مطرب و می مدهوشيم

حافظ اين حال عجب با که توان گفت که ما
بلبلانيم که در موسم گل خاموشيم
**
NİÇİN GELDİM, NENLEYİM? BELLİ OLMADI GİTTİ. YAZIK, YAZIK., KENDİ İYİMDEN BİLE GAFİLİM.

322.
Toz gibi olan tenim, can çehresine hicap olmakta. O yüzden perdeyi attığım an, ne güzel bir andır.
Bu çeşit kafes, benim gibi güzel bir kuşa lâyık değil. Rıdvan gülşenine gideyim, ben o yeşilliğe lâyıkım.
Niçin geldim, nenleyim? Belli olmadı gitti. Yazık, yazık., kendi iyimden bile gafilim.
Mukaddeslik âlemi fezasını nasıl dönüp dolayayım? Terkip yurtcağızmda ten kaydıyle mukayyedim!
Yüreğimin kanından iytiyak kokusu gelirse taacübetme. Huten ahusiyle derdimiz birdir bir, aynı derde tutulduk!
Altın sırmalarla bezenmiş gömleğime bakma. isinde gizli hararetler var.
Gel, Hâfız’ın varlığım ortadan kaldır da sen varken kimse benden “benim” sözünü işitmesin!
Hicab-ı çihre-i can mıyeved ğubâr-ı tenem
Hoşa demi ki ezan çihre perde berfukenem
342‏

حجاب چهره جان می‌شود غبار تنم
خوشا دمی که از آن چهره پرده برفکنم

چنين قفس نه سزای چو من خوش الحانيست
روم به گلشن رضوان که مرغ آن چمنم

عيان نشد که چرا آمدم کجا رفتم
دريغ و درد که غافل ز کار خويشتنم

چگونه طوف کنم در فضای عالم قدس
که در سراچه ترکيب تخته بند تنم

اگر ز خون دلم بوی شوق می‌آيد
عجب مدار که همدرد نافه ختنم

طراز پيرهن زرکشم مبين چون شمع
که سوزهاست نهانی درون پيرهنم

بيا و هستی حافظ ز پيش او بردار
که با وجود تو کس نشنود ز من که منم
**
AŞKIN VE TEMİZ RİNTLERİN DEVLETLERİ SAYESİNDE DAİMA MEYHANELERİN BAŞ KÖŞELERİNDE OTURURUM.

323.
Kırk yıl, hattâ daha ziyade bir zamandır bu sözü söyler dururum. Ben, Pîr-i Mugânın kullarının en aşağısıyım.
Şarap satan ihtiyarın, lûtfiyle kadehim, sâf ve aydın şaraptan asla boş kalmadı.
Aşkın ve temiz rintlerin devletleri sayesinde daima meyhanelerin baş köşelerinde otururum.
Tortulu şarap içiyor diye hakkımda kötü zanda bulunma; elbisem şaraba bulanmış ama eteğim tertemiz!
Benim gibi bir bülbülün, şu tatlı dille bu kafeste süsen gibi susup durması yazıktır!
Fars diyarının suyu, havası, ne tuhaf., aşağılık kişileri yetiştiriyor, yüceltiyor. Nerde tur temiz yoldaş, otağımızı buradan söküp götürelim artık!
Hâfız, kadehi ne vaktedek hırka altında çekeceksin ki? Hâce’nin meclisinde yaptığın işin perdesini kaldırayım da gör!
Çil sâl reft-u bış ki in lâf mızenem
Kez çâkerân-ı pır-i muğam kemterin menem
343‏

چل سال بيش رفت که من لاف می‌زنم
کز چاکران پير مغان کمترين منم

هرگز به يمن عاطفت پير می فروش
ساغر تهی نشد ز می صاف روشنم

از جاه عشق و دولت رندان پاکباز
پيوسته صدر مصطبه‌ها بود مسکنم

در شان من به دردکشی ظن بد مبر
کلوده گشت جامه ولی پاکدامنم

شهباز دست پادشهم اين چه حالت است
کز ياد برده‌اند هوای نشيمنم

حيف است بلبلی چو من اکنون در اين قفس
با اين لسان عذب که خامش چو سوسنم

آب و هوای فارس عجب سفله پرور است
کو همرهی که خيمه از اين خاک برکنم

حافظ به زير خرقه قدح تا به کی کشی
در بزم خواجه پرده ز کارت برافکنم

تورانشه خجسته که در من يزيد فضل
شد منت مواهب او طوق گردنم

**
HÂFIZ YANDI YAKILDI DA O GÖNÜLLER OKŞAYAN SEVGİLİ “HATIRINI KIRDIM, BARİ BİR MERHEM OLSUN YOLLAYAYIM” DEMEDİ!

324.
Dinim, bugün tamamıyle elimden gitme-den gel de söyle: Aşkından ne fayda gördüm ki?
Derdin, ömrümün harmanım yele verdi ama aziz ayağının toprağına andolsun ki ahdimi bozmadım.
Zerre gibi hor hakirim ama bir bak, aşk devletiyle senin yüzünün havasına düşerek nasıl da ta güneşe kadar yüceldim, ta güneşe ulaştım!
Şarap sun., bir ömürdür, huzur ve istirahatle afiyet bucağında bir işret etmedim gitti
Ey öğütçü, akıllı adamlarındansan sözünü toprağa salma, beyhude yere öğüt verme; çünkü ben sarhoşum, kulağıma öğüt girmez!
Sevgilinin huzurunda utangaçlığımdan nasıl başımı kaldırayım? Elimden ona lâyık bir hizmet gelmedi ki!
Hâfız yandı yakıldı da o gönüller okşayan sevgili “Hatırını kırdım, bari bir merhem olsun yollayayım” demedi!
Beğayr ezan ki bişud din-u diniş ezdestem
Biyâ bigü ki zi’ışket çi tarf berbestem
315‏

به غير از آن که بشد دين و دانش از دستم
بيا بگو که ز عشقت چه طرف بربستم

اگر چه خرمن عمرم غم تو داد به باد
به خاک پای عزيزت که عهد نشکستم

چو ذره گر چه حقيرم ببين به دولت عشق
که در هوای رخت چون به مهر پيوستم

بيار باده که عمريست تا من از سر امن
به کنج عافيت از بهر عيش ننشستم

اگر ز مردم هشياری ای نصيحتگو
سخن به خاک ميفکن چرا که من مستم

چگونه سر ز خجالت برآورم بر دوست
که خدمتی به سزا برنيامد از دستم

بسوخت حافظ و آن يار دلنواز نگفت
که مرهمی بفرستم که خاطرش خستم

**
BU MEYHANE SÂKİSİNDEN TAKVA UMMA, İBADET GÖZLEME. ÇÜNKÜ YARATILDIĞIM ANDAN BERİ RİNTLERİN HİZMETİNDEN DEM VURMAKTAYIM.

325..
Dün gece bir hasta gibi halsiz ve mahmur bakan gözlerin beni benden alır, takatsiz bir hale koyardı; fakat yine dudağının lûtfiyle canlanır, kendime gelirdim.
Miskler kokan ve misk gibi siyah olan hattına bugünden âşık değilim! Nice zamandır bu hilâli kadehle sarhoşum ben.
Sebatımdan dolayı şu hal bana ne hoş geldi: Cevretsen de yine senden vazgeçmedim, yine senden usanmadım!
Bu meyhane sâkisinden takva umma, ibadet gözleme. Çünkü yaratıldığım andan beri rintlerin hizmetinden dem vurmaktayım.
Aşıkın yolunda ölümden sonra da yüzlerce tehlike var. Bunu düşün de sakın ömrüm bitti, artık kurtuldum deme!
Bundan böyle hasetlinin oku ucundan ne gam., yay kaslı sevgilime kavuştum artık!
Akik hokkasına benzeyen dudağını öpmek gayri bana helâldir. Çünkü zulümlerde, cefalarda bulunduğun halde sevginden geçmedim, vefayı bırakmadım,
Hâfız’ın ilim rütbesi feleğe kadar yücelmişti.. fakat senin yüce şimşada benzer boyunun gamı, beni böyle alçattı işte.
Bir asker güzeli, gönlümü alıp gitti Padişahın inayeti, elimi tutmazsa vay halime!
Düş Bimari-i çeşm-i tu biburd ezdestem
Leykin ez lutf-i lebet şüret-i can mibestem
غزل 314‏

دوش بيماری چشم تو ببرد از دستم
ليکن از لطف لبت صورت جان می‌بستم

عشق من با خط مشکين تو امروزی نيست
ديرگاه است کز اين جام هلالی مستم

از ثبات خودم اين نکته خوش آمد که به جور
در سر کوی تو از پای طلب ننشستم

عافيت چشم مدار از من ميخانه نشين
که دم از خدمت رندان زده‌ام تا هستم

در ره عشق از آن سوی فنا صد خطر است
تا نگويی که چو عمرم به سر آمد رستم

بعد از اينم چه غم از تير کج انداز حسود
چون به محبوب کمان ابروی خود پيوستم

بوسه بر درج عقيق تو حلال است مرا
که به افسوس و جفا مهر وفا نشکستم

صنمی لشکريم غارت دل کرد و برفت
آه اگر عاطفت شاه نگيرد دستم

رتبت دانش حافظ به فلک برشده بود
کرد غمخواری شمشاد بلندت پستم
**
GÜZELİN LUTFÜ BELÂ TUZAĞI, BAKIŞI BELÂ OKUDUR. GÜZEL, SANA ETTİĞİM NASİHATLERİ BİR HATIRLA!

326.
Nice zamandır meyhanede hizmet etmekteyim Yokluk elbisesine büründüğüm halde devlet ehlinin işini işlemekteyim.
Güzel yürüyüştü sülünü, ne vakit vuslat tuzağına düşüreceğim diye pusuya girmiş, fırsat kolluyorum.
Vaizimiz hak kokuşunu bile duymamış, bu sözü iyice işit Gıybet etmiyorum ha, yüzüne karşı da söylemekteyim zaten.
Civarının toprağı, bundan fazla zahmetimize tahammül etmez doğrusu. Lûtuflarda bulundun güzelim, Allaha ısmarladık, ben de zahmeti azaltıyorum artık.
* Güzelin lutfü belâ tuzağı, bakışı belâ okudur. Güzel, sana ettiğim nasihatleri bir hatırla!
Ey ayıplan örten kerem sahibi, kötü görenlerin gözlerini ört, halvet bucağındaki cüretlerini yüzlerine vurma, sırlarımı açma!
Bir toplulukta Hâfız’ım, bir mecliste ayyaş, halkla oynadığım şu oyuna bir bak hele!

Rûzgari şud ki dermeyhâne hidmet mikunem
Der libas-ı fakr kâr-ı ehl-i dovlet mikunem
352‏

روزگاری شد که در ميخانه خدمت می‌کنم
در لباس فقر کار اهل دولت می‌کنم

تا کی اندر دام وصل آرم تذروی خوش خرام
در کمينم و انتظار وقت فرصت می‌کنم

واعظ ما بوی حق نشنيد بشنو کاين سخن
در حضورش نيز می‌گويم نه غيبت می‌کنم

با صبا افتان و خيزان می‌روم تا کوی دوست
و از رفيقان ره استمداد همت می‌کنم

خاک کويت زحمت ما برنتابد بيش از اين
لطف‌ها کردی بتا تخفيف زحمت می‌کنم

زلف دلبر دام راه و غمزه‌اش تير بلاست
ياد دار ای دل که چندينت نصيحت می‌کنم

ديده بدبين بپوشان ای کريم عيب پوش
زين دليری‌ها که من در کنج خلوت می‌کنم

حافظم در مجلسی دردی کشم در محفلی
بنگر اين شوخی که چون با خلق صنعت می‌کنم

**
ŞEYHİM HİDDETLE “HAYDİ, ARTIK BIRAK AŞKI” DEDİ. KARDEŞ, SAVAŞA HACET YOK, BU İŞİ YAPAMIYORUM!

327.
Ben, güzelleri sevmeyi ve şarap içmeyi terk edemiyorum, yüzlerce defadır tövbe ettim, artık tövbe de edemeyeceğim.
Cennet bağını, Tûba gölgesini, köşkleri, hurileri sevgilinin yurdunun toprağıyla bir göremiyorum.
Nazar ehlinin telkini, dersi, bir işaretten ibarettir. Bir kinayedir söyledim, gayri bunu tekrarlayanı am.
Meyhanede başkaldırmadıkça, meyhaneye varmadıkça başımdan bile haberim yok mu yok!
Şeyhim hiddetle “Haydi, artık bırak aşkı” dedi. Kardeş, savaşa hacet yok, bu işi yapamıyorum!
Öğütçü beni kınadı da “Haramdır, şarap içme” dedi. Dedim ki:
Ben, bir eşeğin sözüne baş üstüne diyemem ki!
Bu takvam yeter… şehir güzelleriyle minber üstünde naza, işveye girişemiyorum.
Hâfız, Pîr-i Mugânın eşiği devlet kapısıdır. Bu kapının toprağını öpmekten vazgeçemiyorum!
Men terk-i ışkbizi vu sağar nemîkunem
Sad bâr tövbe kerdem-u dlgar nemikunem
353‏

من ترک عشق شاهد و ساغر نمی‌کنم
صد بار توبه کردم و ديگر نمی‌کنم

باغ بهشت و سايه طوبی و قصر و حور
با خاک کوی دوست برابر نمی‌کنم

تلقين و درس اهل نظر يک اشارت است
گفتم کنايتی و مکرر نمی‌کنم

هرگز نمی‌شود ز سر خود خبر مرا
تا در ميان ميکده سر بر نمی‌کنم

ناصح به طعن گفت که رو ترک عشق کن
محتاج جنگ نيست برادر نمی‌کنم

اين تقواام تمام که با شاهدان شهر
ناز و کرشمه بر سر منبر نمی‌کنم

حافظ جناب پير مغان جای دولت است
من ترک خاک بوسی اين در نمی‌کنم
‏**
“NEFİS YOLUNDA GÖNLÜMÜZ PUTHANE OLDU. BİR AH OKU ATALIM, BİR SAVAŞTA BULUNALIM.

328.
Bir gece elimizi kaldıralım, bir duada bulunalım da ayrılığın derdine bir yerden çare bulalım.
Gönül, yoldaşlarınn elinden hastalandı. Bir yardımcı çıksa da bir doktora götürsek, bir devada bulunsak.
Neşenin kökü kurudu, meyhane yolu nerde? O suyla, o hava ile neşeyi bir geliştirelim, kendine gelsin, boy versin!
Suçsuz olduğum halde beni incitip, kılıçlayıp gideni Allah için olsun yine getirin de bir safa bulalım.
“Nefis yolunda gönlümüz puthane oldu. Bir ah oku atalım, bir savaşta bulunalım.
Gönül, rintlerin gönlünden yardım iste. Yoksa bu pek güç bir iş, bir hatada bulunmayalım sakın!
Anlayışı dar kuşun gölgesinden hiç bir şey elde edilmez. Bir devlet kuşunun kutlu gölgesini isteyelim.
Gönlüm sabır perdesini kaldırdı; güzel sözlü Hâfız nerde? Gelsin de gazeliyle zevk u safa edelim:
Mâ şebi dest-u berârim du’âyi bikunim
Ğam-ı hicrân-ı tura çâre zicâyi bikunim
377‏

ما شبی دست برآريم و دعايی بکنيم
غم هجران تو را چاره ز جايی بکنيم

دل بيمار شد از دست رفيقان مددی
تا طبيبش به سر آريم و دوايی بکنيم

آن که بی جرم برنجيد و به تيغم زد و رفت
بازش آريد خدا را که صفايی بکنيم

خشک شد بيخ طرب راه خرابات کجاست
تا در آن آب و هوا نشو و نمايی بکنيم

مدد از خاطر رندان طلب ای دل ور نه
کار صعب است مبادا که خطايی بکنيم

سايه طاير کم حوصله کاری نکند
طلب از سايه ميمون همايی بکنيم

دلم از پرده بشد حافظ خوشگوی کجاست
تا به قول و غزلش ساز نوايی بکنيم

**
MEYHANE KAPISINI AÇ; ÇÜNKÜ HİÇ BU TEKKEDE FEYZ KAPISI AÇILMADI. İSTER İNAN, İSTER İNANMA; SÖZ BUNDAN İBARET, İŞTE ONU DA SÖYLEDİK!

329.
Bizden ne iyilik bekliyor, ne ibadet arıyorsun ki? Sarhoşlara salâ dedik, onları işret meclisine çağırdık… sarhoş gözünün hükmettiği şu devirde selâmeti “Hadi, hayra karşı güle güle,, diye dualar ederek yolladık gitti!
Meyhane kapısını aç; çünkü hiç bu tekkede feyz kapısı açılmadı. İster inan, ister inanma; söz bundan ibaret, işte onu da söyledik!
Sâki, gözünden haraboldum, yıkıldım ama dosttan gelen belâya binlerce defa merhaba, hoş geldin dedim.
Boyuna şimşir dedim ama sözümden de o kadar utandım ki., neden bu benzetişte bulundum, niçin böyle bir bühtan ettim acaba?
Eğer bana acımazsan sonucu pişman olursun, bu söze nişan koy, bunu sana nerde söylediğimi hatırında tut!
Ciğerim nafe gibi kan kesildi, saçını Çin’e benzeterek söylediğim yanlış sözün cezası bundan da aşağı olmazdı elbette.
Hâfız, sen ateş kesildin, fakat sevgiliye hiç bir tesiri olmadı ki! Sanki sabah rüzgârına gülün vefasızlığını söylemişiz!
Salâh ez mâ çi mıcüyi ki mestanrâ salâ guftim
Be devri nerkisi mestet selâmetrâ du’â guftim
370‏

صلاح از ما چه می‌جويی که مستان را صلا گفتيم
به دور نرگس مستت سلامت را دعا گفتيم

در ميخانه‌ام بگشا که هيچ از خانقه نگشود
گرت باور بود ور نه سخن اين بود و ما گفتيم

من از چشم تو ای ساقی خراب افتاده‌ام ليکن
بلايی کز حبيب آيد هزارش مرحبا گفتيم

اگر بر من نبخشايی پشيمانی خوری آخر
به خاطر دار اين معنی که در خدمت کجا گفتيم

قدت گفتم که شمشاد است بس خجلت به بار آورد
که اين نسبت چرا کرديم و اين بهتان چرا گفتيم

جگر چون نافه‌ام خون گشت کم زينم نمی‌بايد
جزای آن که با زلفت سخن از چين خطا گفتيم

تو آتش گشتی ای حافظ ولی با يار درنگرفت
ز بدعهدی گل گويی حکايت با صبا گفتيم

**
BİR KERECİK BAK DİYE GÖZÜMÜ, SENİN MURAT EŞİĞİNE DİKTİM, GÖZLERİM SENDE. SENSE BENİ GÖZDEN ÇIKARDIN GİTTİ.

330.
Sen sabaha benziyorsun, ben de seher vaktinde yapayalnız yanıp yakılan muma. Bir gül, bir açıl da gör, nasıl sana can veriyorum.
Gönlümde serkeş saçlarının dağı varken ölsem bile toprağım menekşelik kesilir.
Bir kerecik bak diye gözümü, senin murat eşiğine diktim, gözlerim sende. Sense beni gözden çıkardın gitti.
Ey gam askeri, sana nasıl şükredeyim? Tanrı korusun, bari sen kimsesizlik günümde başımdan ayrılmıyorsun.
Göz bebeklerime kul olayım, gönlü kara, merhametsiz olmakla beraber gönülden çektiklerimi sayıp dökmeye başladım mı bana acıyıp da binlerce katra yağdırıyor, halime ağlayıp duruyorlar!
Güzelimiz herkese görünmekte, cilvelenmekte.. fakat benim gördüğüm bu cilveyi gören yok, bana göründüğü gibi kimseye görünmüyor!
Sevgili, Hâfız’ın toprağına rüzgâr gibi uğrarsa o daracık yerin içinde şevkimden kefenimi paramparça ederim!
Tu hemçu subhi vu men şem’i halveti seherem Tebessümi kunu can bin ki çun hemisupurem
330‏

تو همچو صبحی و من شمع خلوت سحرم
تبسمی کن و جان بين که چون همی‌سپرم

چنين که در دل من داغ زلف سرکش توست
بنفشه زار شود تربتم چو درگذرم

بر آستان مرادت گشاده‌ام در چشم
که يک نظر فکنی خود فکندی از نظرم

چه شکر گويمت ای خيل غم عفاک الله
که روز بی‌کسی آخر نمی‌روی ز سرم

غلام مردم چشمم که با سياه دلی
هزار قطره ببارد چو درد دل شمرم

به هر نظر بت ما جلوه می‌کند ليکن
کس اين کرشمه نبيند که من همی‌نگرم

به خاک حافظ اگر يار بگذرد چون باد
ز شوق در دل آن تنگنا کفن بدرم
**
YOLUNDA KALEM GİBİ BAŞIMIN KESİLMESİ BİLE İCABETSE YARALI GÖNÜLLE, AĞLAR GÖZLE YOLA DÜŞECEĞİM.

331.
Bu yıkık konaktan yürüyeceğim, canımın rahatını arayacağım, sevgilinin ardına düşüp gideceğim gün ne kutlu gündür!
Bilirim, gerçi garip hiç bir yere yol bulamaz. Fakat ben, o dağınık saçların kokusuna uyup gideceğim.
Gitmeye kudretim yok ama seher yeli gibi hasta gönülle, takatsiz bedenle o salınan selvinin havasına uyup yola düşeceğim.
Gönlüm, İskender zindanının vahşetinden bıktı artık. Dengimi bağladım, Süleyman ülkesine kadar yollanacağım.
Yolunda kalem gibi başımın kesilmesi bile icabetse yaralı gönülle, ağlar gözle yola düşeceğim.
•* Bu gamdan günün birinde kurtulursam nezrettim, meyhane kapışma kadar neşeli ve gazel okuya okuya gideceğim.
Onun aşkıyle zerre gibi raksederek ta parlak güneş çeşmesinin kıyısına kadar varacağım.
* Atlılar, ağır yüklülerin halini anlamazlar,, onlara ne gam var ki? Ey zahitler, bir himmet edin de, hoş kolay, sağ esen gideyim.
Hâfız gibi ayrılık çölünden dışarı çıkmaya bir yol bulamazsam devranın vezirine uyar, onun maiyetine karışır, onlarla yoldaş olur da giderim.
Hurrem an rüz kezin menzili viran birevem
Râhati can talabem derpeyi cânan birevem
359‏

خرم آن روز کز اين منزل ويران بروم
راحت جان طلبم و از پی جانان بروم

گر چه دانم که به جايی نبرد راه غريب
من به بوی سر آن زلف پريشان بروم

دلم از وحشت زندان سکندر بگرفت
رخت بربندم و تا ملک سليمان بروم

چون صبا با تن بيمار و دل بی‌طاقت
به هواداری آن سرو خرامان بروم

در ره او چو قلم گر به سرم بايد رفت
با دل زخم کش و ديده گريان بروم

نذر کردم گر از اين غم به درآيم روزی
تا در ميکده شادان و غزل خوان بروم

به هواداری او ذره صفت رقص کنان
تا لب چشمه خورشيد درخشان بروم

تازيان را غم احوال گران باران نيست
پارسايان مددی تا خوش و آسان بروم

ور چو حافظ ز بيابان نبرم ره بيرون
همره کوکبه آصف دوران بروم

**
AŞK MEYHANESİNİN KAPISINA KULAĞI KÜPELİ BİR KUL OLALI HER AN YEM BİR GAM BENİ KUTLAMAYA GELMEKTE!

332.
Açık söylüyorum, bu sözümden de neşelenmekteyim, gönlüm sevinçle dolu, aşk kuluyum, iki cihandan da hürüm!
Mukaddeslik gülşeninin kuşuyum. Bu hâdise tuzağına nasıl düştüm, bu ayrılığı nice anlatayım ?
Ben melektim, cennet de makamımdı, beni bu çok harap yere Âdem getirdi!
Senin civansın havasıyle Tûba ağacının gölgesi de hatırımdan çıktı, hurinin gönül alıcılığı da, havuz kıyısı da!
Gönlümün levhinde sevgilinin elif boyundan başka bir harf yok. Hocam, başka bir harf belletmediyse ben ne yapayım?
Bahtımın yıldızını hiç bir müneccim tanımadı Yarabbi, ben bu cihan anasından ne talihle doğdum ki?
Aşk meyhanesinin kapısına kulağı küpeli bir kul olalı her an yem bir gam beni kutlamaya gelmekte!
Gözbebeğim, gönlümün kanını içmekte, lâyık da. Neden insanların gözbebeğine gönül verdim?
Hâfız’ın yüzünü saçlarınla gözyaşlarından ant. Yoksa bu daimî sel, temelimi yıkacak!
Faş migüyemu ezguftei hod dilşadem
Bendei ışkam u ezher du cihan azadem
317‏

فاش می‌گويم و از گفته خود دلشادم
بنده عشقم و از هر دو جهان آزادم

طاير گلشن قدسم چه دهم شرح فراق
که در اين دامگه حادثه چون افتادم

من ملک بودم و فردوس برين جايم بود
آدم آورد در اين دير خراب آبادم

سايه طوبی و دلجويی حور و لب حوض
به هوای سر کوی تو برفت از يادم

نيست بر لوح دلم جز الف قامت دوست
چه کنم حرف دگر ياد نداد استادم

کوکب بخت مرا هيچ منجم نشناخت
يا رب از مادر گيتی به چه طالع زادم

تا شدم حلقه به گوش در ميخانه عشق
هر دم آيد غمی از نو به مبارک بادم

می خورد خون دلم مردمک ديده سزاست
که چرا دل به جگرگوشه مردم دادم

پاک کن چهره حافظ به سر زلف ز اشک
ور نه اين سيل دمادم ببرد بنيادم

**
EY SEHER YELİ, SELÂMINI ONA ARZ ET; SEHER ÇAĞLARINDA BENİ DUADAN UNUTMASIN!

333.
Ben kim oluyorum ki o güzel hatırından geçeyim, senin gönlüne gelmiş olayım? Ey kapısının toprağı başımın tacı güzel, sen lûtuflarda bulunuyorsun.
Sevgili, kula bakmayı, kulu görüp gözetmeyi sana kim öğretti, söyle. Çünkü ben, yoldaşlardan böyle bir şey ummuyorum doğrusu.
Ey kutsî kuş, himmetini yoluma kılavuz et, çünkü gideceğim yol uzun, ben de yeni sefere çıkmış birisiyim.
Ey seher yeli, selâmını ona arz et; seher çağlarında beni duadan unutmasın!
O kutlu günü istiyorum ki bu konaktan göçümü bağlayıp kaldırayım, dostlar, benî, artık senin civarından sorsunlar!
Hâfız, vuslat devletini dilerken gözümden akan yaşları deniz haline getirsem ve o denizde dalgalanıp yüzsem bile değer.
Nazım mertebesi yüksektir, cihanı istilâ eder., zamanın padişahına söyle de meydana getirdiğim bu incileri övsün!
Men ki bâşem ki beran hatrı a’tır guzerem
Lûtfhâ mıkuni ey haki deret tâcı serem
328‏

من که باشم که بر آن خاطر عاطر گذرم
لطف‌ها می‌کنی ای خاک درت تاج سرم

دلبرا بنده نوازيت که آموخت بگو
که من اين ظن به رقيبان تو هرگز نبرم

همتم بدرقه راه کن ای طاير قدس
که دراز است ره مقصد و من نوسفرم

ای نسيم سحری بندگی من برسان
که فراموش مکن وقت دعای سحرم

خرم آن روز کز اين مرحله بربندم بار
و از سر کوی تو پرسند رفيقان خبرم

حافظا شايد اگر در طلب گوهر وصل
ديده دريا کنم از اشک و در او غوطه خورم

پايه نظم بلند است و جهان گير بگو
تا کند پادشه بحر دهان پرگهرم
**
ŞARAP SATANLARA DUA EDERSEM NE VAR Kİ? NİMET HAKKINI ÖDÜYORUM.

334.
Elimin kısalığı yüzünden yük altındayım. Bu yüzden yüce boylulardan utanıyorum.
Kıl gibi ince belin elime girerse ne âlâ… yoksa başımı şeydalığa verdim gitti!
Kâinatın ahvalini gözümden sor. Çünkü geceleri sabaha kadar yıldız saymadayım.
Beni zemane sırrından agâh etti… bundan dolayı şükrane olarak kadehin dudağından öpüyorum.
Koluma çok şükretmedeyim, ondan çok memnunum… halkı incitmeye kudretim yok!
Şarap satanlara dua edersem ne var ki? Nimet hakkını ödüyorum.
Hâfız gibi sarhoş bir kafam var. Fakat yine ondan lütuf göreceğimi umuyorum.
*• Gözyaşı yerine İnciler yağdırsam sen yine onları toprağımdan almak bile istemiyorsun!
Zidesti kütehî hod zıri barem
Ki ezbâlâbulendan şermsârem
323‏

ز دست کوته خود زير بارم
که از بالابلندان شرمسارم

مگر زنجير مويی گيردم دست
وگر نه سر به شيدايی برآرم

ز چشم من بپرس اوضاع گردون
که شب تا روز اختر می‌شمارم

بدين شکرانه می‌بوسم لب جام
که کرد آگه ز راز روزگارم

اگر گفتم دعای می فروشان
چه باشد حق نعمت می‌گزارم

من از بازوی خود دارم بسی شکر
که زور مردم آزاری ندارم

سری دارم چو حافظ مست ليکن
به لطف آن سری اميدوارم

**
TAKVA VE SARHOŞLUK, NE BENİM ELİMDEDİR, NE ENİN ELİNDE! EZEL SULTAM, NEYİ YAP DEDİYSE YAPTIM!

335.
Yıllardır aklın fetvasıyle ihtirası zindana kapatmak için rintlerin gittikleri yola gittim, onların izlerini izledim.
Ben Ankanın konağına varmak için kendi kendime yola girmedim ki. Bu konakları Süleyman’ın kuşıyle geçtim.
Neye alıştınsa onları terk et, onlara aykm olan şeylere yapış da muradına er. Çünkü ben bu cemiyete o dağınık saçlara uydum da eriştim.
Sâkinin dudağını öpmeye tövbe ettim. Fakat şimdi neden bilmezlere kulak astım diye dudağımı dişleyip durmaktayım.
Takva ve sarhoşluk, ne benim elimdedir, ne enin elinde! Ezel sultam, neyi yap dediyse yaptım!
Bir hayli müddet meyhane kapıcılığında bulundum, ama yine Tanrı lûtfundan ümidimi kesmemekte, yine Firdevs cennetine tamah etmekteyim.
Kocalmış olduğum halde Yusuf, sohbetiyle bu ak saçlı başımı okşamakta, beni ağırlamakta. Bu devlet, Külbei ahzandaki sabrımın ecri.
Kur’an’ın devleti sayesinde nail olduğum nimete felek mihrabında hiç bir Hâfız nail olmamıştır.
Gazel divanının baş köşesinde otursam şaşılacak ne var ki? Yıllardır Sahib-divan’ın kulluğunda bulundum.
Sâlhâ peyrevii mezhebi rindan kerdem
Tâ be fetvii hired hırs be zindan kerdem
319‏

سال‌ها پيروی مذهب رندان کردم
تا به فتوی خرد حرص به زندان کردم

من به سرمنزل عنقا نه به خود بردم راه
قطع اين مرحله با مرغ سليمان کردم

سايه‌ای بر دل ريشم فکن ای گنج روان
که من اين خانه به سودای تو ويران کردم

توبه کردم که نبوسم لب ساقی و کنون
می‌گزم لب که چرا گوش به نادان کردم

در خلاف آمد عادت بطلب کام که من
کسب جمعيت از آن زلف پريشان کردم

نقش مستوری و مستی نه به دست من و توست
آن چه سلطان ازل گفت بکن آن کردم

دارم از لطف ازل جنت فردوس طمع
گر چه دربانی ميخانه فراوان کردم

اين که پيرانه سرم صحبت يوسف بنواخت
اجر صبريست که در کلبه احزان کردم

صبح خيزی و سلامت طلبی چون حافظ
هر چه کردم همه از دولت قرآن کردم

گر به ديوان غزل صدرنشينم چه عجب
سال‌ها بندگی صاحب ديوان کردم
‏**
YOLDAŞ, TANRI İÇİN OLSUN BANA YARDIM ET DE BİR KERE DAHA MEYHANE CİVARINDA BAYRAĞIMI YÜCELTEYİM.

336.
Akşam garipliği bastı, namaz vakti oldu da ağlamaya başladım mı gariplere lâyık mersiyeler tutturur, efsaneler söylerim.
Sevgilimi ve ülkemi hatırlayıp öyle ağlayayım ki yeryüzünden sefer âdetini kaldırayım!
Sevgilinin diyarındanım, garip elden değil… Tanrı, bir kere daha beni arkadaşlarıma ulaştır!
Yoldaş, Tanrı için olsun bana yardım et de bir kere daha meyhane civarında bayrağımı yücelteyim.
Akıl, ihtiyarlığı nasıl hesaba katabilir ki yine çocukluk çağında bulunan bir güzelle aşk oyununa giriştim.
Azizim, sabah rüzgâriyle şimal rüzgârından başka beni tanıyan yok. Rüzgârdan başka demsaam yok ki!
Sevgilinin konağının havası abıhayatım ızdır. Ey sabah rüzgârı, Şiraz toprağından bir esinti getir!
Göz yaşlarım aktı ve ayıbımı yüzüme karşı söyledi, sırrımı faş etti gitti. Kimden şikâyet edeyim? Beni koğulayan evimde, ev halkından!
Sabah çağı zührenin çenginden duydum, diyordu ki: Lehçesi ve sesi hoş Hâfız’ın kuluyum ben!
Nemâzı şâmı gariban çû girye âğâzem
Be müyehâyı ğaribâne kıssa perdâzem
333‏

نماز شام غريبان چو گريه آغازم
به مويه‌های غريبانه قصه پردازم

به ياد يار و ديار آن چنان بگريم زار
که از جهان ره و رسم سفر براندازم

من از ديار حبيبم نه از بلاد غريب
مهيمنا به رفيقان خود رسان بازم

خدای را مددی ای رفيق ره تا من
به کوی ميکده ديگر علم برافرازم

خرد ز پيری من کی حساب برگيرد
که باز با صنمی طفل عشق می‌بازم

بجز صبا و شمالم نمی‌شناسد کس
عزيز من که بجز باد نيست دمسازم

هوای منزل يار آب زندگانی ماست
صبا بيار نسيمی ز خاک شيرازم

سرشکم آمد و عيبم بگفت روی به روی
شکايت از که کنم خانگيست غمازم

ز چنگ زهره شنيدم که صبحدم می‌گفت
غلام حافظ خوش لهجه خوش آوازم

**
MEYHANE YOKSULUYUM, FAKAT BİR BAK, SARHOŞ OLDUM MU FELEĞE NAZLANIR, YILDIZLARA HÂKİM KESİLİRİM.

337.
Seher çağında şaraptan tövbe etmeyi kurdum. Fakat tövbeleri bozan bahar mevsimi geliyor, ne yapayım?
Dosdoğru söylüyorum; erler şarap içsinler de ben karşıdan bakayım; bunu görmeye tahammülüm yok.
Lâle zamanı musiki meclisinden kaçar, bir kenara çekilirsem aklımdan zorum var, beni tedavi edin!
Mademki sevgilinin yüzünden murat gülü açıldı, artık düşman başım hangi taş pekse ona vursun!
Gül tahtana bir güzeli sultan gibi çıkarıp ona sümbülden gerdanlık, yaseminden bilezik takacağım.
Meyhane yoksuluyum, fakat bir bak, sarhoş oldum mu feleğe nazlanır, yıldızlara hâkim kesilirim.
Padişah meclisini hatırlayıp gonca gibi gülümseyerek kadehi alır, neşemden libasımı yırtarım.
Haram lokmadan çekinmemin imkânı ve yolu yokken neden şarap içen rindi kınayayım?
Hâfız, gizlice şarap içmekten usandı., sırrını çenk ve ney sesiyle açığa vuracağım.
Be azmi tovbe seher güftem istihare kunem
Behârı tovbeşiken miresed çi çâre kunem
350‏

به عزم توبه سحر گفتم استخاره کنم
بهار توبه شکن می‌رسد چه چاره کنم

سخن درست بگويم نمی‌توانم ديد
که می خورند حريفان و من نظاره کنم

چو غنچه با لب خندان به ياد مجلس شاه
پياله گيرم و از شوق جامه پاره کنم

به دور لاله دماغ مرا علاج کنيد
گر از ميانه بزم طرب کناره کنم

ز روی دوست مرا چون گل مراد شکفت
حواله سر دشمن به سنگ خاره کنم

گدای ميکده‌ام ليک وقت مستی بين
که ناز بر فلک و حکم بر ستاره کنم

مرا که نيست ره و رسم لقمه پرهيزی
چرا ملامت رند شرابخواره کنم

به تخت گل بنشانم بتی چو سلطانی
ز سنبل و سمنش ساز طوق و ياره کنم

ز باده خوردن پنهان ملول شد حافظ
به بانگ بربط و نی رازش آشکاره کنم

**
SABAH RÜZGÂRI GÜL MECMUASINI LÜTUF SUYU İLE YIKADIKTAN SONRA ARTIK BEN DEFTER SAYFASINA BAKARSAM BANA SAPIK VE TABİATSIZ ADINI TAK!

338.
Ben güzeli ve şarabı terk edecek rint değilim. Muhtesip de bilir ki ben bu işleri pek az yaparım.
Tövbekârları defalarca ayıpladığım halde, deliyim gül mevsimi şaraba tövbe edersem.
Sabah rüzgârı gül mecmuasını lütuf suyu ile yıkadıktan sonra artık ben defter sayfasına bakarsam bana sapık ve tabiatsız adını tak!
Lâle, eline şarap kadehini almış, nergis sarhoş… Fakat günahkârlıkla sade bizim adımız çıkmış. Davam çok ama Yarabbi, kimi hâkim yapayım ?
Aşk bir incidir, meyhane deniz, ben de dalgıç? O denize bir kere daldım, bakalım nereden başımı çıkaracağım?
Yokluk tozlarına bulandım ama eteğimi güneş çeşmesiyle bile ıslatmak himmete sığmaz!
Yoksullukta bile elimde sultan hâzinesi var. Aşağılık kişileri yetiştiren feleğin dönüşüne neye tamah edeyim?
Ey şehri birbirine katan güzelim, bir an olsun dizginini zaptet de yoluna göz yaşlarımı serpeyim, yüzümü döşeyeyim… Yolunu incilerle altınlarla bezeyeyim.
• Göz yaşlarından yakut ve lâle dolu hâzinelerim var. Neden yıldızı yüce güneşin feyzine göz dikeyim?
Feleğin ahdü peymanına o kadar itibar edilmez. Bundan böyle ahdedersem de kadehle ederim, şart edersem de!
Sevgili, âşıkların ateş içinde kalmalarını istiyorsa kevser çeşmesine bile bakarsam gözüm kör olsun!
Dün gece lâl dudakları Hâfız’a işvelendi ama ben bu masallara inanacak adam mıyım ?
Men ne an rinedem ki terki şâhedu sağar kunem Muhtesib dâned ki men in karha kemter kunem
346‏

من نه آن رندم که ترک شاهد و ساغر کنم
محتسب داند که من اين کارها کمتر کنم

من که عيب توبه کاران کرده باشم بارها
توبه از می وقت گل ديوانه باشم گر کنم

عشق دردانه‌ست و من غواص و دريا ميکده
سر فروبردم در آن جا تا کجا سر برکنم

لاله ساغرگير و نرگس مست و بر ما نام فسق
داوری دارم بسی يا رب که را داور کنم

بازکش يک دم عنان ای ترک شهرآشوب من
تا ز اشک و چهره راهت پرزر و گوهر کنم

من که از ياقوت و لعل اشک دارم گنج‌ها
کی نظر در فيض خورشيد بلنداختر کنم

چون صبا مجموعه گل را به آب لطف شست
کجدلم خوان گر نظر بر صفحه دفتر کنم

عهد و پيمان فلک را نيست چندان اعتبار
عهد با پيمانه بندم شرط با ساغر کنم

من که دارم در گدايی گنج سلطانی به دست
کی طمع در گردش گردون دون پرور کنم

گر چه گردآلود فقرم شرم باد از همتم
گر به آب چشمه خورشيد دامن تر کنم

عاشقان را گر در آتش می‌پسندد لطف دوست
تنگ چشمم گر نظر در چشمه کوثر کنم

دوش لعلش عشوه‌ای می‌داد حافظ را ولی
من نه آنم کز وی اين افسانه‌ها باور کنم

**
AMEL DEFTERİMİN KARALIĞINDAN KORKMAM. MAHŞER GÜNÜ, ONUN FEYZİYLE BUNUN GİBİ YÜZLERCE DEFTERİ DÜRER, DEVŞİRİRİM!

339.
Gül mevsiminde şarabı terk edeyim… hâşâ, ben akıllılıktan dem vurmaktayım. Bu işi nasıl yaparım?
Nerde mutrıp? Gelsin de bütün zahitlik ve bilgi mahsulünü çenk ve ney sesine feda edeyim?
Gönlüm, medrese kıylükaalinden iğrendi, yeter., bir müddet de sevgiliye ve şaraba hizmet edeyim.
Sabah rüzgârı habercisi nerde? Gelsin de o talihi kutlu, o kademi yomlu vefadara ayrılık gecesinin şikâyetlerini söyleyeyim.
Zamane ne vakit vefakâr oldu ki? Şarap kadehini getir de Cem ve Kâvus’un maceralarını anlatayım.
Amel defterimin karalığından korkmam. Mahşer günü, onun feyziyle bunun gibi yüzlerce defteri dürer, devşiririm!
Sevgilinin Hâfız’a ariyet olarak verdiği bu cam da bir gün yüzünü görüp ona teslim edeceğim.
Hâşâ ki men be mevsimi gul terki mey kunem
Men lâfı akl mizenem in kâr key kunem
351‏

حاشا که من به موسم گل ترک می کنم
من لاف عقل می‌زنم اين کار کی کنم

مطرب کجاست تا همه محصول زهد و علم
در کار چنگ و بربط و آواز نی کنم

از قيل و قال مدرسه حالی دلم گرفت
يک چند نيز خدمت معشوق و می کنم

کی بود در زمانه وفا جام می بيار
تا من حکايت جم و کاووس کی کنم

از نامه سياه نترسم که روز حشر
با فيض لطف او صد از اين نامه طی کنم

کو پيک صبح تا گله‌های شب فراق
با آن خجسته طالع فرخنده پی کنم

اين جان عاريت که به حافظ سپرد دوست
روزی رخش ببينم و تسليم وی کنم
‏**
BEN SENİN CEFANDAN AĞLAYACAK ADAM DEĞİLİM. İTİMAT EDİLİR BİR KUL, DEVLETİNİ DİLER BİR KÖLEYİM.

340.
Beni yolunun toprağı gibi cefa ayağının altına alan sevgilinin ayağını bastığı toprağı öpüyor, kademini incittiğinden dolayı özürler diliyorum.
Ben senin cefandan ağlayacak adam değilim. İtimat edilir bir kul, devletini diler bir köleyim.
* Uzayıp giden ümidimi saçlarının büklümlerine bağladım. Allah saklasın da o uzun saçların istek elimi kısaltmasın!
Bir zerre toprağım, senin civarındayım,, halim de iyi. Ancak sevgili, ansızın rüzgâr, beni buradan atıverecek.. bundan korkuyorum.
Ben mukaddesler âlemindeki tekkenin sofisiyim; fakat şimdi muğların manastırına yolladılar.
Seher çağı meyhane Pîri bana cihanı gösteren bir kadeh verdi de o ayna ile senin güzelliğinden agâh etti.
Bu yolda oturduğuma bakma; kalk, benimle meyhaneye doğru gel de oradakilerin arasında ne makamım var, bir gör!
Sarhoşça geçip gittin, Hâfız’ını düşünmedin bile. Ahım güzellik eteğini tutarsa yazık!
•• Seher vakti doğu padişahı, “Bütün padişahlığımla beraber Turarşah’ın kuluyum” diyordu, ne de hoşuma gitti bu sözü ya!
An ki pamali cefa kerd çü haki rahem
Hâk mibüsemu cözrı kademeş mıhâhem
361‏

آن که پامال جفا کرد چو خاک راهم
خاک می‌بوسم و عذر قدمش می‌خواهم

من نه آنم که ز جور تو بنالم حاشا
بنده معتقد و چاکر دولتخواهم

بسته‌ام در خم گيسوی تو اميد دراز
آن مبادا که کند دست طلب کوتاهم

ذره خاکم و در کوی توام جای خوش است
ترسم ای دوست که بادی ببرد ناگاهم

پير ميخانه سحر جام جهان بينم داد
و اندر آن آينه از حسن تو کرد آگاهم

صوفی صومعه عالم قدسم ليکن
حاليا دير مغان است حوالتگاهم

با من راه نشين خيز و سوی ميکده آی
تا در آن حلقه ببينی که چه صاحب جاهم

مست بگذشتی و از حافظت انديشه نبود
آه اگر دامن حسن تو بگيرد آهم

خوشم آمد که سحر خسرو خاور می‌گفت
با همه پادشهی بنده تورانشاهم

**
PÎR-İ MUGÂN DERGÂHININ SALİKLERİ ARASINA KATILDIĞIM GÜNDEN İTİBAREN GÖNLÜME MANA KAPISINI AÇTILAR.

341.
Tanrı’ya şükrolsun, Hak’tan ne dilediysem oldu, himmetimin son haddine varıncaya kadar muradıma eriştim.
Ey taze gül fidanı, ben senin sayende cihan bağının bir fidanı oldum, sen de devlet meyvalarını devşir, ye; dilerim Tanrı’dan, muradına eriş!
Evvelce âlemin altından da haberim yoktu, üstünden de. Fakat senin gam mektebinde bu derece âlim, bu kadar ince ve derin şeyleri bilir bir hale geldim.
Ne kadar şöyle böyle olduysam nihayet kısmet, nihayet nasip, beni yine meyhaneye havale etmekte!
Ben yılların, ayların geçmesiyle ihtiyarlamadım ki. Sevgili, vefasız., bana uğramayıp ömür gibi geçip gitmede., o yüzden ihtiyarladım ben.
Pîr-i Mugân dergâhının salikleri arasına katıldığım günden itibaren gönlüme mana kapısını açtılar.
* Ebedi devletin ana yolunda baht tahtına elimde şarap kadehi olduğu halde tam dostların diledikleri gibi oturdum.
• Gözünün fitnesi eriştiği zamandan beridir ki âhır zaman fitnelerinden emin oldum.
Dün inayet, müjdeledi: Hâfız, gel., günahlarının affedileceğine ben kefil oldum.
Her çend piru hastedilu nâtevan şudem
Her geh ki yâdı rüyi tu kerdem cuvan şudem
321‏

هر چند پير و خسته دل و ناتوان شدم
هر گه که ياد روی تو کردم جوان شدم

شکر خدا که هر چه طلب کردم از خدا
بر منتهای همت خود کامران شدم

ای گلبن جوان بر دولت بخور که من
در سايه تو بلبل باغ جهان شدم

اول ز تحت و فوق وجودم خبر نبود
در مکتب غم تو چنين نکته دان شدم

قسمت حوالتم به خرابات می‌کند
هر چند کاين چنين شدم و آن چنان شدم

آن روز بر دلم در معنی گشوده شد
کز ساکنان درگه پير مغان شدم

در شاهراه دولت سرمد به تخت بخت
با جام می به کام دل دوستان شدم

از آن زمان که فتنه چشمت به من رسيد
ايمن ز شر فتنه آخرزمان شدم

من پير سال و ماه نيم يار بی‌وفاست
بر من چو عمر می‌گذرد پير از آن شدم

دوشم نويد داد عنايت که حافظا
بازآ که من به عفو گناهت ضمان شدم
‏**
GEL, GEL DE GÜLLER SAÇALIM, KADEHE ŞARAP DÖKELİM, FELEĞİN TAVANINI YARIP YIKALIM DA BAŞKA BİR ŞEKİLDE YENİDEN KURALIM!

342.
Gel, gel de güller saçalım, kadehe şarap dökelim, feleğin tavanını yarıp yıkalım da başka bir şekilde yeniden kuralım!
Gam, âşıkların kanını dökmek için asker çeker, akın ederse sâki ile beraber saldıralım, kökünü kazıyalım.
Erguvan renkli şarap kadehine gül suyu karıştıralım, güzel kokulu rüzgârın buhurdanına şeker atalım.
Elinde böyle bir güzel saz varken, ey çalgıcı, güzel bir şey çal da ellerimizi salarak gazel okuyalım, ayaklarımızı vurarak raksedelim!
* Ey sabah rüzgârı, vücudumuzun toprağını o âlicenap sevgiliye savur. Belki bu suretle o güzeller padişahım görmeye muvaffak oluruz.
Birisi akıldan dem vurmakta, öbürü tasavvuf ıstılahları söyleyip durmakta., gel de bu davaları hüküm sahibine bırakalım.
Ebedi cenneti istiyorsan bizimle meyhaneye gel, seni bir gün küp dibinden Kevser havuzuna atıverelim.
Şiraz’da güzel söz söylemeye, hoş söz okumaya çalışmazlar.
Gel Hâfız, kendimizi başka bir diyara atalım.

Biyâ tâ gul berefşânîmu mey der sağar endazım
Felekrâ sâki bişkâfîmu tarhi nov derendâzim
374‏

بيا تا گل برافشانيم و می در ساغر اندازيم
فلک را سقف بشکافيم و طرحی نو دراندازيم

اگر غم لشکر انگيزد که خون عاشقان ريزد
من و ساقی به هم تازيم و بنيادش براندازيم

شراب ارغوانی را گلاب اندر قدح ريزيم
نسيم عطرگردان را شکر در مجمر اندازيم

چو در دست است رودی خوش بزن مطرب سرودی خوش
که دست افشان غزل خوانيم و پاکوبان سر اندازيم

صبا خاک وجود ما بدان عالی جناب انداز
بود کن شاه خوبان را نظر بر منظر اندازيم

يکی از عقل می‌لافد يکی طامات می‌بافد
بيا کاين داوری‌ها را به پيش داور اندازيم

بهشت عدن اگر خواهی بيا با ما به ميخانه
که از پای خمت روزی به حوض کوثر اندازيم

سخندانی و خوشخوانی نمی‌ورزند در شيراز
بيا حافظ که تا خود را به ملکی ديگر اندازيم

**
GÜNAH DENİZİNE BATMIŞIM AMA AŞK YÜZGECİ OLALI, AŞKLA BİLİŞELİ MERHAMETE ERİŞENLERDENİM BEN.

343.
Sâki, gel yine., huzuruna erişmek istiyorum. Kulluğuna müştakım, devletine duacıyım.
Ziyasında kutluluklar olan kadehinin feyziyle bana şu şaşkınlık zulmetinden çıkacak yolu göster.
Günah denizine batmışım ama aşk yüzgeci olalı, aşkla bilişeli merhamete erişenlerdenim ben.
Hakim, bu rinttir, adı kötüye çıkmıştır diye beni ayıplama. Kısmet divanında alnıma bu yazılmıştı, ne yapayım ben?
Şarap iç, âşıklık, çalışmakla, istemekle kazanılmaz. Bu ihsan, bana yaratılıştan miras.
Vatanımdan ömrümde çıkmamış, gurbete gitmemiş olduğum halde seni görmek sevdasıyle gurbete niyetlendim.
Yolda deniz var, dağ var., bense hem hastayım, hem zayıf. Ey kademi kutlu Hızır, sen himmet et, sen yardımıma eriş!
Zahiren senin devlet kapından uzağım ama canla, gönülle daima orada oturanlardanım.
Hâfız, senin huzurunda can verecek. Ecel mühlet verirse işte bu hayali kuruyorum.
Bâz ây sâkiyâ ki hevâ hâhı hıdmetem
Muştâkı bendegi vu du’â guyi dovletem
313‏

بازآی ساقيا که هواخواه خدمتم
مشتاق بندگی و دعاگوی دولتم

زان جا که فيض جام سعادت فروغ توست
بيرون شدی نمای ز ظلمات حيرتم

هر چند غرق بحر گناهم ز صد جهت
تا آشنای عشق شدم ز اهل رحمتم

عيبم مکن به رندی و بدنامی ای حکيم
کاين بود سرنوشت ز ديوان قسمتم

می خور که عاشقی نه به کسب است و اختيار
اين موهبت رسيد ز ميراث فطرتم

من کز وطن سفر نگزيدم به عمر خويش
در عشق ديدن تو هواخواه غربتم

دريا و کوه در ره و من خسته و ضعيف
ای خضر پی خجسته مدد کن به همتم

دورم به صورت از در دولتسرای تو
ليکن به جان و دل ز مقيمان حضرتم

حافظ به پيش چشم تو خواهد سپرد جان
در اين خيالم ار بدهد عمر مهلتم

**
GÖZYAŞLARIM AKMASA BELKİ AŞKININ SIRRI GÖNÜLDE GİZLİ KALIR, ÂLEME DUYULMAZDI.

344. t
Yolum yine muğların meyhanesine düşerse hırkayla seccadenin parasını hemen şaraba harcedeyim.
Bugün zahitler gibi tövbe kapısının halkasını çalarsam meyhane hazinedarı yarın bana kapıyı açmaz.
Pervane gibi bir fırsat bulursam çırağa benzeyen o yanaktan başka bir şeyin etrafında uçup dolaşmam.
Hurilerin sohbetini istemem, çünkü senin hayalini kurmak varken başka bir şeyle mukayyed olursam bu, kusurun ta kendisidir.
Kan kesilmiş gönlümün maceralarım kimseye söylemem. Senin derdinin kılıcından başka hiç bir hemdemim yok.
Gözyaşlarım akmasa belki aşkının sırrı gönülde gizli kalır, âleme duyulmazdı.
Belki bir doğan beni avlar ümidiyle kuş gibi toprağının kafesinden uçup havalandım.
• Çenk gibi beni kucağına alıp gönlümün muradını vermesen bile bari bir an olsun ney gibi beni dudağınla okşa!
Hâfız’ın teninde her kıl bir baş olsa zülfün gibi hepsini de ayaklarının altına atardım.
Der herâbâtı muğan ger guzer ufted bâzem
Hâsılı hırka vu seccade revan derbâzem
335‏

در خرابات مغان گر گذر افتد بازم
حاصل خرقه و سجاده روان دربازم

حلقه توبه گر امروز چو زهاد زنم
خازن ميکده فردا نکند در بازم

ور چو پروانه دهد دست فراغ بالی
جز بدان عارض شمعی نبود پروازم

صحبت حور نخواهم که بود عين قصور
با خيال تو اگر با دگری پردازم

سر سودای تو در سينه بماندی پنهان
چشم تردامن اگر فاش نگردی رازم

مرغ سان از قفس خاک هوايی گشتم
به هوايی که مگر صيد کند شهبازم

همچو چنگ ار به کناری ندهی کام دلم
از لب خويش چو نی يک نفسی بنوازم

ماجرای دل خون گشته نگويم با کس
زان که جز تيغ غمت نيست کسی دمسازم

گر به هر موی سری بر تن حافظ باشد
همچو زلفت همه را در قدمت اندازم
**
SENİN BİR GÜLMENE SÜRAHİ GİBİ CAN VERDİĞİM ZAMAN DİLERİM, NAMAZIMI SENİN SARHOŞLARIN KILSIN.

345. t
Yine senin ikiye ayrılmış zülfün elime düşerse çevgânınla top gibi ne başlarla oynardım ben
Saçların, bana bir uzun ömür ama ne fayda ki o uzun ömürden elimde bir kıl bile yok.
Ey çırağ, bu gece bana bir huzur ve istirahat fermanı ver de huzurunda gönül ateşiyle mum gibi yanıp eriyeyim.
Senin bir gülmene sürahi gibi can verdiğim zaman dilerim, namazımı senin sarhoşların kılsın.
Ben kötülüklere bulaşmış bir adamım. Namazım da doğru ve makbul bir namaz değil. Onun için meyhanede yanıp yakılmam eksik olmuyor.
Hayalin, mescitte hatırıma geldi mi iki kaşını mihrab edinirim, meyhanede geldi mi kemençeye yüz tutarım.
Bir gece halvetimizi yüzünle aydınlatırsan sabah gibi başımı tan yerinde yüceltirim.
Eyaz’ın sevdasıyle baştan olursam bir yolda işin sonu Mahmud olur.
Hâfız, gönül derdini kime söyleyeyim? Bu yolda sunma kadehten başka birisinin hemdem olması yaraşmaz ki!
Ger dest rehed der seri zulfeyni tu bazem
Çün güy çi serhâ ki beçevganı tu bazem
غزل 334‏

گر دست رسد در سر زلفين تو بازم
چون گوی چه سرها که به چوگان تو بازم

زلف تو مرا عمر دراز است ولی نيست
در دست سر مويی از آن عمر درازم

پروانه راحت بده ای شمع که امشب
از آتش دل پيش تو چون شمع گدازم

آن دم که به يک خنده دهم جان چو صراحی
مستان تو خواهم که گزارند نمازم

چون نيست نماز من آلوده نمازی
در ميکده زان کم نشود سوز و گدازم

در مسجد و ميخانه خيالت اگر آيد
محراب و کمانچه ز دو ابروی تو سازم

گر خلوت ما را شبی از رخ بفروزی
چون صبح بر آفاق جهان سر بفرازم

محمود بود عاقبت کار در اين راه
گر سر برود در سر سودای ايازم

حافظ غم دل با که بگويم که در اين دور
جز جام نشايد که بود محرم رازم
**
GAYRİ BU İŞRETİ İSTEMEYENE GÖNÜL HOŞLUĞU NASİP OLMASIN. BU MECLİSİ ARAMAYANA HAYAT HARAM OLSUN!

346. t
Aşıklık, gençlik, lâl renkli şarap… ağyarsız bir meclis, hemdem dost ve daimi işret…
Şeker ağızlı sâki, tatlı sözlü çalgıcı, her hali, her hareketi iyi bir arkadaş ve iyi şöhretli bir yoldaş…
Letafette, temizlikte, saflıkta abıhayatı imrendiren güzel bir sevgüi.. güzellikte, alımda dolunayın bile hasedettiği bir dilber…
Cennet köşkü gibi gönüller çeken bir meclis yeri, çevresi cennet bağına benzeyen bir gül bahçesi…
Oturanlar herkesin iyiliğini isterler, hizmet edenler edeplidir… sevgililer sır saklarlar; âşıklar, dostların dileğine uyarlar.
Gül renkli şarap keskin, acı, içimi güzel ve baş ağrıtmaz., mezesi, sevgilinin lâl dudağı.. âdeta halis yakutu andırmada!
Sâkinin gamzesi, akıllar yağmalamaya kılıç çekmiştir., sevgilinin zülfü, gönül avlamaya ağ kurmuştur.
Hâfız gibi lâtifeci, tatlı sözlü bir nükteci; Hacı Kıvam gibi âleme ihsan nedir öğreten, cihanı aydınlatan bir zat da o mecliste.
Gayri bu işreti istemeyene gönül hoşluğu nasip olmasın. Bu meclisi aramayana hayat haram olsun!
‘Işkbâziy yu cuvâniyyu şerâbı Ia’l fam
Meclisi unsu harifi hemdemu şurbi mudam
309‏

عشقبازی و جوانی و شراب لعل فام
مجلس انس و حريف همدم و شرب مدام

ساقی شکردهان و مطرب شيرين سخن
همنشينی نيک کردار و نديمی نيک نام

شاهدی از لطف و پاکی رشک آب زندگی
دلبری در حسن و خوبی غيرت ماه تمام

بزمگاهی دل نشان چون قصر فردوس برين
گلشنی پيرامنش چون روضه دارالسلام

صف نشينان نيکخواه و پيشکاران باادب
دوستداران صاحب اسرار و حريفان دوستکام

باده گلرنگ تلخ تيز خوش خوار سبک
نقلش از لعل نگار و نقلش از ياقوت خام

غمزه ساقی به يغمای خرد آهخته تيغ
زلف جانان از برای صيد دل گسترده دام

نکته دانی بذله گو چون حافظ شيرين سخن
بخشش آموزی جهان افروز چون حاجی قوام

هر که اين عشرت نخواهد خوشدلی بر وی تباه
وان که اين مجلس نجويد زندگی بر وی حرام

**
SEVGİLİNİN SAÇLARI, BİZİM ZÜNNAR KUŞANMAMIZI EMREDİYOR. GİT EY ŞEYH, ARTIK TENİMİZE HIRKA HARAM OLDU!

347. t
Merhaba ey izi kutlu, verdiği haberler mübarek kuş! Hoş geldin, ne haber, sevgili nerde, yol ne tarafta?
Yarabbi, ezelî lütfün, bu kafilenin kılavuzu olsun, düşman, bu kafile yüzünden tuzağa düştü, sevgili murada erişti.
Benimle sevgilinin macerasına son yoktur. Başlangıcı olmayan şey, sona varabilir mi hiç?
Sevgilinin saçları, bizim zünnar kuşanmamızı emrediyor. Git ey şeyh, artık tenimize hırka haram oldu!
Azim kuşum, Sidre’nin üstünde ötüp dururken nihayet yanağındaki ben, onu tuzağa düşürdü!
Hasta gözlerim nasıl uykuya dalabilir ? Uzayıp giden bir hastalığa düşen ve ölüm haline gelmiş olan kişi nasıl uyuyabilir ki?
Sevgiliye dedim ki: Ben âşıkım, fakat sen acımıyorsun bana., davam bu, işte sen, işte zaman ” bir gün olur, sözümü tasdik edersin elbette!
Gül, ululanmayı hadden aşırdı, bir yüzünü, göster de haddini bilsin! Selvi nazlanıp durmakta, fakat nazı hiç de hoş değil, bir salında aklı başına gelsin!
Hâfız, kaşlarına mail olsa yaraşır. Çünkü, söz ehli mihrap köşesine oturur.
Merhaba tayiri ferhı peyi ferhundepeyam
Hayr makdem çi haber yar kucâ râh kudâm
310‏

مرحبا طاير فرخ پی فرخنده پيام
خير مقدم چه خبر دوست کجا راه کدام

يا رب اين قافله را لطف ازل بدرقه باد
که از او خصم به دام آمد و معشوقه به کام

ماجرای من و معشوق مرا پايان نيست
هر چه آغاز ندارد نپذيرد انجام

گل ز حد برد تنعم نفسی رخ بنما
سرو می‌نازد و خوش نيست خدا را بخرام

زلف دلدار چو زنار همی‌فرمايد
برو ای شيخ که شد بر تن ما خرقه حرام

مرغ روحم که همی‌زد ز سر سدره صفير
عاقبت دانه خال تو فکندش در دام

چشم بيمار مرا خواب نه درخور باشد
من له يقتل داY‏ دنف کيف ينام‏

تو ترحم نکنی بر من مخلص گفتم
ذاک دعوای و ها انت و تلک الايام

حافظ ار ميل به ابروی تو دارد شايد
جای در گوشه محراب کنند اهل کلام

**
* SÂKİ, AY YÜZLÜ BİR GÜZEL, SIRRA MAHREM BİR HEMDEMDİ.. HÂFIZ DA ŞARAP İÇTİ, ŞEYH DE, FAKİH DE!

348. t
Bize müjdeler olsun; selâmet, Ziselem’e gelip kondu. Büyük nimetleri itiraf eden, Tanrı’ya hamdeder; hamdolsun.
Nerde bu fethi muştulayan muştucu? Ayaklarına altın, gümüş gibi canımı saçayım!
Padişahın geriye dönmesiyle şu acayip zaman gelip çattı. Artık düşman yokluk diyarı harimine hareket etti!
Ahdini bozan, mutlaka günün birinde perişan olur. Çünkü ahitler, akıl ve kemal sahiplerine borçtur.
Düşman, ümit bulutundan bir rahmet umardı ama yalnız ağladı, göz yaşlarından başka aşikâr bir yağmur zuhur etmedi.
Düşman, Firavun gibi gam Nil’ine düştü. Felek de onu kınadı da dedi ki: Şimdi nadim oldun ama nedametin faydası yok gayrı!
* Sâki, ay yüzlü bir güzel, sırra mahrem bir hemdemdi.. Hâfız da şarap içti, şeyh de, fakih de!
Buşrâ izisselâmeti hallet bihin nidem
Lillâhi lıamde muterifin ğâyeten ni’am
312‏

بشری اذ السلامه حلت بذی سلم
لله حمد معترف غايه النعم

آن خوش خبر کجاست که اين فتح مژده داد
تا جان فشانمش چو زر و سيم در قدم

از بازگشت شاه در اين طرفه منزل است
آهنگ خصم او به سراپرده عدم

پيمان شکن هرآينه گردد شکسته حال
ان العهود عند مليک النهی ذمم

می‌جست از سحاب امل رحمتی ولی
جز ديده‌اش معاينه بيرون نداد نم

در نيل غم فتاد سپهرش به طنز گفت
ان قد ندمت و ما ينفع الندم

ساقی چو يار مه رخ و از اهل راز بود
حافظ بخورد باده و شيخ و فقيه هم

**
SEHER ÇAĞINDA EĞER CİĞERİMİN KANI GÖZÜMÜN ETEĞİNİ TUTMASAYDI AKAN GÖZYAŞLARIM, BENİ ÂLEME RÜSVAY EDECEKTİ!

349. t
Yüzünün hayali göz gülşenine uğrayınca gönül, bakmak için göz penceresine gelir.
Gel de ayaklarına saçmak üzere gönül hâzinesinden göz penceresine lâleler inciler getireyim!
Kurulup oturmana lâyık bir yer görmüyorum. Bütün dünyada karar edeceğin yer, ancak benim, göz bucağım da işte sana lâyık ve hazır bir makam!
Seher çağında eğer ciğerimin kanı gözümün eteğini tutmasaydı akan gözyaşlarım, beni âleme rüsvay edecekti!
Seni daha ilk gördüğüm gün gönül, “Eğer bana bir zarar erişirse kanım, vebalim gözün boynuna” demişti.
Vuslatına erişmek ümidiyle dün gece seher vaktine kadar aydm göz çırağımı rüzgârın yoluna tuttum!
Erlik hakkıyçin Hâfız’ın dertli gönlünü erler yıkan göz okunla vurup yaralama!
Hayâli rüyi tu çun bugzered begulşeni çeşm
Dil ezrehi naşar âyed be süyi revzeni çeşm
339‏

خيال روی تو چون بگذرد به گلشن چشم
دل از پی نظر آيد به سوی روزن چشم

سزای تکيه گهت منظری نمی‌بينم
منم ز عالم و اين گوشه معين چشم

بيا که لعل و گهر در نثار مقدم تو
ز گنج خانه دل می‌کشم به روزن چشم

سحر سرشک روانم سر خرابی داشت
گرم نه خون جگر می‌گرفت دامن چشم

نخست روز که ديدم رخ تو دل می‌گفت
اگر رسد خللی خون من به گردن چشم

به بوی مژده وصل تو تا سحر شب دوش
به راه باد نهادم چراغ روشن چشم

به مردمی که دل دردمند حافظ را
مزن به ناوک دلدوز مردم افکن چشم

**
YÜRÜ BE ÖĞÜTÇÜ, ŞARAP İÇENLERİ KINAYIP DURMA. BUNU KADERE HÜKMEDEN YAPIYOR, BEN NE YAPABİLİRİM Kİ?

350
Yürü be öğütçü, şarap içenleri kınayıp durma. Bunu kadere hükmeden yapıyor, ben ne yapabilirim ki?
Gayıp pususundan gayret şimşeği böyle çakıp durdukça sen söyle, bu harmanı yanmış âşık ne yapsın?
Türklerin padişahı münasip gördü, beni kuyuya attı. Rüstem’in lütfu imdadıma yetişip elimi tutmazsa ne çarem var?
Tur Dağının ateşi bir çirağ yakıp yardım etmezse Eymen vadisinin karanlık gecesinde ne yapabilirim ki?
Hâfız, güzelim cennet, babamdan miras kalan yurdum. Bu viran yuvamda oturup ne yapacağım?
Bltu ey servi revan bâgulu gulşen çi kunem
Zulfi sunbul çi keşem ‘ârızı süsen çi kunem
345‏

بی تو ای سرو روان با گل و گلشن چه کنم
زلف سنبل چه کشم عارض سوسن چه کنم

آه کز طعنه بدخواه نديدم رويت
نيست چون آينه‌ام روی ز آهن چه کنم

برو ای ناصح و بر دردکشان خرده مگير
کارفرمای قدر می‌کند اين من چه کنم

برق غيرت چو چنين می‌جهد از مکمن غيب
تو بفرما که من سوخته خرمن چه کنم

شاه ترکان چو پسنديد و به چاهم انداخت
دستگير ار نشود لطف تهمتن چه کنم

مددی گر به چراغی نکند آتش طور
چاره تيره شب وادی ايمن چه کنم

حافظا خلد برين خانه موروث من است
اندر اين منزل ويرانه نشيمن چه کنم
**
AŞK YOLUNDAKİ BİLİŞLER KANIMI DÖKÜP İÇSELER BİLE YABANCIYA ŞİKÂYET EDERSEM NAMERDİM!

351. t
Bu gurbet konağından evime, yurduma varırsam niyetim şu: Oraya bir daha gidersem akıllı, uslu gideceğim.
Bu seferden sağ esen vatanıma kavuşursam yoldan gelir gelmez doğruca meyhaneye gitmeyi nezrettim.
Bu seyirden, bu sülükten ne keşfe nail oldum? Bunu anlatmak için tekke kapısına utla, kadehle gideceğim
Aşk yolundaki bilişler kanımı döküp içseler bile yabancıya şikâyet edersem namerdim!
Bundan böyle elim, sevgilinin zincir gibi sağlarındadır., niceye bir divane gönlün dileğine uyacağım?
Mihraba benzeyen kaşlarını bir daha görürsem şükür secdesi edecek, sadakalar vereceğim.
Ne mutlu demdir o dem ki Hâfız, Vezir’in sevdasıyle meyhaneden sarhoş olarak çıkar, sevgiliyle köşke giderim!
Ger ezin menzili ğurbet besuy i hâne revem
Diğer ancâ revemu ‘âkıli ferzâne revem
360‏

گر از اين منزل ويران به سوی خانه روم
دگر آن جا که روم عاقل و فرزانه روم

زين سفر گر به سلامت به وطن بازرسم
نذر کردم که هم از راه به ميخانه روم

تا بگويم که چه کشفم شد از اين سير و سلوک
به در صومعه با بربط و پيمانه روم

آشنايان ره عشق گرم خون بخورند
ناکسم گر به شکايت سوی بيگانه روم

بعد از اين دست من و زلف چو زنجير نگار
چند و چند از پی کام دل ديوانه روم

گر ببينم خم ابروی چو محرابش باز
سجده شکر کنم و از پی شکرانه روم

خرم آن دم که چو حافظ به تولای وزير
سرخوش از ميکده با دوست به کاشانه روم
**
ÖMRÜMÜN SONU NE ZAMAN GELECEK, BELLİ DEĞİL., BARİ GİDEYİM DE ECEL GÜNÜNDE SEVGİLİMİN YANINDA BULUNAYIM, BU DAHA DOĞRU!

352. t
Niçin ülkemin, yurdumun sevdasına düşüp gitmeyeyim ? Neden sevgilimin mahallesine toprak olmayayım?
Mademki gariplik ve mihnet derdine tahammül edemiyorum, bari şehrime gideyim de kendimin sultanı olayım!
Vuslat haliminin mahremlerinden olup padişahımın kulları arasına katılayım.
Ömrümün sonu ne zaman gelecek, belli değil., bari gideyim de ecel gününde sevgilimin yanında bulunayım, bu daha doğru!
İşim gücüm daima âşıklık ve rintlikti., artık çalışayım, kendi işime koyulayım.
Ağır bir uykuya dalmış olan bahtımın, hiç de düzgün gitmeyen işimin elinden şikâyet edeceksem kendi sırrımı kendime söyleyeyim!
Belki ezelî lütuf, yol gösterir, yoksa ey Hâfız, ebede kadar kendimden utanır kalırım
Çirâ ne derpeyi cazmi diyârı hod bâşem
Çirâ zi hâki seri küyı yârı hod bâşem
337‏

چرا نه در پی عزم ديار خود باشم
چرا نه خاک سر کوی يار خود باشم

غم غريبی و غربت چو بر نمی‌تابم
به شهر خود روم و شهريار خود باشم

ز محرمان سراپرده وصال شوم
ز بندگان خداوندگار خود باشم

چو کار عمر نه پيداست باری آن اولی
که روز واقعه پيش نگار خود باشم

ز دست بخت گران خواب و کار بی‌سامان
گرم بود گله‌ای رازدار خود باشم

هميشه پيشه من عاشقی و رندی بود
دگر بکوشم و مشغول کار خود باشم

بود که لطف ازل رهنمون شود حافظ
وگرنه تا به ابد شرمسار خود باشم

**
SEVGİLİ NERDEYSE GÖNÜL HOŞLUĞU ORDA. CEHDEDEYİM DE KENDİMİ ORAYA ULAŞTIRAYIM.

353. t
Öyle ağlayayım ki gözlerim deniz kesilsin. Sabrı da sahralara atayım, bu suretle gönlümü denizlere salayım!
Günahkâr ve daralmış gönlümden bir ah edeyim de Âdem’le Havva’nın bile günahını ateşe yakayım!
Feleğin okunu yedim; sâki, şarap ver. Sarhoş olup cevza tirkeşinin kuşak bağını düğümleyeyim, bir daha kimseye ok atamasın!
Bu tahtırevana içtiğim şarabın bir yudumunu saçayım, şu gök kubbeye çenk nağmelerini yücelteyim.
Sevgili nerdeyse gönül hoşluğu orda. Cehdedeyim de kendimi oraya ulaştırayım.
Ey külâhı güneş olan ay! Elbisenin düğmelerini çöz de bu sevda çeken başımı zülfün gibi ayaklarına koyayım.
Hâfız, ömre dayanmak mademki yanlış., neden bu günün zevkini yarına bırakayım?
Dide derya kunemu sabr beşehra fukenem
Vanderin kâr dili hiş bederyâ fukenem
348‏

ديده دريا کنم و صبر به صحرا فکنم
و اندر اين کار دل خويش به دريا فکنم

از دل تنگ گنهکار برآرم آهی
کتش اندر گنه آدم و حوا فکنم

مايه خوشدلی آن جاست که دلدار آن جاست
می‌کنم جهد که خود را مگر آن جا فکنم

بگشا بند قبا ای مه خورشيدکلاه
تا چو زلفت سر سودازده در پا فکنم

خورده‌ام تير فلک باده بده تا سرمست
عقده دربند کمر ترکش جوزا فکنم

جرعه جام بر اين تخت روان افشانم
غلغل چنگ در اين گنبد مينا فکنم

حافظا تکيه بر ايام چو سهو است و خطا
من چرا عشرت امروز به فردا فکنم
**
SENİ KUCAKLAMAK ÜMİDİYLE GÖZ YAŞLARIMA GARK OLDUM., FAKAT GÖZ YAŞIMDAKİ DALGANIN BİR GÜN BENİ SENİN KIYINA ATACAĞINI UMUYORUM.

354. t
Fırsat düşer de sevgilimin tabanının bastığı toprak elime geçerse gözümün levhine güzel bir yazı yazar, bir resim yaparım!
Sevgilinin fermanı gelir de canımı isterse mum gibi hemen bir nefeste canımı teslim ediveririm.
Sevgili, kalp gönlümü beğenmezse yoluna gözlerimden geçer akçe saçarım.
Bu toprak kuldan eteğini silkme, beni çiğneme. Ölümümden sonra yel bile tozumu bu kapıdan savuramaz benim.
Seni kucaklamak ümidiyle göz yaşlarıma gark oldum., fakat göz yaşımdaki dalganın bir gün beni senin kıyına atacağını umuyorum.
Bugün benim vefakârlığımı hor görme, benden kaçma. Derdimden ellerimi kaldırıp dua edeceğim geceyi düşün de çekin!
İkiye ayrılmış siyah saçların, âşıkların gönüllerini alacaklarına dair seninle ahdettiler, karar verdiler… fakat benim kararımı aldılar!
Ey rüzgâr, o şaraptan bana bir koku getir. Çünkü sersemliğimi, ancak o şif ab koku giderebilir!
Hâfız, sevgilinin lâl dudağı benim aziz canımdır. O can dudakları dudaklarıma almak bir ömürdür, ömür!
Ger dest dehed hak i kefi payi nigarem
Ber levhi basar hattğubâri binigârem
325‏

گر دست دهد خاک کف پای نگارم
بر لوح بصر خط غباری بنگارم

بر بوی کنار تو شدم غرق و اميد است
از موج سرشکم که رساند به کنارم

پروانه او گر رسدم در طلب جان
چون شمع همان دم به دمی جان بسپارم

امروز مکش سر ز وفای من و انديش
زان شب که من از غم به دعا دست برآرم

زلفين سياه تو به دلداری عشاق
دادند قراری و ببردند قرارم

ای باد از آن باده نسيمی به من آور
کان بوی شفابخش بود دفع خمارم

گر قلب دلم را ننهد دوست عياری
من نقد روان در دمش از ديده شمارم

دامن مفشان از من خاکی که پس از من
زين در نتواند که برد باد غبارم

حافظ لب لعلش چو مرا جان عزيز است
عمری بود آن لحظه که جان را به لب آرم

**
GÖNÜLLERE HUZUR VEREN SEVGİLİ, GÖNÜL MURADINI VERMEZ. BUNU BİLİRİM, BİLİRİM AMA YİNE BİR HAYALE KAPILIR, YİNE DURMADAN FALA BAKAR, HAYRA YORARIM!

355. t
Bir ömürdür, sevgilinin vuslatını aramakta, her gün o yolda adım atmakta, her an şefaat elimi bir şöhretli kişiye uzatmaktayım.
Sevgi ateşini günden güne arttıran ay yüzlü sevgilim olmadıkça günümü geçirmek istemem. Bunun için de her gün bir yola tuzak kurar, her an tuzağa bir kuş korum.
Evreng nerde, Gülçehre nerde? Vefa’nın aşkı nerde, sevgilisi Mihr ne yanda? Şimdi âşıklıkta nöbet benim, aşk davasında bulunan yalnız benim, ben!
Bilirim, bu her sabah, her akşam çektiğim kanlar saçıcı ahlar, nihayet derdi sona erdirir, hikâyeyi rengin bir hale sokar elbet.
O usul boylu selvinin gölgesinde âgâh olmak ümidiyle her yanda salına salına yürüyen bir güzele aşk gülbangiyle hitabeder dururum.
Gönüllere huzur veren sevgili, gönül muradını vermez. Bunu bilirim, bilirim ama yine bir hayale kapılır, yine durmadan fala bakar, hayra yorarım!
Kendimden geçmiş, kendimi kaybetmişim, Hâfız gibi şaraba da tövbeliyim. Böyle olmakla beraber yine ruhaniler meclisinde arada bir, tek bir kadehçik şarap içmekteyim.
‘Ömrist ta ender taleb her rüz kami mizenem
Desti şefâ’at her demi berniknâmi nizenem
344‏

عمريست تا من در طلب هر روز گامی می‌زنم
دست شفاعت هر زمان در نيک نامی می‌زنم

بی ماه مهرافروز خود تا بگذرانم روز خود
دامی به راهی می‌نهم مرغی به دامی می‌زنم

اورنگ کو گلچهر کو نقش وفا و مهر کو
حالی من اندر عاشقی داو تمامی می‌زنم

تا بو که يابم آگهی از سايه سرو سهی
گلبانگ عشق از هر طرف بر خوش خرامی می‌زنم

هر چند کان آرام دل دانم نبخشد کام دل
نقش خيالی می‌کشم فال دوامی می‌زنم

دانم سر آرد غصه را رنگين برآرد قصه را
اين آه خون افشان که من هر صبح و شامی می‌زنم

با آن که از وی غايبم و از می چو حافظ تايبم
در مجلس روحانيان گه گاه جامی می‌زنم

**
DÜN GECE UYKU YOLUNU GÖZYAŞI SELLERİYLE KESERDİM; YÜZÜNÜ, GÖZÜNÜ, KAŞIM, SAÇIM ANARAK SU ÜSTÜNE BİR RESİMDİR YAPARDIM.

356. t
Dün gece uyku yolunu gözyaşı selleriyle keserdim; yüzünü, gözünü, kaşını, saçını anarak su üstüne bir resimdir yapardım.
Sevgilinin kaşları, gözümün önündeydi. Ben de hırkamı yakarak mihrap köşesini anıp şarap içiyordum.
Gözümün önünde sevgilinin yüzü cilve etmekteydi., ben de âdeta uzaktan mehtabı öpüyordum.
Gözüm sâkinin yüzündeydi, kulağım çengin sözünde. Bu bakış, bu dinleyiş için gözümle, kulağımla tefe’ül etmekteydim.
Sabah çağına kadar uykusuz gözlerimde yüzünün hayali vardı.
Şiir dalından uçup bir yere gitmiş, konmuş olan düşünce kuşlarım senin saçlarından yapılma mızrapla harekete getirir, tekrar havalandırırdım.
Sâki, bu gazelimi okur, bana kadeh sunardı. Ben de bu teraneyle şarap içerdim.
Hâfız’ın hali hoştu, iyi bir bahtla dostların ömrü, dostların devleti için hayırlar yorar, hayırlar dilerdi.
Di şeb beseyli eşk rehi hâb mizedem
Nakşi beyadı hatt i tu berab mizedem
320‏

ديشب به سيل اشک ره خواب می‌زدم
نقشی به ياد خط تو بر آب می‌زدم

ابروی يار در نظر و خرقه سوخته
جامی به ياد گوشه محراب می‌زدم

هر مرغ فکر کز سر شاخ سخن بجست
بازش ز طره تو به مضراب می‌زدم

روی نگار در نظرم جلوه می‌نمود
وز دور بوسه بر رخ مهتاب می‌زدم

چشمم به روی ساقی و گوشم به قول چنگ
فالی به چشم و گوش در اين باب می‌زدم

نقش خيال روی تو تا وقت صبحدم
بر کارگاه ديده بی‌خواب می‌زدم

ساقی به صوت اين غزلم کاسه می‌گرفت
می‌گفتم اين سرود و می ناب می‌زدم

خوش بود وقت حافظ و فال مراد و کام
بر نام عمر و دولت احباب می‌زدم

**
ÖLÜP TOPRAĞA GİRMEDİKÇE ELİMİ ETEĞİNDEN ÇEKMEM. HATTÂ O VAKİT BİLE MEZARIMA UĞRARSAN TOZUM, ETEĞİNİ TUTAR.

357. t
Sen beni her gördükçe derdimi arttırmadasın, benimse seni her gördükçe meylim, sevgim artmada.
Halin nedir diye hiç sormuyorsun. Bilmem başında ne hava var? Derdimi bilmiyor musun ki dermanım için çalışmamaktasın!
Beni topraklar üstünde bırakıp gitmen hiç de doğru bir şey değil. Bir uğra da yine halimi sor, yoluna toprak olayım sevgili!
Ölüp toprağa girmedikçe elimi eteğinden çekmem. Hattâ o vakit bile mezarıma uğrarsan tozum, eteğini tutar.
Aşkının derdinden artık soluk bile alamaz oldum, nefesim bile çıkmıyor. Benden öcünü aldın, hâlâ biraz nefes al, rahatlaş demiyorsun. Bu, ne vakte kadar sürecek?
Bir gece, karanlıklar içinde gönlümü saçlarında arıyordum, fakat aynı zamanda yüzünü de görmekteydim, lâl dudaklarından şarap da içmekteydim!
Nihayet seni ansızın aguşuma çektim, saçların dağıldı, halkalandı. Dudağımı dudağına koydum, canımı da feda ettim, gönlümü de!
Sen Hâfız’a vefakâr ol da düşmana “git, öl artık” de. Senden bu sevgiye nail olduktan sonra soğuk sözlü düşmandan ne korkum var!
Mera mibini vu der dem ziyâdet mikuni derdem
Tura mibinemu meylem ziyâdet mişeved her dem
318‏

مرا می‌بينی و هر دم زيادت می‌کنی دردم
تو را می‌بينم و ميلم زيادت می‌شود هر دم

به سامانم نمی‌پرسی نمی‌دانم چه سر داری
به درمانم نمی‌کوشی نمی‌دانی مگر دردم

نه راه است اين که بگذاری مرا بر خاک و بگريزی
گذاری آر و بازم پرس تا خاک رهت گردم

ندارم دستت از دامن بجز در خاک و آن دم هم
که بر خاکم روان گردی به گرد دامنت گردم

فرورفت از غم عشقت دمم دم می‌دهی تا کی
دمار از من برآوردی نمی‌گويی برآوردم

شبی دل را به تاريکی ز زلفت باز می‌جستم
رخت می‌ديدم و جامی هلالی باز می‌خوردم

کشيدم در برت ناگاه و شد در تاب گيسويت
نهادم بر لبت لب را و جان و دل فدا کردم

تو خوش می‌باش با حافظ برو گو خصم جان می‌ده
چو گرمی از تو می‌بينم چه باک از خصم دم سردم
‏**
ŞARABA BULANMIŞ HIRKAMDAN UTANIYORUM. O HIRKAYI YÜZ TÜRLÜ OYUNLA DERVİŞLER GİBİ TARİKAT ÇEYİZLERİYLE, YAMALARLA SÜSLEMİŞİM!

358. t
Yeni yetişmiş bir gencin yüzüne âşıkım, bu derdin devletini Tanrı’dan dualar ederek diledim.
Âşıkım, rindim, güzellere bakmaktayım., bak, ne kadar hünerlerle bezenmişim, bilesin diye apaçık söylüyorum.
Şaraba bulanmış hırkamdan utanıyorum. O hırkayı yüz türlü oyunla dervişler gibi tarikat çeyizleriyle, yamalarla süslemişim!
Ey mum, sevgilinin derdiyle güzelce yan yakıl; şimdicek ben de geliyorum, kemerimi bu iş için kuşandım!
Öyle bir hayranım ki elimde ne iş kaldı, ne güç! Fakat gönlümde, canımda ne varsa eksilttikçe derdimi, mihnetimi çoğalttım ya!
Hâfız gibi elbisemin yakasını, göğsünü yırtar, meyhaneye öyle giderim; belki o yeni yetişmiş sevgili beni sarar, koçar.
Aşıkı rüyı cuvânı hoşi novhâsteem
Vâz Huda dovleti in gam be du’â hâsteem
311‏

عاشق روی جوانی خوش نوخاسته‌ام
و از خدا دولت اين غم به دعا خواسته‌ام

عاشق و رند و نظربازم و می‌گويم فاش
تا بدانی که به چندين هنر آراسته‌ام

شرمم از خرقه آلوده خود می‌آيد
که بر او وصله به صد شعبده پيراسته‌ام

خوش بسوز از غمش ای شمع که اينک من نيز
هم بدين کار کمربسته و برخاسته‌ام

با چنين حيرتم از دست بشد صرفه کار
در غم افزوده‌ام آنچ از دل و جان کاسته‌ام

همچو حافظ به خرابات روم جامه قبا
بو که در بر کشد آن دلبر نوخاسته‌ام

**
BAŞKALARIYLA ŞARAP İÇME DE CİĞER KANINI İÇMEYEYİM. BENDEN BAŞ ÇEKİP ÇEKİNME DE FERYADIMI GÖKLERE YÜCELTME.

359. t
Saçlarını rüzgârın eline verip dağıtma da beni havalandırma, perişan etme. Naza başlama da varlığımı kökünden sökme!
Yanağını yalınlandır da beni gülden vazgeçir; boyunu yücelt de selviyi seyretme kaydından geçeyim!
Şehirde meşhur olma da beni deli divane edip dağlara düşürme; Şirin işvelerini gösterme de beni Ferhat etme.
Başkalarıyla şarap içme de ciğer kanını içmeyeyim. Benden baş çekip çekinme de feryadımı göklere yüceltme.
Saçlarını halka halka dökme de beni bağlara, kayıtlara sokma. Yüzünü o kadar güzelleştirme de beni berbat etme!
* Yabancı bir dost gibi durma da beni kendimden geçirme. Ağyarın gamını yeme de neşemi bozma.
Melek gibi dolaşma da Hâfız’ı öldürme. Râm ol da kutlu talih bana yardım etsin.
Zulf ber bâd medih tâ nedehi ber badem
Nâz bunyâd mekun tâ nekeni bunyâdem
**
KANLI GÖZYAŞLARIMIZ AKMAKTA AMA ONA ELÇİ OLARAK YOLLAMAK İÇİN YÜREĞİ TEMİZ BİRİSİNİ ARAYALIM.

360. t
Kalk, meyhane kapısından bir feyiz dileyelim, sevgilinin yoluna oturalım, bir murat isteyelim.
Galiba vuslat yoluna gidecek azığımız yok, yoksullukla meyhane kapışma varalım da azık dileyelim.
Kanlı gözyaşlarımız akmakta ama ona elçi olarak yollamak için yüreği temiz birisini arayalım.
Aşkının derdinden bir yardım istersek derdinin dâğındaki lezzet gönlümüze haram olsun!
Beninin noktasını göz levhine nakşetmeye ne imkân var, ne de lâyık. Fakat göz bebeğinden bir mürekkep istesek belki nakşedebiliriz.
Gamını, ancak neşeli gönülde bulmak imkânı var. Biz de gamına nail olmak ümidiyle neşeli bir gönül arayabm.
Hâfız, medrese kapısında ne vakte kadar oturup duracaksın? Kalk da meyhane kapısından bir feyiz, bir fütuh isteyelim.
Hiz tâ ezderi meyhane guşâdi talebim
Ber rehi dost nişinimu murâdi talebim
368‏

خيز تا از در ميخانه گشادی طلبيم
به ره دوست نشينيم و مرادی طلبيم

زاد راه حرم وصل نداريم مگر
به گدايی ز در ميکده زادی طلبيم

اشک آلوده ما گر چه روان است ولی
به رسالت سوی او پاک نهادی طلبيم

لذت داغ غمت بر دل ما باد حرام
اگر از جور غم عشق تو دادی طلبيم

نقطه خال تو بر لوح بصر نتوان زد
مگر از مردمک ديده مدادی طلبيم

عشوه‌ای از لب شيرين تو دل خواست به جان
به شکرخنده لبت گفت مزادی طلبيم

تا بود نسخه عطری دل سودازده را
از خط غاليه سای تو سوادی طلبيم

چون غمت را نتوان يافت مگر در دل شاد
ما به اميد غمت خاطر شادی طلبيم

بر در مدرسه تا چند نشينی حافظ
خيز تا از در ميخانه گشادی طلبيم
‏**
BABAM CENNET BAHÇESİNİ İKİ BUĞDAY TANESİNE SATTI; BEN NEDEN BİR ARPAYA CİHAN MÜLKÜNÜ SATMAYAYIM?

361. t
Gerçi gönül ateşiyle şarap küpü gibi coşup kaynamaktayım, fakat dudağımı mühürledim, kan yutuyorum da yine sükût etmekteyim.
Sevgilinin dudağına tamah etmekten maksat hayat kazanmaktır. Bir bak bana, bu işte nasıl candan çalışmaktayım.
Gönül gamından nasıl azad olabilirim ki her an kulağımda bir sevgilinin siyah saçları halka, her an bir güzele kul oluyorum.
İbadetime güvendiğim yok, hâşâ., şu kadar var ki arada bir, bir kadehçik şarap içmekteyim.
Düşmanın rağmine ümidim var, kıyamet gününde Tanrı’nın affının feyzi, günah yükünü sırtımda bırakmaz.
Babam cennet bahçesini iki buğday tanesine sattı; ben neden bir arpaya cihan mülkünü satmayayım?
Hırka giymem pek dindar olduğumdan değil. Yüzlerce gizli ayıbı bir perdeyle örtüyorum.
Şarap küpündeki halis şaraptan başka bir şey içmemek istiyorum; Pîri Mugânın sözünü dinlemiyeyim de ne yapayım?
Meclisteki çalgıcı aşk yolundaki çalgıyı böyle çalıp durursa Hâfız’ın şiirini bile aklımdan çıkarır.
Gerçi ez âteşi dil çün humı mey dercuşem
Muhr ber leb zede hun mihoremu hâmüşem
340‏

من که از آتش دل چون خم می در جوشم
مهر بر لب زده خون می‌خورم و خاموشم

قصد جان است طمع در لب جانان کردن
تو مرا بين که در اين کار به جان می‌کوشم

من کی آزاد شوم از غم دل چون هر دم
هندوی زلف بتی حلقه کند در گوشم

حاش لله که نيم معتقد طاعت خويش
اين قدر هست که گه گه قدحی می نوشم

هست اميدم که عليرغم عدو روز جزا
فيض عفوش ننهد بار گنه بر دوشم

پدرم روضه رضوان به دو گندم بفروخت
من چرا ملک جهان را به جوی نفروشم

خرقه پوشی من از غايت دين داری نيست
پرده‌ای بر سر صد عيب نهان می‌پوشم

من که خواهم که ننوشم بجز از راوق خم
چه کنم گر سخن پير مغان ننيوشم

گر از اين دست زند مطرب مجلس ره عشق
شعر حافظ ببرد وقت سماع از هوشم
**
BENİ ATEŞLE KORKUTMA!

362. t
Ben güzel yüze, gönüller çeken alımlı saça âşıkım… Sarhoş göze, sâf ve tortusuz şaraba hayranım.
Âşıklıkta sazdan, yanıştan başka bir çare yok. Mum gibi ayak üstünde durmakta, yanmaya hazırlanmış bulunmaktayım. Beni ateşle korkutma!
Ben cennetteki Âdem’im ama şimdi hâlâ ay gibi güzellerin aşkına esirim.
Bahtım yardımda bulunur da pilimi pırtımı sevgilinin civarına çekersem oturup kalkacağım yerden tozu, toprağı, huriler saçlanyle süpürürler.
Şiraz, lâl dudağın madenidir, güzelliğin çıktığı yerdir. Bense… müflis bir kuyumcuyum, işte bu yüzden hatırım perişan!
Bu şehirde o kadar sarhoş göz gördüm ki hakikaten artık şarap içmiyorum, sarhoşum zaten!
* Altı tarafı da hurilerin işveleriyle dolu bir şehir. Altı taraftaki bu güzellerin hepsini de alırdım, fakat, elde avuçta bir şeyim yok ki!
Bana ezelî ahde ait bir söz söyle dedin… dur hele, iki kadeh çekeyim de söyleyeyim!
Hâfız, tabiatının gelini cilvelenmek İstiyor. Fakat bir aynam yok ki., onun için ah etmekteyim.
Men dostdari ruyi hoşu muyi dilkeşem
Medhuşi çeşmi mestu meyi sâfı biğaşem
338‏

من دوستدار روی خوش و موی دلکشم
مدهوش چشم مست و می صاف بی‌غشم

گفتی ز سر عهد ازل يک سخن بگو
آن گه بگويمت که دو پيمانه درکشم

من آدم بهشتيم اما در اين سفر
حالی اسير عشق جوانان مه وشم

در عاشقی گزير نباشد ز ساز و سوز
استاده‌ام چو شمع مترسان ز آتشم

شيراز معدن لب لعل است و کان حسن
من جوهری مفلسم ايرا مشوشم

از بس که چشم مست در اين شهر ديده‌ام
حقا که می نمی‌خورم اکنون و سرخوشم

شهريست پر کرشمه حوران ز شش جهت
چيزيم نيست ور نه خريدار هر ششم

بخت ار مدد دهد که کشم رخت سوی دوست
گيسوی حور گرد فشاند ز مفرشم

حافظ عروس طبع مرا جلوه آرزوست
آيينه‌ای ندارم از آن آه می‌کشم
‏**
EY SELMA KONAĞININ YELİ, ALLAH İÇİN OLSUN, NE VAKTE KADAR KONAK YERLERİNİ BİRBİRİNE KATACAK, YURT YERLERİNİ GÖZ YAŞLARIMLA CEYHUN’A ÇEVİRECEĞİM?

363. t
Dün gece yüzünün sevdasını başımdan atayım, bu sevgiden gayri vazgeçeyim dedim; sevgili dedi ki:
Nerde zincir? Şu deliyi bağlayalım, bir çaresine bakalım bunun!
Boyuna selvi dedim de kızıp çekildi gitti. Dostlar, sevgilim doğru sözden inciniyor, ne yapayım, ne işleyeyim?
Sevgili, vezinsiz bir nüktedir söyledim, beni mazur gör. Lütfet, bir işvelen de tabiatı mevzun bir hale getireyim.
Hiç bir suçum olmadığı halde sevgilinin o nazik tabiatından utangaçlık çekerim, benzim sararıp durur; sâki, bir kadeh sun da yüzümü gül gibi kızartayım.
Ey Selma konağının yeli, Allah için olsun, ne vakte kadar konak yerlerini birbirine katacak, yurt yerlerini göz yaşlarımla Ceyhun’a çevireceğim?
Sevgilinin sonsuz güzelliğinin hâzinesine nail olduktan sonra artık kendim gibi yüzlerce yoksulu Karun ederim.
Ey Sahipkıran Padişah, kulun Hâfız’ı unutma da o günden güne artan güzelliğinin devletine dua edeyim.
Düş sevdâyi ruheş güftem zi ser birun kunem
Guft kü zencir tâ tedbiri in mecnun kunem
349‏

دوش سودای رخش گفتم ز سر بيرون کنم
گفت کو زنجير تا تدبير اين مجنون کنم

قامتش را سرو گفتم سر کشيد از من به خشم
دوستان از راست می‌رنجد نگارم چون کنم

نکته ناسنجيده گفتم دلبرا معذور دار
عشوه‌ای فرمای تا من طبع را موزون کنم

زردرويی می‌کشم زان طبع نازک بی‌گناه
ساقيا جامی بده تا چهره را گلگون کنم

ای نسيم منزل ليلی خدا را تا به کی
ربع را برهم زنم اطلال را جيحون کنم

من که ره بردم به گنج حسن بی‌پايان دوست
صد گدای همچو خود را بعد از اين قارون کنم

ای مه صاحب قران از بنده حافظ ياد کن
تا دعای دولت آن حسن روزافزون کنم
‏**
YOKSULLA ZENGİNİ AZLA ÇOKLA, AYIPLAMAK KÖTÜ BİR ŞEYDİR. EN UYGUN İŞ ŞU: HİÇ BİR SURETLE KÖTÜ İŞTE BULUNMAYALIM.

364. t
Biz kötü söylemez, bâtıla meyletmez, kimseyi yasa giriftar eylemez, kimseye mor yas elbisesi giydirmeyiz.
Bilgimizin defterine yanıltacak şey yazmayız, Hakk’ın sırrını da oyun ve hokkabazlık kâğıtlarına katmayız.
Yoksulla zengini azla çokla, ayıplamak kötü bir şeydir. En uygun iş şu: Hiç bir suretle kötü işte bulunmayalım.
Felek, hünerlilerin gemisini parçalar. Bu muallak denize dayanmamamız daha doğru ve iyi!
Yoldaşların huzuruna atımızı sıçrata sıçrata bir hoş koşar, yağız atla sırmalı eyeri düşünmeyiz bile!
Padişah rintlerin bir yudumcuk şarabını hürmetle içmezse biz de ona süzme ve halis şarap vererek iltifatta bulunmayız.
Bir hasetçi, hicvederek bir yoldaşı incitirse de ki: Gönlünü hoş tut, biz, ahmağın sözüne kulak asmayız zaten!
Hâfız, düşman yanlış bir söz söylerse aldırış etmeyiz, doğru söylerse zaten doğru söze darılmaz, savaşmayız!
Ma negüyim bedu meyi be nahak nekunim
Camei kes siyehu delkı kes ezrak nekunim
378‏

ما نگوييم بد و ميل به ناحق نکنيم
جامه کس سيه و دلق خود ازرق نکنيم

عيب درويش و توانگر به کم و بيش بد است
کار بد مصلحت آن است که مطلق نکنيم

رقم مغلطه بر دفتر دانش نزنيم
سر حق بر ورق شعبده ملحق نکنيم

شاه اگر جرعه رندان نه به حرمت نوشد
التفاتش به می صاف مروق نکنيم

خوش برانيم جهان در نظر راهروان
فکر اسب سيه و زين مغرق نکنيم

آسمان کشتی ارباب هنر می‌شکند
تکيه آن به که بر اين بحر معلق نکنيم

گر بدی گفت حسودی و رفيقی رنجيد
گو تو خوش باش که ما گوش به احمق نکنيم

حافظ ار خصم خطا گفت نگيريم بر او
ور به حق گفت جدل با سخن حق نکنيم

**
EY SEHER YELİ, SEVGİLİNİN CİVARINDAN BİR TOZ GETİR BANA… YARALI GÖNLÜMDEN GELEN KAN KOKUSUNU O TOPRAKTA DUYDUM.

365. t
Yüzünün hayalini gözümün iş yurduna nakşettim Senin gibi bir güzeli ben, ne gördüm, ne de işittim!
Seni aramakta şimal rüzgârına eş oldum, onunla at başı bir koşmaktayım ama o salına salına yürüyen selvi boyunun tozuna bile erişmedim!
Benim böyle vahşi ceylân gibi dağlara düşüp adamlardan ürkmeme sebep, kara gözlerinle gönüller çeken gerdanındır; suç hep onlarda!
Bal çeşmesine benzeyen ağzının iştiyalayle ne göz yaşı taneleri saçtım; şarap satan lâl dudaklarından ne işveler satın aldım!
Bakışlarınla yaralı gönlüme ne oklar attın, civarında ne mihnet yükleri taşıdım!
Ey seher yeli, sevgilinin civarından bir toz getir bana… yaralı gönlümden gelen kan kokusunu o toprakta duydum.
Civarından bir rüzgâr geldi geçti. O rüzgârın getirdiği kokuyla gonca gibi kanlı gömleğimi yırttım!
Vuslat gecesine ererim ümidiyle dert ve mihnet gününde oturdum ama ağzının hükmettiği bir devirde gönlümün muradından tamahı kestim ben!
Ayağının toprağıyla Hâfız’ın gözünün nuruna andolsun… yüzün olmadıkça göz çırağından bir aydınlık bile görmedim.
Hayâli ruyı tu der kârgâhı dide keşidem
Be sureti tu nigâri nedidemu neşinidem
322‏

خيال نقش تو در کارگاه ديده کشيدم
به صورت تو نگاری نديدم و نشنيدم

اگر چه در طلبت همعنان باد شمالم
به گرد سرو خرامان قامتت نرسيدم

اميد در شب زلفت به روز عمر نبستم
طمع به دور دهانت ز کام دل ببريدم

به شوق چشمه نوشت چه قطره‌ها که فشاندم
ز لعل باده فروشت چه عشوه‌ها که خريدم

ز غمزه بر دل ريشم چه تير ها که گشادی
ز غصه بر سر کويت چه بارها که کشيدم

ز کوی يار بيار ای نسيم صبح غباری
که بوی خون دل ريش از آن تراب شنيدم

گناه چشم سياه تو بود و گردن دلخواه
که من چو آهوی وحشی ز آدمی برميدم

چو غنچه بر سرم از کوی او گذشت نسيمی
که پرده بر دل خونين به بوی او بدريدم

به خاک پای تو سوگند و نور ديده حافظ
که بی رخ تو فروغ از چراغ ديده نديدم

**
LÂL DUDAKLARININ HATEMİYLE SÜLEYMANLIKTAN DEM VURSAM YERİ VAR. İSMİ ÂZAM BENİMLE OLUNCA ŞEYTAN’DAN KORKAR MIYIM?

366. t
Sevgiliyle ahdim var: Can, bedenimde oldukça civarını arzulayan âşıklarını kendi canım gibi aziz tutacağım.
Gönlümün dileğince bir halvetim var, artık kötü söyleyenleri ne düşüneyim, ne derlerse ko desinler!
Evimde bir selvim var ki boyunun sayesinde bahçedeki selviden de fariğim, çayırlıktaki şimşirden de.
** Güzellerden yüz bölük asker gönlüme kastederek pusuya girse yine korkum yok. Tanrı’ya şükürler, minnetler olsun, benim ordular bozan bir gönlüm var.
•* Lâl dudaklarının hatemiyle Süleymanlıktan dem vursam yeri var. İsmi âzam benimle olunca Şeytan’dan korkar mıyım?
* Ey ârif Pîr, beni meyhaneye gidiyor diye ayıplama. Kadehi terketmeme imkân yok. Tövbe etsem bile tövbe tutmayan bir gönlüm var!
Ey rakip, Allah için olsun bu gece gözünü yum. Onun sükût eden lâl dudaklarıyle gizlice konuşacağım yüzlerce bahis var!
Hamdolsun Allah’a, sevdiğim ikbal gülşeninde salınıp gezdikçe ne lâleye meylim var, ne Van gülüne, ne de yaban gülünün yaprağına!
Hâfız, yüzlerce mihnetten, yüzlerce meşakkatten sonra şehirde rintlikle meşhur oldu, fakat mademki âlemde Emineddin Hasan’ım var, ne gam!
Mera ‘ahdist bâ canan ki tâ can derbeden dârem Hevâdârânı küyeşrâ çû cânı İlişten dârem
327‏

مرا عهديست با جانان که تا جان در بدن دارم
هواداران کويش را چو جان خويشتن دارم

صفای خلوت خاطر از آن شمع چگل جويم
فروغ چشم و نور دل از آن ماه ختن دارم

به کام و آرزوی دل چو دارم خلوتی حاصل
چه فکر از خبث بدگويان ميان انجمن دارم

مرا در خانه سروی هست کاندر سايه قدش
فراغ از سرو بستانی و شمشاد چمن دارم

گرم صد لشکر از خوبان به قصد دل کمين سازند
بحمد الله و المنه بتی لشکرشکن دارم

سزد کز خاتم لعلش زنم لاف سليمانی
چو اسم اعظمم باشد چه باک از اهرمن دارم

الا ای پير فرزانه مکن عيبم ز ميخانه
که من در ترک پيمانه دلی پيمان شکن دارم

خدا را ای رقيب امشب زمانی ديده بر هم نه
که من با لعل خاموشش نهانی صد سخن دارم

چو در گلزار اقبالش خرامانم بحمدالله
نه ميل لاله و نسرين نه برگ نسترن دارم

به رندی شهره شد حافظ ميان همدمان ليکن
چه غم دارم که در عالم قوام الدين حسن دارم
**
ÂŞIKIM, RİNDİM, PERVASIZ ŞARAP İÇMEKTEYİM. BÜTÜN BU RÜTBE VE MEVKİLERİ O PERİYE BENZER HURİ YÜZÜNDEN KAZANDIM.

367. t
Gizli işret yolunda hoş bir güzelim var ki zülfüyle yanağı yüzünden âdeta ateşte nalım var!
Âşıkım, rindim, pervasız şarap içmekteyim. Bütün bu rütbe ve mevkileri o periye benzer huri yüzünden kazandım.
Rintlerin köşküne bir adım atsan yok mu? Şeker gibi şiirden mezem var, tortusuz sâf şarabım!
Sen, beni böyle hor, hakir tutar, bana cefa edersen ben de seher çağında ah eder, zülfünü perişan bir hale korum!
Sevgilinin bu pas renkli hattı, bu çeşit yüz gösterip durursa sarı yüzümü kanlı göz yaşlarıyle bezeyeceğim.
Bakış oklarınla saçlarının ipini getir ki benim mecruh ve belâlar çeken gönülle savaşlarım var!
Hâfız, mademki âlemin gamı da geçer, neşesi de., hatırını hoş tutman daha iyi!
Der nihanhanei ‘işret sanemi hoş darem
Kezseri zulf u ruhaş nacl derâteş dârem

غزل 326‏

در نهانخانه عشرت صنمی خوش دارم
کز سر زلف و رخش نعل در آتش دارم

عاشق و رندم و ميخواره به آواز بلند
وين همه منصب از آن حور پريوش دارم

گر تو زين دست مرا بی سر و سامان داری
من به آه سحرت زلف مشوش دارم

گر چنين چهره گشايد خط زنگاری دوست
من رخ زرد به خونابه منقش دارم

گر به کاشانه رندان قدمی خواهی زد
نقل شعر شکرين و می بی‌غش دارم

ناوک غمزه بيار و رسن زلف که من
جنگ‌ها با دل مجروح بلاکش دارم

حافظا چون غم و شادی جهان در گذر است
بهتر آن است که من خاطر خود خوش دارم
**
YÜZÜMÜN KIZILLIĞINI NEŞEDEN SANMA. ŞARAP KADEHİ GİBİ GÖNLÜMÜN KANI YANAĞIMA AKSETMİŞ!

368. t
Gerçi saçlarından işim düğümlendi ama düğümlendiği gibi keremiyle açılacağım da umuyorum.
Yüzümün kızıllığını neşeden sanma. Şarap kadehi gibi gönlümün kanı yanağıma aksetmiş!
Çalgıcının çaldığı perde ihtiyarımı elden alacak. Ah eğer bu perdeye girmeme müsaade etmezlerse!
Ben öyle bir sihirbaz şairim ki söz afsunıyle kamış kaleminden daima ballar, şekerler yağdırmadayım.
** Yüzlerce ümitle bu çöle ayak bastık, ey kaybolan gönlümün kılavuzu, bizi terketme!
Öyle hızlı gitmektesin ki seni yel uğrağında bile görmeme imkân yok. Bilmem ki sevgiliye kiminle bir haber göndereyim, kime şunu söyle diyeyim?
Bahtımın gözü, sevgilinin efsanesiyle uykuya daldı. Nerde bir inayet rüzgârı ki beni uyandırsın!
Geceleyin bu perdeden içeriye onun düşüncesinden başka kimse girmesin diye bütün gece gönül hareminin bekçisi oldum.
Dün gece, “Hâfız, baştan başa riyadan ibaret” diyordu. Fakat kapısının toprağından
başka neyle, ondan gayri kiminle uğraşıyorum,, başka ne işim gücüm var ki?
Gerçi uftâd zizulfeş girehi derkârem
Hemçunan çeşmguşâd ezkeremeş midârem
324‏

گر چه افتاد ز زلفش گرهی در کارم
همچنان چشم گشاد از کرمش می‌دارم

به طرب حمل مکن سرخی رويم که چو جام
خون دل عکس برون می‌دهد از رخسارم

پرده مطربم از دست برون خواهد برد
آه اگر زان که در اين پرده نباشد بارم

پاسبان حرم دل شده‌ام شب همه شب
تا در اين پرده جز انديشه او نگذارم

منم آن شاعر ساحر که به افسون سخن
از نی کلک همه قند و شکر می‌بارم

ديده بخت به افسانه او شد در خواب
کو نسيمی ز عنايت که کند بيدارم

چون تو را در گذر ای يار نمی‌يارم ديد
با که گويم که بگويد سخنی با يارم

دوش می‌گفت که حافظ همه روی است و ريا
بجز از خاک درش با که بود بازارم
**
MADDİ MANEVİ, ELİMİZDEKİNİ, AVUCUMUZDAKİNİ HEP MEYHANE YOLUNA SARFETTİK. ETTİĞİMİZ, DUALARIN HEPSİNİ SEVGİLİYE BAĞIŞLADIK!

369. t
Maddi manevi, elimizdekini, avucumuzdakini hep meyhane yoluna sarfettik. Ettiğimiz, duaların hepsini sevgiliye bağışladık!
Deli gönle vurduğumuz şu dağ, yüzlerce akıllı zahidin harmanına ateş salar.
Yüzümüzü bu virane dünyaya koyduğumuz gündenberi ezel padişahı, aşk gamının hâzinesini bize verdi.
Hırka giyip ona göre amelde bulunmayanlardan daha ziyade münafık kimse yok., münafıklıktan kaçınmak için hırka giymekle beraber bu rindane şiveye büründük.
** Bu başı dönmüş gemi nasıl gidebilir, imkân mı var? Canımızı o tek incinin sevdasına verdik!
Tanrı’ya şükrolsun ki akıllı, anlayışlı diye lâkap taktığımız da bizim gibi âşıkmış, bizim gibi dinsizmiş!
Hâfız gibi senin bir hayaline razıydık. Fakat Yarabbi, ne yoksulca himmete, ne bigâne meşrebe malikiz ki!
* Bundan böyle güzel sevmeme, onların sevgisini gönlüme almama imkân yok; bu evin kapısını sevgilinin dudağıyle mühürledik.
Mâ hâsılı hod ber deri humhâne nihâdim
Mahsüli du’a derrehi cânâne nihâdim
371‏

ما درس سحر در ره ميخانه نهاديم
محصول دعا در ره جانانه نهاديم

در خرمن صد زاهد عاقل زند آتش
اين داغ که ما بر دل ديوانه نهاديم

سلطان ازل گنج غم عشق به ما داد
تا روی در اين منزل ويرانه نهاديم

در دل ندهم ره پس از اين مهر بتان را
مهر لب او بر در اين خانه نهاديم

در خرقه از اين بيش منافق نتوان بود
بنياد از اين شيوه رندانه نهاديم

چون می‌رود اين کشتی سرگشته که آخر
جان در سر آن گوهر يک دانه نهاديم

المنه لله که چو ما بی‌دل و دين بود
آن را که لقب عاقل و فرزانه نهاديم

قانع به خيالی ز تو بوديم چو حافظ
يا رب چه گداهمت و بيگانه نهاديم

**
MEDRESENİN DAMINI, KEMERİNİ, KIYLÜKAALİNİ, MÜBAHASESİNİ KADEH VE AY YÜZLÜ SÂKİ YOLUNDA TERK ETTİK.

370. t
Yolunun toprağına yüzlerce defa yüz koyduk. Halkın teveccühünü de bir tarafa attık, nefretini de.
* Zayıf gönlümüze cihanın yükünü yüklemedik. Bu bağlanmış yükü, dengi bir kenara koyuverdik.
Medresenin damını, kemerini, kıylükaalini, mübahasesini kadeh ve ay yüzlü sâki yolunda terk ettik.
Takva mülkünü askerle almadık, saltanat tahtını güçle kuvvetle elde etmedik.
Sevgilinin gözünün denizindeki dalga ne oyun oynayacak acaba diye sihirbaz gözlerinin işvelerine vurulmuşuz.
Serkeş zülfü olmayınca kara sevdalı başımızı, aşk sersemliğiyle menekşe gibi dizimize koymuşuz.
Ümit bucağında hilâl gözleyenler gibi istek gözünü o mukavves kaşa tuttuk.
**Bir işarette bulun, bir emret., iki ümitli gözümüzü o mukavves kaşlara diktik, beklemekteyiz.
Hâfız, kaybolmuş gönlün nerde? dedin., nerde olacak ? O büklüm büklüm saçların halkalarında!
Mâ pişi hâki râhı tu şed rü nihâdeim
Rüyu riyâyı halk beyek sû nihâdeim
365‏

عمريست تا به راه غمت رو نهاده‌ايم
روی و ريای خلق به يک سو نهاده‌ايم

طاق و رواق مدرسه و قال و قيل علم
در راه جام و ساقی مه رو نهاده‌ايم

هم جان بدان دو نرگس جادو سپرده‌ايم
هم دل بدان دو سنبل هندو نهاده‌ايم

عمری گذشت تا به اميد اشارتی
چشمی بدان دو گوشه ابرو نهاده‌ايم

ما ملک عافيت نه به لشکر گرفته‌ايم
ما تخت سلطنت نه به بازو نهاده‌ايم

تا سحر چشم يار چه بازی کند که باز
بنياد بر کرشمه جادو نهاده‌ايم

بی زلف سرکشش سر سودايی از ملال
همچون بنفشه بر سر زانو نهاده‌ايم

در گوشه اميد چو نظارگان ماه
چشم طلب بر آن خم ابرو نهاده‌ايم

گفتی که حافظا دل سرگشته‌ات کجاست
در حلقه‌های آن خم گيسو نهاده‌ايم

**
PÎRİ MUGÂN, TÖVBEMİZDEN İNCİNDİYSE DE Kİ: ŞARABINI BULANDIRMA, SÂF TUT., ÖZÜR DİLEMEK İÇİN HUZURUNUZDAYIZ.

371. t
Biz gamsız sarhoşlar, gönlümüzü aldırmışız, aşkla haldaşız, şarap kadehiyle solukdaş!
İşimiz, sevgilinin kaşlarıyle açılalıdan beri bize nice melâmet yayları çektiler!
Ey gül, sen daha dün gece sabah şarabı dağını göğsüne dağladın, fakat biz, o şekayıklarız ki bağrımız dağlı doğduk!
Pîri Mugân, tövbemizden incindiyse de ki: Şarabını bulandırma, sâf tut., özür dilemek için huzurunuzdayız.
Ey yol kılavuzu, iş senden biter, medet et, insafa gel; çok düşkünüz biz!
Lâle gibi ortada yalnız şarapla kadehi görme… yıkık gönlümüze vurduğumuz şu dağı da gör!
Hâfız, şiirindeki bu renk, bu hayal ne dedin. Yanlış bir şey görme, biz yine aynı kuluz ve sade bir levhten ibaretiz!
Mâ bigamânı mest dil ezdest dâdeim
Hemrâzı cışku hemnefesi câmı bâdeim
364‏

ما بی غمان مست دل از دست داده‌ايم
همراز عشق و همنفس جام باده‌ايم

بر ما بسی کمان ملامت کشيده‌اند
تا کار خود ز ابروی جانان گشاده‌ايم

ای گل تو دوش داغ صبوحی کشيده‌ای
ما آن شقايقيم که با داغ زاده‌ايم

پير مغان ز توبه ما گر ملول شد
گو باده صاف کن که به عذر ايستاده‌ايم

کار از تو می‌رود مددی ای دليل راه
کانصاف می‌دهيم و ز راه اوفتاده‌ايم

چون لاله می مبين و قدح در ميان کار
اين داغ بين که بر دل خونين نهاده‌ايم

گفتی که حافظ اين همه رنگ و خيال چيست
نقش غلط مبين که همان لوح ساده‌ايم
**
AŞK KONAĞININ YOLCULARIYIZ, YOKLUK SINIRINDAN VARLIK ÜLKESİNE KADAR BUNCA YOLU, HEP AŞKA ULAŞMAK İÇİN AŞMIŞIZ.

372. t
Biz bu kapıya rütbe, mevki sahibi olmak için değil, kötü hadiselerden sığınmak, emin olmak için gelmişiz.
Aşk konağının yolcularıyız, yokluk sınırından varlık ülkesine kadar bunca yolu, hep aşka ulaşmak için aşmışız.
Hattının yeşilliğini gördük de cennet bahçesinden kalktık, bu muhabbet otunu elde etmek için geldik!
Hazinedarı Ruhulemin olan bu kadar hâzineye sahip olduğumuz halde padişah sarayının kapısına yoksullukla gelmişiz.
Ey tevfik gemisi, hilim lengerin nerde? Biz bu kerem denizine günahlara gark olarak geldik.
Yüz suyumuz gitmede., ey hataları örten bulut, gel, bir rahmet yağmuru getir., çünkü sorgu hesap divanına defterimiz kapkara geldik.
Hâfız, bu yün hırkayı çıkar, at… çünkü kervan izini izleyerek ah ateşiyle geldik., sonra hırkan da yanar, sen de yanarsın!
Mâ bedin der ne peyi haşmetu câh âmedim
Ezbedi hâdise incâ bepenâh âmedeim
366‏

ما بدين در نه پی حشمت و جاه آمده‌ايم
از بد حادثه اين جا به پناه آمده‌ايم

ره رو منزل عشقيم و ز سرحد عدم
تا به اقليم وجود اين همه راه آمده‌ايم

سبزه خط تو ديديم و ز بستان بهشت
به طلبکاری اين مهرگياه آمده‌ايم

با چنين گنج که شد خازن او روح امين
به گدايی به در خانه شاه آمده‌ايم

لنگر حلم تو ای کشتی توفيق کجاست
که در اين بحر کرم غرق گناه آمده‌ايم

آبرو می‌رود ای ابر خطاپوش ببار
که به ديوان عمل نامه سياه آمده‌ايم

حافظ اين خرقه پشمينه مينداز که ما
از پی قافله با آتش آه آمده‌ايم
‏**
BIRAK DA MEYHANE SOKAĞINDAN GEÇELİM, ÇÜNKÜ BİR YUDUMCUK ŞARAP İÇİN HEPİMİZ BU KAPIYA MUHTACIZ.

373. t
Bırak da meyhane sokağından geçelim, çünkü bir yudumcuk şarap için hepimiz bu kapıya muhtacız.
Mademki ezel gününde aşktan, rintlikten dem vurduk. O yoldan başka bir yola gitmememiz lâzım!
Cem’in tahtının yele gittiği bir yerde gam yemektense şarap içmek yeğdir.
Belki bir gün beline sarılırız, kemerine ulaşırız diye kızıl yakut gibi gönül kanma bulanmışız.
Vaiz, perişan âşıklara nasihat verme; biz, dostun civarındaki toprağı bulmuşken artık cennete bakamayız.
Sofiler bile vecit ve hale düşüp raksa girmişler.. biz de kalkıp raksa koyulalım.
İçtiğin şaraptan yere saçtığın yudumla yeryüzü, kıymetlendi, inciye, lâle sahiboldu. Vah bize ki senin yanında topraktan da horuz.
* Hâfız, mademki vuslat köşkünün yücesine yol yok, bu kapının eşiğinin toprağına baş koyalım, bunu yeter görelim.
Bugzâr tâ zişârici meyhane bugzerim
Kez behri curcai heme muhtâcı in derim
372‏

بگذار تا ز شارع ميخانه بگذريم
کز بهر جرعه‌ای همه محتاج اين دريم

روز نخست چون دم رندی زديم و عشق
شرط آن بود که جز ره آن شيوه نسپريم

جايی که تخت و مسند جم می‌رود به باد
گر غم خوريم خوش نبود به که می‌خوريم

تا بو که دست در کمر او توان زدن
در خون دل نشسته چو ياقوت احمريم

واعظ مکن نصيحت شوريدگان که ما
با خاک کوی دوست به فردوس ننگريم

چون صوفيان به حالت و رقصند مقتدا
ما نيز هم به شعبده دستی برآوريم

از جرعه تو خاک زمين در و لعل يافت
بيچاره ما که پيش تو از خاک کمتريم

حافظ چو ره به کنگره کاخ وصل نيست
با خاک آستانه اين در به سر بريم

**
BİSTAMİ HIRKAYLA SOFİ ÂDETLERİNİ, TASAVVUF LÂFLARINI RİNT KALENDERLERE SEFER ARMAĞANI SUNALIM.

374. t
Kalk da sofi hırkasını meyhaneye, bu yamalı hırkayla tasavvuf hezeyanlarını bitpazarına götürelim.
• Bistami hırkayla sofi âdetlerini, tasavvuf lâflarını rint kalenderlere sefer armağanı sunalım.
Hadi, sabah çengini münacaatta bulunan Pîrin kapısına götürelim de bütün halvettekiler sabah şarabını içmeye koyulsunlar.
* Seninle Eymen vadisindeki ahdimize vefa ederek Musa gibi “Rabbim, bana görün, seni göreyim'” diye diye buluşma yerine gidelim.
Senin şöhret davulunu ta arş üstünde çalalım. Aşk âlemini ta göklerin üstüne çıkaralım.
Senin civarının toprağını başımızın üstüne alalım da övünmek için yarın kıyamet sabahında mahşer sahrasına götürelim.
Gönül, eldeki vakti fırsat bilip bir işe koyulmazsa bütün bu vakitlerden elimize ancak utangaçlık geçer, ancak onu elde edebiliriz sonra!
Bu pisliklere bulaşmış hırkayla, bu fazilet ve keremle yine kerametlerin adını anar, evliyalıktan bahsedersek ayıptır doğrusu!
* Bu gök kubbeden, bu felekten fitneler yağmakta., kalk da meyhaneye gidelim, bütün âfetlerden oraya sığınalım.
İstek çölünde kaybolmak niceyedek sürecek? Bir yol soralım da gidilecek yerlere gidelim artık.
Zahit, yolumuza melâmet dikenleri korsa biz de onu gül bahçesinden çıkarıp melâmet zindanına hapsederiz.
Hâfız, her alçak kişinin kapısına yüzsuyu dökme. Haceti hacetler reva eden, muratlar veren Tanrı’ya arzetmemiz daha doğru, daha yerinde bir iş!
Hiz tâ hırkai süfi be herâbât berim
Şathu tâmât bebâzârı hurâfât berim
373‏

خيز تا خرقه صوفی به خرابات بريم
شطح و طامات به بازار خرافات بريم

سوی رندان قلندر به ره آورد سفر
دلق بسطامی و سجاده طامات بريم‏

تا همه خلوتيان جام صبوحی گيرند
چنگ صبحی به در پير مناجات بريم

با تو آن عهد که در وادی ايمن بستيم
همچو موسی ارنی گوی به ميقات بريم

کوس ناموس تو بر کنگره عرش زنيم
علم عشق تو بر بام سماوات بريم

خاک کوی تو به صحرای قيامت فردا
همه بر فرق سر از بهر مباهات بريم

ور نهد در ره ما خار ملامت زاهد
از گلستانش به زندان مکافات بريم

شرممان باد ز پشمينه آلوده خويش
گر بدين فضل و هنر نام کرامات بريم

قدر وقت ار نشناسد دل و کاری نکند
بس خجالت که از اين حاصل اوقات بريم

فتنه می‌بارد از اين سقف مقرنس برخيز
تا به ميخانه پناه از همه آفات بريم

در بيابان فنا گم شدن آخر تا کی
ره بپرسيم مگر پی به مهمات بريم

حافظ آب رخ خود بر در هر سفله مريز
حاجت آن به که بر قاضی حاجات بريم

**
DİLBER, ÖNCE BİZE YÜZLERCE ÜMİT VEREREK GÖNLÜMÜZÜ ALDI. ELBETTE AHLÂKI GÜZEL KİŞİ AHDİNİ UNUTAMAZ.

375. t
Elimde Pîri Mugândan fetva var, hem bir fetvanın mazmunu çok eski bir söz: Sevgilinin bulunmadığı yerde şarap haramdır.
Bu mürailik hırkasını yırtacağım. Ne yapayım? Ruha ağyarın sohbeti elim bir azap.
Sevgilinin dudağı belki bana da bir cür’a saçar diye yıllar oldu, meyhane kapısında oturup durmaktayım.
* Galiba eski hizmetim hatırından çıktı.. ey seher rüzgârı, eski ahdi bir hatırlat, ne olur?
• Ölümümden yüzyıl sonra bile olsa mezarıma uğrarsan çürümüş kemiklerim, toprağımdan raksederek baş gösterir!
Dilber, önce bize yüzlerce ümit vererek gönlümüzü aldı. Elbette ahlâkı güzel kişi ahdini unutamaz.
Gonca de ki: Kapanmış, bir türlü açılmaz olmuş iş yüzünden gönlünü daraltma. Sabah çağından ve rüzgârın nefeslerinden yardım görür, açılırsın.
Gönül, iyileşme ümidini başka kapıdan ara. Âşıkın hiç bir derdi, doktorun tedavisiyle iyileşmez.
Marifet gevherini elde et ki kendinle beraber götüresin; altın ve gümüş, başkalarının nasibidir.
Şiddetli bir tuzak., meğer ki Tanrı’nın lütfü mededetsin. Yoksa hiç kimse mel’un Şeytan’ın hilesinden kurtulamaz.
Hâfız, altının, gümüşün yoksa ne çıkar? Şükret. Şairlik kapısından ve tab’ı selimden daha iyi ne devlet var?
Fetvii Pîri muğan dârem u kavlist kadim
Ki herâmest mey anca ki ne yârest nedim
367‏

فتوی پير مغان دارم و قوليست قديم
که حرام است می آن جا که نه يار است نديم

چاک خواهم زدن اين دلق ريايی چه کنم
روح را صحبت ناجنس عذابيست اليم

تا مگر جرعه فشاند لب جانان بر من
سال‌ها شد که منم بر در ميخانه مقيم

مگرش خدمت ديرين من از ياد برفت
ای نسيم سحری ياد دهش عهد قديم

بعد صد سال اگر بر سر خاکم گذری
سر برآرد ز گلم رقص کنان عظم رميم

دلبر از ما به صد اميد ستد اول دل
ظاهرا عهد فرامش نکند خلق کريم

غنچه گو تنگ دل از کار فروبسته مباش
کز دم صبح مدد يابی و انفاس نسيم

فکر بهبود خود ای دل ز دری ديگر کن
درد عاشق نشود به به مداوای حکيم

گوهر معرفت آموز که با خود ببری
که نصيب دگران است نصاب زر و سيم

دام سخت است مگر يار شود لطف خدا
ور نه آدم نبرد صرفه ز شيطان رجيم

حافظ ار سيم و زرت نيست چه شد شاکر باش
چه به از دولت لطف سخن و طبع سليم

**
AŞK HİKÂYESİNİ GİZLİ SÖYLÜYORUM AMA NİHAYET AŞİKÂRE DE SÖYLEYECEĞİM!

376. t
Derdim de sevgiliden, dermanım da… gönül de ona feda oldu, can da.
Hani alım, güzellikten daha hoştur derler ya; sevgilimizde bu da var, o da!
Aşk hikâyesini gizli söylüyorum ama nihayet aşikâre de söyleyeceğim!
İki âlem de onun yüzünün bir ziyasından ibaret. Bunu sana gizli de söyledim, aşikâr da.
Anılsın o sevgilinin kanımıza kastederek ahdi de bozduğu, peymanı da.
Cihanın işine dayanılmaz, hattâ dönek feleğe de dayanmak caiz değil.
Mademki vuslat geceleri sona erdi, hicran günleri de geçer elbet.
Muhtesip de Hâfız’ın âşık olduğunu bilir, Süleyman ülkesinin Asaf’ı da!
Şarap getir. Âşık değil kadıdan, padişah yasağından bile korkmaz.
Derdem ezyârestu derman niz hem
Dil fedâyı ö şudu can niz hem
363‏

دردم از يار است و درمان نيز هم
دل فدای او شد و جان نيز هم

اين که می‌گويند آن خوشتر ز حسن
يار ما اين دارد و آن نيز هم

ياد باد آن کو به قصد خون ما
عهد را بشکست و پيمان نيز هم

دوستان در پرده می‌گويم سخن
گفته خواهد شد به دستان نيز هم

چون سر آمد دولت شب‌های وصل
بگذرد ايام هجران نيز هم

هر دو عالم يک فروغ روی اوست
گفتمت پيدا و پنهان نيز هم

اعتمادی نيست بر کار جهان
بلکه بر گردون گردان نيز هم

عاشق از قاضی نترسد می بيار
بلکه از يرغوی ديوان نيز هم

محتسب داند که حافظ عاشق است
و آصف ملک سليمان نيز هم

**
AŞK TOPRAĞINDAKİLERE DUDAĞINDAN BİR KATRA ŞARAP SAÇ DA TOPRAK LÂL RENGİNE GİRSİN, MİSK HALİNE GELSİN.

377. t
Görüşmek de müyesser oldu, öpüp koçmak da., bahtımdan da hoşnudum, zamandan da.
Yürü zahit, talih bana yâr oldukça kadehde elimden düşmez, sevgilinin saçları da.
Biz, kimseyi rintlikle, sarhoşlukla ayıplamayız.. güzellerin lâl dudakları da hoş, tatlı ve lezzetli şarap da.
Gönül, sana müjde vereyim: Muhtesip öldü., dünya şarapla, şarap içen güzellerle dopdolu.
Kötü göz, pusuda bizi gözleyip dururdu, nihayet düşman da aradan kalktı, göz yaşlarımız da akmaz oldu.
Gönlü perişan etmek hiç de akıl kân değil; bir cönk iste, sürahiyi de getir.
Aşk toprağındakilere dudağından bir katra şarap saç da toprak lâl rengine girsin, misk haline gelsin.
Mademki bütün âlem sana ulaşmak ümidiyle diri. Ey güneş, üstümüzden gölgeni eksik etme!
Lâlenin de yüzsuyu, güzelliğinin feyziyle, gülün de. Ey lütuf bulutu, bu toprak kula da bir feyiz rahmeti ver!
* Mülk ve dinin Bürhanı.. vezirliği sayesinde zaman, hem devlet ve kudret hâzinesi haline geldi, hem deniz zenginleşti!
* Yeryüzü, adalet çevgâmna kapılmış bir top., hattâ bu yüce gök kubbe bile!
Âdet olduğu veçhile aylar, yıllar gelip geçtikçe, güzler, baharlar birbiri ardından geldikçe
* Ululuk köşkü, ululardan da hali kalmasın, selvi boylu, gül yanaklı sâkilerden de!
Hâfız, saçlarına esir oldu, Tanrı’dan da kork, Süleyman iktidarına malik vezirin adaletinden de!
Didâr şud muyesseru büsu kinâr hem
Ezbahtı hod beşukrenıu ezrüzgâr hem

غزل 362‏

ديدار شد ميسر و بوس و کنار هم
از بخت شکر دارم و از روزگار هم

زاهد برو که طالع اگر طالع من است
جامم به دست باشد و زلف نگار هم

ما عيب کس به مستی و رندی نمی‌کنيم
لعل بتان خوش است و می خوشگوار هم

ای دل بشارتی دهمت محتسب نماند
و از می جهان پر است و بت ميگسار هم

خاطر به دست تفرقه دادن نه زيرکيست
مجموعه‌ای بخواه و صراحی بيار هم

بر خاکيان عشق فشان جرعه لبش
تا خاک لعل گون شود و مشکبار هم

آن شد که چشم بد نگران بودی از کمين
خصم از ميان برفت و سرشک از کنار هم

چون کانات جمله به بوی تو زنده‌اند
ای آفتاب سايه ز ما برمدار هم

چون آب روی لاله و گل فيض حسن توست
ای ابر لطف بر من خاکی ببار هم

حافظ اسير زلف تو شد از خدا بترس
و از انتصاف آصف جم اقتدار هم

برهان ملک و دين که ز دست وزارتش
ايام کان يمين شد و دريا يسار هم

بر ياد رای انور او آسمان به صبح
جان می‌کند فدا و کواکب نثار هم

گوی زمين ربوده چوگان عدل اوست
وين برکشيده گنبد نيلی حصار هم

عزم سبک عنان تو در جنبش آورد
اين پايدار مرکز عالی مدار هم

تا از نتيجه فلک و طور دور اوست
تبديل ماه و سال و خزان و بهار هم

خالی مباد کاخ جلالش ز سروران
و از ساقيان سروقد گلعذار هم
**
NE ZULÜMLER GÖRDÜK DE KİMSECİKLERE ŞİKÂYET BİLE ETMEDİK; HİÇ BİR SURETLE HÜRMETİ BIRAKMADIK.

378 t
Sevgililerden dostluk umuyor, vefa gözetiyorduk. Zaten bu zannımız yanlıştı bizim!.
Şimdilik dostluk tohumunu ektik, gittik., bakalım bu ağaç ne vakit meyva verir?
Dedikodu dervişlerin âdeti değil, yoksa seninle ne maceralarımız var!
* Gözünde savaş hileleri varmış., biz yanıldık, sulh edecek sanmıştık!
* Güzellik fidanın kendi kendine gönüller parlatır bir hale gelmedi. Onu himmet nefesiyle biz yetiştirdik.
Ne zulümler gördük de kimseciklere şikâyet bile etmedik; hiç bir suretle hürmeti bırakmadık.
Sevgili dedi ki: Hâfız, bize sen gönül verdin.. hulâsa biz kimseyi zorla kendimize âşık etmedik ki.
Mâ zi yaran çeşmi yâri dâştim
Hod ğalet bud ançi mâ pindâştim
369‏

ما ز ياران چشم ياری داشتيم
خود غلط بود آن چه ما پنداشتيم

تا درخت دوستی برگی دهد
حاليا رفتيم و تخمی کاشتيم

گفت و گو آيين درويشی نبود
ور نه با تو ماجراها داشتيم

شيوه چشمت فريب جنگ داشت
ما غلط کرديم و صلح انگاشتيم

گلبن حسنت نه خود شد دلفروز
ما دم همت بر او بگماشتيم

نکته‌ها رفت و شکايت کس نکرد
جانب حرمت فرونگذاشتيم

گفت خود دادی به ما دل حافظا
ما محصل بر کسی نگماشتيم

**
HARABAT PÎRİ FERYADIMA YETİŞ, İHTİYARIM. BİR YUDUM ŞARAPLA BENİ GENÇLEŞTİR!

379. t
Beni kılıçlayıp öldürse elini bile tutmam. Oklasa bile bunu canıma minnet bilirim.
Yay kaşlı sevgiliye söyle; beni oklasın da onun eliyle, onun koliyle öleyim bari!
Âlem derdi beni elden, ayaktan düşürürse kadehten başka kim elimi tutar ki?
Ey ümit sabahının güneşi, doğ, doğ ki ayrılık gecesinin elinde esir kaldım ben.
Harabat Pîri feryadıma yetiş, ihtiyarım. Bir yudum şarapla beni gençleştir!
Dün gece ayağından başımı kaldırmayacağıma dair zülfüne andiçtim.
Ben o kuşum ki her sabah, her akşam nağmelerim, arşın yücesinden duyulmaktadır.
Hâfız, şu takva hırkasını yak, yandır da ateş haline gelince onu yakmayayım; yoksa sonra sen de yanarsın!
Betiğem ger kuşed desteş neglrem
Ve ger tirem zened minnet pezırem
331‏

به تيغم گر کشد دستش نگيرم
وگر تيرم زند منت پذيرم

کمان ابرويت را گو بزن تير
که پيش دست و بازويت بميرم

غم گيتی گر از پايم درآرد
بجز ساغر که باشد دستگيرم

برآی ای آفتاب صبح اميد
که در دست شب هجران اسيرم

به فريادم رس ای پير خرابات
به يک جرعه جوانم کن که پيرم

به گيسوی تو خوردم دوش سوگند
که من از پای تو سر بر نگيرم

بسوز اين خرقه تقوا تو حافظ
که گر آتش شوم در وی نگيرم
‏**
SEVGİLİ, BANA “KULUM” DERSEN MAHABBETİNLE KEVNÜ MEKÂN EFENDİLİĞİNDEN VAZGEÇERİM.

380. t
Vuslatının müjdesini ver de candan geçeyim.. kutsi bir kuşum ben, bu cihan tuzağından sıçrayıp çıkayım.
Sevgili, bana “kulum” dersen mahabbetinle kevnü mekân efendiliğinden vazgeçerim.
Yarabbi, beni ortadan kaldırmadan lütfet, hidayet bulutundan bir rahmet yolla.
Mezarımızın başında şarapsız, çalgısız oturma da seni görmek ‘ümidiyle, senin kokunla mezarımdan raksederek kalkayım.
Ey salmışı tatlı güzelim, kalk, yüce boyunu göster de Hâfız gibi candan da geçeyim, cihandan da!
İhtiyarım ama bir gece sen beni adam akıllı bir sar da seher çağında koynundan genç olarak çıkayım.
Mujdei vaslı tu dih kez seri can berhizem
Tayiri kudsemu ez damı cihan berhlzem
336‏

مژده وصل تو کو کز سر جان برخيزم
طاير قدسم و از دام جهان برخيزم

به ولای تو که گر بنده خويشم خوانی
از سر خواجگی کون و مکان برخيزم

يا رب از ابر هدايت برسان بارانی
پيشتر زان که چو گردی ز ميان برخيزم

بر سر تربت من با می و مطرب بنشين
تا به بويت ز لحد رقص کنان برخيزم

خيز و بالا بنما ای بت شيرين حرکات
کز سر جان و جهان دست فشان برخيزم

گر چه پيرم تو شبی تنگ در آغوشم کش
تا سحرگه ز کنار تو جوان برخيزم

روز مرگم نفسی مهلت ديدار بده
تا چو حافظ ز سر جان و جهان برخيزم

**
RİYA VE TEZVİR, BİZDE YOK. BİZ KIZIL ARSLANLARIZ, KARA YILANLARIZ.

381. t
Gerçi padişah kullarıyız ama sabah çağı ülkesinin de padişahlarıyız.
Hazine koynumuzda, kesemiz bomboş.. fakat dünyayı gösteren kadehimiz, yolların toprağı!
Huzur ayıklarıyız, gurur sarhoşları., tevhit deniziyiz, günaha gark olmuşuz.
Baht güzeli cilvelenirse biz ona yüzü ay gibi apaydın bir aynayız.
Her gece uyanık baht padişahının tacım, külâhını gözetmekte, korumaktayız.
Sevgiliye, himmetimizi ganimet bil., çünkü sen uykudasın, uyanık olan biziz, gözcülük eden biziz de!
Gah Mansur, bilir ki biz himmet yüzümüzü nereye koysak,
Düşmanları kandan kefenlere sarar, dostlara da fütuhat elbiseleri hazırlarız.
Riya ve tezvir, bizde yok. Biz kızıl arslanlarız, kara yılanlarız.
Söyle de Hâfız’ın borcunu versinler. Vereceğini itiraf etmişsin, biz de şahidiz.
Gerçi mâ bendegânı Pâdşehim
Pâdşâhân ı mülki subhgehim
381‏

گر چه ما بندگان پادشهيم
پادشاهان ملک صبحگهيم

گنج در آستين و کيسه تهی
جام گيتی نما و خاک رهيم

هوشيار حضور و مست غرور
بحر توحيد و غرقه گنهيم

شاهد بخت چون کرشمه کند
ماش آيينه رخ چو مهيم

شاه بيدار بخت را هر شب
ما نگهبان افسر و کلهيم

گو غنيمت شمار صحبت ما
که تو در خواب و ما به ديده گهيم

شاه منصور واقف است که ما
روی همت به هر کجا که نهيم

دشمنان را ز خون کفن سازيم
دوستان را قبای فتح دهيم

رنگ تزوير پيش ما نبود
شير سرخيم و افعی سيهيم

وام حافظ بگو که بازدهند
کرده‌ای اعتراف و ما گوهيم
‏**
ŞAHİN GİBİ, PADİŞAHIN ELİNDEN LOKMA YEDİM; GAYRİ GÜVERCİN AVLAMAYA TENEZZÜL MÜ EDERİM ?

382. t
Seher çağında cevza burcu, hamailini önüme koydu da dedi ki: Padişahın kuluyum, buna and içiyorum.
Sâki, gel., yaver talihimden ne murat istediysem Tanrı müyesser etti.
Bir kadeh ver de padişahın aşkına içeyim. Yine ihtiyar başımda gençlik ateşi var!
Hızır’ın abıhayatını anıp yolumu kesme.
Ben, padişahın kadehinden Kevser havuzunun şarabını içmekteyim.
Padişahım, fazilet ve hüner tahtını göklere yüceltsem yine bu tapının kuluyum, yine bu kapının yoksulu!
Yıllarca meclisinde şarap içtim. Ona alışan tabiatımın bu huyunu terketmesine, bundan vazgeçmesine imkân mı var?
Eğer bu sözüme inanmazsan Kemali Isfahânî’nin sözünden bir delil getireyim; o der ki:
“Gönlümü senden alır, sevgini terkedersem kimi seveyim, o gönlü nereye götüreyim, ne yapayım?”
Hamailim, Muhammed oğlu Gazi Mansur’dur! Bu kutlu adla düşmanlara muzafferim ben.
Elest gününde Padişahın aşkına düştüm., ömrümce de bu ahde vefa edecek, bu sevgiyle geçip gideceğim.
* Felek, Süreyya dizisini padişahın adına dizmişse ben inci gibi şiirlerimle onu neden methetmeyeyim, kimden aşağıyım, kimden küçüğüm ki?
Şahin gibi, Padişahın elinden lokma yedim; gayri güvercin avlamaya tenezzül mü ederim ?
Ey arslanlar tutan, arslanlara galip gelen Padişahım, sayende huzur ve istirahat ülkesine yerleşsem nem eksilir ki?
Kolum, kanadım yok, böyle olduğu halde şaşılacak şey şu: Başımda Simurgun konağına ulaşmaktan başka bir hava yok.
Şiirim, senin methinin bereketiyle yüzlerce gönül ülkesi zaptetti, sanki bu hünerli dilim, senin kılıcın.
Sabah rüzgârı gibi bir gül bahçesinden geçtiysem selviye âşık olduğumdan, çama müştak bulunduğumdan geçmedim.
Senin kokunu duymuştum, neşe meclisindeki sâkiler de yüzünü hatırlatıp bana bir iki kadeh şarap sundular.
Fakat ben, bir iki üzümün suyu ile sarhoş olmam ki., meyhanede yetişmiş kart bir adamım ben!
Feleğin dönüşüyle birçok dâvalarım var. Bu hususta Padişahın insaf ve adaleti hüküm versin!
Tanrı’ya şükrolsun yine bu tapının yücesindeyim ; yine arş tavusu, iri kanatlarımın sesini duymada.
Sevginden başka bir şeyle uğraşırsam adım âşıklar divanından silinsin.
Arslan yavrusu, gönlümü kapmak için üstüme saldırdı; fakat ben zayıf olsam da, olmasam da zaten bir kere arslana avlanmışım, onun avıyım.
Padişahım, yüzüne âşık olanlar, zerrelerden çok., ben nerden vuslatına erişeceğim. Zerreden de aşağıyım ben!
Güzelliğini inkâr eden kim? Göster bana., göster de gözünü bıçakla oyayım!
Bana saltanat güneşinin gölgesi vurdu.. artık doğu güneşiyle işim yok.
Bu sözlerden maksat, alışverişi kızıştırmak değil ha., ne cilve satmaktayım, ne işve almakta!
Hâfız, Peygamber’i ve Ehlibeytini candan sever. Hüküm sahibi Padişah da buna şahittir.
Cevza seher nihâd hemayil berâberem
Yani ğulâmı Şâh’emu sovkend hurem
329‏

جوزا سحر نهاد حمايل برابرم
يعنی غلام شاهم و سوگند می‌خورم

ساقی بيا که از مدد بخت کارساز
کامی که خواستم ز خدا شد ميسرم

جامی بده که باز به شادی روی شاه
پيرانه سر هوای جوانيست در سرم

راهم مزن به وصف زلال خضر که من
از جام شاه جرعه کش حوض کوثرم

شاها اگر به عرش رسانم سرير فضل
مملوک اين جنابم و مسکين اين درم

من جرعه نوش بزم تو بودم هزار سال
کی ترک آبخورد کند طبع خوگرم

ور باورت نمی‌کند از بنده اين حديث
از گفته کمال دليلی بياورم

گر برکنم دل از تو و بردارم از تو مهر
آن مهر بر که افکنم آن دل کجا برم

منصور بن مظفر غازيست حرز من
و از اين خجسته نام بر اعدا مظفرم

عهد الست من همه با عشق شاه بود
و از شاهراه عمر بدين عهد بگذرم

گردون چو کرد نظم ثريا به نام شاه
من نظم در چرا نکنم از که کمترم

شاهين صفت چو طعمه چشيدم ز دست شاه
کی باشد التفات به صيد کبوترم

ای شاه شيرگير چه کم گردد ار شود
در سايه تو ملک فراغت ميسرم

شعرم به يمن مدح تو صد ملک دل گشاد
گويی که تيغ توست زبان سخنورم

بر گلشنی اگر بگذشتم چو باد صبح
نی عشق سرو بود و نه شوق صنوبرم

بوی تو می‌شنيدم و بر ياد روی تو
دادند ساقيان طرب يک دو ساغرم

مستی به آب يک دو عنب وضع بنده نيست
من سالخورده پير خرابات پرورم

با سير اختر فلکم داوری بسيست
انصاف شاه باد در اين قصه ياورم

شکر خدا که باز در اين اوج بارگاه
طاووس عرش می‌شنود صيت شهپرم

نامم ز کارخانه عشاق محو باد
گر جز محبت تو بود شغل ديگرم

شبل الاسد به صيد دلم حمله کرد و من
گر لاغرم وگرنه شکار غضنفرم

ای عاشقان روی تو از ذره بيشتر
من کی رسم به وصل تو کز ذره کمترم

بنما به من که منکر حسن رخ تو کيست
تا ديده‌اش به گزلک غيرت برآورم

بر من فتاد سايه خورشيد سلطنت
و اکنون فراغت است ز خورشيد خاورم

مقصود از اين معامله بازارتيزی است
نی جلوه می‌فروشم و نی عشوه می‌خرم
‏**
DEFALARCA SÖYLEDİM, YİNE DE SÖYLÜYORUM: BEN ÂŞIKIM, FAKAT BU YOLA KENDİLİĞİMDEN KOŞMUYORUM Kİ, TANRI TAKDİRİ BU!

383. t
Defalarca söyledim, yine de söylüyorum: Ben âşıkım, fakat bu yola kendiliğimden koşmuyorum ki, Tanrı takdiri bu!
Dudu gibi beni aynanın önüne koydular. Aynanın ardındaki ezel üstadı neyi söylediyorsa onu söylüyorum.
İster diken olayım, ister gül., yeşilliği bezeyen birisi var, o beni nasıl yetiştiriyorsa öyle bitmekteyim.
Dostlar, hayran bir âşıkım.. ayıplamayın, bir incim var, değer bilen bir müşteri arıyorum.
Gerçi şaraba bulanmış hırka giymem ve şarap içmem ayıptır ama yine siz tayip etmeyin, şarapla hırkamdaki kiri, riyayı yıkamaktayım.
Âşıkların gülmesi de başka bir yerdendir, ağlaması da. Geceleri terennüm etmekteyim, seher çağlan mersiye okuyup ağlamakta.
Hâfız, bana meyhane kapısının toprağını koklama dedi. Ona de ki: Ayıplama, ben o topraktan Huten miskinin kokusunu almaktayım.
Bârhâ gufteemu bâri diğer migüyem
Ki men i dilşude in reh ne behod mipuyem
380‏

بارها گفته‌ام و بار دگر می‌گويم
که من دلشده اين ره نه به خود می‌پويم

در پس آينه طوطی صفتم داشته‌اند
آن چه استاد ازل گفت بگو می‌گويم

من اگر خارم و گر گل چمن آرايی هست
که از آن دست که او می‌کشدم می‌رويم

دوستان عيب من بی‌دل حيران مکنيد
گوهری دارم و صاحب نظری می‌جويم

گر چه با دلق ملمع می گلگون عيب است
مکنم عيب کز او رنگ ريا می‌شويم

خنده و گريه عشاق ز جايی دگر است
می‌سرايم به شب و وقت سحر می‌مويم

حافظم گفت که خاک در ميخانه مبوی
گو مکن عيب که من مشک ختن می‌بويم
‏**
VAİZ, YANIMDAN UZAKLAŞ, BEYHUDE SÖZLER SÖYLEME., BEN ARTIK TEZVİRLERE KULAK ASACAK ADAM DEĞİLİM.

384. t
Güzelim, aşkının derdine ne çare bulayım? Ne vakte kadar derdinle geceleri feryat edip duracağım?
Divane gönül, nasihat duyacak, öğüt alacak dereceyi aştı. Saçlarını zincir yapar da bağlarsam belki uslanır.
Ayrılık zamanında neler çektiğimi bir mektupta yazmak imkânı yok, heyhat!
Saçlarının yüzünden ne perişan oldum., nerde o mecal ki bunların hepsini anlatayım?
Canı görmek arzusuna düştüm mü gözümde senin güzel yüzünü tasvir eder, nakşeylerim.
Vuslatına bu suretle erişeceğimi bilsem yolunda dini de oynar, gönlü de oynar, vuslatına erişirdim.
Vaiz, yanımdan uzaklaş, beyhude sözler söyleme., ben artık tezvirlere kulak asacak adam değilim.
Hâfız’ın bu bozuk düzen halden kurtulmasına, ıslah olmasına imkân yok. Mademki takdir böyle, ne tedbirde bulunabilirim ki?
Sanemâ bâ ğamı ‘ışkı tu çi tedbir kunem
Tâ bekey derğamı tu nâleı şebğir kunem
347‏

صنما با غم عشق تو چه تدبير کنم
تا به کی در غم تو ناله شبگير کنم

دل ديوانه از آن شد که نصيحت شنود
مگرش هم ز سر زلف تو زنجير کنم

آن چه در مدت هجر تو کشيدم هيهات
در يکی نامه محال است که تحرير کنم

با سر زلف تو مجموع پريشانی خود
کو مجالی که سراسر همه تقرير کنم

آن زمان کرزوی ديدن جانم باشد
در نظر نقش رخ خوب تو تصوير کنم

گر بدانم که وصال تو بدين دست دهد
دين و دل را همه دربازم و توفير کنم

دور شو از برم ای واعظ و بيهوده مگوی
من نه آنم که دگر گوش به تزوير کنم

نيست اميد صلاحی ز فساد حافظ
چون که تقدير چنين است چه تدبير کنم

**
HER AN YÜZÜNÜN BAŞKA BİR NAKŞI, BAŞKA BİR TECELLİSİ HAYALİMİN YOLUNU VURMAKTA., SENİ GÖRÜNCE AKLIM, HAYALİM DAĞILMAKTA. BU PERDEDE NELER GÖRÜYORUM, KİME SÖYLEYEYİM?

385. •
Muğların meyhanesinde Tanrı nurunu görüyorum. Ne şaşılacak şey, bir bak, nerden nasıl bir nur görmekteyim.
Ey emîri hac, bana cilvelenme, övünme. Çünkü sen evi görüyorsun, ben ev sahibini görüyorum!
Güzellerin saçlarından misk elde etmek ümidindeyim, ne olmayacak şey, ne abes düşünce! Mutlaka yanlış görüyorum.
Gönül yanışı, akıp duran göz yaşı, seher çağındaki ah, geceleyin feryat.. bütün bunları sizin lûtfunuzla görmekteyim.
Her an yüzünün başka bir nakşı, başka bir tecellisi hayalimin yolunu vurmakta., seni görünce aklım, hayalim dağılmakta. Bu perdede neler görüyorum, kime söyleyeyim?
Her seher çağı sabah rüzgârından gördüklerimi kimse, ne Huten miskinden gördük ne Çin nafesinden!
Dostlar, Hâfız’ın size baktığını ayıplamayın; ben görüyorum ki o, sizin dostlarınızdan, âşıklarınızdan!
Derherâbat ı muğan nürı Huda mibinem
İn ‘aceb bin ki çi nüri zi kucâ mıbınem
357‏

در خرابات مغان نور خدا می‌بينم
اين عجب بين که چه نوری ز کجا می‌بينم

جلوه بر من مفروش ای ملک الحاج که تو
خانه می‌بينی و من خانه خدا می‌بينم

خواهم از زلف بتان نافه گشايی کردن
فکر دور است همانا که خطا می‌بينم

سوز دل اشک روان آه سحر ناله شب
اين همه از نظر لطف شما می‌بينم

هر دم از روی تو نقشی زندم راه خيال
با که گويم که در اين پرده چه‌ها می‌بينم

کس نديده‌ست ز مشک ختن و نافه چين
آن چه من هر سحر از باد صبا می‌بينم

دوستان عيب نظربازی حافظ مکنيد
که من او را ز محبان شما می‌بينم

**
RİYA HIRKASIYLE AŞKIMI GİZLEYEYİM DEDİM AMA GÖZ YAŞLARI GAMMAZ., NİHAYET SIRRIMI FAŞ ETTİ GİTTİ!

386.
Benim uzun boylu işveci, hilebaz sevgilim, uzayıp giden zahitlik hikâyemi kısalttı, beni zahitlikten vazgeçiriverdi!
Gönül, gördün mü? Bu kadar yaş yaşadıktan, zahitlik ettikten, ilim öğrendikten sonra sevgiliyi gören gözün, bana neler etti, başıma ne işler açtı?
Riya hırkasıyle aşkımı gizleyeyim dedim ama göz yaşları gammaz., nihayet sırrımı faş etti gitti!
Sevgili sarhoş, âşıkları anmıyor bile., yoksullara iltifat eden sâkimin kulakları çınlasın. Allah ona hayırlar versin!
Yarabbi, nefhasıyle kerem kokusunu getirecek, işlerimi düzene koyacak olan o seher rüzgârı ne vakit esecek ki?
İmanın da harap olacağından korkuyorum., nihayet kaşların, namazımın huzurunu bozmakta.
*’ Zahit, senin niyazın da bir işe yaramıyor, benim geceleri sarhoşluğum ve yana yakıla niyaz edişim de!
Hâfız, ağlamadan yandı. Ey seher yeli, halini, dostları görüp gözeten, düşmanları yakıp yandıran padişahıma arz et!
Kendime mum gibi gülerek ağlıyorum. Bakalım taş yürekli sevgili, bu yanıp yakılmam sana neler edecek?
Bâlâ bulend i ışvegeri nakşbâzı men
Kütâh kerd kıssai zuhdi dırâzı men
400‏

بالابلند عشوه گر نقش باز من
کوتاه کرد قصه زهد دراز من

ديدی دلا که آخر پيری و زهد و علم
با من چه کرد ديده معشوقه باز من

می‌ترسم از خرابی ايمان که می‌برد
محراب ابروی تو حضور نماز من

گفتم به دلق زرق بپوشم نشان عشق
غماز بود اشک و عيان کرد راز من

مست است يار و ياد حريفان نمی‌کند
ذکرش به خير ساقی مسکين نواز من

يا رب کی آن صبا بوزد کز نسيم آن
گردد شمامه کرمش کارساز من

نقشی بر آب می‌زنم از گريه حاليا
تا کی شود قرين حقيقت مجاز من

بر خود چو شمع خنده زنان گريه می‌کنم
تا با تو سنگ دل چه کند سوز و ساز من

زاهد چو از نماز تو کاری نمی‌رود
هم مستی شبانه و راز و نياز من

حافظ ز گريه سوخت بگو حالش ای صبا
با شاه دوست پرور دشمن گداز من
**
ÂLEMİN BAŞINI, SARIĞINI YELE VER, DİLBERLİK USULÜNCE KÜLÂHININ KÖŞESİNİ BİR YIK HELE!

387. t
Bir cilveden de sihirbazların alışverişini kesada ver.. bir göz ucıyle bak da Samirî pazarının parlaklığını söndür!
Âlemin başını, sarığını yele ver, dilberlik usulünce külâhının köşesini bir yık hele!
Zülfüne söyle, âdeti olan serkeşliği bıraksın; bakışına söyle, sitemkârlığın kalbini kırsın!
Dışarı çık, salına salına yürü de güzellik topunu kap, kimseye bırakma., hurilere, müstahak oldukları şeyi ver, perilerin güzelliğini hiçe indir.
Ceylân bakışlarınla güneş arslanını teshir et., iki büklüm kaşlarınla müşterinin yayını kır!
Rüzgârın nefesiyle sümbülün zülüfleri koku salarsa sen, amber kokulu saçlarınla ona lâyık olduğu değeri veriver!
Hâfız, bülbül fesahattan dem vurursa Farsça şiirlerinle haddini bildiriver!
Kirîşmei kunu bâzârı sâhiri bişiken
Beğamze revnakı bâzârı Sâmiri bişiken
غزل 399‏

کرشمه‌ای کن و بازار ساحری بشکن
به غمزه رونق و ناموس سامری بشکن

به باد ده سر و دستار عالمی يعنی
کلاه گوشه به آيين سروری بشکن

به زلف گوی که آيين دلبری بگذار
به غمزه گوی که قلب ستمگری بشکن

برون خرام و ببر گوی خوبی از همه کس
سزای حور بده رونق پری بشکن

به آهوان نظر شير آفتاب بگير
به ابروان دوتا قوس مشتری بشکن

چو عطرسای شود زلف سنبل از دم باد
تو قيمتش به سر زلف عنبری بشکن

چو عندليب فصاحت فروشد ای حافظ
تو قدر او به سخن گفتن دری بشکن

**
ÖĞÜTÇÜ BANA DEDİ Kİ: AŞKIN GAMDAN BAŞKA NE HÜNERİ VAR? YÜRÜ BE AKILLI HOCAM, SENİN BUNDAN DAHA ÂLÂ BİR HÜNERİN VAR MI Kİ?

388. t
Rintlere bundan daha iyi bir bakışla bak., meyhane kapısına bundan daha iyi bir tarzda uğra!
Dudaklarının hakkımda şu lütfu pek, ama pek güzel… fakat bundan biraz daha güzelini, biraz daha iyisini bekliyorum.
Sihriyle cihan işlerinin düğümünü çözen sevgiliye de ki: Bu mühim ve ince işe Diraz daha iyi bak, hele bir parça daha himmet et!
O güzele gönül vermeyeyim de ne yapayım? Zaman anası bundan daha iyi, bundan daha güzel bir oğul doğuramaz ki!
Öğütçü bana dedi ki: Aşkın gamdan başka ne hüneri var? Yürü be akıllı hocam, senin bundan daha âlâ bir hünerin var mı ki?
Sana kadehi eline al, sâkinin dudağını öp diyorum ya., canım, efendim, dinle., başka kimse bundan daha iyi bir söz söyleyemez.
Hâfız’ın kalemi, şeker gibi meyvalar veren bir nebattır, bu meyvaları da devşirmeye bak., çünkü bu bahçede bundan daha iyi meyva yok!
Mifuken bersafı rindan nazeri bihter ezin
Berderi meykede mikun guzeri bihter ezin
404‏

می‌فکن بر صف رندان نظری بهتر از اين
بر در ميکده می کن گذری بهتر از اين

در حق من لبت اين لطف که می‌فرمايد
سخت خوب است وليکن قدری بهتر از اين

آن که فکرش گره از کار جهان بگشايد
گو در اين کار بفرما نظری بهتر از اين

ناصحم گفت که جز غم چه هنر دارد عشق
برو ای خواجه عاقل هنری بهتر از اين

دل بدان رود گرامی چه کنم گر ندهم
مادر دهر ندارد پسری بهتر از اين

من چو گويم که قدح نوش و لب ساقی بوس
بشنو از من که نگويد دگری بهتر از اين

کلک حافظ شکرين ميوه نباتيست به چين
که در اين باغ نبينی ثمری بهتر از اين

**
DOSTLAR, AĞZINDAN BİR ÖPÜCÜK ALMAK İÇİN CAN VERDİM, FAKAT RAZI OLMUYOR. BAKIN, CÜZİ BİR ŞEY İÇİN BU ALIŞVERİŞTE NASIL GERİ KALIYOR!

389. t
Yolunun toprağı olsam benden eteğini silker, gönlünü ver bana desem yüzünü çevirir.
Rengin yüzünü gül gibi herkese gösterir; ört, saklan desem benden örtünür, benden saklanır.
Gözüme “Bir an doya doya bak artık” dedim, dedi ki: Benden kanlı ırmaklar mı akıtmak istiyorsun ?
O kanıma susamış, ben dudağa susuzum. Bakalım sonu neye varacak? Ya o benden maksadına erişir, ya ben ondan!
Ferhat gibi acılıkla, elemle can versem de korkum yok. Benden birçok şirin hikâyeler kalacak ya!
Huzurunda mum gibi eriyip can versem sabah gibi elemime güler; bu halinden alınıp incinsem nazik hatırı incinir.
* Dostlar, ağzından bir öpücük almak için can verdim, fakat razı olmuyor. Bakın, cüzi bir şey için bu alışverişte nasıl geri kalıyor!
Hâfız, sabret, eğer gam dersini bu çeşit alırsam aşk, her köşede, her bucakta benden efsaneler söyleyip duracak, beni âleme destan edecek.
Çün şevem hâki reheş dâmen biyefşâned zimen
Ver bigüyem dil bigerdan rü bigerdâned zimen

غزل 401‏

چون شوم خاک رهش دامن بيفشاند ز من
ور بگويم دل بگردان رو بگرداند ز من

روی رنگين را به هر کس می‌نمايد همچو گل
ور بگويم بازپوشان بازپوشاند ز من

چشم خود را گفتم آخر يک نظر سيرش ببين
گفت می‌خواهی مگر تا جوی خون راند ز من

او به خونم تشنه و من بر لبش تا چون شود
کام بستانم از او يا داد بستاند ز من

گر چو فرهادم به تلخی جان برآيد باک نيست
بس حکايت‌های شيرين باز می‌ماند ز من

گر چو شمعش پيش ميرم بر غمم خندان شود
ور برنجم خاطر نازک برنجاند ز من

دوستان جان داده‌ام بهر دهانش بنگريد
کو به چيزی مختصر چون باز می‌ماند ز من

صبر کن حافظ که گر زين دست باشد درس غم
عشق در هر گوشه‌ای افسانه‌ای خواند ز من
‏**
ŞU YENLERİ KISA SOFİLERİN EL UZUNLUĞUNA BİR BAK HELE., BULAŞIK HARFLERİNİN ALTINDA ADAM AVLAMAK İÇİN NÜKTELERİ VAR!

390. t
Lâl renkli şarabı çek, ay alınlı güzellerin yüzüne bak., şu zahitlerin mezhebine aykırı hareket et, bu güzellerin güzelliklerini seyret!
Şu yenleri kısa sofilerin el uzunluğuna bir bak hele., bulaşık harflerinin altında adam avlamak için nükteleri var!
İki cihanın harmanına da baş eğmiyorlar. Yoksulların başak devşirenlerin ululuğuna bak!
Sevgili, misk gibi siyah ve kokulu kaşlarını çatmış, o kaş çatılışı bir türlü düzelmiyor.. gönül ehlinin niyazına bak, nazeninlerin nazını seyret!
Vefaya dair kimseden bir söz duymuyorum. Dostların, hemdemlerin sohbetindeki vefakârlıklarına bak hele!
Benim için kurtuluş çaresi aşka esir olmaktır. işin önünü görenlerin sonunu görüp gözetmemelerine bak!
Aşk cilâsı, Hâfız’ın hatırındaki tozu, pası giderdi. Temiz dinlilerin ve temiz kişilerin niyetlerindeki temizliği seyret!
Şerâbı la’l keşu rüyı mehcebinan bin
Hilâfi mezhebi inan cemâli anan bin
403‏

شراب لعل کش و روی مه جبينان بين
خلاف مذهب آنان جمال اينان بين

به زير دلق ملمع کمندها دارند
درازدستی اين کوته آستينان بين

به خرمن دو جهان سر فرو نمی‌آرند
دماغ و کبر گدايان و خوشه چينان بين

بهای نيم کرشمه هزار جان طلبند
نياز اهل دل و ناز نازنينان بين

حقوق صحبت ما را به باد داد و برفت
وفای صحبت ياران و همنشينان بين

اسير عشق شدن چاره خلاص من است
ضمير عاقبت انديش پيش بينان بين

کدورت از دل حافظ ببرد صحبت دوست
صفای همت پاکان و پاکدينان بين

**
ALLAH İÇİN OLSUN HIRKA GİYEN ZÂHİTLERLE AZ OTUR; VARINI YOĞUNU ELDEN ALDIRMIŞ RİNTLERDEN YÜZÜNÜ GİZLEME!

391. t
Allah için olsun hırka giyen zâhitlerle az otur; varını yoğunu elden aldırmış rintlerden yüzünü gizleme!
O hırkada ne kirler var, ne kirler! Ne hoştur, ne mübarektir şarap satanların elbiseleri !
Tabiatın nazik; hırka giyenlerin kabalıklarına tahammül edemezsin sen!
Gel de şu mürayilerin hilesine bak. Sürahinin gönlü kan kesildi; çenk coştu, kükredi!
Mademki beni sarhoş ettin, çekingen durma, mademki bana ballar, şerbetler sundun, zehir içirme!
Ben, sofiye benzeyen şu adamlarda bir dert bile görmedim. Tortulu şarap içenlerin işretleri sâf olsun!
Hâfız’ın yüreğinin yanıklığından çekin, kaynayan bir çömlek gibi göğsü var!
Hudârâ kem nişin hâhırkapüşan
Rahı ezrindânı bisâman mepüşan
غزل 386‏

خدا را کم نشين با خرقه پوشان
رخ از رندان بی‌سامان مپوشان

در اين خرقه بسی آلودگی هست
خوشا وقت قبای می فروشان

در اين صوفی وشان دردی نديدم
که صافی باد عيش دردنوشان

تو نازک طبعی و طاقت نياری
گرانی‌های مشتی دلق پوشان

چو مستم کرده‌ای مستور منشين
چو نوشم داده‌ای زهرم منوشان

بيا و از غبن اين سالوسيان بين
صراحی خون دل و بربط خروشان

ز دلگرمی حافظ بر حذر باش
که دارد سينه‌ای چون ديگ جوشان

**
MEYHANE PÎRİNE “KURTULUŞ YOLU NEDİR?” DİYE SORDUM. ŞARAP KADEHİNİ İSTEDİ, “SIR ÖRTMEK” DEDİ.

392. t
Aşk uğrunda uğraşmakla şehirde şöhret buldum, kimsenin kötülüğünü görmekle gözümü bulaştırmadım.
Kendime tapma suretini yıkmak için şaraba taparak varlığımı su üstündeki suret gibi sebatsız ve kararsız bir hale getirdim.
Vefakârlıkta bulunalım, halkın kınamasını hoş görelim, hoş olalım. Çünkü yolumuzda incinmek kâfirliktir.
Meyhane Pîrine “Kurtuluş yolu nedir?” diye sordum. Şarap kadehini istedi, “Sır örtmek” dedi.
Güzel yüze sevgiyi, sevgilinin hattından öğren. Güzellerin yanakları etrafında dönüp dolaşmak ne hoş!
Bu meclisi bırakacak, meyhaneyi tavaf edeceğim. Çünkü amelsizlerin vaizim işitmemek vaciptir.
Hâfız, sâkinin dudağıyle şarap kadehinden başka bir şey öpme. Zâhitlik satanların ellerini öpmek hatadır.
Gönlün âlem bağını dilemekten maksadı ne? Göz bebeği eliyle yüzünden gül dermek.
Menem ki şöhrei ‘ışkem be’ışk verziden
Menem ki dide neyâlüdeem bebed diden
393‏

منم که شهره شهرم به عشق ورزيدن
منم که ديده نيالودم به بد ديدن

وفا کنيم و ملامت کشيم و خوش باشيم
که در طريقت ما کافريست رنجيدن

به پير ميکده گفتم که چيست راه نجات
بخواست جام می و گفت عيب پوشيدن

مراد دل ز تماشای باغ عالم چيست
به دست مردم چشم از رخ تو گل چيدن

به می پرستی از آن نقش خود زدم بر آب
که تا خراب کنم نقش خود پرستيدن

به رحمت سر زلف تو واثقم ور نه
کشش چو نبود از آن سو چه سود کوشيدن

عنان به ميکده خواهيم تافت زين مجلس
که وعظ بی عملان واجب است نشنيدن

ز خط يار بياموز مهر با رخ خوب
که گرد عارض خوبان خوش است گرديدن

مبوس جز لب ساقی و جام می حافظ
که دست زهدفروشان خطاست بوسيدن

**
EY KUTLU KUŞ, GÖRDÜN YA HALİMİ; LÜTFET, O ANKAYA BU KUZGUNUN, BU KARGANIN HALİNİ SÖYLE!

393. t
Yarabbi, o miskler kokan ceylânı yine Hutun’e getir . . o usul boylu ve salına salma gezen selviyi yine çimenliğe ulaştır.
Pörsümüş, perişan olmuş bahtımızı bir rüzgârla okşa, yani o tenden çıkıp gitmiş olan cam yine tenimize ver!
Ayla güneş bile konak yerine senin emrinle erişir .Ay yüzlü sevgilimi de yine bana eriştir.
Taşla kil, gözyaşlarımın tesiriyle akik haline geldi Yâ Rabbî o kutlu yıldızı yine Yemen diyarına getir!
Ey kutlu kuş, gördün ya halimi; lütfet, o ankaya bu kuzgunun, bu karganın halini söyle!
Söz bundan ibaret: Sensiz yaşamayı iste miyoruz. Ey haberler getirip götüren rüzgar,, bunu duy da sevgiliye arzet!
Onun vatanı, Hâfız’ın göğsüydü. Yâ Rabbî, gariplikten kurtar, muradına eriştir de yine vatanına ulaştır!
Yâ Rab an âhüyı muşkin be Huten bâz resan
Van sehi servi Hırâman beçemen bâz resan
385‏

يا رب آن آهوی مشکين به ختن بازرسان
وان سهی سرو خرامان به چمن بازرسان

دل آزرده ما را به نسيمی بنواز
يعنی آن جان ز تن رفته به تن بازرسان

ماه و خورشيد به منزل چو به امر تو رسند
يار مه روی مرا نيز به من بازرسان

ديده‌ها در طلب لعل يمانی خون شد
يا رب آن کوکب رخشان به يمن بازرسان

برو ای طاير ميمون همايون آثار
پيش عنقا سخن زاغ و زغن بازرسان

سخن اين است که ما بی تو نخواهيم حيات
بشنو ای پيک خبرگير و سخن بازرسان

آن که بودی وطنش ديده حافظ يا رب
به مرادش ز غريبی به وطن بازرسان

**
ÂLEME DAYANMA, BİR KADEH ŞARABIN VARSA ZÜHRE ALINLI, NAZİK BEDENLİ GÜZELLERİN AŞKINA ÇEK!

394. t
Şimşir boyluların, şirin ağızlıların husrevi, tersine kıvrılmış kirpikleriyle saflar bozanların kalplerini kıran sevgili,
Sarhoş bir halde geçti. Geçerken bu yoksula bir baktı da dedi ki: Ey bütün tatlı sözlü şairlerin gözü, gözlerinin nuru,
Ne vakte dek kesende altın, gümüş bulunmayacak? Benim kulum ol da bütün gümüş bedenli güzeller, sana muti olsunlar!
Zerreden de aşağı değilsin ya, alçalma, sevgiyle uğraş da çarh vurarak güneşin halvet yurduna eriş!
Âleme dayanma, bir kadeh şarabın varsa zühre alınlı, nazik bedenli güzellerin aşkına çek!
Ruhu şâd olsun, benim sarhoş Pîrim dedi ki: Ahdinde durmayanların sohbetlerinden çekin!
Seher çağı, sabah rüzgârına lâlenin gönlündeki derdi söylüyordum. “Bu kanlı kefenliler, kimin şehitleri?” diye sordum.
Dedi ki: Hâfız, sen ve ben, bu sırrın mahremi değiliz. Lâl renkli şarapla ağızları tatlı güzellere kani ol!
Sevgilinin eteğini eline geçir, düşmanlıktan vaz geç. Tanrı eri ol, şeytanları bırak!
Şâh ı şimşâdi adan husrevi şirindehenan
Ki bemujgân şikened kalb i heme safşikenan
387‏

شاه شمشادقدان خسرو شيرين دهنان
که به مژگان شکند قلب همه صف شکنان

مست بگذشت و نظر بر من درويش انداخت
گفت ای چشم و چراغ همه شيرين سخنان

تا کی از سيم و زرت کيسه تهی خواهد بود
بنده من شو و برخور ز همه سيمتنان

کمتر از ذره نه‌ای پست مشو مهر بورز
تا به خلوتگه خورشيد رسی چرخ زنان

بر جهان تکيه مکن ور قدحی می داری
شادی زهره جبينان خور و نازک بدنان

پير پيمانه کش من که روانش خوش باد
گفت پرهيز کن از صحبت پيمان شکنان

دامن دوست به دست آر و ز دشمن بگسل
مرد يزدان شو و فارغ گذر از اهرمنان

با صبا در چمن لاله سحر می‌گفتم
که شهيدان که‌اند اين همه خونين کفنان

گفت حافظ من و تو محرم اين راز نه‌ايم
از می لعل حکايت کن و شيرين دهنان
‏**
SENİN ÂŞIKTAN ÖLDÜRMEK ÂDETİNDİR, ÂDETİNE BAŞLA DA DÜŞMANLARLA ŞARAP İÇ, BİZİ DE AZARLA!

395.
Gül yaprağına misk kokulu sümbülden lâkap ört, yani yüzünü saçlarınla gizle de bütün âlemi harap et.
Uykulu sarhoş nergisleri işvelerle aç, güzel nergisin gözlerini hasedinden kapat.
Yüzündeki terleri saç, bahçenin her yanını göz çanaklarımız gibi gül suyuyle doldur,
Gül mevsimi ömür gibi gelip geçmekte . . sâki, gül renkli şarabı döndürmede acele et.
Menekşenin kokusunu duy, sevgilinin saçlarına sarıl, lâlenin rengine bak, şarap içmeye koyul!
* Senin âşıktan öldürmek âdetindir, âdetine başla da düşmanlarla şarap iç, bizi de azarla!
Hâfız dualarla vuslat istemekte., Yâ Rabbî, hasta gönüllü âşıkların duasını müstecab et.
Habbeler gibi gözünü kadehe aç; bu yıkık dünyayı habbeye benzet, âlemin yokluğu, geçiciliği hususunda onlardan ibret al!
Gul berkrâ zisunbuli muşkinnikâb kun
Ya’ni ki ruhü bipûu cihani herab kun
395‏

گلبرگ را ز سنبل مشکين نقاب کن
يعنی که رخ بپوش و جهانی خراب کن

بفشان عرق ز چهره و اطراف باغ را
چون شيشه‌های ديده ما پرگلاب کن

ايام گل چو عمر به رفتن شتاب کرد
ساقی به دور باده گلگون شتاب کن

بگشا به شيوه نرگس پرخواب مست را
و از رشک چشم نرگس رعنا به خواب کن

بوی بنفشه بشنو و زلف نگار گير
بنگر به رنگ لاله و عزم شراب کن

زان جا که رسم و عادت عاشق‌کشی توست
با دشمنان قدح کش و با ما عتاب کن

همچون حباب ديده به روی قدح گشای
وين خانه را قياس اساس از حباب کن

حافظ وصال می‌طلبد از ره دعا
يا رب دعای خسته دلان مستجاب کن

**
BOŞBOĞAZ NEFİS ÇOK HİKÂYE BİLİR, SÖYLER DURUR, SONU GELMEZ Kİ. SÂKİ, SEN İŞİNİ BOŞLAMA, KADEHE ŞARAP DOLDUR.

396. t
Gönlümü, canımı sevgilinin gözüne, kaşına verdim. Gel gel de kemere bak, pencereyi seyret.
Ayrılık gecesi yıldızı, nur saçmamakta. Köşkün üstüne çık, yolu aydınlat.
Cennet haznedarına de ki: Bu meclisin toprağını al, firdevs buhurdanlığına ödağacı olarak hediye götür.
Boşboğaz nefis çok hikâye bilir, söyler durur, sonu gelmez ki. Sâki, sen işini boşlama, kadehe şarap doldur.
Fakih, nasihat eder, aşkla oynama derse ona bir kadeh sun da aklı başına gelsin.
Yeşillikteki güzellerin hepsi, senin güzelliğine meftundur. Yasemine işveler sat, çama cilveler göster.
Bu taçtan, bu hırkadan canım sıkılıyor. Sofiyane bir işveyle artık beni kalender et.
* Güzellik şuaı, anlayış gözüne perde çekti. Gel de güneş otağını nurlandır!
* Senin vuslat şekerine tamah etmek haddimiz değil. Bari bizi şeker gibi lâline havale et.
* Kadehin dudağını öp de sonra sarhoşlara ver ve bu nazikâne hareketle seninle konuşup görüşenleri neşelendir.
İşrete ve ay yüzlülerin aşkına düştükten sonra yapacağın işlerden biri de şu olmalı: Hâfız’ın şiirini ezberlemek.
Zider derâ vu şebistanı mâ münevver kun
Hevâyı meclis i rühâniyan mu’attar kun
397‏

ز در درآ و شبستان ما منور کن
هوای مجلس روحانيان معطر کن

اگر فقيه نصيحت کند که عشق مباز
پياله‌ای بدهش گو دماغ را تر کن

به چشم و ابروی جانان سپرده‌ام دل و جان
بيا بيا و تماشای طاق و منظر کن

ستاره شب هجران نمی‌فشاند نور
به بام قصر برآ و چراغ مه برکن

بگو به خازن جنت که خاک اين مجلس
به تحفه بر سوی فردوس و عود مجمر کن

از اين مزوجه و خرقه نيک در تنگم
به يک کرشمه صوفی وشم قلندر کن

چو شاهدان چمن زيردست حسن تواند
کرشمه بر سمن و جلوه بر صنوبر کن

فضول نفس حکايت بسی کند ساقی
تو کار خود مده از دست و می به ساغر کن

حجاب ديده ادراک شد شعاع جمال
بيا و خرگه خورشيد را منور کن

طمع به قند وصال تو حد ما نبود
حوالتم به لب لعل همچو شکر کن

لب پياله ببوس آنگهی به مستان ده
بدين دقيقه دماغ معاشران تر کن

پس از ملازمت عيش و عشق مه رويان
ز کارها که کنی شعر حافظ از بر کن

**
MERAK ETME, AŞK AKILLI KİŞİYE NASİB OLMAZ.. SEVGİLİNİN ZÜLFÜNÜ ELDE ETMEK İSTİYORSAN AKILDAN VAZ GEÇ, BIRAK AKLI!

397. t
Gözümün nuru, bir sözüm var, dinle: Kadehin doluysa durma, içir, iç!
İhtiyarlar, sözü tecrübelerine dayanırlar da söylerler. İşte ben de söylüyorum: Oğul, kendine gel, öğüt dinle, sen de bir gün olur, ihtiyarlarsın.
Merak etme, aşk akıllı kişiye nasib olmaz.. Sevgilinin zülfünü elde etmek istiyorsan akıldan vaz geç, bırak aklı!
Tespihle hırka sarhoşluk lezzetini vermez sana., bu işte şarap satanın himmetini dinle!
Musiki esbabı perişan oldu, saz ve çalgı kalmadı, ey çenk, feryat et, ey def, coş!
Aşk yolunda Şeytan vesvesesi çoktur. Beri gel de gönül kuiağın meleğe ver!
* Dostlara ömrünü, malım bağışlamaktan çekinme, bunlardan ne çıkar ki? öğüt dinliyen sevgiliye yüzlerce can feda et!
•Sâki, kadehin boş kalmasın, hep saf şarapla dolsun., bu tortulu şarabı içene de inayet göziyle bir bak!
Altınlarla dokunmuş elbiseler giyerek sarhoşça geçip giderken şu yün hırkaya bürünmüş olan Hâfız’a da bir öpücük nezret!
Ey nürı çeşmii men suhani hest güş kun
Çün sağarat purest binüşânu nüş kun
398‏

ای نور چشم من سخنی هست گوش کن
چون ساغرت پر است بنوشان و نوش کن

در راه عشق وسوسه اهرمن بسيست
پيش آی و گوش دل به پيام سروش کن

برگ نوا تبه شد و ساز طرب نماند
ای چنگ ناله برکش و ای دف خروش کن

تسبيح و خرقه لذت مستی نبخشدت
همت در اين عمل طلب از می فروش کن

پيران سخن ز تجربه گويند گفتمت
هان ای پسر که پير شوی پند گوش کن

بر هوشمند سلسله ننهاد دست عشق
خواهی که زلف يار کشی ترک هوش کن

با دوستان مضايقه در عمر و مال نيست
صد جان فدای يار نصيحت نيوش کن

ساقی که جامت از می صافی تهی مباد
چشم عنايتی به من دردنوش کن

سرمست در قبای زرافشان چو بگذری
يک بوسه نذر حافظ پشمينه پوش کن

**
EY KIZIL GÖZYAŞLARI, GÖZDEN KAN GİBİ AK., GÖNÜLDEKİ ATEŞ, ZATEN HALKA MALÛM OLDU ARTIK!

398. t
Sana nail olurum ümidiyle her zaman bedenimdeki elbiseyi gül gibi yakamdan tâ eteğime kadar yırtarım.
Gül, sanki gülşende tenini gördü de sarhoşlar gibi üstündeki elbiseyi yırtıverdi.
Ben derdinden canımı güç kurtarıyorum ama sen, gönlümü ne kolay da aldın!
Düşmanların sözüyle dosttan yüz çevirdin. Halbuki hiç kimse dosta düşman olmaz.
Elbise içinde vücudun, kadehteki şaraba benziyor. Göğsündeki gönül de gümüş içindeki demir gibi!
Ey kızıl gözyaşları, gözden kan gibi ak., gönüldeki ateş, zaten halka malûm oldu artık!
Yapma., sonra ciğerler yakan ah, bacadan duman çıkar gibi göğsümden çıkar!
Gönlümü kırıp ayaklar altına atma.. O, senin saçlarında yurt tutmuş.
Hâfız, gönlünü saçlarına bağışlamıştır. Onu kırıp da ayaklar altına atma sakın!
Çu gul her dem bebüyet câme derten
Kunem çak ez giriban tâ bedâmen
389‏

چو گل هر دم به بويت جامه در تن
کنم چاک از گريبان تا به دامن

تنت را ديد گل گويی که در باغ
چو مستان جامه را بدريد بر تن

من از دست غمت مشکل برم جان
ولی دل را تو آسان بردی از من

به قول دشمنان برگشتی از دوست
نگردد هيچ کس دوست دشمن

تنت در جامه چون در جام باده
دلت در سينه چون در سيم آهن

ببار ای شمع اشک از چشم خونين
که شد سوز دلت بر خلق روشن

مکن کز سينه‌ام آه جگرسوز
برآيد همچو دود از راه روزن

دلم را مشکن و در پا مينداز
که دارد در سر زلف تو مسکن

چو دل در زلف تو بسته‌ست حافظ
بدين سان کار او در پا ميفکن

**
SÜLEYMAN HATEMİNE ÂKİBETİNİN HAYROLDUĞUNU MÜJDELE. İSMİ ÂZAM, ONU ŞEYTAN’IN ELİNDEN KURTARDI.

399. t
Gül padişahının bayrağı, çimenlikten göründü. Yarabbi, kudumu selviye de mübarek olsun, yasemine de!
Bu tahta oturuş, hakikaten hoş, hakikaten tam yerinde, artık bu suretle herkes de yerine oturur, yerleşir, haddini bilir.
Süleyman hatemine âkibetinin hayrolduğunu müjdele. İsmi âzam, onu Şeytan’ın elinden kurtardı.
Bu ev ebediyen mâmur olsun.. Kapısının. toprağından her an rahmani kokusiyle Yemen rüzgârı esip durmakta.
Peşengoğlu’nun şevketi ve dünyayı teshir eden kılıcı, bütün şehnamelere yazıldı, meclislerin hikâyesi oldu.. Yağız felek atı, üzenginin altında sana râm oldu, ey tek binici, meydana ne hoş da geldin; çevgânınla vur, çel topu!
Kılıcın ülke ırmağına akan sudur. Adalet ağacını dik, kötü isteklilerin kökünü sök!
Bundan sonra senin güzel kokulu huyun yüzünden Huten miski, Irec ovasında meydana gelse hiç de şaşılmaz.
Halvettekiler, senin güzel cilveni bekliyorlar. Külâhının kenarını yık, yüzündeki nikabı. kaldır, kendini göster! Akılla meşverette bulundum, dedi ki:
Hâfız, şerap iç. Sâki, emin meşveretçinin sözüne uy da sun kadehi!
Râyeti sultanı gul peyda şud eztarfı çemen Makdemeş yâ Rab mübarek bâd berservu semen
390‏

افسر سلطان گل پيدا شد از طرف چمن
مقدمش يا رب مبارک باد بر سرو و سمن

خوش به جای خويشتن بود اين نشست خسروی
تا نشيند هر کسی اکنون به جای خويشتن

خاتم جم را بشارت ده به حسن خاتمت
کاسم اعظم کرد از او کوتاه دست اهرمن

تا ابد معمور باد اين خانه کز خاک درش
هر نفس با بوی رحمان می‌وزد باد يمن

شوکت پور پشنگ و تيغ عالمگير او
در همه شهنامه‌ها شد داستان انجمن

خنگ چوگانی چرخت رام شد در زير زين
شهسوارا چون به ميدان آمدی گويی بزن

جويبار ملک را آب روان شمشير توست
تو درخت عدل بنشان بيخ بدخواهان بکن

بعد از اين نشکفت اگر با نکهت خلق خوشت
خيزد از صحرای ايذج نافه مشک ختن

گوشه گيران انتظار جلوه خوش می‌کنند
برشکن طرف کلاه و برقع از رخ برفکن

مشورت با عقل کردم گفت حافظ می بنوش
ساقيا می ده به قول مستشار متمن

ای صبا بر ساقی بزم اتابک عرضه دار
تا از آن جام زرافشان جرعه‌ای بخشد به من
‏**
SEVGİLİNİN DUDAĞINI ÖPME FIRSATI ELİNDEYKEN FEVT ETME. YOKSA SONRA PİŞMAN OLUR, ELİNİ DUDAĞINI ISIRIR, DURURSUN.

400. t
Bilir misin devlet nedir? Sevgiliyi görmek, onun civarında yoksulluğu padişahlıktan üstün tutmak!
Cana tamah etmemek kolaydır ama can dostlarından ayrılmak güç.
Gonca gibi bu daralmış gönülle bağa gitmek, orada iyi bir ad san kazanmak için gömleğimi paralamak istiyorum.
Orada gâh rüzgâr gibi gülle gizlice konuşmak, gâh sevda sırlarını bülbüllerden duymak arzusundayım.
Sevgilinin dudağını öpme fırsatı elindeyken fevt etme. Yoksa sonra pişman olur, elini dudağını ısırır, durursun.
Sohbeti gantimet bil. Çünkü bu iki konaklık duraktan geçip gittin mi bir daha buluşmamıza imkân yok!
Hâfız, Mansur Padişahın hatırından çıkmışa benzer. Yâ Rabbî, ona yoksullan görüp gözetmeyi sen hatırlat!
Dâni ki çist devlet didâr-ı yâr diden
Derküy-ı o gedâyi berhusrevi güziden

غزل 392‏

دانی که چيست دولت ديدار يار ديدن
در کوی او گدايی بر خسروی گزيدن

از جان طمع بريدن آسان بود وليکن
از دوستان جانی مشکل توان بريدن

خواهم شدن به بستان چون غنچه با دل تنگ
وان جا به نيک نامی پيراهنی دريدن

گه چون نسيم با گل راز نهفته گفتن
گه سر عشقبازی از بلبلان شنيدن

بوسيدن لب يار اول ز دست مگذار
کخر ملول گردی از دست و لب گزيدن

فرصت شمار صحبت کز اين دوراهه منزل
چون بگذريم ديگر نتوان به هم رسيدن

گويی برفت حافظ از ياد شاه يحيی
يا رب به يادش آور درويش پروريدن
**
GİZLİ DERDİMİZİ SEVGİLİYE SÖYLEDİK, ZATEN DERD, DOKTORLARDAN GİZLENEMEZ Kİ!

401. t
Derdimi doktorlara ne kadar söylediysem de yoksul garipler, bir derman bile edemediler.
Mahabbet hokkası, eskisi gibi eski mührüyle, eski nişaniyle durmuyor. Aman Yâ Rabbî, rakiplerin muradı hasıl olmasın!
Her an, rüzgârın elinde bulunan güle “Yapma, bülbüllerden utan” de!
** Gizli derdimizi sevgiliye söyledik, zaten derd, doktorlardan gizlenemez ki!
Yarabbi, ecelden aman ver de âşıkların gözleri yine sevgililerin yüzünü görsün.
Ey ihsan sahibi, niceyedek lütuf sofranda nasipsizlerden olacağız biz?
Hâfız, edepli kişilerin öğütlerini dinleseydin sen de âlemin divanesi olmazdın?
Çendan ki güftem ğam bâ tebiban
Derman nekerdend miskin ğeriban

غزل 383‏

چندان که گفتم غم با طبيبان
درمان نکردند مسکين غريبان

آن گل که هر دم در دست باديست
گو شرم بادش از عندليبان

يا رب امان ده تا بازبيند
چشم محبان روی حبيبان

درج محبت بر مهر خود نيست
يا رب مبادا کام رقيبان

ای منعم آخر بر خوان جودت
تا چند باشيم از بی نصيبان

حافظ نگشتی شيدای گيتی
گر می‌شنيدی پند اديبان

**
AYRILIĞINDAN YANIYORUM, ARTIK YÜZÜNÜ CEFADAN ÇEVİR., AYRILIK BİZE BİR BELÂ OLDU; YÂ RABBÎ, BELÂYI SEN DEFET,

402. t
Ayrılığından yanıyorum, artık yüzünü cefadan çevir., ayrılık bize bir belâ oldu; Yâ Rabbî, belâyı sen defet,
Ay, yağız felek atma binmiş, cilvelenmekte; atına bin de ay, tepetaklak gelsin!
Bir gece külâhını yık, kaftanının bir düğmesini ilikleyip kollarını giymeden şöyle bir sırtına at, salına salına yürü de aklı da yağmala, dini de!
Sümbülün inadına halka halka saçlarını dök. Çayırlığın çevresini sabah rüzgârı gibi bir tütsüle, kokulara boğ!
Ey sarhoşların gözlerinin nuru güzel, bekliyorum işte. Hadi, ya güzel bir cenk nağmesi çal, yahut şarap kadehini doldur!
Felek, yanağına ne güzel bir yazı yazmakta. Yarabbi, sen sevgilimize kötü yazı yazma, yazdınsa da boz!
Hâfız, güzel yüzlülerden nasibin ancak bu kadar. Razı değilsen kaza ve kaderin hükmünü değiştir!
Misüzem ezfirâket rüy ezcefâ bigerdan
Hicran belâ-yı mâ şud yâ Rab belâ bigerdan

غزل 384‏

می‌سوزم از فراقت روی از جفا بگردان
هجران بلای ما شد يا رب بلا بگردان

مه جلوه می‌نمايد بر سبز خنگ گردون
تا او به سر درآيد بر رخش پا بگردان

مر غول را برافشان يعنی به رغم سنبل
گرد چمن بخوری همچون صبا بگردان

يغمای عقل و دين را بيرون خرام سرمست
در سر کلاه بشکن در بر قبا بگردان

ای نور چشم مستان در عين انتظارم
چنگ حزين و جامی بنواز يا بگردان

دوران همی‌نويسد بر عارضش خطی خوش
يا رب نوشته بد از يار ما بگردان

حافظ ز خوبرويان بختت جز اين قدر نيست
گر نيستت رضايی حکم قضا بگردان
‏**
GÜNEŞE TAPANLARIN SEVGİLİMİZDEN HABERLERİ BİLE YOK. EY BİZİ KINAYAN, ALLAH AŞKINA GİT DE BİR O YÜZÜ SEYRET!

403. t
Sana gönüller alan bir nükte söyliyeyim; O ay yüzlü güzelin benine bak; o zincir gibi saçlara bağlanmış olan aklı, canı gör!
Gönlü ayıpladım da dedim ki: Vahşiye benzeme, sahralara düşme. Dedi ki: O ceylânın, aslanları bile teshir eden gözlerine, işvesine bak da bu sözü sonra söyle!
Saçlarının halkası sabah rüzgârının seyran yeri. Bir bak, gönül sahiplerinin canlan, orada bir tek tele bağlanmış!
Güneşe tapanların sevgilimizden haberleri bile yok. Ey bizi kınayan, Allah aşkına git de bir o yüzü seyret!
Gönül çalan saçları, sabah rüzgârının bile boynunu bağladı. O Hintlinin, onu seven yolcuya yaptığı hiyleye bak hele!
Onu araştıra araştıra kendimden geçtim. Benzerini ne kimse görmüştür, ne de görür; hele bir iyice seyret!
Hâfız, mihrap bucağında ağlayıp inlese yeri var. Ey kınayan, Allah aşkına o mukavves kaşlara bak!
Felek, Şah Mansur’un muradından baş kaldırma. Kılıcının keskinliğine bak, kolunun kuvvetini gör!
Nukte-i dil-keş bigüyem hâl-i an meh-rü bibin
‘Akl-u canrâ haste-i zencir-i an giysü bibin

غزل 402‏

نکته‌ای دلکش بگويم خال آن مه رو ببين
عقل و جان را بسته زنجير آن گيسو ببين

عيب دل کردم که وحشی وضع و هرجايی مباش
گفت چشم شيرگير و غنج آن آهو ببين

حلقه زلفش تماشاخانه باد صباست
جان صد صاحب دل آن جا بسته يک مو ببين

عابدان آفتاب از دلبر ما غافلند
ای ملامتگو خدا را رو مبين آن رو ببين

زلف دل دزدش صبا را بند بر گردن نهاد
با هواداران ره رو حيله هندو ببين

اين که من در جست و جوی او ز خود فارغ شدم
کس نديده‌ست و نبيند مثلش از هر سو ببين

حافظ ار در گوشه محراب می‌نالد رواست
ای نصيحتگو خدا را آن خم ابرو ببين

از مراد شاه منصور ای فلک سر برمتاب
تيزی شمشير بنگر قوت بازو ببين

**
ŞARAP İÇ, GAM YEME, MUKALLİDİN ÖĞÜDÜNÜ DİNLEME. AVAM SÖZÜNÜN NE DEĞERİ OLABİLİR?

404. t
Şarap ve kadeh düşüncesinden daha hoş ne düşünce olabilir ki? Bakalım, bu işin sonu neye varacak hele!
Anlayışı dar, düşünüşü kıt kuşa de ki: Yürü, kendi derdine düş., tuzak kuran adamın merhameti ne olabilir ki?
Gönül derdi, ne vaktedek sürecek, bu derdi ne zamana kadar çekeceğiz? Zevkimiz, huzurumuz kalmadı. Ne gönül olsun de, ne ömür., ne olacak ki?
Şarap iç, gam yeme, mukallidin öğüdünü dinleme. Avam sözünün ne değeri olabilir?
Elinin emeğini meramına sarfetmek daha iyi. Sonunda ister istemez, ne olacak; bilirsin ya!
Meyhane Pîri, dün gece kadehin yazasın dan âkibetin ne olacağına dair bir muamma okuyup duruyordu.
Hâfız’ın gönlünü defle, çenkle yoldan çıkardım. Acaba cezam nedir, ne mücazata uğrayacağım ki?
Hoşter ezfikr-i mey-u cam çi hâhedbüden
Tâ bibinem ki serencâm çi hâhedbüden

غزل 391‏

خوشتر از فکر می و جام چه خواهد بودن
تا ببينم که سرانجام چه خواهد بودن

غم دل چند توان خورد که ايام نماند
گو نه دل باش و نه ايام چه خواهد بودن

مرغ کم حوصله را گو غم خود خور که بر او
رحم آن کس که نهد دام چه خواهد بودن

باده خور غم مخور و پند مقلد منيوش
اعتبار سخن عام چه خواهد بودن

دست رنج تو همان به که شود صرف به کام
دانی آخر که به ناکام چه خواهد بودن

پير ميخانه همی‌خواند معمايی دوش
از خط جام که فرجام چه خواهد بودن

بردم از ره دل حافظ به دف و چنگ و غزل
تا جزای من بدنام چه خواهد بودن

**
BİZ. ZAHİTLİK, TÖVBE VE UYDURMA ŞEYLERİN EHLİ DEĞİLİZ. BİZE SAF ŞARAP KADEHİNDEN HABER VER!

405. t
Sabah çağı., sâki, kadehi şarapla doldur. Çabuk ol, felek durmuyor.
Fâni âlem harap olmadan bizi gül renkli şarap kadehile harap et.
Şarap güneşi, kadeh meşrıkından doğdu. Eğer biraz zevk ve huzur diliyorsan uykuyu bırak.
Bir gün felek toprağımızdan testler yapacak. O günden önce sen kafamızı şarapla doldur, bizi sarhoş et!
Biz. zahitlik, tövbe ve uydurma şeylerin ehli değiliz. Bize saf şarap kadehinden haber ver!
Hâfız, doğru iş şaraba tapmadır. Kalk, doğru işe sağlam bir yürekle sarıl!
Subhest sâkiyâ kadehi pur şerâb kun
Devr-i felek direng nedâred şitâb kun

غزل 396‏

صبح است ساقيا قدحی پرشراب کن
دور فلک درنگ ندارد شتاب کن

زان پيشتر که عالم فانی شود خراب
ما را ز جام باده گلگون خراب کن

خورشيد می ز مشرق ساغر طلوع کرد
گر برگ عيش می‌طلبی ترک خواب کن

روزی که چرخ از گل ما کوزه‌ها کند
زنهار کاسه سر ما پرشراب کن

ما مرد زهد و توبه و طامات نيستيم
با ما به جام باده صافی خطاب کن

کار صواب باده پرستيست حافظا
برخيز و عزم جزم به کار صواب کن

**
ÂŞIK BÜLBÜLÜN BEYTİHAZENDEN DUYULAN FERYAT VE FİGANI, HEP GÜLÜN VUSLATINA ERİŞMEK İÇİNDİR.

406.*
Bahar mevsimi geldi. GUI insana neşe vermekte, adeta şarabın parlaklığım gidermekte. Gülün yüzüne bakıp neşelen, gönülde gamı kökünden sök, çıkar!
Sabah rüzgârı esmeye başladı; gonca havalandı, kendisinden geçti, elbisesini yırttı, açıldı.
Gönlü saf sudan doğruluk yolunu öğren., hürriyeti de saf bir gönülle selviden iste!
Sabah rüzgârının yüzünden sevgilinin gül gibi cemalinin etrafındaki halka halka dağınık saçlara bak., yasemin gibi yüzüne dökülen sümbül saçları seyret!
Kutlu bir talihle gonca gelini haremden çıkıp geldi., bu güzellikle şüphe yok, gönlü de alır, dini de!
Âşık bülbülün Beytihazenden duyulan feryat ve figanı, hep gülün vuslatına erişmek içindir.
Hâfız’ın sözüne uyup hüner sahibi ihtiyarın fetvasile güzellerden ve şarap kadehinden bahset!
Behâr-u gul tareb-engîz keşt u bâdeşiken
Beşâdi-ı ruh-i gui bih-i gam zidil berken

غزل 388‏

بهار و گل طرب انگيز گشت و توبه شکن
به شادی رخ گل بيخ غم ز دل برکن

رسيد باد صبا غنچه در هواداری
ز خود برون شد و بر خود دريد پيراهن

طريق صدق بياموز از آب صافی دل
به راستی طلب آزادگی ز سرو چمن

ز دستبرد صبا گرد گل کلاله نگر
شکنج گيسوی سنبل ببين به روی سمن

عروس غنچه رسيد از حرم به طالع سعد
به عينه دل و دين می‌برد به وجه حسن

صفير بلبل شوريده و نفير هزار
برای وصل گل آمد برون ز بيت حزن

حديث صحبت خوبان و جام باده بگو
به قول حافظ و فتوی پير صاحب فن
‏**
GÖNÜL ALICILIĞIN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ DEVİR, ATIMINLA NEŞELENDİ. GÜZELLİK ZAMANI, GÜZELLİĞİNLE KUTLULANDI.

407.*
Sevgili ay gibi parlak yüzün, güzellik ilkbaharıdır. Benin güzelliğin merkezi, hattın güzelliğin medarıdır.
Mahmur gözlerinde sihir afsunu gizli., kararsız saçlarında güzellik karar etmede.
Güzellik burcundan senin gibi bir ay doğmadı. Güzellik ırmağının kıyısında boyun gibi bir selvi serpilip yüselmedi.
Gönül alıcılığın hüküm sürdüğü devir, atımınla neşelendi. Güzellik zamanı, güzelliğinle kutlulandı.
Cihanda, saçının tuzağıyle beninin tanesi yüzünden güzelliğe avlanmayan bir tek gönül kuşu bile kalmadı.
Tabiat vadisi, seni daima canla, gönülle güzellik kucağında büyütür, nazü naimle besler, yetiştirir.
Dudağının çevresindeki menekşe, güzellik kaynağından Abıhayat içmiştir; bu yüzden de zaten ter ü tazedir.
Hâfız, benzerini görmekten ümidini kesti. Güzellik ülkesinde senden başka hiç bir kimse yok!
Ey rüv-ı mâh-ı manzar-ı tu nevbehar-ı husn
Hâl-u hat-ı tu merkez-i husn-u medar ı husn

غزل 394‏

ای روی ماه منظر تو نوبهار حسن
خال و خط تو مرکز حسن و مدار حسن

در چشم پرخمار تو پنهان فسون سحر
در زلف بی‌قرار تو پيدا قرار حسن

ماهی نتافت همچو تو از برج نيکويی
سروی نخاست چون قدت از جويبار حسن

خرم شد از ملاحت تو عهد دلبری
فرخ شد از لطافت تو روزگار حسن

از دام زلف و دانه خال تو در جهان
يک مرغ دل نماند نگشته شکار حسن

دايم به لطف دايه طبع از ميان جان
می‌پرورد به ناز تو را در کنار حسن

گرد لبت بنفشه از آن تازه و تر است
کب حيات می‌خورد از جويبار حسن

حافظ طمع بريد که بيند نظير تو
ديار نيست جز رخت اندر ديار حسن
**
MADEMKİ GELDİN, HASTANIN BAŞ UCUNDA BİR FATİHA OKU., DUDAKLARINI AÇ, LÂL DUDAKLARIN ÖLÜYE BİLE CAN BAĞIŞLAMAKTA.

408.*
Mademki geldin, hastanın baş ucunda bir fatiha oku., dudaklarını aç, lâl dudakların ölüye bile can bağışlamakta.
Hal hatır sormıya gelip Fatiha okuyarak giden dosta söyle, bir nefesçik sabretsin de ardından ruhumu da yollayayım!
Ey hastaya doktorluk eden sevgili, dilime bir bak., göğsümden çıkan duman, dilime bir gönül yükü kesilmiş (o kadar halsizim ki o duman bile bana yük olmada)!
Sıtma, kemiklerimi güneşten daha hararetli bir hale getirip gitti ama kemiklerime kadar işlemiş olan sevgi ateşi sıtma gibi beni bırakıp gitmiyor ki!
Gönlümün hali de, benim gibi., o da ateşte vatan tutmuş., onun yüzünden gözlerim, gözlerin gibi hasta ve halsiz bir hale gelmiş!
Hararetimi göz yaşlarıyla söndür, nabzıma da bir bak, hiç hayattan eser var mı ki?
Bana daima işret etmem için bir şişe veren, şimdi neden şişemi her an doktora göstermekte acaba?
Hâfız, şiirin bana Abıhayat içirdi. Gel, doktoru bırak da benim şiirimi oku!
Fâtihaı çü âmedi berser-i hasteı bihan
Leb biguşâ ki midehed lâ’l-i lebet bemurde can

غزل 382‏

فاتحه‌ای چو آمدی بر سر خسته‌ای بخوان
لب بگشا که می‌دهد لعل لبت به مرده جان

آن که به پرسش آمد و فاتحه خواند و می‌رود
گو نفسی که روح را می‌کنم از پی اش روان

ای که طبيب خسته‌ای روی زبان من ببين
کاين دم و دود سينه‌ام بار دل است بر زبان

گر چه تب استخوان من کرد ز مهر گرم و رفت
همچو تبم نمی‌رود آتش مهر از استخوان

حال دلم ز خال تو هست در آتشش وطن
چشمم از آن دو چشم تو خسته شده‌ست و ناتوان

بازنشان حرارتم ز آب دو ديده و ببين
نبض مرا که می‌دهد هيچ ز زندگی نشان

آن که مدام شيشه‌ام از پی عيش داده است
شيشه‌ام از چه می‌برد پيش طبيب هر زمان

حافظ از آب زندگی شعر تو داد شربتم
ترک طبيب کن بيا نسخه شربتم بخوان

**
– V –

**
SÂKİ, AMEL DEFTERİMİZE BİR SU SERP, BU SURETLE BELKİ ONDAKİ GÜNAH HARFLERİNİ ARITIRIZ.

409.
Sevgilinin yanağını kaplayan ve ayın tutulmasına sebep olan hat, hoş bir halka ama ondan kimseye yol yok!
Kaşı devlet mihrabı., oraya yüz sür, ondan hacetini iste!
Ey Cem meclisinde şarap içen, gönlünü temiz tut., çünkü o kadeh, cihanı gösteren öyle bir ayna ki ah onun elinden!
Gam padişahı, elinden ne geliyorsa yaptı, fakat benim korkum yok., çünkü şarap satanlara sığınmışım ben!
Sofi beni aşk yolundan çıkardı da meyhane yoluna soktu., şu dumana bak, amel defterim bu yüzden kapkara bir hale geldi,
Sâki, şarap çırağını güneş yoluna tut da de ki: Hadi, sabah çağı şulesini bununla nurlandır.
Sâki, amel defterimize bir su serp, bu suretle belki ondaki günah harflerini arıtırız.
Hâfız, uşşak meclisinin sazım rastetti (âşıklar meclisine ne lâzımsa hepsini düzdü, koştu); dilerim bu meclis sahasından eksik olmasın, hep bu hizmette bulunsun dursun!
Şehir yoksulu, bu hayali kurup duruyor, fakat bilmem bir gün olur da padişah onu hatırlar, anar mı?
Hatt-i izâr-i yâr ki bigrift mâh ezo
Hoş halkaıst ieyk beder nist rah ezo

غزل 413‏

خط عذار يار که بگرفت ماه از او
خوش حلقه‌ايست ليک به در نيست راه از او

ابروی دوست گوشه محراب دولت است
آن جا بمال چهره و حاجت بخواه از او

ای جرعه نوش مجلس جم سينه پاک دار
کيينه‌ايست جام جهان بين که آه از او

کردار اهل صومعه‌ام کرد می پرست
اين دود بين که نامه من شد سياه از او

سلطان غم هر آن چه تواند بگو بکن
من برده‌ام به باده فروشان پناه از او

ساقی چراغ می به ره آفتاب دار
گو برفروز مشعله صبحگاه از او

آبی به روزنامه اعمال ما فشان
باشد توان سترد حروف گناه از او

حافظ که ساز مطرب عشاق ساز کرد
خالی مباد عرصه اين بزمگاه از او

آيا در اين خيال که دارد گدای شهر
روزی بود که ياد کند پادشاه از او

**
MEYHANE KAPISINDA BİR BAŞ GÖRDÜN MÜ, SAKIN AYAĞINLA BASMA. NİYETİ NEDİR, BİLİNMEZ Kİ!

410.
Harabat Pîrinin canına ve onun üzerimizdeki nimeti hakkına andolsun ki başımda ona hizmet etmek havasından başka bir şey yok!
Cennet, suçluların yeri değil., doğru, doğru ama sen getir şarabı, yine onun lûtfuna güvenmekteyim ben!
Bu bulutun yıldırım çırağı aydın olsun Harmanıma onun sevgi ateşini saldı, beni ye kıp yandırdı!
Şarap sun., dün gece gayıp âleminin meleği müjde verdi: Onun rahmetindeki feyiz, umumîdir.
Meyhane kapısında bir baş gördün mü, sakın ayağınla basma. Niyeti nedir, bilinmez ki!
Ben sarhoşum, fakat yine hor bakma. Çünkü günah da onun dileği olmadıkça yapılamaz, zâhitlik de!
• Gönlüm, bir ‘türlü zabitliğe, tövbeye akmıyor ama yine Hâce’nin kutlu adiyle, onun devletindeki kuvvete sığınarak hele bir çalışalım, gayret edelim bakalım!
Hâfız’ın hırkası, daima şarap için rehinde.. mayası meyhane toprağıyla mi yoğurulmuş yoksa?
Becân-ı Pîr-i herâbât-u hakk-ı ni’met-i o
Ki nist der ser-i men cuz hevâ yı hidmet-i o

غزل 405‏

به جان پير خرابات و حق صحبت او
که نيست در سر من جز هوای خدمت او

بهشت اگر چه نه جای گناهکاران است
بيار باده که مستظهرم به همت او

چراغ صاعقه آن سحاب روشن باد
که زد به خرمن ما آتش محبت او

بر آستانه ميخانه گر سری بينی
مزن به پای که معلوم نيست نيت او

بيا که دوش به مستی سروش عالم غيب
نويد داد که عام است فيض رحمت او

مکن به چشم حقارت نگاه در من مست
که نيست معصيت و زهد بی مشيت او

نمی‌کند دل من ميل زهد و توبه ولی
به نام خواجه بکوشيم و فر دولت او

مدام خرقه حافظ به باده در گرو است
مگر ز خاک خرابات بود فطرت او

**
YOLDAŞLARIMIZIN HABERLERİ BİLE YOK., HALBUKİ BİZE O GÖZLERDEN, O ALINDAN HER AN BİNLERCE HABER GELMEKTE, ARADAKİ VASITA DA KAŞLARI!

411.
O yay kaşlı güzelin elinden gözlerimden kanlar akmakta., bu gözlerin, o kaşların yüzünden cihan, baştan başa fitnelerle dolacak!
O güzelin gözlerine köleyim ki gülşeni, güzelim sarhoşluk uykusu ile bezenen yüzü, miskler saçan sayvanı da kaşları!
Onun tuğra gibi kaşları varken ay, kim oluyor ki gök kubbeden kaşını göstermekte? Bu dertle vücudum hilâl haline geldi!
Yoldaşlarımızın haberleri bile yok., halbuki bize o gözlerden, o alından her an binlerce haber gelmekte, aradaki vasıta da kaşları!
Bir bucağa çekilip halktan kesilenlerin canlarına, sevgilinin alnı, ne de tuhaf bir gül bahçesi! Kaşlan, çayırlığa benziyen hattına doğru salınıp durmada!
Artık bunun güzelliği şöyle, şunun kaşı böyle diye hiç kimse huriyi, periyi öğmez, söylemez.
• Ah kâfir gönüllü sevgili, saçlarının nikabını örtmüyorsun: korkuyorum, o gönüller alan mukavves kaş, benim kıblemi, mihrabımı döndürecek!
Hâfız, sevgide akıllı, uslu bir kuştu ama o yay kaşlı güzelin ok bakışları, onu avladı gitti!
Mera çeşmist hun-efşan zidest-i on keman ebru
Cihan pur fitne hâhedşud ezin çeşm-u ezon ebru

غزل 412‏

مرا چشميست خون افشان ز دست آن کمان ابرو
جهان بس فتنه خواهد ديد از آن چشم و از آن ابرو

غلام چشم آن ترکم که در خواب خوش مستی
نگارين گلشنش روی است و مشکين سايبان ابرو

هلالی شد تنم زين غم که با طغرای ابرويش
که باشد مه که بنمايد ز طاق آسمان ابرو

رقيبان غافل و ما را از آن چشم و جبين هر دم
هزاران گونه پيغام است و حاجب در ميان ابرو

روان گوشه گيران را جبينش طرفه گلزاريست
که بر طرف سمن زارش همی‌گردد چمان ابرو

دگر حور و پری را کس نگويد با چنين حسنی
که اين را اين چنين چشم است و آن را آن چنان ابرو

تو کافردل نمی‌بندی نقاب زلف و می‌ترسم
که محرابم بگرداند خم آن دلستان ابرو

اگر چه مرغ زيرک بود حافظ در هواداری
به تير غمزه صيدش کرد چشم آن کمان ابرو

**
ŞERİAT VE HİKMET KAİDELERİNDE BİNLERCE İHTİLÂF OLDUĞU HALDE SENİN BİLGİLİ GÖNLÜNDEN BİR NÜKTESİ BİLE FEVT OLMADI, HEPSİNİ DE BİLİYORSUN.

412.
Padişahım, padişahlık tam senin hakkın., sultanlık elbisesi, boyuna, posuna göre biçilmiş.. padişahlık tacı, senin eşsiz bir inciye benzeyen zatından ziyalanmakta!
Ay gibi yüzün, padişahlık külâhından görünerek fütuhat güneşine her an yeni bir tulü bahşetmede.
Gökyüzündeki güneş, âlemin gözü ve çırağı ama onun gözünü ışıklandıran da senin ayağının toprağı!
Feleğe benziyen Anka çadırın, nereye gölge salarsa orasını devlet kuşunun cilvegâhı yapar!
Şeriat ve hikmet kaidelerinde binlerce ihtilâf olduğu halde senin bilgili gönlünden bir nüktesi bile fevt olmadı, hepsini de biliyorsun.
* Güzel ve tatlı sözlü dudunun, yani senin şekerler çiğneyen kaleminin belâgat gagasından abıhayat damlamakta.
• İskender’in istediği, fakat feleğin vermediği abıhayat yok mu? Senin canlara can katan kadehindeki şaraptan bir yudumdu o!
Padişahım, Hâfız bu kocalıkta senin suçları bağışlayan ve insana canlar veren affını umarak gençliğe, gençlik işlerine koyuldu!
Ey kabâ-yi pâdşâhi rast berbâla-yı tu
Tâc-ı şâhırâ furüg ez lu’lu-i lâlâ-yı tu
410‏

ای قبای پادشاهی راست بر بالای تو
زينت تاج و نگين از گوهر والای تو

آفتاب فتح را هر دم طلوعی می‌دهد
از کلاه خسروی رخسار مه سيمای تو

جلوه گاه طاير اقبال باشد هر کجا
سايه‌اندازد همای چتر گردون سای تو

از رسوم شرع و حکمت با هزاران اختلاف
نکته‌ای هرگز نشد فوت از دل دانای تو

آب حيوانش ز منقار بلاغت می‌چکد
طوطی خوش لهجه يعنی کلک شکرخای تو

گر چه خورشيد فلک چشم و چراغ عالم است
روشنايی بخش چشم اوست خاک پای تو

آن چه اسکندر طلب کرد و ندادش روزگار
جرعه‌ای بود از زلال جام جان افزای تو

عرض حاجت در حريم حضرتت محتاج نيست
راز کس مخفی نماند با فروغ رای تو

خسروا پيرانه سر حافظ جوانی می‌کند
بر اميد عفو جان بخش گنه فرسای تو

**
GÖZ EVİMİ YIKADIM, ARITTIM AMA NE FAYDA., BU BUCAK, HAYALİNE LÂYIK BİR YER DEĞİL Kİ!

413. t
Ey güneş, yüzüne bir ayna olan sevgili, siyah misk, senin benine buhurdan tutmakta!
Göz evimi yıkadım, arıttım ama ne fayda., bu bucak, hayaline lâyık bir yer değil ki!
Ey güzellik güneşi, nazü naimin en yüce makamına erişmişsin., dilerim Tanrı’dan, kıyamete kadar zeval bulma!
Ey dertli gönül, sabah rüzgârı, halinin pek perişan olduğunu anlattı! Sevgilinin saçlarının büklümlerinde ne haldesin, ne âlemdesin?
Gül kokusu yayıldı, bahar geldi., sen de artık barış kapısından gir! Bizim baharımız, senin kutlu yüzün!
* Nerde hilâle benziyen kaşlarının bir işvesi ki gökyüzü, kulağı küpeli kullarımızdan olsun!
* Nerde vuslatının bayramına ait bir müjde ki bahtımı tebrike gideyim!
* Nura merkez olan bu siyah gözbebeğim yok mu? Görüş bahçesinde beninin bir aksinden ibaret!
Hâce’ye hangi sevri, hangi cefayı arzedeyim? Benim niyazımı mı, senin küskünlüğünü mü?
Hâfız, bu aşk kemendinde nice serkeşlerin başlan var. Ham sevdaya kapılma; bu aşk, senin harcın değil!
Ey aftab ayi ne dar-i cemal-i tu
Muşk-i siyah mehcur”‘-gerdan-ı hal-i tu

غزل 408‏

ای آفتاب آينه دار جمال تو
مشک سياه مجمره گردان خال تو

صحن سرای ديده بشستم ولی چه سود
کاين گوشه نيست درخور خيل خيال تو

در اوج ناز و نعمتی ای پادشاه حسن
يا رب مباد تا به قيامت زوال تو

مطبوعتر ز نقش تو صورت نبست باز
طغرانويس ابروی مشکين مثال تو

در چين زلفش ای دل مسکين چگونه‌ای
کشفته گفت باد صبا شرح حال تو

برخاست بوی گل ز در آشتی درآی
ای نوبهار ما رخ فرخنده فال تو

تا آسمان ز حلقه به گوشان ما شود
کو عشوه‌ای ز ابروی همچون هلال تو

تا پيش بخت بازروم تهنيت کنان
کو مژده‌ای ز مقدم عيد وصال تو

اين نقطه سياه که آمد مدار نور
عکسيست در حديقه بينش ز خال تو

در پيش شاه عرض کدامين جفا کنم
شرح نيازمندی خود يا ملال تو

حافظ در اين کمند سر سرکشان بسيست
سودای کج مپز که نباشد مجال تو
‏**
AŞK DEVLETİNE BAK Kİ SENİN YOKSULUN, YOKLUK VE ULULUK DEVLETİYLE SALTANAT TACINA BİLE EHEMMİYET VERMEMEKTE, ONU BİLE YERLERE ÇALIP KIRMAKTA!

414. t
Miske benzeyen saçların menekşeyi hasedinden kıvram kıvram kıvrandırır… gönüller açan gülüşün, goncanın perdesini yırtar, şerefini giderir!
Güzel kokulu gülüm, bülbülünü yakıp yandırma.. sâf bir gönülle her gece sabahlara kadar sana dua edip durmakta.
•• Meleklerin nefeslerinden bile usanmış olduğum halde senin uğrunda bütün âlemin dedikodusunu çekmekteyim.
** Yüzüne olan aşkım, vücudumun mayası.. kapının toprağı cennetim., aşkın başımın yazısı, rahatım da rızanı tahsilden ibaret!
•• Aşk yoksulunun hırkasının yeninde hazine vardır. Kim, senin yoksulun olursa tez saltanata erişir.
Gözümün şahnesi, hayalinin kurulup yaslandığı yer., orası, bir dua yeri, senin yerin., dilerim, sensiz kalmasın!
Başımdaki şarap kavgasıyle aşk ateşi, ancak bu heveslerle dolu kafam, sarayının kapısına toprak olursa gider!
• Aşk devletine bak ki senin yoksulun, yokluk ve ululuk devletiyle saltanat tacına bile ehemmiyet vermemekte, onu bile yerlere çalıp kırmakta!
* Zahitlik hırkasıyle şarap kadehi, birbirine hiç de uygun değil., değil ama bütün bunları seni razı etmek için yapmaktayım.
Yanağın ne de güzel bir çimenlik., hele güzellik baharında olursa. Güzel sözlü Hâfız da bülbülün olmuş!
Tab-ı benefşe midehed turra-i muşk-sây ı tu
Perde i gönce midered hande-ı dil-guşây-ı tu

غزل 411‏

تاب بنفشه می‌دهد طره مشک سای تو
پرده غنچه می‌درد خنده دلگشای تو

ای گل خوش نسيم من بلبل خويش را مسوز
کز سر صدق می‌کند شب همه شب دعای تو

من که ملول گشتمی از نفس فرشتگان
قال و مقال عالمی می‌کشم از برای تو

دولت عشق بين که چون از سر فقر و افتخار
گوشه تاج سلطنت می‌شکند گدای تو

خرقه زهد و جام می گر چه نه درخور همند
اين همه نقش می‌زنم از جهت رضای تو

شور شراب عشق تو آن نفسم رود ز سر
کاين سر پرهوس شود خاک در سرای تو

شاهنشين چشم من تکيه گه خيال توست
جای دعاست شاه من بی تو مباد جای تو

خوش چمنيست عارضت خاصه که در بهار حسن
حافظ خوش کلام شد مرغ سخنسرای تو

**
CİHAN HALKININ HUZURUNA DA SEBEP SENSİN, RAHATÇA UYUMASINA DA., ONUN İÇİN DE GÖZLE GÖNÜL, SENİN DAYANIP YASLANDIĞIN YERDİR.

415. t
Sevgili, Çin nafesinin kan diyeti, senin yolunun toprağı., güneş, külâhının köşesinin gölgesinden gelişip yetişmede.
Nergis, niyaz ve işvede hadden aştı; çık, bir salın ey kara gözlerinin işvesine canlar feda olasıca güzel!
Kanımı iç., çünkü sende bu güzellik varken hiç bir meleğin gönlünden sana günah yazmak gelmez!
Cihan halkının huzuruna da sebep sensin, rahatça uyumasına da., onun için de gözle gönül, senin dayanıp yaslandığın yerdir.
Ay gibi yüzünün aydınlığına hasretim, bu yüzden her gece, yıldızlarla işim, gücüm alışım verişim var.
* Beraber oturup kalkan dostların hepsi nihayet birbirlerinden ayrıldılar. Fakat biz, ikbal ve devletin bile sığındığı eşiğinden bir türlü ayrılmadık gitti!
Hâfız, ümidini kesme., nihayet ahinin dumanı, günün birinde gam harmanım ateşler elbette!
Ey hun-beha-yı nafe-i Çin hak-i rah-ı tu
Horşid sâye-perver-i tarf-ı kulâh-ı tu
409‏

ای خونبهای نافه چين خاک راه تو
خورشيد سايه پرور طرف کلاه تو

نرگس کرشمه می‌برد از حد برون خرام
ای من فدای شيوه چشم سياه تو

خونم بخور که هيچ ملک با چنان جمال
از دل نيايدش که نويسد گناه تو

آرام و خواب خلق جهان را سبب تويی
زان شد کنار ديده و دل تکيه گاه تو

با هر ستاره‌ای سر و کار است هر شبم
از حسرت فروغ رخ همچو ماه تو

ياران همنشين همه از هم جدا شدند
ماييم و آستانه دولت پناه تو

حافظ طمع مبر ز عنايت که عاقبت
آتش زند به خرمن غم دود آه تو
**
SEVGİLİ “LÂLİMDEN ÖPMEK İSTEMEZ MİSİN?” DEDİ. BU İSTEKLE ÖLDÜM AMA KUDRET NERDE, İHTİYAR HANİ?

416. t
İşretin gül fidanı yeşerip yetişmekte, gül yanaklı sâki hani? Bahar yeli esmekte, lezzetli, zevkli şarap nerde?
Her yeni gül, bir gül yüzlüyü andırıp duruyor.. fakat söz duyan kulak nerde, kimde ibret gözü var?
İşret meclisinin galiyesi yok, ey nefesi hoş sabah rüzgârı, sevgilinin misk kokulu zülfü nerde?
Sabah rüzgârı, gülün güzellik çalımına tahammülüm yok; gönül kanma el bandun. Tanrı hakkıyçin nigâr ne yanda?
Seher mumu, bazan yanağından dem vuruyor; dili uzadı. Cevheri has hançer nerde?
Sevgili “Lâlimden öpmek istemez misin?” dedi. Bu istekle öldüm ama kudret nerde, ihtiyar hani?
Hâfız, şirinlik bakımından hikmet hâzinesinin hazinedarıysa da aşağılık zamanenin gamından şiir söyleme kabiliyeti nerde ki?
Gulbun-i ayş midemed sâki-i gul ‘izâr kü
Bâd-ı behâr mizeved bâde-i hoş-guvâr kü
414‏

گلبن عيش می‌دمد ساقی گلعذار کو
باد بهار می‌وزد باده خوشگوار کو

هر گل نو ز گلرخی ياد همی‌کند ولی
گوش سخن شنو کجا ديده اعتبار کو

مجلس بزم عيش را غاليه مراد نيست
ای دم صبح خوش نفس نافه زلف يار کو

حسن فروشی گلم نيست تحمل ای صبا
دست زدم به خون دل بهر خدا نگار کو

شمع سحرگهی اگر لاف ز عارض تو زد
خصم زبان دراز شد خنجر آبدار کو

گفت مگر ز لعل من بوسه نداری آرزو
مردم از اين هوس ولی قدرت و اختيار کو

حافظ اگر چه در سخن خازن گنج حکمت است
از غم روزگار دون طبع سخن گزار کو
**
DE Kİ: EY GÖKYÜZÜ, ULULUK SATMA Kİ AŞK MEYDANINDA AYIN HARMANI BİR ARPAYA, PERVİNİN SALKIMI İKİ ARPAYA!

417. t
Feleğin yemyeşil tarlasıyle hilâl orağım gördüğüm zaman hatırıma kendi ektiğim geldi.. devşirme zamanını düşündüm!
Oğru gece yıldızına dayanma ki bu ayyar,. Kâvus’un tacını da çaldı, Keyhusrev’in kemerini de!
Eledim ki: Ey baht, uyumaktasın. Halbuki gün doğdu. Dedi ki: Bütün bunlarla beraber Tanrı’nın ezelî rahmetinden ümit kesme!
Gök gecesi Mesih gibi pak ve mücerret olarak dünyadan gidersen çırağından güneşe bile yüzlerce ışık erişir.
De ki: Ey gökyüzü, ululuk satma ki aşk meydanında ayın harmanı bir arpaya, Pervinin salkımı iki arpaya!
Altın ve lâl küpe kulağa ağırlık verirse de sen yine bu nasihati kulağına küpe et: Fırsatı kaçırma, güzellik çağı geçicidir.
Yanağındaki benden kem göz uzak olsun; güzellik sahasında öyle bir beydak sürdü ki aydan da öndülü aldı, günden de!
Zahitlik ve riya ateşi din harmanını yakacak.. Hâfız, şu yün hırkayı at da yürü!
Mezrac-i sebz-i felek didem-u dâs-ı meh-i nov
Yâdem ezkışte-i hış âmed-u bengâm-ı dırov
407‏

مزرع سبز فلک ديدم و داس مه نو
يادم از کشته خويش آمد و هنگام درو

گفتم ای بخت بخفتيدی و خورشيد دميد
گفت با اين همه از سابقه نوميد مشو

گر روی پاک و مجرد چو مسيحا به فلک
از چراغ تو به خورشيد رسد صد پرتو

تکيه بر اختر شب دزد مکن کاين عيار
تاج کاووس ببرد و کمر کيخسرو

گوشوار زر و لعل ار چه گران دارد گوش
دور خوبی گذران است نصيحت بشنو

چشم بد دور ز خال تو که در عرصه حسن
بيدقی راند که برد از مه و خورشيد گرو

آسمان گو مفروش اين عظمت کاندر عشق
خرمن مه به جوی خوشه پروين به دو جو

آتش زهد و ريا خرمن دين خواهد سوخت
حافظ اين خرقه پشمينه بينداز و برو

**
SİYAH SAÇLARIMIZA AKIL KOKUSUNU SATMAYA KALKMA. ORADA BİNLERCE MİSK NAFESİ YARIM ARPAYA!

418. t
Sevgilim dedi ki: Yeni ay görmeye dışarı çıktın ha… ay kaşlarımdan utan, hadi git!
Bir ömürdür gönlün ülkemizde esir., dostlarının halini, hatırını görüp gözetmekte gaflet etme!
Siyah saçlarımıza akıl kokusunu satmaya kalkma. Orada binlerce misk nafesi yarım arpaya!
Bu çok eski tarlada vefa ve sevgi tohumunun değeri, hasat zamanı gelince belli olur.
Sâki, şarap sun da sana yıldızların seyrine, ayın gedilip yenilenmesine dair bir remiz söyleyeyim!
Her ay başında hilâlin şekli, Siyâmek’in tacından, Zev’in külâhının parçalarından nişan vermektedir.
Hâfız, Pîr-i Mugânın tapısı, vefa ve aman yurdudur. Aşk sözünün dersini ondan oku, ondan duy!
Guftâ birun şudi betemâşâ-yı mâh-ı nov
Ezmâh-ı ebruvân-ı menet şerm dar rov
406‏

گفتا برون شدی به تماشای ماه نو
از ماه ابروان منت شرم باد رو

عمريست تا دلت ز اسيران زلف ماست
غافل ز حفظ جانب ياران خود مشو

مفروش عطر عقل به هندوی زلف ما
کان جا هزار نافه مشکين به نيم جو

تخم وفا و مهر در اين کهنه کشته زار
آن گه عيان شود که بود موسم درو

ساقی بيار باده که رمزی بگويمت
از سر اختران کهن سير و ماه نو

شکل هلال هر سر مه می‌دهد نشان
از افسر سيامک و ترک کلاه زو

حافظ جناب پير مغان مامن وفاست
درس حديث عشق بر او خوان و ز او شنو
**
BİZ, ELEST SESİNİN MAHREMLERİYİZ., ÂŞİNÂ DOSTA ÂŞİNÂ SÖZÜNÜ ARZ ET!

419. t
Ey doğrular habercisi, selvimizden haber ver; gülün ahvalini şakıyan bülbüle söyle!
Bu yoksula o varlık sahibinin hikâyesini oku; bu dilenciye o padişahın hikâyesini söyle!
Biz, elest sesinin mahremleriyiz., âşinâ dosta âşinâ sözünü arz et!
• Sevgili, o ikiye ayrılmış miskler saçan saçlarını dökünce söyle, bize neler etmek istedi?
Kim, onun yolundaki toprak tutya değildir derse ona de ki: Gel de bu sözü yüzümüze, gözümüze karşı söyle bakalım!
* Bizi meyhaneden menedene de ki: Gel de bu macerayı Pîrimin huzurunda söyle!
** Bülbül, dün gece gözümün önünde ağlayıp duruyordu. Ey seher yeli, bilmiyor musun ki., başından neler geçti acaba, bir söyleyiver!
Bir kere daha o devlet kapısına yol bulur, uğrarsan selâmımızı, dualarımızı arzet de de ki:
* Biz kötüysek de kötülüğümüze karşı mücazatta bulunma; yoksulun suçunu söylersen bile padişahçasına söyle!
** Aşk yolunda zenginle fakirin arasında bir fark yoktur; ey güzellik padişahı, yoksullarla da konuş!
* Zülfünün tuzağından canlan silkip de azat edince acaba o garip gönlümüzün başına neler geldi? Söyle ey seher yeli, söyle!
* Marifet erbabının hikâyesi canlara can katar. Var, bir remiz sor., gel bir söz söyle!
** Testideyken işvelenip sofinin gönlünü kapan şarap, ey sâki, söyle… ne zaman kadehte cilvelenecek!
Hâfız, eğer onun meclisine varmak için sana müsaade ederlerse Allah için olsun şarap iç, riyayı bıraktım artık de!
Ey peyk-i rastan haber-î serv-i ma bigü
Ahval-i gul bebulbul-i destan-serâ bigü

غزل 415‏

ای پيک راستان خبر يار ما بگو
احوال گل به بلبل دستان سرا بگو

ما محرمان خلوت انسيم غم مخور
با يار آشنا سخن آشنا بگو

برهم چو می‌زد آن سر زلفين مشکبار
با ما سر چه داشت ز بهر خدا بگو

هر کس که گفت خاک در دوست توتياست
گو اين سخن معاينه در چشم ما بگو

آن کس که منع ما ز خرابات می‌کند
گو در حضور پير من اين ماجرا بگو

گر ديگرت بر آن در دولت گذر بود
بعد از ادای خدمت و عرض دعا بگو

هر چند ما بديم تو ما را بدان مگير
شاهانه ماجرای گناه گدا بگو

بر اين فقير نامه آن محتشم بخوان
با اين گدا حکايت آن پادشا بگو

جان‌ها ز دام زلف چو بر خاک می‌فشاند
بر آن غريب ما چه گذشت ای صبا بگو

جان پرور است قصه ارباب معرفت
رمزی برو بپرس حديثی بيا بگو

حافظ گرت به مجلس او راه می‌دهند
می نوش و ترک زرق ز بهر خدا بگو

**
– H –
**
EĞER MÜBAREK HATIRIN HÂFIZ’DAN İNCİNDİYSE LÜTFET, SÖYLEDİKLERİMİZE, DUYDUKLARIMIZA TÖVBE ETTİK, YİNE GEL!

420.
İnce keten libaslar giyinip eteğini çekerek gitti. Yüzlerce ay yüzlü güzel, hasedinden keten gömleklerinin yenini, yakasım yırttı!
Şarabın verdiği hararetle yanağındaki ter taneleri, gül yaprağına damlamış çiğ taneleri* ne benziyordu.
Yakut gibi cana can katan dudakları, letafet suyundan doğmuş., güzel ve salına salına yürüyen şimşir boyu, nazü naimle beslenip yetişmiş!
Fasih ve tatlı bir söz, yüce ve usul bir boy, lâtif ve gönüller çekici bir yüz, süzgün gözler…
Bir o gönüller çeken lâl dudaklarına bak; bir o gönüllere ıstıraplar veren gülüşü seyret., güzel yürüyüşünü gör, o mevzun adımlara bak!
O, kara gözlü ceylân, tuzağımızdan gitti., dostlar, bu ürküp kaçan gönüle ne çare edelim?
Elinden geldikçe nazar ehlini incitme sakın ey seçilmiş sevgili., dünyanın vefası yoktur.
O gönül aldatan gözünün azarım niceye bir çekeyim? Ne olur ey iki gözümün nuru, bir gün de bir göz ucuyle, bir işveyle bakıver!
Eğer mübarek hatırın Hâfız’dan incindiyse lütfet, söylediklerimize, duyduklarımıza tövbe ettik, yine gel!
Dâmen keşan hemıreft derşerb-i zer-keşide
Şed mâh-rü zireşkeş ceyb-i kasab deride
425‏

دامن کشان همی‌شد در شرب زرکشيده
صد ماه رو ز رشکش جيب قصب دريده

از تاب آتش می بر گرد عارضش خوی
چون قطره‌های شبنم بر برگ گل چکيده

لفظی فصيح شيرين قدی بلند چابک
رويی لطيف زيبا چشمی خوش کشيده

ياقوت جان فزايش از آب لطف زاده
شمشاد خوش خرامش در ناز پروريده

آن لعل دلکشش بين وان خنده دل آشوب
وان رفتن خوشش بين وان گام آرميده

آن آهوی سيه چشم از دام ما برون شد
ياران چه چاره سازم با اين دل رميده

زنهار تا توانی اهل نظر ميازار
دنيا وفا ندارد ای نور هر دو ديده

تا کی کشم عتيبت از چشم دلفريبت
روزی کرشمه‌ای کن ای يار برگزيده

گر خاطر شريفت رنجيده شد ز حافظ
بازآ که توبه کرديم از گفته و شنيده

بس شکر بازگويم در بندگی خواجه
گر اوفتد به دستم آن ميوه رسيده
**
EY GENÇ SEVGİLİ, İHTİYARLARIN ÖĞÜDÜNDEN BAŞ ÇEVİRME. İHTİYARLARIN TEDBİRİ, GENCİN BAHTINDAN DAHA İYİDİR.

421. t
Vuslatı ebedî ömürden daha iyi.. Yarabbi, hakkımda hayırlısı neyse onu ver!
Beni kılıçladı da yine kimseye bir şey söylemedim. Dostun sırrının düşmandan gizli tutulması iyidir.
Bir gece, “Kulağımdaki inci küpeden daha iyi bir inciyi âlemde kimse görmemiştir” diyordu.
Gönül, devletin ebedîsi iyidir mazmununca daima sen de onun civarının yoksulu ol!
Zahit, beni cennete çağırma, bu elma gibi çene topağı, o bahçeden daha güzel bence!
Bu yurtta kulluk dağıyle ölmek, sevgilinin canına andolsun, cihan mülküne sahip olmadan yeğ!
Selvi boylumuzun ayağıyle ezilen gülün toprağı bile erguvanın kanından iyi.
Allah için doktorumuza sorun: Bu hasta ne vakit iyi olacak ki?
Ey genç sevgili, ihtiyarların öğüdünden baş çevirme. İhtiyarların tedbiri, gencin bahtından daha iyidir.
* Zinderûd. abıhayattır ama bizim Şiraz’ımız, İsfahan’dan da güzel!
Söz sevgilinin ağzında incidir ama Hâfız’ın şiirleri ondan da hoş!
Visal-i o zi ömr-i cavidan bih
Hudavenda mera an dih ki an bih
419‏

وصال او ز عمر جاودان به
خداوندا مرا آن ده که آن به

به شمشيرم زد و با کس نگفتم
که راز دوست از دشمن نهان به

به داغ بندگی مردن بر اين در
به جان او که از ملک جهان به

خدا را از طبيب من بپرسيد
که آخر کی شود اين ناتوان به

گلی کان پايمال سرو ما گشت
بود خاکش ز خون ارغوان به

به خلدم دعوت ای زاهد مفرما
که اين سيب زنخ زان بوستان به

دلا دايم گدای کوی او باش
به حکم آن که دولت جاودان به

جوانا سر متاب از پند پيران
که رای پير از بخت جوان به

شبی می‌گفت چشم کس نديده‌ست
ز مرواريد گوشم در جهان به

اگر چه زنده رود آب حيات است
ولی شيراز ما از اصفهان به

سخن اندر دهان دوست شکر
وليکن گفته حافظ از آن به

**
HÂFIZ, MEYHANEYE GEL DE SANA DUALARI KABUL EDİLMİŞLERDEN YÜZLERCE SAF GÖSTEREYİM!

422. t
Muğların sarayının kapısı silinmiş, süpürülmüş, sulanmış., oraya bir pır oturmuş; ihtiyarı, genci çağırmaktaydı.
Testi taşıyanların hepsi, kulluk kemerini bağlanmışlar, hepsi ona kul olmuşlardı., fakat Pîr-i Mugânın külahının dilimi buluta çadır kurmuştu. onun kadri gökler kadar yüceydi
Kadehin, sürahinin ziyası, ayın yüzünü örtmüş; muğbeçelerin yanakları güneşin yolunu kesmişti
* Rahmet meleği işret kadehini eline almış. hurilerle perilerin yüzlerine şarap katralarından gülsüyü serpmişti
** Baht gelini, o gelin odasında binlerce nazü eda ile perçemlerini kesmiş, gül yaprağına gülsuları saçmıştı.
Edalı güzellerin kopardıkları kavgadan, kıyametten şeker kırılmış, yasemin dökülmüş, rebap çalınmıştı.
Selâm verdim, bana güler bir yüzle dedi ki: Ey şaraba düşkün müflis mahmur!
Himmetin de zayıf, tedbirin de., bu yüzden senin şu yaptığın işi kim yapar? Onun bucağından çıktın da harap bir yazıya çadır kurdun!
* * Beni bir yudum şarapla neşelendirdi de sonra dedi ki:
Uykulara dalmış bahtın kucağında ne uyuyorsun ?
Felek, Şah Nusretüddin’in yedekçisidir. Gel, bak da gör; felek, nasıl atının özengisini tutmakta.
Aklı bile gayıp âleminden ilham aldığı halde şeref bulmak için arşın yücesinden onun eşiğini yüzlerce defa öpmekte.
Hâfız, meyhaneye gel de sana duaları kabul edilmişlerden yüzlerce saf göstereyim!
Der-i serây-ı muğan ruftebüd-u ab zede
Nişeste Pîr-u selâyi beşeyh-u şâb zede

غزل 421‏

در سرای مغان رفته بود و آب زده
نشسته پير و صلايی به شيخ و شاب زده

سبوکشان همه در بندگيش بسته کمر
ولی ز ترک کله چتر بر سحاب زده

شعاع جام و قدح نور ماه پوشيده
عذار مغبچگان راه آفتاب زده

عروس بخت در آن حجله با هزاران ناز
شکسته کسمه و بر برگ گل گلاب زده

گرفته ساغر عشرت فرشته رحمت
ز جرعه بر رخ حور و پری گلاب زده

ز شور و عربده شاهدان شيرين کار
شکر شکسته سمن ريخته رباب زده

سلام کردم و با من به روی خندان گفت
که ای خمارکش مفلس شراب زده

که اين کند که تو کردی به ضعف همت و رای
ز گنج خانه شده خيمه بر خراب زده

وصال دولت بيدار ترسمت ندهند
که خفته‌ای تو در آغوش بخت خواب زده

بيا به ميکده حافظ که بر تو عرضه کنم
هزار صف ز دعاهای مستجاب زده

فلک جنيبه کش شاه نصره الدين است
بيا ببين ملکش دست در رکاب زده

خرد که ملهم غيب است بهر کسب شرف
ز بام عرش صدش بوسه بر جناب زده
**
“EY CİHANIN CANI, BAHAR MEVSİMİNDE GÜL DEFTERİ HALİS ŞARAPLA ISLANSA, BERRAK ŞARABA BULANSA AYIPLANMAZ.

423. t
Dün gece yan uykulu. mahmur – hırkayla seccade ıslak ve şaraba bulanmış bir halde meyhane kapısına gittim.
Şarap satan muğbeçe hayıflanarak geldi, dedi ki: Ey uyuklayarak yola giden, uyan!
Bir yıkan, arın da ondan sonra salma salına meyhaneye gel ki bu harap tekke senin yüzünden pislenmesin.
Niceyedek dudakları tatlı dilberlerin havasına uyacaksın; niceyedek ruh cevherini enmiş yakuta bulayacaksın ?
ihtiyarlık konağından tertemiz geç, kocalık elbisesini de gençlik elbisesi gibi bulaştırma.
Aşk yolunun yüzgeçleri, bu derin denize garkoldular da yine suya bulanmadılar, yine ıslanmadılar.
Temizlen, arın, tabiat kuyusundan çık. Çünkü toprakla su berrak görünmez, neşe vermez.
Dedim ki: “Ey cihanın canı, bahar mevsiminde gül defteri halis şarapla ıslansa, berrak şaraba bulansa ayıplanmaz.
Dedi ki: Hâfız, dostlara muamma satmaya, nükte yapmaya kalkışma. Ah bu çeşit itaplarla bulanık lütuf tan!
Düş reltem beder-i meykede hâb-âlüde
Hırka ter damen-u seccade şerâb âlüde
423‏

دوش رفتم به در ميکده خواب آلوده
خرقه تردامن و سجاده شراب آلوده

آمد افسوس کنان مغبچه باده فروش
گفت بيدار شو ای ره رو خواب آلوده

شست و شويی کن و آن گه به خرابات خرام
تا نگردد ز تو اين دير خراب آلوده

به هوای لب شيرين پسران چند کنی
جوهر روح به ياقوت مذاب آلوده

به طهارت گذران منزل پيری و مکن
خلعت شيب چو تشريف شباب آلوده

پاک و صافی شو و از چاه طبيعت به درآی
که صفايی ندهد آب تراب آلوده

گفتم ای جان جهان دفتر گل عيبی نيست
که شود فصل بهار از می ناب آلوده

آشنايان ره عشق در اين بحر عميق
غرقه گشتند و نگشتند به آب آلوده

گفت حافظ لغز و نکته به ياران مفروش
آه از اين لطف به انواع عتاب آلوده

**
EY ZEMANE MÜFTÜSÜ, ONU SEVME DİYE BENİ MENEDİYORSUN, SENİ MAZUR TUTARIM, ÇÜNKÜ GÖRMEDİN ONU!

424. t
Benden ayrılma, çünkü gözümün nurusun, canımın sevgilisi, ürkmüş kalbimin munisisin.
Âşıklar senin eteğinden el çekmezler. Onların sabır gömleklerini yırttın sen!
Kem gözlerden zarar gelmesin, nazar değmesin sana. Çünkü güzelliğin son haddine varmışsın.
Ey zemane müftüsü, onu sevme diye beni menediyorsun, seni mazur tutarım, çünkü görmedin onu!
Hâfız, dostun sana ettiği serzenişler ne? Yoksa ayağını yorganına göre uzatmadın mı ki?
Ezmen cudâ meşov ki tuem nur-ı didei
Mahbüb-ı cân-u münis-i kalb-i remidei

غزل 424‏

از من جدا مشو که توام نور ديده‌ای
آرام جان و مونس قلب رميده‌ای

از دامن تو دست ندارند عاشقان
پيراهن صبوری ايشان دريده‌ای

از چشم بخت خويش مبادت گزند از آنک
در دلبری به غايت خوبی رسيده‌ای

منعم مکن ز عشق وی ای مفتی زمان
معذور دارمت که تو او را نديده‌ای

آن سرزنش که کرد تو را دوست حافظا
بيش از گليم خويش مگر پا کشيده‌ای

**
SAÇLARINI EVVELCE SEN, BENİM ETİME VERMEDİN Mİ? SONRA NEDEN BENİ AYAKLAR ALTINA DÜŞÜRÜYORSUN, NE İSTİYORSUN Kİ?

425. t
Ansızın perdeden çıktın; ân, hayayı bıraktın… yani ne yapmak istiyorsun? Sarhoş olup evden dışarı fırladın, meramın ne?
Saçlarını sabah rüzgârının eline vermiş, kulağını engelin sözüne asmışsın., böylece herkesle görüşmekte, öpüşmektesin, maksadın ne yani?
Güzeller padişahısın, yoksullarla düşüp kalkıyorsun. Mertebenin kadrini anlamadın mı yoksa ki?
Saçlarını evvelce sen, benim etime vermedin mi? Sonra neden beni ayaklar altına düşürüyorsun, ne istiyorsun ki?
Sözün, ağzının varlığını.. kemerin, belinin mevcudiyetini bildirdi. Sense bana kılıç çekmişsin; ben ne yaptım sana?
Herkes, güneş yüzünün bir çeşit nakşıyle meşgul., nihayet herkese bir yaman oyun oynamışsın, meramın ne yani?
Hâfız, sevgili, senin dar gölüne gelip kondu. Halbuki sen, evden ağyarı silip süpürmemişsin, yani bu ne?
Nâgehan perde berendâhtei y’ni çi
Mest ezhâne birun tâhtei ya’nî çi
420‏

ناگهان پرده برانداخته‌ای يعنی چه
مست از خانه برون تاخته‌ای يعنی چه

زلف در دست صبا گوش به فرمان رقيب
اين چنين با همه درساخته‌ای يعنی چه

شاه خوبانی و منظور گدايان شده‌ای
قدر اين مرتبه نشناخته‌ای يعنی چه

نه سر زلف خود اول تو به دستم دادی
بازم از پای درانداخته‌ای يعنی چه

سخنت رمز دهان گفت و کمر سر ميان
و از ميان تيغ به ما آخته‌ای يعنی چه

هر کس از مهره مهر تو به نقشی مشغول
عاقبت با همه کج باخته‌ای يعنی چه

حافظا در دل تنگت چو فرود آمد يار
خانه از غير نپرداخته‌ای يعنی چه

**
CAHİL PÎRLERLE SAPIK ŞEYHLER, BİZİ KINAYA KINAYA EFSANE ETTİLER GİTTİ!

426. t
Sevgilinin, gönlümün dilediği lâl dudakla-rından kâm almaktayım., işretim, neşem daimî.. Tanrı’ya hamdolsun, işim muradımca!
Ey serkeş bahtım, sevgiliyi sıkıca sar., gâh şarap kadehini çek, gâh gönlün dilediği lâl dudaktan em!
Cahil Pîrlerle sapık şeyhler, bizi kınaya kınaya efsane ettiler gitti!
* Zahidin sözlerini tutmaya tövbeler olsun, ibadet edenin işlerini işlemeye de estağfirullah!
Sevgili, ayrılığını nasıl anlatayım? Bir göz, yüzlerce göz yaşı., bir can, yüzlerce ahu feryat!
Dudağının iştiyakı, Hâfız’ın aklından gece virdini de çıkardı, seher çağındaki dersi de!
‘Ayşem mudâmest elhamdülillah
Karem bekämest elhamdülillah
17‏

عيشم مدام است از لعل دلخواه
کارم به کام است الحمدلله

ای بخت سرکش تنگش به بر کش
گه جام زر کش گه لعل دلخواه

ما را به رندی افسانه کردند
پيران جاهل شيخان گمراه

از دست زاهد کرديم توبه
و از فعل عابد استغفرالله

جانا چه گويم شرح فراقت
چشمی و صد نم جانی و صد آه

کافر مبيناد اين غم که ديده‌ست
از قامتت سرو از عارضت ماه

شوق لبت برد از ياد حافظ
درس شبانه ورد سحرگاه
**
BEN RİNT VE ÂŞIK OLAYIM, SONRA DA TÖVBE EDEYİM HA? ESTAĞFİRULLAH, ESTAĞFİRULLAH’

427. t
O ay yüzlünün civarında gökten kılıçlar yağsa yine boynumuzu koymuş, teslim olmuşuz.. hüküm Tanrı’nındır.
Takva yolunu, yordamını, ben de bilirim ama sapık bahtla başa çıkamıyorum, elde ne çarem var ki?
Ben rint ve âşık olayım, sonra da tövbe edeyim ha? Estağfirullah, estağfirullah’
Biz, şeyhi, vaizi pek az tanırız. Ya şarap kadehi sun, ya hikâyeyi kısa kes!
Sabır acı, ömür de fani. Ah ona kavuşmak nasıl mümkün olacak? Bunu bilseydim!
Sevginden bize bir akis bile düşmüyor, ey ayna yüzlü sevgili, ah elinden, ah!
* Hâfız, ne ağlayıp inliyorsun? Eğer vuslat istiyorsan her an kan yutman gerek!
Ger tiyğ bäred derküy-ı an mäh
Gerden nihädim ellıukmu lilläh
418‏

گر تيغ بارد در کوی آن ماه
گردن نهاديم الحکم لله

آيين تقوا ما نيز دانيم
ليکن چه چاره با بخت گمراه

ما شيخ و واعظ کمتر شناسيم
يا جام باده يا قصه کوتاه

من رند و عاشق در موسم گل
آن گاه توبه استغفرالله

مهر تو عکسی بر ما نيفکند
آيينه رويا آه از دلت آه

الصبر مر و العمر فان
يا ليت شعری حتام القاه

حافظ چه نالی گر وصل خواهی
خون بايدت خورد در گاه و بی‌گاه

**
NE TÜRLÜ SINADIMSA ÇARESİ OLMADI, BİR FAYDA ELDE EDEMEDİM. ZATEN SINANMIŞ ŞEYİ SINAYAN, ANCAK NADİM OLUR.

428. t
Sevgiliye yüreğimin kanıyla mektup yazdım, dedim ki: Sevgili, ayrılığınla dünyayı bir kıyamet gördüm.
Ne türlü sınadımsa çaresi olmadı, bir fayda elde edemedim. Zaten sınanmış şeyi sınayan, ancak nadim olur.
Bir doktordan sevgilinin ahvalini sordum, dedi ki: Yakınlığında azap vardır, uzaklığında pişmanlık!
Ayrılığınla gözümde yüzlerce alâmet var; aşkıma alâmet, sade bu akıp duran göz yaşlarım değil ki!
Dedim ki:
Civarında dönüp dolaşsam beni kınıyorlar.
Dedi ki:
Vallahi zaten biz, kınanmadık bir sevgi görmedik ki.
Hâfız mademki seni istiyor, sevgili, tatlı canın için ona bir kadeh sun da ihsanından tatsın.
Ezhün-ı dil nubiştem nezdiyk-i yâr nâme
Inni ra’eytu dehren min hecrikel kıyâme
426‏

از خون دل نوشتم نزديک دوست نامه
انی رايت دهرا من هجرک القيامه

دارم من از فراقش در ديده صد علامت
ليست دموع عينی هذا لنا العلامه

هر چند کزمودم از وی نبود سودم
من جرب المجرب حلت به الندامه

پرسيدم از طبيبی احوال دوست گفتا
فی بعدها عذاب فی قربها السلامه

گفتم ملامت آيد گر گرد دوست گردم
و الله ما راينا حبا بلا ملامه

حافظ چو طالب آمد جامی به جان شيرين
حتی يذوق منه کاسا من الکرامه

**
AKLA ŞARAPTAN YOL AZIĞI VERDİM, ONU VARLIK ŞEHRİNDEN YOLA SALDIM.

429. t
Bir seher çağı, gecenin sarhoşluğundan mahmur bir halde çeng ve çegane nağmeleriyle şarap kadehini ele aldım.
Akla şaraptan yol azığı verdim, onu varlık şehrinden yola saldım.
Şarap satan sevgilim bana öyle bir yudum şarap verdi ki zemanenin hilesinden emin oldum.
Yay kaşlı sâkiden duydum, dedi ki: Ey melâmet okuna hedef olan,
Eğer arada kendini görürsen kuşak gibi sevgilinin beline sarılsan bile bir fayda elde edemezsin!
Yürü, bu tuzağı, başka bir kuşu avlamak için kur. Çünkü ankanın yuvası çok yüksekte!
Nedim, çalgıcı, sâki., hepsi o. Su, toprak hayali, yolda bir bahaneden ibaret!
Şarap gemisini ver de bu kenarı görünmeyen denizden kurtulalım.
Hâfız, varlığımız bir muammadan ibaret. Hakikati de ancak afsun ve efsane!
Sehergâhi ki mahmür-ı şebâne
Girıftem bade bâçeng-u çeğâne
428‏

سحرگاهان که مخمور شبانه
گرفتم باده با چنگ و چغانه

نهادم عقل را ره توشه از می
ز شهر هستيش کردم روانه

نگار می فروشم عشوه‌ای داد
که ايمن گشتم از مکر زمانه

ز ساقی کمان ابرو شنيدم
که ای تير ملامت را نشانه

نبندی زان ميان طرفی کمروار
اگر خود را ببينی در ميانه

برو اين دام بر مرغی دگر نه
که عنقا را بلند است آشيانه

که بندد طرف وصل از حسن شاهی
که با خود عشق بازد جاودانه

نديم و مطرب و ساقی همه اوست
خيال آب و گل در ره بهانه

بده کشتی می تا خوش برانيم
از اين دريای ناپيداکرانه

وجود ما معماييست حافظ
که تحقيقش فسون است و فسانه

**
YÜZÜNÜN AŞKIYLE BİR GÜN ÂLEMDEN GİDERSEM TOPRAĞIMDAN YEŞİL OT YERİNE KIZIL GÜLLER BİTER.

430. t
Ne kutludur gönlün dilediği amber kokulu rüzgâr ki senin havanla seher çağı erkenden esip tozdu.
Ey vuslatı mübarek kuş, yola kılavuz ol. O kapının toprağına iştiyakımdan gözlerim eridi, su oldu.
Gönül kanma garkolan bu zayıfı hatırlayarak ufuktaki hilâle bakın!
Sensiz yaşıyorum, bu ne utanılacak şey. Meğer ki sen affedesin, yoksa bu günahın özrü ne olabilir?
Sabah rüzgârı seher çağında aşka düşerek kara elbisesini yırtıp atmayı âşıklarından öğrendi.
Yüzünün aşkıyle bir gün âlemden gidersem toprağımdan yeşil ot yerine kızıl güller biter.
Senden uzağım. Bundan dolayı şikâyet etmekteyim, nazik hatırın incinmesin. Dur bakalım, Hâfız’ın şikâyete daha yeni başladı.
Hunuk nesim-i mu’anber şemâme-i dilhâh
Ki derhevâ-yı tu berhâst bâmdâd begâh
416‏

خنک نسيم معنبر شمامه‌ای دلخواه
که در هوای تو برخاست بامداد پگاه

دليل راه شو ای طاير خجسته لقا
که ديده آب شد از شوق خاک آن درگاه

به ياد شخص نزارم که غرق خون دل است
هلال را ز کنار افق کنيد نگاه

منم که بی تو نفس می‌کشم زهی خجلت
مگر تو عفو کنی ور نه چيست عذر گناه

ز دوستان تو آموخت در طريقت مهر
سپيده دم که صبا چاک زد شعار سياه

به عشق روی تو روزی که از جهان بروم
ز تربتم بدمد سرخ گل به جای گياه

مده به خاطر نازک ملالت از من زود
که حافظ تو خود اين لحظه گفت بسم الله

**
AKIL, AŞK DELİLERİNİN BAĞLANMASINI EMREDERKEN SAÇININ HALKASINA DÜŞMEK ÜMİDİYLE DELİ DİVANE OLDU!

431. t
Yüzünün çırağına mum bile pervane kesildi, yanağındaki ben, beni benden aldı!
Akıl, aşk delilerinin bağlanmasını emrederken saçının halkasına düşmek ümidiyle deli divane oldu!
Pervane, yüzünün çırağından haber getirince mum, muştuluk olarak hemencecik canını, sabah rüzgârına veriverdi.
Saçının ümidiyle can, yele giderse ne çıkar? Sevgiliye binlerce aziz can feda olsun!
Ateşe benzeyen yüzünde, o güzele nazar değmesin diye üzerlik yerine siyah beninden başka daha iyi bir şey yakıldığını kim gördü ki ?
Dün gece sevgilimi yabancının elinde görünce kıskançlığımdan elden ayaktan düştüm, yerlere yıkıldım!
Ne oyunlar yaptım ama fayda vermedi gitti; afsunumuz ona efsane geldi!
Sevgilinin dudağının hüküm sürdüğü zamanda sevgiliyle ahdim var: Ağzıma kadeh sözünden başka bir söz almayacağım!
Medreseden, tekkeden bahsetme… Hâfız’ın başına yine meyhane havası düştü!
Çerağ-ı rüy-ı tura şem’ keşt pervane
Mera zihâl-i tu bâhâl-i hiç pervane

غزل 427‏

چراغ روی تو را شمع گشت پروانه
مرا ز حال تو با حال خويش پروا نه

خرد که قيد مجانين عشق می‌فرمود
به بوی سنبل زلف تو گشت ديوانه

به بوی زلف تو گر جان به باد رفت چه شد
هزار جان گرامی فدای جانانه

من رميده ز غيرت ز پا فتادم دوش
نگار خويش چو ديدم به دست بيگانه

چه نقشه‌ها که برانگيختيم و سود نداشت
فسون ما بر او گشته است افسانه

بر آتش رخ زيبای او به جای سپند
به غير خال سياهش که ديد به دانه

به مژده جان به صبا داد شمع در نفسی
ز شمع روی تواش چون رسيد پروانه

مرا به دور لب دوست هست پيمانی
که بر زبان نبرم جز حديث پيمانه

حديث مدرسه و خانقه مگوی که باز
فتاد در سر حافظ هوای ميخانه

**
– Y –

AFERİN MERHAMETLİ YÜZÜNE, SEVABA NAİL OLMAK İÇİN BAKIŞLARINLA ÖLDÜRDÜĞÜN ÂŞIKA NAMAZ KILMAYA GELMİŞSİN!

432.
Ey uzun saçlarının zinciriyle gelen sevgili, dilerim, fırsatın fevt olmasın., çünkü belli ki divaneyi okşamaya, halini hatırını sormaya gelmişsin!
Mademki niyaz ehlini görmeye, gözetmeye, hatırını sormaya geldin, bir an olsun âdetini terket, nazı bırak!
İster barış, ister savaş, herhalde senin uzun boyuna kurban olayım. Sana barışta da naz yaraşıyor, savaşta da!
Lâl dudaklarında su ile ateşi birbirine katmışsın., kem göz değmesin, ne güzel hokkabazlıkların, ne hoş oyunların var!
Aferin merhametli yüzüne, sevaba nail olmak için bakışlarınla öldürdüğün âşıka namaz kılmaya gelmişsin!
Sana karşı zahitliğimin ne ehemmiyeti olabilir ki? Gönlümü yağma etmek için o halvet yurduna sarhoş, perişan bir halde geliyorsun.
Sevgili dedi ki: Hâfız, yine hırkan şaraba bulanmış., yoksa sofiler mezhebinden çıktın mı ki?
Ey ki bâ silsile-ı zulf-i diraz âmedei
Fırsatet bâd ki divâne-nevâz âmedei

غزل 422‏

ای که با سلسله زلف دراز آمده‌ای
فرصتت باد که ديوانه نواز آمده‌ای

ساعتی ناز مفرما و بگردان عادت
چون به پرسيدن ارباب نياز آمده‌ای

پيش بالای تو ميرم چه به صلح و چه به جنگ
چون به هر حال برازنده ناز آمده‌ای

آب و آتش به هم آميخته‌ای از لب لعل
چشم بد دور که بس شعبده بازآمده‌ای

آفرين بر دل نرم تو که از بهر ثواب
کشته غمزه خود را به نماز آمده‌ای

زهد من با تو چه سنجد که به يغمای دلم
مست و آشفته به خلوتگه راز آمده‌ای

گفت حافظ دگرت خرقه شراب آلوده‌ست
مگر از مذهب اين طايفه بازآمده‌ای

**
ÂLEMİ AYDINLATAN GÜNEŞ GİBİ BELKİ EVİNDEN ÇIKARSIN DİYE HASRETİNLE SABAH GİBİ CAN VERMEKTEYİM.

433.
Gönül, sevgilinin kuyuya benzeyen çene çukurundan çıkarsan nereye gidersen git, pek tez pişman olur çıkarsın!
Aklım başına al. Eğer nefis vesvesesine kulak asarsan Âdem gibi cennet bahçesini terketmek mecburiyetinde kalırsın.
Abıhayat çeşmesinden susuz çıkarsan felek, sana bir katra su bile vermese yeri var!
* Âlemi aydınlatan güneş gibi belki evinden çıkarsın diye hasretinle sabah gibi can vermekteyim.
Goncanın açılıp gül haline gelmesi gibi sen de açılasın diye seher yeli gibi sana ne vaktedek himmet nefesini yollayıp duracağım?
Ayrılığının karanlık gecesinde canım dudağıma geldi. Parlak ay gibi doğmanın tam zamanı artık!
Salına salına yürüyen selvi gibi belki çıkarsın diye kapının toprağına göz yaşlarımdan iki yüz ırmak akıttım.
Hâfız, gam yeme., ay yüzlü Yusuf, elbette yine gelir ve sen de de elbette Külbeiahzanından çıkar, kurtulursun!
Ey dil ger ezan çâh-ı zenehdan bederâyi
Her câ ki revi zöd peşiman bederâyi
494‏

ای دل گر از آن چاه زنخدان به درآيی
هر جا که روی زود پشيمان به درآيی

هش دار که گر وسوسه عقل کنی گوش
آدم صفت از روضه رضوان به درآيی

شايد که به آبی فلکت دست نگيرد
گر تشنه لب از چشمه حيوان به درآيی

جان می‌دهم از حسرت ديدار تو چون صبح
باشد که چو خورشيد درخشان به درآيی

چندان چو صبا بر تو گمارم دم همت
کز غنچه چو گل خرم و خندان به درآيی

در تيره شب هجر تو جانم به لب آمد
وقت است که همچون مه تابان به درآيی

بر رهگذرت بسته‌ام از ديده دو صد جوی
تا بو که تو چون سرو خرامان به درآيی

حافظ مکن انديشه که آن يوسف مه رو
بازآيد و از کلبه احزان به درآيی
**
KALEMDE, AŞK SIRRINI İZHAR EDEBİLECECEK DİL NE GEZER? İŞTİYAK SÖZÜ, ANLAŞILAMAZ Kİ. O SÖZ, ANLATILMADAN DA ÖTEDİR!

434.
Seher çağında sevgiliye olan iştiyakımı rüzgâra söylüyordum. “Tanrı’nın lûtuflarına emin ol” diye hitab geldi.
Sabah zamanı edilen dua ile geceleri çekilen ah, maksat hâzinesinin anahtarıdır. Bu yolda böyle yürü de sevgiliye kavuş!
Kalemde, aşk sırrını izhar edebilececek dil ne gezer? iştiyak sözü, anlaşılamaz ki. O söz, anlatılmadan da ötedir!
Ey Mısır Yusuf’u, seni saltanat işleri meşgul etti. Oğul sevgisi, seni ne hale getirdi diye ne olur., babanın halini de bir sor!
İki yüzlü kati cihanın yaratılışında merhamet yoktur. Onu sevmekten ne istiyor, ne umuyorsun ki? Neye ona düşüyor, neye ona bağlanıyorsun ki ?
Senin gibi himmeti yüce devlet kuşu, ne vaktedek kemik hırsına düşecek? Ehil olmayanların üstüne saldığın devlet gölgesine yazık!
Bu dünya pazarında bir fayda varsa yine kanaatkâr derviş elde eder. Yarabbi, sen bana nimet olarak dervişliği, kanaati ihsan et!
Hâfız, güzellere gönül verme, Semerkand Türklerinin Harezmlilere yaptıkları vefasızlıkları gör de ibret al!
Seher bâbâd migultem hadiş-ı arzümendî
Hitâb âmed ki vâşık şov beeltâf-ı Hudâvendı

غزل 440‏

سحر با باد می‌گفتم حديث آرزومندی
خطاب آمد که واثق شو به الطاف خداوندی

دعای صبح و آه شب کليد گنج مقصود است
بدين راه و روش می‌رو که با دلدار پيوندی

قلم را آن زبان نبود که سر عشق گويد باز
ورای حد تقرير است شرح آرزومندی

الا ای يوسف مصری که کردت سلطنت مغرور
پدر را بازپرس آخر کجا شد مهر فرزندی

جهان پير رعنا را ترحم در جبلت نيست
ز مهر او چه می‌پرسی در او همت چه می‌بندی

همايی چون تو عالی قدر حرص استخوان تا کی
دريغ آن سايه همت که بر نااهل افکندی

در اين بازار اگر سوديست با درويش خرسند است
خدايا منعمم گردان به درويشی و خرسندی

به شعر حافظ شيراز می‌رقصند و می‌نازند
سيه چشمان کشميری و ترکان سمرقندی

**
GÖNLÜMÜN DİZGİNİNİ ÖYLE BİRİSİNE VERDİM Kİ NE TAÇ İÇİN KİMSEYE RAĞBETİ VAR, NE TAHT İÇİN!

435.
Bir ay yüzlü güzelin kaşıyle yanağında yeni biten tüylerinin hayaline düştüm, yine yeniden bir genç sevdim.
Gönlümün dizginini öyle birisine verdim ki ne taç için kimseye rağbeti var, ne taht için!
Meclisleri bezeyen bir güzelin başıyle gözü arzusuna düştüm de başım elimden gitti, gözlerim de beklemeden yandı yakıldı.
Güzelleri sevme fermanım o yay kaşlının tasdikine mazhar olur diye ummaktayım; bu ne hayâl!
Gönül gamlandı. Hırkamı ateşlere atacağım. Gel de gör., çünkü bu, seyre değer!
ölüm günümde tabutumu selvi ağacından yapın. Çünkü bir yüce boylunun dağıyle gitmekteyim !
Güzellerin bakış kılıçlarını çektikleri yerde bir başın ayaklar altına düşmesine şaşma!
* Geceleyin yüzü, bana ay olurken yıldızın aydınlığına ihtiyacım mı olur?
Ayrılık nedir, buluşma ne? Sen sevgilinin rızasını iste., zira ondan, kendisinden başka i bir şey dilemek yazıktır!
Hâfız’ın cöngü bir denize düşse, balıklar, şevklerinden o şiirlere saçmak için inciler çıkarırlar.
Beçeşm kendeem ebrüyı mâhsimâyi
Heyâli sebzhati nakş besteem câyî
491‏

به چشم کرده‌ام ابروی ماه سيمايی
خيال سبزخطی نقش بسته‌ام جايی

اميد هست که منشور عشقبازی من
از آن کمانچه ابرو رسد به طغرايی

سرم ز دست بشد چشم از انتظار بسوخت
در آرزوی سر و چشم مجلس آرايی

مکدر است دل آتش به خرقه خواهم زد
بيا ببين که که را می‌کند تماشايی

به روز واقعه تابوت ما ز سرو کنيد
که می‌رويم به داغ بلندبالايی

زمام دل به کسی داده‌ام من درويش
که نيستش به کس از تاج و تخت پروايی

در آن مقام که خوبان ز غمزه تيغ زنند
عجب مدار سری اوفتاده در پايی

مرا که از رخ او ماه در شبستان است
کجا بود به فروغ ستاره پروايی

فراق و وصل چه باشد رضای دوست طلب
که حيف باشد از او غير او تمنايی

درر ز شوق برآرند ماهيان به نثار
اگر سفينه حافظ رسد به دريايی

**
BİR DAHA MECLİSİ BEZEYEN BİR GÜZEL OLMADIKÇA ŞARAP İÇMEMEYE ŞARAP SATAN DİLBERİN HUZURUNDA TÖVBE ETTİM.

436. t
Bütün muğ mabetlerinde benim gibi bir şeydâ yok: Hırka bir tarafta şeraba rehin olmuş, defter bir yanda!
Gönül, padişahın aynası ama tozlanmış. Tanrı’dan tedbiri isabetli ve aydın birisiyle arkadaşlık etmek istiyorum.
Bir daha meclisi bezeyen bir güzel olmadıkça şarap içmemeye şarap satan dilberin huzurunda tövbe ettim.
Eteğime, gözümden dereler, ırmaklar akıttım. Belki kucağıma bir suna boylu selvi dikerler!
Getir şarap gemisini., sevgilinin yüzü olmadıkça gözümün her köşesi, gönül gamından bir deniz kesildi.
Bu hikâyeyi belki mum. dile getirir. Yoksa pervanenin söz söylemeye meyli yok!
Nergis, gözünün şivesinden bahsettiyse incinme. Nazar ehli, bir körün ardına düşmez ya.
Seher çağı meyhane kapısında bir Hristiyan’ın defle, neyle söylediği şu söz ne kadar hoşuma gitti:
Eğer müslümanlık, Hâfız’ın müslümanlığı ise vay bugünün ardında bir yarın varsa vay!
Derheme deyri muğan nist çü men şeydâyi
Hırka câyi girovi bade vu defter câyi
490‏

در همه دير مغان نيست چو من شيدايی
خرقه جايی گرو باده و دفتر جايی

دل که آيينه شاهيست غباری دارد
از خدا می‌طلبم صحبت روشن رايی

کرده‌ام توبه به دست صنم باده فروش
که دگر می نخورم بی رخ بزم آرايی

نرگس ار لاف زد از شيوه چشم تو مرنج
نروند اهل نظر از پی نابينايی

شرح اين قصه مگر شمع برآرد به زبان
ور نه پروانه ندارد به سخن پروايی

جوی‌ها بسته‌ام از ديده به دامان که مگر
در کنارم بنشانند سهی بالايی

کشتی باده بياور که مرا بی رخ دوست
گشت هر گوشه چشم از غم دل دريايی

سخن غير مگو با من معشوقه پرست
کز وی و جام می‌ام نيست به کس پروايی

اين حديثم چه خوش آمد که سحرگه می‌گفت
بر در ميکده‌ای با دف و نی ترسايی

گر مسلمانی از اين است که حافظ دارد
آه اگر از پی امروز بود فردايی

**
SEN GÖNLÜ PAK, TABİATİ PAK BİR ZAHİTSİN, KÖTÜ KİŞİLERLE OTURMAMAN DAHA İYİ.

437. t
Sen bir su kıyısında heva ve hevesine uyup oturmaya gör, yoksa suda ne görürsen kendini görürsün; her gördüğün, yaptığının aksidir.
Sen Tanrı’nın seçilmiş kulusun, kullar arasından seni seçen Tanrı hakkıyçin sen de bu eski kulun üstüne kimseyi seçme!
Edep ve haya, seni ay yüzlülerin padişahı yaptı. Aferin sana, sen bunun gibi daha yüzlerce mertebelere lâyıksın.
Rakibin cefasına sabretmeyeyim de ne yapayım? Âşıklara sabırdan, tahammülden başka çare yok ki!
Ne şaşılacak şey, sen bir gül olduğun halde dikenle oturmaktasın. Olsa olsa bunu zamana uygun görüyorsun da ondan!
Emaneti, iman selâmeti ile verirsen kayırmam. Ardında dinsizlik olmazsa âşıklık kolay!
Bu ihlas sahibi kuldan garezsiz bir söz işit; çünkü sen hakikati gören büyüklerin makbulü bir güzelsin.
Sen gülden daha hoş, nesrinden daha tazesin. Böyle olduğu halde seyr için bahçeye salına salma gidişine hayıflanıyorum doğrusu.
Bu seyrangâhta bir an oturursan sağdan, soldan göz yaşlarımın nasıl habbelerle oynadığını görürsün.
Sen gönlü pak, tabiati pak bir zahitsin, kötü kişilerle oturmaman daha iyi.
Bu akan göz yaşı seli Hâfız’ın gönlündeki sabrı alıp götürdü. Takatim kalmadı gayri, ey göz bebeğim, ayrıl benden!
Ey, Çigil güzeli, sen bu naziklikle, bu güzellikle Hâce Celâleddin’in meclisine lâyıksın
Tu meğer derlebi abi beheves binşini
Verne her fitne ki bini heme ezhod bini
484‏

تو مگر بر لب آبی به هوس بنشينی
ور نه هر فتنه که بينی همه از خود بينی

به خدايی که تويی بنده بگزيده او
که بر اين چاکر ديرينه کسی نگزينی

گر امانت به سلامت ببرم باکی نيست
بی دلی سهل بود گر نبود بی‌دينی

ادب و شرم تو را خسرو مه رويان کرد
آفرين بر تو که شايسته صد چندينی

عجب از لطف تو ای گل که نشستی با خار
ظاهرا مصلحت وقت در آن می‌بينی

صبر بر جور رقيبت چه کنم گر نکنم
عاشقان را نبود چاره بجز مسکينی

باد صبحی به هوايت ز گلستان برخاست
که تو خوشتر ز گل و تازه‌تر از نسرينی

شيشه بازی سرشکم نگری از چپ و راست
گر بر اين منظر بينش نفسی بنشينی

سخنی بی‌غرض از بنده مخلص بشنو
ای که منظور بزرگان حقيقت بينی

نازنينی چو تو پاکيزه دل و پاک نهاد
بهتر آن است که با مردم بد ننشينی

سيل اين اشک روان صبر و دل حافظ برد
بلغ الطاقه يا مقله عينی بينی

تو بدين نازکی و سرکشی ای شمع چگل
لايق بندگی خواجه جلال الدينی
**
MELEK, ÂDEM’E SECDE EDEREK SENİN TAPINI ÖPMEYİ, SANA TAZİMDE BULUNMAYI NİYET ETTİ.

438. t
Sevgili, senin âşıkınım, seni istemekteyim.. biliyorum ki bunu bilirsin. Zira öyle zekisin ki hem görülmedik şeyleri görmekte, hem yazılmadık şeyleri okumaktasın!
Aşıkları kınayan, âşıkla mâşuk arasında ne var, ne bilir ki? Görmeyen göz, bir şey göremez ya, hele gizli sırlan hiç göremez!
Saçlarını döküp gel de sofiyi raksa sok., hırkasının her parçasından binlerce put dök!
• İştiyak çekenlerin işleri o gönüller bağlayan kaşların yüzünden açılır, düzene girer. Allah için olsun bir nefes otur, kaşlarını çatma, ne olur ki!
Melek, Âdem’e secde ederek senin tapını öpmeyi, sana tazimde bulunmayı niyet etti.
Çünkü senin güzelliğine insanlıktan da öte ve hiç bir insanda bulunmaz bir şey buldu.
Gözümüzün ışığı, sevgilinin saçlarından esip gelen rüzgârla aydınlanmakta. Yarabbi, dilerim bu topluluk, dağınık rüzgârından gam görmesin!
Yazıklar olsun., gece işreti, seher yeli gibi gelip geçti. Gönül, ayrılışa düşersen, o zaman vuslatın kadrini bilir, anlarsın.
Yoldaşlardan usanmak iş bilirlik değildir. Kolaylık zamanını düşünerek yol zahmetlerini çek!
Hâfız, sevgilinin saçlarının halkası seni aldatmakta., sakın ha olmayacak ikbal halkasını harekete getirme!
Hevâhahı tuem cânâ vu mıdânem ki midâni
Ki hem nâdide mîbîniyyu hem nenvişte mihâni
474‏

هواخواه توام جانا و می‌دانم که می‌دانی
که هم ناديده می‌بينی و هم ننوشته می‌خوانی

ملامتگو چه دريابد ميان عاشق و معشوق
نبيند چشم نابينا خصوص اسرار پنهانی

بيفشان زلف و صوفی را به پابازی و رقص آور
که از هر رقعه دلقش هزاران بت بيفشانی

گشاد کار مشتاقان در آن ابروی دلبند است
خدا را يک نفس بنشين گره بگشا ز پيشانی

ملک در سجده آدم زمين بوس تو نيت کرد
که در حسن تو لطفی ديد بيش از حد انسانی

چراغ افروز چشم ما نسيم زلف جانان است
مباد اين جمع را يا رب غم از باد پريشانی

دريغا عيش شبگيری که در خواب سحر بگذشت
ندانی قدر وقت ای دل مگر وقتی که درمانی

ملول از همرهان بودن طريق کاردانی نيست
بکش دشواری منزل به ياد عهد آسانی

خيال چنبر زلفش فريبت می‌دهد حافظ
نگر تا حلقه اقبال ناممکن نجنبانی

**
EY GÜLÜ RÂNÂ FİDANI, BAKALIM, GÜLÜMSEYEN GONCAN KİMİ DEVLETE ERDİRECEK; KİMİN İÇİN BOY ATMAKTA, KİMİN İÇİN YETİŞİP GELİŞMEDESİN!

439. t
Gül, seher çağı şu sözleri söyledi: Şarap iste, gülleri saç, felekten ne şikâyet edip durur, ne istersin? Ey bülbül, sen ne diyorsun?
Gül bahçesine git, orada otur da güzelin dudağını em, sâkinin yanağını öp, şarap iç, gül kokla!
Sevgili, şimşad boyunla salın, gül bahçesine doğru yürü de selvi, boyundan gönül alma tarzını öğrensin!
Ey gülü rânâ fidanı, bakalım, gülümseyen goncan kimi devlete erdirecek; kimin için boy atmakta, kimin için yetişip gelişmedesin!
Güzellik mumu, rüzgâr uğrağı olan bir yerdedir, bir nefeste sönüp gider. Kendine gel de iyilik sermayesiyle bir hüner elde et!
Bugün alışveriş pazarın revaçta, alıcılar kaynaşıp duruyor., ticaret etmeye bak, iyil