TANRI İLE SOHBET

CONVERSATİONS WİTH GOD / (2006)

 

Yönetmen: Stephen Deutsch         

Ülke:  ABD

Tür: Macera | Dram

Vizyon Tarihi: 18 Mayıs 2006 (Fransa)

Süre: 109 dakika

Dil: İngilizce

Senaryo: Eric DelaBarre, Neale Donald Walsch   

Müzik: Emilio Kauderer      

Görüntü Yönetmeni: João Fernandes         

Oyuncular: Henry Czerny, Vilma Silva, T. Bruce Page, Ingrid Boulting, Zillah Glory

Özet

Araba kazasında yaralanıp işini ve evini kaybeden Neale, hayatta kalmak için mücadele eder. Kafasındaki soruları Tanrı’ya soran Neale, aldığı cevaplarla kendine yepyeni bir hayat kuracaktır.

 

Film, bir dindar kişinin de sorunlar yaşayacağını,  başına gelebilecek olayların karşısında nasıl davranabileceğini irdeliyor.

İnsan hayatı boyunca ne yapmak istediğini, yaratıcısı ile olan ilişkisindeki dengeyi bulmaya çok çalışır ve hayatı konusunda ne yapması gerektiğini bilmesi, tanımasını görmek ister. Bazen bu durum çok güvendiğimiz Allah Teâlâ tarafından terk edildiğimizi hissetmeye ve acılar çekmeye karamsar olmamıza neden olur. Bazen “iyi bir kul olmuştum, fakat neden bunlar oldu?”  soruları beklentilerimiz kırıp geçirir. İnancımız sarsılır. Sonuç ne olmalının cevabı bu filmde bulunmaktadır.

Sevgi

 

Filimden

 

“Yaptığımız her özgür seçim sevgi ya da nefretin neden olduğu düşüncelerden doğar. Başka bir seçenek yoktur.”

“İnsanların sizinle ilgili ne düşündükleri yerine siz ne düşündüğünüze yoğunlaşın. Önemli olan budur.”

“Bugün bulunduğum yere keşke kimseyi incitmeden Bugün bulunduğum yere birçok insanı incitmeden gelmiş olmayı dilerdim. Özellikle de sevdiklerimi. Ama onlar olmasaydı bugün geldiğim bu noktada olmayabilirdim. Bu nedenle bir şeyi anlamak hepimiz için çok önemli. Evren, daima iyiliğimiz için çalışır. Her zaman ve anlamda. Şartlara rağmen, görünümlere rağmen ve en önemlisi, bizim bakışımıza rağmen.”

**

Tanrı ve sevgiden söz ediyorsun. Sen defalarca evlenmiş ve ayrılmış birisin. Tanrı’yla konuşuyorsan bir kadına verdiğin sözü nasıl tutamıyorsun?”

“ Bu soruyu kendime kaç defa sorduğumu anlatamam. Hayatımdaki kadınlar hepsi mükemmeldi. Bana karşı, benim onlara olduğumdan çok daha iyiydiler. Onlara ihanet ettim. Hayal kırıklığı yaşattım. Çocuklarına da hayal kırıklığı yaşattım. Bunu itiraf ediyorum. Bundan fazlasını söylemem, mahremiyetlerimin ihlali olur. Ve ben bunu yapmayacağım. Ama onları bulunduğum yerden elimden geldiğince sevebilirim. Sevginin desteklediği her jesti, her davranışı sergileyebilirim.”

**

“Bana bir yalan kitabı yazmışsın gibi geliyor.”

“Demek istediğin şey hepsini uydurduğumsa, cevabım hayır. Senin merak ettiğini ben de merak ettim. İnsanlar bana inanacak mı?

 Söylediklerime inanacak mı?

 İşaret ettiğim yere inanacak mı?

 Sanırım bunun cevabı size kalmış. Her birinize. Tek dileğim bu mesajı göz ardı etmemeniz ve birçok hata yapmış bir ulaktan geldiği için marjinal bir gözle bakmamanızdır.”

**

“Tanrı’nın bize bir mesajı olsa hepimiz için çok önemli tek bir mesaj gönderse ve bu, tek bir satır olsa sizce bu ne olurdu?”

 “Bunu dört kelimeye sığdırabilirim. “HEPİNİZ BENİ YANLIŞ ANLADINIZ.”

**

“Tanrı gözünde maddi ve manevi zenginlik diye bir ayrım yoktur. O kadar ki, bu iki kavram birdir. En önemli işlere burun kıvıran bir toplumda yaşıyor olmak size de tuhaf gelmiyor mu?”

“Bununla ne demek istediniz?”

 

“Bir antrenöre, sezon başı 5 milyon ya da bir aktöre bir film için 10 milyon vermekte bir sakınca görmüyoruz. Ama ruhani konularla ilgilenen insanların, beş parasız fakir ve yokluk içinde olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Tercihen, üçünü birden.

– Evet, doğru.

– Sizi bilmiyorum ama ben, buna onay verdiğimi hatırlamıyorum. Paranın bize en güzel hediyeleri verenlere verildiği bir dünya hayal edin. Evet, bu doğru.

– Sanatçılar.

– Evet.

– Hemşireler.

– Evet. İtfaiyeciler, polisler. Yazarlar. Ve anneler. Evet, doğru. Anneler. Evet. Bizi birleştiren insanlar bizi bizden ayıran ya da uzaklaştıranlar değil. Böyle bir dünya hayal edin. Bunu yapabiliriz. Çünkü insanlar  Onlar, biziz. Çünkü biz hep bekleyenler olduk. Her zaman bekledik. Bekledik. Bekledik.

**

“Kitabı nasıl buldun?”

“ Kitap, kitap çok güzel.”

“Kitabın nesini beğendin?”

“Hayatım hep öfkeyle geçti. Babamdan nefret ettim. Ama buna bir mazeret uydurmayı düşünmüyorum. Çünkü babam, dik başlı bir cahildi. Ondan nefret ettim. Bunlar sert sözler, biliyorum. Ama gerçek bu. Ama bu kitap kesintisiz nefretle, öfkeyle geçen 20 yıldan sonra babamı affetmeme yardım etti. Babama karşı hissettiklerim aslında kendimle ilgili hissettiklerimmiş. Babamı affetmekle aslında kendimi affettiğimi biliyorum. Bunu aslında ilk defa yüksek sesle dile getiriyorum. Bakın, bakın. Üçüncü sayfa. Kitabınızı biliyorum. Eminim öyledir. En genel iletişim biçimim duygular üzerindedir. Duygular, ruhun dilidir. Bununla ilgili bir şey öğrenmek istiyorsanız nasıl hissettiğinizi anlamaya çalışın.”

**

Size göre hepimiz sürekli Tanrı ile diyalog içindeyiz. Elbette. Bununla demek istediğinize bir örnek verir misiniz?

 Tabi. Birini aramak için ahizeyi kaldırdığınızda onu hatta bulduğunuz oldu mu hiç?

 Ya da direksiyon başındasınız ve hayatınızın anlamsız bir hal aldığını hissediyorsunuz. Ama o anda radyoda çalan bir parça doğrudan size hitap ediyor. Sözler sanki sizin için yazılmış gibi. Her şey bir anda anlam kazanmaya başlıyor. Ya da hayatınıza bir anda birileri giriyor. Ve siz buna bir anlam vermekte zorlanıyorsunuz. Ama bir gün, birden mantıklı olduğunu görüyor ve bugüne dek onlarsız nasıl yaptığınızı düşünüyorsunuz. Elbette. Hepimiz böyle şeyler yaşamışızdır. Tanrı bu işte. Birine olan şey, diğerine de olabilir.

– Bu herkese olabilir. Size de tabi.

**

Neale, buraya gelmene neden olan o duygudan vazgeçmekten korkar gibi bir halin var. Vazgeçmek mi?

 İçim bomboş benim. Sen de bu yüzden buradasın.

Hayır. Buradayım çünkü işimi kaybettim.

Sen, kendini kaybettiğin için buradasın.

Şu an sadece o işi almak istiyorum.

**

İnsanlar da böyle gelip geçici değil mi?

 Nedenini hiç bilmiyoruz. Onları bir daha göreceğimizi bile bilmiyoruz.

– Buna hiç böyle bakmamıştım.

– İnsanı düşündürüyor, değil mi?

 – Neyse, hoşça kal.

– Hayır, hayır, hayır. Hoşça kal demeyin. Sonra görüşürüz, tekrar görüşürüz. Hoşça kal hariç her şey olabilir. Hoşça kal daha çok kötü bir sevgiliden ayrılırken söylenen bir şeye benziyor.

– Evet, evet.

– Evet. Sonra görüşürüz. Görüşürüz.

**

Tanrı Konuşursa:

“Bu kadarı yetmedi mi?”

“ Şimdi hazır mısın?”

 “Sorduğun soruların cevaplarını almayı gerçekten istiyor musun?”

 “Bana cevap verecek misin?

 Birçok soru sordun. Öfkelisin. Şimdi ben sana soruyorum. Sorduğun soruların cevaplarını almayı gerçekten istiyor musun?

 – Yoksa sadece rüzgâr mı yapıyorsun?

– Bu delilik. Ne düşündüğünü biliyorum. Ben herkesle konuşurum. Her zaman ve kendi sesleriyle. Önemli olan, kimin dinlediğidir. En yüksek zirvelerdeki haykırışlardan en dipteki fısıltılara kadar. Bu gerçek, insanların yaşadığı tecrübe koridorlarında ezelden beri yankılanır. Cevap, sevgidedir. Sizler, Tanrı’ya bir ebeveyn rolü biçtiniz. Ve Tanrı’dan ödüllendiren ya da cezalandıran bir yargıç yarattınız. Sevginin etrafını, korku tabanlı bir gerçekle çevrelediniz. Bu korku tabanlı sevgi gerçeği sevmekle ilgili tecrübelerinize hükmetmeye başladı. O kadar ki, bunu artık kendi yaratıyor. Doğru olanı yapmak için ihtiyaç duyduğun şey, bu mu?

 Korku mu?

 İyi olmak için tehdit edilmen mi gerekiyor?

 Hem iyi olmak dediğin nedir ki?

 Bu konuda son sözü kim söylüyor?

 Sana şunu söyleyebilirim. Kendi kurallarını sen belirlersin. Doğruları sen koyarsın. Sevgi her zaman var. Evet, bunu daha önce de duydun. Bunun, hayatında bir tampon olmasını bile söyledin. Ama sorunlu zamanlarda, dertli günlerde korku ve endişeye kapılıp unutmayı seçtin. Yapman gereken, basit bir soruyu cevaplamaktı. Sevgi şimdi neyi değiştirir?

 Hayatı, beklentilere boğulmadan yaşamak  Belli sonuçları almaya ihtiyaç duymamak  Özgürlük, budur. Unutma. Sen sürekli olarak kendini baştan yaratıyorsun. Her anında kim ve ne olduğuna karar veriyorsun. Buna, kim ve ne olmak istediğinle ilgili belirlediğin geniş bir seçenek demetinden karar veriyorsun. Bunu söylemek zorundayım. İnsanlara seninle konuştuğumu söylediğimde ne düşüneceklerini merak ediyorum. Merak etme. İlintili olduğunun farkında olmayan zihinsel bir faaliyettir. Sana sevgiyle ilgili sorduğum soruyu hatırlıyor musun?

 – Elbette.

– Bu soruyu cevapla, Neale. Ben orada olacağım. Daima ve her anlamda. Acılar, yaşanan olaylarla değil kişinin verdiği tepkilerle ilgilidir. Yaşanan her neyse sadece yaşanıyordur.

– Bizim ne hissettiğimizse başka bir konu.

– Ben sadece hayatımı geri istiyorum.

– İstediğin her şeye sahip olamazsın.

– Anlamadım?

 Neyi anlamadın?

 İstediğim her şeyin olamayacağını söyledin.

– Bu doğru.

– Ne?

 İstediğin her şeye sahip olamazsın.

– İstediğim her şeye sahip olamam ne demek?

 – Bu doğru.

– Ama bu çok anlamsız.

– Hayır, aksine. Çünkü bu, sende olmayan bir şey. Ve sen bunu sadece istediğin şeyi gerçeğe dönüştürmede kullanacağın için bir tecrübe olarak istiyorsun.

– Evet. Sunduğum fırsatlarda yararlanamadığın için seni cezalandırmam gerekir mi?

 Bu beni, Tanrı’yı yargılamayı görev edinmeden önce kendine sorman gereken bir soru. Kendimi göstermem için bana sayısız kereler yalvardın. Kendimi açıklamamı. Göstermemi istedin. Bu istediğini, şimdi asla yanlış anlamayacağın bir yalınlıkla yapıyorum. Ben buradayım. Bu evde. Bu an. Şimdi içindeki Tanrı’ya her zamankinden fazla uzanma zamanı. Bu, senin aklını huzura kavuşturacak. Ve o huzurlu akıldan büyük fikirler türeyecek. Kendinde olduğunu hayal edebileceğin en büyük sorunlara çözüm olacak fikirler. Benim çözemeyeceğim kadar büyük bir sorun olduğunu anlamıyor musun?

 Bu sorundan çıkmak, benim yapamayacağım kadar büyük bir mucize olur. Sana verdiğim tüm gereçlere rağmen, içinden çıkamayacağın bir sorun olduğunu düşündüğünü biliyorum. Ama sence benim için bile gerçekten çok mu büyük?

 Bazen beni kızdırıyorsun. Ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Bunu komik mi bulmam gerekiyor?

 Espriyi kim icat etti sanıyorsun?

 Çok yaşa.

– Benden ne istediğini bilmiyorum.

– Neale. Sen beni yanlış anladın. Ama kendini de yanlış anladın. Ben senin mutlu olmandan başka bir şey istemiyorum. Ama sen, kendini benden aşağıda görüyorsun. Oysa gerçekte hepimiz biriz. Hiç birimiz farklı değiliz. Ben sadece, kendim için istediklerimi istiyorum. Ne az, ne çok. Dünyevi başarılarınla da hiç ilgilenmiyorum. Sadece seni düşünüyorum. Hayatını kazanmak, senin için bir endişe olmamalı. Gerçek efendiler, hayatı kazanmak yerine onu yaşamayı seçmişlerdir. Durma. Gerçekten ne istiyorsan onu yap. Başka bir şey yapma. Zamanın çok sınırlı. Yapmak istemediğin şeyler yaparak zaman kaybetmeyi nasıl düşünebilirsin?

 Bu, yaşamak değildir. Bu, ölümdür.

**

Neale.

– Bunlar olağanüstü.

– Ne?

 Nedir o?

 Bu şeyler işte bütün vaktimi alıyor. Ve bunu seviyorum. İlk bakışta kulağa tuhaf gelmesi umurumda değil ne de böyle şeyler söylediğim için insanların ne düşüneceği. Ama bugüne dek uyumuşum. Korku ve şüphe üzerine kurulu ve adına yaşam denen bir kâbusta sıkışmışım. Hayatımı nasıl kazanacağımı düşünerek ne kadar zaman harcadığımı bilmek ister miydin?

 Masraflarımı, nasıl karşılayacağımı?

 Hayatımı geçim derdiyle tüketmek istemiyorum, Neale. Ben hayatımı yaşayarak tüketmek istiyorum. Fark yaratacak bir yaşam. Sevgi ve şefkat üzerine kurulu bir yaşam. Ve bu şeyler  Neale, hepsini yeni bitirdiğim halde yeniden okumaya başladım. Sana söylediklerimi duyuyor musun?

**

Konuşmalarınızı dinledim Bay Walsch. Kitabınızı okudum. Tanrı’nın dost bir ilah olduğunu, bu evrenin dost bir yer olduğunu biliyorum. Ama buna inanmıyorsun. Ben Tanrı’nın, intikam dolu bir Tanrı olduğuna inanıyorum. Oğlumu altı aylıkken evlat edinmiştim. Çünkü bana, çocuğum olmayacağı söylenmişti. Jimmy’ye, evlatlık olduğunu hiç söylemedik. Ta ki o büyüyünceye kadar. 14’üne geldiğinde, zamanının geldiğini düşündük. Ama notları düştü. Tüm davranışları değişti. Okulda birçok sorun yaşadı. Her şey mahvoldu. Annesine, onu terk ettiği için kızgındı. Bize, ona söylediğimiz için kızgındı. Hayattaki her şeye öfkeyle bakmaya başladı. Ona iyi hissettiren tek şey 18 yaşına girdiğinde annesini bulmak için verdiğimiz sözdü. Neye mal olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün ona, annesini tanıyacağı sözünü vermiştik. Peki bu arada davranışları değişti mi?

 Kısmen evet ama o bir zamanlar tanıdığımız, çok sevdiğimiz çocuk artık yoktu. Bana bir daha hiç anne demedi. Ve Jimmy, 18. yaş gününde bir motosiklet kazasında öldü. Sarhoş bir sürücü, Jimmy’mi öldürdü. Şimdi beni siz aydınlatın Bay Walsch. Çünkü ben, çocuklarını koşulsuz seven iki ebeveyne böyle bir şey yaşatan Tanrı’yı dost göremiyorum. Tanrı şimdi size ne söylüyor, Bay Walsch?

Çok üzgünüm bebeğim. Sen kimseyi sevmeyeceksin. Adınız nedir?

 Georgia.

Georgia. Oğlun ona verdiğin sözü tutabilmen için öldü. Annesi bir kaç yıl önce ölmüştü. Kendi ölümü, onunla olabilmesi için tek yoldu. Anlıyor musun?

 Söyler misin, bu nereden çıkmış olabilir?

 Neale  İnan bana, Leora. Orada ne olduğunu hiç bilmiyorum. Ya hepsini ben uydurduysam?

 Uydurdun mu?

 Bilmiyorum. Nereden geldiğini hiç bilmiyorum. Evet, biliyorsun.

 

**

Tanrı:

Kendini asla terkedilmiş hissetme. Ben hep seninle olacağım. Senden vazgeçmem. Senden vazgeçemem. Seni ben yarattım. Sen benim ürünümsün. Bu yüzden, hep bana sığın. Benim sana verdiğim huzurdan hissettiğin her yerde ve her zaman. Hep orada olacağım.

 

 

 

 

BAŞA DÖN

Reklamlar