YALNIZ DEĞİLSİN-İntihar Etmene Gerek Kalmadı

“Seni anlıyorum, ölmene gerek yok…
yazabilirsin”

Yönetmen: Kiki Goshay-Jacqueline Monetta

Senarist: Kiki Goshay- Jacqueline Monetta

Tür: Belgesel

Özet:

En iyi arkadaşının neden intihar ettiğini anlamakta zorlanan 18 yaşındaki kız, akıl hastalığı ve intiharla ilgili düşüncelerin pençesindeki gençlerle konuşuyor.

Filmden

Lise.

 İlklerin yaşandığı dönem.

 Bolca kahkaha.

 Biraz gözyaşı.

 Dram.

 Konserler.

 Maçlar.

 Son anda sınavlara hazırlık.

 Sonsuz ev ödevi.

 Partiler.

 Dedikodu.

 Aşklar.

 İlişkiler.

 Ve en önemlisi   arkadaşlar.

 O sabah gelen iki mesajla uyandım.

 Birinde “İyi misin?” yazıyordu.

 Diğerinde ise “Duydun mu?” yazıyordu.

 Ben de arkadaşımı aradım ve uzun bir sessizlik oldu.

 “Aman Tanrım, bilmiyorsun.”

 dedi.

 Neden bahsettiğini sordum.

 Kalbim çok kırık.

 Seni çok özleyeceğim.

 Kahkahan kulaklarımda çınlıyor.

 En iyi arkadaşımın dün gece intihar ettiğini söyledi.

 Hiç mantıklı gelmiyor ve hiç gelmeyecek.

 Hatırlıyorum da, yere kapandım ve gözlerimi kapadım.

 Doğru olmaması için Tanrı’ya dua ettim.

 Doğru olduğuna inanamadım.

 Sürekli onu koridorda görmeyi umdum.

 Orada olmasını çok istedim.

 Öğle arasında onunla bir daha asla konuşamayacak olmaktan nefret ettim.

 Sınıfta bir daha asla yan yana oturamayacaktık.

 Bir parçam artik yok Kafam çok karışıktı.

 Çok üzgündüm.

 Seni özledim

 Nasıl yaparsın

Sonra öfkelendim

Senden nefret ediyorum

Orada değildim ve kendimi suçladım.

 Neden benimle Konuşmadın?

 Bana bunu nasıl yapabilirdi?

 Onun en yakın arkadaşlarından biriydim ve benimle konuşmak istememişti.

 Ona yeterince destek olmadım mı?

 Onun yanında değil miydim?

 Benimle konuşamayacağını mı düşündü?

 Benim için en önemli soru buydu.

 Neden benden yardım istemedi?

 Eğer söyleseydi yanında olurdum.

****

 Sonraki birkaç ay bütün duygularımı kapadım.

 Düşünmek istemedim.

 Tek isteğim okula yoğunlaşmaktı.

 Sonra aralık ayında okulumdan biri daha intihar etti.

 Gittiğine inanamıyorum.

**

 Seni seviyorum.

 Rahat uyu.

 Seni çok özlüyorum.

 Şu anda aklımdasın, seni seviyorum.

 Bir anda bütün o duygular geri geldi.

 Bir süre sonra her ay bir genç ölecekmiş gibi gelmeye başladı.

 Çoğumuz için rahatsız edici bir konu ama genç intiharları  -İntihar.

 -İntihar.

 16 yaşında intihar eden  Jessica’ya sevgi gösterenlerin çok geç kalmış olması gerçekten çok üzücü bir durum.

 JESSICA LANEY IÇIN MUM IŞIĞI SEREMONISI

Genç intiharları: Bir salgın mı?

 Okul yılı bitmeden en yakın arkadaşım da dâhil çevremizden altı genç intihar etti.

 Genç intiharları bir salgına dönüşüyor.

 Gençler art arda kendini öldürüyordu.

 İntihar oranı arttı.

 Daha fazla dayanamadım.

 Bir sonrakini engellemek istedim.

 O anki sıkıntımdan kurtulmak istedim.

 Bir daha çevremizde can kaybı olmamasını istedim.

 Ona sorsaydım ne olurdu diye düşündüm?

 İyi olup olmadığını sorsaydım ne olurdu?

 Depresyonda olduğunu hiç söylemedi.

 Beni güldüren bu neşe dolu ve güleç kızın intihara meyilli olduğunu nereden bilebilirdim?

 Bana hiç mantıklı gelmedi.

 Genç intiharını ve depresyonu araştırdım.

 Genç intiharı Cevap arıyordum.

ACI HER ZAMAN GÖZLE GÖRÜLMEZ.

BELİRTİLERİ BİLİN, DOĞRU SÖZLERİ SEÇİN, YARDIM İSTEYİN

Birisi intihar etmeyi düşünüyorsa bunun bazı belirtileri olduğunu öğrendim.

 Arkadaşım da bu belirtilerin bazılarını göstermişti.

 Ama bunların belirti olduğunu anlayamadım.

 Nasıl anlayabilirdim ki?

 Bir ergendim.

 O zamanlar bu belirtiler hakkında hiçbir şey bilmiyordum.

 Bunu öğrenebileceğim bir kaynak yoktu.

 Neden depresyon ve intiharı okulda konuşmuyoruz?

 Sınıfta konu kapatılıyor.

 Akıl sağlığı neden ayıplanan bir konu?

 Ben de kurum ve uzmanlar ile görüşüp bu konuyu konuşacak insanlar bulmaya çalıştım.

 İntihara eğilimli birine yardım etmeyi seminerlerden öğrendim.

 Hayat kurtaran bir strateji: Gençlerle mesajlaşmak Ama hâlâ birçok sorum vardı.

 Bu gençler neden böyle hissediyordu?

 Akıllarından ne geçiyordu ve neden kimseyle konuşmadılar?

 Yoksa onlar konuştu da biz mi duymadık?

 Okulda her gün insanlar yorgunluktan, kaçmaktan, ölmek istediğinden bahseder ya da hayatına lanet eder.

 Iptal oldum Niyetinin gerçekten bu olduğunu anlamak zor.

 Birinin dramatik mi davrandığını yoksa ciddi mi olduğunu tam olarak nasıl anlayabilirsiniz?

 

 Hayatimdan nefret ediyorum

Bir gencin intihara eğilimli olduğunu ya da normal bir genç gibi davrandığını nasıl ayırt edebiliriz?

 Bunu gerçekten anlamak için intihara eğilimi olan gençlerle bir genç olarak konuşmam gerekiyordu.

 Bu sessizliği bozmak ve yardım isteyemeyenleri cesaretlendirmek istedim.

 “YALNIZ DEĞİLSİNİZ” FİLMİ

Gençlerin sesi olmak için bir film yapmaya karar verdim.

 El ilanları hazırladım ve bir Facebook sayfası açtım.

 Bu kadar “iletişim hâlinde” olan bir dünyada neden bu kadar yalnızız?

 Daha 24 saat geçmeden çok sayıda geri dönüş aldım ve Facebook sayfası 500’ün üzerinde beğeni aldı.

 Bu kadar gencin filmde olmak istemesi en başta beni çok heyecanlandırdı.

 Fakat sonra hepsinin çok acı çektiğini fark ettim.

 Bazılarını tanımıyordum.

 Bazıları tanıdıktı, bazıları ise uzun süredir tanıdığım arkadaşlarımdı.

 Derin nefes al.

 Tamam.

 Anaokulunda tanıştık, değil mi?

 -Dört yaşında mıydık?

 -Evet.

 Dört ya da beş.

 Tam olarak ne zaman çok üzgün olduğunu ya da depresyonda olduğunu fark ettin?

 Üçüncü sınıftayken.

 Aslında oldukça erken bir yaşta kendimi beğenmemeye başladım.

 Diğerleri gibi gözükmediğimi fark ettim.

 Arkadaşlarım benden inceydi, çok güzeldiler ve erkekler beğeniyordu.

 Kendimi çemberin dışında hissettim.

 Kendimi rahat hissetmiyordum.

 Kendimi suçlamaya başladım ve kendimi önemsemeyi bıraktım.

 Çünkü her şey için kendimi suçluyordum.

 Üçüncü sınıf anılarım

Ortaokulda çevremde ve herkesin çevresinde bir gruplaşma başladı.

 Facebook üzerinde bir uygulama vardı.

 Herkes hakkında yorum yapabiliyordu ama yorum yapanın adı gözükmüyordu.

 Nasıl şeyler söylediler?

 “Çok çirkin.”

 gibi şeyler.

 Şişko olduğumu söylediler.

 Havalı olmadığımı.

 “Arkadaşı olduğunu sanıyor ama aslında yok.”

 gibi şeyler.

 Takmamaya çalıştım ve umursamaz davrandım ama elbette böyle şeyler duymak zamanla insanı etkiliyor.

 Kendine saygın azalıyor.

 Okulumdaki siyahi kızlar, yarı siyahi olduğum hâlde siyahi gibi davranmadığım için benimle dalga geçiyordu.

 Davranışlarım beyaz birine benziyor.

 O yüzden beyazımsı ya da Oreo diyorlardı.

 İnce olmadığım için de çifte kremalı Oreo diyorlardı.

 Benim için hiç hoş değildi.

 Bu kızlar böyle şeyler söylediğinde önem vermemeye çalıştın mı ya da tuvalete gidip ağlamamaya çalışırdım.

 Sonra ağlardım ve belli olmasın diye uğraşırdım.

 Çok kötü bir döngüydü çünkü bundan kaçmanın bir yolu yoktu.

 Siyahiler için yeterince siyahi değildim.

 Beyaz kızlar için de yeterince beyaz değildim.

 Beyaz bir aile beni evlat edinmişti.

 Altıncı sınıfta kendimi tanımaya çalışırken birilerinin bana gelip kusurlu olduğumu söylemesi gerçekten çok zordu.

 Ergenlik başlayınca işler tuhaflaşır.

 Erkekler ve kızlar arasında birçok şey yaşanmaya başlar.

 İnsanların uyması gereken toplumsal yargılar oluşur.

 Kızların da erkeklerin de belli bir davranış şekli vardı.

 Ortada yoğun bir erkeksi ve kadınsı enerji vardı.

 Ama bunlar iç içe giremezdi.

 Yani erkekler kadınsı olamazdı ve kızlar da erkeksi olamazdı.

 Bu yüzden ortaokula başlarken kendimi huzursuz hissettim.

 Özellikle de gey olduğum için.

 Yanlış bir sisteme ya da bir yaşam şekline uyum sağlamam gerektiğini hissettim.

 Ortaokul tecrübem en basit deyişle mükemmel sayılmazdı.

 Ortama uyum sağlamak istiyordum.

 Bence bunu biraz başardım.

 Arkadaş kalmak istediğim bir grup vardı ama onlar benim hakkımda farklı düşünüyordu.

 Söylediklerinin şaka mı yoksa gerçek mi olduğunu tam olarak bilemiyordum.

 Arkadaşlarım şaka yaptığında gerçekten çok alınırdım.

 Düşe kalka gerçekten ait olduğum yeri bulmaya çalışıyordum.

 Beni ne zaman yıksalar ayağa kalkıp karşılarına dikildim.

 Bu yüzden zamanla insanlar bana olan saygılarını yitirdi.

 O noktada bütün sosyal çevrem dağılıyordu.

 Onunla birlikte motivasyonum ve notlarım da kötüleşti.

 Depresyonum giderek artmaya başladı.

 Sanırım her şey lisenin ilk yılında çökmeye başladı.

 FOMO: Fırsatı kaçırma korkusu

Kim bu duyguyu bilmez ki?

 Dışarıda kalma hissi.

 Her genç bütün partilere gitmek ister.

 Plana dâhil olup bir bağ kurmak isteriz.

 Popüler insanlar ile aynı grupta olmak istiyordum.

 Kendimi değiştirmeye kararlıydım.

 Takıntı hâline gelmişti.

 Yapmam gerektiğini düşünüyordum.

 Role uyup her şeyi mükemmel yapmak istiyordum.

 Her an mükemmel olmaya çalışmak hiç gerçekçi değil ve elde etmesi çok zor.

 Sanırım zamanla mutsuz oldum ve her şey böyle başladı.

 Kendine karşi dürüst ol

KAÇALIM BURADAN

Hiçbir şey bir gün içerisinde, bir anda değişmedi.

 Çok yavaştı ve kendini belli etmedi.

 Geldiğini fark etmedim.

 İlk yılımdan sonraki yaz döneminde bütün gün kanepede oturup evden çıkmıyordum.

 Sürekli televizyon izliyordum.

 Bazen kalbim öyle ağrıyor ki patlayacak gibi hissediyorum.

 Sanırım sonunda sürekli mutsuz olduğumu ve hiç gülmediğimi fark ettim.

 Eskiden yapmayı sevdiğim şeyler artık eğlenceli gelmiyordu.

 At binmeye bayılırdım.

 Çıkıp ata binmeyi denedim ve beni çok mutsuz etti.

 Eskiden yapmayı sevdiğim şeyler bile artık eğlenceli gelmiyor, diye düşündüm.

 Mükemmel bir evde, harika bir aileyle büyüdüm.

 Birçok arkadaşım vardı.

 Notlarım çok iyiydi.

 Okulun her alanında yer aldım.

 Ama depresyondaydım ve kendimi çok suçlu hissediyordum.

 Depresyonun gerçek olmadığına inanmayı seçtim.

 Çünkü depresyona girmem için bir neden yoktu.

 Ama aslında depresyona girmek için mutlaka bir nedene gerek yok.

 Gerçek hislerimizin üzerini örtüyoruz.

 Arkadaşlarımızın yanında, evde ve sosyal medyada.

 Sanırım gerçek hislerimizi paylaşmaktan korkuyoruz.

 Aslında her şeye sahip olmadığımızı ve hayatımızdaki sorunları saklıyoruz.

 Bütün notlarımın A olmasını istedim.

 Sözel, sayısal ve sanat derslerinde başarılı olmaya çalıştım.

 Bir yandan da dışarı çıkmak, arkadaşlıkları korumak, spor yapmak, gazetede çalışmak ve öğrenci konseyi gibi işler vardı.

 Herkesten daha iyi olmak ve en iyisi olmak istediğim o kadar çok şey vardı ki fiziksel olarak beni tüketmeye başladı.

 Neden bunları yapman gerektiğini düşündün?

 Yeterli olabilmeyi çok istedim.

 Ama hiçbir zaman tatmin olamadım.

 Hep sınavdan daha iyi not alabileceğimi ya da daha büyük başarıları düşündüm.

 Her şeyin mükemmel olmasını istedim ama ben mükemmel değildim.

 İlk senemde farklı hissetmeye başladım.

 En başta sadece sabahları yataktan çıkamaz durumda değildim.

 İkinci sınıfta durum kötüleşti.

 Uyandığımda hiçbir şekilde okula gitmek istemiyordum.

 Eskiden okula bayılırdım.

 Öğrenmek benim olayımdı.

 Ama okula gitmek istemiyordum.

 Her gün aynı rutinde geçiyordu ve ben hiçbir şey hissetmiyordum.

 Başka bir yaşam tarzına geçiyordum ve depresyona girip umutsuzluğa kapılmak çok kolaydı.

 Çünkü bazen kendi kendime kimsenin beni anlamadığını ya da dışlandığımı düşünüyordum çünkü insanlar beni anlamıyordu.

 Kendi başıma olduğum zamanlar içimi karartıyordu.

 Yani ben de depresyonla uğraştım.

 Hâlâ uğraşıyorum.

 Depresyon nasıl bir his?

 Bana tarif etmeye çalış.

 Sen boğulurken etrafındaki insanların nefes aldığını izlemek gibi bir şey.

 Fırtına koparken pencerenin önünde durmak ve yıldırımlar odana dolarken pencereyi kapatamamak gibi.

 Kapatılamaz bir şey.

 Her gün dev bir nehrin içinde akıntıya karşı yürüdüğümü hissettim.

 Akıntı o kadar güçlüydü ki kendimi bırakmak çok daha kolay olurdu.

 Pencerem o kadar ağırdı ki onu kaldıramadım veya altından geçemedim.

 Beni ezdiğini hissettim.

 Sabah kalkamıyordum.

 Zombi gibiydim.

 Asla yataktan çıkmak istemiyorsunuz.

 Ufak bir çocukken, muhtemelen beşinci sınıftayken, anneme sonsuza dek uyuyup uyanmayacağımı söyledim.

 Sabahları kalkmak çok zordu.

 Sadece ölmüş olmayı istiyordum.

 İntiharı düşünmek kolay geliyor çünkü her gün o pencerenin karşısında durmak gerçekten çok yorucu.

 Daha iyi hissetmenin ve iyileşmenin hiçbir yolu yok diye düşünüyorsunuz.

 Geleceğinizde hiç umut yokmuş gibi.

 Kendimi çok yalnız ve uyuşmuş hissettim.

 Benim için depresyon içinde hissettiğin boşluktur.

 Duygularınızın olması gereken yerde hiçbir şeyin olmadığı bir kara delik varmış gibi.

 Altıncı sınıfın ilk günü okuldan eve döndüğümde babamı kaybettiğimi öğrendim.

 Üzülmedim.

 Öfkelendim.

 O bir alkolikti.

 Yani öldüğünü öğrendiğimde içim rahatladı.

 Çünkü son zamanlarında bana çok acı çektiriyordu.

 Altıncı sınıf ile yedinci sınıf arasında babamın ölümü beni çok üzmeye başladı ve kendimi sorumlu hissetmeye başladım.

 Daha iyi bir kız olsaydım, daha kibar olsaydım, daha iyi notlarım olsaydı belki de babam içmezdi ya da evi terk etmezdi ve belki de ölmezdi.

 Yedinci sınıfa başladığım zaman çok karanlık bir dönemdeydim.

 Artık nasıl var olacağımı bilmiyordum.

 Çünkü her şey için kendimi suçluyordum.

 Sonra yedinci sınıfta kendimi kesmeye başladım.

 Bunu yaparak kendi hayatımı kontrol edebileceğimi düşündüm.

 Başıma ne geleceğine kendim karar veriyordum.

 İstediğimde de kendimi cezalandırıyordum.

 Kontrolümü kaybetmek hiç istemediğim bir şeydi çünkü benim olayım buydu.

 Kontrol ve güç istiyordum.

 Bunun kontrolü bendeydi.

 Kendime zarar vermek benim kontrolümdeydi.

 Sesler bıçağı daha derine sokmamı söyledi.

 Ben de sürekli daha derine gittim.

 Bıçak saplanırken bedenim çığlık attı ama sesler onu susturdu.

 Tenim daha fazlası için yalvarıp durdu.

 Derime açılacak bir yara daha.

 Heyecanı ve kafası yeni geldi ama ben artık kendim değilim.

 Çünkü beni şeytanlar ele geçirdi ve olmadık bir şekilde mutluyum.

 Sanırım o kadar canım yanıyordu ki başka bir şeyler hissetmek istedim.

 Kendine zarar vermek o anda iyi bir fikre benziyor.

 Ama aslında içinde olan acının üstünü hiçbir şekilde örtemiyor.

 Kendine böyle fiziksel bir acı çektirmek hiçbir işe yaramıyor.

 Fiziksel acı bir süre dikkatimi dağıttı ama hiçbir şeyi çözmedi.

 Bana yardımcı olmadı.

 Bana hiçbir faydası dokunmadı.

 Yaralarını görebilir miyim?

 Evet.

 Burada birkaç  İşte  Bazı küçük noktalar var.

 bunlar yanık izi.

 “Nefret” kelimesini koluma kazıdım.

 Vay canına.

 Kendine zarar vermek aslında bir çeşit yardım çağrısı.

 O zamanlar ne istiyordun?

 Birinin bir şey söylemesini ya da yapmasını istiyor muydun?

 İstediğin bir şey var mıydı?

 Açık olmak gerekirse yapmak istediğim şeyi nasıl yapabileceğimi bilmiyordum.

 Grubumdaki insanlardan birinin, ne kadar çok acı çektiğimi fark etmesini istiyordum ve buna göre  davranmasını istiyordum.

 İnsanlar farkındaydı.

 Fakat kimse bir şey yapmadı.

 Kendini nasıl hissettin?

 Biraz sevindim.

 Değer görmediğimi kendime kanıtlamış oldum.

 Aklımda bu vardı.

 Kimin değer verdiğini görmek aklımda dönen bir oyun gibiydi.

 Birisi bu durumu görüp bir şey yapmadığı zaman ölüm için bir sebebim daha oldu.

 Çünkü umurlarında değildi.

 Çarem kalmadığı için bu yolu seçtiğimi görmelerini istedim.

 Bileğini kesmiş gençleri daha önce de görmüştüm.

 O yüzden şaşırmadım.

 Fakat bunun derin bir acıyı gösterdiğini hiç bilmiyordum.

 Eskiden kendini keserdi ve bunu biliyordum.

 Birçok insan da biliyordu.

 Bileğinde yara izleri vardı ve herkes görebiliyordu.

 Bu yaralara şefkatle yaklaşıyorum çünkü onlar benim geçmişim.

 Derimin üzerinde yazan bir hikâye gibi.

 Neredeyse bir dövme gibi.

 Onları savaş yarası olarak görüyorum.

 Çünkü ben birçok insan için gerçekten yıkıcı olan bir şeyden sağ kurtuldum.

 Çin’de doğduğum zaman ailem beni yolun kenarına bırakmış.

 Ya bana bakamadılar ya da ceza almamak için benden kurtulmaları gerekti.

 Ben altı aylıkken şimdiki ailem beni evlatlık almış.

 O dönemde evdeki yaşam gayet normaldi.

 Ailemi sevmediğimi ya da gitmek istediğimi hiç düşünmedim.

 Ailemi seviyordum.

 Her şeyin normal olduğuna inanmak benim için çok kolaydı.

 Evlatlık olmak, ailemden farklı gözükmek ve insanların bunu sorması benim için çok normaldi.

 Bir anda bunun normal bir şey olmadığını düşünmeye başladım.

 Diğer çocuklar gibi olmayı istedim.

 İçten içe gerçek ailemin yanında olmayı istemeye başladım.

 Sanırım altıncı sınıftaydım.

 Hatırladığım kadarıyla yedinci sınıfta bir arkadaşım okulu bıraktıktan sonra ağır bir depresyona girdim.

 Kafam çok karışıktı.

 İyileşmek için tek yolun kendime zarar vermek olduğunu çok yoğun bir şekilde hissettim.

 Kendini incitmenin tek yolunun yaralamak olmadığını öğrendim.

 Gençler kendilerine içki içerek, uyuşturucu kullanarak ve lisede sık sık sevgili değiştirerek de zarar veriyor.

 İçki ve uyuşturucu liselerde çok yaygın.

 Cinsel ilişki de pek şaşırtıcı değil.

 Fakat şimdi düşündüğümde bazılarının bunu abartılı bir seviyede yaşadığını fark ediyorum.

 Birçok kez alkolden bilincini kaybeden, her gün ot veya başka şeyler içen ya da sürekli yanlış insanlarla yatan birçok genç var.

 Bunlar birer yardım çağrısı olabilir.

 En yakın arkadaşım rehberliğe gidip endişeli olduğunu söylemiş.

 Ortaokuldaki rehber öğretmen bir gün beni odasına çekti.

 “Senin için kaygılıyım.”

 dedi Ben de ne olduğunu sordum.

 “İntihar etmenden korkan biri var.”

 dedi.

 Ben de “Ne?

 Bu çok saçma.”

 dedim.

 Ama aslında şok oldum.

 Birinin bildiğini fark ettim.

 Çok korktum.

 Çok korktum çünkü o hafta intihar edecektim.

 İntihar, sesimi duyurmak için bir yoldu.

 Bence birçok çocuk yanlış anlaşıldığını düşünüyor, dışlanmış ya da yalnız hissediyor.

 Yaptıkları bir şey yüzünden ya da sadece depresyonun etkisinden konuşacak kimse olmadığını düşünüyorlar.

 İntihar da bir çeşit yardım çağrısı.

 Olabilecek en büyük yardım çağrısı.

 Artık yaşamak istemiyordum.

 Kafamı rahatlatmak için mektup gibi şeyler yazmaya başladım.

 Fakat aynı zamanda bir şeye hazırlanıyordum.

 Çünkü bu yılın sonunu görmek benim için imkânsızdı.

 Hiçbir yolu yoktu.

 Bir gece o kadar kötü hissettim ki artık yaşamın buna değmeyeceğine karar verdim.

 İntihar etmek istedim.

 Aklımdan sadece negatif düşünceler geçiyordu.

 Sen bir hatasın.

 Kimsen yok.

 Neyi bekliyorsun?

 Bir anda sanki bir dalga bana çarptı.

 “Vay canına.”

 dedim.

 “Bunu gerçekten yapabilirim, değil mi?

 Bunu yapabilirim.”

 Kemerimi ya da başka bir şeyi alıp kendimi barfiksten asmamak için bütün gücümle irademi kullanmam gerekti.

 O gün çok kararlıydım.

 Okul servisinden indiğim anda kafama koymuştum.

 Hayatıma son vermeye hazırdım.

 Ve bu düşünce, aklımdaki şeyi yapacağımı bilmek beni tüketiyordu.

 İntihar aklımda yer ettiği zaman benim için sadece bir uçurum gibiydi.

 Sonu yok gibi görünüyordu.

 Bir kara delik varmış ve beni çekiyormuş gibi geliyordu.

 Annemle babamın boşandığı dönemde bana bir aile dostu bakıyordu.

 O aile dostu bana cinsel tacizde bulundu.

 Bir kere değildi.

 Sürekli devam ediyordu.

 İçime korku saldı.

 Konuşursam ailemi öldüreceğini ve bana zarar vereceğini söyledi.

 Bu, arkadaşlara anlatılacak bir şey değil.

 Özellikle de altı yaşında bir çocuk için.

 Liseye girdiğim dönemde beni etkilemeye başladı.

 13 yaşımdaydım, bir dahaki seneye liseli olacaktım.

 Cinsellik yeni bir şeydi ve o sırada bütün bu anılar geri geldi.

 Sosyal medyada Helene’i görürseniz her şeyi olan kızlardan sanabilirsiniz.

 Modellik yapıyor, birçok arkadaşı var, sevgilisi ve binlerce takipçisi var ve çok fazla beğeni alıyor.

 Şu anda bile konuşmak zor.

 Asıl sorun da bu.

 Konuşulması zor olan şeyler hiç konuşulmuyor.

 Sonra insanın içinde birikiyor.

 Bu da depresyona girmeme ve yalnızlık hissine yol açtı.

 14 yaşımdaydım.

 19 yaşında bir adamla çıkıyordum.

 Bana hiç iyi davranmıyordu.

 Ama ondan ilgi görüyordum.

 Önemli olduğumu hissetmek için o ilgiye ihtiyacım vardı.

 Onunla sevgili olduğum zaman önemli olduğumu hissettim.

 İlişki bittiğinde de yanımda duran bir arkadaşım olmadığı için kendimi değersiz bulmaya başladım.

 Burada olmasam bile kimsenin fark etmeyeceğine inandım.

 En son intihara kalkıştığım zaman bir ay önceydi.

 Asla yeterince iyi olamayacağımı düşündüm.

 O anda bunun en doğrusu olduğunu düşündüm.

 Ailemi düşünmeye başladım.

 Seni ve bu filmi düşündüm.

 Özür dilerim.

 Arkadaş edinmem gerekiyordu ve arkadaş bulmaya çalışırken depresyondan bahsedemezdim.

 Kim bunu konuşmak ister ki?

 İnsanlar arkadaş edinirken böyle bir konuyu konuşmazlar.

 Bu konuyu ailemle paylaşmak onları üzeceği için konuşmak istemedim.

 Dostlarıma söylemedim çünkü nasıl bakacaklarını bilemedim.

 Bana hassas davranmaya çalışacaklardı.

 Yani paylaşmak bir sorun olacaktı.

 Günlerimiz gülümseyerek ve Instagram’a resim ekleyerek geçiyor.

 Herkes gülüyor ve mutlu ama bu sadece işin bir tarafı.

 Diğer tarafta olanları kimse bilmiyor.

 Hepimizin Facebook, Instagram ve Snapchat’te sergilediği bir imajı var.

 Her resimde gülüyoruz ve kahkaha atıyoruz.

 Bunu yapıyoruz, şuraya gidiyoruz, bu insanlarla takılıyoruz ve hayatımız mükemmel gözüküyor.

 Sosyal medya aslında hayatımı kötü anlamda etkiledi.

 Ortaokuldaki arkadaşlarımla bir mesaj grubumuz vardı.

 Bir şekilde konu benim gey olmama geldi.

 Bana gey demeye başladılar ve gey olduğumu henüz herkese açıklamamıştım.

 Tahmin yürütüyorlardı ama aslında beni ezmek için bana gey, ibne diyorlardı.

 Orada oluşan olumsuzluk Facebook’ta katlanarak büyüdü.

 O yüzden bence sosyal medya depresyona, alay konusu olmaya ve sağlıksız bir iletişime yol açıyor.

 Biri sosyal medyada sizi ağlattığını görmeden istediği her şeyi söyleyebilir.

 Sosyal medya bende büyük bir endişe yarattı.

 Facebook, Tumblr ve sonu gelmeyen.

 şekilde herkesle iletişimde olma arzusu.

 Sosyal medya bizim için yeni bir şey.

 Bizi psikolojik olarak nasıl etkilediğini kesinlikle bilmiyoruz.

 Sosyal medyada çok fazla beklenti var.

 Belli bir sayıda takipçin yoksa veya Facebook’ta çok arkadaşın yoksa ya da resmin yeterince beğeni almadıysa bunları içselleştiriyorsun.

 Yeterince iyi olmadığın için ilgi görmediğini düşünüyorsun.

 Bence akıl sağlığına zararlı.

 Çünkü baş etmek çok zor ve insana yalnız hissettiriyor.

 Davet edilmediğin bir partide arkadaşlarını gördüğün zaman çok kıskanıyorsun ve bir başına hissediyorsun.

 İnsanların beni mutlu sanmasını iyi bir şey sanıyordum.

 Ne kadar üzgün olduğumu ya da ne kadar sıkıldığımı kimsenin görmesini istemiyordum.

 Sosyal medya bir iletişim ağı.

 Ama benim ve birçoğumuz için iletişimde olduğunu hissetmek çok zor.

 Dünya bu kadar birbirine “bağlıyken” biz neden bu kadar Yalnızız?

 Zaten bu yüzden birilerini kaybediyoruz.

 İntihar etmeyi denediğin için hastaneye kaldırıldın.

 Yoğun bakımda uyandığım zaman çok üzüldüm.

 Odanın köşesinde bekleyen ailemi gördüm.

 Birkaç kere göz kırptım ve ağlamaya başladım.

 Neredeyse ölüyordum diye düşündüm.

 Az daha burada olmayacaktım.

 En kötü zamanlarımda bundan kimseye bahsetmedim.

 İNTİHARIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLİYORDUM.

 Ama insanlar bana gelecek ya da üniversiteden bahsettiğinde aklıma hiçbir şey gelmiyordu.

 Uzun bir süredir biriyle konuşmam gerektiğini biliyordum.

 Çünkü bu duygularla yalnız mücadele edemiyordum.

 Bir akşam annemle köpeği gezdiriyorduk.

 Sanırım yaz zamanıydı.

 Cesaretimi topladım ve yardıma ihtiyacım olduğunu söyledim.

 İlk olarak okuldaki psikolog ile görüştüm.

 Ailem öğrenmeden önce kendi başıma gitmeye başladım.

 Yardım istedim, yardım alabileceğimi düşündüm.

 Yalnız aşılacak bir sorun değildi.

 Ben de bir denemeye karar verdim.

 Başlarda tuhaf gelir.

 Herkese öyle gelir.

 Biriyle oturup en özel yanlarını ve içindekileri anlatmak dünyanın en zor işi.

 Ama bir süre sonra rahatlatıyor.

 Sürekli sıkıntıya boğulmak yerine en sonunda birisiyle oturup duygularını anlatmak ve bu konuda yardım görmek çok büyük bir rahatlık.

 Her insanın akıl sağlığını korumak ve düzeltmek için kendine ait bir yöntemi var.

 Tek bir çözüm yok.

 Aşırı üzüntü, yorgunluk, endişe, depresyon gibi duygular tedavi edilebilir ve edilmelidir.

 Kendi hakkımı savunabilirim.

 İnsanlarla kaynaşmayı ve sosyal olmayı öğrendim.

 Uzun süredir bende olan ve farkında olmadığım bir sorunum varmış.

 Okula gittiğim dönemde bana SOÖB tanısı koyuldu.

 Yani sözel olmayan öğrenme bozukluğu.

 Sorunu kontrol edebileceğini bilmek insana çok güç veriyor.

 Ailen terapiye başlamanı istedi, değil mi?

 Evet.

 En başta karşı çıkmandan, terapiye olan isteksizlikten ve sonraki süreçten bahsedelim.

 Yararlı olduğunu söylediler ve gitmeyi kabul ettim.

 İşe yaramazsa da yaramasın, dedim.

 Ama işe yaradı.

 Yaradı.

 Terapi hayatımı değiştirdi.

 İlaç almaya başladım.

 PROZAC KULLANDIM.

 Başta kararsız kaldım.

 Bir çukurun içinde olduğumu söylediler.

 En diptesin, dediler.

 Tam olarak da böyle hissediyordum.

 Prozac seni biraz yukarı kaldıracak, dediler.

 Sonrasıyla baş etmeyi terapide öğreneceğimi söylediler.

 Konuşmadan ibaret olmadığını ve üzgün ya da fevri hissettiğimde ne yapacağımı da öğreneceğimi söylediler.

 Dikkat dağıtma, sıkıntılı tolerans ve kökten anlayış gibi yöntemleri çalıştık.

 Sonuncusu, insana bazen hayatın kötü gidebileceğini öğretiyor.

 Bu gerçeği kabullenip bunu aşmayı ve olumlu olmayı öğrenmek zorundayız.

 Bu gerçekten çok önemli.

 Bir grup farklı yöntem var.

 Her şey bir araya gelip yoluna girdi.

 Çok şanslıydım.

 Şu aralar sıkça terapiye gidiyorum.

 Bir psikiyatrım var ve depresyonum için en uygun ilacın ne olduğunu bulmaya çalışıyor.

 Bazı günler çok mutlu uyanıyorum.

 Her şeyi yapabileceğimi hissediyorum.

 Hayallerimi elde edebilirim gibi geliyor.

 Terapistim bana duygularım hakkında açık olmayı öğretti.

 Kendimi dinlemeyi ve beni neyin mutlu ettiğini öğrendim.

 Kötü bir gün geçiriyorsam geriye çekilip mutlu edici ya da rahatlatıcı şeyler yapmayı öğrendim.

 Terapi, yoga ve meditasyon içimdekileri temizlemekte çok yardımcı oldu.

 Ama travma sonrası stresi ve depresyonu durdurmak için önce kendime destek olmam gerekti.

 Terapiden birçok yöntem öğrendim.

 Diyalektik davranış terapisi görüyorum.

 Paylaşacak birini arayan insanlar için konuştuğu kişi tarafından onaylanmak çok faydalı.

 Birinin gelip sizi anlamaya çalışması ve gerçekten dinlemesi çok iyi bir şey.

 İyileştiğin dönemde sana ne yardımcı odu?

 Şu anda işe yarayan şeyler nedir?

 Bando takımına girdim.

 Kulağa ineklerin yapacağı bir iş gibi geliyor ama bir takımın içindeydim ve benim gibi inek olan çok iyi arkadaşlarım vardı.

 Sanırım bu dünyada neden var olduğumu anlamak ve hayatıma bir amaç yüklemek, kendi kazdığım çukurdan çıkmamda çok yardımcı oldu.

 Kendi ruhsal özümle bağ kurduğum zaman her şeyin düzeldiğini hissetmeye başladım.

 Gey olduğumu açıklamayı kolaylaştırdı.

 Terapi sayesinde duygularımla irtibata geçtim ve hayata mola verip derin nefes alarak aklımın içinde dönüp duran hisleri kontrol etmeyi ve rahatlamayı öğrendim.

 Doğaya bayılıyorum.

 Hep sevdiğim bir şeydi.

 Zamandan bağımsız hissediyorum.

 Her yönünü seviyorum.

 Böyle bir yerden alınan huzur bile beni mutlu ediyor.

 Akıl sağlığının önündeki engelleri yıkıp duygularımız hakkında konuşmalıyız.

 Sosyal medyada, resimlerimizde ve attığımız mesajlarda gösterdiğimizden fazlası gerek.

 Daha derin bir iletişime ihtiyacımız var.

 Bu cesur gençler yardım aldı ve artık bir gelecekleri var.

 Çok tuhaf bir durum.

 Çünkü kısa bir süre önce burada olmayacağımı düşünüyordum ve şimdi geleceğim ile ilgili bir planım var.

 Survivor gibi bir programa katılmak istiyorum.

 Çılgınca şeyler yapmak ve üniversiteye gitmek istiyorum.

 Evlenip çocuk yapmak istiyorum.

 Artık böyle şeyler için heveslenip onlar için çalışabilirim.

 Çünkü bunu yapabilecek hâldeyim.

 Şu anda benim için en önemli şey kendi geleceğim.

 Ne yapmak istediğimi biliyorum.

 Davis Koleji’ne gidip biyoloji yüksek lisansı yapacağım.

 Bir daire tutacağım.

 Bilemiyorum.

 Hepsi hayal.

 Ama ileride bir işe yarayacağımı düşünmek beni mutlu ediyor.

 Bir fark yaratacağım.

 Yazı yazmak en büyük tutkum.

 Bu konuda iyi olduğumu anlamak ve hayatım boyunca yazabileceğimi bilmek bana dünyaları verdi.

 KENDİMİ SEVMEYİ ÖĞRENDİM.

 Birinin intiharı düşündüğünü bilsen ve onunla konuşuyor olsan ya da bunu izleyen intihara meyilli biri olsaydı onlara ne söylemek isterdin?

 Şu anda yaşadığın ne olursa olsun, sana hiç öyle gelmese bile düzelecek.

 İçinde bulunduğun durum zamanla değişecek.

 Sen ne düşünürsen düşün.

 Yardım istersen ve insanlara elini uzatırsan işler yoluna girecek, bunu atlatacaksın ve bir gün mutlu olacaksın.

 Yalnız olmadığını anlamak gerçekten önemli.

 Bu hisleri aşmış birçok insan olduğunu bilmek de oldukça önemli.

 Bu tedavisi olan ve iyileşen bir şey.

 Mutlu bir hayat sürebilirsin.

 Ama bu hastalıkla mücadele etmen gerek.

 Sana nasıl yardım edeceğini bilen birini bul.

 Yani  Arkadaşın olabilir, arkadaşının ailesi olabilir, senin ailen olabilir.

 Kendini birine aç, yeter.

 Bir gencin sorununu ilk olarak arkadaşları fark eder.

 Seslerini çıkarıp harekete geçmeliler.

 Çünkü birinin hayatı buna bağlı olabilir.

 Bazen paylaşmak ve yardım istemek zor oluyor.

 Başkasının desteği gerekiyor.

 Bunu bir arkadaşınızda görürseniz onlarla konuşun.

 Sonra onlara yardım edecek birini bulun.

 Çok genç olduğumuz için böyle hissetmeye çok açığız.

 Çünkü hayatın başka yanlarını henüz tecrübe etmedik.

 Daha fazlası olduğuna inanmalıyız.

 HERKES ACI ÇEKER VE ÜZÜLÜR.

 BAZILARI DEPRESYONA GİRER, BAZILARI BUNU DAHA AĞIR YAŞAR.

 AMA ASLINDA HEPİMİZ AYNI ŞEYLE UĞRAŞIYORUZ.

 Ortak bir mücadele ile hepimizin aynı tarafta olduğunu ve bir bütün olduğumuzu anlayabiliriz.

 Bu kadar yalnız hissetmemize gerek yok.

 Bu konuşmaları daha önce yapsaydık arkadaşıma yardım edebilirdim.

 Sizin ya da bir arkadaşınızın depresyonda olduğunu ya da intiharı düşündüğünü fark ederseniz Sakın beklemeyin.

 Yardım alın.

 Hayati kriz hatti

ACI HER ZAMAN KENDINI BELLI ETMEZ.

 İŞARETLERİ ANLA – DOĞRU KELİMELERİ BUL DİĞERLERİNE ULAŞ

Pervasız tavırlar, kişilikte değişme değişen uyku düzeni, fiziksel acı, uyuşturucu kullanımı gibi belirtileri fark ederseniz müdahale edin ya da ses çıkarın.

 Crisistextline.org Bu kaynakları kullanmak için intihara meyilli olmaya gerek yok.

 Arayıp bilgi edinebilirsiniz.

 AKLINIZDAKİ HER ŞEY İÇİN KRİZ DANIŞMANLARIMIZA YAZIN

Başla Mesaj attığınız için teşekkürler.

 Bir Kriz Danışmanıyla mesajlaşacaksınız.

 Hayat zorlaştığında lütfen yalnız olmadığınızı hatırlayın.

  Ve öykülerini paylaşan tüm gençlere teşekkürler.

 Bir fark yaratmak için bu filmde yer almak istiyorum.

 Bütün bunların bir kişiye yardımı dokunsa bile yeter.

 Bence bunları gençlerin söylemesi çok daha etkili olacak.

 Bence bu, insanların bağ kurabilecekleri bir şey yaratmak için önemli bir fırsat.

 Bence bu belgeseli izleyen çocukların destek alabileceklerini görerek biraz olsun umutlanmaları harika bir şey.

 Bu filmde yer aldım çünkü aynı acıları yaşayan birçok insan var ve onlara yardım etmek istedim.

 İnsanlarla konuşarak ortak bir bağ kurup onlara yardım edersem, bir şeyi fark etmelerini sağlarsam ya da onlardan bir şey öğrenirsem müthiş olur.

 TEŞEKKÜRLER VE KUCAK DOLUSU SEVGİLER İNTİHARI ÖNLEME HATTI KRİZ MESAJ HATTI

Alt yazı çevirmeni: Utku Ali Yıldırım

BAŞA DÖN

KÜTÜPHANE

 

Reklamlar