FUMIO DEMURA

 

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Japon adında aile adı Demura’dır.

Fumio Demura

F. Demura, Kasım 2006

doğmuş

15 Eylül 1938 (yaş 79)
Yokohama , Japonya

Konut

Santa Ana , Kaliforniya, ABD

milliyet

Amerikan [1]

stil

Shitō-ryū Karate

Öğretmen (ler)

Ryusho Sakagami, Taira Shinken

rütbe

9 dan karate

Web sitesi

http://www.genbu-kai-hq.com/

Fumio Demura 出村文男Demura Fumio 1938 15 Eylül doğumlu,) iyi bilinen bir Japon-Amerikalı ustaya ait Karate ve Kobudo (silahlar). [2] [3] O olduğu Pat Morita , birinci, üçüncü ve dördüncü sitesindeki savaş sanatları dublörü Karate Kid filmler. [4] Demura 9. rank tutan dan içinde Shito Ryu Karate . [3]

Erken dönem

Demura, 15 Eylül 1938’de, Yokohama , Japonya’da doğdu . [3] 

9 yaşında, Asano adlı bir eğitmen altında karate ve kendo eğitimine başladı . [3] 

12 yaşındayken Itosu-kai karate’de Ryusho Sakagami altında eğitime başladı. [3] 

Demura dan 1 .dan siyah kuşak alındı.

1956 yılında, [3] ve 1957 yılında Doğu Japonya Şampiyonası kazandı [3] 

1959 yılında yönetiminde Kobudo eğitim, Okinawa’lı silah eğitimi bir stil başlattı 

Taira shinken . [3] [2] 1963’te ” Koga Ryu Ninjutsu Soke, Seiko Fujita’yı tanımaya başladı”-

14. kuşak bir Koga Ryu Ninja – kişisel olarak “(Fumio Demura’nın kendisine atfedilen alıntı). Demura, onu, kendisini Amerika’nın bir karate eğitmeni olarak Amerika’ya getirecek olan, onu Dan İvan’a tanıtan dövüş sanatları bilim adamı Donn Draeger ile tanıştırdı. [4]

Amerika Birleşik Devletleri

1965’te Demura, Japonya Karate-do Itosu-kai’yi temsil eden ABD’ye geldi. [3] 

Güney Kaliforniya’daki üssünden, karate ve kobudo becerileriyle tanınıyordu. [4] 

1971’de, 5’inci sıradaydı , [5] ve o en az 1982’ye kadar o sırada kaldı. [6] 

1970’ler ve 1980’ler boyunca, Demura da dahil olmak üzere çeşitli dövüş sanatları kitapları yazdı: Shito-Ryu Karate (1971 ), [7] Gelişmiş nunchaku (1976, ortak yazar), [8] Tonfa: Karate kendini savunma silahı (1982), [9] Nunchaku: Karate kendini savunma silahı (1986), [10] Bo: Karate kendini savunma silahı (1987), [11] ve Sai: Karate kendini savunma silahı (1987). [12]

1980’lerde Demura, Karate Kid serisinin filmlerine dahil oldu . [4] Bay Miyagi’yi oynayan Pat Morita için dublör çift oldu . [4] 

Demura, dahil olmak üzere birçok film ve belgeselde yer aldı: İçinde Savaşçı (1976), [13] Dr. Moreau Adası (1977), Karate Kid (1984), Karate Kid Part III (1989), [14] Shootfighter: Ölümüne savaş (1992), [15] Rising Sun (1993), [16] Next Karate Kid (1994), [17] Dövüş sanatlarının ustaları (1998, Wesley Snipes tarafından sunulmuştur ), [18] Dövüş sanatlarının mistik kökenleri (1998), [19] Modern savaşçılar (2002), [20]XMA: Xtreme Martial Arts (2003), [21] ve Ninja (2009) ). [22] Demura 2015 belgeseli “The Real Miyagi” nin konusu. [23]

1986 yılında Demura 7 terfi etti Dan Shito ryu karate. [3] 2001 yılında Itosu-kai’den kovuldu, [24] ve Shito-ryū Karate-do Genbu-kai’nin Direktörü oldu. [3] 2005’te 9. Dan’a terfi etti . [3]Halen Santa Ana , Kaliforniya’da yaşıyor . [25]

2010 yılının Ekim ayında, Demura , Kaliforniya’daki Redondo Beach’teki Redondo Beach Sahne Sanatları Merkezi’nde Koyamada Vakfı’nın Birleşik Devletler Dövüş Sanatları Festivali için sahne aldı . [26]

2017 yılında, Santa Ana, Kaliforniya’daki Demura’nın orijinal dojosu, bir caddeyi genişletmek için seçkin bir alan tarafından şehre çekildi. Dojo kentte yeni bir yere taşındı, bu sırada Demura yeni sitiller çıkardı ve Greatmats’ın dövüş sanatları için bir sözcü oldu. [27]

Referanslar

    1. “Sensei Fumio Demura” . 2015-09-19 alındı .
    2. b Clayton, BD, Horowitz, R. ve Pollard, E. (2004): Shotokan’ın sırrı: Karate’nin dövüş kökenlerinin arkasındaki gizli gerçek (s. 108). Kara Kuşak Kitapları. ( ISBN  978-0-8975-0144-6 )
    3. l Japonya Karate-Do Genbu-Kai Uluslararası: Bir bakışta … En Sensei Demura Arşivlenen en 2009-09-28 Wayback Machine . ( c. 2007). 3 Mart 2010 tarihinde alındı.
    4. e ABD Dojo: Shihan Fumio Demura ( c. 2009). 3 Mart 2010 tarihinde alındı.
    5. ^ Demura, F. (1971): Shito-Ryu Karate (s. 4). Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0005-0 )
    6. ^ Demura, F. (1982): Tonfa: Karate kendini savunma silahı (s. 5). Burbank, CA: Ohara. (ISBN  978-0-8975-0080-7 )
    7. ^ Demura, F. (1971): Shito-Ryu Karate . Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0005-0 )
    8. ^ Demura, F., ve Ivan, D. (1976): İleri nunchaku . Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0021-0 )
    9. ^ Demura, F. (1982): Tonfa: Karate kendini savunma silahı . Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0080-7 )
    10. ^ Demura, F. (1986): Nunchaku: Karate kendini savunma silahı . Burbank, CA: Ohara. (ISBN  978-0-8975-0006-7 )
    11. ^ Demura, F. (1987): Bo: Karate kendini savunma silahı . Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0019-7 )
    12. ^ Demura, F. (1987): Sai: Karate kendini savunma silahı . Burbank, CA: Ohara. ( ISBN  978-0-8975-0010-4 )
    13. ^ IMDb: İçinde Savaşçı (1976) – Tam kadro ve mürettebat 4 Mart 2010 tarihinde alındı.
    14. ^ IMDb: Karate Kid Part III (1989) – Tam kadro ve mürettebat 3 Mart 2010 tarihinde alındı.
    15. ^ IMDb: Shootfighter – Ölümüne dövüş (1992) – Tam kadro ve mürettebat 4 Mart 2010 tarihinde alındı.
    16. ^ IMDb: Rising Sun (1993) – Tam kadro ve mürettebat 4 Mart 2010 tarihinde alındı.
    17. ^ IMDb: Sonraki Karate Kid (1994) – Tam kadro ve mürettebat 4 Mart 2010 tarihinde alındı.
    18. ^ IMDb: Dövüş sanatlarının ustaları (1998) 4 Mart 2010’da alındı.
    19. ^ IMDb: Dövüş sanatlarının mistik kökenleri (1998) 4 Mart 2010’da alındı.
    20. ^ IMDb: Modern savaşçılar (2002) 4 Mart 2010’da alındı.
    21. ^ IMDb: XMA – Xtreme Dövüş Sanatları (2003) 4 Mart 2010’da alındı.
    22. ^ IMDb: Ninja (2009) – Tam kadro ve mürettebat 4 Mart 2010 tarihinde alındı.
    23. ^ IMDb: Gerçek Miyagi (2015) 16 Mart 2016’da alındı.
    24. ^ Karate Dünyası: Fumio Demura Itosu-kai’den kovuldu (1 Kasım 2001). 3 Mart 2010 tarihinde alındı.
    25. ^ Demura, F. (2006): Fumio Demura özgeçmişi (6 Haziran 2006). 3 Mart 2010 tarihinde alındı.
    26. “@ Filme Dosyaları SHIN KOYAMADA INAUGURAL AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ MARTIE ARTS FESTIVAL, Dr. Craig Reid tarafından” .
    27. ^ http://www.greatmats.com/martial-arts-mats/fumio-demura-sensei-the-evolution-of-karate-fl

THE REAL MİYAGİ /Gerçek Miyagi  ( 2015 )

1 saat 20 dakika

Yönetmen: Kevin Derek

Yazar: Kevin Derek

22 Şubat 2015 (ABD)

 Belgesel , Aksiyon , Biyografi

Oyuncular: John G. Avildsen , Billy Blanks , Lauro David Chartrand-DelValle

 

Özet:

Bir neslin en büyük karate ustası olan Fumio Demura’nın hayatı.

Real Miyagi (2015), Kevin Derek’in tüm zamanların en büyük karate ustalarından birinin hayatı hakkında harika bir belgesel.

Bu belgesel, Fumio Demura’nın hayatının ana hatlarını, başlangıcından günümüze kadar mükemmel bir şekilde yansıtıyor.

Bu önemli noktalar, Demura’nın hayatının ve kariyerinin inanılmaz yolculuğuyla yaşadığı başarıları ve zorlukları değil, aynı zamanda ailenin, arkadaşlığın ve kaybın inanılmaz hikayelerini de içerir.

Fumio Demura, arkasındaki adam olan Gerçek Miyagi’dir. Gerçek bir şeref ve doğruluk ustası olduğu için dövüş sanatlarıyla uğraşan herkes tarafından bilinir.

Kevin Derek, birkaç ünlü aktörün, birkaç dövüş sanatının ustası, birçok öğrencisi ve takipçilerinin fotoğraflarıyla, anılarıyla, fotoğraflarıyla, anılarıyla ve tasvirleriyle güzel bir şekilde tasvir edilen Fumio Demura’nın hayatını sunmak için harika bir iş çıkarmaktadır.

Belgesel Metni

Dövüş sanatlarında ve film sektöründe hiç dövüş sanatı eğitimi almamış bir sürü insan var ve bu insanların tek yaptığı insanlara palavra atmak, birlikte çalıştığı insanlardan ve yaptıkları şeylerden bahsetmek, hem de aslında hiçbir şey yapmamışken.

 Demura Sensei söylendiği kadar vardı.

 Bayanlar ve baylar, Bay Fumio Demura.

 Dövüş sanatlarında, bir karate hocaları vardır, bir de Fumio Demura vardır.

 O geri kalanımızdan bir gömlek üstündür.

 Ve o karateyi Birleşik Devletler’e getiren ve Birleşik Devletler’den de dünyaya yayan anahtar kişilerden biridir.

 Böyle güzel bir kesinlik görmemiştim.

 Benim için, o gece gördüğüm en iyi şeydi bu.

 Bruce pek silah kullanmazdı, daha çok sahne aksesuarları kullanırdı.

 Ama nunçakuyu çok dinamik bir şey olarak görürdü.

 Sensei Demura kuşkusuz ki, nunçaku metotlarının kurucusuydu.

 Ve bunların üzerine bir kitabı vardı.

 Bruce kitabı inceledi ve Sensei ile konuştu, ve nunçakuyu nasıl kullanacağını bu şekilde öğrendi.

 O gerçek bir dövüş sanatçısıydı, bu işin özü de budur.

 Günümüzde böylesi fazla kalmadı.

 Bir karate dövüşçüsü olarak başarımı gerçekten Bay Demura’ya borçluyum, ve seni çok seviyorum.

 Bay Miyagi’yi hayata geçiren adam oydu ve bu onun dövüş sanatlarındaki ustalığına binaen olmuştu.

 Demura Sensei bilmecelerle, klişelerle, manipülatif Hollywood sözleriyle dolu bir adam değildir.

 Çok alçak gönüllü, çok sessiz, gerçek bir adamdır, başarısının sırrı da budur.

 Japonya’da çok zor koşullarda yükseldi, Amerika’ya gelip dojolarını açtı ve harika bir dövüş sanatları camiası inşa etti.

 Fumio Demura Kara Kuşak Onur Listesine iki kere resmen alındı.

 KARA KUŞAK ONUR LİSTESİ 1969 FUMIO DEMURA KARATE

Bir kere alınmak bile büyük bir olay, ama o iki kere alındı.

 Biliyorsunuz, burası neredeyse 47 yaşında.

 Chuck Norris geldi, ve Jun Lee, Bob Wall, Bruce Lee bile buradaydı.

 Buradan bir sürü insan geldi geçti.

 Hatıralar.

 Burası sıradan bir evdi ve inşaat işçileri tutmak çok pahalı olurdu biz de buradaki her şeyi kendimiz yaptık.

 Her öğrenci, buradan geçen, buraya uğrayan her insan, bir çivi çaktı, bir ruh bıraktı.

 Bu eski bir ev, ama burada birçok insanın teri var.

 17 MART 2011 BELGESELİ ÇEKMEYE BAŞLADIĞIMIZDAN BİR YIL SONRA DEMURA’NIN TALEBESİ ARADI SENSEI DEMURA KOMAYA GİRDİ VE YAŞAMAK İÇİN %5 ŞANSI VAR.

 PAT E. JOHNSON DUBLÖR KOREOGRAFI

Sensei Demura’ya bir şey olacağı düşüncesi, çok korkunç bir düşünce.

 Bir çocuğumun benden önce ölmesi gibi, bilirsiniz, söylemesi bile çok zor.

 Sensei’ye bir şey olursa, bir Demura Sensei daha gelmeyecek.

 Tek bir Demura Sensei var.

 Büyük bir eksiklik.

 YÖNETMEN

Evet, büyük bir boşluk.

 Çünkü sanmıyorum, gerçekten de karate dünyasında kimse onun, onun yerini dolduramaz.

 Aslında işe yaramaz bir yüzdelik bilgi, NÖROCERRAH çünkü her vaka farklıdır, ama onları biraz hazırlamalıydım, aileyi ve arkadaşlarını.

 İyice anlaşıldığından emin olmak için bunun, hayatını tehdit ettiğini ve sonunun iyi olmayabileceğini uzun uzun açıkladım.

 OLAYDAN BİR YIL ÖNCE ŞUBAT 2010

Şimdi, bu buradan vuruyorsun, bam, burada da bitiriyorsun.

 Aşağı it.

 Sonra, böylece geliyorsun, böyle vuruyorsun, aşağıdan, yukarı kaldırıyorsun.

 1961 yılında bütün yıl sonu şampiyonalarını ben kazandım.

 Sonra, 62 ve 63’te üç yıl üst üste oynadım.

 ÜÇ YIL ÜST ÜSTE (KATILDIM)

Her vilayetten sadece iki kişi katılabiliyordu.

 Başlayın! Bu çeyrek finalin ilk müsabakası.

 Solunuzda Chuzo Kodaka, sağınızda ise Fumio Demura var.

 1964’te Tokyo, olimpiyatlara ev sahipliği yaptı.

 O zamanda, Federasyonum, ‘Siz çıktınız.

 Bana müsabakaya katılacak yeni insanlar getirin.

‘ dedi.

 Hâlâ çok gençtim, büyük bir şeyler yapıp kendimi kanıtlamaya karar verdim.

 Gidecek iyi bir yer arıyordum Sonra ünlü bir adamla tanıştım, Don Drago adında bir Amerikalı.

 Ona ya Kanada’ya ya da Amerika’ya gitmenin bir yolu var mı diye sordum.

 O da dedi ki, “tam adamını tanıyorum.” Beni Dan Ivan ile tanıştırdı.

 CIA’den, ordudandı, eğitim almak istiyordu.

 Bir sürü değişik dojoyu geziyorlardı.

 Bir gösteri yapıyordum, bittikten sonra, o ve Dan Drago beraber geldiler ve o öğrenmek istiyordu.

 Ben de ona ders vermeye başladım.

 Birkaç ay sonra bana sordu: “Amerika’ya gelmek ister misin?”

 Dedim ki, “Tabii ki isterim.”

 Buraya ilk geldiğinde ne kadar korkmuş olduğunu hatırlıyorum hiç İngilizce bilmiyordu ve valizinde yalnızca 300$ vardı.

 DEMURA’NIN TALEBESİ

buraya sadece bunlarla gelmişti.

 ABD’ye tek başına, harcamalarını cebinden yaparak geldi.

 SHIGERU SAWABE ÜSTAT

Günü geçirebilmek için bir garajda uyuyordu.

 Bugünkü gibi, bir kapıdan geçip uçağa binemiyordunuz.

 Dışarı adım atmalı, yere basmalı, tırmanmaya başlamalıydınız.

 Bu adımda, yukarı çıkan her adımda ne hissettiğimi bilmiyorsunuz.

 Gördüğünü hatırladığı son şey annesinin arkasından el sallamasıydı, ve zihnindeki bu görüntü, annesinin ona el sallayışı, ona “Bu büyük bir hata” diye düşündürüyordu.

DEMURA’NIN KIZ KARDEŞİ 

Herkes ağlıyordu  çünkü daha önce hiç ayrılmamıştık.

 Her adım, çok korkutucu.

 Çünkü başka bir ülkeye gidiyorum.

 Hiç param yok, dil bilmiyorum.

 Oraya gittiğimde, ilk gün “Eve dönmek istiyorum.”

 diye düşündüm.

 İki gün ağladım.

 DEMURA’NIN ÖĞRENCİLERİ

 İlk geldiğinde, İngilizce bilmiyordu ve çok göz korkutucuydu çünkü dikkatinizi çekmek için yere bir shinai ile vururdu, yüksek bir ses çıkarmak için.

 Japonca sayardı ve gerçekten, gerçekten kalın bir sesi vardı.

 Geldiğinden beri böyleydi ve sadece korkutucuydu.

 Ben sadece çok bağırıyor sanıyordum, ama aslında, İngilizce konuşamıyordu.

 Birisi Sensei’yi Knott’un Meyve Bahçesine götürmenin iyi olacağını düşündü.

 O günlerde, çok farklıydı.

 Bu hiç de doğru bir davranış değildi.

 Tren yolculuğu sırasında, bazı hırsızlar bir skeç için büyük, gürültülü silahlarla gelirlerdi.

 Çok ses çıkarıyorlardı, silahlarını ateşliyorlardı, duman vardı.

 Sonra o trene bindi, oturmuş gidiyordu, sonra bazı adamlar geldi silahlarını ateşliyorlardı vesaire, ve yapmak için tutuldukları şeyi yapıyorlardı.

 Sonra bir bakmışsınız havalarda uçuyorlar ve Sensei silahlarını ellerinden alıyor.

 İnsanlar Sensei’yi üstlerinden almaya çalışıp, “Dur, bu gösterinin parçası” diyorlardı.

 ABD’ye geldiğinde, tuvaletten haberi yoktu.

 Amerika’daki tuvaletler Japonya’dakilerden farklıydı, onlar ufak bir deliğin üstüne çömeliyorlardı.

 Ama o banyoya gidiyordu ve kimse ona tuvaleti nasıl kullanacağını anlatmamıştı.

 O da geriye doğru oturulması gerektiğini düşünmüştü ve arkadaki küçük su rezervuarı hakkında şöyle düşündü, “Bundan iyi masa olur.”

 Oraya oturup annesine mektuplar yazardı, dergiler okur, böyle şeyler yapardı.

 Ama öteki türlü oturması gerektiğini anlamamıştı.

 BİRLEŞİK DEVLETLER HÜKUMETİ SUNAR DÜŞMANIMIZ JAPONLAR

Düşmanımız olan Japonya’yı anlamaya çalışmamız için yapılmış üç filmin ikincisini izlemek üzeresiniz.

 Irkçılık ve ön yargı çok yaygındı özellikle de İkinci Dünya Savaşından sonraki günlerde, Japonya Amerika’ya savaş açtıktan sonra.

 Bir çok eğitmen ırkçılıkla karşı karşıyaydı.

 DÖVÜŞ SANATLARI TARİHİ MÜZESİ

Bu müze bile, burayı ilk satın aldığımızda, tapuda şöyle yazıyordu, “Bir Japon’a satılamaz.”

 Yani, hepimiz bir çok değişik seferde ırkçılıkla karşılaştık.

 Fumio Demura da, tabii ki, Amerika’ya geldiğinde ırkçılıkla karşılaştı.

 İnsanlar için çok zor bir mücadeleydi, enterne kampları yeni kapanmıştı, savaş yeni bitmişti ve Japon halkına karşı ciddi bir ön yargı vardı.

 Buna göğüs germek zorundaydı, ve her şeye rağmen tarih yazdı, Amerika’yı değiştirdi.

 YOKOHAMA, JAPONYA 1945, savaş neredeyse bitmiş.

 B29 bu tapınaktan geçmiş.

 Ama karanlıktı, o yüzden ne olduğunu kimse anlamadı.

 Ama tapınağın kendisi hep aynı.

 Hiç değişmedi.

 Evim oradaki binanın arkasında.

 Buradan çok da uzak değil.

 Bazen kestirmeden giderdim.

 Çalıların içinden geçip, ta tapınağa kadar gidip, arkaya geçip istasyona gitmek zorunda kalıyordum.

 Savaş zamanında, babam bu bölgedeydi, çünkü burası dağın tepesiydi ve çok sessizdi.

 Eski evim çoktan yıkılmıştı, her tarafa bombalar düşüyordu, babam da benim hayatımı kurtarıyordu.

 Annesi ABD’ye onu ziyarete geliyordu o da annesi için iyi görünmek istiyordu.

 Yani, kalacak iyi bir yer, bir apartman dairesi ve böyle şeyler.

 Sensei dolaşıp bir yer bulmaya çalıştı, kiralamaya çalıştı, parası vardı.

 İnsanlar onun kiralama isteğini geri çevirdiler çünkü o Japon’du ve ona “Paran yok.” dediler.

 Sensei onlara parayı gösterdiğini ama yine de reddedildiğini söylemişti.

 Çocuğun biri yazılmıştı, ertesi gün gelip, “Paramı geri istiyorum.”

 dedi.

 “Neden?”

 diye sordum.

 “Babam ‘Bir Japon’dan öğrenemezsin.’ dedi.”

 “Geri ver o zaman.” dedim.

 Onu gördüğümde, bir Japon görmedim.

 DÖVÜŞ SANATLARI UZMANI/AKTÖR

Onun ruhunu, budoyu, bir adamın ruhunu, bedenini hareket ettirdiğini gördüm.

 Ve bu ilgimi çekti.

 Benim amacım da insanların tenimin rengini değil, ruhumu görmeleri.

 İnsanlar bunu gördüğü zaman, ten rengini görmüyorlar, ve bence onun yaptığı da buydu.

 Bu sanat formunu, karateyi, Amerika’ya ve bütün dünyaya yayması, bütün bu karanlığa ve gölgelere ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve gerçek salt nefrete rağmen başarması, gerçekten karakterini ve nasıl bir ruhu olduğunu gösteriyor çünkü bu bir ışık.

 Karate olarak bilinen bu sanat formunun kendisinden daha büyük olduğunu biliyor.

 JAPON GEYİK PARKI

 Japon Geyik Parkı cüretkâr bir adımdı.

 Savaşın bitiminden çok geçmemişti ki aniden bir Japon kültürel geyik parkı açıldı, Japon kültüründen bahsetmeye başladı.

 Sanırım, Batılıların gözündeki Japonya’nın maketi gibiydi.

 Gösteriler, Japon dansları, dalgıçların girdiği bir havuz, kadın dalgıçların, dalıp gerçek istiridye çıkardıkları bir havuz vardı.

 İçerisinde bir geyik olan küçük bir park vardı.

 Oraya gittik, Japon dansçıları gördüm.

 “Hey, burada bir şey yapabiliriz.”

 Ben de onlardan para istemedim, sadece ücretsiz bir karate gösterisi.

 Yazın, üç ay boyunca, her gün gösteriler yaptık.

 O yazın sonunda bir yıllık kontrat yaptık.

 Japon gösterileri hep Amerikan gözüne kuru gelirdi, “Sıradan bir Japon gösterisi” hepsi aynı kalıba uyuyor.

 Daha çok mekanik bir şey, yaptığın her şey  dur.

 Ve adam hiç hareket etmez.

 Başlangıcı ben yapardım.

 Sorun şuydu, Amerikalılar neden durduğumuzu anlamıyorlardı.

 O zamana kadar, neredeyse hiç kimse gerçek geleneksel karate koreografisi yapmıyordu.

 DÖVÜŞ SANATLARI TARİHÇİSİ

Filmler için çalışmıştım, bunu yaptığınız zaman pek de geleneksel olmuyordu.

 Bilirsiniz, dönen tekmeler, sıçrayışlar vesaire.

 Gösterisinin çoğu geleneksel dövüş sanatlarından oluşuyordu ama çok koreografik birleştirilmişti.

 Bir filme gidiyorsunuz ki, ses yok, reaksiyon yok.

 Buna para verir miydiniz?

 Cevap hayır.

 Şunu anlıyordu, karateyi popüler yapmak için mizah olmalıydı ve bu mizahı da gösteriye yedirmeliydi.

 Gerçekten iyi karate ve mizah arasındaki çizgiyi bulmayı başardı ki bu gerçekten müthiş bir şey.

 O, müsabaka içinde, karate dünyasında, müzik kullanıp her şeyi müziğin ritmine göre yapan gördüğüm ilk insandı.

 Sanki ritmi saymayı biliyordu.

 Biz de daha fazla yapmaya başladık, çok tutmuş gibi görünüyordu.

 Ama birbirimize zarar vermeden, biz de böyle yapmaya başladık.

 Büyük başarı yakaladık.

 Hareketlerin uygulanışı, jestler, çok isabetliydi.

 Ayakları yerden boğazınıza, burnunuza kadar çıkıp burnunuzu karıştırabilirdi, adam iyi.

 O silahlarla iyi iş çıkaran ilk kişilerden ‘biriydi, çünkü o sırada 67’de, 68’de, nunçaku ya da kılıç ya da herhangi bir çeşit sopa ya da bo ile uğraşan kimseyi göremezdiniz.

 Demura’nın, haliyle uzmanlık alanı nunçakuydu.

 HAYVAN EĞİTMENİ

 Bunu hatırlıyorum.

 Hayatımda nunçakuyu ilk defa gördüğümde yani, onu kullanırken gördüğümde, bu adamın hızı ve çevikliği ve kararlılığı çok bariz diye düşünmüştüm.

 Ama onun gösterilerini izlemeye değer yapan şey, kamera açılarını çok iyi anlamasıydı.

 Her tekniğin güçlü ve zayıf yönleri vardır, ama o göze, seyirciye neyin daha iyi hitap edeceğini bilir.

 Ama ince bir çizgi vardır, “Halka hava mı atıyorsun, yoksa gerçekten bu kadar iyi misin?

 Ve bence evet, gerçekten o kadar iyidir.

 Onun hayranıydım, onun iyi bir öğretmen olduğunu düşünüyordum.

 DÖVÜŞ SANATLARI UZMANI/AKTÖR

Ve onunla karate gösterileri yaptığım için çok mutluydum ve gurur duyuyordum.

 Japon Geyik Parkı adında bir yerdi.

 Her gün büyük bir karate gösterisi yapılırdı, kara kuşaklar gelir ve dövüşlere katılırdı kata yaparlar, tahta kırarlar ve böyle şeyler yaparlardı, biz de hep beraber çok eğlenirdik.

 Bu davul ile insanları Japon Geyik Köyündeki gösterileri izlemeye çekerdik.

 Ve duyduğuma göre, Steven Seagal etrafta dolaşıp, bu davulu çalar ve insanları gösteriyi görmeleri için, eskiden Sensei’ye yardım ettiği yere, Japon Geyik Köyüne çekerdi.

 Vurgunun her zaman söylediği yerde olduğunu söylerdi, “Boksta olmayıp karatede olan bir şey var, ayaklar.”

 Ayağını kaldırıp rakibine doğru hamle yapar, ve tam çenesinin üzerinde durdururdu.

 O an herkes “Vay canına” derdi, işte böyle isabetli bir karate gösterisi benim aklımdaki Sensei imajıdır.

 Bu sırada sorunlarım vardı.

 Japonya’dan, Sensei dahil bir sürü şikayet gelmeye başladı.

 Bana “Bir şeyi yanlış yapıyorsun. Kendine çeki düzen ver, yoksa seni atarız.”

 dedi.

 Japon gelenekselcileri Fumio Demura’nın Geyikli Park’ta yaptıkları şeyi hiç beğenmediler.

 Biraz daha yaratıcı, daha havalı daha Amerikan seyircisine yönelik yapıyordu.

 DÖVÜŞ SANATÇISI/YAPIMCI

Bu hikayeyi duydum ve tek söyleyebileceğim, yanılıyorlar.

 Sensei Demura dövüş sanatlarını Amerika’ya geldiği ilk günden beri tanıttı ve bu binlerce bireyi pozitif bir şekilde etkiledi.

 Japonya’daki insanlar Sensei Sakagami “Sensei, isminizi karalıyor.”

 ya da “İmajınızı zedeliyor.” diyorlardı.

 çünkü bütün bunları yaptı, artık şovlara çıkmaya da başlamıştı.

 ’69 ya da ’70’te annemi bu ülkeye davet ettim.

 Anneme bu son şovum olabilir, yani izlesen iyi olur çünkü bu işi bırakabilirim dedim.

 “Neden?”

 diye sordu “Japonya’dan bir sürü şikayet geliyor.”

 diye cevap verdim.

 -“Onları görmedin mi?”

 -“Hayır.”

 “Bu demek oluyor ki, duyduklarında seni kıskanıyorlar.

 Bir şeyi yanlış yapıyorsan, hemen bıraksan daha iyi.

 Ama yanlış bir şey yapmıyorsan, kanıtla kendini.”

 Sensei Kanada’ya geldi, beni aradı, bu yüzden ben de gittim.

 Daha önce hiç görmemişti.

 Gösterisinden sonra, gösterimin bir kısmını yaptım.

 Dedi ki, “Bunu nerede yapıyorsun?”

 dedim ki, “Bana durmamı söyleme, bunu California’da yapıyorum.”

 Bundan sonra, hiçbir şey demedi.

 DEMURA’NIN KARDEŞİ

Karate Okulundan Sakagami Sensei Fumio’nun kabiliyetine hep büyük saygı duydu.

 Ve Fumio’nun ismi Sensei’ninkinin yanına oğlununkinin yerine yerleştirildi.

 Bu çok cesaret vericiydi, sadece kardeşlerim için değil benim için de, çünkü bu Fumio’yu saygın bir kardeş yapmıştı.

 1975 YILINDA JAPON GEYİK PARKI İFLAS ETTİ

İki gün sonra, Las Vegas Hilton seçmeye gelmem için beni aradı.

 İki gün sonra ekiple beraber Las Vegas’a gittik.

 İlk şovumuzu yaptık, hepsi bu.

 İşe alınmıştık.

 Bu bir samuray şovu ve sanırım, Sensei samuray oluyordu, bir kız olurdu, başı dertte olan genç bir kız, sonra da başka, kontrolden çıkmış, iki sarhoş samuray.

 İşin içine mizah da kattılar.

 İki veya üç adam kızlara bulaşıyor olurdu, onları rahatsız edip, itip kakarlardı, sonra Sensei Demura da, tabii ki, onları döverdi.

 Orada iki yıl boyunca, profesyonel olarak gösteri yaptım.

 Bunu daha önce kimse yapmamıştı, hatta bugün bile.

 Las Vegas şovlarında ne Japon ne karate ne de dövüş sanatları vardı.

 Las Vegas’ta zaman zor geçiyordu.

 Ama buna rağmen Karate Şovu harikaydı.

 KEN KAZAMA AKTÖR

Şov zordu.

 Arizona’dan Vegas’a doğrudan giden yol   Sekiz saat mi altı saat mi sürüyordu?

 Beş buçuk saat.

 Bu  Bu inanılmazdı.

 Amerika’nın ne kadar büyük olduğunu anlamıştım.

 Kendi kendime “Bu ülkeyle nasıl savaşabildik?”

 diye düşündüm.

 Zamanında burası bir okulmuş.

 Artık öyle olduğunu sanmıyorum.

 Hadi tapınağa gidip dua edelim.

 Okuldayken çok zor zamanlarla baş etmek zorunda kalmıştım.

 Buraya gelir, ağacın altında biraz olsun uzanırdım.

 O zamanlar klima yoktu, yani çok sıcak olurdu.

 Ben de burada uyurdum.

 Fumio’nun da aynı olduğunu hatırlıyorum.

 AB genel verici grup muydu?

 Yani üçümüz B üçümüz de 0’ız öyle mi?

 -Bununla altı olduk o zaman.

 -Evet.

 Bu Fumio ve ben ve kim?

 Nobu mu?

 Gerçekten mi?

 İkiniz tamamen farklısınız.

 Sen nesin?

 Ben B grubuyum.

 Sen de mi B grubusun?

 Yani Yukio ve sen B grubusunuz.

 Hayır değilim.

 Ben 0 grubuyum demedim mi?

 Eğer bir şey olsaydı, sana kan verirdim.

 Hayır, teşekkür ederim.

 İhtiyacın olacak  Dört erkek ve iki kız kardeşim var.

 Hepsi hala hayattalar.

 Üstüne iki de üvey ağabeyim var, ikisi de aramızdan ayrıldı.

 Ben ve kardeşim İkinci Dünya Savaşı’ndan önce doğduk, bu yüzden zor zamanlar yaşadık.

 Babamın, ipek işi vardı.

 Tam İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, naylon çıktı.

 Babamın şirketi kısa sürede iflas etti.

 Aynı zamanda bir çeşit kriz geçirdi.

 Düştükten sonra, ağabeyimin belki bir blok aşağıda yaşayan doktora koştuğunu duydum.

 Ama hemen sonrasında, öldü.

 Sıkı çalışan biriydi.

 Gençliğinden beri hepimize baktı.

 Çünkü o en büyük kardeşti.

 Ama aynı anda hedefine ulaşmak da istiyordu.

 O da bunu denedi.

 Uyumadan çalıştı.

 Babamız yoktu.

 DEMURA’NIN KIZ KARDEŞİ

Annem adına ev harcamalarını ben idare ediyordum.

 Bu yüzden para boşa harcanınca canım sıkılıyordu.

 Ayakkabımız yoktu, kıyafetlerimiz yoktu.

 Tabii, genç bir çocuktum, o yüzden oynamak istiyordum, ama hiçbir şeyimiz yoktu.

 12 yaşımda tekrar çalışmaya başladım, Gazeteler için ve limanda çalışmaya başladım.

 En zor an pirinç almaya gittiğimiz zamandı.

 Paramız olmadığı için bize satmayı reddettiler.

 Ve annemiz  pirinç alabilmemiz için kimonosunu rehin bıraktı.

 Dükkana gitmek benim işimdi.

 Aynı problemi yaşamaya devam ettik.

 O zamanlar dibe vurmuştuk.

 Ama Fumio’nun, Amerika’ya gitme hayali vardı.

 Ben de onun hayalinin peşinden gitmesini istedim.

 Bu yüzden ona gitmesini söyledim.

 Aileye göz kulak olacağımı söyledim.

 Bu en iyisi olacaktı  Fumio bu yüzden Amerika’ya gitti.

 Başarılı olmasına yardım edebildiğim için mutluyum.

 Çok acı çekerdik.

 Düşündüm ki  Annem bir yıldız oluğunu öğrenince mutlu olurdu.

 DEMURA’NIN KARDEŞİ

Birleşik Devletlere gittikten sonra, annemize para göndermeye başlamıştı.

 Yabancı bir ülkede tek başınaydı.

 Yeteneği ve çabası sayesinde iyi bilinen biri oldu.

 Bence bu harika.

 1960’larda, bugün gördüğünüz gibi her köşe başında veya her alışveriş merkezinde dövüş sanatı okulu yoktu.

 BLACK BELT DERGİSİ

Ve yetkili eğitmen bolluğu yoktu.

 Fumio Demura’nın, hem silah hem de boş el tekniklerinde son derece yetenekli olduğu ortaya çıktı.

 Bu ilginç bir durumdu, çünkü her zaman ya silahlarla ya da boş elle iyi olan çocuklarınız olurdu, ama şimdi ikisinde de gayet iyi olan bu çocuk vardı.

 Black Belt bu fırsatı kaçırmadı.

 BLACK BELT VİDEO DERGİSİ

Fumio Demura, Yokohama doğumlu, yedinci dan, Birleşik Devletler Karate Takımının teknik danışmanı.

 İnsanlar onun ustalığına, maharetine ve sadeliğine karşılık verdi.

 Nishiyama ve Okuzakuno gibi çoğu Japon eğitmen, röportaj vermezdi, dergilere bulaşmazlardı, onlar çok çekingenlerdi.

 Diğer taraftan, Sensei’nin dergilerde makaleleri vardı, çok göz önündeydi.

 Ülkedeki bütün dövüş sanatları eğitmenlerinin içinde, o zamanlar, onun en göze çarpan ve en cana yakın olduğunu söyleyebilirim.

 İsveç’te küçük bir çocukken, DÖVÜŞ SANATÇISI/AKTÖR Black Belt Dergisini almak için son kuruşumu harcardım, Amerika’dan gelmesi neredeyse yarım yıl sürdü.

 Sensei Demura kapakta olurdu ve onun hakkındakileri okurdum.

 Nunçaku kitabı, Tonfa kitabı Yani, onun yazdığı her kitaba baktım.

 Bir başlık takar, nunçakuyu alır ve onun yapacağı gibi onları sallamaya çalışırdım, yapamazdım ama, bilirsiniz, denerdim.

 Sanırım, kendimi başımdan ya da dirseğimden vururdum, genelde oralara gider.

 İlk dirsek acır.

 İnsanları bir filmde ya da televizyonda iyi göstermek çok kolaydır.

 Ama Fumio Demura’nın nunçakuyla çekiminin ham görüntüsünü izlerseniz, isabetliliğinin son derece nefes kesici olduğu su götürmezdir.

 Kardeşim bir kere yapmayı denedi.

 DÖVÜŞ SANATÇISI/AKTÖR Ve adamın birinin çenesini kırdı.

 MICHEAL J. WHITE DÖVÜŞ SANATÇISI/AKTÖR

İleri nunçaku adında bir kitap için gönderildim, ki bu aslında gülünç çünkü, yani, nunçaku hakkında pek bir şey bilmiyordum.

 Süpürge sapından parçalar koparır, etrafında zincir koyar ve onları etrafta sallardım, deli biri gibi.

 Sonra bunun güzel olduğunu düşündüm, böylece, nunçakuya giriş değil, ileri nunçaku aldım.

 Ama o Fumio Demura’nın kitabıydı.

 İlk kitabını hatırlıyorum da, nunçakular hakkındaki kitabı, sanki, herkes onun hakkında konuşmuştu.

 ’65’te Bruce ve Bay Nishiyama’nın, Los Angeles Şehir Kolejinde, turnuvaları olduğunda, beni davet ettiler.

 Silahlarla birkaç gösteri yaptım ve ondan sonra o geldi.

 Tabii, o zamanlar hiç İngilizcem yoktu.

 Bu yüzden partnerim, Dan Ivan benim için tercüme etti.

 YEŞİL ARININ “KATO”SU Gerçekten de Kungfu yapıyor mu?

 “Bu adam filmde oynuyor.”

 dedi.

 Hiçbir fikrim yoktu.

 “Oturabilir misin?”

 diye sordu, “Tabii.”

 dedim.

 Hiç sorun değil, oturdum ve konuşmaya başladık.

 Ondan sonra, Black Belt dergisinin ofisine gittik, her zaman oraya giderdi.

 Ben de oraya gittim.

 Buluşmaya başladığımız yerdi.

 Sonra, nunçaku adlı kitabı yazdım, ve o bu silahları kullanmak istedi.

 NUNÇAKUNUN ANATOMİSİ

O kitapla çalışmaya başladı, sonra sorular sordu, bilirsiniz, “Böyle yapar mıydın?

 Böyle yap, şöyle yap.”

 DURUŞLAR Gösteri sanatçılığı için çok zekiydi.

 Seyircilerin ne istediğini bilirdi.

 Ve istediklerini yapmaya başladı.

 Sahip olduklarımızı göstermekten çok paylaşma amacıyla buradayız.

 O dönemlerde, Uluslararası Müsabakalar, dünyadaki en büyük savaş sanatı turnuvasıydı.

 Uluslararası Müsabakaların sahnesine çıktığınızda herkes kim olduğunuzu bilirdi.

 Ed Parker, Bruce Lee’yi çıkarttı, ve yine, oraya Fumio Demura’yı çıkarttı, bu yüzden de bu, dövüş sanatları endüstrisinde iyi bilinir oldu.

 Partnerim, Dan Ivan, “Bunu giymen gerek.”

 dedi.

 Gümüş gi idi, beyaz gi değil.

 Gümüş.

 “Bekle bir dakika.

 Bunu, ben bunu yapamam.”

 dedim.

 “Hayır, yapman gerek.

 Yapmak zorundasın.”

 dedi.

 Sonra dediğine inandım, “Pekâlâ.”

 dedim ve yaptım.

 Üstün gelindiğimi fark ettim.

 İtibarının söz konusu olduğunu biliyordu.

 “Gergindim, çünkü çok iyi oynamam gerektiğini biliyordum.”

 dedi.

 Onu gösteri yaparken ilk kez gördüğümde, içime işlemişti.

 Demek istediğim, daha önce hiç kimsenin vücudunu böyle keskin ve kesin kullanıp kendi vücudunun dışında bir silah kullandığını görmemiştim.

 Öyle ustaydı ki.

 Sickle, scythe ve tonfa dedikleri şeyleri kullanırken izlemek, bunu yaparken izlemek bir sanattı.

 Sanki biri bir kalem almış ve yaptığı her hareketi çizmiş gibiydi, çok kesindi.

 DÖVÜŞ SANATÇISI/AKTÖR Her yönden insanlar ona doğru uçarken, o  Ve bu bütün yanlarıyla mükemmeldi.

 Her seferinde mükemmel kesinlik.

 Bir filmi bütün düzeltmeleriyle izlemek gibiydi.

 Yaptığı çok iyi zamanlamaydı, tam surata gelmeden durur, ve bir inçin 16’da biri kadar uzakta dururdu.

 Amacı, oraya gidip olabildiğince zarar vermek, fakat ne kadar kontrol ve kesinliğe sahip olduğunu da göstermekti.

 Bunu yapmak oldukça zordur.

 Eğer daha iyi bilmeseydim, onları bir yumruk ya da tekmeyle fırlattığında her birinin nalları diktiğini düşünürdünüz, çünkü havada uçarlardı.

 Kolunun ses efektleri bile patlama sesi çıkarırdı, gi’si patlama sesi çıkarırdı! Bunu duyardınız ve  Seyirciler sessiz olduğunda, gi’sinin patlama sesini duyardınız.

 Yandan tekme atardı, yanınızdaki insana bakardınız ve  Bugün, Japonya’ya bile baktığınızda, her yerde, herkes artık böyle gösteri yapıyor.

 Bu benim öz güvenimi geçiyor, doğru olanları yaptım.

 Drama dersleri olan bir ortaokuldan başladım.

 Bu yönde ilerlemek istiyordum fakat babam buna tamamen karşıydı.

 “Orada yaşamanın imkânı yok, dolayısıyla unut bunu.”

 Böylece bir bakıma bıraktım.

 Sonra, 1977’de arkadaşlarımdan biri kendisi profesyonel bir güreşçidir, benden bir film seçmesine gitmemi istedi.

 Film için seçmeye ilk gittiğimizde, Sunset Bulvarında, Playboy binasındaydık.

 Fumio oradaydı ve onunla beraber 50 dublör vardı.

 Kendilerinin kuvvetli olduğunu ve rolü oynayacaklarını düşünen bir sürü adam vardı.

 Yönetmenin gerçek kaplanlarla, gerçek aslan ve ayılarla ve bütün bu farklı hayvanlarla çalışacağımız gerçeğinden bahsedince birden bire bu adamların %70-80’i kalktı ve oradan ayrıldı.

 Tabii, Demura’nın neler olduğundan haberi yoktu, bu yüzden kaldı.

 Dövüş sanatıyla uğraşan insanları istemelerinin sebebi daha güçlü olmaları.

 Orada altı, yedi kişiydik.

 Herkes kocamandı, 110 kilo, 1.

90 boylarında.

 Ben en küçükleri idim.

 Kaplan her zincirinden kurtulduğunda bana saldırırdı.

 Bundan nefret ederdim, çünkü hep bana saldırırdı.

 Böylece biraz daha öğrendim.

 Korku bir parçasıydı, ama diğer yandan öz güvenim vardı.

 Adama “Yapabilecek misin?”

 diye sorduğumda, “Evet” dedi.

 “Pekâlâ, eğer o yapabiliyorsa ben de yapabilirim.”

 Sonra sendikaya katıldım.

 SAG-AFTRA TEK BİRLİK

 Ondan sonra, çalıştım, bilmiyorum.

 Her hafta görüşmeye gittim.

 Hiç alma şansım olmadı.

 Neden olduğunu biliyordum, dilim yüzündendi.

 Bruce Lee farkındalık yarattı, sanırım en büyük farkındalığı.

 Amerikalıları dövüş sanatlarına başlatmak için büyük hamle.

 O zamanlar, bu Kungfu idi, ama sanırım daha çok Amerikalı karate kelimesini biliyordu.

 Sonra Karate Kid çıktı, ve böylece şiddetli bir dalga daha oldu.

 Pekâlâ, Daniel, bu işte, hadi! Yapım şirketi beni aradı ve şöyle dedi, “Chuck Norris filmde olmanı istiyor.

 Gelebilir misin?”

 Sonra oraya gittim, bu Karate Kid idi.

 real miyagi ile ilgili görsel sonucu

DUBLÖR KOREOGRAFI

YÖNETMENİN EV ÇEKİMİ

Jery Weintraub, Karate Kid’in yapımcısıydı, ve Jerry, sanırım onun her şeyden çok istediği gerçek birkaç Japon dövüş sanatçısı izlemekti, böylece aslında bir adamın nasıl olabileceğini görecekti.

 Ama sanırım eğitiminin bir parçası, çünkü dövüş sanatları hakkında hiçbir şey bilmiyordu, dövüş sanatçılarıyla konuşmaktı, gerçek ustalarla.

 Sonra onları okudum, “Hangisi benim rolüm?”

 “Bay Miyagi.”

 “Tamam.”

 Sonra Miyagi’ye baktım.

 Yani bekleyin bir dakika, bu başrol gibi.

 Bunu yapamam.

 Sonra onlara “Üzgünüm, bunu yapamam.”

 dedim.

 “Denemek ister misin?”

 “Hayatta olmaz.

 Bunun için yeterince tecrübem yok.”

 dedim.

 “Üzgünüm.”

 dedim.

 Ve geri çekildim.

 YÖNETMEN

Karate söz konusu olduğunda, kendimi Robert Kamen’in eline bırakırım.

 Bu konuda her şeyi biliyordu.

 Yazar, Robert Kamen, askerdeyken Okinawa’da Goju Ryu çalışmıştı.

 Bay Miyagi karakterine ilham veren Okinawalı bir adam vardı.

 Ama onun bu karakteri yoktu, buradaki adamı.

 Üç Mayıs, Pat Johnson, Onu Bay Chuck Norris sayesinde tanıyorum.

 Beni aradı, “Sensei, stüdyoya gelebilir misiniz?”

 dedi.

 Ben de oraya gittim.

 Pat çok büyük katkıda bulundu.

 Sadece çalışmalarda ve koreografileri yaparak değil aynı zamanda bilirkişi olarak da.

 O ikisini bir araya getirdim, onu tanıyordu çünkü SENARİST dövüş sanatlarındaki herkes Sensei’yi bilirdi.

 Böylece onları tanıştırdım.

 Bayağı konuştular.

 Ama Robert’ın Okinawa’da geçirdiği zaman sayesinde gerçek bir üstadın ne olduğu hakkında epey iyi bir fikri vardı.

 Sensei Demura’nın o insan olduğunu anında anladı.

 Sonra Pat Morita’yı aldık ama o karate bilmiyordu.

 Yapmanı istiyorum.

 Böylece birkaç başka insan daha geldi.

 Ne çıksa beğenirsin, Demura Sensei de oradaydı.

 Konuşmaya başladık ve zamanı geldiğinde, Pat geldiğinde, üçümüzü dizdiler, Pat’i ortaya koydular, o ufak biri.

 Pat Johnson yapımcıya, “Hayır. Ben onu istiyorum.” dedi.

 Sensei Demura, tam da Bay Miyagi’nin olmasını istediğim gibiydi.

 Biraz daha yandan, buraya geri çek.

 Hayır bu taraftan, daha fazla yandan.

 Pat Morita onunla tanışmamıştı, ben de onu getirdim ve ikisini tanıştırdım.

 Böylelikle Pat Morita, Demura Sensei’nin içinden Mr.

 Miyagi’yi çıkardı.

 Yani, tabii ki dublör ikizi olarak düşündüğüm sadece tek bir insan vardı.

 Daniel san, gel.

 YÖNETMENİN EV VİDEOSU

Göster bana, ileri geri cilala.

 -Olmaz, bayım.

 -Göster! Bay Miyagi’nin portresindeki elementler, Demura Sensei’den, yazar Robert Mark Kamen’dan, Pat Morita’dan, hepsinin geçmişinin toplamından Miyagi Sensei diye bilinen figür oluşturuldu.

 Pat Morita, Demura Sensei’nin sevilen, cana yakın, ayakları yere basan kişiliğini alıp canlandırdığı Miyagi karakteriyle bütünleştirdi.

 Sensei ile vakit geçirmek istiyordu çünkü o ruhu, o sesi korumak istiyordu.

 PAT MORITA’NIN EŞİ Çünkü Sensei’nin o aksanı vardı.

AKTÖR/DÖVÜŞ SANATÇISI

Karate Kid serisinden bahsettiniz, herkes onu izledi, herkes karakterlere aşina.

 Açıkça görülüyor ki, Sensei Demura, Bay Miyagi’nin olağanüstü bir karakter haline getirilmesinde büyük rol oynadı.

 Eğer Bay Miyagi, dövüş sanatlarını icra edemiyor olsaydı ve sadece konuşuyor olsaydı, seyirciye biraz olsa bile ulaşabileceğini hiç sanmıyorum.

 Yaptığınız her şeye, AKTÖR/DÖVÜŞ SANATÇISI yüzde yüzünüzü vermeyi her zaman hatırlayın, ya da hiç yapmayın.

 Pat’in karakteri tamamen bununla ilgili gibiydi, sorular sormazsınız, sadece yaparsınız, çünkü bir amacı vardır.

 Bence Pat’in Bay Miyagi karakterinden alıp götürdüğü şey buydu.

 Suratından şu gülümsemeyi sil ve devam et! Peki, efendim! İşte burası  AKTÖR/ DÖVÜŞ SANATÇISI  burada koşardık.

 Bir gece çekim yaptığımızı hatırlıyorum, eğer alanın uzunluğuna bakarsanız, duş kostümüyle duran Ralph’ı yakalamak için, şuradaki çiti atlamamız, son hızımızla, koşabildiğimiz kadar hızlı koşmamız gerekiyordu, biz de iskelet kostümleriyleydik.

 Birkaç gecelik çekim, ustanın bizi saha boyunca koşarken vurmasının çekimi.

 Bizi, Kobra Kais’i, koreografisini yaptığımız dövüş sahnesini yapmaya çalışırken çekiyorlardı, Ralph yumruk yiyordu, gerçek anlamda, ağzı kan dolduran cinsten, ve eğer doğru hatırlıyorsam, bir keresinde neredeyse burnunu kırıyordu.

 Billy Zabka yanlışlıkla Ralph’ın suratını tekmeledi.

 Size karşı koyan bir adam, düşmanınızdır.

 Burası John Avildsen’in, “Yeter.

 İşe uygun olduğunuzu sanmıyorum.

 Fumio’yu getirelim, onun ekibini getirelim, bu sahneyi bitirelim ve doğru düzgün yapalım.”

 Ve burası çiti koydukları yer, Fumio çiti tırmandı, diğer tarafa atladı tabii, Pat Morita’nın canlandırdığı Miyagi olarak.

 Sonra ekibini sahneyi tamamlamak için getirdi, onları çevirdiği yerde toprağa düşüyorlardı.

 Bizim ve dublörlerimiz Kobraların hepsinin üstesinden geldi.

 Bu noktada, muhtemelen evde uyuyordum.

 Sanırım Ralph, belki de acildeydi, bilmiyorum.

 Ona kim fikir verdi bilmiyorum ama, “Dublör kullanmadıysan, bundan bahsetmemek, zahmetine değer.”

 Pat dehşete düşmüştü, “Bunun övgüsünü ben almayacağım.”

 dedi.

 “Dalga mı geçiyorsun?

 Yalan söylememi mi bekliyorsun?”

 “Bu küçük bir film, biliyorsun, ve eğer seyirci dublörlerinin yerine kendinin geçtiğini düşünürse daha çok satar, daha çok etkisi olur.”

 “Öyle olabilir ama yalan söylemeyeceğim.

 Tüm övgüyü Sensei’ye vermek istiyorum.”

 Demura Usta o kadar becerikliydi ki son derece gerçek gösterdi.

 Ve yine, kimse yaralanmadı.

 Pat Morita’nın çok mütevazı bir geçmişi vardı.

 2. Dünya Savaşı süresince, Japonların oraya koyulduğu zaman enterne kamplarından birindeydi.

 Sanırım, sekiz yaşından 13 yaşına gelinceye kadar.

 Bu, Sensei’nin ve Bay Pat Morita’nın çok yakın oldukları geçmişin bir başka parçası.

 Bay Morita bu hadiseden bahsettiğinde, gözleri dolar.

 Pat’in hayatında bir yerde, birçok Japon sensei tanıdığı bir zaman vardı.

 Ancak Sensei Demura ile tanıştığında, sanki bir şimşek çakmıştı.

 “Bu o.

 Bu seçilmiş olan.”

 “Aradığım insan buydu.

 Ekrana yansıtmak istediğim adam bu.”

 der gibiydi.

 Sağ elinle cilala.

 Sol elinle kurula.

 Cilala, kurula.

 Bilmelisiniz ki, Pat Morita Las Vegas’ta bir sahne komedyeniydi.

 Hip Nip diye anılırdı, bu onun sahne ismiydi.

 Birdenbire, üstünde bütün bu araştırmaları yaptığı samurayla yüz yüze geldi.

 Buradaydı, etten kemikten.

 DEMURA’NIN TALEBESİ Karate Kid filmini yapmadan önce, dojoya sadece izlemek için gelirdi, sanırım bir karakter oluşturmaya çalışıyordu.

 Komik olan, Japonca konuşmamasıydı, DEMURA’NIN TALEBESİ yani onu filmde gördüğünüzde, her şeyi görüyordunuz ama aksanın hiç izi yoktu.

 Teşekkürler Demura Sensei.

 25 yıldır hocamsın ve böyle konuştun.

 Dinleyin, bu sayede geçindim, millet.

 Sensei’nin 25. yıl dönümü için bir kutlama düzenledik, Pat Morita geleceğini ilk söyleyenler arasındaydı.

 Şimdi, kariyerimin devamında, Miyagi rolünü kaptığım için çok şanslıydım, Karate bir, iki ve üçte, ve umarım ki dokuz, 17 ve 28’de de.

 Yıllarca, harika bir dostlukları oldu.

 DUBLÖR KOORDİNATÖRÜ/YÖNETMEN

Pat Morita’nın Sensei’ye saygısının aşırı olduğunu görebilirdiniz, sanırım onu bir çok yönden idolü olarak gördü.

 Sanıyorum ki, Pat Morita’nın daha çok Sensei gibi olabilmeyi çok istiyordu.

 Pat Morita ve Fumio Demura Sensei arasındaki karşılıklı ilişki küçük kardeş ve büyük kardeş gibiydi.

 Çünkü Pat, Miyagi Sensei’yi canlandırmasına rağmen asıl olayın, Demura Sensei olduğunu biliyordu.

 Demura Sensei ona küçük kardeşiymiş gibi büyük sevgi gösteriyordu.

 Bu ilişki, bu aydınlanma, ne isterseniz öyle deyin.

 Bence bu, Pat Morita’nın hayatına seneler ekledi, Sensei ona bu derece esin kaynağı olmuştu.

 Tek yaptığı beni gençleştirmekti, tesiriyle, metanetiyle, kaya gibi ruhuyla, dostlarına olan merhametiyle.

 Doğrusu farkında olmadan, ortaya koyma şansına eriştiğim işime birçok üstünlük kazandırdı.

 Sensei Demura Pat Morita’nın bir Japon asıllı Amerikalı olarak başardığı şeylere büyük bir saygı duyuyordu.

 Bay Miyagi’nin ideal karakterini bulmak için arka planını kurgulamaya çalışırken bir aktör olarak çok yükseklere çıkmıştı.

 Konsantre ol, gözlerime bak.

 Kimse, hele ki Pat, bu rol için aday gösterilmeyi beklemiyordu.

 İnsanlar Pat Morita’nın bir Oscar adayı olduğu unutuyorlar çünkü Karate Kid kulağa Oscar kalitesinde bir film gibi gelmiyor.

 EN ÇOK İZLENEN YILIN EN İYİ FİLMLERİNDEN BİRİ

 “Bu beyaz işi. Asyalılar bu tarz ödüller almaz.”

 dedi.

 Bu adamı tanımak mutluluk vericiydi.

 Onu hayatım boyunca tanımış gibi hissediyorum.

 En azından şöyle söyleyebilirim, kişiliğini benim varlığıma ödünç verdi.

 Sensei’ye olan hayranlığı, ve Sensei’nin Pat’in nelerden geçtiğini bilmesinin yarattığı hayranlık karşılıklıydı, onları daha çok kardeş gibi yapıyordu.

 Pat Morita’nın Demura Usta’ya çok büyük bir saygısı ve hayranlığı vardı.

 Birlikte fıstık ezmesi ve reçel gibilerdi, çok iyi arkadaşlardı diye düşünüyorum.

 Bir gün, bu adama yemek çubuklarıyla sinek tutmasını öğreteceğim.

 Anlayacağın, hayatında bir şeye katkıda bulunduğumu bileceğim.

 Pat Sensei’den her zaman dublorlüğünü yapmasını istiyordu, yaptığı her şeyde, sadece Karate Kid filmlerinde değil.

 Ohara’yı çekiyordum.

 Görevim kötü adama koşmaktı, OCAK 1987 tırmandı, çiti atladı ve ikinci kata çıktı.

 Bir prova yaptım, fena değildi.

 Sonra bunu yapmaya çalışıyordum ama başım dönmeye başlamıştı.

 Işıkçılardan biri beni izliyordu, “İyi misin?”

 dedi.

 “Evet, sanırım soğuk algınlığına yakalandım” dedim.

 “Hayır.”

 dedi, “Sanırım, kalp krizi geçiriyorsun.”

 “Ben mi?

 İmkânı yok.”

 dedim.

 “Hayır, hiç sanmıyorum, kafana takma.”

 dedim.

 Ama bana kulak asmadı, yönetmene ve yapımcıya gitti.

 Geldiler ve, “Hastahaneye gitsen iyi olacak.

 Araba ve gerekli her şey var.”

 dediler.

 “Ben iyiyim.”

 dedim.

 “Hayır, benim emrim, burası için endişelenme.

 Git.”

 Böylece oraya, hastahaneye gittim.

 Doktor, “Kıpırdama.”

 dedi.

 Seni kandırmıyorum, bayıldım, tamamen karardı.

 “Kalp krizi geçiriyorsun.”

 Hepimiz zamanla buraya geliriz, ihtiyacımız olan tek şey yavaşlamaktır, stresin bir kısmını azaltmaktır.

 Hepimiz ona bunu söyledik, ve onun sırtında çok yük vardı.

 Ama devam etmeyi seçti, kendini kaptırdı.

 “Çöküşüm pizzadan olacak.”

 derdi, çünkü pizzaya bayılır.

 -Bir dilim pizza değil, bir tam pizza.

 -Evet.

 Yani, buraya geldiğinde pizza büfesi büyük olaydı.

 DEMURA’NIN TALEBESİ

Öyle ki, lakaplarından biri Çöplük Ağız idi.

 çünkü gerçekte iki yarım pizzayı alır, sonra onları ikiye katlayıp sandviç gibi yerdi.

 Son hayatım orada bitti.

 Böylece, bundan sonra, hastahaneden geldim, yeni hayatıma kavuşmuştum.

 Her gün, sabah beşte kalkıp, buraya gelip, balık tutarım.

 Sekizde eve döner, duş alır, dojoya giderim.

 Her insanın ihtiyacı olan, yin yang dediğimizdir.

 Özlemini çektiğimiz bu, bu yüzden bunu sessiz taraf olan yin için kullanıyorum, ve dojo yang olur, ki bu hareketli taraf.

 Kendimi bu şekilde dengeliyorum.

 Evet, bu ben ve balıkçılık arasında bir oyun.

 Şimdi, balıklar kazanan taraf.

 Yarın  Nasıl olur da bana balığa gittiğini söylemezsin?

 Burada değil, gittiğimde.

 Belki ben de gitmek isterdim, hiç düşündün mü bunu?

 Sen karate çalışıyorsun.

 Onu aradım, “Bu benim partim, gelebilir misin?”

 dedim.

 “Tamam, orada olacağım.”

 dedi.

 “Pekâlâ, sana uçuşu ve her şeyi ayarlayacağım.”

 dedim.

 “Hayır, gerek yok, orada olacağım.”

 dedi.

 Böylece ona özel bir tanto yaptım, üstünde simgesi olan kısa bir bıçak.

 Samuray geleneğinden herkese özel teşekkürlerimi sunmak isterim.

 Seni kandırmıyorum, göz yaşı döktü.

 Ağlıyordu.

 Sensei, bu benim için çok duygusal bir an.

 Evet, bir aktörüm, evet, gerçekten de en iyi yardımcı oyunculuk Oscar adaylığım var.

 Ama hiçbir şey bu adamın kalbinden gelen bir ödülün önüne geçemez.

 Her gün, üç gün üst üste, “Sensei, teşekkür ederim.”

 Hediyeden dolayı kafası çok karışmıştı.

 Eğer biri hediyeyi hak ettiyse, bu Pat değil, Sensei idi.

 Her masaya, merhaba demeye gitti, fotoğraflar çektirdi, her biriyle.

 Genelde insanlar böyle şeyler yapmazlar, bilirsiniz, ismi onun kadar büyük olanlar yapmaz, ama o herkes için yaptı.

 Hayranlarını çok severdi, “Biliyor musun, tatlım, onlarsız hiçbir şeyim.

 Hiçbir şey olurdum, Sensei olmadan hiçbir şeyim.”

 dedi.

 Sonraki yıl, Haziranda onu aradım, cevap vermedi.

 Bu yüzden Şili’ye gittim ve haberleri gördüm.

 Orada fotoğrafını gördüm ama İspanyolca bilmiyordum, “Ne oldu?”

 diye sordum, Böyle yaptı.

 “Ne demek bu?

 dedim, “Öldü.”

 Son dakika haberleri bize AP Haber Ajansından geliyor.

 Karate Kid Ralph Macchio’dan bu gece, filmde akıl hocasını oynayan adam için üzüntü ve övgü duyuyoruz.

 Orijinal Karate Kid filminde, oynadığı rolle Akademi Ödül adaylığı kazanan aktör Pat Morita, vefat etti.

 Eşi, Evelyn Guerrero Morita, doğal sebeplerle Las Vegas’ta öldüğünü söyledi.

 Bir açıklamasında karısı, Happy Days’deki rolüyle şöhrete kavuşan kocasının tüm hayatını oyunculuğa ve komediye adadığını söyledi.

 Morita, adından övgüyle bahsettirecek Bay Miyagi rolünü oynadı.

 Karısı ve önceki evliliğinden olan üç kızıyla birlikte yaşıyordu.

 Pat Morita 74 yaşındaydı.

 İlk kalp krizinden sonra, seyahate ve organizasyonu büyütmeye daha çok vakit ayırdı.

 Bence çok spesifik bir kurumsal planı vardı, eğer böyle demek isterseniz, Dünyanın diğer yerlerine gidip, daha çok insan toplayıp, daha çok dövüş sanatını alıp, yaymak istiyordu.

 Organizasyonum yaklaşık 32 ülkede resmen faaliyet gösteriyor.

 Birleşik Devletlerin de 14 eyaletinde var.

 Muhtemelen 15,000 civarı üye var.

 DEMURA’NIN TALEBESİ

 Kuzey Amerika’da, kesinlikle en büyük etkilerden biri.

 Çok açık bir doğası vardı, birçok grubun kapısını kapattığını düşünüyorum, ve tam olarak onların yapmanızı istedikleri şekilde yapmıyorsanız, diğer gruplara karışmaktan yana değiller, bazen o kadar da ilgili değiller.

 Bana göre, Sensei’nin gerçek gücü ve birçok insanı ona çeken şey bu açıklığıydı.

 Fark ettim ki, o, Japon kültürüyle Amerikan kültürü arasındaki boşluğa kimseyi gücendirmeden köprü kurabilmiş çok az kişiden biriydi.

 Tekvando çocukları ona bayılıyor, karate çocukları ona bayılıyor, Shodukan çocukları ona bayılıyor, Jujutsu çocukları ona bayılıyor, herkes ona bayılıyor.

 O, eşi benzeri olmayan biri ve gerçek bir dövüş sanatı ustası.

 DEMURA’NIN TALEBELERİ

İki ay öncesinden bani arayıp, “Anthony, iki ay sonra sana geleceğim.

 Acele edip bana neye ihtiyacım olduğunu söylesen iyi olur çünkü evde sadece aradaki iki gün olacağım.”

 “Yunanistan’a New Jersey’e, Venezuela’ya, Costa Rica’ya ve sonra Fransa’ya gitmeliyim, sonra yanına geleceğim.

 Bütün bu zaman arasında sadece iki gün evde olacağım.”

 Bunu nasıl yapabilirsin yahu?

 Bunu bu yaşında yapabilmesi gerçekten inanılmaz.

 Sensei uçakta olan ilk kişiydi.

 Sanırım hayatı kısmen evli olmadığı için böyleydi.

 Bütün zamanını buna ayırabiliyordu.

 Aslen, unuttum.

 Farklı bir şey, benim yaptığım işte bir aileye sahip olmak çok zor.

 Çünkü kimseyi mutsuz etmek istemiyorum, bu bir sebebi.

 Bir de eşim insanlarla ilgilenmekte benden daha başarılı olmalı.

 Eğer talebelerim eşimi beğenmezse, asla yapamam.

 Ve diğer insanları da aynı şekilde görüyorum.

 Eğer dojonuz başarılı ise, karınız sizden iyi demektir.

 İşte böyle hissediyorum.

 İnsanlar bir çok şey için hatırlanır.

 Bazıları, kocaman yapılar yaptığı için, epey büyük başarılar.

 Dövüş sanatında, Fumio Demura için, kendini sanatına adamış bir adamdı.

 Aynısını söyleyebileceğim fazla insan tanımıyorum.

 Fakat onun için gerçekten şöyle söyleyebilirim, kendini sanatına adamıştı.

 17 MART 2011 OLAY GÜNÜ “Sensei, neler oluyor, sesin iyi gelmiyor.”

 dedim.

 “İyi hissetmiyorum.

 Buraya gelip beni hastahaneye götürebilir misin?”

 dedi.

 Los Angeles’taki kardiyoloğunu aradım, doktor ne dedi biliyor musunuz?

 “Bolca su iç ve dinlen, yarın da beni görmeye gel.”

 dedi.

 Dediği buydu.

 Hastahaneye ulaştık, acilin içine girdik.

 “Yardıma ihtiyacım var, arabamda ACİL kendini iyi hissetmeyen biri var, o hasta.”

 Acil hemşiresi geldi ona, “Sensei’yi içeri almamız gerek.

 İyi olmadığını hissediyorum.”

 Yani, bunu görebilirsiniz.”

 dedim.

 Bana, “Hayır.

 Onu eve geri götür ve eğer kötüleşirse geri getir.”

 dedi.

 “Lütfen, onu içeri alın.

 Onu tanıyorum, sağlık sorununu biliyorum.

 İyi değil diyorsam, bana güvenin.”

 “Hayır.”

 dedi.

 “Ya onu şimdi alırsınız, ya da onu acile arabamla sokarım.

 Seçim senin.”

 Sonra, birdenbire, bilinci kapandı.

 Ve çok hızlı hareket etmeye başladılar.

 Sanki biri acile el bombası atmış gibiydi.

 Dave koridorda cerraha rastladı, Dave’e, “Seni hazırlamak isterim, muhtemelen başaramayacak.”

 dedi.

 DEMURA’NIN YEĞENİ

 Sonra doktorlar bize açıkladı  beyni zar altı hematomu yüzünden sıkışmış.

 %5 kurtulma şansı vardı, ve eğer kurtulursa bile, muhtemelen komaya girecekti.

 Ameliyatı yaptıktan sonra bile, canlı kalabilirler ancak uyanmazlar.

 Ya da, ameliyat yapılsa bile, hasar o kadar büyük olur ki, beynin şişmesi kontrol edilemez, ve zamanla bütün beyin işlevleri durur.

 Kaliforniya’da, bu bir insanın öldüğü anlamına gelir.

 Cerrah çıktığında, bize, “Tamam, bu kadar, bitti.”

 dedi.

 Bu, beni tarumar etti.

 Kendimi kaybettim.

 Bizimle beraber olmadığı günü hayal bile edemezdim.

 Ne yapacağımı bilemezdim.

 Ailemizden biri gibiydi.

 Sensei’nin, herkesi kendine diğerlerinden daha yakınmış gibi hissettirme yeteneği vardı.

 Bilirsiniz, onlar daha özeldi.

 Birden bire, hareketler gördük.

 Başını, kalkmak istermişçesine çevirdi.

 Biraz eğilir gibi oldu ve, “Pes etmiyorum.

 Pes etmiyorum.”

 dedi.

 Sonra uykusuna geri döndü.

 KOMADA GEÇEN 5 GÜNÜN ARDINDAN BAY DEMURA GÖZLERİNİ AÇAR VE BİLİNCİNE GERİ KAVUŞUR

Böyle bir hasardan kurtulabilmek için, çok güçlü bir ruha ihtiyacınız var belli ki.

 Dana sonraları, Bay Demura’nın hikâyesini öğrendim, birden bire, böyle bir iyileşmeyi gösterecek kişinin o olması daha az imkânsız gözüktü.

 Hastalığından sonra dojoya ilk gelişinde, hastahaneden taburcu edildikten ve diğer her şeyden sonra, kapıdan girdiğinde dinginliğini korumaya çalışıyordu.

 O zaman yanında yürüteci vardı, içeri girdi.

 Onu aylardan sonra dojoya getirmek, tuhaf stigma gibi bir şeydi.

 Geri gelişinin ilkiydi.

 Birinin ölümden dönüp gelmesi nasıl bir şeydir, onu görüyorsunuz, inanamıyorsunuz.

 Dojoya gelmesi onun için gerçek dışıydı.

 Herkesin gözü yaşlıydı.

 Bir anda, herkes ağlıyor gibiydi.

 İlk defa Sensei’nin gözünde yaş gördüm, gözündeki bir damlayı siliyordu, sonra gördüğüm ilk şey, ağladığıydı.

 Hiç böyle olduğunu görmemiştim.

 Ve onunla ilgili bugünlerde farklı şeyler görüyordum bir şeylere gülüyordu falan duygularını önceden olduğundan çok daha fazla gösteriyordu.

 Bence, hâlâ yanımızda olduğu gerçeğine gerçekten şükrediyordu.

 Aslında derslerde canımıza okuyordu.

 Daha hızlı! Daha sert.

 Önde onun için bir sandalyemiz vardı, otururdu.

 Çok keskindi, “Bir daha yap.”

, asıl olayı buydu.

 Gündüz dersi saat bir buçukta bitiyordu ve o saat ondan ikiye kadar hâlâ, “Bir daha yap.”

 diyordu.

 Terliyorduk ve geberiyorduk ama bu muhteşemdi, ve bilgisini bize aktarabilmek için her zamankinden daha çok acele ettiğini görebiliyordunuz.

 Eskiden etrafta dolaşıp bütün bu müthiş şeyleri yapardı, ama şimdi etrafta yürümesi bile onun için zordu.

 -Hey.

 -Hey Sensei.

 Değnek nerede?

 -Ne, değnek yok mu?

 -Onu getirmedim.

 -Çok iyi gözüküyorsun.

 -Evet, gitgide iyileşiyorum.

 -Hâlâ yaşadığım için şanslıyım, değil mi?

 -Evet.

 Birçok sensei, pek bir şey anlatmaz, sadece ölür giderler, hepsi bu.

 Mutlu musun?

 Evet çünkü sizler daha sağlıklısınız, anlarsın.

 Bu yüzden mutluyum.

 Eğer hasta, üzgün olursanız, mutluluk istemem.

 Eğer göçüp gidersem, artık konuşamam.

 Yani bütün bilgi gider.

 O yüzden, şimdi, herkesle konuşmak istiyorum, ne yaptığımı bilsinler diye, gelecek nesil vermeye devam edebilsin diye, böylece bir asır daha sonra da benim ruhumu anlayabilsinler.

 Bunu her gün düşünürdü.

 Başka bir gösteri yapmak isterdi.

 Sanırım onu iten güçlerden biri buydu, gösteri yapabilecek fiziksel güce sahip olmak.

 Ama bu aralar, gerçekten de dengesini tekrar sağlamanın üstünde çalışmalıydı.

 Ama zihni gerçekten güçlüydü, ve her gün, fiziksel aktiviteleri vardı, vücudu eskiden yapabildiği şeyleri yapabilsin diye çalışıyordu.

 Keşke yapabilseydim ama bilemiyorum.

 Bu Tanrı’ya bağlıydı.

 Ama en iyi şekilde çalıştım.

 HASTALIĞINDAN 10 AY SONRA AİLESİNE SAYGISINI SUNMAK İÇİN JAPONYA’YA GİTTİ.

 Bu otomatik bir kapı.

 Bütün ailemin küllerini burada ziyaret ettim.

 Bir çeşit cenaze apartmanı.

 Size bir çok öğüt verirdi.

 İnsanlara güvenmek zorundasın.

 Yaptığı buydu.

 Küçük bir yerimiz vardı.

 Bir iş kurdu, hiç orada olmazdı.

 Bir adam geldi ve bir şeyler satın aldı, annesi canı şeker ister diye düşündü, parayı oraya koydum, üstünü kendi aldı, herkes güvenilirdi.

 Sora bir gün, biri para çaldı.

 Dedi ki, “Herhâlde paraya ihtiyacı vardı, boş ver gitsin.”

 İşte, o böyleydi.

 Bu yüzden dojoya gider gelirim.

 Onlara dokunmam.

 Sadece parayı oraya bırakırım.

 Hiçbir zaman kimseden ödemelerini istemedim, onlara gidip, “Ödemen lazım.”

, bu kadar.

 Evet.

 Bu kadarı yeterli.

 OLAYDAN 2.5 YIL SONRA Bundan sonra kendini tekrar gösteri yaparken görebiliyor musun?

 Yani, hâlâ hoşuma gidiyor, gösteri yapmak hoşuma gidiyor.

 Ancak böyle kendimi geliştirebilirim, fakat artık bunu yapmak, benim için çok zor.

 Ama deniyorum.

 Bacaklarımı kıpırdatamayacağımı düşününce korkuyorum, ellerim hâlâ serbest, ellerimi kullanabilirim.

 Ayaklarım olmazsa, ellerimi kullanabilirim.

 Ellerim olmazsa, başka şeyler kullanabilirim.

 Bir şeyler yapabilirim.

 Eğer, babanız burada önünüzde olsaydı, ona herhangi bir şey söyleyebilecek olsaydınız, -ne söylerdiniz?

 -Sadece bana bak, derdim.

 Bunu onun için yaptım, evet.

 Şimdi evlilik hakkında nasıl hissediyorsunuz?

 Şey, evlilik biraz farklı ama ben de beyaz kuşağım.

 Eminim ki evlendiğinizde, zor zamanlar geçiriyorsunuz.

 Ama sanırım bu konuda bir hata yaptım.

 Böyle düşünmemeliyim.

 Ama yıllar boyunca böyle düşündüm, sorunum da buydu sanırım.

 O yüzden hata yaptığımı söyledim, birini seçip onunla evlenmeliydim.

 Sonra, ancak ondan sonra, ne olduğuna bakmalıydım.

 Ama artık çok geç.

 Keşke bir çocuğum olsaydı.

 Ama her yerde binlerce çocuğum var.

 Bana göre, çocuklar benim yatırımım.

 Hangi ülkeye gittiğinizin önemi yok.

 Her çocuk, her çocuğun benim çocuğum gibi olmasını isterim.

 Bu yüzden onları eğitirim.

 FUMIO DEMURA 50. YIL DÖNÜMÜNÜ KARATE ÖĞRETEREK KUTLADI ŞUBAT 2015, AMERİKA DÜNYAYI DOLAŞIP BİLGİSİNİ PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYOR

Rowley gelemezse

 Bir ihtimal

 Bir ihtimal sen gelirsin ||

real miyagi ile ilgili görsel sonucu

BAŞA DÖN

KÜTÜPHANE

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.