SCHİNDLER’S LİST /Schindler’in Listesi 1993

 

“Dünyaya Yahudi olarak gelmek, bir şansızlık mı, yoksa bir seçilmişlik mi?”
“Seçilmişlik…bu kadar travmadan sonra tekrar ayağa kalkabilen çok az  millet vardır…
Birisi de Yahudiler”

195 dk

Yönetmen: Steven Spielberg

Senaryo: Thomas Keneally, Steven Zaillian

Ülke: ABD

Tür: Biyografi, Dram, Tarihi

Vizyon Tarihi:04 Mart 1994       (Türkiye)

Dil: İngilizce, İbranice, Almanca, Lehçe

Müzik: John Williams

Nam-ı Diğer: La lista de Schindler

Oyuncular: Liam Neeson, Ben Kingsley, Ralph Fiennes, Caroline Goodall, Jonathan Sagall

Özet

Tam yedi dalda Akademi ödülü kazanan Schindler’in Listesi, En İyi Film ve En İyi Yönetmen başta olmak üzere pek çok kez ödülle onurlandırıldı. Film soykırım zamanında 1100’den fazla Yahudi’nin hayatını kurtaran Nazi Partisi’ne üye, çapkın ve savaş yanlısı olan esrarengiz Oscar Schindler’in tarihten hiçbir zaman silinmeyecek olan gerçek hikayesini anlatıyor.

Bir Steven Spielberg filmi olan Schindler’s List, tüm zamanların en saygı duyulan, en şerefli filmlerinden biri olarak sinemanın yapıtaşlarından biri oldu ve tarihteki yerini aldı. Tam ydi dalda Akademi Ödülü kazanan film. En İyi Film ve En İyi Yönetmen başta olmak üzere daha pek çok kez ödülle onurlandırıldı. Bunlardan bazıları Bafta, New York Film Eleştirmenleri, Ulusal Eleştirmenleri Birliği, The National Board of Review, yapımcılar Derneği, Los Angeles Film Eleştirmenleri, Chicago, Boston ve Dallas Film Eleştirmenleri tarafından En İyi Film Ödülü, Christopher Ödülü. Hollywood Yabancı Basın Birliği Altın Küre Ödülü, Ayrıca Steven Spielberg’e takdim edilen Amerikan Yönetmenler Birliği.

Film, soykırım zamanında 1.100’den fazla Yahudinin hayatını kurtaran Nazi partisine üye, çapkın ve savaş yanlısı bir adam olan esrarengiz Oscar Schindler’in tarihten hiçbir zaman silinmeyecek olan gerçek hikayesini anlatıyor. İnsanlık tarihin kara dönemlerinden biri olarak anılacak bir zamanda yaptığıyla farklılık yaratan bir adam ve bu soykırımdan kurtulmayı başabilmek bir zafer hikayesi midir? Steven Spielberg tarafından yönetilen film, En iyi Senaryo. En İyi Görüntü Yönetmeni, Müzik, Kurgu ve Sanat Yönetmeni ödülleri kazanırken, Liam Necson, Ben Kingsley, Ralph Fiennes, Caroline Goodall. Jonathan Sagella ve Embeth Davidtz de filmdeki performanslarıyla büyük alkış aldı. Görüntü kalitesinin yenilenmesi, 5.1 digital ses ve yepyeni özel seçenekleriyle koleksiyonunuzda mutlaka olması gereken bir başyapıt.

OSKAR SCHİNDLER

Oskar Schindler (1908–1974), o zamanlar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun vilayeti olan Moravya’da Svitavy’de (Zwittau) doğdu. Etnik açıdan Alman ve Katolik olan Schindler, II. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 1200 Yahudiyi Auschwitz’e gönderilmekten kurtarmıştır. Schindler 1936 yılında Alman Askerî Dış İstihbarat Ofisi ile çalışmaya başladı. Şubat 1939’da Nazi Partisi’ne katıldı. Hayatın güzelliklerinden zevk almayı bilen fırsatçı bir iş adamı olan Schindler, savaş zamanında insanları kurtarma adayına hiç benzemiyordu.

Schindler, Almanya’nın Polonya’yı işgalinin ardından Krakow’a taşındı. Almanların, işgal altındaki Polonya’da şirketleri “Aryanlaştırma” programından faydalanarak Kasım 1939’da Yahudi malı bir emaye eşya imalathanesini satın aldı ve Emalia adıyla bilinen bir fabrika kurdu. Schindler başka iki fabrika işlettiği halde, Emalia’da yalnızca Krakow gettosu yakınlarından zorla çalıştırılan Yahudileri işe aldı. Mart 1943’te gettonun tasfiyesi sırasında Schindler, Yahudi işçilerinin geceleri nispeten daha güvenli olan fabrikada kalmalarına izin verdi. 1994 yılında altın çağını yaşayan Emalia, 1700 işçi istihdam ediyordu. Bu işçilerin en az 1000’i sonunda Plaszow toplama kampına götürülüp zorla çalıştırılan Yahudilerden oluşmaktaydı.

Emalia’ya yerleştirilen esirler, hâlâ Plaszow toplama kampının acımasız koşullarına maruz kalıyor olsa da, Schindler rüşvet ve kişisel diplomasi yoluyla onların adına sürekli aracılık ediyordu. İşçilerin Alman savaş gücü için gerekli olduğu iddiasını desteklemek için, Emalia’ya bir de silah üretim bölümü ekledi. Zorla çalıştırılan yaklaşık 1000 Yahudinin kendi işçisi olarak kayıtlı olmasına ilaveten Schindler, civardaki fabrikalarda çalışan 450 Yahudinin daha Emalia’da yaşamasına izin verdi. Schindler’in bu işçileri koruması ve bazı iş ilişkileri Alman yetkililerinin, kendisinin yoldan çıktığından ve Yahudilere yetki dışı yardımda bulunduğundan şüphelenmelerine yol açtı. SS ve polis yetkilileri onu üç kez tutukladı ancak herhangi bir suçlamada bulunamadılar.

Schindler, Ekim 1944’te tesisi Moravya’da bulunan Bruennlitz’e (Brnenec) taşıma yetkisi elde etti. Yardımcılarından biri, yeni fabrikada çalışması gereken 1200 kişilik bir Yahudi esir listesinin birkaç sürümünün taslağını oluşturdu. Bu listeler “Schindler’in Listesi” ortak adıyla bilinmektedir. Bir silah fabrikası olarak tasnif edilmiş olmasına rağmen, Bruennlitz tesisi yaklaşık sekiz aylık faaliyet sonucu yalnızca bir vagonluk hakiki mühimmat üretmişti. Schindler, sahte üretim rakamları ileri sürerek üretimin varlığını Alman yetkililere doğruladı.

Schindler ve karısı 1949’da Arjantin’e göç etti. İsrail Soykırım Anı Müzesi Yad Vashem, 1962’de Schindler’e savaş zamanında gösterdiği çabalar için “Milletler İçinde Adil Kişiler” (Righteous Among the Nations) ünvanı verdi. Schindler, Ekim 1974’te beş parasız ve neredeyse tanınamayacak bir şekilde Almanya’da öldü. Schindler’in hikâyesi, Steven Spielberg’in 1993 yılında çektiği Schindler’s List adlı film sayesinde daha fazla dikkat topladı. Schindler, Soykırım sırasında toplam 800 Yahudi erkeğin ve 300 ila 400 Yahudi kadının hayatta kalmasına yardım etti.

https://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10007962

Filmden

 

“Gecenin ardından gelen sabahla başladı ‘Altıncı gün.”

“Yaratılmıştı Cennet, yaratılmıştı ev sahipleri yeryüzünün.”

“Ne zaman ki Tanrı, o muhteşem eserini tamamladı “

“ altı günün yorgunluğunu, “Yedinci Gün” dinlenerek attı.”

“Ve Tanrı “Yedinci Gün”ü kutsadı ve günahlardan arındırdı.”

“Yüce Tanrım, kâinatın Efendisi!”

“Gönderdiği emirlerle bizi günahlardan arındıran “

“ içimize sevgi ve iyi niyeti dolduran, “Yaratılış”ın anısına bizlere “

“ “Kutsal Cumartesi” yi bağışlayan, bütün kavimler arasından bizi seçip “

“ takdis eden, içimize sevgi ve iyi niyeti dolduran “

“ ‘Kutsal Cumartesi’yi bize miras bırakan, yüce Tanrım!”

“Bize bu günü bağışladığın için sana şükürler olsun!”

**

“Alman Birlikleri, Eylül 1939’da Polonya ordusunu 2 hafta içinde bozguna uğratmıştı.”

“Yahudilere, tüm aile fertlerinin kaydını yaptırma “

“ ve büyük kentlere taşınma zorunluluğu getirilmişti.”

“Kırsal bölgelerden Krakow’a, günde 10 binden fazla Yahudi geliyordu.”

 – Adın?

– Horowitz, Salomon.

 – Schneider, Sarah.

 – Birnbaum, Olga.

 – Oraya, oraya!

 – Buraya gelin!

 – Isak Hudes.

 – Hudes, Isak.

 – Zucker, Helena.

– Zucker, Helena!

 – Hirsch, Salomon.

 – Mandel, Maria.

 – Hauptman, Chaim!

 – Weisman!

– Weisman, Marcus!

 – Feber, Ludwig!

 – Feber, Ludwig.

– Elsa Bauman.

 – Josef Klein.

 – Klein.

 – Davidowich, Ignacy.

 – Paula Biffer.

 – Nadel, Rachela.

 – Steiner, Gertruda.

 – Steiner, Hilda.

 – Jerzy, şu adam kim, tanıyor musun?

– Tanımıyorum.

 Bir araya gelin, lütfen.

 Gülümseyin, güzel!

 Buyurun, efendim?

O masaya benden içki götürün.

 Çok güzel, efendim.

 Peki, kimden diyeyim?

-Benden olduğunu söyleyebilirsin.

 – Oradaki beyefendiden.

 – Neredeki? Onu tanıyor musun?

– Kim olduğunu öğren!

 – Peki, efendim.

 Agnieszka, bu gece şarkılarını dinlemek için her şeyi verirdim ama söylemeyeceksin biliyorum, çünkü benimlesin.

 Beni utandırıyorsun.

 Ne yapıyor bu? Burada kal!

 Nasılsınız? Böyle bir yerde bir hanımı masada nasıl yalnız bırakabiliyorsunuz? Tatlım, sen yalnızlığın portresisin.

 Ne güzel bir koku!

 Aklımı başımdan aldı.

 Bir sandalye daha, lütfen!

 Dostuma da votka!

 – Ve siz hanımefendi için?

– Pernod!

 “Yeşil Ormanlarda odun satıyorlar “

“ odun satıyorlar.”

“Yeşil Ormanlarda odun satıyorlar “

 Masaya gelin, kızlar!

 Bizimle için!

 “Solda da, sağda da, her köşede “

“ odunda indirim var!

 ” Yanımıza gelin!

 Hayatımıza renk katın!

 ” bir çekisi on para, on para “

“ koca çeki on para, on para!”

 – Teşekkür ederim.

 – İşbirliğinden kastımın ne olduğunu anlatayım.

 Bütün Yahudilerin yıldız takacağına dair kanun çıkalı daha 2 gün bile olmadı Yahudi terziler bir takım fabrikalarda oniki düzinesini üç Zloti’den tersyüz etmeye başladılar bile.

 Mahzeninizde ne tür şaraplar var? Mükemmel bir Alman Riesling’im var, 1937 yılına ait.

 Fransız yok mu? Bordeaux, Chateau Latour ’28, ’29 olabilir.

 – Üzgünüm, yok.

 Ne tür bir kanun olduğundan haberleri yok galiba.

 Bahis konusu olan sanki jokey kulübünün amblemi!

 – Margaux ’29 da mı yok? – Hayır efendim, yok!

 – Ya Burgundy? Ya Romanee-Conti, ’37? – Var!

 İnsanın doğası işte!

 “Ona mani olmak için bunu yapacağız!”

 Bin senedir yapılan bu ama.

 Her fırtınayı atlatıyorlar.

 Ama bu fırtına farklı.

 Roma fırtınası değil, SS fırtınası bu!

 “Tanrı seni onurlandırmak isterse “

“ sana dünyayı dolaştırır.”

“Tanrı seni onurlandırmak isterse, sana dünyayı dolaştırır.”

“Faleri, Falera “

“ Faleri Falera-ha ha ha!”

“Faleri, Falera!”

“ sana dünyayı dolaştırır.”

 – Martin? – Buyurun, efendim!

 Kim şu adam? Oskar Schindler!

 “Faleri, Falera ha ha ha!”

“ sana dünyayı dolaştırır.”

“Faleri, Falera!”

“ sana dünyayı dolaştırır.”

 Krakow’a!

 Bütün yahudilerin dikkatine!

 Şu andan itibaren, yahudi usûlünce et terbiye etmek yasaklanmıştır.

 Bütün yahudilere duyurulur!

 Şu andan itibaren YAHUDİ KONSEYİ “Yahudi konseyi, seçilmiş 24 Yahudi’den oluşan ve “

“ iaşe, ikamet ve çalışma listelerinin hazırlanması gibi konuların, Krakow’daki “

“ rejimin talimatları doğrultusunda uygulanmasından sorumlu olan bir komiteydi.”

“Aslında şikayetlerin usûlen dinlendiği bir yerdi.”

 – Haham efendi – Özel mülke el konulamaz!

 – Okullar ne kadar süre kapalı kalacak? – Bilmiyorum.

 – Madde 47:” Talan resmen yasaktır.”

 – Sen de bir şey bilmiyorsun!

 – Den Haag Anlaşması’nı biliyorum.

 – Din Evimize geldiler ve artık orada yaşamadığımızı söylediler.

 Şu anda, evde malûm bir SS subayı oturuyor.

 Lütfen!

 Bana ne söyleniyorsa ben onu biliyorum.

 Ve söyledikleri günden güne değişiyor.

 Yardım etmekle yükümlü değil misin? Yani, şimdi şu yıldızı söküp atsam ne olur? – Ne yaparlar ki? – Seni vururlar!

 Bu aptalca konuşmaya neden bir son vermiyorsun? Itzhak Stern’i arıyorum.

 Sen Itzhak Stern misin, değil misin? – Benim.

 – Nerede konuşabiliriz? Lipowa Caddesinde defterlerini tutmuş olduğun bir şirket var.

 Ne üretiliyordu, tencere tava mı? Efendim, kanunen belirtmeliyim ki, ben yahudiyim.

 Ne olmuş? Ben de Almanım.

 Konuya gelelim.

 – Sence kayda değer bir şirket midir? – Fena sayılmaz, kendi halindedir.

 Emaye işinde hiçbir bilgim yok.

 Senin var mı? Ben sadece muhasebeciydim.

 Teknik olarak zor bir iş olmamalı, sence de öyle değil mi? Makineler yapılacak işe göre modifiye edilirse başka şeyler de üretilebilir, öyle değil mi? Sahra donanımları, orduevi malzemeleri.

 Kısaca askeri anlaşmalar!

 Savaş bittiğinde unut gitsin, ancak şu an için mükemmel bir iş.

 Bu işten servet yapılır, ne dersin? Bence, birçok insanın şu an başka öncelikleri var.

 Ne gibi? Anlaşma sağlayabilirseniz, işi götüreceğinizden eminim.

 Aslında durumun vehameti ne kadar artarsa o kadar çok kazanırsınız.

 Anlaşmaları sağlamak dert değil.

 O, işin en kolay kısmı.

 Mesele, parayı bulup, şirketi satın almakta!

 Hiç paranız yok mu? O miktarda yok.

 Tanıdığın paralı kimse var mı? Yahudilerden, yani!

 Yatırımcılar!

 Buradaki yahudi toplumundan tanıdıkların olmalı.

 Ne toplumu? Yahudiler artık kendi işlerine sahip değiller.

 – Bu şirketi de bu yüzden satıyorlar.

 – Onlar sahip olamaz ama ben olabilirim.

 Geri ödemeyi kap kacakla yaparım.

 – Kap kacak mı?

İşlerine yarayacak şeyler!

 Elle tutabilecekleri bir şeyler!

 Karaborsada satabilir, işlerine yarayacak şeylerle değiştirebilirler.

 Bu, herkesin işine gelir.

 İstersen, şirketi benim adıma sen yürütürsün.

 Bir şeyi anlamama izin verin.

 Parayı onlar yatıracak, işi ben yürüteceğim mahzuru yoksa söyler misiniz, siz ne yapacaksınız? Ben şirketin tanıtım ve pazarlamasını yapacak ve piyasasının canlı kalmasını sağlayacağım.

 Ben öyle işe falan gelemem, zaten anlamam da!

 Uzman olduğum konu bu Tanıtım ve pazarlama!

 Bu işle ilgilenecek kimse çıkmayacağından eminim.

 İlgilenseler iyi olur, Itzhak Stern!

 Bunu onlara söyle.

 Dikkat!

 Dikkat!

 Bütün yahudilerin dikkatine!

 Şu andan itibaren yasaklanan 2.

45 Zloti’ye 1 mark veren müşterim var.

 Yünden, vizon yakalı.

 Manto çok güzel.

 Yiyecek kuponlarıyla takas etmek istiyor.

 – Lambalar için fitil var.

 – Elinde bir kamyon dolusu fitil mi var? Bir kamyon dolusu fitili ne yapacağım peki? 9’a 12 ve 9’a 14 metre.

 – Bilemiyorum.

 – Çok güzel ama, kocaman İran halıları.

 – Ne? – Bunu tanımadın mı? – Ayakkabı boyası.

 – Teneke kutularda mı? Ayakkabı boyası istemiştin.

 Teneke kutularda ama!

 Bu cam ve ben bunu istemedim.

 Ne fark eder ki? – Ne mi fark eder? – Farkı ne? Müşterim bunları bir müşterisine satmış, o da Alman Ordusuna!

 Ancak mal yerine gidene kadar soğuktan donup bütün kavanozlar çatlamış.

 – Hem de 10 bin adedi birden!

 – Bu benim sorunum değil!

 – Bu onun sorunu değil.

 – Senin sorunun değil mi? – Benim sorunum değil.

 – Peki, tamam!

 Alman Ordusu malın kaynağını öğrenmek istiyor.

 – Ben de öğrenmelerini sağlarım.

 – Şimdi senin sorunun oldu!

 Sen kapa çeneni!

 Teneke kutular!

 Merhaba!

 Araya girdiğim için bağışlayın ama gömleğiniz çok güzel.

 Çok güzel!

 Böyle bir gömleği nerede bulabileceğimi biliyor musunuz? Bunun gibi mi? El altından mal alıp satma yasak!

 Biz böyle şeyler yapmayız.

 Buraya dua etmek için geldik.

 Böyle bir gömleğin kaç para olduğundan haberiniz var mı? Güzel şeyler pahalıdır!

 Kaç tane lâzım? Zaman içerisinde başka şeylere de ihtiyacım olacak.

 – Sorun olacağını sanmam.

 – Ara sıra!

 Dikkat!

 Dikkat!

 20 MART 1941, GETTO’YA GİRİŞ İÇİN SON GÜN.

 “44/91 numaralı kararname ile, Vistula Nehri’nin güneyinde “

“ tecrit edilmiş bir Yahudi bölgesi kuruldu.”

“İkâmetin zorunlu olduğu, duvarlarla çevrili bu Getto’da “

“ Krakow ve civarında yaşayan bütün Yahudiler “

“ evlerinden atılarak, 16 bloktan oluşan bir alanda “

“ yığınlar hâlinde yaşamak zorunda bırakıldılar.”

 – Adın, adresin?

– Formları doldurun!

 – Devam, devam!

 – İtişip kakışmayın!

 – Sen gel!

 – Orada dur!

 Dikkat!

 Dikkat!

 Bütün yahudiler yahudi bölgesine yerleşmek zorundadır.

 Kayıt ofisinden ikametgâhlarını almayanlar, 44/91 sayılı kararnameye karşı gelmiş olacak ve askeri mahkemede yargılanacaklardır.

 Sanırım doğru yere geldim.

 Nasılsınız? Güle güle yahudiler!

 Güle güle yahudiler!

 Güle güle yahudiler, güle güle!

 Güle güle!

 Güle güle yahudiler, güle güle!

 Aman Tanrım!

 Tanrım!

 Aman Tanrım!

 Daha iyisi olamazdı.

 – Daha da kötü olabilirdi.

 – Nasıl, söylesene? Nasıl daha kötü olabilir ki? İyi günler!

 – Hey, Goldberg.

 – Poldek.

 – Bu da ne? – Eh, yahudi toplumunun artık kendi polisi var.

 – Yapma ya? – Kamu düzeni deniyor buna.

 Şimdi bir polisim, inanabiliyor musun? Zor değil mi? Hayır, buna inanmak hiç de zor değil.

 Bu güzel bir iş, Poldek.

 Buradaki tek ayrıcalık.

 Bak, istersen senin için üstlerimle görüşebilirim.

 – Üstlerin mi? – Haydi!

 Denildiği kadar kötü değiller!

 Aslına bakarsan, denildiğinden de kötüler ama bu işte çok para var.

 Çok para!

 İkâmet belgemi ver bana!

 – Haydi!

 – O şapkayla çok komik olmuşsun, Goldberg.

 Palyaço gibi görünüyorsun!

 Çok önemli bir adamdır.

 İki dakikanızı ayırıp dinleyin.

 Zamanın artık ne önemi var ki? Sadece oturun ve dinleyin lütfen.

 Bayım!

 Yatırdığınız her binlik için geri ödeme – İki yüz – temmuzda başlayıp bir sene sürecek ve ayda 200 kilo emaye malzeme olarak yapılacaktır.

 Süre sonunda da ödeşmiş olacağız, hepsi bu.

 Çok basit!

 – Yeterince iyi bir teklif değil.

 – Yeterince iyi değil!

 Yeterli değil mi? Nerede yaşadığınıza, sizi nereye soktuklarına bir bakın.

 “İyi değil”miş!

 Birkaç ay öncesi olsa belki haklıydınız ama şartlar değişti.

 Para, hâlâ paradır!

 Hayır değil!

 Bu yüzden de buradayız.

 Takas edilebilecek mallar şu anda Getto’daki en değerli ve yüksek kur, bunlar.

 İşler eskisi gibi değil, dostum.

 Bu buluşmayı ben mi istedim? Benimle bir buluşma ayarlamasını Bay Stern’den istemediniz mi? İşte buradayım ve size âdil bir teklif yaptım.

 Şirkette bir hisse teklif etseydiniz, o zaman âdil olurdu.

 Söylediklerimi unutun.

 Çıkın dışarı!

 Vaatlerinizi tutacağınızı nereden bilelim? Çünkü ağzımdan söz çıktı.

 Mukavele mi istiyorsunuz? Anlaşmazlıkta hangi mahkeme bakacak? Şartlarımı söyledim.

 Mukavelemiz bu!

 Beş, altı, yedi sekiz, dokuz SS’lerin yahudilerle ilgili standart fiyat politikası şöyle: Kalifiye işçiler 7, sıradan işçiler ve kadınlar 5 mark.

 Bu para, Alman mâli makamlarına ödeniyor.

 Yahudilerin ellerine bir şey geçmiyor.

 Polonyalılara ise ücret ödüyorsunuz.

 Genelde biraz daha fazla alıyorlar.

 – Dinliyor musunuz?

– Şu SS’lerle ilgili dediğin neydi?

 Bir rayiçten bahsettin.

 Yahudilerin ücretleri SS’lere ödeniyor, kendilerine değil.

 – İşçi bir şey almıyor.

 – Ama daha düşük.

 – Bir Polonyalı’ya ödeyeceğimden daha düşük.

 – Daha mı düşük? İyice anlamaya çalıştığım nokta bu işte.

 Polonyalılar daha maliyetli neden onları çalıştırayım? Lipowa Caddesinde bir emaye fabrikası.

 Sahibi de, şey, bir Alman.

 Ama fabrika Getto dışında, böylece mal takası yapabilirsiniz.

 Yumurta gibi şeyler, ne bileyim, burada bulamadığınız ve ihtiyacınız olan ne varsa Polonyalı işçilerden alabilirsiniz.

 Ayrıca on tane sağlıklı kadın arıyor Ben sağlıklıyım!

 Kızkardeşini getir, tamam mı? Onları savaş sanayisinde faydalı olabileceğinize ikna etmeniz gerekiyor.

 Ne gibi? – Ben müzisyenim.

 – İkna edemezsek ne oluyor? – Adınız bir listeye yazılıyor.

 – Yazılınca da kamyonlara yükleniyormuşsunuz!

 – Hayır, hayır, bu doğru değil!

 – Sen müzisyen miydin? – Evet!

 – Yerinde olsam saklanacak bir yer bulurdum.

 – Hayvanlar gibi bir deliğe saklanmayacağım.

 – Saklanacak yerler var.

 Sıradaki!

 Lwow Üniversitesinden mezunum.

 Roznow’daki hidroelektrik istasyonunda çalışıyordum.

 Mavi kart!

 Sizin için gerekli belgeleri sağlayacağım.

 Çünkü bu kart artık faydasız.

 Bütün gün bu kuyrukta bekleyip, bir tane alsanız bile işe yaramıyorlar.

 Şimdi bu kuyruğu terkederseniz gerekli işçi olduğunuzu belgeleyen mavi kartı alabilirsiniz.

 Ben bu belgeleri size Pankiewicz’de sağlayabilirim.

 Oradaki eczane, bakın!

 Tahmin et, kim burada!

 Poldek!

 Havanın tadını mı çıkarıyorsun, Poldek? – Kuyruk nasıl, eğlenceli mi? – Ayakkabı boyası lâzım mı? Teneke kutuda olursa, belki!

 Gerekli değil mi? Sanırım kelimeyi tam olarak anlamadınız.

 Size mavi kart yok, bayım.

 Orada bekleyin!

 Devam edin!

 Sıradaki!

 Ne demek, “Gerekli değil”? Tarih ve edebiyat öğretmeniyim.

 Bunlar ne zamandır gerekli değil? Adam metal perdah ustası.

 – Yanlış mı yaptık? – Çok güzel oldu, ancak adam 53 yaşında ve bu belge çok yeni!

 – Teşekkürler!

 Deli misin sen? Kartı çekmecende unutmuşsun.

 Sana kaç kere söyledim? Çalışma belgeni devamlı cebinde taşımak zorundasın!

 Sense, her şeyi çekmecende bırakıyorsun.

 Kaç kere söyledim!

 Ben, metal perdah ustasıyım.

 Yuvarlak teneke levhayı alıp sabun eriyiğine daldırıyorsunuz.

 Sonra presin tam ortasına yerleştiriyorsunuz.

 İşte, gördüğünüz gibi bir çorba kazanı.

 Çorba kazanı!

 Çorba kazanı!

 Grosz, Bayan Grosz, birbirinizden ayrılmayın.

 Bakın efendim, bunlar Bay Bankier ve şahsım tarafından imzalanmış olan Alman Emaye Fabrikasına ait on adet çalışma izin belgesi Oksitlenme oluşursa, bir eğe ile törpüleyerek temizleyin.

 Ama kutupların ikisine birden aynı anda dokunmayın.

 Yoksa elektrik çarpar.

 Al, bir dene.

 Metal levhayı presin altında döndürün ama parmaklarınızın, çaydanlığın bir parçası olmasını istemiyorsanız, çok dikkatli olun.

 – Mesleğin? – Yazarım, ayrıca flüt çalarım.

 Moses, kalifiye bir metal işçisidir.

 Metal kazanlar, depolar kısaca Bay Schindler ne isterse onu yapar.

 Kalifiye bir işçidir.

 Belgeni ver Moses, beyefendiye belgeni versene!

 Şimdi maşayla tuttuğunuz kaseyi emaye solüsyonun içine daldırın.

 Solüsyonu iyice yedirdikten sonra kuruması için dikkatlice bir kenara koyun.

 ve size ne sorarsa sorsun, bırakın sizi ben takdim edeyim ve adınıza konuşayım.

 Tek bir kelime bile etmeyin.

 Dosyalama, fatura çıkarma, randevularımı düzenleme, steno tabii daktilo da!

 Daktilonuz nasıl? – Şey, iyidir!

 Böyle geçin.

 Sekretere ihtiyacınız var.

 Seçin birini.

 Nasıl seçeceğim bilmiyorum.

 Hepsi öyle yetenekli ki!

 Seçmeniz gerekiyor.

 Gülümseyin, gülümseyin!

 ALMAN EMAYE FABRİKASI.

 Misafirimle ilgilenir miydin? Evet, kutulanmış çay iyi olur.

 Kahve, ezmeler ve şey tütsülenmiş Polonya sosisi, peynir çeşitleri, Beluga havyarı ve tabii Alman sigaraları.

 Onlar olmadan olmaz.

 Bulabildiğin kadar al.

 Ve biraz daha taze meyve.

 Portakal, limon, ananas gibi nadir bulunan çeşitleri tabii.

 Birkaç kutu Küba pürosu.

 En iyisinden olsun.

 Ve tabii bitter çikolata!

 Ama öyle kadın parmağı gibi incecik olmasın, parça çikolata istiyorum.

 Elim kadar büyük olsun.

 Şarapları deneyerek al.

 Çok miktarda konyak gerekecek.

 En iyisi!

 Hennessy!

 Şampanya Don Perignon olacak.

 L’espadon sardalyasını unutma.

 ve naylon kadın çorapları bulmaya çalış.

 Amacı, özellikle askeri kullanım için tasarlanıp imal edilmiş üstün nitelikli emaye kap kacak üretmek olan Alman Emaye Fabrikası’nın tam üretime geçtiğini büyük bir mutlulukla duyurmak isterim.

 Alanında son derece tecrübeli zanaatkâr ve ustaların fabrikada mevcut olan en son teknolojiyi kullanarak ürettikleri ve saygıdeğer rakiplerimizin asla erişemeyecekleri bir kaliteye sahip olan bu geniş sahra gereçleri ve mutfak eşyaları yelpazesi bana tam bir güven ve gurur içinde tanıtım imkânı sunmaktadır.

 İlişikteki listeye ve mevcut olan renklerimize bakınız.

 Karşılıklı kazanç ilkesi üzerine kurulacak uzun süreli bir işbirliği çerçevesinde ekte sunulan tekliflerin tarafınızca onay göreceğini umuyor ve şimdiden hissetmekte olduğum şükran duyguları içinde, en derin saygılarımı sunuyorum.

 Oskar Schindler.

 8.400 düzine gerekiyor ve gelecek perşembeye kadar zamanımız var.

 Çarşambaya kadar 10.800, hayır 12.000 düzine yapalım.

 Buradaki bütün malzeme gelecek salıya kadar Madritsch’in fabrikasına gitmiş olacak.

 Babam, hep derdi ki: “Hayatta üç şeye ihtiyacın olacak”: “İyi bir doktora, bağışlayıcı bir rahibe “

“ ve de akıllı bir muhasebeciye!”

 İlk ikisine pek işim düşmedi.

 Ama üçüncüsü!

 Tanrı aşkına!

 İçiyormuş gibi yap bari!

 Hepsi bu kadar mı? Sana minnetimi göstermeye çalışıyorum.

 Sen olmadan bu işi başarmış olamazdım, bunu söylüyorum.

 Normalde, şükranlarımı kabul ettiğini, bir şekilde belli etmen gerekirdi.

 Aslına bakarsan, nezaket kuralları da öyle olmasını gerektirir.

 Bir şey değil!

 Git buradan!

 Klonowska, gelen kim? Ne kadar utandı, şuna bak!

 Biliyor musun, aslında onu sevebilirdin.

 – Oskar, lütfen!

 – Ne? Sen hoşlanıyorsun diye ben de hoşlanmak zorunda değilim.

 Bak, bu işler böyle olmaz.

 Bakıyorum da işlerin yolunda gitmiş!

 Harika görünüyorsun!

 – Basamağa dikkat edin, bayan.

 – Bayan Schindler, Marek!

 – Bütün bunlar maskaralık değil, değil mi? – Maskaralık mı? Nasıl olabilir ki? – Elbiseler, araba, daire – Dur hele!

 Bordromda kaç işçi var, bir tahmin et!

 Oskar!

 Babam iş hayatının zirvesindeyken 50 işçisi vardı, benim ise 350!

 O fabrikada tek bir amaç için çalışan 350 işçi!

 Tencere tava yapmak için mi? Bana para kazandırmak için!

 Beni soran eden oldu mu? Memlekette mi? Herkes soruyor, hem de durmaksızın!

 Şunu bil ki, çok yakında “Schindler” adını burada herkes biliyor olacak.

 “Oskar Schindler” diyecekler.

 “Onu herkes tanır!”

“Olağanüstü bir şey yaptı.”

“Kimsenin yapamadığı bir işi becerdi.”

“Buraya, elinde bir valiz, beş parasız geldi “

“ ve iflas etmiş bir fabrikayı aralıksız üreten bir imalathaneye çevirdi.”

“Ve bir sandık “

“ hayır, iki sandık dolusu parayla gitti.”

“Dünyanın bütün servetiyle!”

 Hiçbir şeyin değişmediğini görmek, rahatlatıcı bir duygu.

 Yanılıyorsun, Emilie.

 O zamanlar biliyor olmam mümkün değilmiş ancak her seferinde yokluğunu hissettiğim bir şey varmış.

 Şimdi görüyorum ki, girdiğim her işte aslında çuvallayan ben değilmişim.

 Eksik olan bir şey varmış.

 Ne olduğunu bilmiş olsam bile, bu konuda yapabileceğim bir şey yokmuş çünkü bu “Şey” tek başına yaratılamaz.

 Başarı ve başarısızlığın arasındaki farkın ardındaki gerçeği bu “Şey” oluşturuyor.

 Şans mı? Savaş!

 Kalmamı ister misin? Burası güzel bir şehir.

 Ben, “kalmamı ister misin?” diye sordum!

 Bu sana kalmış!

 Bana söz ver, Oskar.

 Hiçbir kapıcı ya da teşrifatçı “Bayan Schindler”den başkası olmadığımı aklına bile getirmeyecek, bu şekilde kalırım.

 Güle güle sevgilim!

 Kendine dikkat et!

 Şimdi, bunu mu okuyayım, yoksa henüz sıcakken yemeğimi mi yiyeyim? İşler yolunda, değil mi? – Evet!

 – Bu ay, geçen aydan iyi mi? – Evet!

 – Gelecek ayın kötü geçmesi için bir sebep var mı? Savaş bitebilir!

 – Nedir? – Dışarıda bir makinist var ona iş verdiğiniz için şahsen teşekkür etmek istiyor.

 Her gün geliyor, minnet dolu.

 Sadece bir dakikanızı alır.

 Bay Lowenstein!

 Bana iş imkânı sunduğunuz için size teşekkür etmek istiyorum, efendim.

 Bir şey değil.

 Eminim işinizi iyi yapıyorsunuzdur.

 SS öldüresiye dövdü beni.

 Neredeyse öldürüyorlardı ama sayenizde “Savaşa Destek” için yararlı biri oldum, sağolun.

 İşte bu harika!

 Sizin için çok sıkı çalışıyorum.

 – Eminim öyledir.

 – Çalışmaya da devam edeceğim.

 Çok iyi, teşekkürler.

 – Tanrı sizi korusun, Efendim.

 – Tamam!

 Siz iyi bir insansınız.

 – O hayatımı kurtardı.

 – Evet, öyle.

 – Tanrı onu korusun.

 – Olur, olur, haydi!

 Tanrı sizi korusun!

 Özür dilerim, Müdür Bey ama geç kalıyorsunuz!

 Bu, binbaşı için, Efendim.

 Bu da yeğeni Greta için.

 Bugün doğum günüymüş.

 – Yani “Garbo”da olduğu gibi Greta.

 – Bunu bir daha sakın yapma!

 Yürü, yürü, geç direksiyona!

 Şimdi eğilip bükülmenin sırası değil!

 – O adamın tek kolu vardı, farkında mısın? – Öyle miydi? – Ne işe yarıyor ki? – Çok yararlı biri.

 – Nasıl? – Çok yararlı.

 Başarılar!

 Getirilecek olan süpürge ve küreklerden herkes birer tane kapacak ve caddeyi temizleyeceksiniz.

 Ama işe geç kalırız!

 Onlara kendi malınmış gözüyle bakmamalısın, Oskar.

 Üretimin aksaması falan, buradaki bazı subayların umurlarında bile değil.

 Bunu anlamalısın.

 Yahudilerin kar küremesi, onların gözünde bir milli öncelik meselesi.

 Bu durumun gerçeklerle bir ilgisi yok, Oskar.

 Bunu sen de biliyorsun, ben de biliyorum!

 Ellerinde kürek, kar temizleyen Yahudiler bazılarımız için dinsel bir tören kadar önemli!

 – Benimle gel.

 – Ben gerekli bir işçiyim.

 – Gerekli işçi mi? – Evet!

 – Oskar Schindler için çalışıyorum.

 – Demek Oskar Schindler’in gerekli bir işçisisin? Tek kollu bir yahudi mi? İki kere gereksiz!

 Bu iş bana bir günlük üretime patladı, Rolf.

 Ben Oskar Schindler için çalışıyorum!

 Danka, gözünü kardan ayırma!

 İşine bak, işine bak!

 Bir işçimi kaybettim.

 Telâfi edileceğini umuyorum.

 Ekonomi dairesine şikayette bulun, bu senin hakkın.

 – Bir faydası olur mu? – Tabii ki olmaz!

 SS Bütçe ve İnşaat Komisyonundan önemli biri öğle yemeğine geldi ve bize, vasıflı da olsa Yahudi bir işçinin Alman ekonomisinde yeri olduğunu düşünmenin dahi haince bir fikir olduğunu söyledi.

 Demek tek kollu bir makinist, ha Oskar?

Madeni pres operatörüydü.

 Üstelik kalifiyeydi de!

 Müdür Bey!

 Kahretsin, inanmıyorum!

 Stern, sen misin? Hayır, ben Poldek.

 Konu Stern ile ilgili!

 Valizlerinizi perona bırakın!

 Görülecek bir şekilde etiketleyin.

 Önce adınızı, sonra soyadınızı yazın.

 Eşyalarınızı yanınıza almıyorsunuz onlar daha sonra arkanızdan gelecek.

 Valizlerinizi perona bırakın!

 Görülecek bir şekilde etiketleyin.

 Valizlerinizi perona bırakın!

 Stern!

 – Adı listede.

 – Öyle mi? – Eh, bulalım o zaman!

 – Özür dilerim, onu geri alamazsınız.

 Adı listede.

 Gerekli bir işçi olsaydı, adı listede olmazdı.

 Şu işe bakın, bir katiple çene çalıyorum.

 Senin adın ne? – Efendim, listede hata yok.

 – Sana listeyi sormadım adını sordum!

 – Klaus Tauber.

 Tauber demek? Komutanım, bu bey bir yanlışlık yapıldığını düşünüyor.

 Fabrikamın müdürü bu trenin içinde bir yerlerde.

 Tren, içinde o varken hareket ederse üretimim altüst olur ve doğal olarak “Silahlanma Kurulu”, nedenini öğrenmek ister.

 – Dikkat!

 Tren hareket etmek üzeredir.

 – Adı listede mi? Evet, efendim.

 Itzhak Stern.

 Liste doğru, Efendim.

 Yapabileceğim bir şey yok.

 – Senin adın ne? – Kapıları kapayın ve sürgüleyin.

 – Adım mı? Adım, Kunder.

 – Tren hareket ediyor.

 – Kunder.

 – Asteğmen Kunder.

 – K-U-N-D-E-R.

 – Ya sizinki nedir? Schindler.

 S- C-H-I-N-D-L-E-R.

 Baylar, çok teşekkür ederim.

 Sanırım ay sonu gelmeden, ikinizin de Güney Rusya’da bir yerlerde olacağınıza garanti verebilirim.

 İyi günler!

 Stern!

 – Stern!

 – Stern!

 Itzhak Stern!

 Stern!

 Itzhak Stern!

 – Stern!

 Stern!

 – Itzhak Stern!

 – Stern!

 – Efendim!

 – Stern!

 – Müdür Bey!

 Çok özür dilerim!

 – Treni durdurun, buldum onu!

 – Özür dilerim.

 – Treni durdurun!

 – Durdur treni, durdur!

 Burayı imzalayın.

 Şuraya da baş harfler.

 Bizim için oymuş, buymuş farketmiyor, anlıyorsunuz değil mi? Önemli olan, listede uygunsuzluk yapılmaması.

 – Kırtasiyecilik işte!

 – Çalışma belgemi bir şekilde evde unutmuşum.

 Onlara bir yanlışlık yaptıklarını anlatmaya çalıştım ama özür dilerim, çok aptalcaydı.

 – Ya buraya beş dakika geç varsaydım? O zaman durumum ne olurdu?

“YAHUDİ-KENT” KRAKOW GETTO’SU 1942 KIŞI.

 Bu sabah bir rüyayla uyandım.

 Beş parasızdım ve tanımadığım 12 kişiyle aynı odayı paylaşıyordum.

 Rüyaya bakar mısınız? Beş parasızım ve tanımadığım 12 kişiyle aynı odayı paylaşıyorum.

 – Sen şimdi buna gülüyor musun? – Gülmem gerekiyor!

 Duvarların ardında yaşıyorsun.

 Duvarlarla baş edebilirim.

 Beni bıktıran hayatıma getirilen kısıtlamalar.

 Bu duvarlar en azından onları dışarıda tutuyor.

 Gerisinin önemi yok.

 Benim hoşuma gidiyor.

 Nasıl diyeyim, atalarımızdan kalma bir çeşit sefalet gibi!

 – Bu insanlara köle oldun!

 – Bize artık kimse gıptayla bakmıyor.

 – Ben zeki biriyim!

 – Oh tabii, ne demezsin!

 – Sen gerçek bir dâhisin!

 – Sen şansını kullanamadın.

 Bugün, sonunda bir düşünceyi kafamda şekillendirecek vakit buldum.

 Bunu en son ne zaman yapmıştım, hatırlayamıyorum.

 Bunu en son ne zaman yapmıştık, söylesene!

 Ne zaman böyle bir araya gelip konuştuk? Bugün beni bir kamyona tıkıştıran olmadı.

 Kimse işimi elimden almadı.

 Senin, elinden alınacak bir işin yok ki!

 Bir insanın içine düşebileceği en son nokta burası.

 Buraya kadar!

 Boğazımıza kadar battık!

 Getto, özgürlüktür!

 Bu cadde, Getto’yu ortadan ikiye bölüyor diyebiliriz.

 Sağ taraftaki “Getto A”da, memurlar sanayi işçileri vesaire bulunuyor.

 Sol taraftaki “Getto B”de ise gereksiz işgücü yaşlılar ve çoğunlukla hasta ve sakatlar bulunuyor ki, sanırım buradan başlamak isteyeceksinizdir.

 Sormak istediğiniz bir şey var mı, Efendim? Evet, arabanın üstü neden açık? Donuyorum burada!

 TEĞMEN AMON GOETH – 25-30 bin kişilik bir işgücü bekliyoruz.

 “PLASZOW ÇALIŞMA KAMPI İNŞAATI.”

 Tabii bu insanlar ayrı ayrı yerlerde kalacaklar.

 Erkekler taş ocağının yanındaki barakalarda kadınlar ise tel örgünün diğer tarafında.

 – Ben nerede kalıyorum onu söyle!

 – Orada, Efendim.

 – Orada mı? – Evet, oradaki villada.

 – Sen buna villa mı diyorsun? – Bu da Sinagogları, görebiliyor musunuz? – O bir villa değil – Kamp ahırlarına dönüştürmek üzereyiz.

 – sıradan bir ev!

 Oradaki nedir? 51 no.

lu oyun bahçesi!

 Ayrıca dişçimiz, kunduracımız ve pratisyen doktorlarımız var.

 İşte Efendim, bunlar.

 İçinizden biri çok şanslı bir kız.

 İnsanın belini büken bu işlerin dışında yeni bir iş imkânı doğdu.

 İşyeri yeni villam!

 Şey hizmetçilik konusunda hanginizin tecrübesi var? Düşündüm de, can sıkıcı bir takım alışkanlıkları unutturmak zorunda kalmamak için önceden başkalarına hizmet etmiş birini tercih etmeyeceğim.

 Nezlem sana geçsin istemem!

 Adın nedir? – Helen Hirsch.

 – Ne? Helen Hirsch.

 – Ne? Duyamıyorum.

 – Helen Hirsch.

 – Tamam, bu!

 – Yıkın hepsini!

 – İşinin başına dön!

 – Herkes işinin başına!

 Yıkılması gerekiyor, güvenli değil!

 Temelin hatalı atıldığını ve yıkılması gerektiğini söylüyor.

 Ben de, “Tam teşekküllü bir otel yapmıyoruz burada, sıradan bir baraka sadece” dedim.

 Mühendismiş!

 Yahudi kaltağı n’olcak!

 Orospu!

 Bay Kumandan, temelin komple sökülüp, yeniden atılması gerekiyor.

 Bu yapılmazsa, ilk olarak barakanın güney kanadında bir dibe oturma gerçekleşir ardından da baraka çöker.

 – Demek sen mühendissin?

– Evet!

 Adım, Diana Reiter.

 Milano Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezunum.

 Karl Marx gibi sen de eğitimli bir Yahudisin, öyle mi?

– Çavuş!

 – Buyurun, Efendim!

 Vur onu!

 Bay Kumandan!

 Ben sadece işimi yapmaya çalışıyorum.

 Evet, ben de benimkini!

 Efendim, inşaatın kalfası o!

 Bu insanlarla tartışmaya girmemiz düşünülemez.

 Peki!

 Hayır!

 Burada, önümde vuracaksın.

 – Beni öldürmekle bu sorunu çözemezsiniz.

 – Eminim haklısındır!

 Yıkın, temeli yeniden atın ve inşaatı tamamlayın.

 Aynen söylediği gibi!

 Görmeniz gereken çok yer var ama bir saat içinde hava kararacak.

 Bugün burada tarih yazılıyor.

 Bugün, hiç unutulmayacak.

 Yıllar sonra bile genç nesil bugünün önemini merakla araştıracak.

 Bugün, burada tarih yazılıyor ve sizler bunun birer parçasısınız.

 Bundan altı yüzyıl önce Yahudiler, Avrupa’nın çeşitli yerlerinde veba salgınına neden gösterilip suçlanırken “Muhteşem Kazimiers” dedikleri o Kral onların Krakow’da yerleşmelerine izin verdi.

 – Chaja, ekmek ister misin?

– Geldiler!

 – O kadar kalın olmasın.

 – Hem de el arabalarında taşıdıkları eşyalarıyla!

 – Evet, daha ince!

 – Yerleştiler

Kök saldılar, zenginleştiler!

 Ticaret, bilim, eğitim ve sanat alanlarında ilerlediler.

 Buraya ellerinde avuçlarında hiçbir şey olmadan geldiler.

 Hiçbir şeyleri yoktu ve burada geliştiler.

 Krakow, altı asırdır bir Yahudi kenti olarak biliniyor.

 Bunu bir düşünün!

 Bu akşam itibarıyla bu altı asır, hiç yaşanmamışçasına tarihin karanlıklarına karışıyor.

 Bugün burada tarih yazılıyor!

 GETTO’NUN TASFİYESİ, 13 MART 1943.

 Araçlardan inip ikişerli sıra yapın!

 Haydi, çabuk olun!

 Sanırım, Gettonun “B” bölgesinden başlayacağız.

 – Tamam mı? – Her iki taraftan mı gireceğiz? – Hayır, tam oradan başlamanızı istiyorum.

 – Sağ taraftan yani!

 Oradan da etrafa dağılırsınız, tamam mı? görülecek şekilde etiketleyin.

 Eşyalarınız arkadan gelecektir.

 Eşyalarınızı bırakın!

 Görülecek şekilde etiketleyin!

 Eşyalarınız arkadan gelecektir.

 Kapıyı açın!

 Aşağıya inin!

 Bütün Yahudiler, dışarı!

 Sıkı giyinin ve dışarı çıkın!

 Herkes Chodi Meydanı’na!

 Gold, Chaim!

 Siz Chodi Meydanı’na gidin!

 – Gold, Chaim? – Evet, Chaim Gold benim.

 Vur onu!

 Sıkı giyinin ve Chodi Meydanı’na gidin!

 Valiz yok!

 Valiz yok!

 – Devam edin!

 – Valiz yok, valiz yok!

 Hey, ufaklık, söyle bakalım, kaç yaşındasın sen? Adın ne, adını söyle.

 “Valiz yok” dedim!

 Boşuna valiz hazırlamayın!

 İstikamet Chodi meydanı!

 Valizleri burada bırakın!

 – Mavi kart!

 – Chodi Meydanı!

 Bu valizin burada ne işi var? Herkes Chodi Meydanı’na!

 Kanalizasyonu kullanarak kaçacağız.

 Güvenli olup olmadıklarını kontrol etmem gerek.

 – Mila, toplan haydi!

 – Ben kanalizasyona giremem!

 Girmeyeceğimi söyledim sana!

 Bunu yapabilirsin, evet yapabilirsin.

 Kanalizasyona girmem!

 – Kımıldayın!

 – Oraya, o tarafa!

 Kımıldayın!

 Kartın nerede, Yahudi? Belgelerini göster, Yahudi!

 Belgelerini göster, Yahudi!

 Şu sıraya!

 Belgelerin? Kahrolası belgelerin için yukarı çıkacağımı mı sanıyorsun? Başlarım belgelerine!

 Sen ne yaptığını sanıyorsun be? Kafayı mı yedin? Az kaldı beni vuruyordun!

 Mermi burnumun dibinden geçti!

 – Özür dilerim!

 – Bir de özür diliyor, manyak herif!

 Geri çekilin!

 Geri çekilin!

 Konuşma yok, konuşma yok!

 Sadece kamyonlara doğru ilerleyin.

 Devam edin, devam edin!

 Konuşmayın!

 Gel buraya, lanet Yahudi!

 Kımıldamayın dedim, kımıldamayın!

 O zaten ölmek üzere, bırak onu.

 Biraz izin verin, bırakın da içeri alayım onu.

 Şimdi, ona katılmak mı istiyorsun yoksa gidip sıraya girmek mi? – Kadınlar sol tarafa!

 – Wilhelm!

 – Rose!

 – Erkekler sağa!

 – Kadınlar sola!

 – Kadınlar sola!

 – Bırakın beni!

 Kocamı bırakmam ben!

 Kadınlar sola, erkekler de sağa!

 Hükümetiniz yanlış ülkeyi yönetiyor!

 Anne!

 Anne!

 Mila!

 Aman Tanrım!

 – Senin mavi kartın var.

 – Mavi kartın artık bir önemi kalmadı gettoyu boşaltıyorlar.

– Burada sana yetecek kadar yer yok.

 Ne diyorsun sen, daha önce denemedik mi? Orada yeterinden çok yer var.

 – Fikrimi değiştirdim!

 – Anne!

 Şu boşluğa bak, bir de yüzüme!

 Sen korkuyorsun!

 Kızına yer bulabilirim ama sana yer yok!

 – Anne al beni buradan!

 – Olduğun yerde kal!

 Belirsizliğe koşturacağına burada kalman daha iyi.

 Anne!

 Komutanım!

 Ne güzel selamlıyor!

 Geçişi engellemesinler diye yol üzerindeki yığınları temizlemek için emir almış olduğumu saygılarımla bildiririm, Efendim!

 Polonyalı asker bozuntusu, işini bitir ve git sıraya gir!

 Bayan Dresner? Evet!

 Sen oğlumun arkadaşlarından birisin.

 Merak etme, sessizce giderim.

 Sorun olmam.

 Hayır, merdiven altına girin.

 Birazdan arama bitecek, orada güvende olursunuz.

 – Lütfen saklanın, lütfen!

 – Güneşin bütün sıcaklığı, senin Saklanın orada!

 Ben binayı aradım, kimse kalmamış.

 – Peki, o halde diğer bloğa geçelim.

..

 – Anlaşıldı.

 – Danka!

 – Anne!

 Merhaba, Adam.

 Merhaba, Danka.

 Benimle gelin, sizi zararsız bir sıraya yerleştireyim!

 “Yaşamın bir saati bile yaşanılmış hayattır” diye bir deyiş vardır, bilir misin? Artık çocuk değilsin sen, senin için dua edeceğim.

 “Yanan sobamızdaki ateş, geçen saatlerin ardından közleşir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Bakın yavrularım, hatırlayın yavrularım, sakın unutmayın!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

“Yanan sobamızdaki ateş, geçen saatlerin ardından közleşir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

 Lütfen, gidelim, gidelim buradan!

 Haydi!

 “Bakın yavrularım, hatırlayın yavrularım, sakın unutmayın!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun.”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

 İşaretle işaretle orayı!

 – Ne çalıyor, Bach mı? – Hayır, Mozart.

 – Mozart mı? – Evet!

 – Bu iş bugün biter mi? – Mümkün değil!

 Bugün bitiremeyiz.

 Şu lanet gece bir bitse!

 Toplanın!

 Sıraya girin!

 Beşerli sıralar yapın!

 Sıraya girin!

 Sıraya girin!

 Haydi, beşerli sıra yapın!

 Kep çıkar!

 İsimler okunsun!

 İsimleri okunanlar ellerini kaldıracak ve yüksek sesle “Burada” diye bağıracaklar.

 Burada!

 Burada!

 – Keller, Fanni!

 – Burada!

 – Adalbert, Hermann!

 – Burada!

 – Faber, Dorothea!

 – Burada!

 – Goldstein, Pola!

 – Burada!

 – Warmberger, Markus!

 – Burada!

 Edelstein, Max!

 Dağılın!

 En kötüsünü atlattık, artık birer işçiyiz.

 Mazeret istemem!

 Aman Tanrım!

 Amon!

 Herkes hemen barakalarına dönsün!

 Bu tarafa, bu tarafa!

 Çabuk, bu tarafa!

 Amon, şımarık çocuğun birisin sen!

 Kalk artık!

 – Kahve yap.

 – Kendin yap!

 SS, Praszow’daki madeni eşya ve fırça fabrikası gibi belirli bazı sanayi dallarını bizzat kendi yönetecektir.

 Bir diğeri de Almanya’daki bombardımandan zarar gören ailelerin kullanımına sunmak üzere Gettolarda toplanan Yahudi kıyafetlerinin yeniden işlenmesidir.

 Ancak sizinki gibi, Komutan Amon Goeth’ün kampının içine kadar girerek yüksek miktarlarda kâr yapan özel bir teşebbüs Hayır, hayır lütfen oturun.

 Julian,nasılsın? Seni gördüğüme sevindim, dostum.

 – Oskar Schindler.

 – Leo John.

 – Franz, görüştüğümüze sevindim.

 – Merhaba, Oskar.

 Bize katılabilmen iyi oldu.

 – Memnuniyetle.

 Julius.

 – Nasılsın? Zayıflamışsın sen!

 Sadece omuz bölgesinden.

 Herkes otursun, lütfen.

 Nasılsınız? Ben, Oskar Schindler.

 – Siz gelmeden başlamıştık.

 – Güzel.

 Kaçırdığım bir şey var mı? Bay Bosch ve Bay Madritsch’e fabrikalarını Plaszow’a taşımanın getireceği yararlardan bahsediyordum.

 Ben yemeği kastetmiştim!

 Senin işçiler fabrikada kaldığına göre mesai sorunu falan yoktur, herhalde.

 İstersen bütün gece çalıştırabilirsin.

 Fabrikayı işletme politikanız geçmişte her neyse, gelecekte de aynen devam edebilir.

 Bizce sorun yok.

 Öğrenmezsem çatlarım, böyle bir elbiseyi insan nerede bulur? – Kumaşı nedir, ipek mi? – Elbette!

 Evet, kumaşın parlaklığı dikkatimi çekti.

 – Teşekkürler!

 – Çok güzel!

 Size de bir tane ayarlarız derdim ama diken adam muhtemelen ölmüştür bunu bilemem.

 Geçen gün işe gittim.

 Ortalıklarda kimse yok!

 Kimse tek kelime etmiyor.

 Ne olduğunu anlamak için içeriye giriyorum.

 Bir de ne göreyim, herkes gitmiş!

 Hayır!

 Hayır!

 Bir yere gittikleri yok, buradalar.

 Onlar benim!

 Her geçen gün para kaybediyorum.

 Vurulan her işçi bana pahalıya patlıyor.

 Yerine yenisini koymam gerektiğinden takasa girmek zorunda kalıyorum.

 O kadar çok para kazanıyor olacağız ki, bunların hiçbir önemi kalmayacak.

 Ama bu kötü bir ticaret şekli!

 Teşekkür ederim.

 Şişeyi bırak!

 Şunu al!

 Lena, teşekkür ederim.

 Scherner, senin hakkında başka bir şey anlattı.

 Öyle mi, neymiş? “Minnettarlık” kelimesinin ne anlama geldiğini biliyormuşsun.

 Yani diğerleri gibi kaypak değilmişsin.

 Durumunu muhafaza etmek istiyorsun.

 Burada işlerin yolunda gidiyor.

 Keyfin tıkırında!

 Herhangi birinin çıkıp da ne yapman gerektiğini söylemesini istemiyorsun.

 Bütün bunları anlıyorum.

 Bak, ben seni tanıyorum.

 Senin istediğin, kamp içinde kendine ait ikincil bir kampın olması.

 Bütün o karmaşanın içinde, sadece kırtasiyesinin ne olduğundan haberin var mı? Lanet kamp inşa edilecek ya, gerekli izinleri almak bile adamı çıldırtmaya yeter!

 Sonra mühendisler boy gösterir, etrafı dolaşır, temelmiş, kanalizasyonmuş tartışırlar.

 Kodlar, şartnameler, uzunluğu 4 km olan parmaklıklar, 1,200 kilo ağırlığında dikenli tel elektrik hattı çekilmiş 6,000 kiloluk parmaklıklar, seramik yalıtıcılar mahkûm başına 3 metreküplük hava aralığı!

 Söylüyorum sana, adam zorla katil olur!

 Bunları yaşadım, biliyorum!

 Bilirsin tabii, yaşamışsın!

 Benim için işleri kolaylaştırabilirdin.

 Minnettar olurdum.

 Yolu açın!

 Devam edin!

 Devam edin!

 – Devam edin!

 – Sola dön!

 Stern nerede? Goldberg ve Chilowicz, bu kamptaki fabrika sahiplerinden payımı almamı sağlıyorlar.

 Sana da, ana hesabımla ilgilenmek kalıyor “Schindler Hesabı” ile!

 O, bağımsızlığını istiyor, ben de verdim.

 Ancak bağımsızlığın bir bedeli var.

 Bunun ne demek olduğunu anlıyor musun? Bana bak!

 Artık kimin için çalıştığını unutma!

 – Evet!

 – Sıkı tutun kaçmasın, ne kaypak ittir o!

 Evet!

 Haydi kızlar, hepiniz gelin!

 – Bize şarap gerek!

 – Daha çok şarap!

 Dayan dostum!

 Sıkı tutun, bırakmayın!

 – Ah, bu hayat – Şerefe, şerefe!

 Teşekkürler, Müdür Bey!

 Şerefinize, Müdür Bey!

 – Ne yapıyorsun? – Ne mi? Kafamı kaşıyorum.

 Böylece bitlendiğimi düşünüyor ve benden uzak duruyorlar.

 – Gerçekten bitlendin mi? – Not defteriniz yanınızda mı? Masamın üzerindeki ajandada SS dostlarımızın eşlerinin ve çocuklarının doğum günleri yazılı.

 Bir şeyler göndermeyi unutmayın.

 Ana yönetim ve Ekonomi ofisine, Silah Donatım’a

– Ağır ol Stern, yavaş biraz!

 – Silah Donatım Kurulu’na Genel Vali’ye ve Gestapo şefine ödediğiniz avantaları masraf olarak kaydedin ve bu işi her ayın ilk günü yapın.

 Ayrıca, SS’ten bireysel temasta olduğumuz dostlarımızı unutmayın.

 – Liste masamın alt çekmecesinde – Her ayın birinci günü SS’teki dostlarımıza yaptığınız ve yasal yardım kuruluşlarına bağış olarak göstereceğiniz ödemelere ait listeler masamın alt çekmecesinde.

 Yasal defterlerimizde mal temin eden firmalar olarak gösterdiğimiz, karaborsacı bağlantılarımızın durumu çok daha karışık.

 – Boş ver!

 – Ne demek “Boş ver?” Boş veremezsiniz!

 – Başağrısından başka bir şey değil!

 – Seni buradan çıkarmayı başaramadım.

 – Ben idare ederim.

 Neyse, zaten genelde çarşamba günleri olmak üzere buraya hemen her hafta geliyorum.

 Durumunun ne alemde olduğunu kontrol ederim.

 Al bunları, cebine koy.

 Durma!

 Müdür Bey, işlerin bozulmasına izin vermeyin.

 Rayına oturtmak için o kadar uğraştım ki!

 Teşekkür ederim, iyi şanslar!

 Dikkat!

 Kep çıkar!

 – Çalışın!

 – Herkes işine!

 – Sen ne yapıyorsun? – Menteşe, Efendim!

 Yarın yeni gelecek işçiler var.

 Unuttum, nereden geliyorlardı? Yugoslavya, Komutanım!

 Onlar için yer açmam gerekiyor.

 – Bana bir menteşe yap!

 – Emredersiniz, Efendim!

 Devam et, iyi gidiyorsun.

 “İyi gidiyorsun” dedi.

 Bu çok iyi!

 Ancak benim biraz kafam karıştı, belki sen beni aydınlatabilirsin.

 Anlamadığım, sabahın altısından beri çalışıyorsun, öyle değil mi? Ancak ben burada çok az hazır menteşe görüyorum.

 – Tanrı aşkına!

 – Ben deneyebilir miyim, Efendim? Emniyet pimine bir bak, eğilmiş olabilir.

 Hayır, sorun emniyet piminde olsa, “tık” sesi olmazdı.

 – İğne mili yağlanmış olabilir.

 – Haydi, verin şunu!

 Ben ne dedim ki? Buyurun!

 Bay Komutan!

 İzninizle bildirmek isterim ki, yaptığım menteşelerin az olmasının nedeni makinelerin, bu sabah ayar çekilmek üzere durdurulmasıdır.

 Bu yüzden de bana kömür küreme görevi verilmişti.

 Ne garip, değil mi? Öyle!

 Teşekkür ederim, Muek. Lisiek, deriye el sürme, daha yeni yağlandı.

 – Onbaşım!

 – Oh, bu bana mı?

– Çok teşekkür ederim, Müdür Bey.

 – Müdür bey!

 Müdür Bey!

 Müdür Bey!

 Ağır çalışıyormuş.

 Adam menteşeyi bir dakikadan az bir sürede yapıyor, neden uzatıyorlar ki?

– Sağolun, Efendim!

 – Bir şey değil!

 – Tavuğu kimin çaldığını kimse bilmiyor mu?

– Anlatın gerçeği!

 Adamın biri elinde tavukla dolaşıyor ve kimse farkına varmıyor, öyle mi? Anlatın ki kurtulasınız!

 Anlatın şu tavuk meselesini!

 Hâlâ kimse bilmiyor mu? Sen mi çaldın? Demek bu suçu sen işledin?

– Hayır, Efendim!

 – Ama kim olduğunu biliyorsun!

 – Evet!

 – Kim? O!

 – Çok yetenekli biridir.

 – Öyledir mutlaka!

 Gönder bana!

 Efendim!

 Teşekkür ederim!

 – Tekrar teşekkür ederim, Müdür Bey.

 – Tekrar bir şey değil!

 Böyle büyük bir firmada çalışmak onurdur.

 Aramızda olman harika!

 Emaye ürünleri üretiminde öğrenilecek ne varsa öğreneceğime söz veriyorum.

 Bu daha da harika!

 – Alo? Bayan Elsa Krause geldi.

 – Sadece beş dakikasını alır.

 Müdür Bey ile görüşmek istiyor.

 Peki!

 Sizinle görüşmeyecek.

 Oturun, lütfen.

 – Fransız rakısı? Konyak? – Hayır, hayır, teşekkür ederim.

 Evet, sizin için ne yapabilirim? Dediklerine göre, burada kimse ölmüyormuş.

 Dediklerine göre, fabrikanız bir sığınakmış.

 Dediklerine göre, iyi bir insanmışsınız.

 Kim diyor bunları? Herkes!

 Adım, Regina Perlman, Elsa Krause değil.

 Getto katliamından bu yana Krakow’da sahte belgelerle yaşıyorum.

 Annem ve babam ise, Plaszow’da.

 Adları, Chana ve Jakob Perlman.

 Yaşlı insanlardır ve şu anda Plaszow’da ne kadar yaşlı insan varsa öldürüyorlar.

 Ormanda bir yere de topluca gömüyorlar.

 Bakın benim hiç param yok.

 Bu kıyafeti de ödünç aldım.

 Yalvarıyorum size lütfen, onları lütfen buraya aldırın.

 Ben bu tür işler yapmam.

 Size yanlış bilgi verilmiş.

 Ben tek bir şeye bakarım: İşçi kalifiye midir, değil midir? Gerisi umurumda olmaz!

 Babam ithalatçı ama metal işçisi değil ki!

 Bu tür girişimler yasadışıdır.

 Beni tuzağa düşüremezsiniz!

 Biraz daha bağırın da tutuklattırayım sizi!

 Yemin ederim ki, yaparım.

 İnsanlar ölür!

 Bu bir tabiat kanunu.

 Herkesi öldürmek mi istiyor? Güzel!

 Bu konuda ben ne yapabilirim ki? Herkesi buraya alabileceğimizi mi sanıyorsun?

“Herkesi Schindler’e gönderin!”

“Hepsini!”

“Bilmiyor musunuz? O, aslında bir fabrika değil, sığınak işletiyor.”

“Bir yatırım olduğu da söylenemez!”

“Hahamlara, yetimlere ve ” elinden bir iş gelmeyen bir sürü insana sığınak sadece!”

 Ne yaptığını bilmiyor muyum sanıyorsun? Saman altından su yürütüyorsun, biliyorum, biliyorum!

 – Para mı kaybediyorsunuz? – Hayır, kaybetmiyorum!

 Konu da bu değil!

 – Peki, başka bir mevzu mu

– Tehlikeli, benim için tehlikeli!

 Anla artık, Goeth inanılmaz bir baskı altında.

 Meseleye bir de onun açısından bak.

 Burayı bütünüyle idare etmek durumunda.

 Burada olan biten her şeyden, buradaki insanlardan o sorumlu.

 Endişe duyacak çok şeyi var.

 Diğer yandan da ortada bir savaş var ve bu da içindeki şeytanı açığa çıkarıyor.

 İnsan bu ortamda nasıl iyilik meleği olabilir ki? Normal koşullarda böyle olmayabilirdi, Kimbilir, belki de iyi biri.

 Belki de sadece mükemmel üçkağıtçılığıyla tanırdık onu.

 İyi yemeyi, kaliteli şarabı, kadınları, para kazanmayı seven biri Öldürmeyi unutma!

 Öldürmek ona keyif veremez!

 Bejski’nin anlattığına göre, geçen gün biri, çalışma esnasında telin dışına kaçmış.

 Goeth, kaçan adamın barakasındaki herkesi sıraya dizmiş.

 Bejski’nin hem sağındaki hem de solundaki adamları vurmuş.

 Sıranın içinde dolaşarak kafasına göre, rastgele adam vurmuş.

 Tam yirmi beş kişi!

 – Bu konuda ne yapmamı istiyorsun?

– Hiç, hiçbir şey!

 Sadece konuşuyoruz burada.

 Perlman.

 Perlman!

 Karı koca.

 Jakob ve Chana Perlman!

 Goldberg’in onları getirmesini sağla.

 Kep çıkar!

 Mahkûmlar içtimaya hazır!

 Sanırım bu, o paçavralardan daha iyi iş görür, Lisiek.

 Müdür Bey, kumandanın banyo küvetindeki lekeleri çıkaracak bir şeyler bulmasında, Lisiek’e yardım ediyordum.

 – Durma, git de temizle!

 – Müsaadenizle, Müdür Bey!

 Bana tekmil vermek zorunda değilsin, Helen.

 Kim olduğumu biliyor musun?

Ben, Schindler’im.

 Elbette!

 Duymuştum ve zaten buraya daha önce gelmiştiniz.

 Al bunu, sakla bir yerlere.

 – Durma, al!

 – Ben zaten fazladan yiyecek bulabiliyorum.

 Yemek istemezsen, takas edebilir ya da Lisiek’e verebilirsin.

 Biraz kuvvetlensen fena mı olur? Buradaki ilk günümde, yemekten arta kalan kemikleri attım diye beni dövdü.

 Geceyarısı bodruma indi ve kemiklerin nerede olduğunu sordu.

 Köpeklerine verecekmiş, anlıyor musunuz? Ona dedim ki, aslında bunu nasıl söyledim bilmiyorum.

 Şimdi olsa, mümkün değil söyleyemezdim.

 “Beni neden dövüyorsunuz?” Cevabı şu oldu: “Şu anda seni dövüyorum “çünkü bana seni neden dövdüğümü soruyorsun!”

 Neler çektiğini biliyorum, Helen.

 Farketmiyor kabullendim artık.

 Kabullendin mi? Bir gün beni vuracak.

 Hayır, hayır, hayır!

 Seni vurmaz o!

 Biliyorum, ne olacağını görebiliyorum.

 Pazartesi günü küçük Lisiek ile çatıdaydık.

 Komutanın ön kapıdan çıkıp tam altımızdaki verandanın yanındaki merdivenlerden inmeye başladığını gördük.

 O anda silahını çekti ve oradan geçmekte olan bir kadını vurdu.

 Kadın bir heybe taşıyordu, boğazından vurdu onu.

 Kadının günahı sadece o anda karşısına çıkmış olmasıydı.

 Diğerlerinden ne şişman, ne de zayıftı ne daha yavaş ne de daha hızlıydı ne suç işlediğini bir türlü anlayamadım.

 İnsan komutanı daha yakından tanımaya başlayınca hayatta kalabilmek için sıkı sıkıya sarılacağı bir kural olmadığını görüyor.

 “Bu kurallara uyarsam güvende olurum” diyemiyor kimse!

 Seni vurmaz çünkü seni çok beğeniyor.

 Seni öylesine beğeniyor ki, yıldız takmana bile izin vermiyor.

 Hiç kimsenin, beğendiği kadının bir Yahudi olduğunu bilmesini istemiyor.

 Merdivenlerdeki kadını vurdu çünkü kadın onun için bir şey ifade etmiyordu.

 Ne kusur işleyenler ne de memnun edenler sınıfına giriyordu.

 Ancak sen, Helen!

 Yanlış anlama, o tür öpücüklerden değil!

 Teşekkür ederim!

 Al bunu!

 Evet, hadi bakalım, şarap servisi!

 Şahane bir partiydi, Amon.

 Teşekkür ederim.

 O motor yağını neden içiyorsun ki? Sana devamlı kaliteli içki gönderiyorum.

 Karaciğerin bir gün el bombası gibi patlayacak.

 Sana bakıyorum seni takip ediyorum da hiç sarhoş olmuyorsun!

 Bu aslında tam bir kendini kontrol!

 Kontrol güç demektir gücün ta kendisidir.

 Bizden bu yüzden mi korkuyorlar? Bizde o kahrolasıca öldürme gücü var, bu yüzden korkuyorlar.

 Bizden korkuyorlar çünkü bizde keyfince adam öldürme gücü var.

 “İnsan suç işlemeden önce, sonuçlarını hesaplamalı!”

 Suç işleyen birini öldürttüğümüzde, bir çeşit rahatlık hissedebiliriz.

 Ya da bizzat kendimiz öldürür, daha da rahatlayabiliriz.

 Aslında bu, “Güç” demek değil bu “Adalet”.

 “Güç”ten farklı.

 Güç demek, insanın elinde her türlü haklı gerekçe olduğu halde öldürmemesi demektir.

 Sence bu “Güç” mü şimdi? İmparatorların farkı burada işte!

 Adamın biri hırsızlık yapmış ve yakalanıp huzura çıkarılmış.

 Öldürüleceğini bildiğinden atmış kendini imparatorun ayaklarının dibine başlamış aman dilemeye.

 Ancak imparator affetmiş onu!

 “Değersiz herifin teki” deyip, gitmesine izin vermiş.

 Sanırım sen sarhoş oldun!

 “Güç” bu, Amon “Güç” dedikleri bu!

 Tanrı Amon!

 Seni affettim!

 Ne istiyorlar?

Bilmiyorum ama şu anda ofiste defterlerimizi inceliyorlar.

 Muhasebecim olarak söyle bakalım, müfettişlerin defterlerimi incelemesi beni korkutmalı mı?

 – Ya da sen işini doğru yapmış mıydın?

– Endişe edilecek bir durum yok.

 Endişe etmeme gerek yokmuş!

 – Özür dilerim, Efendim!

 – Bu eyerin değeri ne kadar, biliyor musun? Fiyatını biliyor musun? Tamam!

 Tamam!

 Stern, neden peşimde kuyruk gibi dolaşıyorsun? Bir, onbir onbeş ve otuz iki numaralı barakalarda kalanlar, içtima alanında toplanın.

 Çalışırken sigara içiyordu.

 Bir daha yapmamasını tenbih et.

 Küvetinizdeki lekeleri çıkaramadığımı bildirmek zorundayım, Efendim.

 – Ne kullanıyorsun, Lisiek? – Sabun, Komutanım!

 Çözeltici madde değil de, sabun mu? Durma, git hadi.

 Git, seni affediyorum.

 Seni affediyorum!

 Ben Haham değilim, ancak bu şartlar altında duaları okurken tekdüzeleşirsem Tanrım beni afetsin.

 Demek benden saklanmak istediğinde geldiğin yer burası? Buraya geldim çünkü harika bir aşçı ve iyi eğitilmiş bir hizmetçi olduğunu söylemek istedim.

 Ciddiyim!

 Savaştan sonra referansa ihtiyacın olacak olursa seve seve vereceğimi bilmeni isterim.

 Yukarıda insanlar eğlendiğinde insan buradan onları dinlerken, kendini çok yalnız hisseder herhalde.

 Öyle değil mi? Cevap verebilirsin.

 Doğru cevap ne olmalı? Şu anda bunu düşünüyorsun.

 “Duymak istediği ne?” Gerçekler, Helen, her zaman doğru cevaptır.

 Evet, haklısın!

 Bazen ikimiz de yalnızız!

 Evet, ben yani, şey uzanıp, yalnızlığının içinden sana dokunabilmeyi o kadar isterdim ki!

 Merak ediyorum, neye benzerdi acaba?

Yani bunu yapsam yanlış olur muydu?

Katı bir biçimde düşündüğümde, senin bir kişilik bile olmadığını görüyorum ama belki bu konuda da haklısın, belki de yanlış olan biz değiliz!

 Yanlış olan, bu ortam!

 Yani sizleri haşerelerle farelerle, bitlerle falan mukayese ettikleri düşünülürse ben sadece, şey Evet, güzel bir konuya parmak bastın.

 Gerçekten öyle!

 Bu bir farenin suratı mı?

Bunlar bir farenin gözleri mi?

Yahudilerin gözleri olmaz mı?

 Çektiklerini anlıyorum, Helen!

 Ben aynı fikirde değilim!

 Seni Yahudi orospusu beni neredeyse ağına düşürüyordun, değil mi?

Bravo!

 – Bravo!

 – Şerefe!

 Şerefe!

 İşçiler adına doğum gününüzü kutlarım, efendim.

 Doğum gününüz kutlu olsun!

 Personelime bakar mısınız? Bu güzel pasta için teşekkür ederim.

 Teşekkür ederim.

 Onlara teşekkürlerimi ilet.

 Tren oraya vardığında insanları sopayla dışarı çıkarıp birinin üzerinde “Giyim Eşyaları”, diğerinde de “Değerli Eşyalar” yazan iki ambarın önünde sıraya dizdirmişler.

 Daha sonra soyunmaları emredilmiş.

 Yahudi bir çocuk, ayakkabılarını birbirine bağlasınlar diye onlara sicim dağıtmış.

 Kafalarını kazımışlar.

 Saçlar, güya denizaltılarda görevli mürettabat için gerekli bir şeye lâzımmış.

 Daha sonra büyük koridarlardan geçip kapılarının üzerinde Yahudi yıldızı olan ve “Banyo ve Teneffüs Odası” yazan odaların olduğu sığınağa indirilmişler.

 SS onlara sabun vermiş.

 “Derin nefes alın, dezenfekte için gereklidir bu” diye de ikaz ediyorlarmış.

 Sonunda hepsini gazla öldürmüşler.

 Mila, sabunlar ne için peki? İçeriye sorun çıkarmadan girsinler diyedir herhalde.

 Yapma, Mila, kes şunu.

 Uyku masalların herkesi korkutuyor.

 – Ben inanmıyorum.

 – Evet, bence de çok saçma!

 – Ben de inanmıyorum.

 – Ben inanamıyorum!

 – Ben inanıyorum demedim, duydum dedim.

 – Kimden peki? Orada bulunmuş olan birinin anlattığı birinden!

 Bak, orada bulunmuş olsaydı gazla zehirlenmiş olurdu.

 – Evet!

 – Çok anlamsız bu!

 Biz, onlar için işgücüyüz.

 İnsan kendi işgücünü neden öldürsün ki? Bu kadar insanı bir araya toplamakla uğraşıp, sonra da Hayır, doğru olamaz.

 Biz, onlar için çok ama çok önemliyiz.

 Evet, şimdilik öyle!

 İyi geceler!

 – İyi geceler!

 – İyi geceler, tatlı rüyalar!

 Dikkat, dikkat!

 Yaşayan herkes yoklama alanına!

 – Dikkat, dikkat!

 – Yoklama alanına gitmeliymişiz.

 – Yaşayan herkes – Liste yapanlar gelmiş.

 – yoklama alanına!

 – Seçme yapacaklar.

 Dikkat, dikkat!

 Yaşayan herkes yoklama alanına!

 – Baylar!

 – Baylar!

 Yüz bin Macar geliyor.

 Tek sıra yapın!

 Biraz kilo verirsen iyi olur, Amon.

 Ayrıca konyağı da azaltman gerekiyor.

 Günaydın.

 Neler oluyor? Yarıyıl kontrolü işte, ne olacak!

 – Orada!

 – Yeni bir sevkiyat var.

 Bu sefer hangi milletti? – Macar!

 – Macarmış!

 Yeni gelenlere yer açmak için hastaları sağlıklılardan ayırmamız gerekecek.

 Biraz canlı görün, Rebeka.

 Çabuk!

 O benim teknisyenim.

 Ondan kurtulmak kimin parlak fikri? Hayır, hayır!

 Çekil sen, çalışabilir o!

 Gel buraya!

 Bakın, hastaları sağlıklılardan ayırın.

 Çalışabilecek ve çalışamayacak olanları.

 Bu çalışabilir.

 Sen çalışabilirsin, geç bu tarafa.

 Koşun, kaçıyorlar!

 Sevkiyat için seçilmemiş olanlar, kıyafetlerini giysin.

 – Barakalara!

 – Barakalarınıza geri dönün!

 Barakalarınıza geri dönün!

 Aman Tanrım!

 – Olek? Olek? – Danka? Olek? Olek? Olek!

 Olek!

 – Olek? – Danka? – Danka? – Olek?

Herkes barakalarına dönsün!

 Barakalarınıza gidin!

 – Onu görmedim.

 – Söyledim ya, saklanıyorlar.

 Danka’yı tanıyorum.

 Saklanacak güzel bir yer buldu ve hepsini oraya topladı.

 Barakalara!

 Kendine saklanacak başka bir yer bul.

 Burada sana yer yok, git hadi, çabuk!

 Çık dışarı.

 Burası bizim yerimiz, çık dışarı!

 – Oskar!

 – Amon!

 Baylar!

 – Beni neden aramadın? – Denedim, gelsene.

 Hujar, kalk oradan!

 – Ne güzel bir piknik bu böyle, Madritsch? – Oskar!

 Biraz geç kalındı.

 Düşündüğümden de fazla vakit alıyor.

 – İçecek bir şey? – Soğuk bir şey olsun.

 Punç olur.

 Punç verin!

 İşte, güzel bir gün daha!

 Vagonların yüklenmesi bitti.

 Yola çıkabiliriz.

 Su!

 Su!

 Su!

 Su!

 – Sağlığına!

 – Teşekkürler.

 Yangın hortumlarını takıp vagonları sulamaya ne dersin? Teşekkür ederim!

 Şımart beni!

 – Hujar!

 – Buyurun, Efendim!

 – Git de şu yangın hortumunu getir.

 – Yangın nerede? Pencerelere tut!

 İşte böyle, işte böyle!

 Vagonların üstüne!

 İşte böyle, güzel!

 Camlara, camlara da!

 Haydi, haydi!

 İşte böyle!

 Daha çok, daha çok!

 Evet, böyle!

.

 – Anlaşıldı.

 – Danka!

 – Anne!

 Merhaba, Adam.

 Merhaba, Danka.

 Benimle gelin, sizi zararsız bir sıraya yerleştireyim!

 “Yaşamın bir saati bile yaşanılmış hayattır” diye bir deyiş vardır, bilir misin? Artık çocuk değilsin sen, senin için dua edeceğim.

 “Yanan sobamızdaki ateş, geçen saatlerin ardından közleşir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Bakın yavrularım, hatırlayın yavrularım, sakın unutmayın!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

“Yanan sobamızdaki ateş, geçen saatlerin ardından közleşir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

“Haham, küçüklere öğrenmeleri gerekeni öğretir.”

 Lütfen, gidelim, gidelim buradan!

 Haydi!

 “Bakın yavrularım, hatırlayın yavrularım, sakın unutmayın!”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun.”

“Alfabeyi ezberleyin, sonra okuyun, sonra bir daha okuyun!”

 İşaretle işaretle orayı!

 – Ne çalıyor, Bach mı? – Hayır, Mozart.

 – Mozart mı? – Evet!

 – Bu iş bugün biter mi? – Mümkün değil!

 Bugün bitiremeyiz.

 Şu lanet gece bir bitse!

 Toplanın!

 Sıraya girin!

 Beşerli sıralar yapın!

 Sıraya girin!

 Sıraya girin!

 Haydi, beşerli sıra yapın!

 Kep çıkar!

 İsimler okunsun!

 İsimleri okunanlar ellerini kaldıracak ve yüksek sesle “Burada” diye bağıracaklar.

 Burada!

 Burada!

 – Keller, Fanni!

 – Burada!

 – Adalbert, Hermann!

 – Burada!

 – Faber, Dorothea!

 – Burada!

 – Goldstein, Pola!

 – Burada!

 – Warmberger, Markus!

 – Burada!

 Edelstein, Max!

 Dağılın!

 En kötüsünü atlattık, artık birer işçiyiz.

 Mazeret istemem!

 Aman Tanrım!

 Amon!

 Herkes hemen barakalarına dönsün!

 Bu tarafa, bu tarafa!

 Çabuk, bu tarafa!

 Amon, şımarık çocuğun birisin sen!

 Kalk artık!

 – Kahve yap.

 – Kendin yap!

 SS, Praszow’daki madeni eşya ve fırça fabrikası gibi belirli bazı sanayi dallarını bizzat kendi yönetecektir.

 Bir diğeri de Almanya’daki bombardımandan zarar gören ailelerin kullanımına sunmak üzere Gettolarda toplanan Yahudi kıyafetlerinin yeniden işlenmesidir.

 Ancak sizinki gibi, Komutan Amon Goeth’ün kampının içine kadar girerek yüksek miktarlarda kâr yapan özel bir teşebbüs Hayır, hayır lütfen oturun.

 Julian,nasılsın? Seni gördüğüme sevindim, dostum.

 – Oskar Schindler.

 – Leo John.

 – Franz, görüştüğümüze sevindim.

 – Merhaba, Oskar.

 Bize katılabilmen iyi oldu.

 – Memnuniyetle.

 Julius.

 – Nasılsın? Zayıflamışsın sen!

 Sadece omuz bölgesinden.

 Herkes otursun, lütfen.

 Nasılsınız? Ben, Oskar Schindler.

 – Siz gelmeden başlamıştık.

 – Güzel.

 Kaçırdığım bir şey var mı? Bay Bosch ve Bay Madritsch’e fabrikalarını Plaszow’a taşımanın getireceği yararlardan bahsediyordum.

 Ben yemeği kastetmiştim!

 Senin işçiler fabrikada kaldığına göre mesai sorunu falan yoktur, herhalde.

 İstersen bütün gece çalıştırabilirsin.

 Fabrikayı işletme politikanız geçmişte her neyse, gelecekte de aynen devam edebilir.

 Bizce sorun yok.

 Öğrenmezsem çatlarım, böyle bir elbiseyi insan nerede bulur? – Kumaşı nedir, ipek mi? – Elbette!

 Evet, kumaşın parlaklığı dikkatimi çekti.

 – Teşekkürler!

 – Çok güzel!

 Size de bir tane ayarlarız derdim ama diken adam muhtemelen ölmüştür bunu bilemem.

 Geçen gün işe gittim.

 Ortalıklarda kimse yok!

 Kimse tek kelime etmiyor.

 Ne olduğunu anlamak için içeriye giriyorum.

 Bir de ne göreyim, herkes gitmiş!

 Hayır!

 Hayır!

 Bir yere gittikleri yok, buradalar.

 Onlar benim!

 Her geçen gün para kaybediyorum.

 Vurulan her işçi bana pahalıya patlıyor.

 Yerine yenisini koymam gerektiğinden takasa girmek zorunda kalıyorum.

 O kadar çok para kazanıyor olacağız ki, bunların hiçbir önemi kalmayacak.

 Ama bu kötü bir ticaret şekli!

 Teşekkür ederim.

 Şişeyi bırak!

 Şunu al!

 Lena, teşekkür ederim.

 Scherner, senin hakkında başka bir şey anlattı.

 Öyle mi, neymiş? “Minnettarlık” kelimesinin ne anlama geldiğini biliyormuşsun.

 Yani diğerleri gibi kaypak değilmişsin.

 Durumunu muhafaza etmek istiyorsun.

 Burada işlerin yolunda gidiyor.

 Keyfin tıkırında!

 Herhangi birinin çıkıp da ne yapman gerektiğini söylemesini istemiyorsun.

 Bütün bunları anlıyorum.

 Bak, ben seni tanıyorum.

 Senin istediğin, kamp içinde kendine ait ikincil bir kampın olması.

 Bütün o karmaşanın içinde, sadece kırtasiyesinin ne olduğundan haberin var mı? Lanet kamp inşa edilecek ya, gerekli izinleri almak bile adamı çıldırtmaya yeter!

 Sonra mühendisler boy gösterir, etrafı dolaşır, temelmiş, kanalizasyonmuş tartışırlar.

 Kodlar, şartnameler, uzunluğu 4 km olan parmaklıklar, 1,200 kilo ağırlığında dikenli tel elektrik hattı çekilmiş 6,000 kiloluk parmaklıklar, seramik yalıtıcılar mahkûm başına 3 metreküplük hava aralığı!

 Söylüyorum sana, adam zorla katil olur!

 Bunları yaşadım, biliyorum!

 Bilirsin tabii, yaşamışsın!

 Benim için işleri kolaylaştırabilirdin.

 Minnettar olurdum.

 Yolu açın!

 Devam edin!

 Devam edin!

 – Devam edin!

 – Sola dön!

 Stern nerede? Goldberg ve Chilowicz, bu kamptaki fabrika sahiplerinden payımı almamı sağlıyorlar.

 Sana da, ana hesabımla ilgilenmek kalıyor “Schindler Hesabı” ile!

 O, bağımsızlığını istiyor, ben de verdim.

 Ancak bağımsızlığın bir bedeli var.

 Bunun ne demek olduğunu anlıyor musun? Bana bak!

 Artık kimin için çalıştığını unutma!

 – Evet!

 – Sıkı tutun kaçmasın, ne kaypak ittir o!

 Evet!

 Haydi kızlar, hepiniz gelin!

 – Bize şarap gerek!

 – Daha çok şarap!

 Dayan dostum!

 Sıkı tutun, bırakmayın!

 – Ah, bu hayat – Şerefe, şerefe!

 Teşekkürler, Müdür Bey!

 Şerefinize, Müdür Bey!

 – Ne yapıyorsun? – Ne mi? Kafamı kaşıyorum.

 Böylece bitlendiğimi düşünüyor ve benden uzak duruyorlar.

 – Gerçekten bitlendin mi? – Not defteriniz yanınızda mı? Masamın üzerindeki ajandada SS dostlarımızın eşlerinin ve çocuklarının doğum günleri yazılı.

 Bir şeyler göndermeyi unutmayın.

 Ana yönetim ve Ekonomi ofisine, Silah Donatım’a

– Ağır ol Stern, yavaş biraz!

 – Silah Donatım Kurulu’na Genel Vali’ye ve Gestapo şefine ödediğiniz avantaları masraf olarak kaydedin ve bu işi her ayın ilk günü yapın.

 Ayrıca, SS’ten bireysel temasta olduğumuz dostlarımızı unutmayın.

 – Liste masamın alt çekmecesinde – Her ayın birinci günü SS’teki dostlarımıza yaptığınız ve yasal yardım kuruluşlarına bağış olarak göstereceğiniz ödemelere ait listeler masamın alt çekmecesinde.

 Yasal defterlerimizde mal temin eden firmalar olarak gösterdiğimiz, karaborsacı bağlantılarımızın durumu çok daha karışık.

 – Boş ver!

 – Ne demek “Boş ver?” Boş veremezsiniz!

 – Başağrısından başka bir şey değil!

 – Seni buradan çıkarmayı başaramadım.

 – Ben idare ederim.

 Neyse, zaten genelde çarşamba günleri olmak üzere buraya hemen her hafta geliyorum.

 Durumunun ne alemde olduğunu kontrol ederim.

 Al bunları, cebine koy.

 Durma!

 Müdür Bey, işlerin bozulmasına izin vermeyin.

 Rayına oturtmak için o kadar uğraştım ki!

 Teşekkür ederim, iyi şanslar!

 Dikkat!

 Kep çıkar!

 – Çalışın!

 – Herkes işine!

 – Sen ne yapıyorsun? – Menteşe, Efendim!

 Yarın yeni gelecek işçiler var.

 Unuttum, nereden geliyorlardı? Yugoslavya, Komutanım!

 Onlar için yer açmam gerekiyor.

 – Bana bir menteşe yap!

 – Emredersiniz, Efendim!

 Devam et, iyi gidiyorsun.

 “İyi gidiyorsun” dedi.

 Bu çok iyi!

 Ancak benim biraz kafam karıştı, belki sen beni aydınlatabilirsin.

 Anlamadığım, sabahın altısından beri çalışıyorsun, öyle değil mi? Ancak ben burada çok az hazır menteşe görüyorum.

 – Tanrı aşkına!

 – Ben deneyebilir miyim, Efendim? Emniyet pimine bir bak, eğilmiş olabilir.

 Hayır, sorun emniyet piminde olsa, “tık” sesi olmazdı.

 – İğne mili yağlanmış olabilir.

 – Haydi, verin şunu!

 Ben ne dedim ki? Buyurun!

 Bay Komutan!

 İzninizle bildirmek isterim ki, yaptığım menteşelerin az olmasının nedeni makinelerin, bu sabah ayar çekilmek üzere durdurulmasıdır.

 Bu yüzden de bana kömür küreme görevi verilmişti.

 Ne garip, değil mi? Öyle!

 Teşekkür ederim, Muek. Lisiek, deriye el sürme, daha yeni yağlandı.

 – Onbaşım!

 – Oh, bu bana mı?

– Çok teşekkür ederim, Müdür Bey.

 – Müdür bey!

 Müdür Bey!

 Müdür Bey!

 Ağır çalışıyormuş.

 Adam menteşeyi bir dakikadan az bir sürede yapıyor, neden uzatıyorlar ki?

– Sağolun, Efendim!

 – Bir şey değil!

 – Tavuğu kimin çaldığını kimse bilmiyor mu?

– Anlatın gerçeği!

 Adamın biri elinde tavukla dolaşıyor ve kimse farkına varmıyor, öyle mi? Anlatın ki kurtulasınız!

 Anlatın şu tavuk meselesini!

 Hâlâ kimse bilmiyor mu? Sen mi çaldın? Demek bu suçu sen işledin?

– Hayır, Efendim!

 – Ama kim olduğunu biliyorsun!

 – Evet!

 – Kim? O!

 – Çok yetenekli biridir.

 – Öyledir mutlaka!

 Gönder bana!

 Efendim!

 Teşekkür ederim!

 – Tekrar teşekkür ederim, Müdür Bey.

 – Tekrar bir şey değil!

 Böyle büyük bir firmada çalışmak onurdur.

 Aramızda olman harika!

 Emaye ürünleri üretiminde öğrenilecek ne varsa öğreneceğime söz veriyorum.

 Bu daha da harika!

 – Alo? Bayan Elsa Krause geldi.

 – Sadece beş dakikasını alır.

 Müdür Bey ile görüşmek istiyor.

 Peki!

 Sizinle görüşmeyecek.

 Oturun, lütfen.

 – Fransız rakısı? Konyak? – Hayır, hayır, teşekkür ederim.

 Evet, sizin için ne yapabilirim? Dediklerine göre, burada kimse ölmüyormuş.

 Dediklerine göre, fabrikanız bir sığınakmış.

 Dediklerine göre, iyi bir insanmışsınız.

 Kim diyor bunları? Herkes!

 Adım, Regina Perlman, Elsa Krause değil.

 Getto katliamından bu yana Krakow’da sahte belgelerle yaşıyorum.

 Annem ve babam ise, Plaszow’da.

 Adları, Chana ve Jakob Perlman.

 Yaşlı insanlardır ve şu anda Plaszow’da ne kadar yaşlı insan varsa öldürüyorlar.

 Ormanda bir yere de topluca gömüyorlar.

 Bakın benim hiç param yok.

 Bu kıyafeti de ödünç aldım.

 Yalvarıyorum size lütfen, onları lütfen buraya aldırın.

 Ben bu tür işler yapmam.

 Size yanlış bilgi verilmiş.

 Ben tek bir şeye bakarım: İşçi kalifiye midir, değil midir? Gerisi umurumda olmaz!

 Babam ithalatçı ama metal işçisi değil ki!

 Bu tür girişimler yasadışıdır.

 Beni tuzağa düşüremezsiniz!

 Biraz daha bağırın da tutuklattırayım sizi!

 Yemin ederim ki, yaparım.

 İnsanlar ölür!

 Bu bir tabiat kanunu.

 Herkesi öldürmek mi istiyor? Güzel!

 Bu konuda ben ne yapabilirim ki? Herkesi buraya alabileceğimizi mi sanıyorsun?

“Herkesi Schindler’e gönderin!”

“Hepsini!”

“Bilmiyor musunuz? O, aslında bir fabrika değil, sığınak işletiyor.”

“Bir yatırım olduğu da söylenemez!”

“Hahamlara, yetimlere ve ” elinden bir iş gelmeyen bir sürü insana sığınak sadece!”

 Ne yaptığını bilmiyor muyum sanıyorsun? Saman altından su yürütüyorsun, biliyorum, biliyorum!

 – Para mı kaybediyorsunuz? – Hayır, kaybetmiyorum!

 Konu da bu değil!

 – Peki, başka bir mevzu mu

– Tehlikeli, benim için tehlikeli!

 Anla artık, Goeth inanılmaz bir baskı altında.

 Meseleye bir de onun açısından bak.

 Burayı bütünüyle idare etmek durumunda.

 Burada olan biten her şeyden, buradaki insanlardan o sorumlu.

 Endişe duyacak çok şeyi var.

 Diğer yandan da ortada bir savaş var ve bu da içindeki şeytanı açığa çıkarıyor.

 İnsan bu ortamda nasıl iyilik meleği olabilir ki? Normal koşullarda böyle olmayabilirdi, Kimbilir, belki de iyi biri.

 Belki de sadece mükemmel üçkağıtçılığıyla tanırdık onu.

 İyi yemeyi, kaliteli şarabı, kadınları, para kazanmayı seven biri Öldürmeyi unutma!

 Öldürmek ona keyif veremez!

 Bejski’nin anlattığına göre, geçen gün biri, çalışma esnasında telin dışına kaçmış.

 Goeth, kaçan adamın barakasındaki herkesi sıraya dizmiş.

 Bejski’nin hem sağındaki hem de solundaki adamları vurmuş.

 Sıranın içinde dolaşarak kafasına göre, rastgele adam vurmuş.

 Tam yirmi beş kişi!

 – Bu konuda ne yapmamı istiyorsun?

– Hiç, hiçbir şey!

 Sadece konuşuyoruz burada.

 Perlman.

 Perlman!

 Karı koca.

 Jakob ve Chana Perlman!

 Goldberg’in onları getirmesini sağla.

 Kep çıkar!

 Mahkûmlar içtimaya hazır!

 Sanırım bu, o paçavralardan daha iyi iş görür, Lisiek.

 Müdür Bey, kumandanın banyo küvetindeki lekeleri çıkaracak bir şeyler bulmasında, Lisiek’e yardım ediyordum.

 – Durma, git de temizle!

 – Müsaadenizle, Müdür Bey!

 Bana tekmil vermek zorunda değilsin, Helen.

 Kim olduğumu biliyor musun?

Ben, Schindler’im.

 Elbette!

 Duymuştum ve zaten buraya daha önce gelmiştiniz.

 Al bunu, sakla bir yerlere.

 – Durma, al!

 – Ben zaten fazladan yiyecek bulabiliyorum.

 Yemek istemezsen, takas edebilir ya da Lisiek’e verebilirsin.

 Biraz kuvvetlensen fena mı olur? Buradaki ilk günümde, yemekten arta kalan kemikleri attım diye beni dövdü.

 Geceyarısı bodruma indi ve kemiklerin nerede olduğunu sordu.

 Köpeklerine verecekmiş, anlıyor musunuz? Ona dedim ki, aslında bunu nasıl söyledim bilmiyorum.

 Şimdi olsa, mümkün değil söyleyemezdim.

 “Beni neden dövüyorsunuz?” Cevabı şu oldu: “Şu anda seni dövüyorum “çünkü bana seni neden dövdüğümü soruyorsun!”

 Neler çektiğini biliyorum, Helen.

 Farketmiyor kabullendim artık.

 Kabullendin mi? Bir gün beni vuracak.

 Hayır, hayır, hayır!

 Seni vurmaz o!

 Biliyorum, ne olacağını görebiliyorum.

 Pazartesi günü küçük Lisiek ile çatıdaydık.

 Komutanın ön kapıdan çıkıp tam altımızdaki verandanın yanındaki merdivenlerden inmeye başladığını gördük.

 O anda silahını çekti ve oradan geçmekte olan bir kadını vurdu.

 Kadın bir heybe taşıyordu, boğazından vurdu onu.

 Kadının günahı sadece o anda karşısına çıkmış olmasıydı.

 Diğerlerinden ne şişman, ne de zayıftı ne daha yavaş ne de daha hızlıydı ne suç işlediğini bir türlü anlayamadım.

 İnsan komutanı daha yakından tanımaya başlayınca hayatta kalabilmek için sıkı sıkıya sarılacağı bir kural olmadığını görüyor.

 “Bu kurallara uyarsam güvende olurum” diyemiyor kimse!

 Seni vurmaz çünkü seni çok beğeniyor.

 Seni öylesine beğeniyor ki, yıldız takmana bile izin vermiyor.

 Hiç kimsenin, beğendiği kadının bir Yahudi olduğunu bilmesini istemiyor.

 Merdivenlerdeki kadını vurdu çünkü kadın onun için bir şey ifade etmiyordu.

 Ne kusur işleyenler ne de memnun edenler sınıfına giriyordu.

 Ancak sen, Helen!

 Yanlış anlama, o tür öpücüklerden değil!

 Teşekkür ederim!

 Al bunu!

 Evet, hadi bakalım, şarap servisi!

 Şahane bir partiydi, Amon.

 Teşekkür ederim.

 O motor yağını neden içiyorsun ki? Sana devamlı kaliteli içki gönderiyorum.

 Karaciğerin bir gün el bombası gibi patlayacak.

 Sana bakıyorum seni takip ediyorum da hiç sarhoş olmuyorsun!

 Bu aslında tam bir kendini kontrol!

 Kontrol güç demektir gücün ta kendisidir.

 Bizden bu yüzden mi korkuyorlar? Bizde o kahrolasıca öldürme gücü var, bu yüzden korkuyorlar.

 Bizden korkuyorlar çünkü bizde keyfince adam öldürme gücü var.

 “İnsan suç işlemeden önce, sonuçlarını hesaplamalı!”

 Suç işleyen birini öldürttüğümüzde, bir çeşit rahatlık hissedebiliriz.

 Ya da bizzat kendimiz öldürür, daha da rahatlayabiliriz.

 Aslında bu, “Güç” demek değil bu “Adalet”.

 “Güç”ten farklı.

 Güç demek, insanın elinde her türlü haklı gerekçe olduğu halde öldürmemesi demektir.

 Sence bu “Güç” mü şimdi? İmparatorların farkı burada işte!

 Adamın biri hırsızlık yapmış ve yakalanıp huzura çıkarılmış.

 Öldürüleceğini bildiğinden atmış kendini imparatorun ayaklarının dibine başlamış aman dilemeye.

 Ancak imparator affetmiş onu!

 “Değersiz herifin teki” deyip, gitmesine izin vermiş.

 Sanırım sen sarhoş oldun!

 “Güç” bu, Amon “Güç” dedikleri bu!

 Tanrı Amon!

 Seni affettim!

 Ne istiyorlar?

Bilmiyorum ama şu anda ofiste defterlerimizi inceliyorlar.

 Muhasebecim olarak söyle bakalım, müfettişlerin defterlerimi incelemesi beni korkutmalı mı?

 – Ya da sen işini doğru yapmış mıydın?

– Endişe edilecek bir durum yok.

 Endişe etmeme gerek yokmuş!

 – Özür dilerim, Efendim!

 – Bu eyerin değeri ne kadar, biliyor musun? Fiyatını biliyor musun? Tamam!

 Tamam!

 Stern, neden peşimde kuyruk gibi dolaşıyorsun? Bir, onbir onbeş ve otuz iki numaralı barakalarda kalanlar, içtima alanında toplanın.

 Çalışırken sigara içiyordu.

 Bir daha yapmamasını tenbih et.

 Küvetinizdeki lekeleri çıkaramadığımı bildirmek zorundayım, Efendim.

 – Ne kullanıyorsun, Lisiek? – Sabun, Komutanım!

 Çözeltici madde değil de, sabun mu? Durma, git hadi.

 Git, seni affediyorum.

 Seni affediyorum!

 Ben Haham değilim, ancak bu şartlar altında duaları okurken tekdüzeleşirsem Tanrım beni afetsin.

 Demek benden saklanmak istediğinde geldiğin yer burası? Buraya geldim çünkü harika bir aşçı ve iyi eğitilmiş bir hizmetçi olduğunu söylemek istedim.

 Ciddiyim!

 Savaştan sonra referansa ihtiyacın olacak olursa seve seve vereceğimi bilmeni isterim.

 Yukarıda insanlar eğlendiğinde insan buradan onları dinlerken, kendini çok yalnız hisseder herhalde.

 Öyle değil mi? Cevap verebilirsin.

 Doğru cevap ne olmalı? Şu anda bunu düşünüyorsun.

 “Duymak istediği ne?” Gerçekler, Helen, her zaman doğru cevaptır.

 Evet, haklısın!

 Bazen ikimiz de yalnızız!

 Evet, ben yani, şey uzanıp, yalnızlığının içinden sana dokunabilmeyi o kadar isterdim ki!

 Merak ediyorum, neye benzerdi acaba?

Yani bunu yapsam yanlış olur muydu?

Katı bir biçimde düşündüğümde, senin bir kişilik bile olmadığını görüyorum ama belki bu konuda da haklısın, belki de yanlış olan biz değiliz!

 Yanlış olan, bu ortam!

 Yani sizleri haşerelerle farelerle, bitlerle falan mukayese ettikleri düşünülürse ben sadece, şey Evet, güzel bir konuya parmak bastın.

 Gerçekten öyle!

 Bu bir farenin suratı mı?

Bunlar bir farenin gözleri mi?

Yahudilerin gözleri olmaz mı?

 Çektiklerini anlıyorum, Helen!

 Ben aynı fikirde değilim!

 Seni Yahudi orospusu beni neredeyse ağına düşürüyordun, değil mi?

Bravo!

 – Bravo!

 – Şerefe!

 Şerefe!

 İşçiler adına doğum gününüzü kutlarım, efendim.

 Doğum gününüz kutlu olsun!

 Personelime bakar mısınız? Bu güzel pasta için teşekkür ederim.

 Teşekkür ederim.

 Onlara teşekkürlerimi ilet.

 Tren oraya vardığında insanları sopayla dışarı çıkarıp birinin üzerinde “Giyim Eşyaları”, diğerinde de “Değerli Eşyalar” yazan iki ambarın önünde sıraya dizdirmişler.

 Daha sonra soyunmaları emredilmiş.

 Yahudi bir çocuk, ayakkabılarını birbirine bağlasınlar diye onlara sicim dağıtmış.

 Kafalarını kazımışlar.

 Saçlar, güya denizaltılarda görevli mürettabat için gerekli bir şeye lâzımmış.

 Daha sonra büyük koridarlardan geçip kapılarının üzerinde Yahudi yıldızı olan ve “Banyo ve Teneffüs Odası” yazan odaların olduğu sığınağa indirilmişler.

 SS onlara sabun vermiş.

 “Derin nefes alın, dezenfekte için gereklidir bu” diye de ikaz ediyorlarmış.

 Sonunda hepsini gazla öldürmüşler.

 Mila, sabunlar ne için peki? İçeriye sorun çıkarmadan girsinler diyedir herhalde.

 Yapma, Mila, kes şunu.

 Uyku masalların herkesi korkutuyor.

 – Ben inanmıyorum.

 – Evet, bence de çok saçma!

 – Ben de inanmıyorum.

 – Ben inanamıyorum!

 – Ben inanıyorum demedim, duydum dedim.

 – Kimden peki? Orada bulunmuş olan birinin anlattığı birinden!

 Bak, orada bulunmuş olsaydı gazla zehirlenmiş olurdu.

 – Evet!

 – Çok anlamsız bu!

 Biz, onlar için işgücüyüz.

 İnsan kendi işgücünü neden öldürsün ki? Bu kadar insanı bir araya toplamakla uğraşıp, sonra da Hayır, doğru olamaz.

 Biz, onlar için çok ama çok önemliyiz.

 Evet, şimdilik öyle!

 İyi geceler!

 – İyi geceler!

 – İyi geceler, tatlı rüyalar!

 Dikkat, dikkat!

 Yaşayan herkes yoklama alanına!

 – Dikkat, dikkat!

 – Yoklama alanına gitmeliymişiz.

 – Yaşayan herkes – Liste yapanlar gelmiş.

 – yoklama alanına!

 – Seçme yapacaklar.

 Dikkat, dikkat!

 Yaşayan herkes yoklama alanına!

 – Baylar!

 – Baylar!

 Yüz bin Macar geliyor.

 Tek sıra yapın!

 Biraz kilo verirsen iyi olur, Amon.

 Ayrıca konyağı da azaltman gerekiyor.

 Günaydın.

 Neler oluyor? Yarıyıl kontrolü işte, ne olacak!

 – Orada!

 – Yeni bir sevkiyat var.

 Bu sefer hangi milletti? – Macar!

 – Macarmış!

 Yeni gelenlere yer açmak için hastaları sağlıklılardan ayırmamız gerekecek.

 Biraz canlı görün, Rebeka.

 Çabuk!

 O benim teknisyenim.

 Ondan kurtulmak kimin parlak fikri? Hayır, hayır!

 Çekil sen, çalışabilir o!

 Gel buraya!

 Bakın, hastaları sağlıklılardan ayırın.

 Çalışabilecek ve çalışamayacak olanları.

 Bu çalışabilir.

 Sen çalışabilirsin, geç bu tarafa.

 Koşun, kaçıyorlar!

 Sevkiyat için seçilmemiş olanlar, kıyafetlerini giysin.

 – Barakalara!

 – Barakalarınıza geri dönün!

 Barakalarınıza geri dönün!

 Aman Tanrım!

 – Olek? Olek? – Danka? Olek? Olek? Olek!

 Olek!

 – Olek? – Danka? – Danka? – Olek?

Herkes barakalarına dönsün!

 Barakalarınıza gidin!

 – Onu görmedim.

 – Söyledim ya, saklanıyorlar.

 Danka’yı tanıyorum.

 Saklanacak güzel bir yer buldu ve hepsini oraya topladı.

 Barakalara!

 Kendine saklanacak başka bir yer bul.

 Burada sana yer yok, git hadi, çabuk!

 Çık dışarı.

 Burası bizim yerimiz, çık dışarı!

 – Oskar!

 – Amon!

 Baylar!

 – Beni neden aramadın? – Denedim, gelsene.

 Hujar, kalk oradan!

 – Ne güzel bir piknik bu böyle, Madritsch? – Oskar!

 Biraz geç kalındı.

 Düşündüğümden de fazla vakit alıyor.

 – İçecek bir şey? – Soğuk bir şey olsun.

 Punç olur.

 Punç verin!

 İşte, güzel bir gün daha!

 Vagonların yüklenmesi bitti.

 Yola çıkabiliriz.

 Su!

 Su!

 Su!

 Su!

 – Sağlığına!

 – Teşekkürler.

 Yangın hortumlarını takıp vagonları sulamaya ne dersin? Teşekkür ederim!

 Şımart beni!

 – Hujar!

 – Buyurun, Efendim!

 – Git de şu yangın hortumunu getir.

 – Yangın nerede? Pencerelere tut!

 İşte böyle, işte böyle!

 Vagonların üstüne!

 İşte böyle, güzel!

 Camlara, camlara da!

 Haydi, haydi!

 İşte böyle!

 Daha çok, daha çok!

 Evet, böyle!

 Daha çok, daha çok!

 Gerçekten çok insafsızsın, Oskar.

 Onlara umut veriyorsun.

 Bunu yapmaman gerekir.

 İnsafsızlık bu!

 Mümkün olduğunca uzağa, dikkat edin!

 – Su!

 – Biraz daha su!

 Fabrikada 200 metre hortumum var.

 Almanya’daki evimde 20 metre hortum da bende var!

 Sondaki vagonlara ulaşabiliriz.

 Ne? Ne?

– Hujar!

 – Evet, elbette!

 Vagonun üstünü unutmayın!

 Vagonların üstünü!

 Diğer taraftan da!

 Su!

 Teğmen, tren her durduğunda kapıları açıp, vagonların içini sularsın, oldu mu? – Peki!

 – Tamam!

 Bu vagona da, bu vagona da!

 Pişman olursunuz demiyorum ama böyle bir ihtimal var.

 – Bunu bilmeniz gerekir.

 – Bu riski göze alacağız.

 Peki, neden olmasın? Güzel bir gün, çıkalım bir gezintiye bakalım!

 Neden buradasın? “Irk ve Göç” yasasını çiğnedim.

 Gerçi bunu yaparken kendime ne gibi bir çıkar sağladığımı anlamış değilim.

 Yahudi bir kızı öptüm!

 Aletin kopup düştü mü, peki? Kadınlardan hoşlanıyor.

 Güzel kadınlardan hoşlanıyor.

 Güzel bir kadın gördüğünde beyni duruyor.

 Yani, elinde o kadar çok kadın var ki!

 Ve kadınlar onu seviyor.

 Evet, bayılıyorlar ona!

 Yani evli olmasına rağmen, yine de Tamam, tamam!

 Kız Yahudiydi.

 Böyle bir şeyi yapmaması gerekirdi.

 Ama kızı bir görseydiniz!

 Ben gördüm.

 Bu kız şahane bir parçaydı.

 Bu Yahudiler adamı büyülüyorlar.

 İnsan benim gibi yakın temasta olduğunda bunu farkedebiliyor.

 Böyle bir güçleri var, virüs gibiler.

 Bazı adamlarım bu virüsü kapmış durumda.

 Onları cezalandırmak yerine acımak, tedavi etmek gerekiyor.

 Tifo salgını gibi bir şey bu, gözümün önünde oluyor her şey, görüyorum.

 Sorun para mı? Bana rüşvet mi teklif ediyorsun? Rüşvet mi? Hayır, hayır, lütfen!

 Bir minnettarlık ifadesi olarak kabul edin.

 Yaşasın Hitler!

 Merhaba!

 Oturun!

 Sana, gündeliği beş Mark’tan Yahudi kızları veriyoruz, Oskar.

 Bizi öpmelisin, onları değil!

 Tanrı korusun, tadını alıp da alışırsan halin ne olur sonra? Bu işin sonu yok.

 Bu insanların geleceği yok.

 Bu sözlerimden Yahudi düşmanlığı aktığını düşünme bu bir politika artık.

 Evet, güzel, çok iyi!

 – Bir daha!

 – Güzel!

 CHUJOWA GORKA ORMANI NİSAN 1944 “D” Bölümü Goeth’e, Plaszow’da ve Krakow Gettosu’nda katledilen on binden fazla Yahudi’nin, toplu mezarlarından çıkarılarak yakılıp kül edilmelerini emreder.

 Haydi, daha çabuk!

 Çabuk olun!

 Kaldırın kıçınızı!

 Bu iş daha hızlı yapılabilir!

 Çabuk olun, uyumayın!

 Sadece bütün parçaları!

 Küçük parçalarla vakit kaybetmeyin!

 Ne yaptığını sanıyorsun, sen? Ellerinle de yapabilirsin, çabuk ol!

 Hey, siz!

 Sadece bütün halindeki parçaları!

 Küçük parçaları boşverin!

 Daha çabuk olsanız iyi olur, bitirin şu pisliği!

 İşte, ölümsüzler!

 Ölümsüzlerden geçilmiyor burası!

 Buna inanabiliyor musun? Sanki elimde yeterince iş yokmuş gibi bir de bu işi yüklüyorlar.

 Oraya gömülü paçavraları bile çıkarıp yakmam gerekiyor.

 Parti bitti, Oskar.

 Bu bölümün faaliyetine son verip hepimizi Auschwitz’e gönderiyorlar.

 – Ne zaman? – Bilmiyorum.

 Sevkiyat programını düzenler düzenlemez herhalde.

 Belki 30- 40 gün.

 Eğlenceli olacağa benziyor.

 – Goeth’le konuştum.

 – Nereye varacağını biliyorum.

 Bu elimdekiler, tahliye emirleri.

 Sevkiyatların düzenlenmesine yardım edip kendimi de son trene koyacağım, görevim bu.

 Benim söyleyeceğim bu değildi.

 Goeth, senin hakkında iyi referans vereceğine dair söz verdi.

 Orada başına kötü bir iş gelmeyecek.

 Özel muamele göreceksin.

 Berlin’den gelen talimatlarda, bu “Özel Muamele” ye çok sık rastlanır oldu.

 – Umarım sizin kastettiğiniz farklıdır.

 – “Ayrıcalıklı Muamele”, oldu mu şimdi? – Yeni bir lisan mı türetsek, ne yapsak? – İyi olur!

 Anladığım kadarıyla, siz kalıyorsunuz.

 – Krakow’da mı? Ne için kalayım ki? – Ne için mi? Yürütmeniz gereken bir işiniz var.

 Tabii bu durumda yeni işçi ayarlamanız gerekecek, tahminen Polonyalıları.

 Maliyetleri biraz daha yüksek ama Peki, ne yapacaksınız? İşimi yürüten sendin.

 Buraya kadar, ben eve dönüyorum.

 Buraya geliş amacıma ulaştım.

 Hayat boyu yetecek kadar param var.

 Bir gün elbet bunların hepsi bitecek.

 Bittiğinde de oturup beraber içeriz artık, diyecektim.

 Ben şimdi içsem daha iyi olacak galiba!

 Anlamıyorum!

 Nasıl yani, sen şimdi bu insanları istiyor musun? “Bu insanları” mı? Adamlarımı, kendi adamlarımı istiyorum.

 Kimsin sen, Musa mı? Yapma, ne demek oluyor şimdi bu? Kazanç bu işin neresinde, dalavere neresinde? İyi bir alışveriş bu!

 İyi alışverişmiş!

 Sana göre öyle!

 Bak!

 Malzemeleri, makinaları yani her şeyi Çekoslavakya’ya taşıman gerekecek.

 O parayla yeni bir kamp yapılır.

 Dediklerinin mantıklı bir tarafı yok.

 – Bak Amon!

 Benim açımdan sorun yok.

 – Benden gizlediğin bir şey var.

 Onları tanıyorum nasıl çalıştıklarını biliyorum, yeniden eğitmem gerekmiyor.

 – Benden bir şeyler gizliyorsun.

 – Senin için de sorun yok, bedelini alacaksın.

 – Bak bu doğru işte!

 – Ordu için de iyi olacak.

 – Ne üretmeye karar verdim, biliyor musun? – Ne? – Top mermisi!

 – Top mermisini herkes üretiyor.

 – Tank mermilerine ihtiyaçları var.

 – Tank mermileri mi? Tabii!

 – Herkesin istediği olacak.

 – Benim haricimde herkesin!

 Sen bir şekilde beni dümene getirirsin.

 Ben yüz kazanıyorsam, sen mutlaka üçyüz kazanıyorsundur.

 “Üçyüz kazanıyorum” diyorsan da, rakam aslında dörtyüzdür.

 Ama nasıl? – Daha şimdi söyledim.

 – Hem söyledin, hem söylemedin.

 Pekâlâ, öyle olsun!

 Anlatma bakalım!

 Buna dayanmaya çalışırım ancak olayı kavrayamamak çok sinir bozucu!

 Bak!

 Yapman gereken tek şey bana değerlerini biçmek.

 – Senin kitabında bir insanın fiyatı ne? – Yok, yok, hayır!

 Asıl senin kitabında bir insanın fiyatı ne? Poldek Pfefferberg, Mila Pfefferberg ve şey, Stagel, Stagel – Paul.

 – Paul!

 Paul Stagel.

 Doktor

– Yatırımcıları unutma, hepsini istiyorum.

 – Peki, Efendim!

 Fischer, İshmael Fischer.

 Fischer, İshmael.

 – Josef Scharf.

 – Bir saniye, özür dilerim, Efendim.

 Çabuk ol, Stern.

 Scharf, Scharf!

 Çocuklar!

 Bütün çocuklar!

 – Herbert Stier.

 – Sağolun!

 – Kaç oldu? – 400-450 civarı.

 Daha çok, daha çok yazalım!

 İyi sabahlar!

 – Feigenbaum, Jakob.

 – Wolf, Wolf Wein!

 Feigenbaum: Lutek, Jakob, Nacha.

 Değil mi? Necha!

 Necha, evet doğru!

 Ve Wolf.

 Kaç oldu? – 600.

 – Daha çok!

 Benim yaptığımı sen de yapabilirsin.

 – Hatta kârlı bile çıkarsın.

 – Bilemiyorum.

 Yapma, Julius, onlara fazladan verdiğin yiyecek ve giyeceklerden haberim var.

 Kendi cebinden ödüyorsun.

 Olaya müştereken el atarsak senin ve benimkilerden dört bin kişiye ulaşırız.

 – Oskar!

 – Onları güvenli bir yere örneğin Moravya’ya yerleştirebiliriz.

 Bilemiyorum.

 Bu gece kaç sigara içtiniz? Bir hayli!

 Her bir sigaranın yarısını ben içiyorum da!

 – Yapabileceğim her şeyi yaptım.

 – Yeterli görmüyorum!

 – Olmaz, Oskar, fazlasını yapamam.

 – Bunu kabul etmiyorum!

 Olmaz!

 – Kaç oldu? Kaç oldu? – Üç aşağı beş yukarı, 850!

 Ne üçü beşi, Stern, ne üçü beşi? Say şunları!

 Kaç oldu? Hepsi bu kadar.

 Sayfayı sen tamamlayabilirsin.

 Bütün bunlar için Goeth ne dedi? Ona kaç kişiye ihtiyacınız olduğunu söylediniz, o da kabul Listedeki bu adamları satın almıyorsunuz, değil mi? Yok, alıyorsunuz!

 Bu listedeki her isim için para ödüyorsunuz!

 Hâlâ yanımda çalışıyor olsaydın, beni bu işten vazgeçirmeni beklerdim.

 Bana bir servete mal oluyor.

 Sayfayı tamamla ve en altta bir isimlik yer bırak.

 Sizi Bu liste tek kelimeyle çok iyi!

 Bu liste, hayatın ta kendisi!

 Yazılı alanın dışındaki kenar boşluklarında ölüm kol geziyor.

 Oskar, sayfanın sonunda yazımdan kaynaklanan bir hata var.

 Hayır, yok.

 Listenin sonuna eklemek istediğim bir isim daha var.

 Brinnlitz’de onun gibi kalifiye bir hizmetçi bulamam.

 Oradakilerin hepsi taşralı.

 Hayır!

 Olmaz!

 – Bir el Yirmibir’e ne dersin? – Olmaz!

 – Kazanırsan 7,400 Alman Markı öderim.

 – Olmaz!

 – 21’i iki kağıtta yakalarsan 14,800 olur.

 – Olmaz!

 Ben kazanırsam, kız listeme girer.

 – Helen’in üzerine kumar oynayamam.

 – Neden peki? Doğru olmaz da ondan!

 Zaten Auschwitz’e gönderilecek senin için ne fark ediyor ki? – O, Auschwitz’e gitmeyecek!

 Bunu ona asla yapmam.

 Benimle Viyana’ya gelmesini istiyorum.

 Gelip, orada benim için çalışsın istiyorum.

 – Onunla beraber yaşlanmak istiyorum.

 – Sen çıldırdın mı?

– Amon, onu yanında Viyana’ya götüremezsin!

 – Hayır, tabii ki götüremem.

 Bunu yapmak isterdim ama!

 Ne yapabilirim ki, adam gibi bir adam olsaydım, ona yapabileceğim en büyük iyilik bir ormana götürüp kafasına sıkarak acısız ani bir ölüm sağlamak olurdu.

 Ne demiştin 2 kağıtta 21 için? 14,800 Mark mıydı? Schindler’in Yahudileri, bu masalara!

 Adlarınızı anlaşılır bir şekilde söyleyin.

 – Biz, Dresner ailesiyiz.

 – Juda, Jonas Donata ve Chaja.

 – Bizler, “Rosner” leriz.

 Henry, Manci – ve Leo.

 – ve oğlumuz.

 – Benim adım da Olek!

 Maria Mischel.

 Chaim Nowak.

 Wulkan, Markus.

 Michael Lemper.

 Itzhak Stern.

 Rebeka ve Joseph Bau.

 – Rosalia Nussbaum.

 – Wilhelm Nussbaum.

 Jakob Levartov.

 – Farber, Rosa.

 – Farber, Andrzej.

 – Sara.

 – Friehof, Fischel.

 Mietek Pemper.

 Poldek ve Mila Pfefferberg.

 Horowitz, Dolek.

 Adam Levy.

 Marcel Goldberg.

 Klipstein, Isak David.

 Altmann, Eduard.

 Grunberg, Miriam.

 Luftig, Eliasz.

 Hilmann, Eduard.

 Erna Rothberg.

 Zuckermann, Jetti.

 Helen Hirsch.

 En kötüsü bitti!

 Erkekler bu trene, kadınlar da diğerine.

 Karıştırmayın!

 Erkekler bu trene, kadınlar da diğerine.

 Nereye gittiğinize bakın!

 Erkekler bu trene, kadınlar da diğerine.

 Bravo Olek, çok iyisin!

 Buzu suya nasıl dönüştürüyoruz, biliyor musunuz?

Olek, bir tane daha kopar!

 ZWITTAU-BRINNLITZ, ÇEKOSLAVAKYA OSKAR SCHINDLER’İN MEMLEKETİ

Tek sıra halinde safa dizilin!

 Bu işçilerden aldığım verimden siz de memnun kalacaksınız.

 Komutam altındaki Budzyn çalışma kamplarında komutanlık yapan herkesin gıpta ile baktığı bir yerdi.

 – Bununla birlikte mahkûmlar – İzninizle!

 sanırım başka bir yerde olmayı tercih ederlerdi.

 Kadınları taşıyan tren, Plaszow’dan ayrılmış durumda buraya varması fazla uzun sürmez.

 Uzun bir yolculuk yaptığınızı ve yorgun olduğunuzu biliyorum.

 Fabrika buradan kısa bir yürüyüş mesafesinde.

 Sıcak çorba ve ekmek de orada sizleri bekliyor!

 Brinnlitz’e hoş geldiniz!

 – Güvecin içine fasülye mi? – Öyle güzel olur ki!

 Ben fasülyeyi sevmiyorum!

 Fasülye, et, patates ve ekmek!

 Güveç böyle yapılmaz!

 – Güvecin içine yumurta mı? – Tabii ki!

 – Ben güveç sevmiyorum.

 – Biliyorum, sevmezsin!

 – Ne seversin peki? – Ben havyar severim!

 Bir gün ocağın üzerine – Tabii, tabii!

 – Bir gün AUSCHWITZ TOPLAMA KAMPI

Vagonların önüne dizilin!

 Birbirinizden ayrılmayın!

 Vagonları boşaltın!

 Vagonları boşaltın!

 “Vagonları boşaltın.”

 dedim!

 Bagaze zostawic!

 Çabuk!

 Daha hızlı, daha hızlı!

 Ne oluyor arka tarafta? Kımıldayın!

 Haydi, dışarı!

 Acele edin, dışarı!

 Otuz, otuzbeş, kırk, kırkbeş Dışarı!

 Çıkın dışarı!

 Daha çabuk, dışarı!

 Hepiniz, dışarı!

 – Liste düzenleyenler nerede? – Masalar nerede? Sıra halinde ilerleyin!

 Çıkın dışarı!

 – Çabuk çıkın!

 – Daha çabuk!

 Daha çabuk!

 Çabuk olun, kımıldayın biraz!

 Anne, neredeyiz? – 17, 18, 20- – Auschwitz’teler!

 Zaten tren kafadan buraya gönderilmemiş.

 Kırtasiye hatası!

 Ayakkabılarınızı çıkarın!

 Daha çabuk, daha çabuk!

 Elbiselerinizi çıkarın!

 Acele edin!

 Çabuk olun!

 Sıraya girin ve elbiselerinizi çıkarın!

 Daha çabuk!

 Daha çabuk!

 Elbiselerinizi çıkarın, çabuk!

 Çabuk olun!

 DUŞ VE DEZENFEKSİYON ODASI İçeri girin, çabuk!

 Daha çabuk!

 Duşlara gidin, çabuk!

 Daha çabuk, acele edin!

 Gözler öndekinin ensesinde!

 Eller öndekinin omzunda!

 – Kaç yaşındasın hanım anne? -68!

 – Öksür bakalım, hanım anne!

 – Doğru konuşmak merhamet uyandırır derler.

 Kendini öldürtmek istiyorsan, tabii ki Clara.

 Doğruyu söylersen başına neler geleceğini hiç bilemezsin.

 – Kaç yaşındasın, hanım anne? – 66, Efendim!

 – Efendim? – Günaydın.

 Bir hata yapıldı sanıyorum.

 Bizim burada olmamamız gerekiyor.

 Biz, Oskar Schindler için çalışıyoruz.

 Biz Schindler’in Yahudileriyiz.

 – Kim bu Oskar Schindler?

– Krakow’da emaye işleri yapan bir fabrikası var.

 – Kap kacak yapıyor demek? Sen kaç yaşındasın, hanım anne? İşgücüne ihtiyaç duyan tek sanayici siz değilsiniz Bay Schindler.

 Yanlış hatırlamıyorsam, IG Kimya Endüstrisi, bu yılın başında fabrikasında çalıştırmak üzere bir tren dolusu Macar sipariş etmişti.

 Tren kemerli kapıdan daha henüz girmişti ki seçme yapanlara komuta eden subay hemen işe girişip trenden iki bin kişiyi apar topar “Özel Muamele”ye göndermişti.

 Orada yapılan uygulamalara karışmak üstüme vazife değil.

 IG Kimya’ya yardım edememişken size edebileceğim kanısına nereden kapıldınız? İzninizle nedenini ifade edeyim!

 Ben sizi muhakeme etmeye çalışmıyorum.

 Bildiğim tek bir şey varsa, o da önümüzdeki aylar içinde hepimizin taşınabilir para pula ihtiyacımız olacağıdır.

 Seni şimdi tutuklatabilirdim.

 Beni koruyan güçlü dostlarım var, bunu bilmeniz gerekirdi.

 Onları kabul ettiğimi söylemiyorum ancak masanın üzerinde durmaları beni rahatsız ediyor.

 Yarın gelecek bir sevkiyat var.

 Sizin için 300 kişi ayırırım.

 Bunlar yeni, üstelik hepsi genç.

 – Tren geldiğinde bir tur attırırız – Tabii, evet, evet!

 – İstediğiniz adam sizin olur.

 – Anlıyorum.

 Ben bunları istiyorum!

 İsimlere takıntılı olmamak gerekir!

 Haklısınız ama!

 İsimler değişince kırtasiye de çoğalıyor.

 Zoldinger, Ernestina!

 Waldergrun, Hilda!

 Waldergrun, Leonora!

 Laast, Anna!

 Pfefferberg, Mila!

 Dresner, Ruth!

 Dresner, Danka!

 Nussbaum, Sidonia!

 Rosner, Manci!

 Hirsch, Helen!

 Grosz, Chaja Sara!

 Seelenfreund, Estella!

 Acele edin!

 Kımıldayın, çabuk!

 – Daha çabuk, daha çabuk!

 – Haydi!

 Çabuk, çabuk!

 – Çabuk!

 – Acele edin!

 Hayır, hayır, hayır!

 Hayır!

 Hayır!

 Hayır!

 Hayır, hayır, hayır!

 Hop, hop, hop!

 Ne yapıyorsun? Bunlar benim, benim işçilerim!

 Trende olmaları gerekiyor.

 Cephane üreten kalifiye işçiler bunlar!

 Gerekliler anlayacağın!

 Bu kızlar gerekli!

 O incecik parmaklarıyla kovanların iç yüzeylerini cilalıyorlar.

 45 mm’lik bir mermi kovanının iç yüzeyini başka türlü nasıl cilalatırım? Söylesene!

 Söylesene!

 Herkes trene dönsün!

 Herkes trene dönsün!

 Ekonomi Dairesi hükümlerine göre bir işçiyi nedensiz öldürmek yasadışıdır.

 Ticari Tazminat Fonu hükümlerine göre de benim, bu tür ölümlerden tazminat talep etme hakkım var.

 Öyle rastgele adam vurursanız siz hapse girersiniz, ben tazminat alırım.

 Sistem böyle çalışıyor!

 Kısacası, burada öyle alelacele yapılan infazlar gerçekleşmeyecek.

 Üretimi engelleyecek hiçbir uygulama tatbik edilmeyecek.

 Bu şartları sağlayabilmek amacıyla da, iznim olmadan hiçbir gardiyan, fabrikadaki çalışma alanlarına girmeyecek.

 İşbirliğiniz için şükranlarımı sunarım.

 Haydi, gelin bakalım!

 Vay be!

 Yıllardır böyle bir şey görmemiştim.

 Haydi çocuklar, gelin!

 Bundan böyle, hiçbir kapıcı ya da metrotel, seni birileriyle karıştırmayacak.

 Söz veriyorum.

 – Bu, Itzhak Stern, muhasebecim.

 – Bayan Schindler olmalısınız.

 – Tanıştığımıza çok sevindim.

 – Emilie klinikte çalışmaya gönüllü oldu!

 – Feragat sahibi birisiniz.

 – Biliyorum!

 Bir ara vaktiniz olduğunda görüşmemiz gerekiyor.

 Bu hanım benim karım, Stern.

 Hayat arkadaşımdan asla bir şey gizlemem!

 Oskar, sen en iyisi işine bak!

 Benden çekici olduğu muhakkak!

 – Hanımefendi!

 – Merhaba!

 Ne var?

 Silahlanma kurulundan çok ciddi bir şikayet aldık.

 Top mermileri, tank mermileri, roket kasaları!

 Anlaşılan, hepsi de kalite kontroldan sınıfta kalmış!

 Bu beklenmeyen bir şey değil ki!

 Başlangıçta olur, ürettiğimiz tencere tava değil ki!

 Hata kabul etmeyen bir iş bu.

 – Ben onlara bir mektup yazarım.

 – Ödemeleri askıya aldılar.

 Kim olsa aynı şeyi yapardı.

 Dert değil!

 Bugünlerde öderler nasıl olsa.

 Makinelerin ayarını bozduğunuza dair söylentiler dolaşıyor ortalıkta.

 Fabrikayı kapatıp bizi Auschwitz’e postalayabilirler.

 Bir araştırma yapar nereden top mermisi bulabileceğimizi öğrenirim.

 – Kendi üretimimizmiş gibi göndeririz.

 – Ha burada imal edilmiş, ha başka yerde ben bir fark göremiyorum.

 Fark görmüyor musun? Ben görüyorum ama!

 Bir ton para kaybedeceksiniz.

 Daha az üreteceğiz.

 Bak Stern, eğer bu fabrika gerçekten ateşlenebilecek bir mermi üretirse çok üzülürüm.

 – Merhaba, Hanımefendi.

 – Nasılsınız? Nasılsın, Haham? Haham!

 İyiyim, Müdür Bey.

 Güneş batıyor.

 Evet batıyor.

 Bugün günlerden ne, Cuma mı? Cuma, öyle değil mi? Öyle mi? Senin derdin ne? Cumartesi dualarına hazırlanıyor olman gerekirdi.

 Öyle değil mi? Ofisimde biraz şarap var, haydi gel!

 “Schindler’in Brinnlitz’deki cephane fabrikası faaliyette bulunduğu “

“ yedi ay boyunca hiç üretim yapmadı.”

 Bu dönemde, işçilerinin hayatta kalmasını sağlamak için Alman resmi görevlilerine milyonlarca Mark rüşvet verdi.

 Ne var? Hiç paranız var mı? Yani, benim bilmediğim bir yerlere gizlemiş olabileceğiniz bir para!

 Hayır!

 Neden, beş parasız mı kaldım?

Ee, şey

 Dün, sabaha karşı, saat 02:41’de General Eisenhower’ın karargâhında General Jodl Almanya’nın Avrupa’daki tüm Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri’nin Müttefik Kuvvetler ile beraber aynı zamanda Sovyet Yüksek Komutanlığına kayıtsız şartsız teslim olduğunu beyan eden belgeyi imzalamıştır.

 Almanya ile savaş böylece sona ermiş bulunmaktadır.

 Ancak bir an için bile unutmamalıyız ki Sanırım gardiyanlar fabrikaya girmek üzere.

 Hırstan gözü dönmüş olan ihanet içindeki Japonya Almanya’nın kayıtsız şartsız teslim olduğu az önce radyolardan duyuruldu.

 Bu gece, saatler 24:00’ü gösterdiğinde, savaş sona ermiş olacak.

 Yarından itibaren yakınlarınızdan sağ kalanları arama sürecine gireceksiniz.

 Çoğu hâlde de onları bulamayacaksınız.

 Cinayetlerle geçen altı uzun senenin ardından şu anda dünya genelinde kurbanların yası tutuluyor.

 Bizler hayatta kaldık.

 Bir çoğunuz bana gelip, teşekkür etti.

 Kendinize teşekkür edin!

 Korkusuz Stern’e ve sizler için bir şeyler yapabilmek adına her anını ölümle burun buruna geçiren aranızdaki diğer kahramanlara teşekkür edin.

 Ben, Nazi Partisi’nin bir üyesiyim.

 Ben, bir cephane üreticisiyim.

 Ben, köle çalıştırmaktan kazanç sağlamış biriyim.

 Ben, bir suçluyum!

 Geceyarısı olduğunda siz özgür, bense bir av olacağım.

 Geceyarısını beş geçene kadar sizlerle beraberim ve umarım beni bağışlarsınız, sonrasında, kaçmak zorunda kalacağım.

 Kumandandan emir aldığınızı biliyorum.

 Bu kamptaki insanları öldürmek üzere o da üstlerinden emir aldı.

 İşte, bu iş için en uygun zaman!

 Burada, karşınızdalar!

 Bu şansı kullanın!

 Ya da gidin ailelerinizin yanına birer kâtil olarak değil birer erkek olarak dönün!

 Sayısı belirsiz cinayetlere kurban giden insanlarınız anısına hepimizi üç dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.

 – Teşekkürler, Bay Jereth.

 – Sağolun, Bay, Jereth.

 Ağzınızı iyice açın.

 Sağolun, Bay, Jereth.

 Teşekkür ederiz, Bay Jereth!

 Barış gerçekleşir gerçekleşmez, o kumaşın o kumaşın, adam başı iki buçuk metre olarak işçilere dağıtılmasını istiyorum.

 Ayrıca herkese birer şişe votka verilsin.

 İçeceklerini sanmıyorum, değerini biliyorlar zira!

 Aynı şeyi egipshi sigaralarında da yapmışlardı.

 Her şey, arzu ettiğiniz şekilde yapılacaktır.

 Yakalanman durumunda, neyin ne olduğunu anlatan bir mektup yazdık.

 Buradaki her işçi tarafından imzalandı.

 Teşekkür ederim!

 Biz musevilerin şeriat kitabından alıntı olup, İbranicedir ve der ki: “Kim bir hayat kurtarırsa, bütün dünyayı kurtarmış sayılacaktır.”

 Çok daha fazlasını kurtarabilirdim.

 Çok daha fazlasını kurtarabilirdim, bilemiyorum eğer ki Çok daha fazlasını kurtarabilirdim.

 Oskar, burada senin sayende hayatta kalmış 1.100 kişi var, bir bak onlara.

 Biraz daha param olsaydı O kadar çok parayı çarçur ettim ki tahmin bile edemezsin.

 Eğer ki Yaptıkların sonucunda yeni nesiller yetişecek.

 Yeterince yapmadım!

 Hem de o kadar çok yaptın ki!

 Bu araba Goeth bu arabayı alırdı.

 Neden satmadım ki bu arabayı? On insana bedeldi.

 On insan fazladan on insan!

 Bu rozet iki insan!

 Altın bu!

 İki insan ederdi.

 Bunun karşılığında iki kişi alabilirdim, en azından bir!

 Bir tane verirdi, bir tane daha bir insan daha!

 Bunun karşılığında, bir insan daha alabilirdim, Stern.

 Fazladan bir insanı kurtarabilirdim ama yapmadım.

 Yapmadım, kurtarmadım!

 Sovyet Ordusu tarafından, özgürlüğünüz verilmiş bulunuyor.

 Polonya’da bulundunuz mu? Polonya’dan henüz döndüm.

 Orada sağ kalan Yahudi var mı hiç? Nereye gitmemiz gerekiyor? Bir kere doğuya gitmeyin, bu kesin!

 Orada sizlerden nefret ediyorlar.

 Ama yerinizde olsam, batıya da gitmezdim!

 Yiyecek bir şeyler olsaydı fena olmazdı.

 İşte, orada bir kasaba var!

 “Yazık!

 Kurumuş kuyular, kurumuş çeşmeler!”

“Nerede kaldı pazarların kurulduğu o günler!”

“Tapınağın dağından gelmiyor artık ibadete çağıran sesler.”

“Erika yolu üzerinden Ürdün’e göç ederken “

“ kayalık mağaraları ziyaret ederdi geçmişten seslerle cinler, periler!”

“Her yeri altın Kudüs!

 Her yeri bronz ve ışık Kudüs!”

“Saklayacağım kalbimde türkünü ve görüntünü.”

“Her yeri altın Kudüs!

 Her yeri bronz ve ışık Kudüs!”

“Saklayacağım kalbimde türkünü ve görüntünü!”

 Yaşasın Hitler!

 “Amon Goetz, Bad Tolz’daki bir sanatoryumda tedavi görürken yakalandı.”

“İnsanlığa karşı işlemiş olduğu suçlar nedeniyle, Krakow’da asılarak idam edildi.”

“Oskar Schindler, savaştan sonra, yürütemediği evliliği gibi “

“ giriştiği işlerde de başarısızlığa uğradı.”

“1958’de, Kudüs’deki Yad Vashem Kurulu tarafından ‘Adil ve Erdemli’ insan “

“ olarak ilan edilerek, ‘Erdem Bulvarı’na’ ağaç dikmek üzere davet edildi.”

“Ağaç hâlâ orada serpilmektedir.”

“GÜNÜMÜZDEKİ SCHINDLER YAHUDİLERİNDEN.”

 Janek Dresner.

 Danka Dresner.

 Mordeci Wulkan.

 Ryszard Horowitz.

 Niusia Horowitz.

 Schindlerin doğum gününde öptüğü küçük kız.

 Joseph ve Rebeka Bau.

 Olek Rosner.

 Manci Rosner.

 Henry Rosner.

 Leopold Rosner ve eşi Helen.

 Mila Pfefferberg.

 Leopold Pfefferberg.

 Bayan Isthak Stern.

 Helen Hirsch.

 Bayan Emilie Schindler.

 “Oskar Schindler, 9 Ekim 1974’de Frankfurt’da öldü.”

“Cenazesi, vasiyeti üzerine İsrail’e götürülerek “

“ Zion Dağı’nda bir kilise avlusuna gömüldü.”

“Günümüzde, Polonya’da hayatta olan Yahudilerin sayısı dört binden azdır.”

“Schindler’in Yahudilerinin soyundan gelen altı bin kişi olduğu sanılıyor.”

“KATLEDİLEN YAHUDİLERİN ANISINA”

Çeviri – oezel||

 

 

 

BAŞA DÖN

KÜTÜPHANE

 

Reklamlar

....

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.