VAHDET-İ VÜCUD FELSEFESİNİN SON ZAMALARDA NEDEN MODA OLDUĞUNUN ARKA PLANI

Soru 21 : Bu [vahdet-i vücûd], panteizm olmuyor mu ? Panteizm, «Vücûdiyye» sözüyle Arapçaya çevrilmiştir. Her şeyi, Allah Teâlâ’yı tanımak, varlığı, ancak ona vermektir. Bunu, sonsuzluk, sonu, olan varlık; Tanrı, tabiat olarak belirmiştir diye tarif edenler olmuştur. Bu vahdet-i vücûd, yâni Varlık birliği değil, Vahdet-i mevcûd, yâni varlıkların, tabîatin birliği inancına varır ve tabîatin Tanrı […]

TASAVVUFÇULARIN KİTAP OKUMA POLEMİĞİ

Soru 53 : ……. tasavvuf bilgiyi nasıl görüyor? Tasavvuf bilgiye düşman değildir. Hattâ yakıyn derecelerinin ilki, bilgiye dayanır. Ancak bilginin vehmi arttıracağı, şüpheyi uyandıracağı, insana bir varlık, benlik vereceği düşüncesiyle bilgiyi bir gaye değil, bir vasıta olarak kabul eder. Burada, aklımıza gelen bir iki şeyi, konuyu tam aydınlatması bakımından hikâye edeceğiz; Son zamanın kudretli sûfîlerinden […]

NİHİLİZMDEKİ “HİÇ” TEN TASAVVUFTAKİ “HİÇ”E DOĞRU

hzl: Muhsin İYİ       Hiç, Hiççilik, Hiç Olmak, Hiç’in Felsefesi, Tasavvufta Hiç, ….  ‘Hiç’ bir sembol ve slogandır. Arkasında büyük ve engin bir düşünce, felsefe, ideoloji yatar. Tasavvufî hayat düşüncesinin de köşe taşıdır. Eğer, dosdoğru anlaşılırsa insana yüce haller, manevi makamlar bağışlar. Her düşüncede olduğu gibi ‘Hiç’in de bir negatif bir de pozitif yönü bulunmaktadır. […]

RİSÂLE-İ MÜRÂKABE-Abdullah Dehlevî kaddesellâhü sırrahu’l azîz

Bismillâhirahmânirrahîm. Allah Teâlâ’ya hamd ve Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem duâdan sonra bildiririm ki, Bu şerefli yolun büyükleri, misâl âlemindeki kurb makâmlarını doğru keşf ile ve açıkça görüp, o makâmları dâire ile ifâde etmeyi uygun bulmuşlardır. Çünkü o makâmlar bîcihet ve bî çûndurlar. Ya’nî cihetsiz ve anlaşılmazdırlar. Dâire de cihetsizdir. Yoksa Allahü teâlâ bahis mevzû’u […]

ARUZUN DOĞUŞUNDAKİ ANA FİKRİ, ARUZUN TARİHİ GELİŞİMİNİ, ARUZUN BÜTÜN ESASLARI

BÖLÜM V’de Aruz, Aruzun Keşfi ve Tarihi Tekamülünü 45-55. Sayfalardan okuyunuz. Kaynak: Dr. Ali Kemâl BELVİRANLI, Aruzun Doğuşundaki Ana Fikri, Aruzun Tarihi Gelişimini, Aruzun Bütün Esaslarını Öğretir., 1965, Konya

İBN ‘ARABÎ Kaddesellâhü sırrahu’l azizin MUVAŞŞAHALARINDAN

   ** Bildiğin gibi ben aynı benim (hala senin sevdanda), Sana ulaşmaya bir yol var mı? ** Necm sûresinde tahtın kralının ben olduğum doğru oldu Denildi ki al bunu fakat taşıması zordur Bende hem köle, hem kral olarak bu işe giriştim Kim onu bırakırsa o solan bir çiçektir, kim de onu arzu ederse çiçektir o […]

ÇERKEŞLİ ŞEYH MUSTAFA EFENDİ Kaddesellâhü sırrahu’l azîz

  Meşâyıh-ı izâm-ı Şa’bânîyye’dendir.Neş’etleri Çerkeş’tendir. Şeyh-i mükerremleri Muhammed Efendi’nin vâris-i kemâlâtı olup, ziyâret-i Haremeyn’e dahi muvaffak olarak kemâlât-ı ârîfâneleri şuyû’ bulmuştur. Halka-i irşâddan onüç halîfesi yetişmiş 1224/(1809) senesinde âzim-i dâr-ı ahiret olmuşlardır. Çerkeş’te medfûndur.  Oldu Şeyh vâsıl-ı cânân Yâ Hû (اولدى شيخ واصل جنان يا هو) = 1224 [1] İstanbul’da bir silsile-i urefâ vü ulemâ […]

KEMÂL ÜMMÎ kaddesellâhü sırrahu’l azîz

Hzl:Hayati YAVUZER GİRİŞ XV. YÜZYILIN TARİHİ, SİYASİ ve KÜLTÜREL DURUMUNA GENEL BİR BAKIŞ XV. yüzyıl, Anadolu Türklüğü açısından oldukça önemli tarihî ve siyâsî hadiselerin yaşandığı bir yüzyıldır. Bu yüzyıl içerisinde, önceki birkaç yüzyılın hadiselerinin yeniden tekerrür ettiğini görmekteyiz. Asrın başlarında, henüz Anadolu’daki siyasî “Türk Birliği”nin kuruluşu ve Balkanlarda tutunma gerçekleşme aşamasında iken 1402 yılında Ankara […]

MÜDERRİS – NAKŞI ŞEYHİ HACI MEMİŞ EFENDİ (MUHAMMED KUDSİ) ’NIN HAYATI kaddesellâhü sırrahu’l azîz 1784-1852

Hacı Memiş Efendi yalnız Konya’nın değil, bütün Anadolu’nun ilminden ve feyzinden istifade ettiği büyük bir Âlim ve ünlü bir Veli’dir. Hacı Memiş (Muhammed Kudsi) Efendi 1784 yılında Konya ili, Bozkır ilçesi, Ali Çerçi köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Mustafa Efendi, annesinin adı Halime Hanım’dır. Soyu Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleme dayanır. Çocukluğu Bozkır’ın Karacahisar köyünde […]

SİMAVNA KADISIOĞLU ŞEYH BEDREDDİN’E İZAFE EDİLEN BİR RİSALE: RİSÂLE-İ BEDREDDÎN

Osmanlı tarihinin önemli simalarından biri olan Şeyh Bedreddin kaddesellâhü sırrahu’l azîz (1358-1420), esas olarak bir din âlimi, bir mutasavvıf bir devlet adamıdır. Birçok kimliği üzerinde barındıran bu şahsiyet, aynı zamanda farklı alanlarda yazdığı eserleriyle de tanınmaktadır. Bunlar arasında Letâif, Câmiu ‘l-Fusûleyn ve Fetâvâ gösterilebilir. Biz burada, Şeyh Bedreddin den yaklaşık dört yüz yıl sonra yazılmış […]

İBN-İ HALDUN’UN YORUMCULUĞUNUN ÖRNEĞİ: İHLAS SURESİ TEFSİRİ

İbn-i Haldun’un eserlerinde ayet ve hadislerle ilgili yorumlarda bulunması ve hemen hemen her konuda Kur’ân ve sünnet kaynaklarına başvurması onu bir müfessir olarak telakki ettiğimiz anlamına gelmez. Ancak dünya görüşünü cesaretle dillendirdiği gibi dini inançlarını da her platformda eserlerinde yansıtmıştır. Bu bölümde şimdiye kadar zaman zaman ayet yorumculuğuna yer verdiğimiz İbn-i Haldun’un yorumculuk gücününe tek […]

ŞEYH ŞERAFEDDİN-İ DAĞISTANÎ kaddesellâhü sırrahu’l azîz EFENDİMİZ ve SIRLARI (v. 1355/1936):

Şerafeddin Zeynelabidin-i Dağıstanî 1292/1875 yılı, Dağıstan’ın Temirhanşura vilayeti, Gunip kazasının Kikuni köyünde, dünyaya gelmiştir.112 Şeyh Şerafeddin, altı-yedi yaşlarında iken Ebu Ahmed-i Sugurî’nin manevi eğitimine girmiştir. Ebu Ahmed-i Sugurî (v. 1299/1882), İmam Şâmil ile birlikte Ruslara karşı savaştığı için, Ruslar tarafından vatanı Dağıstan’dan sürgün edildiğinde Şeyh Şerafeddin,113 Ebu Ahmed-i Sugurî’nin halifesi olan Muhammed Medenî’nin (v. 1332/1913) […]

“ARİFLERİN DELİLİ – MÜŞKİLLERİN ANAHTARI” KIRIMLI SELÎM DÎVÂNE

VELÎLERİN TEVHİDİ Velîlerin edep, sülük ve huylarını anladınsa, şimdi de Hakikî tevhidi, yani velilerin Hakk’ı tevhid etmesi nasıldır, onu anlata­lım: Ey sâdık âşık, Hakk diye varlığa derler, bâtıl diye de yokluğa. Her ne ki vardır, Hakk’tır, varlığıyla vardır; yani bütün varlıklar Hakk’ın vücudundan meydana gelirler ve yine Hakk’ın vücuduna dönerler. Peygamber “Ondan meydana gelir ve […]

ŞEYHİM YOK DİYE ÜZÜLEN HER KİŞİYE İCÂZET KASÎDESİ

Borlu Ahmed Kuddûsi kaddesellâhü sırrahu’l azîz Hazretleri aşağıdaki şiiri ile bir şeyhle muhatap olsun olmasın herkese tarikat icâzeti vermektedir..                                                                                                               Sâlikâ dinle beni diyem sana bir hoşça râz Çün gereklidir be-gâyet eyle gönülden rikâz   Hak Te’âlâ Hazreti buyurdı gizlü kenz idim Halkı yaratdım ki bilsünler beni bî-inhicâz   Bildiler anı bilenler oldılar üç tâ’ife […]

SALÂT-I MAKBÛLE

Hazırlayan: İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı ALTUNTAŞ بِسْـــمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على رسولنا محمد وعلى اله وصحبه وسلم اجمعين  “Salât-ı Makbûle” Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz  için okunan bir medhiye, övgüdür. Âyet, Hadis veya bir me’sur dua değildir. Yalnızca ilk iki satırı ayet-i kerimedir. Bundan dolayı ilk iki satırındaki […]

GÖNÜL HER AN

Gönlümüz her ân sendedir yâ Râb Derdime dermân sendedir yâ Râb Rahat-ı cânım câne cânânım Sırr-ı pinhânım sendedir yâ Râb Âşıkın kâmı, vuslat encâmı Diller ârâmı sendedir yâ Râb Aklı aradım bende bulmadım Şübhe kılmadım sendedir yâ Râb Kalbi yitirdim, ârayı geldim Muttalî oldum sendedir yâ Râb NÛRÎ biçâre oldu âvâre Yâre’ye çâre Sendedir yâ […]

İSMÂİL HAKKI BURSEVÎ Kaddesallahû Sırrahû’l Azîz HAZRETLERİ’NİN KASÎDE-İ FERÎDESİ

Bir ‘Elif’ bul mekteb-i irfanda evvel ‘ba’ yı sor Kad hamide eyleyip yay gibi andan ‘ya’ yı sor Aslı abdır dediler eşyanın , anın aslı ne Noktanın da var mıdır aslı var ol ma’nayı sor Sidre nice münteha oldu semavat üstüne Barigah-ı Mustafa’da ser çeken Tubayı sor Heft deryaya neden tahsis olundu bu sular Ya […]

HALÎFE-İ PÎR-İ MÜNÎR HACI ABDÜLKÂDİR BEY HAZRETLERİ’NİN-SORU VE CEVAPLAR MAHİYETİNDEKİ İKİ RİSÂLESİ

İlişikte Pîr-i Münîr Sultânu’l Muhakikîn Hoca Efendimiz Hazretleri’nin halîfelerinden, Hacı Abdülkâdir Bey Kaddesallahû Sırrahû’l  Azîz Hazretlerinin iki adet mektup cevabı risalesidir. Bu risalelerden birincisi, Azîzimiz, Efendimiz Destgîrimiz Mürşîd-i Kâmil Muhittin USER Kaddesallahû Sırrahu’l Âlî Hazretleri’nin peder-i âlîsi, Manastırlı Niyâzî USER Kaddesallahû Esrârehû Efendimiz Hazretleri’nin talebi üzerine Hacı Abdülkâdir Bey Hazretleri tarafından ihvân-ı sâdıkîn’e hitâben yazılmış […]

MÜ’MİNLER CENNET NİMETLERİNİ KALPLERİNDE VE KAFALARINDA CANLANDIRIP ONU DÜŞÜNÜRLER

Abdullah bin Mübarek rahmetullahi aleyh anlatıyor. Şeyhim Abdülaziz Debbağ kaddesellâhü sırrahu’l âlî Hazretleriden işittim, (Allah Teâlâ ondan razı olsun) buyurdu ki: — Doğrusu müminler cennet ni’metlerini akıllarına getirip gönüllerine doğru çekerler, cennet ile ve Allah’ın onlara orada hazırladığı şeylerle ferahlık duyarlar. Velî olan zata gelince, onun kalbi ve düşüncesi Allah Teâlâ’dan başkasından kopmuştur. Yani onların […]