HIZIR

İnsân-ı kâmile, âb-ı hayât içtiği için Hızır derler. Hızır basttan ibârettir, İlyâs kabzdan ibâret olduğu gibi. Hızırdan murâd feyyâzdır ki melikü’l-mülûk-i ervâh olan rûhü’l-kuds murâd olunur. Zîrâ ehl-i velâyet fenâ-i tâm bulduklarında Allâh Teâlâ onları rûhü’l-kudsün nefhi ve feyzi vesâtatıyla ihyâ eder. Hz. Îsâ (a.s.)ı ihyâ eylediği gibi. Ya’nî Hızır ile murâd, bâtın mertebesinde zikr […]

DUÂ ETMENİN TARÎKİ (Yolu)

Demişlerdir ki, bir duâ okunduğu vaktte üç kere iâde oluna ki hissî ve hayâlî ve aklî mertebelerinden teveccüh buluna. Zîrâ hiss ve hayâl cismâniyyete dâir ve akl rûhâniyyete nâzırdır. Ve insân bu iki hakîkatı câmi’dir. Ve akl, cevher-i nefs ve emr-i rûhâni-i şerîfdir ki milâki’l-kuvâ ve’l-a’zâdır. Zîrâ hâricde a’zânın tasarrufâtı dahi onun idrâk ve tedbîrine […]

MECNÛN İLE LEYLÂ’NIN BİRBİRLERİNE MÜKÂLEMELERİ (KONUŞMALARI)

Mecnûn kendi ismiyle leylânın ismini bir yerde yazılı olduğunu görünce, hemân kendi ismini bozdular. Suâl edilir ki ey mecnûn leylâ nâmından kendi nâmını niçin ezdin. Gerekdir ki sen âşık ol ma’şûkdur. İkinizin dahi nâmı bir yerde [471-b] ola dedikte hâşâ min isbâti’l-isneyn ya’nî mâşâ ikilik isbât eylemekten, ene leylâ ve leylâ ene buyurdular. Ya’nî ben […]

MECÂZÎB [MECZUBLAR]

Birkaç türlüdür: Evvelkisi budur ki, mağlûbü’l-hâldir. Ve ol vârid onda durdukça tedbîr-i nefs edemez. Ve ba’zılar ilâ âhiri’l-ömr ol hâl üzere müstemirr olur. Ebû İkāl-i Mağribî gibi ki ibtidâ mağlûbiyyetinden dört sene gāyetine dek ekl ü şürb etmeyip onun üzerine vefât etti. Ve ikincisi budur ki, aklı indallâh imsâk olunup akl-ı hayvânîsi bakî olmakla yani […]

ÂDÂB-I MÜRÎD VE ÂDÂB-I MEŞÂYİH

Cemî’-i ferâiz ve vâcibât ve sünen ve müstehabbâtı riâyetten sonra âdâb-ı meşâyihe riâyet etmektir. İmdi bir Âdem âdâba riâyet etse, cemî’-i ahkâm-ı şer’îyi kemâliyle riâyet etmiş olur. Ve bir edeb dahi budur ki kendi ahvâlinin cümlesini pîre diye ki tâ pîr onu günden güne terbiyet edip hatarlı yerlerden kurtara ve muhâlif olan işlerden âgâh eyleye. […]

SIRR-I İNSÂN VE SIRR-I HAKK

Ma’lûm ola ki, esrâr çoktur. Zîrâ her nev’in ve sınıfın ve ferdin esrâr-ı hâssası vardır. Onun için sırr-ı beşere melek ve sırr-ı mülûke reâyâ ve sırr-ı enbiyâya evliyâ ve sırr-ı evliyâya ulemâ ve sırr-ı ulemâya ümmiyyûn ve sırr-ı havâssa avâm vâkıf ve muttali’ değillerdir. Zîrâ vech-i hâssdandır. Allâh Teâlâ ile kendileri arasındadır. Ve husûs üzerine […]

KALEM

Ma’lûm ola ki, kalem rûh-i Muhammed (salla’llâhu aleyhi ve sellem)e işârettir. Buyurmuşlar ki, mine’l-ezel ile’l-ebed makdûrâtı tafsîlen takrîr ve tahrîr eylediğinden ötürü kalem denildi. Ve  ehl-i irfândan ba’zılar buyurmuşlar ki, “nûn” ibârettir deryây-ı evvelden ki [Gizli bir hazine idim, bilinmeğe muhabbet ettim]  (Aclûnî, II, s.132.) ve kalem ibârettir deryây-ı sânîden ki  [Allah’ın ilk yarattığı şey […]

HALVET-İ SÛRÎ VE HALVET-İ HAKÎKÎ

Sâlik olan kimse halvete gire, mescide girer gibi bismillâhirrahmânirrahîm diye, meşâyihin ervâhından meded taleb ede kendi şeyhi vâsıtasıyla ve halvete hâlisan Allâh için gire. Ve Allâh’dan gayrıdan i’râz kıla ve halvetini kabir menzilesinde kıla ve kendini Allâh’a gider bile. Gözüyle Allâh’dan gayrısını zâhirde terk kıldığı gibi, kalbiyle dahi terk ede. Bağdaş kurup otura yâhut diz […]

HACC-I SÛRÎ VE HACC-I MA’NEVÎ

 Hazret-i Hak Celle ve Alâ buyurur :  [Yoluna gücü yeten her kimsenin Beyt’i haccetmesi de insanlar üzerine Allâh’ın bir hakkıdır] (Âl-i İmrân,3/97) Ey sâlik ! Hüdâ’nın yolu ne sağdan ve ne soldan ve ne yüksekten ve ne alçaktan ve ne uzak ve ne yakîn olur. Belki Hüdâ’nın yolu gönüldedir. Ve bir kademdir eder ki, “nefsini […]

KERÂMET-İ İLMİYYE VE KERÂMET-İ KEVNİYYE

  Suâl olunursa ki, kerâmet nedir ?   Cevâb budur ki, Hak Teâlâ’dan ba’zı ibâdına ikrâm ve in’âmdır. Velâkin kerâmet- i ilmiyye ile olan ikrâmı, kerâmet-i kevniyye ile olan ikrâmından evlâ ve a’lâdır. Ve iki kerâmet ehli dahi ubûdiyyet ve edeb ile ehl-i istidrâcdan mümtâzdır. Zîrâ ehl-i istidrâc (ya’nî kerâmet-i kevniyye ehli) olanlar memkûrlardır. Ya’nî […]

İSM-İ A’ZAM-I ÂLEM-İ CEBERÛT, İSM-İ A’ZAM-I TENZÎLÎ VE İSM-İ A’ZAM-I TEKVÎNÎ

İsm-i a’zam dedikleri, ism-i Allâh‘dır ki cemî’ esmâ-i ilâhiyyenin hakāyıkını câmi’dir. Ve ona ism-i a’zam-ı tenzîlî derler ki lafz-ı Allâh, ism-i lafzî ve mecâzîdir. Ve hakîkatte ism-i a’zam, mezâhir-i esmâ olan kutbü’l-aktâbdır ki “abdullâh”dır. Ve ona ism-i a’zam-ı tekvînî derler ki ism-i hakîkîdir. Zîrâ isim, müsemmâya alâmet için vaz’ olunandır. Lafız ise, mutlak ta’rîf içindir. […]

BÜLBÜLÜN ÇEKDİĞİ ESMÂSI

Ve sâir mürgān [diğer kuşlar] miyânında mertebesi bülbülün dâstânî [hikayesi-zikri] esmâ-i sad- hezârdır. Ya’nî bülbülün çektiği bin ismdir. Bülbülün sâir mürgāndan menzilesi, insân-ı kâmilin sâir mevcûdâttan mertebesi gibidir. Zîrâ mazhar-ı ism-i a’zamdır ki cemî’-i esmâ ve sıfâtı câmi’dir. Ve bunda pervâneyi, âteş-i aşkda ihtirâk hasebiyle bülbül üzerine tercîh vardır. Zîrâ bülbül, şemm-i bûyla medhûş ve […]

KIBLE-İ HAKÎKÎ

  Ma’lûm ola ki, kıble-i hakîkî dedikleri, mü’minin kalbidir. Teveccüh yüzünü ol kıble-i hakîkîye tuta. Kaynak: İhsan KARA, Tasavvuf Istılâhları Literatürü Ve Seyyid Mustafa Râsim Efendi’nin Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil’i, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim DalI, Doktora Tezi I-II, 2003, İstanbul,  

ESMÂÜ’N-NEBİYY (salla’llâhu aleyhi ve sellem)

Muhammedün, Ahmedün, Hâmidün, Mahmûdün, Ahîdün, Vahîdün, Mâhin, Hâşirun, Âkibün, Tâ-hâ, Yâ-sîn, Tâhirun, Mutahhirun, Tayyibün, Seyyidün, Rasûlün, Nebiyyün, Râsûlü’r-rahmeti, Kayyim, Câmi’, Muktefin, Mukaffî, Rasûlü’l-melâhim, Rasûlü’r- râhati, Kâmilün, Kelîlün, Müddessirun, Müzzemmilün, Abdullâh, Habîbullâh, Safiyyullâh, Neciyyullâh, Kelîmullâh, Hâtemü’l-enbiyâ’, Hâtemü’r-rusül, Muhyî, Müneccin, Müzekkirun, Nâsırun, Mensûrun, Nebiyyü’r-rahmeti, Nebiyyü’t-tevbeti, Harîsun aleyküm, Ma’lûmün, Şehîrun, Şâhidün, Şehîdün, Meşhûdün, Beşîrun, Mübeşşirun, Nezîrun, Münzirun, Nûrun, […]

TASAVVUF ISTILÂHLARI LİTERATÜRÜ VE SEYYİD MUSTAFA RÂSİM EFENDİ’NİN ISTILÂHÂT-I İNSÂN-I KÂMİL’İ

Kaynak: İhsan KARA, Tasavvuf Istılâhları Literatürü Ve Seyyid Mustafa Râsim Efendi’nin Istılâhât-ı İnsân-ı Kâmil’i, T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Tasavvuf Bilim DalI, Doktora Tezi I-II, 2003İstanbul

ANNE VE BABAYA ŞÜKRETMEK

Hz. Şeyhu’l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruhu’l-athar), Futuhât-ı Mekkiyye’sinde beyan buyurdu ki: Göksel feleğin hareketinden meydana gelen gezegenlerin ışıklarının unsurlara bitişmesine gelince -ki unsurlar türeyen bütün şeylerin anasıdır-, Hakk onu cennet ehlinin cennette aynı anda bütün eş ve cariyeleriyle duyusal bir tarzda cinsel ilişkiye girebilmelerinin örneği yapmıştır. Nitekim bu birleşmeler de duyusaldır. Bu bağlamda bir geciktirme […]

BESİNLERİ BELİRLEME MERTEBESİNDEKİ HAKİKAT

  Hz. Şeyhu’l-Ekber Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruhu’l-athar), Futuhât-ı Mekkiyye’sinde beyan buyurdu ki: el-Mukit İlahi İsmi Bütün besinleri takdir etmiş olan Kulu için şeriat gönderen el-Mukit O bütün vakitleri takdir edendir Onları yaratmış, meydana getirmiş, rızık kılmış Abdulmukit, Abdurrezzak’ın ikiz kardeşidir; çünkü rızık, rızıklananın besinidir ve artmayan ve eksilmeyen özel bir miktara sahiptir. Başka bir ifadeyle […]

HAZRET-İ MEVLÂNÂ CELÂLEDDÎN-İ RÛMÎ (KUDDİSE SIRRUHU’S-SÂMÎ)

Osmânzâde Hüseyin VASSÂF (Kaddesa’llâhu sırrahû)  Efendimiz, Sefîne-i Evliyâ’da anlatıyorlar:   من چه كويم وصف آن عاليجناب نيست پيغمبر ولى دارد كتاب[1] Misbâh-ı esrâr-ı tarîkat, miftâh-ı envâr-ı hakîkat, nev-şuküfte-i gül-i gülzâr-ı ma’rifet bedreka-ı makâmât, âyîne-i kerâmât, sohbet-i velâyet-i (ولايخافون لومة لائم)[2], rûşen-i çeşm-i hidâyet “kalbuhû leyse bi-nâim”, sâki-i cezbe-i kayyûmî ve mahrem-i bâr-gâh-ı kurb-ı deyyûmî. Hz. […]

ŞEYH MUHAMMED NİYÂZÎ-İ MISRÎ (kuddise sırruhu’l-celî) ve MISRİYYE-İ HALVETİYYE

Osmânzâde Hüseyin VASSÂF (Kaddesa’llâhu sırrahû)  Efendimiz, Sefîne-i Evliyâ’da anlatıyorlar:   /72/ Şeyh Muhammed Niyâzî-i Mısrî Eâzım-ı evliyâu’llâhtan bir pîr-i rûşen-zamîrdir. Gül-zâr-ı Halvetî’nin nâdir yetiştirdiği güllerdendir.               O bi’smi’llâh ile çekmiş alem-i erbâb-ı îmâna               Cemî’-i kudsiyâna muktedâdır Hazret-i Mısrî               Bütün erbâb-ı irfâna tasarrufda müsellemdir             Celîs-i taht-ı kutbiyyet-fezâdır Hazret-i Mısrî   […]

CENÂB-I PÎR-İ DEST-GİR EBÛ’L-ALEMEYN SEYYİD AHMED er-RUFÂÎ (Kuddise sırruhu’l-alî)

Osmânzâde Hüseyin VASSÂF (Kaddesa’llâhu sırrahû)  Efendimiz Sefîne-i Evliyâ’da anlatıyorlar: /167/ Şeyh Hayrullâh Tâceddîn-i Rufâî’nin medhiyyesi:   Hazret-i Gavs-ı Rufâî zübde-i âl-i Rasûl Meslek-i zî-şânına hâdim olan pür-nûr olur Şedd olup bağla belin erkân-ı pîre Tâciyâ Hürmetine ceddinin cürmün senin mağfûr olur Silsile-i tarîkat-ı aliyyeleri ber-vech-i âtîdir:   – Serdâr-ı evliyâ vü asfıyâ Hz. İmâm Ali […]