GÜNDEM


THE PAGAN CHRİST/Pagan İsa (2007)

Yönetmen: Cynthia Banks

Senaryo: Michael Allcock

Ülke: Kanada

Tür: Belgesel

Vizyon Tarihi:06 Aralık 2007 (Kanada)

Dil: İngilizce

Müzik: Varouje

Oyuncular: Ann-Marie MacDonald

Çeviri: Emre Mutlu

Özet

”Hıristiyanlığın, Eski Mısır inançlarından evrimleşmiş olması mümkün mü?
Hatta Hazreti İsa’nın aslında tarihte hiç bir zaman var olmamış olması mümkün mü?
Anglikan bir rahibin kitabında yer alan tartışmalı bir teorinin öyküsü ve antik çağlara sürükleyici bir yolculuk. ”

Belgesel Metni

Da Vinci’nin Şifre’sine layık dini bir gizem. Hıristiyanlığın, eski Mısır inançlarından evrimleşmiş olması mümkün mü?
Hatta İsa’nın tarihte var olmamış olması bile mümkün mü?
Anglikan bir rahibin en çok satan kitabından tartışmalı bir teorinin öyküsü, ve antik döneme sürükleyici bir yolculuk: Pagan İsa Ben Ann-Marie MacDonald. Doc Zone’dasınız.

Dünyanın kabaca üçte biri aynı inancı paylaşmakta: Tanrı’nın oğlu İsa Noel Günü (25 Aralık) doğmuş, çarmıhta ölmüş ve Tanrı’nın gücüyle tekrar dirilmiştir. “…Ancak melek onlara dedi ki, ‘Korkmayın. Size bütün halkı sevindirecek müjdeyi getiriyorum…’” İsa’nın hikayesi Hıristiyanların çoğu için büyük anlam taşır. Bu hikaye onların inançlarını sabitleyen ve eylemlerine rehberlik eden adeta bir tutkaldır. “…size doğdu; O, Rab’bimiz olan Mesih’dir. İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış, yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.” Ancak, tüm hayatını Hıristiyanlığa adamış bir kişi tarihte İsa’nın yaşamış olduğuna dair kesinlikle hiç bir kanıtın olmadığı sonucuna vardı. Hıristiyanlık, ortaya çıktığı ilk yüzyıllarda oldukça büyük bir hata yaptı. içerdiği mesaj kelime kelime kağıda aktarılmıştı. Hristiyanlık diye bildiğimiz şeyin aslında nerede ve nasıl şekillendiği hala bir sis perdesinin ardındadır. Binlerce yıl uzaktaki karanlık bir sır, antik bir taş üzerindeki garip bir şifrede kilitlenmiş durumda. İsa’nın doğumundan 3000 yıl önce yazılmış olan şifrelerdeki sır, İsa’yla ilgili yeni bir hikayenin keşfini içeriyor.Sıradan insanlar, kendilerine söylenmemiş olan fakat söylenmesi gereken birçok şey olduğundan ve, gerçeklerin örtbas edildiğinden şüpheleniyorlar. Tom Harpur, kiliseyi korumak ve İsa’nın gerçek kimliğini gizlemek için bir örtbasın tasarlanmış olduğuna inanıyor.

Pagan İsa

Beytüllahim

Kutsal Doğum Kilisesi Beytüllahim’de, taştan bir duvarın içinde dar bir geçit bulunmakta. Bu geçit dünyadaki en kutsal yerlerden birine açılıyor. Hıristiyanlar, İsa’nın doğumunu kutlamak için yüzyıllardır buraya geliyor. Hikaye, İsa bu evde doğduğunda başladı. Sağlam bir oda. İlk Hıristiyanlar buraya dua etmek için bir alan inşa ettiler. Şimdi, İsa’nın doğduğu Kutsal Doğum Odası’nı ziyaret edeceğiz. Bugün itibariyle bu 2000 yıllık geçmişi olan bir hikaye. 25 Aralık’ta bu mağarada “bakirenin doğurmasıyla” başlayan bir hikaye. Gökyüzündeki bir yıldızın müjdecisi olduğu ilahi bir doğum. Hristiyan inanışına göre Tanrı’nın Oğlu’nun doğduğu yer tam olarak burası. Ve tüm dünyadaki Hristiyanlar için, bu yer aynı zamanda inançlarının başladığı yerdir. Ancak, burası aynı zamanda devam etmekte olan bir tartışmanın da merkezidir. İsa’nın dünyevi varlığını sorgulayanlar için bir başlangıç noktasıdır. Bunun bir geçmişi olabilir, ama peki bu “tarihi” midir?

Bu soruyu daha önce hiç sormamıştım. Tom Harpur40 yılı aşkın zamandır yüksek rütbeli bir Anglikan papazı olarak görev yapmakta. Ayrıca kendisi, Oxford Üniversitesi’nden Rodos Bursu almış ve en çok satan yazar sıfatına sahip olan bir İncil ve Yunan Kültürü profesörüdür. Tom Harpur tüm hayatı boyunca İncil’deki İsa’ya açık bir şekilde inandı. “Evet, mucizeleri pek sorgulamazdım. Yani, tarihte İsa’nın hiçbir zaman varolmadığı düşüncesi asla aklımın ucundan bile geçmemişti. Her zaman olduğu gibi basit bir şekilde gökten indi der geçersiniz. Ama şimdi Tom Harpur, inanç konusundaki yaklaşımlarında, kendisini diğer Hristiyanlar ile anlaşmazlık içerisinde buluyor.Bu şaşırtıcı fakat her dinin kalbindeki aynı gerçek şunu yüzüme vuruyor: Tanrı’dan bir parça hepimizin içinde var. İsa’dan, Buda’dan veya herhangi birinden önce de vardı. Bu, insan bilincinde yerleşiktir, bu demektir ki bizler Tanrı değiliz ama Tanrı’nın benzeriyiz. Ama Hıristiyanların birçoğuna göre Tanrı’yla iletişim, doğrudan İsa kanalıyla yapılır.

Burada, Kudüs’te, yalnızca bir kere gerçekleşen ve dünya üzerinde başka hiçbir yerde gerçekleşmemiş olan şey neydi?

“Evet, İsa kesinlikle burada çarmıha gerildi, gömüldü ve dirildi. bu nedenle çok önemlidir. Ancak…

” Hristiyanlık temalı bir park olan “Kutsal Topraklar Deneyimi”nde vaizler, İsa’nın hayatına daha çok vakıf olmak isteyenlere bilgi vermek için tiyatroları kullanıyor. “Sadece sen ve ben..” İsa’nın hikayesini canlandıranlardan biri Hıristiyan aktör Les Cheveldayoff. “Oh, Tanrım… Kalk!” İnsanlar acıyor ve sanırım diyorlar ki: “Belki, Tanrı’nın beni sevdiğine dair bir işaret yakalayabilirim.” Çünkü insanlar bunları daha önce dinlemişlerdi, hepimiz dinlemiştik, fakat izlemiş miydik?

İşte biz bu deneyimi buraya getiriyoruz, Tanrı kelimesini özgürce telaffuz edebileceğimiz ortamı sağlıyoruz.

“Kalk, ayağa kalk! Neyin var senin?”

“Kutsal Topraklar Deneyimi”nde canlandırılan her hikaye, kelimesi kelimesine İncil’i oluşturan dört kutsal kitaptan alınıyor. Merkezdeki karakter, dünyadaki hayatına vahşi bir çarmıha germe infazıyla son verilen İsa. İsa; çarmıha gerilerek ölmek, dirilmek ve cennete giden yolu göstermek için gelen Mesih’in bir parçasıdır. ve kabul etmek dışında yapabileceğiniz başka bir şey yok. ve insanlar bunu anlamıyor.

“Tanrım, tanrım, neden beni terkettin?”

İsa, Hıristiyanlık dininin idolü haline gelmiştir. O, herşeyin odak noktasıdır. Genellikle Tanrı hakkında değil, yalnızca İsa hakkında konuşuruz. Ancak, şaşırtıcı bir biçimde İncil’de İsa kendisinden pek bahsetmez. İsa insanlara Tanrı’yı işaret eder.

Kendi inancının ve İsa’nın hayatının daha iyi anlaşılması için yaptığı çalışmalarda Tom Harpur, İncil’deki dört hikayeyi de derinlemesine inceledi. Fakat 2000 yıl önce dünyada böyle bir insanın var olduğunu destekleyen çok az sayıda kanıt buldu. İsa’nın sözde biyografilerinde hayatına dair bilgi o kadar az sayıda ki hiç yok diyebilirim,Birbirleriyle çelişiyorlar, Matta’da anlatılan doğum hikayesi Luka’da anlatılan doğum hikayesi ile çelişiyor. Bu çelişkiler her yerde var.

Tom Harpur yalnız değil. Hristiyanlık üzerine altı kitabı bulunan Timothy Freke ve Peter Gandy de tarihte İsa’nın varolduğu fikrine karşı çıkıyorlar. İnciller inançla ilgili belgelerdir. Tarihle ilgili belgeler değillerdir. Bildiğim kadarıyla, akademik çevrelerde de uzun zamandır bu şekilde kabul ediliyor. Bunlar inançla ilgili belgelerdir. Dolayısıyla, onları bir kenara koyalım, Bu belgeleri İsa’nın hayatını temellendirmek için kullanamazsınız. Tarihte ilahi müdahaleler olmaz. Olaylara karşı sağduyulu bir yaklaşım vardır dolayısıyla geleneksel tarih bu nedenle korkarım ki yetersiz kalıyor.

Celile Denizi İsrail

Celile denizinin kıyılarında Hristiyan turistler, İsa’nın ilk dört havarisine vaaz verdiği ev olarak bilinen yerde toplanıyor. Tur rehberi olan David Redron, İsa’nın hikayesini anlatarak geçimini sağlıyor. Bundan 2000 yıl önce Nasıra’dan gelen Celile’li Hoca Joshuabu gölün kıyıları boyunca burada vekilliğini başlattı, ve dünyayı değiştirdi. Ne Nasıralı İsa veya Joshua’nın varolduğunu destekleyen herhangi bir fiziki kanıt, ne de İsa’nın varlığını teyit eden yazılı bir kanıt henüz bulunamamıştır. Malesef elimizde İsa’nın herhangi bir hikayesi yok, çünkü İsa hayattayken, Joshua diye biri hakkında yazılmış bir şeyler veya bir tasvir yok. Tarihi bilgileri, İncil’deki ayetleri okuyarak veriyoruz. M.S. 150′den öncesine dayanan eski metinde bir şekilde İsa’ya değinen yalnızca 24 ayet bulunuyor. Çoğu da belli belirsiz. Dünyayı saran büyük bir dinin üzerine inşa olduğu temel bu mu?

Tarihi metinlerdeki birkaç satırda yer alan bu denli yetersiz kanıt Tom Harpur’un, İsa’nın gerçekten yaşamış olup olmadığını sorgulamaya başlamasına neden oldu. Daha sonra, İsa’nın Beytüllahim’deki bir ahırda değil Eski Mısır’ın çöllerinde dünyaya geldiğini ifade eden 19. ve 20. yüzyılda yaşamış üç din bilgininin makalelerine rastladı.

Bu gizemli ve karmaşık kültür, sırlarını ancak yakın çağda ifşa etmeye başlamıştır. 200 yıl önce Napolyon’un ordusundaki bir asker, Nil Nehri yakınındaki bir kazı bölgesinde Rosetta taşını bularak endişe verici bir keşifte bulunur.

Bu keşif, Hristiyanlığı temelinden sarsacaktır. Taşı bulduklarında, bu taşın büyük bir önem kazanacağını çabucak farkettiler. Çünkü taşta 3 tane şerit vardı: Üstte Mısır hiyeroglifleri, ortada ne olduğundan pek de emin olamadıkları diğer bir şerit ve altta da Yunan yazıları olan şerit. Taşta, Eski Mısır’ın heykelleri, eserleri ve papirüslerindeki gizem perdesini aralayan, Yunanca, Eski Mısır dilinde ve hiyerogliflerle üç defa yazılmış bir kararname bulunuyordu. Ve bu ülkenin 3000 yıllık tarihine ve kültürüne ışık tutuyordu. Taş, Britanya Müzesinde bulunan kapsamlı Mısır arşivi ilgili çalışmalarda kullanılmıştır. Taş, bilindik ve etkileyici bir hikâyeyi de ortaya çıkarmıştır: İsa’nın hikayesi.Fırtınayı dindirmesi, suyun üzerinde yürümesi, topalın yürümesini sağırın duymasını, ölünün dirilmesini sağlaması, ölülerle iletişim kurması, cehenneme inmesi… bu böyle gider. Cebrail’in getirdiği Doğum hikayelerinde İsa’nın doğumunun duyurulması örneğinde şöyle bir önemli ayet vardır: “Doğru yol, hakikat ve yaşam benim…”Bu sözleri görür görmez bunların Eski Mısır’ın hiyerogliflerinden geldiğini farkettim… Büyük bir şok! Evet!

Harpur’un aklına şu soru geldi: İsa’nın hikayesi, aslında bir pagan tanrısının hikayesini mi temel alıyordu?

Dünyanın en eski dinlerinden birine ev sahipliği yapan Eski Mısır, Hristiyanların paganizm dedikleri şeyle Hıristiyanlık arasındaki benzerlikleri gösteriyor. Bu, tabiatın döngüsüyle ve sıklıkla güneş ile temsil edilen hayatın özüyle yani, doğum, ölüm ve diriliş ile ilgili bir inançtı. Doğanın en kudretli gücü olan güneşe tapmak Tanrı’ya tapmak anlamına geliyordu. Eski çağlar ki paganlar kara cahil, vahşi, ilkel değillerdi. Bizlere; felsefe, mimari, demokrasi, matematik ve bilimi getiren oldukça gelişmiş bir kültürleri vardı. Ayrıca çok gelişmiş bir maneviyata sahiplerdi. ve maneviyatlarının merkezinde de mistik inançlar vardı.

Luxor Tapınağı

http://www.tarihpedia.com/misir_tapinak_luxor.html

Mısır Bu inançların temelinde gizemli güneş tanrıları, yarı tanrı-yarı insan karakterler vardı. Bunlarla ilgili hikayeler, Firavunların tapınaklarının duvarlarındaki hiyerogliflerde yazılıdır. Ayrıca mistik inançların merkezinde ölen ve sonra dirilen bir Tanrı-insan veya Tanrı’nın oğluna ilişkin efsaneler bulunur. Hikayeyi inceleyecek olursanız bu tanrı-insanın, bir bakireden ve Tanrı’dan olduğunu ve 25 Aralık civarında doğduğunu görürsünüz. Bir düğünde suyu şaraba dönüştürür. Başka mucizeleri de vardır. 12 havarisi vardır. Sevgi öğretisini aşılar. Statükoyu ve dini otoriteleri kızdırır. Paskalya’da, genellikle çarmıha gerilmek suretiyle idam edilir.

Kitabımızın kapağına dikkat edecek olursanız İsa’ya benzeyen birinin resmi vardır. Ama o İsa değil. Bu paganların, ölen ve sonrasında dirilen tanrı-insanı. ve tabi ki, öldükten sonra geri gelir. bir tanrı-insanla iletişim kurmak istiyorsanız, onun bedenini ve kanını simgeleyen ekmek ve şarabı kullanırsınız. Ancak bu Hristiyanlık değil, Hristiyanlık öncesindeki paganizmdir. Şu an tapınağın içindeyiz. Buraya doğum evi veya doğum odası diyoruz. Burada ve önümüzdeki bazı şekillerde… Luxor tapınağındaki antik hiyeroglifler ilahi konularla ilgili gizemli bir mit hikayesini veya Tom Harpur’un iddia ettiği gibi bakirenin doğurmasını, annenin çocuğunu doğurduğu mağarayı ve bu çocuk tanrıyı ziyarete gelen üç bilge kişiyi tasvir ediyor. Bu, Hristiyanlığın doğum konusuyla ilgili anlattığı hikayeye, yaklaşık 2000 yıl önce gerçekleştiğini söyleyerek tarih veriyor olması haricinde bariz şekilde benzerdir. Bölümlerin birinde, Horus’u, yani güneş tanrısını görebilirsiniz. Bu çok önemli bir tanrıdır çünkü bu tanrı da aynı şekilde doğmuştur.

http://en.wikipedia.org/wiki/Horus

Horus’un görünüşüyle ilgili metinlerde, Harpur; “iyi çoban”, “tanrının kuzusu” ve “oğul” gibi Hazreti İsa’ya yönelik imalar buldu. Hepsi de, İncil’de bulunan ve herkes tarafından bilinen, Hazreti İsa’ya yapılan atıflardır.

Harpur, Horus ve İsa arasında 180 adet benzerlik olduğunu söylüyor.

Horus, Christus ve Iosa olarak da anılıyor. Bakire annesi de tanrıça İsis. İsis, Horus’u doğurduğunda, tıpkı bakire Meryem’in İsa’yı kucağında tuttuğu pozdaki gibi Horus’u kucağında tutuyordu. Meryem ile, Horus’u kucağında tutan İsis’in dizleri üzerinde durduğu görüntüler birbirine çok benzerdir, Günümüzde Avrupa’daki bazı kiliselerde, kilisenin bodrum katında, içinde siyah bir Meryem heykelinin olduğu süslü bir yer altı odası bulunur.

Siyah Meryem heykelindekiler, İsis ve Horus’tur. Horus bunun gibi birçok tanrıdan yalnızca biri. Harpur, diğerlerinden de düzinelerce kanıt buldu. Bunlardan bazıları Kahire’deki Coptic Müzesi‘ndeki Hristiyan tapınağında bulunabilir. Hepsinin benzer geçmişleri vardır, hepsi doğaüstü şekilde dünyaya gelmişlerdir, ve hepsine zulmedilmiştir. Bu, her birimizin doğduğumuzda Tanrı’nın bir parçası olduğumuzu, bir müjde olduğumuzu, ve bunun; materyalizm, hayvani tutkular veya herhangi başka bir şey tarafından yok edilmekle tehdit edildiği gerçeğinin bir iması veya simgesidir.

Coptic Müzesi’nin hemen yanında, Mısır’ın en eski kiliselerinden biri olan Saint Mark kilisesi bulunuyor.

Bu kilisede, İsa, Meryem ve Yusuf’tan oluşan Kutsal Aile’nin, İsrail’deki zulümden kaçtıklarındaki yolculuklarının hatırası anılır. Bu özel şahsiyet kanalıyla ilişki kurduğunuz şey Tanrı’dır, veya kainattır, veya hayatın gizemidir. Bu, hikayede vücut bulan, ölüm ve ruhani dirilişteki hikmeti anlamak ve bunları kendi içinizde de yaşamakla ilgilidir. böylece kendi içinizdeki İsa’yı keşfedersiniz. Saint Mark Kilisesi, Hristiyanlığın ilk zamanlarında inşa edildi. Bu dönem, Hristiyanların inançlarının ciddi olarak ayrıştığı bir dönemdi. Hiziplerden biri, Gnostikler olarak bilinen mistik bir tarikattı. Etten ve kandan oluşan bir İsa’ya inanan diğer Hristiyanlardan farklı olarak Gnostikler, İsa’nın veya kendi deyişleriyle Joshua’nın, mistik bir pagan tanrısı gibi olduğuna inanıyorlardı.

Bildiğiniz gibi, bu dönemde Hristiyanlığın ruhu adına büyük bir savaş verildi. ve Gnostikler kaybetti, Literalistler kazandı. Tüm tarih boyunca, bir savaşta veya mücadelede hikayeleri, neyin nasıl olduğunu yazanlar, kazananlar olmuştur. Joshua, İsa da denebilir, yalnızca bir Yunan ismi. Joshua inancı muhtemelen, İsa’nın doğduğunu düşündüğümüz tarihten en az 200 yıl geriye gider. Dolayısıyla, Gnostik mitolojisinin doğasını gerçekten anlayabilmek için Yeni Ahit’te anlatılan hikayeden tamamen sıyrılmanız gerek. Sayıları oldukça fazla olan Gnostik inciller, kendi incilinizi yazmanızı söyler, böylece bu topluluğa kabul edilmiş olursunuz. buradan hareketle, ne kadar çok incil olduğunu tahmin edebilirsiniz.Mitlerin tüm döngüsü böyledir. Bu Pagan tanrısına ait tüm bu hikayeleri anlatan Hristiyan yorumcular var ve hepsi, eşeğe binen tanrı-insanın hikayelerini de, ölen ve tekrar dirilen tanrı-insanın hikayelerini de kabul ediyorlar. Ama sanki gerçekten yaşanmışlar gibi bunlar kullanılıyor. Hristiyanlık diye bildiğimiz şeyin aslında nerede ve nasıl ortaya çıktığı ve şekil aldığı hala sis perdesinin ardındadır. Bu durum giderek açığa çıkıyor. Ve sanırım sıradan insanlar, kendilerine anlatılandan daha fazlasının anlatılmadığından şüpheleniyor. Ve gerçek şu ki; evet ortada bir örtbas ve aynı fikirde olmayanlara karşı bir zulüm vardı. Tom Harpur’a göre, Hristiyan alemi tarihteki en büyük ve en kanlı örtbasa öncülük etmiştir.

Via Sacra, kutsal yol, antik Roma’nın ana caddesidir, ve Roma’daki en önemli kutsal pagan bölgelerine gider. 4. yüzyılın başlarında tahta yeni geçmiş olan İmparator Konstantin’in yönetiminde olan ve büyük bir kaosun yaşandığı bir yerdi. Tüm Batı Roma İmparatorluğu çökmüş bir haldeydi. Konstantin,tahta geçmeye çalışan, imparatorluğun çeşitli bölgelerindeki diğer beş imparatorla savaşmak zorundaydı. Yani.. bilirsiniz.. aynı ulusal marşı hep bir ağızdan söylemek insanlar için oldukça önemli ve acil bir mesele haline gelmişti. Roma imparatorluğu bölünüyordu. Barbarlar sınırlara kadar gelmişti. İmparatorluğunu bir arada tutmaya çalışan Konstantin, ortada seçilebilecek neredeyse onlarca dini inanç olmasından dolayı rahatsızdı. Hıristiyanlık kanunlara aykırıydı ve Hıristiyanlığı seçenler zulüm görüp öldürülüyordu. Bu zulmü hatırlatan en ünlü şey Roma Kolezyumu’dur.

Ancak Tom Harpur bu zulümün farklı bir yönünü görmeye başlamıştı. Hristiyanlara başta eziyet edildi, ama iddia ettikleri kadar da değil, her neyse, ama bu zulüm bittikten sonra bu defa kendileri zulmeden taraf oldular. Oldukça merhametsiz bir hale geldiler ve Hıristiyan olmayan her ne varsa yakıp yıktılar. Hristiyanlığa karşı tutumdaki değişim, Konstantin’in imparatorluktaki düzeni koruma gereksinimine yönelik doğrudan bir tepkiydi. Milvian Köprüsü’ndeki zaferinden sonra, Hıristiyanlığı benimsedi ve ilk Hristiyan imparator ve Papa olmak için paganizmden Hristiyanlığa geçti, İstediği şey, tek tanrının ve tek impratorun olmasıydı.

Şuna tek İsa diyelim ve hikayeye sadık kalalım. M.Ö. 325′de Konstantin, İznik Konseyi’ni oluşturmak üzere Roma İmparatorluğu’nun başpiskoposlarını bir araya topladı. Amaçları, bir fikir birliğine varmaktı. Sonuçta, İsa’nın Tanrı’ya eşit olduğuna, ve günümüzde “İznik İman Açıklaması” olarak bilinen görüş üzerinde oybirliğine varıldı. “Tek bir Tanrı’ya, her şeye kadir olan babamıza, cennetin ve dünyanın, görünen ve görünmeyen her şeyin yaratıcısına,” ve tek bir Rab İsa Mesih’e iman ediyoruz.”Onun istediği şey birlikti, ve çoğunluk, Baba ile Oğulun eşit olduğu konusunda hemfikir olunca birlik sağlandı. Bundan sonra bunun dışındaki her şeyin sapkınlık olacağını söylediler. “…kurtuluşumuz için göklerden geldi. Kutsal Ruh ve Bakire Meryem’den vücut buldu ve insan oldu..”

Bununla aynı fikirde değilseniz, Romalıların zamanında sürgün edilirdiniz, ki bu ölüm anlamına gelirdi. Sürgününüz imparatorluk sınırları dışına olur, cezanız budur. Yani, yalan, hile, delilleri yok etme gibi yapmaya çalıştıkları şeyler aslında kesinlikle tek taraflıdır. Her şeyi tek bir hikaye etrafında bir arada tutmaya çalışıyorlardı. “Tek kutsal evrensel ve elçisel kiliseye inanıyoruz.” “Günahlarımızın affı için tek bir vaftiz tanıyoruz.” “Ölülerin dirilişini,” “ve sonsuz yaşamı bekliyoruz. Amin.”

Mutlak iktidarı sağlamak için Hristiyanlığın, mistik pagan bağlarıyla olan izleri yok edildi. İskenderiye Mısır Pagan dünyası bir tehdit olarak algılandı çünkü herkes bunların aynı şeyler olduğunu bliyordu.

Satın alınmış yorumcular diyor ki: “Durun bir dakika, Tanrı’nın oğlu İsa’yla ilgili üzerinde durduğunuz bu hikayeler,” “Dionysos efsaneleridir.” Tüm bu insanlar idam edildi, sürüldü, kitaplar yakıldı, tapınaklar yıkıldı, her şey yok edildi. Antik dünyayı söküp attılar. Mısır’ın İskenderiye şehrinde bulunan Serapeum adlı bu antik pagan tapınağında, Sarapis mezhebine mensup olanlar Tanrılarının ve Tanrıçalarının heykellerine yer altındaki karanlık tünellerde gizlice ibadet etmek zorunda bırakıldılar.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Serapis

Bu mağaralardaki raflarda güvenli bir şekilde gizlice saklanmaları için kendi inançlarına ait dini metinler, parşömenler ve papirüsler duruyordu. İddiaya göre Hristiyanlar, Serapeum tapınağındaki kütüphaneden kaldırılan kitapları yaktılar. Buradaki tüm kitapları yaktılar. O zamanlarda bu kitaplar, insanoğlunun bilgeliğinin yeryüzündeki en büyük derlemesiydi. Ve her şey ateşe verildi, çünkü bunlar sapkınlık olarak değerlendiriliyordu. Roma’dan gönderilmiş bir “encyclio” tüm bu metinlerin yok edilmesi gerektiğini söylüyordu. Gnostik inciller yalnızca şunlar olacaktı: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna. Bunlar dışındakiler sapkınlıktı.

Kutsal Doğum Kilisesi Beytüllahim

M.Ö. 476′de Roma İmparatorluğu yıkıldı. Ama ortodoksluk güçlendi. Konstantin’in ısrarı sonucunda İsa’nın kitabı kanun olmuştu. Kimileri bunun bir entrika olarak kasıtlı yapıldığından şüpheleniyor. Diğerleri ise, yalnızca daha kolay bir yol olduğu için böyle yapıldığını düşünüyor. Sıradan insanlar aşina oldukları hikayelerin yazılı halini kabul edebilirdi. St.Peter Meydanı Vatikan 5. yüzyılın sonlarında Papa, Hristiyanlara, Roma’daki St.Peter Kilisesinin önünde güneşe tapınmaya yönelik faaliyetleri durdurmalarını söyledi. Hıristiyanlığın önderleri, hemen M.S. 1 senesinde bir anda ortaya çıkmadı pek tabi. Hristiyanlığın merkez üssü olan Vatikan’da, St.Peter Bazilikası’nın altındaki mozaik tavanın tarihi 3. veya 4. yüzyıla kadar uzanmaktadır. kimileri bunun, pagan ve Hristiyan inançlarının kaynaştığının açık bir kanıtı olduğuna inanıyor. St. Peter Bazilikası‘nda, bir at arabasında oturan İsa resmi bulunmaktadır. Güneş-Tanrı, kanatlarıyla ve herşeyiyle orada. Hatta bence, Roma’daki yeraltı mezarlıklarında, onların açıklayamayacakları, bebek İsa veya bebek Horus’u simgeleyen birçok sarılı mumya figürü bulunuyor.Ve birçoğunun tepesinde bir güneş diski bulunuyor. Ancak Hristiyanlığın hikâyelerini Mısır mitolojisinden aldığı fikri muhafazakar Hristiyan din bilginlerinin çoğu için oldukça zorlayıcıdır. İsa’nın yaşamış olduğu, antik tarihteki olaylar içinde, gerçekleştiğinden en emin olunanlardan biridir. İsa’nın paganizmden ortaya çıktığı görüşü önde gelen Hristiyan din bilginlerine göre saçmadır. Bu din bilginleri, Harpur’un Mısır mitolojisini yanlış yorumladığını ve kanıtları dikkate almadığını iddia ediyor. Tom Harpur ise, Mısır tanrısı Horus ve İsa arasında bir bağlantı olduğuna inanıyor.Onunki, kelimesi kelimesine somut bir yaklaşımdan ziyade metaforlara dayanan bir yaklaşım. Bence o, tarihçilerin gerçekten güvenilir olarak kabul etmedikleri görüşleri benimsemek gibi bir hata yapıyor.

Tom’un kitabı, Hıristiyanlığın nasıl ortaya çıktığının topyekün yeniden incelenmesi üzerine yazılmış. Dolayısıyla acaba iyi bir şeyler yakalamış olabilir mi diye kitabı okudum, ve öyle olmadığı kanaatine vardım. Tom Harpur, inançları konusunda yalnız değil. Dünyanın en saygın din bilginlerinden bazıları Harpur’un Hıristiyanlığın kökeni ile ilgili teorisinin oldukça sakat olduğunu düşünüyor. Antik Mısır inançları ile Hıristiyanlık arasında mantıklı bir bağlantı kurulamayacağına inanıyorlar. Antik dinlerde, ölüp sonra tekrar hayata dönen az sayıda Tanrı vardır, fakat Mısırlıların dininde kesinlikle böyle bir şey yoktur. Bununla ilgili bir çok şey uydurmadır veya tarihi tasvirler arasında hiç bir bağlantı yoktur. Genel benzerliklerin açıklaması… Bunlar kendine özgü şeyler çünkü bir ölçüde benzerlik var gibi görünüyor, olmalı da, dolayısıyla Hristiyanlık buradan ortaya çıkmış deniyor. Böyle bir argüman olmaz. Bu, Mısırlıların dini ile uyumlu bir yaklaşım değil. Bu, oldukça karmaşık ve binlerce yıla kadar uzanıyor, ve tam bir açıklamasını bulmanın herhangi bir yolu yok.

Eski Kudüs’ün duvarları arasında bulunan Kutsal Mezar Kilisesi, bir pagan tapınağının bulunduğu yerin üzerine imparator Konstantin tarafından inşa ettirilmiştir. Konstantin, M.Ö. 326′da tam olarak buranın İsa’nın ölüp sonra dirildiği yer olduğuna hükmetti. Milyonlarca Hristiyan hacı, onun bu hükmünü mutlak bir gerçekmiş gibi kabul ediyor. Hristiyanlık, ölüp tekrar dirilen gerçek bir İsa üzerine kurulmuştur. Bence kanıtlar oldukça net. Tam olarak gerçek bu. Hıristiyanlar için dünyadaki en kutsal yer olarak bilinen ve ziyaretçilerin İsa’nın bedeninin havarileri tarafından yıkandığına inandıkları tam olarak bu noktada İsa’nın ölümünün yasını tutarlar. Her yıl ziyarette bulunan milyonlarca insan için Kutsal Mezar Kilisesi, İsa’nın varlığının mutlak bir kanıtıdır. İsa’nın tarihte gerçekten varolduğunun kanıtları su götürmezdir. Nasıralı İsa, Filistin’de yaşamış ve tozlu yollarında yürümüş ve Pontius Pilate tarafından çarmıha gerilmiş biriydi. Kilisenin altında bulunan kayalık oluşum İncil’de bahsedilen dirilişin yaşandığı yerle uyum gösteriyor. Bu tip kanıtlar, kimileri için İsa’nın varlığını teyit ediyor. Ortada, bağımsız olarak tanıklık eden 4 adet İncil var. Hepsi de 1. yüzyılın sonundan önce yazılmış. Bu, bilim insanları için tartışmasızdır. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’ya atfedilmelerine rağmen kimse İncilleri aslında kimin yazdığını bilmiyor. Ancak bunlar Hıristiyan ilahiyatının temelini oluşturuyor. Farklı İncil kayıtlarımız da var, ama onlar da İsa’nın insani varlığı ile hemfikirler. Ayrıca bazı dış kaynaklı kanıtar var, mesela Roma tarihçileri ve bu şahsın varolduğunu kabul eden alıntıların olduğu diğer yerler. Dış kaynaklarda, İsa benzeri bir şahısdan bahseden antik tarihi metinlerde çok sayıda ibare var, ama kimileri bundan pek emin değiller ve bu metinlerin çoğunun muğlak veya sahte olduğuna inanıyor. En büyük şüphe, 1. yüzyılda yaşamış saygın bir tarihçi olan Flavius Josephus’un, İsa’ya atıflar içeren çalışması üzerine örülmüştür.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Josephus

Josephus’un bir metninde bu adamın varlığına ilişkin çok sayıda güçlü kanıttan bahsediyor. Ortada, İsa ile ilgili ilginç bilgileri bize aktaran Yahudi bir tarihçi var. ama ta ki, bunları eleştirel bir gözle inceleyip, basit bir sahtecilikten ibaret olduğunu çabucak fark edene kadar. Birçok din bilgini, 4. yüzyılda Konstantin’in emri üzerine, İsa’ya ilişkin bu atıfların ilave edilmesi için Josephus’un çalışmasının yeniden yorumlandığını düşünüyor. Metinleri değiştiren kişinin ise, Konstantin’in sarayında oldukça etkili biri olan Rahip Eusebius olduğu düşünülüyor. Bu, çok büyük bir sahtekarlığın yapıldığı bir dönemdi. Bütün tarih içerisinde Hristiyanlığın ortaya çıkışını Konstantin’in gözde ilahiyatçısı Eusebius şekillendirmiştir. Ve Eusebius, yaptığı herşeyi Hristiyanlık adına yaptığı gerçeğine inanmaktadır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Arius

Sanırım bunlar konuşuldukça işler çok büyüyor, kaldı ki, bunlar tamamen uydurma çünkü böyle bir şeye ihtiyaç yok. Din bilginleri, İsa ile ilgili ifadelerinde bile, düşündüklerini yazmaktan sakınmışlardır, daha sonra bu ifadelere Hıristiyanların katkısı olmuş olabilir, ileri sürdükleri fikirler yine de, İsa’nın varlığına dair yapılan atıfın oldukça önemli bir kısmını oluşturuyor. Konstantin’in din değiştirmesi ve Hıristiyanlık için yaptığı şey Hıristiyanlığın tarihi ve gelişimi için oldukça büyük bir öneme sahip olmuştur. Fakat Konstantin kesinlikle, bazı insanların zannettiği gibi bir şeyleri “uydurmak” gibi aslı olmayan şeyler yapmadı. Uzunca bir zamandır Hıristiyanlık, batının birçok yerinde “kurumsal bir din” olarak, iyiye veya kötüye bir şekilde hizmet ediyor, hakkında iyi şeyler de bulunmaktadır, kötü şeyler de. Hıristiyanlık bir komplo teorisinin bir aktörü olacak şekilde kendisini kurgulamış, öyle mi?

Onlar herşeyi kontrol eden, herşeyi baskı altında tutan insanlar. Eğer bilseydik, bir şekilde özgür kalırdık. Şeytanca bir şekilde dolaplar çevirdiklerini söylemiyorum, fakat insanlar bir arada yaşamaya başlayıp, kurtuluşları için dine bağlandıklarında kaçınılmaz bir şekilde yoldan çıktılar. “Ben doğru yolum, hakikatim, ve yaşamım..”Dünyadaki 2 milyar Hıristiyan yanılıyor olabilir mi?

Elbette bunun hakkında düşündüm ve bu soruyu kendime sormam gerekiyor. Hristiyanlık sizi herşeye inanan bir saf olmaya değil, size öğretilen şeye inanmaya teşvik eder. İnsanlar iman hakkında eleştirel düşünmelidir. “Bana her kim inanır ve benimle yaşarsa asla ölmeyecektir..” Buna inanıyor musunuz?

İşte parka gelenleri görürüyorsunuz, gün boyunca görüyoruz, İki farklı gösteri izliyorlar. Kutsal Topraklar Deneyimi’nde günün en göze çarpan şeyi, İsa’nın dirilişinin sahnelenmesi. Birçok Hıristiyan için bu mucize, sonsuz yaşama olan inancın temelini oluşturuyor. İnsanlar bu sahneyi izlerken gözlerinden “işte budur!” dediklerini görebilirsiniz, bu çok hoşuma gidiyor. Ve bana göre de bu açıklayamayacağınız bir mucize ama bunun algılanması ve buna inanmak ancak imanla olur. Fakat Tom Harpur’a göre bu iman tartışmalıdır. Peki hala Hristiyan olarak kalmak mümkün mü?

Ürdün Nehri İsrail

Ürdün Nehri’nin kıyılarına Rumen bir tur grubu vaftiz olmak için gelmiş. Fakat onları ayinde yönlendirecek olan papaz, bu kutsal sularda yalnızca imanı tesis etmekle kalmıyor. Öncelikle kalbinizde İsa’yı bulmamışsanız bu kutsal yerde de onu bulamazsınız. Bunu açıklama çok zor. .hissetmeniz lazım. Nitekim imanın özü budur.

Tom Harpur’a göre İsa’nın içimizde olduğu doğru. Hrıstiyanlığın ilmi ile yüzyıllar öncesindeki pagan ilminin hiçbir farkı yoktu. Eskilerin deyimiyle: “Gökte neyse, yerde de öyledir.”Cennette her ne varsa o bizim içimizdedir. Tom Harpur’un vardığı sonuç, inancının en temel taşlarını yerinden oynattı. Tom Harpur’un pagan İsa kabulü, Hristiyanlığın kaideleri ile ilgili inancını değiştirdi. İncil, tüm ruhların mücadelesinin bir yansımasıdır.

İsa karakteri ise daha yüksek bir şahsiyeti temsil eder. “..ve Efendimizin zaferi onların üzerinde parladı, ve onları korku içinde bıraktı.” Aslında, yeni bir ışık olarak görülen İncil, Harpur’u kendi inancına daha çok yakınlaştırdı ve anlamları hakkında yeni bir yaklaşım biçimi kazandırdı. Hıristiyanlığın kalbinde bir sır var ve bu sır mistik dinlerde yankılanıyor ve bu durum Hıristiyanlık ile bu dinler arasında bir akrabalık olduğunu gösteriyor.

Bu sır neydi?

Bu sır; İncil’deki metne dayalı olan yaklaşımdaki gibi dizlerinizin üzerine çöküp, göğsünüze vura vura ne kadar azılı bir günahkar olduğunuzu söyleyip, rahmet kapısında merhamet için yalvarmak zorunda olduğunuz değildir.

Her birimizin içinde ilahi gücün bir zerresi bulunmakta.

Her birimizin içinde kendi kurtuluşumuzun tohumları var.

Bu hediyeyi hepimiz paylaşıyoruz.

Bunu farketmeniz lazım.

Kendi bakire doğumunuzu gerçekleştirmeniz lazım.

Bakire doğum içinizde gerçekleşen bir şey ve bunları anladığınızda gerçekten kim olduğunuzu fark edeceksiniz.

******************************

GÜNÜMÜZ HIRİSTİYANLARIN İSÂ’SI,
TYANA’LI APOLLONİUS

 

Yazabilirsin

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s