GÜNDEM

HAYALİNİ RÜYADA BİLE GÖREMİYORUM


Allah bilir vücudumdan ancak bir hayal kaldı.
Hayal sanıyorum ya,

hatta hayalin de bir hayali! [Müfret 1]

Nuh tufanını bastıran gözyaşım,

gönlümden senin sevgini mahvedemedi gitti. [51]

Gözyaşım, sevgilinin merhametsizliğinden şafak rengini aldı,

şefkatsiz talihe bak, bu işte başıma neler açtı? [102]

Doktorlara kanlı gözyaşlarımı gösterdim.

Dediler ki:

Aşk derdi, ciğerler yakan bir devası var mı? [223]

Gel, gel… emel köşkü pek temelsiz.

Şarap getir, ömrün yapısı yel üstüne kurulmuş.

Himmetine kulum, himmetine köleyim o kişinin ki

gök kubbe altında bağlılık rengini kabul eden her şeyden hürdür,

bağlanılabilecek her şeyden kurtulmuştur.

Sana ne söyleyeyim?

Dün gece sarhoş ve harap bir haldeyken

meyhanede gayp âleminin meleği,

bana ne müjdeler verdi:

*Bir ay yüzlüye mi gönül verdin ki?

Çünkü gönül, bütün dertlerden onun sevgisiyle kurtulur, şad olur.

Ey makamı Sidre olan yüce bakışlı doğan,

durağın mihnetlerle dopdolu olan bu bucak değil.

Sana Arşın korkuluğundan ıslık çalıyorlar.

Bilmem ki bu tuzakta ne var?

Ne buldun burada da buraya bu kadar yapıştın?

Bir nasihat vereyim, dinle ve tut.

Bu sözü tarikat Pîrimden duydum, ondan hatırımda kaldı.

Dönek tabiatlı dünyadan ahde vefa umma.

Çünkü bu kocakarı, binlerce damadın gelinidir.

Dünya gamını yeme.

Nasihatim hatırından çıkarma.

Bu aşk nüktesini bir yol erinden duyup belledim:

Tanrı tarafından verilen kısmetine razı ol, alnını kırıştırma.

Tercih etme kapısını ne sana açtılar, ne bana!

Gülün gülümsemesinde ahde vefa nişanesi yok.

Ağla bülbül, ağla ki tam ağlanacak iş, tam feryat edilecek çağ.

Ey düşük, bozuk şiirler yazan.

Hâfız’a neye hased ediyorsun?

Şiire kabiliyet ve güzel şiir yazma tanrı vergisi. [21]

Biyâ ki Kasr-ı “emel sâht sûst bunyâdest

Bıyâr bade ki bunyâd-ı ömr bebâdest

37‏

 

بيا که قصر امل سخت سست بنيادست

بيار باده که بنياد عمر بر بادست

 

غلام همت آنم که زير چرخ کبود

ز هر چه رنگ تعلق پذيرد آزادست

 

چه گويمت که به ميخانه دوش مست و خراب

سروش عالم غيبم چه مژده‌ها دادست

 

که ای بلندنظر شاهباز سدره نشين

نشيمن تو نه اين کنج محنت آبادست

 

تو را ز کنگره عرش می‌زنند صفير

ندانمت که در اين دامگه چه افتادست

 

نصيحتی کنمت ياد گير و در عمل آر

که اين حديث ز پير طريقتم يادست

 

غم جهان مخور و پند من مبر از ياد

که اين لطيفه عشقم ز ره روی يادست

رضا به داده بده وز جبين گره بگشای

که بر من و تو در اختيار نگشادست

 

مجو درستی عهد از جهان سست نهاد

که اين عجوز عروس هزاردامادست

 

نشان عهد و وفا نيست در تبسم گل

بنال بلبل بی دل که جای فريادست

حسد چه می‌بری ای سست نظم بر حافظ

قبول خاطر و لطف سخن خدادادست

 

Senin bir gülmene sürahi gibi can verdiğim zaman dilerim,

namazımı senin sarhoşların kılsın.

Ben kötülüklere bulaşmış bir adamım.

Namazım da doğru ve makbul bir namaz değil.

Onun için meyhanede yanıp yakılmam eksik olmuyor.

Hayalin, mescitte hatırıma geldi mi iki kaşını mihrab edinirim,

meyhanede geldi mi kemençeye yüz tutarım.[345]

Sabah çağına kadar uykusuz gözlerimde yüzünün hayali vardı. [356]

Vuslat nerde?

Ondan vazgeçtik, hayalini rüyada bile göremiyorum.,

vuslatı nasip olmuyor, bari hayalini görmek nasip olsaydı! [449]

Beni mum gibi öyle bir yakıp yandırdın ki

sürahi bile halime ağladı,

çenk bile feryada geldi.

Ey seher yeli, bir çaren varsa tam vakti…

Lütfet, çünkü hasret derdi, canıma kıymak üzere.

 [109]

 

Kaynak: HÂFIZ DİVÂNI ŞİRÂZÎ Çeviren: ABDÜLBÂKIY GÖLPINARLI, MEB, 1992, İstanbul

Not: Numaralar beyitlerin bulunduğu gazeli işaret eder.

 

BAŞA DÖN